Konusunu Oylayın.: Allah’ın Zati Sıfatları için, ne ayni ne de gayri sıfatları denilir mi?

5 üzerinden 4.83 | Toplam : 6 kişi
Allah’ın Zati Sıfatları için, ne ayni ne de gayri sıfatları denilir mi?
  1. 06.Haziran.2013, 20:34
    1
    Misafir

    Allah’ın Zati Sıfatları için, ne ayni ne de gayri sıfatları denilir mi?






    Allah’ın Zati Sıfatları için, ne ayni ne de gayri sıfatları denilir mi? Mumsema Allah’ın Zati Sıfatları için, ne ayni ne de gayri sıfatları denilir mi?


  2. 06.Haziran.2013, 20:34
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 06.Haziran.2013, 20:53
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Allah’ın Zati Sıfatları için, ne ayni ne de gayri sıfatları denilir mi?




    Allah’ın Zati Sıfatları için, ne ayni ne de gayri sıfatları denilir mi?

    Sıfatlar ayrıdır. İsimler ayrıdır. Allah lafza-i celal bir isimdir. Bu konuda eskiden beri özellikle Kelamcılar arasında, isim ile müsemma arasındaki ilişkinin ne olduğu, ismin müsemmanın aynısı mı, gayrısı mı olduğu konusunda oldukça tartışmalar olmuştur. Bu farklı görüşlerin kendilerine mahsus delilleri vardır. Ancak bu konuları seslendirmenin günümüz insanına bir faydası olduğunu düşünmüyoruz.

    Allah ismi, Zat-ı Akdesin has bir ismidir. Bizim dilimizle teleffuz ettiğimiz veya kalemimizle yazdığımız “ALLAH” kelimesinin Allah’ın Zatının aynısı olmadığı, bilakis ondan gayrı olduğu görülen bir gerçektir. Fakat, “Allah” lafza-i celalin sadece Zat-ı akdesi tanıttığı, onun için kullanıldığını dikkate aldığımızda bu ismin bütün sıfatları cami bir konuma sahip olduğunu da göz ardı edemeyiz.

    Bu açıdan bakıldığında bunun ayni olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim Bediüzzaman hazretlerinin “Cenab-ı Hakk'ın ismi, Zât-ı Akdes'ine ayn olduğu cihetle; lafza-i celal, sıfât-ı ayniyeye işarettir. اَلرَّحِيمِ er-Rahim de, fiilî olan sıfât-ı gayriyeye îmadır. اَلرَّحْمٰنِ er-Rahman dahi, ne ayn ne gayr olan sıfât-ı seb’aya remizdir” (İşaratü'l-İ'caz, 15) şeklindeki ifadesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır.

    Genel bir değerlendirme:

    Sıfat-ı Ayniye, Sıfat-ı Gayriye Ne Demektir?

    Cenâb-ı Hakk’ın aynı, gayrı, ne aynı ne de gayrı olmak üzere üç çeşit sıfatı vardır.

    Aynî sıfatlar Allah’ın tenzihi ve selbi sıfatlarına denir. Bunlar Vücûd, Kıdem, Beka, Muhâlefetün lil-havâdis, KıyâmBi-nefsihî, Vahdâniyetdir. Bu sıfatlar Allah hakkında câiz olmayan mâna ve halleri bertaraf etmek için tedbir amaçlı konulmuş vasıflardır. Bu tenzihi sıfatlar iş ve icraat yapmazlar, onun için Allah’ın Zât-ı Akdesinin aynı kabul edilmişlerdir.

    Yani bu sıfatlar Allah’ın Zâtının aynısıdır, başka bir mâna ve gayrılık ifâde etmezler. Mesela; Vücûd sıfatı Allah’ın Zâtının varlığını ifâde eden bir sıfattır. Zıt mana olan âdemi, yani yokluğu bertaraf eder. Kıdem, başlangıçtan münezzeh olmasını gösterir. Bekâ ise, sonu olmamayı ifâde eder. Bu sıfatlar mevcut ve fâil değillerdir, bir kudret, bir irâde gibi varlıkları ve tasarrufları yoktur.

    Gayri sıfatlar, Allah’ın fiili olan sıfatlarına denir. Bu fiili sıfatların ise miktarı ve sınırı yoktur. Bu fiili sıfatların çokluğu ise, Allah’ın kudret sıfatının muhtelif mevcudattaki muhtelif tecelliyatından ibarettir. Mesela; Allah’ın kudret sıfatı bir çekirdeğin açılmasında tecelli ederken Fettâh nâmını alıyor, bir canlının ölümünde Mümit ismini alıyor, bir hayat bahşederken Muhyî ismini alıyor, canlılara rızık verirken Rezzâk nâmını alıyor ve hâkeza..

    Bu sıfatlar, kâinat ve mahlûkatın yaratılması ile açığa ve meydana çıktıkları için, Ehli Sünnet’e göre hâdistirler. Ama bu isimlerin arka cephesinde asıl iş gören ve icra eden Kudret sıfatı ezelî ve ebedîdir. Onun için Allah, ezelde Rezzâk, Muhyî, Fettâh değildi demek mânasız olur.

    Allah, ezelde Kudret itibâri ile bu gibi fiili isimlere sahipti ama tecelli ve yaratma ile bu isimler meydana çıktığından, tesmiye olarak hâdis oluyorlar. Gayri ismini de bu mânadan dolayı alıyor, yani tesmiye noktasından alıyor.

    Ne ayni, ne de gayri olan sıfatlar ise, Allah’ın Zâti ve Sübûti olan sıfatlarına denir. Bunlar Hayât, İlim, İrâde, Kudret, Tekvin, Sem, Basar ve Kelâm’dır. Bu sıfatlar kâinatta iş ve icraat gören ve tasarruf ve tecellileri olan hakîki ve etken sıfatlardır. Bu sıfatlar selbi ve gayri sıfatlar gibi mâneviye ve tenzihi sıfatlar değildirler. Allah’ın Zâtından başka mâna ve esasları olan ama ondan da müstakîl ve bağımsız olmayan sıfatlardır.

    Onun için ne ayn, ne gayr mânasını ifâde eden Allah’ın Zât-ı Akdesine zâid ve Onunla kâim sıfatlar denilmiştir. Ne o, ne de onsuz olabilir. Bu sıfatların Allah’ın Zâtı ile olan ilişkisi ve durumu İlm-i Kelâm ve felsefenin en esaslı ve ihtilaflı konusudur. Biz burada üç gurubun fikrini özet olarak izâh edeceğiz ki, mes’ele o zaman açıklığa kavuşur.

    Öncelik olarak, Ehli sünnet’in dışındaki iki görüşü aktaralım.

    Birincisi: Muteziledir. Bunlar, Allah’ın bu sekiz sıfatını tıpkı selbi sıfatlar gibi Allah’ın Zâtının aynı kabul edip, bu sıfatların vücûdunu inkar ediyorlar. Yani bunlar, Allah’ın Zâtı hem ilim, hem irâde, hem kudret vs. deyip, Zâtından başka bir şeyi kabul etmiyorlar. Allah, kâinatta sıfatlar olmaksızın Zâtı ile iş ve icraat yapıyor, diyorlar. Bunun gerekçesi olarak da tenzihi gösteriyorlar.

    Yani Allah’ın Zâtından başka Kadîm sıfatları kabul etmek, Kadîm Zâtların çoğalmasını gerektirir ki bu da tevhîd ve tenzihe zıt olur, derler. Mûtezilenin bu görüşü hem akla, hem de nakle zıt bir görüştür. Aklî açıdan ilim ve irâdeyi aynı kabul etmek, zaten açık bir safsatadır. Kur’ân’da ise Allah’a ilimdir, kudrettir demiyor, Âlimdir, Kâdirdir diyor. Yani ilim sahibidir, kudret sahibidir diyor. Bu da Mûtezilenin tezine zıt bir ifâdedir.

    Daha çok deliller var ama biz örnek olarak bunlarla iktifâ edelim.

    İkincisi: Kerramiyelerin görüşüdür. Bunlar Allah’ın bu sekiz sıfatını Allah’ın Zâtının tamamen haricinde ve ondan müstakîl olarak değerlendirirler. O zaman mûtezilenin dediği gibi Kadîm varlıkların çoğalması söz konusu olur ki bu da şirktir. Mûtezilenin tepkisi ve tefrite yönlendiren Kerramiyenin ifrat fikirleridir. Kerramiye ekolünün savunduğu fikrin butlanı zâhirdir, izâh ve ispata lüzum yoktur.

    Üçüncüsü: Ehlisünnet’in görüşüdür. Ehlisünnet’e göre Allah’ın Zâti ve Sübûti sıfatları, Allah’ın Zâtı Akdesine zâiddir. Yani onun ile Kâimdir, onun ile ayakta durur, onun ile dâimidir. Ama bununla beraber Allah’ın Zâtı Akdesinin aynı, mücâviri, muttasılı, mürekkebi, mücehhezi de değildir. Bu sıfatlar Allah’ın Zâtının aynı değildirler, onun için Allah’a ve Zâtına ilimdir, kudrettir, irâdedir demek yanlış oluyor. Bu sıfatlar Allah’ın Zât-ı Akdesine zâiddirler. Yani O değiller ama onunla kâimdirler. Bu sekiz sıfat, Allah değiller, ama Allah ile kâimdirler. Ama Allah’ın Zâtından başka bir mâna ve esası olan sıfatlardır.

    Allah’ın Zâtının aynı olmamaları gayrı olmalarını gerektirmez. Mûtezile tefrit edip sıfatları aynı demekle inkar ediyorlar. Kerramiye ifrat edip, sıfatlara Allah’tan bağımsız ulûhiyet isnât etmişler. Ehlisünnet ise, ne sıfatları inkar etmişler, ne de ulûhiyete götürmüşler. Ehl-i hak olan, ehl-i vasat Ehl-i Sünnet’tir.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet







  4. 06.Haziran.2013, 20:53
    2
    Devamlı Üye



    Allah’ın Zati Sıfatları için, ne ayni ne de gayri sıfatları denilir mi?

    Sıfatlar ayrıdır. İsimler ayrıdır. Allah lafza-i celal bir isimdir. Bu konuda eskiden beri özellikle Kelamcılar arasında, isim ile müsemma arasındaki ilişkinin ne olduğu, ismin müsemmanın aynısı mı, gayrısı mı olduğu konusunda oldukça tartışmalar olmuştur. Bu farklı görüşlerin kendilerine mahsus delilleri vardır. Ancak bu konuları seslendirmenin günümüz insanına bir faydası olduğunu düşünmüyoruz.

    Allah ismi, Zat-ı Akdesin has bir ismidir. Bizim dilimizle teleffuz ettiğimiz veya kalemimizle yazdığımız “ALLAH” kelimesinin Allah’ın Zatının aynısı olmadığı, bilakis ondan gayrı olduğu görülen bir gerçektir. Fakat, “Allah” lafza-i celalin sadece Zat-ı akdesi tanıttığı, onun için kullanıldığını dikkate aldığımızda bu ismin bütün sıfatları cami bir konuma sahip olduğunu da göz ardı edemeyiz.

    Bu açıdan bakıldığında bunun ayni olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim Bediüzzaman hazretlerinin “Cenab-ı Hakk'ın ismi, Zât-ı Akdes'ine ayn olduğu cihetle; lafza-i celal, sıfât-ı ayniyeye işarettir. اَلرَّحِيمِ er-Rahim de, fiilî olan sıfât-ı gayriyeye îmadır. اَلرَّحْمٰنِ er-Rahman dahi, ne ayn ne gayr olan sıfât-ı seb’aya remizdir” (İşaratü'l-İ'caz, 15) şeklindeki ifadesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır.

    Genel bir değerlendirme:

    Sıfat-ı Ayniye, Sıfat-ı Gayriye Ne Demektir?

    Cenâb-ı Hakk’ın aynı, gayrı, ne aynı ne de gayrı olmak üzere üç çeşit sıfatı vardır.

    Aynî sıfatlar Allah’ın tenzihi ve selbi sıfatlarına denir. Bunlar Vücûd, Kıdem, Beka, Muhâlefetün lil-havâdis, KıyâmBi-nefsihî, Vahdâniyetdir. Bu sıfatlar Allah hakkında câiz olmayan mâna ve halleri bertaraf etmek için tedbir amaçlı konulmuş vasıflardır. Bu tenzihi sıfatlar iş ve icraat yapmazlar, onun için Allah’ın Zât-ı Akdesinin aynı kabul edilmişlerdir.

    Yani bu sıfatlar Allah’ın Zâtının aynısıdır, başka bir mâna ve gayrılık ifâde etmezler. Mesela; Vücûd sıfatı Allah’ın Zâtının varlığını ifâde eden bir sıfattır. Zıt mana olan âdemi, yani yokluğu bertaraf eder. Kıdem, başlangıçtan münezzeh olmasını gösterir. Bekâ ise, sonu olmamayı ifâde eder. Bu sıfatlar mevcut ve fâil değillerdir, bir kudret, bir irâde gibi varlıkları ve tasarrufları yoktur.

    Gayri sıfatlar, Allah’ın fiili olan sıfatlarına denir. Bu fiili sıfatların ise miktarı ve sınırı yoktur. Bu fiili sıfatların çokluğu ise, Allah’ın kudret sıfatının muhtelif mevcudattaki muhtelif tecelliyatından ibarettir. Mesela; Allah’ın kudret sıfatı bir çekirdeğin açılmasında tecelli ederken Fettâh nâmını alıyor, bir canlının ölümünde Mümit ismini alıyor, bir hayat bahşederken Muhyî ismini alıyor, canlılara rızık verirken Rezzâk nâmını alıyor ve hâkeza..

    Bu sıfatlar, kâinat ve mahlûkatın yaratılması ile açığa ve meydana çıktıkları için, Ehli Sünnet’e göre hâdistirler. Ama bu isimlerin arka cephesinde asıl iş gören ve icra eden Kudret sıfatı ezelî ve ebedîdir. Onun için Allah, ezelde Rezzâk, Muhyî, Fettâh değildi demek mânasız olur.

    Allah, ezelde Kudret itibâri ile bu gibi fiili isimlere sahipti ama tecelli ve yaratma ile bu isimler meydana çıktığından, tesmiye olarak hâdis oluyorlar. Gayri ismini de bu mânadan dolayı alıyor, yani tesmiye noktasından alıyor.

    Ne ayni, ne de gayri olan sıfatlar ise, Allah’ın Zâti ve Sübûti olan sıfatlarına denir. Bunlar Hayât, İlim, İrâde, Kudret, Tekvin, Sem, Basar ve Kelâm’dır. Bu sıfatlar kâinatta iş ve icraat gören ve tasarruf ve tecellileri olan hakîki ve etken sıfatlardır. Bu sıfatlar selbi ve gayri sıfatlar gibi mâneviye ve tenzihi sıfatlar değildirler. Allah’ın Zâtından başka mâna ve esasları olan ama ondan da müstakîl ve bağımsız olmayan sıfatlardır.

    Onun için ne ayn, ne gayr mânasını ifâde eden Allah’ın Zât-ı Akdesine zâid ve Onunla kâim sıfatlar denilmiştir. Ne o, ne de onsuz olabilir. Bu sıfatların Allah’ın Zâtı ile olan ilişkisi ve durumu İlm-i Kelâm ve felsefenin en esaslı ve ihtilaflı konusudur. Biz burada üç gurubun fikrini özet olarak izâh edeceğiz ki, mes’ele o zaman açıklığa kavuşur.

    Öncelik olarak, Ehli sünnet’in dışındaki iki görüşü aktaralım.

    Birincisi: Muteziledir. Bunlar, Allah’ın bu sekiz sıfatını tıpkı selbi sıfatlar gibi Allah’ın Zâtının aynı kabul edip, bu sıfatların vücûdunu inkar ediyorlar. Yani bunlar, Allah’ın Zâtı hem ilim, hem irâde, hem kudret vs. deyip, Zâtından başka bir şeyi kabul etmiyorlar. Allah, kâinatta sıfatlar olmaksızın Zâtı ile iş ve icraat yapıyor, diyorlar. Bunun gerekçesi olarak da tenzihi gösteriyorlar.

    Yani Allah’ın Zâtından başka Kadîm sıfatları kabul etmek, Kadîm Zâtların çoğalmasını gerektirir ki bu da tevhîd ve tenzihe zıt olur, derler. Mûtezilenin bu görüşü hem akla, hem de nakle zıt bir görüştür. Aklî açıdan ilim ve irâdeyi aynı kabul etmek, zaten açık bir safsatadır. Kur’ân’da ise Allah’a ilimdir, kudrettir demiyor, Âlimdir, Kâdirdir diyor. Yani ilim sahibidir, kudret sahibidir diyor. Bu da Mûtezilenin tezine zıt bir ifâdedir.

    Daha çok deliller var ama biz örnek olarak bunlarla iktifâ edelim.

    İkincisi: Kerramiyelerin görüşüdür. Bunlar Allah’ın bu sekiz sıfatını Allah’ın Zâtının tamamen haricinde ve ondan müstakîl olarak değerlendirirler. O zaman mûtezilenin dediği gibi Kadîm varlıkların çoğalması söz konusu olur ki bu da şirktir. Mûtezilenin tepkisi ve tefrite yönlendiren Kerramiyenin ifrat fikirleridir. Kerramiye ekolünün savunduğu fikrin butlanı zâhirdir, izâh ve ispata lüzum yoktur.

    Üçüncüsü: Ehlisünnet’in görüşüdür. Ehlisünnet’e göre Allah’ın Zâti ve Sübûti sıfatları, Allah’ın Zâtı Akdesine zâiddir. Yani onun ile Kâimdir, onun ile ayakta durur, onun ile dâimidir. Ama bununla beraber Allah’ın Zâtı Akdesinin aynı, mücâviri, muttasılı, mürekkebi, mücehhezi de değildir. Bu sıfatlar Allah’ın Zâtının aynı değildirler, onun için Allah’a ve Zâtına ilimdir, kudrettir, irâdedir demek yanlış oluyor. Bu sıfatlar Allah’ın Zât-ı Akdesine zâiddirler. Yani O değiller ama onunla kâimdirler. Bu sekiz sıfat, Allah değiller, ama Allah ile kâimdirler. Ama Allah’ın Zâtından başka bir mâna ve esası olan sıfatlardır.

    Allah’ın Zâtının aynı olmamaları gayrı olmalarını gerektirmez. Mûtezile tefrit edip sıfatları aynı demekle inkar ediyorlar. Kerramiye ifrat edip, sıfatlara Allah’tan bağımsız ulûhiyet isnât etmişler. Ehlisünnet ise, ne sıfatları inkar etmişler, ne de ulûhiyete götürmüşler. Ehl-i hak olan, ehl-i vasat Ehl-i Sünnet’tir.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet










+ Yorum Gönder