Konusunu Oylayın.: Seyri süluk ile velayet elde etme nedir? Evliyalık makamları nasıl elde edilir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Seyri süluk ile velayet elde etme nedir? Evliyalık makamları nasıl elde edilir?
  1. 06.Haziran.2013, 01:37
    1
    Misafir

    Seyri süluk ile velayet elde etme nedir? Evliyalık makamları nasıl elde edilir?






    Seyri süluk ile velayet elde etme nedir? Evliyalık makamları nasıl elde edilir? Mumsema Seyri süluk ile velayet elde etme nedir? Evliyalık makamları nasıl elde edilir?


  2. 06.Haziran.2013, 01:37
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Seyri süluk ile velayet elde etme nedir? Evliyalık makamları nasıl elde edilir?


    Benzer Konular

    - Ekmek nasıl elde edilir

    - Tahkiki iman nedir nasıl elde edilir

    - Manevi güç için nasıl elde edilir?

    - Dua etme şekli elde nasıl olmalı ?

    - Yakin iman nasıl elde edilir?

  3. 25.Temmuz.2013, 02:47
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Seyri süluk ile velayet elde etme nedir? Evliyalık makamları nasıl elde edilir?




    Bu konuyu bir kaç madde halinde açıklamayı düşünüyoruz.

    a) ”Seyri süluk ile velayet elde etme” ifadesinden, seyri süluka başlarken “veli olayım!” diye yapılan bir süluk anlaşılmamalıdır. Çünkü veli olmak için yapılan ibadetler ihlasa aykırı olduğu için böyle bir niyet araya girmez.

    Bundan maksat, İslam’ın emrettiği ibadetleri, sünnet-i seniye dairesinde hakkıyla eda etmek ve güzel ahlak ve erdemi kazanmak için belli disiplinler çerçevesinde bir kulluk rotasını takip etmektir. Çünkü, bütün hak yolların asıl hedefi ve son noktası, iman hakikatlerinin açılması ve meydana çıkmasıdır. (bk. İmam Rabbani, Mektubat, 210. Mektup; Nursi, Mektubat, 5. Mektup)

    Bu yolu takip eden kimseler arasından, Kur’an ve Sünnete uymanın bir tezahürü olarak ortaya çıkan bazı mümtaz şahsiyetler diğer insanlar tarafından veli unvanıyla anılmışlardır.

    Hiç bir velayet vehbi değildir. İslam literatüründe meşhurdur ki: “Nübüvvet vehbidir, velayet ise kesbidir.” Şu var ki bir insan samimi olarak yola çıkmış ve kulluk yaparak Allah’a yakın olmak istemişse, Allah da onun yolundaki birçok engeli kaldırabilir, onu kendine doğru çekmek, yokuşlarını kolaylaştırmak için bazı ikramlarda bulunabilir. Bu noktalara vehbilik unvanı verilebilir.

    Aşağıdaki kudsi hadis-i şeriflerde velayet yolundaki kesbi ve vehbi noktaları görebiliriz:

    “Kul bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” (Buhari, Enbiya, 50; İ’tisam, 14; Müslim, İlim, 6)

    “Kim benim bir velime düşmanlık ederse, ben ona savaş ilan ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım vecibelerini yerine getirmekle bana yaklaştığından daha fazla hiç bir şeyle yaklaşmış olmaz. Kulum, nafile ibadetler yaparak bana öyle yaklaşır ki, artık ona sevgimi veririm. Kendisini sevdiğimde ise, onun işiten kulağı, gören gözü, işleyen eli, yürüyen ayağı olurum. Artık benden istediğini veririm, yardım talebini yerine getiririm. Bir müminin canını alırken gösterdiğim tereddüt hiç bir şeyde göstermedim. Çünkü o ölmek istemiyor; ben ise onu üzmek istemem.” (Buhari, Rikak, 38)

    b) "Velayet üç kısımdır:

    Biri velayet-i suğradır ki, meşhur velayettir. Bildiğimiz normal tarikat ve tasavvuf ehlinin gittiği yoldur.

    Biri velayet-i vustâdır. Bu, sünnet-i seniyyeye ittiba etmeyi esas alarak imana ve Kur’ana hizmet eden büyük mürşitlerin, mücedditlerin, ülemanın yoludur.

    Biri de velayet-i kübradır ki, veraset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikata yol açmaktır." (krş. Nursi, Mektubat, 22)

    Cadde-i Kübra, elbette velayet-i kübra sahibleri olan sahabe ve asfiya ve tâbiîn ve eimme-i Ehl-i Beyt ve eimme-i müçtehidînin caddesidir ki, doğrudan doğruya Kur'anın birinci tabaka şakirdleridir. (Nursi, Mektubat, 18. Mektup)

    Velayet-i kübra’ya velayet-i enbiya da denir. İlahi isimler, sıfatlar ve zâtî şuun dairesindeki seyirdir. (Uludağ, Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 518-519)

    Makam-ı rızaya yetişen Eimme-i Erbaa/dört mezhep imamı, Şah-ı Geylanî, İmam-ı Rabbanî, İmam-ı Gazalî gibi zâtlar da velayet-i kübra ashabıdır. (krş. Nursi, Mektubat, 18. Mektup)

    Bundan anlaşılıyor ki, velayet-i kübranın önemli bir kriteri her konuda mutlak teslimiyetle Allah’ın hükümlerine, takdirlerine rıza göstermektir.

    Velayet-i suğra evliyanın, velayet-i kübra ise enbiyanın velayetidir. Evliya velayetinin nihayeti enbiya velayetinin bidayetidir. İmam Rabbani bu konuda şunları söyler:

    “Veliliğin kemâlatının peygamberliğin kemâlatı karşısında hiçbir değer taşımadığını Allah bu fakire tam olarak anlamayı nasip etmiştir. Damlanın denizle orantısı olduğu kadar bile aralarında bir orantı ve ölçü yoktur. Öyleyse peygamberlik yoluyla elde edilen üstünlük ve özellik, velilik yoluyla elde edilen faziletten çok üstündür.” (İmam Rabbani, Mektubat, 260. Mektup)
    Yazar : Sorularla İslamiyet


  4. 25.Temmuz.2013, 02:47
    2
    Administrator



    Bu konuyu bir kaç madde halinde açıklamayı düşünüyoruz.

    a) ”Seyri süluk ile velayet elde etme” ifadesinden, seyri süluka başlarken “veli olayım!” diye yapılan bir süluk anlaşılmamalıdır. Çünkü veli olmak için yapılan ibadetler ihlasa aykırı olduğu için böyle bir niyet araya girmez.

    Bundan maksat, İslam’ın emrettiği ibadetleri, sünnet-i seniye dairesinde hakkıyla eda etmek ve güzel ahlak ve erdemi kazanmak için belli disiplinler çerçevesinde bir kulluk rotasını takip etmektir. Çünkü, bütün hak yolların asıl hedefi ve son noktası, iman hakikatlerinin açılması ve meydana çıkmasıdır. (bk. İmam Rabbani, Mektubat, 210. Mektup; Nursi, Mektubat, 5. Mektup)

    Bu yolu takip eden kimseler arasından, Kur’an ve Sünnete uymanın bir tezahürü olarak ortaya çıkan bazı mümtaz şahsiyetler diğer insanlar tarafından veli unvanıyla anılmışlardır.

    Hiç bir velayet vehbi değildir. İslam literatüründe meşhurdur ki: “Nübüvvet vehbidir, velayet ise kesbidir.” Şu var ki bir insan samimi olarak yola çıkmış ve kulluk yaparak Allah’a yakın olmak istemişse, Allah da onun yolundaki birçok engeli kaldırabilir, onu kendine doğru çekmek, yokuşlarını kolaylaştırmak için bazı ikramlarda bulunabilir. Bu noktalara vehbilik unvanı verilebilir.

    Aşağıdaki kudsi hadis-i şeriflerde velayet yolundaki kesbi ve vehbi noktaları görebiliriz:

    “Kul bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” (Buhari, Enbiya, 50; İ’tisam, 14; Müslim, İlim, 6)

    “Kim benim bir velime düşmanlık ederse, ben ona savaş ilan ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım vecibelerini yerine getirmekle bana yaklaştığından daha fazla hiç bir şeyle yaklaşmış olmaz. Kulum, nafile ibadetler yaparak bana öyle yaklaşır ki, artık ona sevgimi veririm. Kendisini sevdiğimde ise, onun işiten kulağı, gören gözü, işleyen eli, yürüyen ayağı olurum. Artık benden istediğini veririm, yardım talebini yerine getiririm. Bir müminin canını alırken gösterdiğim tereddüt hiç bir şeyde göstermedim. Çünkü o ölmek istemiyor; ben ise onu üzmek istemem.” (Buhari, Rikak, 38)

    b) "Velayet üç kısımdır:

    Biri velayet-i suğradır ki, meşhur velayettir. Bildiğimiz normal tarikat ve tasavvuf ehlinin gittiği yoldur.

    Biri velayet-i vustâdır. Bu, sünnet-i seniyyeye ittiba etmeyi esas alarak imana ve Kur’ana hizmet eden büyük mürşitlerin, mücedditlerin, ülemanın yoludur.

    Biri de velayet-i kübradır ki, veraset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikata yol açmaktır." (krş. Nursi, Mektubat, 22)

    Cadde-i Kübra, elbette velayet-i kübra sahibleri olan sahabe ve asfiya ve tâbiîn ve eimme-i Ehl-i Beyt ve eimme-i müçtehidînin caddesidir ki, doğrudan doğruya Kur'anın birinci tabaka şakirdleridir. (Nursi, Mektubat, 18. Mektup)

    Velayet-i kübra’ya velayet-i enbiya da denir. İlahi isimler, sıfatlar ve zâtî şuun dairesindeki seyirdir. (Uludağ, Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 518-519)

    Makam-ı rızaya yetişen Eimme-i Erbaa/dört mezhep imamı, Şah-ı Geylanî, İmam-ı Rabbanî, İmam-ı Gazalî gibi zâtlar da velayet-i kübra ashabıdır. (krş. Nursi, Mektubat, 18. Mektup)

    Bundan anlaşılıyor ki, velayet-i kübranın önemli bir kriteri her konuda mutlak teslimiyetle Allah’ın hükümlerine, takdirlerine rıza göstermektir.

    Velayet-i suğra evliyanın, velayet-i kübra ise enbiyanın velayetidir. Evliya velayetinin nihayeti enbiya velayetinin bidayetidir. İmam Rabbani bu konuda şunları söyler:

    “Veliliğin kemâlatının peygamberliğin kemâlatı karşısında hiçbir değer taşımadığını Allah bu fakire tam olarak anlamayı nasip etmiştir. Damlanın denizle orantısı olduğu kadar bile aralarında bir orantı ve ölçü yoktur. Öyleyse peygamberlik yoluyla elde edilen üstünlük ve özellik, velilik yoluyla elde edilen faziletten çok üstündür.” (İmam Rabbani, Mektubat, 260. Mektup)
    Yazar : Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder