Konusunu Oylayın.: Sahabenin, Hz Ali’nin görüşlerine uymadığı iddiasına ne dersiniz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sahabenin, Hz Ali’nin görüşlerine uymadığı iddiasına ne dersiniz?
  1. 18.Haziran.2013, 19:35
    1
    Misafir

    Sahabenin, Hz Ali’nin görüşlerine uymadığı iddiasına ne dersiniz?

  2. 18.Haziran.2013, 19:47
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Sahabenin, Hz Ali’nin görüşlerine uymadığı iddiasına ne dersiniz?




    Sahabenin, Hz Ali’nin görüşlerine uymadığı iddiasına ne dersiniz?


    Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in sahabeler arasında ilim, takva ve basiretiyle zirvede olduklarını yine Buhari, Müslim* gibi hadis ve sahih siyer ve tarih kaynaklarından öğreniyoruz.

    Hz. Ömer’in veya başkasının bir -iki meseleyi, özellikle yeni bir hükmü içeren bir konuyu bilmemesi son derece normaldir. Bu durum, onların başka konuları bilmediği anlamına gelmez.

    Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Eski ümmetlerde ilhama mazhar zatlar vardı. Eğer benim ümmetimde de bazı kimseler varsa Ömer onlardandır.” (Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 23-2398)

    Abdullah b. Abbas anlatıyor: Ömer b. Hattâb teneşirinin üzerine kondu. Ve kaldırılmadan önce halk ona dua ve sena ederek, Allah’tan rahmet dileyerek etrafını sardılar. Ben de içlerinde idim. Arkamdan biri omuzumdan tutunca* irkildim bir de baktım ki, Ali’dir.* Ömer'e rahmet okudu ve şunu söyledi: “Yeminle söylüyorum ki, geriye bıraktıkların arasında senden daha fazla onun ameli gibi bir amelle Allah'a kavuşmak istediğim kimse yoktur. Ben Allah'ın seni iki dostunla birlikte koyacağını biliyordum. Çünkü ben çok defa Resûlüllah’ın:

    “Ben Ebû Bekr ve Ömer'le beraber geldim; Ebû Bekr ve Ömer'le be¬raber girdim; Ebû Bekr ve Ömer'le beraber çıktım.” buyururken işitiyordum. Ve seni Allah'ın onlarla beraber edeceğini umuyordum (yahut biliyordum).” (Müslim, Fedail 14 -2389)

    Hz. Ömer’in arzusuna uygun “Makam-ı İbrahim’in namazgâh olması, kadınların örtünmesi, Hz. Peygamberin eşlerini boşaması halinde, Allah’ın kendisine onlardan daha iyisini vereceği şeklinde üç konuda üç ayetin indiği" gerçeğini yine en sahih hadis kaynaklarında görmekteyiz. (bk. Buhari, Talak, 32; Tefsir/Bakara 9,* Ahzab* 8, Tahrim 1; Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 24-2399).

    Bir hadiste efendimiz şöyle buyurmuştur: “Benden sonra hilafet 30 yıldır.” Ve bu hadisin verdiği 30 yıllık süreç, dört raşit halifenin 29 yıl ve 6 aylık süresi yanında Hz. Hasan’ın 6 aylık hilafet süresi şeklinde değerlendirilmiştir.* (bk. Nevevî, Şerhu Müslim, 12/201).

    Güzel bidatler tabiri “Hz. Peygamber zamanında olmayıp da sonradan ortaya çıkan güzel şeylerdir.” Bunlar aslında bidat değildir. Çünkü bidat dinin aslına ilişen ve resulullah’ın sünnetini ortadan kaldıran kötü şeylerdir.

    Örneğin, Hz. Ömer’in “Cemaatle kılınan teravih namazı” için bu “güzel bidattır” demesi, onun İslam’a ne kadar bağlı olduğunu gösteren bir göstergedir. Çünkü gerçekten bu bir bidat değildir. Zira Hz. Peygamber Teravih namazını az da olsa bir kaç gün camide cemaatle kıldığı bilinmektedir. Buna rağmen, Hz. Ömer, Hz. Peygamberin vacip olur endişesiyle, ümmetine olan şefkatinden ötürü cemaatle teravih namazını daha fazla sürdürmemiştir. İşte Hz. Ömer bu inceliği dikkate aldığı için çok samimi bir şekilde buna “güze bidat” demiştir.

    Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’le ilgili övücü ayetlerin olduğu da bilinmektedir. *

    Hayatı boyunca, çok sevdiği eşi ve Kur’an’ın açık ifadeleriyle iffeti, temizliği tescil edilen Hz. Aişe’ye karşı kin tutmak gerçekten dini açıdan bir cinnettir. Bu cinayeti işleyenler, yarın Hz. Peygamberden nasıl şefaat beklerler.

    Allah, bildiğimiz dört halifeyi de halife yapmak istemiştir. Ve bunları halife yaparken de onların ömürlerini de nazara almış ve ona göre sıraya koymuştur. Eğer Hz. Ali ilk başta halife olsaydı, diğer halifelerden hiç biri halife olamazdı. Çünkü Hz. Ali diğer üç halifeden sonra şehit edilmiştir.

    Bize göre, eğer Hz. Ali hilafetin kendi hakkı olduğu halde cebren bunun kendisinden gasbedildiği anlayışında olsaydı, bir saat bile buna müsaade etmez ve hemen ortaya çıkardı.

    Şiaların “takiye” dedikleri şey, Hz. Ali gibi bir şecaat simgesi, bir İslam kahramanına yapılan en büyük bir haksızlıktır. Onu korkaklıkla itham etmektir.

    Bize göre, Hz. Ali Sahabeler arasında ilim, takva, şecaat bakımından en zirve olan bir şahsiyettir. Onun zamanındaki olaylar, onun yüzünden değil, karşı taraf olanlar yüzünden ortaya çıkmış, özellikle hariciler tarafından bir terör estirilmiştir. Hz. Ali gerek Cemel, gerek Sıffin vakasında kesin olarak haklıdır. Fakat* karşısında, özellikle Cemel vakasında, karşı tarafta yer alan Hz. Zübeyr ve Hz. Talha da, Hz. Ali gibi cennetle müjdelenmiş kişilerdir. Bu sebeple bu konuya daha dikkatli yaklaşmak gerekir.

    Bize göre, bu konuyu kurcalayıp, Şii-Sünni bölünmesini körüklemek, İslam’a ve Müslümanlara yapılan en büyük bir kötülüktür. Sözlerimizdeki dikkat, bu sorumluluğun bir yansımasıdır.

    Son olarak hepimize ciddi ve hayırlı bir ders olan Bediüzzaman hazretlerinin şu ifadelerine kula verelim:

    “Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu manasız ve hakikatsız, haksız, zararlı olan nizaı aranızdan kaldırınız. Yoksa şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlub ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mabeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz'î meseleleri bırakmak elzemdir.” (Lem'alar, 26 )


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    *


  3. 18.Haziran.2013, 19:47
    2
    Devamlı Üye



    Sahabenin, Hz Ali’nin görüşlerine uymadığı iddiasına ne dersiniz?


    Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in sahabeler arasında ilim, takva ve basiretiyle zirvede olduklarını yine Buhari, Müslim* gibi hadis ve sahih siyer ve tarih kaynaklarından öğreniyoruz.

    Hz. Ömer’in veya başkasının bir -iki meseleyi, özellikle yeni bir hükmü içeren bir konuyu bilmemesi son derece normaldir. Bu durum, onların başka konuları bilmediği anlamına gelmez.

    Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Eski ümmetlerde ilhama mazhar zatlar vardı. Eğer benim ümmetimde de bazı kimseler varsa Ömer onlardandır.” (Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 23-2398)

    Abdullah b. Abbas anlatıyor: Ömer b. Hattâb teneşirinin üzerine kondu. Ve kaldırılmadan önce halk ona dua ve sena ederek, Allah’tan rahmet dileyerek etrafını sardılar. Ben de içlerinde idim. Arkamdan biri omuzumdan tutunca* irkildim bir de baktım ki, Ali’dir.* Ömer'e rahmet okudu ve şunu söyledi: “Yeminle söylüyorum ki, geriye bıraktıkların arasında senden daha fazla onun ameli gibi bir amelle Allah'a kavuşmak istediğim kimse yoktur. Ben Allah'ın seni iki dostunla birlikte koyacağını biliyordum. Çünkü ben çok defa Resûlüllah’ın:

    “Ben Ebû Bekr ve Ömer'le beraber geldim; Ebû Bekr ve Ömer'le be¬raber girdim; Ebû Bekr ve Ömer'le beraber çıktım.” buyururken işitiyordum. Ve seni Allah'ın onlarla beraber edeceğini umuyordum (yahut biliyordum).” (Müslim, Fedail 14 -2389)

    Hz. Ömer’in arzusuna uygun “Makam-ı İbrahim’in namazgâh olması, kadınların örtünmesi, Hz. Peygamberin eşlerini boşaması halinde, Allah’ın kendisine onlardan daha iyisini vereceği şeklinde üç konuda üç ayetin indiği" gerçeğini yine en sahih hadis kaynaklarında görmekteyiz. (bk. Buhari, Talak, 32; Tefsir/Bakara 9,* Ahzab* 8, Tahrim 1; Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 24-2399).

    Bir hadiste efendimiz şöyle buyurmuştur: “Benden sonra hilafet 30 yıldır.” Ve bu hadisin verdiği 30 yıllık süreç, dört raşit halifenin 29 yıl ve 6 aylık süresi yanında Hz. Hasan’ın 6 aylık hilafet süresi şeklinde değerlendirilmiştir.* (bk. Nevevî, Şerhu Müslim, 12/201).

    Güzel bidatler tabiri “Hz. Peygamber zamanında olmayıp da sonradan ortaya çıkan güzel şeylerdir.” Bunlar aslında bidat değildir. Çünkü bidat dinin aslına ilişen ve resulullah’ın sünnetini ortadan kaldıran kötü şeylerdir.

    Örneğin, Hz. Ömer’in “Cemaatle kılınan teravih namazı” için bu “güzel bidattır” demesi, onun İslam’a ne kadar bağlı olduğunu gösteren bir göstergedir. Çünkü gerçekten bu bir bidat değildir. Zira Hz. Peygamber Teravih namazını az da olsa bir kaç gün camide cemaatle kıldığı bilinmektedir. Buna rağmen, Hz. Ömer, Hz. Peygamberin vacip olur endişesiyle, ümmetine olan şefkatinden ötürü cemaatle teravih namazını daha fazla sürdürmemiştir. İşte Hz. Ömer bu inceliği dikkate aldığı için çok samimi bir şekilde buna “güze bidat” demiştir.

    Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’le ilgili övücü ayetlerin olduğu da bilinmektedir. *

    Hayatı boyunca, çok sevdiği eşi ve Kur’an’ın açık ifadeleriyle iffeti, temizliği tescil edilen Hz. Aişe’ye karşı kin tutmak gerçekten dini açıdan bir cinnettir. Bu cinayeti işleyenler, yarın Hz. Peygamberden nasıl şefaat beklerler.

    Allah, bildiğimiz dört halifeyi de halife yapmak istemiştir. Ve bunları halife yaparken de onların ömürlerini de nazara almış ve ona göre sıraya koymuştur. Eğer Hz. Ali ilk başta halife olsaydı, diğer halifelerden hiç biri halife olamazdı. Çünkü Hz. Ali diğer üç halifeden sonra şehit edilmiştir.

    Bize göre, eğer Hz. Ali hilafetin kendi hakkı olduğu halde cebren bunun kendisinden gasbedildiği anlayışında olsaydı, bir saat bile buna müsaade etmez ve hemen ortaya çıkardı.

    Şiaların “takiye” dedikleri şey, Hz. Ali gibi bir şecaat simgesi, bir İslam kahramanına yapılan en büyük bir haksızlıktır. Onu korkaklıkla itham etmektir.

    Bize göre, Hz. Ali Sahabeler arasında ilim, takva, şecaat bakımından en zirve olan bir şahsiyettir. Onun zamanındaki olaylar, onun yüzünden değil, karşı taraf olanlar yüzünden ortaya çıkmış, özellikle hariciler tarafından bir terör estirilmiştir. Hz. Ali gerek Cemel, gerek Sıffin vakasında kesin olarak haklıdır. Fakat* karşısında, özellikle Cemel vakasında, karşı tarafta yer alan Hz. Zübeyr ve Hz. Talha da, Hz. Ali gibi cennetle müjdelenmiş kişilerdir. Bu sebeple bu konuya daha dikkatli yaklaşmak gerekir.

    Bize göre, bu konuyu kurcalayıp, Şii-Sünni bölünmesini körüklemek, İslam’a ve Müslümanlara yapılan en büyük bir kötülüktür. Sözlerimizdeki dikkat, bu sorumluluğun bir yansımasıdır.

    Son olarak hepimize ciddi ve hayırlı bir ders olan Bediüzzaman hazretlerinin şu ifadelerine kula verelim:

    “Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu manasız ve hakikatsız, haksız, zararlı olan nizaı aranızdan kaldırınız. Yoksa şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlub ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mabeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz'î meseleleri bırakmak elzemdir.” (Lem'alar, 26 )


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    *





+ Yorum Gönder