Konusunu Oylayın.: Bir inançsızın iyiliği karşılıksız, inançlının ise cennet için yapmış olması nasıl açıklanabilir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bir inançsızın iyiliği karşılıksız, inançlının ise cennet için yapmış olması nasıl açıklanabilir?
  1. 06.Haziran.2013, 01:37
    1
    Misafir

    Bir inançsızın iyiliği karşılıksız, inançlının ise cennet için yapmış olması nasıl açıklanabilir?






    Bir inançsızın iyiliği karşılıksız, inançlının ise cennet için yapmış olması nasıl açıklanabilir? Mumsema Bir inançsızın iyiliği karşılıksız, inançlının ise cennet için yapmış olması nasıl açıklanabilir?


  2. 25.Temmuz.2013, 02:46
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Bir inançsızın iyiliği karşılıksız, inançlının ise cennet için yapmış olması nasıl açıklanabi




    Bir inançsızın iyiliği karşılıksız, inançlının ise cennet için yapmış olması nasıl açıklanabilir?
    Sorunun Detayı
    "Bir ateist iyilik yaptığı zaman kendisi gerçekten iyi olduğu için, o iyiliği içinden istediği için yapar, ama bir Müslüman/inanan iyilik yaptığında bunun temelinde Allah'ın emri olduğu için ve/veya cennete girebilmek için yaptığı vardır." diyenlere karşı nasıl bir cevap vermeliyiz?



    Bu konu bir inanç meselesidir. İnsanların bakış açısı bu inanca göre şekillenir. İnsanı işin merkezine koyan bir hümanist için insanın özgür iradesinden, özellikle bir insani değer penceresinden ortaya çıkanlar en önemli değerlerdir.

    Oysa bir mümin için değerler ancak Allah’ın hoşnutluğuyla orantılı olarak bir kıymet ifade eder.

    Şunu unutmayalım ki, insanın hayırlı işlere meyilli olması da Allah tarafından yaratılışında insana bahşedilen bir erdemdir. Allah bir yandan insanın vicdanını İslam’ın emrettiği değerlere açık bir yapıda yaratmış, bir yandan da bu güzel değerleri idrak eden bir aklı lütfetmiş ve diğer taraftan da bunları destekleyen, bunları yanılmalardan koruyan, doğru yolu gösteren vahiy rehberliğini insanlara ikram etmiştir.

    Bu açıdan bakıldığı zaman, insanların vicdanında duyduğu iyilikleri vahiy ile de idrak ettiği zaman bu fıtri erdemini daha da pekiştirmiş olacaktır. İnsanların her zaman bu fıtri yapılarını koruyamadıkları, her zaman vicdanlarının seslerini dinlemediklerini söylemek mümkündür. İnsanlık camiasında binlerce haksızlık, cinayet ve zulümlerin varlığı gözle görülen bir gerçektir. Bu gerçek bize bazı filozofların da dedikleri gibi “Vicdanın asla dinin yerine tutmadığı” realitesini fiilen göstermektedir.

    Demek ki insanların Allah’ın vahyine ihtiyaçları vardır.

    Din insanları huzurlu, güvenli bir hayatı yaşamaları ve ahiret hayatını da kazanmaları için fıtratlarındaki iyi duyguları yönetmek için ödüller ortaya koymuştur. Bu ödüller insanların onurunu kıracak değil, aksine daha da yüceltecektir. Çünkü bu kadar değerli ödüller ortaya konmuş olmasına rağmen, insanların yine de yanlışta ısrar ettikleri bir dünyada bir de farz edin ki cennet gibi cazibeli bir ödül ve cehennem gibi caydırıcı bir ceza olmasaydı ne olurdu?

    Şunu hiç kimse inkâr edemez ki, inkârcıların vicdanları ve erdemleri inançlılardan daha üstün değildir. Çünkü iki taraf da insandır ve aynı vicdanı taşıyor. O halde, sadece yaratılışta var olan erdemleriyle yetinen inkârcıların, bu yaratılıştaki erdemlerini destekleyen Allah’a ve ahirete iman gibi artı bir kutsal kuvvete sahip olan inançlı kimselerden daha üstün olduğunu iddia etmek hangi mantıkla izah edilebilir?

    Tek gözlü birinin iki gözü olan birinden daha iyi gördüğünü, tek kulağı işiten birinin iki kulağı da işiten birinden daha iyi işittiğini iddia etmek ne kadar mantık dışı ise, söz konusu iddia da bundan çok daha fazla mantıksızlıktır.

    Bu gün bütün dünyada başarılar için ödüller, suçları engellemek için de cezaların varlığı ortada iken, cennet ve cehennem gibi gerçekleri göz ardı etmek veya onları hafife almak insanlıkla alay etmek anlamına gelir.

    Bütün bu açıklamalardan sonra şunu da belirtelim ki, inançlı kimselerin yaptığı iyilikler sadece Allah’ın rızasını esas aldıkları için, inkârcıların çoğu zaman gösteriş, riyakarlık ve benzeri bazı nefsani maksatları gözeten inkarcıların tavırlarından bin kata daha samimidir. Kaldı ki, “Milletimin/insanların imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur” diyen Bediüzzaman gibi bir insanı bu seviyeye yükselten onun imanıdır. Dinsizlerden böyle bir feragati beklemek abesle iştigaldir.

    İlave bilgi için tıklayınız:

    Allah rızası için yapılan ibadetle cenneti kazanmak veya azabtan kurtulmak için ibadet ...

    Allah, insanın menfaatçi bir varlık olduğunu bildiği için mi kendisine ibadet karşılığı cenneti ...
    İbadet niçin yapılır? Cennet vaad edilmeseydi ve cehennemle korkutulmasaydık ...

    Cennet ibadetle mi kazanılır, şayet cennet sevaplarla ...


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  3. 25.Temmuz.2013, 02:46
    2
    Administrator



    Bir inançsızın iyiliği karşılıksız, inançlının ise cennet için yapmış olması nasıl açıklanabilir?
    Sorunun Detayı
    "Bir ateist iyilik yaptığı zaman kendisi gerçekten iyi olduğu için, o iyiliği içinden istediği için yapar, ama bir Müslüman/inanan iyilik yaptığında bunun temelinde Allah'ın emri olduğu için ve/veya cennete girebilmek için yaptığı vardır." diyenlere karşı nasıl bir cevap vermeliyiz?



    Bu konu bir inanç meselesidir. İnsanların bakış açısı bu inanca göre şekillenir. İnsanı işin merkezine koyan bir hümanist için insanın özgür iradesinden, özellikle bir insani değer penceresinden ortaya çıkanlar en önemli değerlerdir.

    Oysa bir mümin için değerler ancak Allah’ın hoşnutluğuyla orantılı olarak bir kıymet ifade eder.

    Şunu unutmayalım ki, insanın hayırlı işlere meyilli olması da Allah tarafından yaratılışında insana bahşedilen bir erdemdir. Allah bir yandan insanın vicdanını İslam’ın emrettiği değerlere açık bir yapıda yaratmış, bir yandan da bu güzel değerleri idrak eden bir aklı lütfetmiş ve diğer taraftan da bunları destekleyen, bunları yanılmalardan koruyan, doğru yolu gösteren vahiy rehberliğini insanlara ikram etmiştir.

    Bu açıdan bakıldığı zaman, insanların vicdanında duyduğu iyilikleri vahiy ile de idrak ettiği zaman bu fıtri erdemini daha da pekiştirmiş olacaktır. İnsanların her zaman bu fıtri yapılarını koruyamadıkları, her zaman vicdanlarının seslerini dinlemediklerini söylemek mümkündür. İnsanlık camiasında binlerce haksızlık, cinayet ve zulümlerin varlığı gözle görülen bir gerçektir. Bu gerçek bize bazı filozofların da dedikleri gibi “Vicdanın asla dinin yerine tutmadığı” realitesini fiilen göstermektedir.

    Demek ki insanların Allah’ın vahyine ihtiyaçları vardır.

    Din insanları huzurlu, güvenli bir hayatı yaşamaları ve ahiret hayatını da kazanmaları için fıtratlarındaki iyi duyguları yönetmek için ödüller ortaya koymuştur. Bu ödüller insanların onurunu kıracak değil, aksine daha da yüceltecektir. Çünkü bu kadar değerli ödüller ortaya konmuş olmasına rağmen, insanların yine de yanlışta ısrar ettikleri bir dünyada bir de farz edin ki cennet gibi cazibeli bir ödül ve cehennem gibi caydırıcı bir ceza olmasaydı ne olurdu?

    Şunu hiç kimse inkâr edemez ki, inkârcıların vicdanları ve erdemleri inançlılardan daha üstün değildir. Çünkü iki taraf da insandır ve aynı vicdanı taşıyor. O halde, sadece yaratılışta var olan erdemleriyle yetinen inkârcıların, bu yaratılıştaki erdemlerini destekleyen Allah’a ve ahirete iman gibi artı bir kutsal kuvvete sahip olan inançlı kimselerden daha üstün olduğunu iddia etmek hangi mantıkla izah edilebilir?

    Tek gözlü birinin iki gözü olan birinden daha iyi gördüğünü, tek kulağı işiten birinin iki kulağı da işiten birinden daha iyi işittiğini iddia etmek ne kadar mantık dışı ise, söz konusu iddia da bundan çok daha fazla mantıksızlıktır.

    Bu gün bütün dünyada başarılar için ödüller, suçları engellemek için de cezaların varlığı ortada iken, cennet ve cehennem gibi gerçekleri göz ardı etmek veya onları hafife almak insanlıkla alay etmek anlamına gelir.

    Bütün bu açıklamalardan sonra şunu da belirtelim ki, inançlı kimselerin yaptığı iyilikler sadece Allah’ın rızasını esas aldıkları için, inkârcıların çoğu zaman gösteriş, riyakarlık ve benzeri bazı nefsani maksatları gözeten inkarcıların tavırlarından bin kata daha samimidir. Kaldı ki, “Milletimin/insanların imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur” diyen Bediüzzaman gibi bir insanı bu seviyeye yükselten onun imanıdır. Dinsizlerden böyle bir feragati beklemek abesle iştigaldir.

    İlave bilgi için tıklayınız:

    Allah rızası için yapılan ibadetle cenneti kazanmak veya azabtan kurtulmak için ibadet ...

    Allah, insanın menfaatçi bir varlık olduğunu bildiği için mi kendisine ibadet karşılığı cenneti ...
    İbadet niçin yapılır? Cennet vaad edilmeseydi ve cehennemle korkutulmasaydık ...

    Cennet ibadetle mi kazanılır, şayet cennet sevaplarla ...


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder