Konusunu Oylayın.: İslam Tarihinde borç veren kurumlar var mıydı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslam Tarihinde borç veren kurumlar var mıydı?
  1. 04.Haziran.2013, 01:11
    1
    Misafir

    İslam Tarihinde borç veren kurumlar var mıydı?






    İslam Tarihinde borç veren kurumlar var mıydı? Mumsema İslam Tarihinde borç veren kurumlar var mıydı?


  2. 04.Haziran.2013, 01:11
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 04.Haziran.2013, 02:02
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: İslam Tarihinde borç veren kurumlar var mıydı?




    İslam’ın ilk zamanlarında ve Osmanlı döneminde bir iyilik yapmak için ya da ihtiyacın olduğu vakit borç alınabilecek kurumlar var mıydı? Varsa bu kurumlar hangi şartlar dahilinde borç verir ve borcu nasıl geri alırlardı? Günümüzde bu nasıl uygulanabilir?

    İslam’da ibadet eksenli iki türlü finans kurumu bulunmaktadır. Biri Zekât Müessesesi, diğeri Karz-ı Hasen/Güzel Borç Müessesesi’dir.

    Asr-ı saadette borç veren herhangi bir kurumun varlığını bilemiyoruz. Ayet ve hadiste çokça teşvik edilen borç verme işi daha çok bireysel bir çaba olarak yapılmıştır.

    Osmalı devletinde Düyun-u Umumiye (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi), adıyla 1872’de kurulan kurum, borç veren değil, sadece Devlet’in dış borçlarını denetleyen bir kurumdur. Bu sebeple bizim bildiğimiz kadarıyla Osmanlı devletinde de borç veren bir kurum bilmiyoruz.

    İslam’da fakirlerin ihtiyacını karşılayan zekât kurumudur. Bu kurum, her zaman faaliyet göstermiş ve Kur’an’ın emriyle sekiz ayrı insan sınıfının maddi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik hizmet vermiştir.

    Kurumsal borç mekanizması olmamakla beraber İslam’da borç vermek, sadece insani boyutuyla değil, sevap boyutuyla, Allah’ı hoşnut etme boyutuyla da ortaya konulmuştur.

    Nitekim ayetlerde bir ihtiyaç sahibine borç veren kimsenin Allah’a borç vermiş gibi olacağına vurgu yapılmıştır:

    “Kimdir o yiğit ki Allah’a güzelce ödünç verir, Allah da onun verdiğinin mükâfatını kat kat artırır. Allah rızkı kısar da, bollaştırır da. Zaten hepiniz döndürülüp O’na götürüleceksiniz.” (Bakara, 2/245)

    “Dini tasdiklerinin ifadesi olarak, hayır işlerinde mal harcayan erkekler, mal harcayan hanımlar ve Allah’a güzel bir ödünç verenlerin ödülleri kat kat artırılacak, ayrıca onlara değerli bir mükâfat da verilecektir.” (Hadid, 57/18)

    Bu ayetlerde, Allah yolunda ve uhrevî ecir beklentisiyle yapılacak har-camaların bir bakıma dünyada Allah'a borç verme sayılıp karşılığının âhirette kat kat fazlasıyla alınacağı belirtilir. Burada "güzel" nitelendirmesiyle geçen karz tabiri, ödünç işlemi de dahil hayır duygusuyla ve Allah rızâsı için yapılan her türlü malî fedakârlığı kapsar. İhtiyaç sahibi bir kimseye ödünç vermenin karz-ı hasen adıyla yaygınlık kazanması Kur'an'da geçen bu teşvik ve nitelendirmeden kaynaklanır.

    Hz. Peygamber, "Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse Allah da onun âhiret sıkıntılarından birini giderir. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da onun yardımındadır." (Buhârî, Mezâlim) gibi genel, "Sadaka on misliyle, borç on sekiz misliyle mükâfatlandırılır. İki defa borç vermek bir kere sadaka vermek gibidir.” (İbn Mâce, Sadakat, 19) gibi özel mahiyetteki hadisleriyle ödünç vermenin dinî değerine ve erdemli bir davranış oluşuna dikkat çekmiştir.

    İslâm ahlâkında imkân sahiplerinin ihtiyaç içindeki kimselere borç vermesi, borçluya mühlet tanıması ve gereksiz yere onu sıkıştırmaması tavsiye edilirken borçluya da borcunu zamanında, mümkünse vadesinden önce ödemesi telkin edilmiş, imkânı olduğu halde ödemeyi geciktirmenin zulüm, ödeme niyeti olmaksızın borçlanmanın hırsızlık olduğu belirtilmiştir. (Buhârî, İstikraz, 12; Müslim, Müsavat, 33; İbn Mâce, Sadakat, 11)

    Devletin zekât gelirlerinden borçlular için de bir fon ayrılması (Tevbe 9/60), Hz. Peygamber'in borç yükünden Allah'a sığınması (Buhârî, Cihâd, 74) olanca iyi niyetine ve çabasına rağmen borcunu ödeyemeyenler hakkındaki şefkatli tutumu ve bu tür borçları beytülmâlden ödetmesi (Buhârî, Nafakât, 15) borcun ödenmesine verilen önemin farklı tezahürleridir.

    Mali imkânları müsait olanlar, kanunlara dayalı bir kurum çerçevesinde, ihtiyaç sahiplerine borç vererek insanların finansman gereksinimlerini karşılayabilirler.

    Hatta, ihtiyaç sahiplerine sadece para değil, çimento, demir, kumaş, gıda maddeleri gibi aynî varlıklar da borç olarak verilebilir. Ve bu şekilde İslam’ın en önemli finans kurumu olan karz-ı hasen hayata geçirilmiş olur.

    Zekât ve karz-ı hasenin kurumlaştırıldığı bir toplumda faizden, faizcilikten ve faiz kurumlarından, dolayısıyla haksız kazançlardan söz edilemez. Bunun için Kur’an’ın, “karz-ı hasen” hakkındaki talimatına kulak verelim. Elbette rahata kavuşuruz.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  4. 04.Haziran.2013, 02:02
    2
    Moderatör



    İslam’ın ilk zamanlarında ve Osmanlı döneminde bir iyilik yapmak için ya da ihtiyacın olduğu vakit borç alınabilecek kurumlar var mıydı? Varsa bu kurumlar hangi şartlar dahilinde borç verir ve borcu nasıl geri alırlardı? Günümüzde bu nasıl uygulanabilir?

    İslam’da ibadet eksenli iki türlü finans kurumu bulunmaktadır. Biri Zekât Müessesesi, diğeri Karz-ı Hasen/Güzel Borç Müessesesi’dir.

    Asr-ı saadette borç veren herhangi bir kurumun varlığını bilemiyoruz. Ayet ve hadiste çokça teşvik edilen borç verme işi daha çok bireysel bir çaba olarak yapılmıştır.

    Osmalı devletinde Düyun-u Umumiye (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi), adıyla 1872’de kurulan kurum, borç veren değil, sadece Devlet’in dış borçlarını denetleyen bir kurumdur. Bu sebeple bizim bildiğimiz kadarıyla Osmanlı devletinde de borç veren bir kurum bilmiyoruz.

    İslam’da fakirlerin ihtiyacını karşılayan zekât kurumudur. Bu kurum, her zaman faaliyet göstermiş ve Kur’an’ın emriyle sekiz ayrı insan sınıfının maddi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik hizmet vermiştir.

    Kurumsal borç mekanizması olmamakla beraber İslam’da borç vermek, sadece insani boyutuyla değil, sevap boyutuyla, Allah’ı hoşnut etme boyutuyla da ortaya konulmuştur.

    Nitekim ayetlerde bir ihtiyaç sahibine borç veren kimsenin Allah’a borç vermiş gibi olacağına vurgu yapılmıştır:

    “Kimdir o yiğit ki Allah’a güzelce ödünç verir, Allah da onun verdiğinin mükâfatını kat kat artırır. Allah rızkı kısar da, bollaştırır da. Zaten hepiniz döndürülüp O’na götürüleceksiniz.” (Bakara, 2/245)

    “Dini tasdiklerinin ifadesi olarak, hayır işlerinde mal harcayan erkekler, mal harcayan hanımlar ve Allah’a güzel bir ödünç verenlerin ödülleri kat kat artırılacak, ayrıca onlara değerli bir mükâfat da verilecektir.” (Hadid, 57/18)

    Bu ayetlerde, Allah yolunda ve uhrevî ecir beklentisiyle yapılacak har-camaların bir bakıma dünyada Allah'a borç verme sayılıp karşılığının âhirette kat kat fazlasıyla alınacağı belirtilir. Burada "güzel" nitelendirmesiyle geçen karz tabiri, ödünç işlemi de dahil hayır duygusuyla ve Allah rızâsı için yapılan her türlü malî fedakârlığı kapsar. İhtiyaç sahibi bir kimseye ödünç vermenin karz-ı hasen adıyla yaygınlık kazanması Kur'an'da geçen bu teşvik ve nitelendirmeden kaynaklanır.

    Hz. Peygamber, "Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse Allah da onun âhiret sıkıntılarından birini giderir. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da onun yardımındadır." (Buhârî, Mezâlim) gibi genel, "Sadaka on misliyle, borç on sekiz misliyle mükâfatlandırılır. İki defa borç vermek bir kere sadaka vermek gibidir.” (İbn Mâce, Sadakat, 19) gibi özel mahiyetteki hadisleriyle ödünç vermenin dinî değerine ve erdemli bir davranış oluşuna dikkat çekmiştir.

    İslâm ahlâkında imkân sahiplerinin ihtiyaç içindeki kimselere borç vermesi, borçluya mühlet tanıması ve gereksiz yere onu sıkıştırmaması tavsiye edilirken borçluya da borcunu zamanında, mümkünse vadesinden önce ödemesi telkin edilmiş, imkânı olduğu halde ödemeyi geciktirmenin zulüm, ödeme niyeti olmaksızın borçlanmanın hırsızlık olduğu belirtilmiştir. (Buhârî, İstikraz, 12; Müslim, Müsavat, 33; İbn Mâce, Sadakat, 11)

    Devletin zekât gelirlerinden borçlular için de bir fon ayrılması (Tevbe 9/60), Hz. Peygamber'in borç yükünden Allah'a sığınması (Buhârî, Cihâd, 74) olanca iyi niyetine ve çabasına rağmen borcunu ödeyemeyenler hakkındaki şefkatli tutumu ve bu tür borçları beytülmâlden ödetmesi (Buhârî, Nafakât, 15) borcun ödenmesine verilen önemin farklı tezahürleridir.

    Mali imkânları müsait olanlar, kanunlara dayalı bir kurum çerçevesinde, ihtiyaç sahiplerine borç vererek insanların finansman gereksinimlerini karşılayabilirler.

    Hatta, ihtiyaç sahiplerine sadece para değil, çimento, demir, kumaş, gıda maddeleri gibi aynî varlıklar da borç olarak verilebilir. Ve bu şekilde İslam’ın en önemli finans kurumu olan karz-ı hasen hayata geçirilmiş olur.

    Zekât ve karz-ı hasenin kurumlaştırıldığı bir toplumda faizden, faizcilikten ve faiz kurumlarından, dolayısıyla haksız kazançlardan söz edilemez. Bunun için Kur’an’ın, “karz-ı hasen” hakkındaki talimatına kulak verelim. Elbette rahata kavuşuruz.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder