Konusunu Oylayın.: İnsanların fiillerinin Allah’ın sıfatlarına taalluk etmesi ne demektir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İnsanların fiillerinin Allah’ın sıfatlarına taalluk etmesi ne demektir?
  1. 17.Haziran.2013, 18:23
    1
    Misafir

    İnsanların fiillerinin Allah’ın sıfatlarına taalluk etmesi ne demektir?

  2. 20.Haziran.2013, 01:54
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,654
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: İnsanların fiillerinin Allah’ın sıfatlarına taalluk etmesi ne demektir?




    1. İnsanların fiillerinin Allah’ın sıfatlarına taalluk etmesi ne demektir? 2. Bu taalluk zamanla mukayyet midir? 3. Bir haram işlense Allah’ın gazabına taalluk etse bu taalluktan önce gazabında bir taalluk eksiği olmuş olmaz mı? Her türlü eksiklikten münezzehtir derken nasıl anlamalıyız? 4. Yaratmanın devam etmesi demek her şey yokluktayken yaratma sıfatının hiç çalışmıyorken her geçen an varlığa bürünen mahlûklar adedince daha önceden olmayan bir tecelli artışıyla muhatap olduğu anlamına gelmez mi? 5. Allah’ta bir eksilme ve artma yok demek doğru mudur nasıl anlamalıyız?


    1) İnsanların fiillerinin Allah’ın sıfatlarına taalluk etmesi, bu fiillerin Allah’ın dışında bağımsız bir surette meydana gelemeyecekleri anlamına gelir. Kanaatimizce, bu ifadenin doğrusu: “Allah’ın sıfatlarının insanların fiillerine taalluku” şeklinde olmalıdır.

    Bu ifadeler, insan fiilleri ile Allah’ın sıfatları arasında, bir alaka, bir ilişkinin olduğunu gösterir. Bu ilişki insanın cüzî iradesi ile Allah’ın külli iradesi arasındaki ilişkidir.

    Buna göre insan fiilleri, bir kimsenin kendi kudret ve iradesini bir fiile yönlendirdiği anda Cenab-ı Hakk'ın kudret ve tekvin sıfatlarının teveccüh ve taalluk ile o fiili yaratmasıyla meydana gelir.

    2) İnsanın bütün fiilleri zamanla kayıtlı olduğuna göre, bu taalluk da zamanla mukayyettir. Bundan yola çıkarak, Allah’ın sıfatlarının da zamanla sınırlı olduklarını söylemek doğru olmaz. Çünkü Allah’ın sıfatları ezelidir. Zaman yok iken onlar vardı. Buradaki “zamanla kayıtlı olma” kaydı, Allah’ın sıfatlarına değil, insanın fiillerine yöneliktir. Zira şu bir gerçektir ki, bizi bir kaç yıl önce Allah yarattı. Onun beni/bizi yaratması bir zaman içerisinde olmuştur.

    Fakat bu zaman içerisinde yaratılmamız, Allah’ın sıfatlarının da zaman dilimine hapsedildiği anlamına gelmez. Bunun gibi, biz -cüzi irademiz ve kesbimizle- bir tarlaya mısır tohumunu ekeriz; bu bizim fiilimizdir. Allah ise, -külli iradesiyle- bu fiilimizin sonucunu yaratarak ektiğimiz tohumu başaklar halinde sümbüllendirir.

    “Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi? Eğer isteseydik onu kuru çöp haline getirirdik, siz de şaşıp kalır, pişman olurdunuz.” (Vakıa, 56/63-65) mealindeki ayetlerde bu gerçeğe işaret edilmiştir.

    3) İlahî sıfatların bilfiil ezelden beri fiillere taalluk etmesi zorunluğu yoktur. Allah’ın kudreti, ilmi, iradesi, kâinatı yaratmadan önce de vardı. Özellikle Allah’ın fiili sıfatları, söz konusu fiillerin yaratılmasıyla alakalıdır. Mesela: Rezzak ismi, ancak canlıların yaratılmasıyla tecellisi söz konusudur. Bunda Allah’ın noksansız sıfatlarına herhangi bir halel getirmesi söz konusu değildir. Aksi takdirde bütün varlıkları ezeli kabul etmek gerekir ki bu bir safsatadır. Bir mühendis, bir mimar, bir inşaat projesi, yapmadan, bir bina inşa etmeden de mühendistir, mimardır.

    İnsanın fiilleri ile Allah’ın sıfatları arasındaki alaka daha çok, kesb (insanın fiili) ve yaratma ilişkisi olup tekvini şeriatın kanunları çerçevesinde değerlendirilir. İnsan yapar, Allah yaratır. İnsan evlenir, Allah çocuk verir. İnsan yemek yer, Allah doyurur. İnsan tohum eker, Allah yeşertir...

    Sevap ve günahlarla ilgili fiiller ise, bir yandan tekvini yanları olmakla beraber, asıl konuşulacak yerleri teşrii prensiplerdir.

    Mesela: İnsan küfrü tercih eder; Allah da bu küfrü yaratır. Bu tekvini cihettir. Fakat Allah kullarının küfrü tercih etmelerine razı değildir. Yine, insan imanı tercih eder; Allah da bunu yaratır. Bu işin tekvini tarafı olup yaratmayla alakalıdır. Teşrii açıdan bakıldığı zaman, Allah kullarının küfrü tercih etmelerinden hoşnut olmaz, ama onların iman etmelerinden hoşlanır. Aşağıda meali verilen ayette bu husus vurgulanmıştır.

    “Eğer inkâr edecek olursanız bilin ki Allah sizden müstağnidir, hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, ama kullarının inkâra sapmalarına razı olmaz. Eğer şükrederseniz, bundan hoşnut olur. Hiçbir kimse başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda hepinizin dönüşü Rabbinize olacak ve O da yaptıklarınızı size tek tek bildirecek ve dilerse bunların karşılığını verecektir. Gerçekten O, kalplerin en derin yerinde olan şeyleri dahi bilir.” (Zümer, 39/7)

    Demek ki, küfür doğrudan Allah’ın gazabını, iman ise onun rızasını celbeder. Ama istemediği halde kulunun tercih ettiği küfrü ve günahları da o yaratır. Bu, imtihanın adalet yönünü, kulun hürriyetini dikkate alan bir yaklaşımdır.

    4) Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Allah’ın bütün sıfatları ezeli ve ebedidir. Bunların bir yerde tecelli etmemesi, herhangi bir noksanlık anlamına gelmez.

    Allah’ın zatî, subutî, selbi sıfatları genellikle başka varlıklara bakmaksızın Zat-ı akdesi tanımlıyor. Mesela: Allah’ın “kadim, semi, basir” (önsüz, her şeyi hakkıyla işiten, gören) sıfatlarına sahip olması, onun fiillerini değil, zat-ı akdesini niteliyorlar.

    Fiili sıfatlar ise, fiillerin yaratılması esnasında tecelli ederler. Yaratırken, Halık, rızk verirken, Rezzak, canlandırırken, Muhyî, öldürürken Mümit isimleri tecelli eder.

    Bunların sonradan tecelli etmeleri ezeli olmalarına aykırı değildir. Zira bu fiiller olsun, olmasın, Allah’ın rızık verme, yaratma, canlandırma, öldürme şuunatı ezelden beri vardır. Bir doktor reçete yazmadığı zaman da doktordur. Bir alim öğrenciye ders vermediği zaman da alimdir. Bir cerrah ameliyat yapmadığı zaman da cerrahtır... Bu sebepledir ki, ehl-i sünnet alimlerinden Eşariler, Allah’ın yaratmakla ilgili olan Tekvin sıfatının Kudret sıfatı içinde olduğunu söylüyorlar. Yani, Allah’ın kudret sıfatı ezelidir. Evreni yaratmadan önce de bu sıfat vardı. Yarattığı zaman ise bu kudretin bir tezahürü olan tekvin tecellisi ortaya çıkar.

    5) Allah’ta bir artma ve eksilmenin olmadığı gerçeğinden daha açık bir gerçek olamaz. Çünkü artma veya eksilme, dışarıdan ve içeriden bir etkinin tesiriyle ortaya çıkan ve sonradan var edilen yaratıkların ayrılmaz bir vasfıdır.

    Böyle hâdis/sonradan olanların en açık bir özelliği olan bu vasıfların, -deyiş yerindeyse- Ezeli olan Allah’ın ezeliyet semtine uğramaları imkânsızdır.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  3. 20.Haziran.2013, 01:54
    2
    Moderatör



    1. İnsanların fiillerinin Allah’ın sıfatlarına taalluk etmesi ne demektir? 2. Bu taalluk zamanla mukayyet midir? 3. Bir haram işlense Allah’ın gazabına taalluk etse bu taalluktan önce gazabında bir taalluk eksiği olmuş olmaz mı? Her türlü eksiklikten münezzehtir derken nasıl anlamalıyız? 4. Yaratmanın devam etmesi demek her şey yokluktayken yaratma sıfatının hiç çalışmıyorken her geçen an varlığa bürünen mahlûklar adedince daha önceden olmayan bir tecelli artışıyla muhatap olduğu anlamına gelmez mi? 5. Allah’ta bir eksilme ve artma yok demek doğru mudur nasıl anlamalıyız?


    1) İnsanların fiillerinin Allah’ın sıfatlarına taalluk etmesi, bu fiillerin Allah’ın dışında bağımsız bir surette meydana gelemeyecekleri anlamına gelir. Kanaatimizce, bu ifadenin doğrusu: “Allah’ın sıfatlarının insanların fiillerine taalluku” şeklinde olmalıdır.

    Bu ifadeler, insan fiilleri ile Allah’ın sıfatları arasında, bir alaka, bir ilişkinin olduğunu gösterir. Bu ilişki insanın cüzî iradesi ile Allah’ın külli iradesi arasındaki ilişkidir.

    Buna göre insan fiilleri, bir kimsenin kendi kudret ve iradesini bir fiile yönlendirdiği anda Cenab-ı Hakk'ın kudret ve tekvin sıfatlarının teveccüh ve taalluk ile o fiili yaratmasıyla meydana gelir.

    2) İnsanın bütün fiilleri zamanla kayıtlı olduğuna göre, bu taalluk da zamanla mukayyettir. Bundan yola çıkarak, Allah’ın sıfatlarının da zamanla sınırlı olduklarını söylemek doğru olmaz. Çünkü Allah’ın sıfatları ezelidir. Zaman yok iken onlar vardı. Buradaki “zamanla kayıtlı olma” kaydı, Allah’ın sıfatlarına değil, insanın fiillerine yöneliktir. Zira şu bir gerçektir ki, bizi bir kaç yıl önce Allah yarattı. Onun beni/bizi yaratması bir zaman içerisinde olmuştur.

    Fakat bu zaman içerisinde yaratılmamız, Allah’ın sıfatlarının da zaman dilimine hapsedildiği anlamına gelmez. Bunun gibi, biz -cüzi irademiz ve kesbimizle- bir tarlaya mısır tohumunu ekeriz; bu bizim fiilimizdir. Allah ise, -külli iradesiyle- bu fiilimizin sonucunu yaratarak ektiğimiz tohumu başaklar halinde sümbüllendirir.

    “Ektiğiniz tohuma baksanıza! Siz mi onu yetiştiriyorsunuz Biz mi? Eğer isteseydik onu kuru çöp haline getirirdik, siz de şaşıp kalır, pişman olurdunuz.” (Vakıa, 56/63-65) mealindeki ayetlerde bu gerçeğe işaret edilmiştir.

    3) İlahî sıfatların bilfiil ezelden beri fiillere taalluk etmesi zorunluğu yoktur. Allah’ın kudreti, ilmi, iradesi, kâinatı yaratmadan önce de vardı. Özellikle Allah’ın fiili sıfatları, söz konusu fiillerin yaratılmasıyla alakalıdır. Mesela: Rezzak ismi, ancak canlıların yaratılmasıyla tecellisi söz konusudur. Bunda Allah’ın noksansız sıfatlarına herhangi bir halel getirmesi söz konusu değildir. Aksi takdirde bütün varlıkları ezeli kabul etmek gerekir ki bu bir safsatadır. Bir mühendis, bir mimar, bir inşaat projesi, yapmadan, bir bina inşa etmeden de mühendistir, mimardır.

    İnsanın fiilleri ile Allah’ın sıfatları arasındaki alaka daha çok, kesb (insanın fiili) ve yaratma ilişkisi olup tekvini şeriatın kanunları çerçevesinde değerlendirilir. İnsan yapar, Allah yaratır. İnsan evlenir, Allah çocuk verir. İnsan yemek yer, Allah doyurur. İnsan tohum eker, Allah yeşertir...

    Sevap ve günahlarla ilgili fiiller ise, bir yandan tekvini yanları olmakla beraber, asıl konuşulacak yerleri teşrii prensiplerdir.

    Mesela: İnsan küfrü tercih eder; Allah da bu küfrü yaratır. Bu tekvini cihettir. Fakat Allah kullarının küfrü tercih etmelerine razı değildir. Yine, insan imanı tercih eder; Allah da bunu yaratır. Bu işin tekvini tarafı olup yaratmayla alakalıdır. Teşrii açıdan bakıldığı zaman, Allah kullarının küfrü tercih etmelerinden hoşnut olmaz, ama onların iman etmelerinden hoşlanır. Aşağıda meali verilen ayette bu husus vurgulanmıştır.

    “Eğer inkâr edecek olursanız bilin ki Allah sizden müstağnidir, hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, ama kullarının inkâra sapmalarına razı olmaz. Eğer şükrederseniz, bundan hoşnut olur. Hiçbir kimse başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda hepinizin dönüşü Rabbinize olacak ve O da yaptıklarınızı size tek tek bildirecek ve dilerse bunların karşılığını verecektir. Gerçekten O, kalplerin en derin yerinde olan şeyleri dahi bilir.” (Zümer, 39/7)

    Demek ki, küfür doğrudan Allah’ın gazabını, iman ise onun rızasını celbeder. Ama istemediği halde kulunun tercih ettiği küfrü ve günahları da o yaratır. Bu, imtihanın adalet yönünü, kulun hürriyetini dikkate alan bir yaklaşımdır.

    4) Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Allah’ın bütün sıfatları ezeli ve ebedidir. Bunların bir yerde tecelli etmemesi, herhangi bir noksanlık anlamına gelmez.

    Allah’ın zatî, subutî, selbi sıfatları genellikle başka varlıklara bakmaksızın Zat-ı akdesi tanımlıyor. Mesela: Allah’ın “kadim, semi, basir” (önsüz, her şeyi hakkıyla işiten, gören) sıfatlarına sahip olması, onun fiillerini değil, zat-ı akdesini niteliyorlar.

    Fiili sıfatlar ise, fiillerin yaratılması esnasında tecelli ederler. Yaratırken, Halık, rızk verirken, Rezzak, canlandırırken, Muhyî, öldürürken Mümit isimleri tecelli eder.

    Bunların sonradan tecelli etmeleri ezeli olmalarına aykırı değildir. Zira bu fiiller olsun, olmasın, Allah’ın rızık verme, yaratma, canlandırma, öldürme şuunatı ezelden beri vardır. Bir doktor reçete yazmadığı zaman da doktordur. Bir alim öğrenciye ders vermediği zaman da alimdir. Bir cerrah ameliyat yapmadığı zaman da cerrahtır... Bu sebepledir ki, ehl-i sünnet alimlerinden Eşariler, Allah’ın yaratmakla ilgili olan Tekvin sıfatının Kudret sıfatı içinde olduğunu söylüyorlar. Yani, Allah’ın kudret sıfatı ezelidir. Evreni yaratmadan önce de bu sıfat vardı. Yarattığı zaman ise bu kudretin bir tezahürü olan tekvin tecellisi ortaya çıkar.

    5) Allah’ta bir artma ve eksilmenin olmadığı gerçeğinden daha açık bir gerçek olamaz. Çünkü artma veya eksilme, dışarıdan ve içeriden bir etkinin tesiriyle ortaya çıkan ve sonradan var edilen yaratıkların ayrılmaz bir vasfıdır.

    Böyle hâdis/sonradan olanların en açık bir özelliği olan bu vasıfların, -deyiş yerindeyse- Ezeli olan Allah’ın ezeliyet semtine uğramaları imkânsızdır.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder