Konusunu Oylayın.: Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'in Memlüklerle savaşmasının en büyük nedeni nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'in Memlüklerle savaşmasının en büyük nedeni nedir?
  1. 03.Haziran.2013, 18:23
    1
    Misafir

    Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'in Memlüklerle savaşmasının en büyük nedeni nedir?






    Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'in Memlüklerle savaşmasının en büyük nedeni nedir? Mumsema Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'in Memlüklerle savaşmasının en büyük nedeni nedir? Portekizlilerin kutsal toprakları elegeçirme tehlikesi midir?


  2. 03.Haziran.2013, 18:23
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'in Memlüklerle savaşmasının en büyük nedeni nedir? Portekizlilerin kutsal toprakları elegeçirme tehlikesi midir?


    Benzer Konular

    - Yavuz Sultan Selim Camii

    - Yavuz sultan selim ve cariye

    - Yavuz Sultan Selim Hanı Anlamak?

    - Cihan padişahı Yavuz Sultan Selim Han belgeseli

    - Yavuz ve Selim bir sultan

  3. 03.Haziran.2013, 20:08
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'in Memlüklerle savaşmasının en büyük nedeni nedir?




    Cevap: Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'in Memlüklerle savaşmasının en büyük nedeni nedir?

    Yavuz Sultan Selim Osmanlı devletinin mevcut İslam ülkeleri arasında en güçlü devlet haline geldiğini görünce İslam ümmetinin birliğini sağlamak gibi bir görevin kendisine yönelmiş olduğunu gördü. Aynı zamanda Endülüs'ün hıristiyan İspanyollar tarafından ele geçirilmiş bulunduğunu da görerek bundan etkilendi. Fakat doğudan Avrupalılar üzerinde bir baskıya baş vurarak onların batıdan bulunan müslümanlar üzerindeki zulmünü hafifletmek için artık bir fayda veremiyeceğine de inanmaya başladı.

    Yavuz Sultan Selim bütün Müslümanların birliğini sağlamadan Avrupa'nın karşısında durmanın mümkün olamayacağını görüyordu. Dolayısıyla ona göre bütün Müslümanların tek bir devletin otoritesine uymaları gerekiyordu. Tabi ki bu arada Yavuz, Osmanlı devletinin o gün için mevcut tüm islam ülkeleri arasında en güçlü devlet olması bakımından bütün Müslümanların bu devlete boyun eğmeleri görüşündeydi.

    Aynı zamanda Mısır Memluk devletinin artık zayıflamış, güçten düşmüş olduğunu ve batı yönünden müslümanların üzerine yürüyerek İslam topraklarını çiğnemekte olan Portekizlilere karşı koymak için kendisine düşen rolü oynayamadığını da görüyordu. Hem sonra Mısır'da Memluk devletinin himayesinde bulunan Abbasi halifesi de şekilden öteye birşey ifade etmiyor ve Memluk devletinin tasarrufu altında bulunuyordu. Memluk sultanları nasıl istiyorlarsa halifeyi o şekilde yönlendiriyorlardı.

    Yavuz Sultan Selim ayrıca Portekizlilerin İslam dünyasını güney yönünden tehdit ettiklerini görüyordu. Aynı zamanda Müslümanlar Kudüs'ten çekilip burayı hıristiyanlara teslim edinceye kadar Medine-i Münevvere'yi işgal ederek Hz. Peygamberin naaşına el koyacakları yolunda Portekizliler tehditler savuruyorlardı. Onların bu tehditlerine karşı Memluklar aciz durumda idiler.

    Bütün bunlardan öte iş bu Portekizliler ne yazık ki içende de (Müslümanlardan) emellerine alet olabilecek kimselerle temas kurabiliyorlardı. Ezcümle İran Safevileri o sırada Portekizlilerle iş birliği yapmak, Osmanlılar aleyhinde onlarla birlikte bir pakt oluşturmak, hatta bütün ehli sünnetten Müslümanlara karşı onlarla birlik olmak için teklifte bulundular. Yavuz, ayrıca Safevilerin Basra körfezinde Portekizlilere karşı takınacakları tavırda birçok tehlikelerin bulunduğunu seziyordu.

    Yavuz Sultan Selim, mezhep farkı yüzünden Safevilerin, Osmanlılarla doğu yönünden sürtüşmeye çalıştıklarını ve bu taraftan sınırlarını genişletmek, şiiliği bu alanlarda yaymak için çabalar sarfettiklerini görüyordu. Nitekim Şah İsmail Safevi Diyarbakır'a kadar gelmiş ve Anadolu topraklarına yakın olan Tebriz'i merkez edinmişti. Şah İsmail Safevi aynı zamanda Osmanlıların yayılma eğilimlerine karşı Memluklarla iş birliği yapmak istiyordu. Keza, şehzade Ahmed'e vaktiyle gerek babası ikinci Sultan Beyazıt'a karşı, gerekse kardeşi Yavuz Sultan Selim'e karşı baş kaldırınca yardım etmişti. Elbetteki Yavuz Sultan Selim kardeşini ele geçirince onunla işbirliği içinde olanları da vurması gerekirdi.

    Yavuz Sultan Selim bu tablo karşısında sorunları kesin bir şekilde çözümlemeyi uygun görüyordu. Bu nedenle Safevileri cezalandırmak ve onları Portekizlilerden uzaklaştırmak, daha sonra da Mısır Memluklarıyla anlaşarak Portekizlilerin karşısında birlikte durabilmek için harekete geçti. Ancak Memluklar fikrini ve teklifini reddettikleri takdirde Mısır'ı işgal edeceğini de aklına koymuştu. Bu suretle Yavuz Sultan Selim Portekizlilerin karşısında durdu. Onlarla mücadele etti.

    Özellikle Portekizlilerin giriştiği savaş apaçık bir haçlı savaşıydı. Müslümanlar Endülüs'ten kovulurken başlatılmış olan savaştı ve şimdi de Portekizliler o savaşı devam ettiriyorlardı. Yavuz Sultan Selim ise çeşitli cephelerde ülkesine geniş toprak parçaları katmak suretiyle Müslümanların birliğini temin etme yolunda epeyce büyük bir mesafe katetmiş bulunuyordu. Ancak Yavuz'un ilhak etmiş olduğu topraklar yine İslam ülkelerinden alınmıştı. Onu bu şekilde davranmaya sevek eden sebep aslında Memluk devletinin zayıf düşmüş olması ve halkın Portekizlilerden korkmaya başlamalarıydı. Keza, Mısır halkı nezdinde Osmanlı devletinin sahip olduğu şöhret ve buradaki Müslümanların Portekizlilere karşı mücadele etmek üzere gelmelerini bekliyor olmaları da bu sebepler arasındaydı.

    Bütün bu faktörlerin hazırladığı ortamda Yavuz Sultan Selim büyük bir ordunun başına geçerek Edirne'den hareketle İran Safevi devletinin üzerine yürüdü. Yavuz Sultan Selim bu arada doğu Anadolu'da oturan Alevi nüfusu da saydırmıştı. Çünkü bunlar kritik bir anda Safevilerin yanında yerlerini alabilirlerdi. Onun için Yavuz bunların tümünün kılıçtan geçirilmesi emrini verdi. Ondan sonra da planlı bir şekilde geri çekilerek onu içerilere kadar sürükleyip Osmanlı ordusunu tepelemek isteyen Safevilerin başkenti Tebriz üzerine yürüdü. Nihayet seferinin sonunda Yavuz doğu Anadoluda Kars vilayetinin güney yönüne düşen Çaldıran mevkiinde Safevi ordusuyla yüz yüze geldi. H. 920 yılı Recep ayının ikinci günü taraflar arasında kanlı bir meydan savaşı cereyan etti. On gün sonra da Yavuz Tebriz'e girerek Safevi devletinin hazinelerini eline geçirdi. Ve İstanbul'a taşıttı. Yavuz bir süre şahın peşine düştü ise de onu yakalayamadı.

    Yavuz Sultan Selim, Safevilere karşı giriştiği bu savaştan sonra Osmanlı devleti aleyhinde Safevilerle iş birliği içine girmiş bulunan Memluklara karşı bu kez hazırlıklara başladı. Zaten iki taraf arasındaki sınırlarda yer alan Dulkadıroğulları beyliği üzerinde Memluklarla ihtilaf halindeydi. Dulkadıroğulları beyliğinin merkezi ise Maraş'tı. Yavuz'u bu savaşa teşvik edenler esasen Portekizlilerin tehdidinden çekinen Suriye ileri gelenleriydi. Çünkü bunlar Memluklar'da Portekizlilere karşı koyabilecek bir güç göremiyorlardı. Halbuki Osmanlıların Avrupa'da bir kısım toprakları fethetmekle büyük bir güç olduklarını görüyorlardı. Mısır Memluk hükümdarı Kansu Gavri El-Melik El-Eşref Ebunnasır Seyfüddin, Yavuz Sultan Selimin, ülkesine karşı savaş açmak niyetinde olduğunu anlayınca arabulucu olarak Osmanlılarla Safevileri barıştırmak üzere bir görev üstlenmek istediğine dair Yavuz'a bir elçi gönderdi. Ne var ki Yavuz Sultan Selim, Kansu Gavri'nin elçisini tersleyerek kovdu. Çünkü Yavuz bu sorunu askeri yoldan çözümleyeceğini kendi kafasında zaten kararlaştırmıştı.

    Ondan sonra Yavuz ordusunu alarak Suriye'ye doğru sefere çıktı. Aynı zamanda El-Eşref Kansu Gavri'de hazırlıklara girişti. Ve Anadolu'ya doğru yola çıktı. Her iki ordu Halep kentinin kuzeybatısına düşen Mercidabık mevkiinde karşılaştılar. Yavuz Sultan Selim daha önce Suriye ileri gelenleriyle temas kurarak onlarla anlaşmıştı. Nitekim onlarda gelip kendisiyle görüştüler. Ona yaklaştılar. Ve kendisine katıldılar. Yirmibeş Recep 1922 günü iki ordu çarpışmaya başlayınca esasen Memlukların saflarında bulunan Suriyeli liderler işte tam bu kritik saatlerde emirlerinde bulunan birlikleriyle beraber bir anda Memluk ordusunu terkederek Osmanlı ordusunun saflarına katıldılar. Böylece Osmanlı ordusu üstün geldi. Mısır Memluk hükümdarı Sultan El-Eşref in savaş alanında öldürülünceye kadar gösterdiği direnişe rağmen, Memluk ordusu perişan oldu.

    Yavuz Sultan Selim artık hiçbir direniş görmeden bilakis genellikle sevgi gösterileri içinde Halep, Hama, Homs ve Dımışk kentlerine girdi. Suriye'deki liderleri de daha önce söz verdiği üzere mevkilerinde bıraktı. Hatta Mercidabık meydan savaşı sırasında gösterdikleri yararlıktan dolayı onların etki alanlarını daha da genişletti. Suriye'de alimlerle karşılaştıktan, onlara ihsanlarda bulunduktan sonra Dımışk'taki Emevi camiinin tamir edilmesini emretti. Canbürd El-Gazali'yi Dımışk'a Fahrettin El- Maanî'yi de Cebeli Lübnan'a emir tayin etti. Fahrettin El-Maanî Dürzülerdendir. Mercidabık meydan savaşı sırasında Yavuz Sultan Selim'i desteklemiş, bölgesinin emirliğini elde edebilmek için Memlukları bırakarak Yavuz'un yanında yer almıştı. Halbuki Osmanlılar Müslüman oldukları için bu Dürzü lider Osmanlıların can düşmanlarından biriydi.

    Mercidabık yenilgisinden sonra Mısır Memlukları kendilerine yeni bir sultan seçmişlerdi. Buda Kansu Gavri'nin halefi Tomanbay'dı. Yavuz Sultan Selim Tomanbay'a elçi göndererek ona Mısır üzerine Osmanlı egemenliğini tanımasına karşılık Memluk devletiyle barış yapmak istediğini teklif etti. Ancak Tomanbay Yavuz'un bu teklifini reddederek savaş için hazırlıklara girişti. Bu yüzden iki tarafın ordusu Suriye sınırında karşılaşarak savaştılar. Sonuçta Memluklar yenilgiye uğradı. Osmanlılarsa Gazze'ye girdiler. H. 922 yılının son gününde de iki tarafın ordusu Kahire kapılarında Ridaniye denilen mevkiide cereyan eden meydan savaşında kapıştılar. Osmanlılar ellerinde bulunan toplar sayesinde üstünlüklerini korudular ve Memlukları yendiler. Sekiz Muharrem 923 günü Osmanlılar Kahire'ye girdi. Tomanbay ise Çize taraflarına çıkarak hâlâ Osmanlılara karşı çarpışmaya devam ediyordu. Ne var ki yirmibir Rebiülevvel 923 günü Osmanlılara esir düşerek öldürüldü.

    Yavuz Sultan Selim bir ay kadar Kahire’de kalarak bu süre içerisinde ihsanlar dağıttı. Ve düzenlenen törenlerde bulundu. Bu sırada son Abbasi halifesi Muhammed El-Mütevekkil Alallah da hilafetten vazgeçerek Haremeyn'in (Mekke ve Medine'de ki kutsal mekanların) anahtarlarını Yavuz'a teslim etti. Bu suretle o günden itibaren Osmanlı sultanları tüm dünya Müslümanlarının halifesi oldular. Aynı zamanda Mekke Şerifi Ebu Numâ Bin Berekat da Yavuz'u ziyaret ederek onun otoritesini kabul etti.

    Böylece ilk Osmanlı halifesi olan Yavuz Sultan Selim Hayri Bey'i Mısır'a vali tayin ederek Suriye yoluyla Anadolu'ya hareket etti. Hayri Bey'le beraber yeniçerilerden oluşan bir kuvveti de Mısır'da bırakan Yavuz, mevkiinden vazgeçen Abbasi halifesini de dönerken yanına aldı. Yavuz Dımışk'a uğrayarak burada bir süre kaldı. Ve Muhiddin-i Arabi'nin üzerine türbe yaptırdı. Sonra Halep'e geçerek burada da iki ay kadar kaldı. Ondan sonra Edirne'ye hareket etti. Yavuz Edirne'ye varınca hac yapmak maksadıyla Kudüs'e gitmek isteyen hiristiyan İspanyolların her yıl ödenecek bir vergi karşılığında Osmanlı topraklarından geçmelerine izin vermesi için İspanya elçisi Yavuz'un huzuruna çıktı. İspanyollar vaktiyle Mısır Memluk devletine de böyle bir vergi ödüyorlardı. Ondan sonra Yavuz, Safeviler'e karşı yeniden bir savaşa girmek için hazırlıklarına başladı. Fakat buna ömrü yetmedi. H. 926 yılı Şevval ayının dokuzuncu günü Hakk’ın Rahmetine kavuştu.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    *



  4. 03.Haziran.2013, 20:08
    2
    Devamlı Üye



    Cevap: Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'in Memlüklerle savaşmasının en büyük nedeni nedir?

    Yavuz Sultan Selim Osmanlı devletinin mevcut İslam ülkeleri arasında en güçlü devlet haline geldiğini görünce İslam ümmetinin birliğini sağlamak gibi bir görevin kendisine yönelmiş olduğunu gördü. Aynı zamanda Endülüs'ün hıristiyan İspanyollar tarafından ele geçirilmiş bulunduğunu da görerek bundan etkilendi. Fakat doğudan Avrupalılar üzerinde bir baskıya baş vurarak onların batıdan bulunan müslümanlar üzerindeki zulmünü hafifletmek için artık bir fayda veremiyeceğine de inanmaya başladı.

    Yavuz Sultan Selim bütün Müslümanların birliğini sağlamadan Avrupa'nın karşısında durmanın mümkün olamayacağını görüyordu. Dolayısıyla ona göre bütün Müslümanların tek bir devletin otoritesine uymaları gerekiyordu. Tabi ki bu arada Yavuz, Osmanlı devletinin o gün için mevcut tüm islam ülkeleri arasında en güçlü devlet olması bakımından bütün Müslümanların bu devlete boyun eğmeleri görüşündeydi.

    Aynı zamanda Mısır Memluk devletinin artık zayıflamış, güçten düşmüş olduğunu ve batı yönünden müslümanların üzerine yürüyerek İslam topraklarını çiğnemekte olan Portekizlilere karşı koymak için kendisine düşen rolü oynayamadığını da görüyordu. Hem sonra Mısır'da Memluk devletinin himayesinde bulunan Abbasi halifesi de şekilden öteye birşey ifade etmiyor ve Memluk devletinin tasarrufu altında bulunuyordu. Memluk sultanları nasıl istiyorlarsa halifeyi o şekilde yönlendiriyorlardı.

    Yavuz Sultan Selim ayrıca Portekizlilerin İslam dünyasını güney yönünden tehdit ettiklerini görüyordu. Aynı zamanda Müslümanlar Kudüs'ten çekilip burayı hıristiyanlara teslim edinceye kadar Medine-i Münevvere'yi işgal ederek Hz. Peygamberin naaşına el koyacakları yolunda Portekizliler tehditler savuruyorlardı. Onların bu tehditlerine karşı Memluklar aciz durumda idiler.

    Bütün bunlardan öte iş bu Portekizliler ne yazık ki içende de (Müslümanlardan) emellerine alet olabilecek kimselerle temas kurabiliyorlardı. Ezcümle İran Safevileri o sırada Portekizlilerle iş birliği yapmak, Osmanlılar aleyhinde onlarla birlikte bir pakt oluşturmak, hatta bütün ehli sünnetten Müslümanlara karşı onlarla birlik olmak için teklifte bulundular. Yavuz, ayrıca Safevilerin Basra körfezinde Portekizlilere karşı takınacakları tavırda birçok tehlikelerin bulunduğunu seziyordu.

    Yavuz Sultan Selim, mezhep farkı yüzünden Safevilerin, Osmanlılarla doğu yönünden sürtüşmeye çalıştıklarını ve bu taraftan sınırlarını genişletmek, şiiliği bu alanlarda yaymak için çabalar sarfettiklerini görüyordu. Nitekim Şah İsmail Safevi Diyarbakır'a kadar gelmiş ve Anadolu topraklarına yakın olan Tebriz'i merkez edinmişti. Şah İsmail Safevi aynı zamanda Osmanlıların yayılma eğilimlerine karşı Memluklarla iş birliği yapmak istiyordu. Keza, şehzade Ahmed'e vaktiyle gerek babası ikinci Sultan Beyazıt'a karşı, gerekse kardeşi Yavuz Sultan Selim'e karşı baş kaldırınca yardım etmişti. Elbetteki Yavuz Sultan Selim kardeşini ele geçirince onunla işbirliği içinde olanları da vurması gerekirdi.

    Yavuz Sultan Selim bu tablo karşısında sorunları kesin bir şekilde çözümlemeyi uygun görüyordu. Bu nedenle Safevileri cezalandırmak ve onları Portekizlilerden uzaklaştırmak, daha sonra da Mısır Memluklarıyla anlaşarak Portekizlilerin karşısında birlikte durabilmek için harekete geçti. Ancak Memluklar fikrini ve teklifini reddettikleri takdirde Mısır'ı işgal edeceğini de aklına koymuştu. Bu suretle Yavuz Sultan Selim Portekizlilerin karşısında durdu. Onlarla mücadele etti.

    Özellikle Portekizlilerin giriştiği savaş apaçık bir haçlı savaşıydı. Müslümanlar Endülüs'ten kovulurken başlatılmış olan savaştı ve şimdi de Portekizliler o savaşı devam ettiriyorlardı. Yavuz Sultan Selim ise çeşitli cephelerde ülkesine geniş toprak parçaları katmak suretiyle Müslümanların birliğini temin etme yolunda epeyce büyük bir mesafe katetmiş bulunuyordu. Ancak Yavuz'un ilhak etmiş olduğu topraklar yine İslam ülkelerinden alınmıştı. Onu bu şekilde davranmaya sevek eden sebep aslında Memluk devletinin zayıf düşmüş olması ve halkın Portekizlilerden korkmaya başlamalarıydı. Keza, Mısır halkı nezdinde Osmanlı devletinin sahip olduğu şöhret ve buradaki Müslümanların Portekizlilere karşı mücadele etmek üzere gelmelerini bekliyor olmaları da bu sebepler arasındaydı.

    Bütün bu faktörlerin hazırladığı ortamda Yavuz Sultan Selim büyük bir ordunun başına geçerek Edirne'den hareketle İran Safevi devletinin üzerine yürüdü. Yavuz Sultan Selim bu arada doğu Anadolu'da oturan Alevi nüfusu da saydırmıştı. Çünkü bunlar kritik bir anda Safevilerin yanında yerlerini alabilirlerdi. Onun için Yavuz bunların tümünün kılıçtan geçirilmesi emrini verdi. Ondan sonra da planlı bir şekilde geri çekilerek onu içerilere kadar sürükleyip Osmanlı ordusunu tepelemek isteyen Safevilerin başkenti Tebriz üzerine yürüdü. Nihayet seferinin sonunda Yavuz doğu Anadoluda Kars vilayetinin güney yönüne düşen Çaldıran mevkiinde Safevi ordusuyla yüz yüze geldi. H. 920 yılı Recep ayının ikinci günü taraflar arasında kanlı bir meydan savaşı cereyan etti. On gün sonra da Yavuz Tebriz'e girerek Safevi devletinin hazinelerini eline geçirdi. Ve İstanbul'a taşıttı. Yavuz bir süre şahın peşine düştü ise de onu yakalayamadı.

    Yavuz Sultan Selim, Safevilere karşı giriştiği bu savaştan sonra Osmanlı devleti aleyhinde Safevilerle iş birliği içine girmiş bulunan Memluklara karşı bu kez hazırlıklara başladı. Zaten iki taraf arasındaki sınırlarda yer alan Dulkadıroğulları beyliği üzerinde Memluklarla ihtilaf halindeydi. Dulkadıroğulları beyliğinin merkezi ise Maraş'tı. Yavuz'u bu savaşa teşvik edenler esasen Portekizlilerin tehdidinden çekinen Suriye ileri gelenleriydi. Çünkü bunlar Memluklar'da Portekizlilere karşı koyabilecek bir güç göremiyorlardı. Halbuki Osmanlıların Avrupa'da bir kısım toprakları fethetmekle büyük bir güç olduklarını görüyorlardı. Mısır Memluk hükümdarı Kansu Gavri El-Melik El-Eşref Ebunnasır Seyfüddin, Yavuz Sultan Selimin, ülkesine karşı savaş açmak niyetinde olduğunu anlayınca arabulucu olarak Osmanlılarla Safevileri barıştırmak üzere bir görev üstlenmek istediğine dair Yavuz'a bir elçi gönderdi. Ne var ki Yavuz Sultan Selim, Kansu Gavri'nin elçisini tersleyerek kovdu. Çünkü Yavuz bu sorunu askeri yoldan çözümleyeceğini kendi kafasında zaten kararlaştırmıştı.

    Ondan sonra Yavuz ordusunu alarak Suriye'ye doğru sefere çıktı. Aynı zamanda El-Eşref Kansu Gavri'de hazırlıklara girişti. Ve Anadolu'ya doğru yola çıktı. Her iki ordu Halep kentinin kuzeybatısına düşen Mercidabık mevkiinde karşılaştılar. Yavuz Sultan Selim daha önce Suriye ileri gelenleriyle temas kurarak onlarla anlaşmıştı. Nitekim onlarda gelip kendisiyle görüştüler. Ona yaklaştılar. Ve kendisine katıldılar. Yirmibeş Recep 1922 günü iki ordu çarpışmaya başlayınca esasen Memlukların saflarında bulunan Suriyeli liderler işte tam bu kritik saatlerde emirlerinde bulunan birlikleriyle beraber bir anda Memluk ordusunu terkederek Osmanlı ordusunun saflarına katıldılar. Böylece Osmanlı ordusu üstün geldi. Mısır Memluk hükümdarı Sultan El-Eşref in savaş alanında öldürülünceye kadar gösterdiği direnişe rağmen, Memluk ordusu perişan oldu.

    Yavuz Sultan Selim artık hiçbir direniş görmeden bilakis genellikle sevgi gösterileri içinde Halep, Hama, Homs ve Dımışk kentlerine girdi. Suriye'deki liderleri de daha önce söz verdiği üzere mevkilerinde bıraktı. Hatta Mercidabık meydan savaşı sırasında gösterdikleri yararlıktan dolayı onların etki alanlarını daha da genişletti. Suriye'de alimlerle karşılaştıktan, onlara ihsanlarda bulunduktan sonra Dımışk'taki Emevi camiinin tamir edilmesini emretti. Canbürd El-Gazali'yi Dımışk'a Fahrettin El- Maanî'yi de Cebeli Lübnan'a emir tayin etti. Fahrettin El-Maanî Dürzülerdendir. Mercidabık meydan savaşı sırasında Yavuz Sultan Selim'i desteklemiş, bölgesinin emirliğini elde edebilmek için Memlukları bırakarak Yavuz'un yanında yer almıştı. Halbuki Osmanlılar Müslüman oldukları için bu Dürzü lider Osmanlıların can düşmanlarından biriydi.

    Mercidabık yenilgisinden sonra Mısır Memlukları kendilerine yeni bir sultan seçmişlerdi. Buda Kansu Gavri'nin halefi Tomanbay'dı. Yavuz Sultan Selim Tomanbay'a elçi göndererek ona Mısır üzerine Osmanlı egemenliğini tanımasına karşılık Memluk devletiyle barış yapmak istediğini teklif etti. Ancak Tomanbay Yavuz'un bu teklifini reddederek savaş için hazırlıklara girişti. Bu yüzden iki tarafın ordusu Suriye sınırında karşılaşarak savaştılar. Sonuçta Memluklar yenilgiye uğradı. Osmanlılarsa Gazze'ye girdiler. H. 922 yılının son gününde de iki tarafın ordusu Kahire kapılarında Ridaniye denilen mevkiide cereyan eden meydan savaşında kapıştılar. Osmanlılar ellerinde bulunan toplar sayesinde üstünlüklerini korudular ve Memlukları yendiler. Sekiz Muharrem 923 günü Osmanlılar Kahire'ye girdi. Tomanbay ise Çize taraflarına çıkarak hâlâ Osmanlılara karşı çarpışmaya devam ediyordu. Ne var ki yirmibir Rebiülevvel 923 günü Osmanlılara esir düşerek öldürüldü.

    Yavuz Sultan Selim bir ay kadar Kahire’de kalarak bu süre içerisinde ihsanlar dağıttı. Ve düzenlenen törenlerde bulundu. Bu sırada son Abbasi halifesi Muhammed El-Mütevekkil Alallah da hilafetten vazgeçerek Haremeyn'in (Mekke ve Medine'de ki kutsal mekanların) anahtarlarını Yavuz'a teslim etti. Bu suretle o günden itibaren Osmanlı sultanları tüm dünya Müslümanlarının halifesi oldular. Aynı zamanda Mekke Şerifi Ebu Numâ Bin Berekat da Yavuz'u ziyaret ederek onun otoritesini kabul etti.

    Böylece ilk Osmanlı halifesi olan Yavuz Sultan Selim Hayri Bey'i Mısır'a vali tayin ederek Suriye yoluyla Anadolu'ya hareket etti. Hayri Bey'le beraber yeniçerilerden oluşan bir kuvveti de Mısır'da bırakan Yavuz, mevkiinden vazgeçen Abbasi halifesini de dönerken yanına aldı. Yavuz Dımışk'a uğrayarak burada bir süre kaldı. Ve Muhiddin-i Arabi'nin üzerine türbe yaptırdı. Sonra Halep'e geçerek burada da iki ay kadar kaldı. Ondan sonra Edirne'ye hareket etti. Yavuz Edirne'ye varınca hac yapmak maksadıyla Kudüs'e gitmek isteyen hiristiyan İspanyolların her yıl ödenecek bir vergi karşılığında Osmanlı topraklarından geçmelerine izin vermesi için İspanya elçisi Yavuz'un huzuruna çıktı. İspanyollar vaktiyle Mısır Memluk devletine de böyle bir vergi ödüyorlardı. Ondan sonra Yavuz, Safeviler'e karşı yeniden bir savaşa girmek için hazırlıklarına başladı. Fakat buna ömrü yetmedi. H. 926 yılı Şevval ayının dokuzuncu günü Hakk’ın Rahmetine kavuştu.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    *






+ Yorum Gönder