Konusunu Oylayın.: İslamda seküler bir hayatın olmayışı ile ilgili Kur'an ve hadis dayanaklı neler söylenebilir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslamda seküler bir hayatın olmayışı ile ilgili Kur'an ve hadis dayanaklı neler söylenebilir?
  1. 04.Haziran.2013, 01:10
    1
    Misafir

    İslamda seküler bir hayatın olmayışı ile ilgili Kur'an ve hadis dayanaklı neler söylenebilir?






    İslamda seküler bir hayatın olmayışı ile ilgili Kur'an ve hadis dayanaklı neler söylenebilir? Mumsema İslamda seküler bir hayatın olmayışı ile ilgili Kur'an ve hadis dayanaklı neler söylenebilir?


  2. 04.Haziran.2013, 01:10
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 04.Haziran.2013, 01:55
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,670
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: İslamda seküler bir hayatın olmayışı ile ilgili Kur'an ve hadis dayanaklı neler söylenebilir?




    İslamda seküler bir hayatın olmayışı ile ilgili kuran ve hadis dayanıklı neler söylenebilir ve buna sosyolojik açıdan nasıl bakılabilir?


    Seküler hayattan maksat, dünya hayatı ise, bunun irdelenmesi gerekir. İslam’a göre, insanlar hem dünya hem ahiret hayatı için çalışmalıdır.

    Yok eğer seküler hayattan maksat, dinin içinde yer almadığı bir düyevileşmek ise, bu tamamen dinsizlik anlamına gelir.

    Bugün sekülerlik veya laisizm kavramlarıyla ifade edilen dünya hayatının tanzimi konusunda üç zihniyet mücadele etmektedir.

    a) Sekülerliği dinsizlik anlamında algılayan ve dini hayata yer vermeyenlerin ön gördüğü zihniyet. Türkiye, tek parti ve milli şef döneminde laikliğin bu uygulamalarına şahit olmuş bir ülkedir.

    b) Sekülerliği/Laikliği bütün dinlere aynı mesafede durmak olarak gören, bu ilkeyi fert olarak insanlara uygulamayan, bunu sadece devletin dindar-dinsiz bütün vatandaşlarına karşı eşit mesafede olduğunu gösteren bir zihniyet.

    c) Dinde zorlamayı kabul etmeyen, insanların kendi dinlerini özgürce yaşamalarına imkan veren, laiklikte var olduğu kabul edilen bütün vatandaşlara hak-hukuk bazında aynı mesafede duran İslami perspektif. İslam tarihi gayri müslimlere gösterdiği hadsiz tolerans örnekleriyle doludur. İslam Şeriatı, yani İslam dini bunu tekeffül etmektedir.

    Sekülerlik konusu sadece bir devlet düzeni için değil, bu gün artık toplumlar hata fertler için de söz konusudur. Bu sebeple bundan sonra, fert fert insanları ilgilendiren bir dünyevileşmeden, seküler bir hayattan söz edeceğiz.

    - İslam’ın seküler bir hayata bakışını anlamak için İslam’ın ihtiva ettiği emir ve yasaklara, insani değerlere, evrensel ahlaki değerlere, dünyaya verdiği değere bakmak gerekir. Bu konuda pek çok hadis ve ayeti zikredebiliriz. Fakat sözün özü şudur: Kur’an’ın temel maksatları iman esaslarını zihinlere nakşetmek, insanlık camiasında adalet ve kulluk şuurunu tesis etmektir. Buna göre, dünya hayatı bu maksatlara hizmet ettiği sürece çok büyük bir değere sahip olur ve cenneti kazanmanın yegâne bir hizmet alanı, hadisin ifadesiyle ahiretin bir tarlası olur.

    - Değişik konularda farklı versiyonlarıyla kullanılan bir söz var: “Savaş, askerlere bırakılamayacak kadar önemlidir. Din ilahiyatçılara bırakılamayacak kadar önemlidir.” gibi.

    Bu argümanı kullanacak olursak: “İki dünyayı kazanmak zorunda olan insanların hayatı, insanlara bırakılamayacak kadar değerlidir.”

    Evet, insanın dünyada ve ahirette mutlu ve kazançlı bir hayatı barış içinde sürdürebilmesi için, her şeyi bilen, her iki dünyanın kanunlarını vazeden ve insanları yaratan Allah’ın emir ve yasaklarına uyması gerekir.

    İslam esasları zenginliği emreder. İslam’ın temel esaslarından zekât ve Hac gibi vecibelerin emredilmesi, dolayısıyla zengin olmaya yönelik de bir emirdir.

    Bilindiği üzere, dünyanın üç yönü vardır:

    Birinci yönü, Allah’ın isim ve sıfatlarının bir aynası olarak onun mesajlarını aktaran bir mektup hükmündedir.

    İkinci yönü, hadiste belirtildiği gibi, ahiretin bir tarlası olmasıdır. (Sehâvî, Makâsıd, s. 497; Aclûnî, Keşfü'l-hafâ, 1/1320)

    Üçüncüsü, Allah’ı ve ahireti unutturan yönüdür. Hz. Ali’nin ifadesinde kötülenen ve ahiretin bir kuması olarak tasvir edilen dünya, ahirete mani olan, ahiret hayatı için hazırlık yapmamıza engel teşkil eden, Allah’a giden yolu tıkayan dünyadır. Yoksa dünya, ahiretin tarlası ve Allah’ın mesajlarını ileten ilahî bir mektup/ bir kitap olarak çok sevimli ve pek çok övgüye layıktır. (bk. Mektubat, 289-290)

    - Bu perspektiften konuya bakıldığı zaman denilebilir ki, ahiret mihverinde dönen hiç bir iş seküler kalmaz, uhrevileşir. Ahirete endeksli, Kur’an’ın çizdiği rotayı takip eden, Allah’ın rızası yörüngesinde boy gösteren bütün işler, bir nevi ibadettir, sekülerlik özelliklerini kaybeder ve ahiret hesabına çalışmaya başlar.

    Din ve dünya hayatını değerlendiren bazı ayetlerin mealleri şöyledir:

    “Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan, hak batıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan en sağlam tutamağa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir.” (Bakara, 2/256)

    “Sen insanları irşada devam et! Zaten senin görevin sadece irşad edip düşündürmektir. Yoksa sen kimseyi zorlayacak değilsin.” (Ğaşiye, 88/21-22)

    “Bazı kimseler: “Ey Yüce Rabbimiz, bize vereceğini bu dünyada ver!” derler. Bunların âhirette nasipleri yoktur.

    Bazıları da, “Ey bizim (Yüce) Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ve güzellik ver, âhirette de iyilik ve güzellik ver, Ve bizi cehennem ateşinden koru!” derler.

    İşte bunlar kazandıkları şeylerin hayır ve bereketlerini fazlasıyla görürler. Allah hesabı çok çabuk görür.” (Bakara, 2/200-202)

    “Kâfirlere dünya hayatı süslü gösterildi; Bu yüzden iman edenlerle eğlenirler. Halbuki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kıyamet günü öbürlerinin üstündedir. Allah dilediğine hesapsız nimetler verir.” (Bakara, 2/212)

    “Ey müminler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önleyen bir topluluk bulunsun. İşte selâmet ve felâhı bulanlar bunlar olacaklardır.” (Al-i İmran, 3/104)

    “Kim dünya mutluluğunu isterse bilsin ki dünya mutluluğu da, âhiret saadeti de Allah’ın yanındadır. Allah hakkıyla işitendir, görendir.” (Nisa, 4/134)

    “De ki: “Allah’ın, kulları için yaratıp ortaya çıkardığı zineti, temiz ve hoş rızıkları haram kılmak kimin haddine?” De ki: “Onlar (Rızıklar, nimetler) dünya hayatında (iman etmeyenlerle birlikte,) iman edenlerindir. Kıyamet günü ise (bu rızıklar ve nimetler) yalnız müminlere mahsustur. İşte Biz, bilip anlayan kimseler için, ayetleri bu şekilde açıklıyoruz.” (Araf, 7/32)

    “Yoldan sapanlardan biri olan Karun da Mûsa’nın ümmetinden olup onlara karşı böbürlenerek zulmetmişti. Ona hazineler dolusu öyle bir servet vermiştik ki o hazinelerin anahtarlarını bile güçlü kuvvetli bir bölük zor taşırdı. Halkı ona: “Servetine güvenip şımarma, böbürlenme! Zira Allah böbürlenenleri sevmez!” demişti. “Allah’ın sana ihsan ettiği bu servetle ebedî âhiret yurdunu mâmur etmeye gayret göster, ama dünyadan da nasibini unutma! (ihtiyacına yetecek kadarını sakla). Allah sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara iyilik et, sakın ülkede nizamı bozma peşinde olma! Çünkü Allah bozguncuları sevmez.” (Kasas, 28/76-77)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  4. 04.Haziran.2013, 01:55
    2
    Moderatör



    İslamda seküler bir hayatın olmayışı ile ilgili kuran ve hadis dayanıklı neler söylenebilir ve buna sosyolojik açıdan nasıl bakılabilir?


    Seküler hayattan maksat, dünya hayatı ise, bunun irdelenmesi gerekir. İslam’a göre, insanlar hem dünya hem ahiret hayatı için çalışmalıdır.

    Yok eğer seküler hayattan maksat, dinin içinde yer almadığı bir düyevileşmek ise, bu tamamen dinsizlik anlamına gelir.

    Bugün sekülerlik veya laisizm kavramlarıyla ifade edilen dünya hayatının tanzimi konusunda üç zihniyet mücadele etmektedir.

    a) Sekülerliği dinsizlik anlamında algılayan ve dini hayata yer vermeyenlerin ön gördüğü zihniyet. Türkiye, tek parti ve milli şef döneminde laikliğin bu uygulamalarına şahit olmuş bir ülkedir.

    b) Sekülerliği/Laikliği bütün dinlere aynı mesafede durmak olarak gören, bu ilkeyi fert olarak insanlara uygulamayan, bunu sadece devletin dindar-dinsiz bütün vatandaşlarına karşı eşit mesafede olduğunu gösteren bir zihniyet.

    c) Dinde zorlamayı kabul etmeyen, insanların kendi dinlerini özgürce yaşamalarına imkan veren, laiklikte var olduğu kabul edilen bütün vatandaşlara hak-hukuk bazında aynı mesafede duran İslami perspektif. İslam tarihi gayri müslimlere gösterdiği hadsiz tolerans örnekleriyle doludur. İslam Şeriatı, yani İslam dini bunu tekeffül etmektedir.

    Sekülerlik konusu sadece bir devlet düzeni için değil, bu gün artık toplumlar hata fertler için de söz konusudur. Bu sebeple bundan sonra, fert fert insanları ilgilendiren bir dünyevileşmeden, seküler bir hayattan söz edeceğiz.

    - İslam’ın seküler bir hayata bakışını anlamak için İslam’ın ihtiva ettiği emir ve yasaklara, insani değerlere, evrensel ahlaki değerlere, dünyaya verdiği değere bakmak gerekir. Bu konuda pek çok hadis ve ayeti zikredebiliriz. Fakat sözün özü şudur: Kur’an’ın temel maksatları iman esaslarını zihinlere nakşetmek, insanlık camiasında adalet ve kulluk şuurunu tesis etmektir. Buna göre, dünya hayatı bu maksatlara hizmet ettiği sürece çok büyük bir değere sahip olur ve cenneti kazanmanın yegâne bir hizmet alanı, hadisin ifadesiyle ahiretin bir tarlası olur.

    - Değişik konularda farklı versiyonlarıyla kullanılan bir söz var: “Savaş, askerlere bırakılamayacak kadar önemlidir. Din ilahiyatçılara bırakılamayacak kadar önemlidir.” gibi.

    Bu argümanı kullanacak olursak: “İki dünyayı kazanmak zorunda olan insanların hayatı, insanlara bırakılamayacak kadar değerlidir.”

    Evet, insanın dünyada ve ahirette mutlu ve kazançlı bir hayatı barış içinde sürdürebilmesi için, her şeyi bilen, her iki dünyanın kanunlarını vazeden ve insanları yaratan Allah’ın emir ve yasaklarına uyması gerekir.

    İslam esasları zenginliği emreder. İslam’ın temel esaslarından zekât ve Hac gibi vecibelerin emredilmesi, dolayısıyla zengin olmaya yönelik de bir emirdir.

    Bilindiği üzere, dünyanın üç yönü vardır:

    Birinci yönü, Allah’ın isim ve sıfatlarının bir aynası olarak onun mesajlarını aktaran bir mektup hükmündedir.

    İkinci yönü, hadiste belirtildiği gibi, ahiretin bir tarlası olmasıdır. (Sehâvî, Makâsıd, s. 497; Aclûnî, Keşfü'l-hafâ, 1/1320)

    Üçüncüsü, Allah’ı ve ahireti unutturan yönüdür. Hz. Ali’nin ifadesinde kötülenen ve ahiretin bir kuması olarak tasvir edilen dünya, ahirete mani olan, ahiret hayatı için hazırlık yapmamıza engel teşkil eden, Allah’a giden yolu tıkayan dünyadır. Yoksa dünya, ahiretin tarlası ve Allah’ın mesajlarını ileten ilahî bir mektup/ bir kitap olarak çok sevimli ve pek çok övgüye layıktır. (bk. Mektubat, 289-290)

    - Bu perspektiften konuya bakıldığı zaman denilebilir ki, ahiret mihverinde dönen hiç bir iş seküler kalmaz, uhrevileşir. Ahirete endeksli, Kur’an’ın çizdiği rotayı takip eden, Allah’ın rızası yörüngesinde boy gösteren bütün işler, bir nevi ibadettir, sekülerlik özelliklerini kaybeder ve ahiret hesabına çalışmaya başlar.

    Din ve dünya hayatını değerlendiren bazı ayetlerin mealleri şöyledir:

    “Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan, hak batıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan en sağlam tutamağa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir.” (Bakara, 2/256)

    “Sen insanları irşada devam et! Zaten senin görevin sadece irşad edip düşündürmektir. Yoksa sen kimseyi zorlayacak değilsin.” (Ğaşiye, 88/21-22)

    “Bazı kimseler: “Ey Yüce Rabbimiz, bize vereceğini bu dünyada ver!” derler. Bunların âhirette nasipleri yoktur.

    Bazıları da, “Ey bizim (Yüce) Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ve güzellik ver, âhirette de iyilik ve güzellik ver, Ve bizi cehennem ateşinden koru!” derler.

    İşte bunlar kazandıkları şeylerin hayır ve bereketlerini fazlasıyla görürler. Allah hesabı çok çabuk görür.” (Bakara, 2/200-202)

    “Kâfirlere dünya hayatı süslü gösterildi; Bu yüzden iman edenlerle eğlenirler. Halbuki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kıyamet günü öbürlerinin üstündedir. Allah dilediğine hesapsız nimetler verir.” (Bakara, 2/212)

    “Ey müminler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önleyen bir topluluk bulunsun. İşte selâmet ve felâhı bulanlar bunlar olacaklardır.” (Al-i İmran, 3/104)

    “Kim dünya mutluluğunu isterse bilsin ki dünya mutluluğu da, âhiret saadeti de Allah’ın yanındadır. Allah hakkıyla işitendir, görendir.” (Nisa, 4/134)

    “De ki: “Allah’ın, kulları için yaratıp ortaya çıkardığı zineti, temiz ve hoş rızıkları haram kılmak kimin haddine?” De ki: “Onlar (Rızıklar, nimetler) dünya hayatında (iman etmeyenlerle birlikte,) iman edenlerindir. Kıyamet günü ise (bu rızıklar ve nimetler) yalnız müminlere mahsustur. İşte Biz, bilip anlayan kimseler için, ayetleri bu şekilde açıklıyoruz.” (Araf, 7/32)

    “Yoldan sapanlardan biri olan Karun da Mûsa’nın ümmetinden olup onlara karşı böbürlenerek zulmetmişti. Ona hazineler dolusu öyle bir servet vermiştik ki o hazinelerin anahtarlarını bile güçlü kuvvetli bir bölük zor taşırdı. Halkı ona: “Servetine güvenip şımarma, böbürlenme! Zira Allah böbürlenenleri sevmez!” demişti. “Allah’ın sana ihsan ettiği bu servetle ebedî âhiret yurdunu mâmur etmeye gayret göster, ama dünyadan da nasibini unutma! (ihtiyacına yetecek kadarını sakla). Allah sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara iyilik et, sakın ülkede nizamı bozma peşinde olma! Çünkü Allah bozguncuları sevmez.” (Kasas, 28/76-77)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder