Konusunu Oylayın.: Allah ve resülünün verdiği nimetlere hamdolsun, demek caiz midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Allah ve resülünün verdiği nimetlere hamdolsun, demek caiz midir?
  1. 13.Haziran.2013, 14:17
    1
    Misafir

    Allah ve resülünün verdiği nimetlere hamdolsun, demek caiz midir?

  2. 13.Haziran.2013, 14:34
    2
    свеча
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Mart.2012
    Üye No: 94885
    Mesaj Sayısı: 181
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Allah ve resülünün verdiği nimetlere hamdolsun, demek caiz midir?




    Alıntı
    İmam Caferi Sâdık aleyhisselam Ebu Hanife ile birlikte yemek yedi. İmam Caferi Sadık aleyhisselam yemeği bitirip ellerini havaya kaldırarak şöyle buyurdu: Elhamdü lillahi rabbil alemin. Allahım! Bu senden ve senin resulündendir. sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem. Ebu Hanife dedi ki: Ey Caferi Sâdık! Allah’a şerik mi koşuyorsun? İmam buyurdu ki: Yazıklar olsun! Allah azze ve celle kendi kitabında buyuruyor ki; “Allah’ın ve resulünün onlara verdiği nimetleri bir kenara bırakıp intikam almaya kalkıştılar.” (1) Başka bir yerde de buyurdu ki: “Eğer onlar Allah’ın ve resulünün verdiklerine razı olsaydılar şöyle söylerlerdi. Allah bizim için yeterlidir. Allah ve resulü bize kendi nimetlerinden bahşederler.” (2) Ebu Hanife dedi ki; Vallahi bu ana kadar bu iki ayeti ne okumuş ne de duymuş gibiyim. İmam Câferi Sâdık aleyhisselam buyurdu ki: Aksine okudun ve işittin. Ama Allah sen ve senin gibilerin hakkında şöyle buyurdu: “Yoksa kalplerine kilit mi vurulmuş?”(3)Ve yine buyurdu ki: “Asla! Kazandıklarından dolayı kalplerine perde vuruldu. (4)” (5). Bu mana ve bu rivayet Vesail uş Şia c 16 sf 482,9. hadisi şerifte, Bihar ul Envar c 66 sf 384,52. hadisi şerifte, Seyyid Ahmet Müstenbit “El Katre” c1 sf 13te zikretmiştir. Mezkur şahısın şaşırmasına bir bakar mısın? Ve imamın şu sözüne dikkat et: “Aksine okudun ve işittin. Ama Allah sen ve senin gibilerin hakkında şöyle buyurdu:...” Önce kendimi sonra da seni o gibilerinden olmamak için 1) Mübarek “Tevbe”suresi 74. ayeti şerife. (2) Mübarek “Tevbe” suresi 59.ayeti şerife. (3) Mübarek “Muhammed”sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem suresi 24. ayeti şerife. (4) Mübarek “Mutaffifin” suresi 14. ayeti şerife. (5) Kenz ul Fevaid sf 196.
    - Soruda da işaret edildiği gibi, bu hikâyeler Şia kaynaklarında yer almaktadır. Ehl-i sünnet kaynaklarında böyle bir bilgiye rastlayamadık. Bu sebeple bu bilgileri ehl-i sünnet kaynaklarında doğrulama imkânını bulamadık.

    - Bir (1) numaralı ayetin meali şöyledir:

    “... Münafıklar, sırf Allah ve Resûlü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar. Onlar tövbe ederlerse, haklarında hayırlı olur...” (Tevbe, 9/74)

    Bu ayetin nüzul sebebi olarak farklı yorumlar vardır. Özetle denilebilir ki, bu ayetin iniş sebebi, Abdullah b. Ubey, Culas b. Suveyd ve 15 kişilik bir münafık topluluğu gibi bazı münafıkların Hz. Peygamber ve müslümanlara karşı kötü sözler söylemeleri ve hıyanet içine girmeleridir.

    Daha önce fakir ve de dünyada pek değerleri olmayan bu adamlar, Hz. Peygamberin Medine’ye hicret etmesinden sonra hem mal-mülk sahibi oldular, hem de İslam devleti sayesinde dünyada toplum olarak bir değer kazandılar. Buna rağmen Hz. Peygamberin aleyhinde bulunmaktan çekinmediler.

    İşte ayette, yer alan “sırf Allah ve Resûlü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar” mealindeki ifadeyle, onların bu yersiz kin ve hıyanetlerine işaret edilmiştir. (Bk. Taberi, Razi, İbn Kesir, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

    O halde, burada Hz. peygamberin onlara yaptığı iyilik umumi değil, hususidir. O konuyla ilgilidir. Bu sebeple, genel olarak Allah’ın yarattığı nimetleri Hz. Peygambere isnat etmek hem yalan hem de şirk olur. Bu açıdan bakıldığında ve bir lokma ekmek parçasının sofraya gelmesi bile ancak Allah’ın sonsuz kudretiyle ve yaratmasıyla mümkün olabileceğine dair gerçek göz önünde bulundurulduğunda, Hz. Cafer-i Sadık’ın yemekten sonra Allah ile birlikte Hz. Peygambere de hamd etmesi, onu da nimetlerin sahibi olarak kabul etmesi diye bir şey düşünülemez. Ve düşünemiyoruz.

    - İki (2) numaralı ayetin meali de şöyledir:

    “ Eğer onlar Allah’ın ve Resûlünün kendilerine verdiklerine razı olsalar ve: Allah’ın lütfu bize yeter. Allah bize lütfundan yine verir, Resûlü de. Bizim isteğimiz sadece Allah’ın rızasıdır!” deselerdi, kendileri için elbette daha iyi olurdu.” (Tevbe, 9/59)

    Bu ayette de Hz. Peygamberin söz konusu olan muhataplara sadaka, ganimet ve benzeri sosyal aktivitelerden yararlandırması, her insan için kullanılabilen bir ifadedir. Bu gün bir insan birine zekat ve sadak verse, birini güzel bir makama getirse, halk olarak bazı insanları milletvekili yapsa, “biz bunlara iyilik ettik, lütufta bulunduk” diyebilirler.

    İşte Hz. Peygamber de aleyhinde bulunan münafıklara bazı yardımlarda bulunarak iyilik yapmıştır. Ayette buna işaret edilmiştir. Fakat bu hiç bir zaman, Hz. Peygamberin Allah’ın kulları için bin bir çeşit nimetlerle donattığı yeryüzü nimetlerinden yediğimiz zaman, Hz. Peygamberi de bu nimetlerin sahibi olarak kabul edip ona da hamdetmemizin doğru olacağını göstermez.

    Böyle bir şeyin de şirk olduğunda şüphe yoktur. Ve Hz. Cafer-i Sadık gibi mümtaz bir allamenin böyle bir yanlışa düşebileceğini düşünmek, abesle meşgul etmek anlamına gelir.
    Ayrıca bu, o muhterem zata iftiradır.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  3. 13.Haziran.2013, 14:34
    2
    Devamlı Üye



    Alıntı
    İmam Caferi Sâdık aleyhisselam Ebu Hanife ile birlikte yemek yedi. İmam Caferi Sadık aleyhisselam yemeği bitirip ellerini havaya kaldırarak şöyle buyurdu: Elhamdü lillahi rabbil alemin. Allahım! Bu senden ve senin resulündendir. sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem. Ebu Hanife dedi ki: Ey Caferi Sâdık! Allah’a şerik mi koşuyorsun? İmam buyurdu ki: Yazıklar olsun! Allah azze ve celle kendi kitabında buyuruyor ki; “Allah’ın ve resulünün onlara verdiği nimetleri bir kenara bırakıp intikam almaya kalkıştılar.” (1) Başka bir yerde de buyurdu ki: “Eğer onlar Allah’ın ve resulünün verdiklerine razı olsaydılar şöyle söylerlerdi. Allah bizim için yeterlidir. Allah ve resulü bize kendi nimetlerinden bahşederler.” (2) Ebu Hanife dedi ki; Vallahi bu ana kadar bu iki ayeti ne okumuş ne de duymuş gibiyim. İmam Câferi Sâdık aleyhisselam buyurdu ki: Aksine okudun ve işittin. Ama Allah sen ve senin gibilerin hakkında şöyle buyurdu: “Yoksa kalplerine kilit mi vurulmuş?”(3)Ve yine buyurdu ki: “Asla! Kazandıklarından dolayı kalplerine perde vuruldu. (4)” (5). Bu mana ve bu rivayet Vesail uş Şia c 16 sf 482,9. hadisi şerifte, Bihar ul Envar c 66 sf 384,52. hadisi şerifte, Seyyid Ahmet Müstenbit “El Katre” c1 sf 13te zikretmiştir. Mezkur şahısın şaşırmasına bir bakar mısın? Ve imamın şu sözüne dikkat et: “Aksine okudun ve işittin. Ama Allah sen ve senin gibilerin hakkında şöyle buyurdu:...” Önce kendimi sonra da seni o gibilerinden olmamak için 1) Mübarek “Tevbe”suresi 74. ayeti şerife. (2) Mübarek “Tevbe” suresi 59.ayeti şerife. (3) Mübarek “Muhammed”sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem suresi 24. ayeti şerife. (4) Mübarek “Mutaffifin” suresi 14. ayeti şerife. (5) Kenz ul Fevaid sf 196.
    - Soruda da işaret edildiği gibi, bu hikâyeler Şia kaynaklarında yer almaktadır. Ehl-i sünnet kaynaklarında böyle bir bilgiye rastlayamadık. Bu sebeple bu bilgileri ehl-i sünnet kaynaklarında doğrulama imkânını bulamadık.

    - Bir (1) numaralı ayetin meali şöyledir:

    “... Münafıklar, sırf Allah ve Resûlü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar. Onlar tövbe ederlerse, haklarında hayırlı olur...” (Tevbe, 9/74)

    Bu ayetin nüzul sebebi olarak farklı yorumlar vardır. Özetle denilebilir ki, bu ayetin iniş sebebi, Abdullah b. Ubey, Culas b. Suveyd ve 15 kişilik bir münafık topluluğu gibi bazı münafıkların Hz. Peygamber ve müslümanlara karşı kötü sözler söylemeleri ve hıyanet içine girmeleridir.

    Daha önce fakir ve de dünyada pek değerleri olmayan bu adamlar, Hz. Peygamberin Medine’ye hicret etmesinden sonra hem mal-mülk sahibi oldular, hem de İslam devleti sayesinde dünyada toplum olarak bir değer kazandılar. Buna rağmen Hz. Peygamberin aleyhinde bulunmaktan çekinmediler.

    İşte ayette, yer alan “sırf Allah ve Resûlü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar” mealindeki ifadeyle, onların bu yersiz kin ve hıyanetlerine işaret edilmiştir. (Bk. Taberi, Razi, İbn Kesir, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

    O halde, burada Hz. peygamberin onlara yaptığı iyilik umumi değil, hususidir. O konuyla ilgilidir. Bu sebeple, genel olarak Allah’ın yarattığı nimetleri Hz. Peygambere isnat etmek hem yalan hem de şirk olur. Bu açıdan bakıldığında ve bir lokma ekmek parçasının sofraya gelmesi bile ancak Allah’ın sonsuz kudretiyle ve yaratmasıyla mümkün olabileceğine dair gerçek göz önünde bulundurulduğunda, Hz. Cafer-i Sadık’ın yemekten sonra Allah ile birlikte Hz. Peygambere de hamd etmesi, onu da nimetlerin sahibi olarak kabul etmesi diye bir şey düşünülemez. Ve düşünemiyoruz.

    - İki (2) numaralı ayetin meali de şöyledir:

    “ Eğer onlar Allah’ın ve Resûlünün kendilerine verdiklerine razı olsalar ve: Allah’ın lütfu bize yeter. Allah bize lütfundan yine verir, Resûlü de. Bizim isteğimiz sadece Allah’ın rızasıdır!” deselerdi, kendileri için elbette daha iyi olurdu.” (Tevbe, 9/59)

    Bu ayette de Hz. Peygamberin söz konusu olan muhataplara sadaka, ganimet ve benzeri sosyal aktivitelerden yararlandırması, her insan için kullanılabilen bir ifadedir. Bu gün bir insan birine zekat ve sadak verse, birini güzel bir makama getirse, halk olarak bazı insanları milletvekili yapsa, “biz bunlara iyilik ettik, lütufta bulunduk” diyebilirler.

    İşte Hz. Peygamber de aleyhinde bulunan münafıklara bazı yardımlarda bulunarak iyilik yapmıştır. Ayette buna işaret edilmiştir. Fakat bu hiç bir zaman, Hz. Peygamberin Allah’ın kulları için bin bir çeşit nimetlerle donattığı yeryüzü nimetlerinden yediğimiz zaman, Hz. Peygamberi de bu nimetlerin sahibi olarak kabul edip ona da hamdetmemizin doğru olacağını göstermez.

    Böyle bir şeyin de şirk olduğunda şüphe yoktur. Ve Hz. Cafer-i Sadık gibi mümtaz bir allamenin böyle bir yanlışa düşebileceğini düşünmek, abesle meşgul etmek anlamına gelir.
    Ayrıca bu, o muhterem zata iftiradır.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder