Konusunu Oylayın.: Yavuz Sultan Selim, dindar bir padişah olmasına rağmen, neden bazı şehzadeleri ve devlet adamlarını

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Yavuz Sultan Selim, dindar bir padişah olmasına rağmen, neden bazı şehzadeleri ve devlet adamlarını
  1. 03.Haziran.2013, 18:21
    1
    Misafir

    Yavuz Sultan Selim, dindar bir padişah olmasına rağmen, neden bazı şehzadeleri ve devlet adamlarını






    Yavuz Sultan Selim, dindar bir padişah olmasına rağmen, neden bazı şehzadeleri ve devlet adamlarını Mumsema Yavuz Sultan Selim, dindar bir padişah olmasına rağmen, neden bazı şehzadeleri ve devlet adamlarını idam ettirmiştir?


  2. 03.Haziran.2013, 18:21
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Yavuz Sultan Selim, dindar bir padişah olmasına rağmen, neden bazı şehzadeleri ve devlet adamlarını idam ettirmiştir?


    Benzer Konular

    - Yavuz Sultan Selim Camii

    - Yavuz sultan selim ve cariye

    - Yavuz Sultan Selim Güzel Sözleri

    - Yavuz Sultan Selim Hanı Anlamak?

    - Yavuz ve Selim bir sultan

  3. 03.Haziran.2013, 20:20
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Yavuz Sultan Selim, dindar bir padişah olmasına rağmen, neden bazı şehzadeleri ve devlet adam




    Yavuz Sultan Selim, dindar bir padişah olmasına rağmen, neden bazı şehzadeleri ve devlet adamlarını idam ettirmiştir?

    Tarihte yaşanan olaylar, fert ve cemiyet olarak geçirilen tecrübeler, istikbale ışık tutan parlak bir aynadır. Tarihte cereyan eden olaylardan milletlerin alacakları pek çok ders ve ibretler vardır. Yarınlara hazırlanmakta, bu tecrübelerden mutlaka yararlanmak, geçmişte düşülen hataların aynını yapmamaya çalışmak elzemdir. Nitekim Cenab-ı Hak bir ayette mealen şöyle buyurmaktadır: “De ki, yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl olmuş!.....” (Rum, 30/42)

    Bu ayeti ve geçmişte yaşanan tarihi olayları hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalı, Müslümanların birlik ve bütünlüğünü bozucu davranışlardan azami şekilde kaçınmalıyız.

    Evet, dünyanın nizam ve intizamı itaate bağlıdır. Zira itaat, nizam ve intizamın temelidir. Feyiz ve bereketin, huzur ve sükunun, birlik ve beraberliğin esasıdır. Ona tabi olan maksuduna kavuşur; dünyevî ve uhrevî saadete nail olur.

    Önce, bütün kâinatın Hâlık’ı olan ve her mahlukun mutlak itaatte olduğu Allah’a, sonra kâinatın yaratılış sebebi olan Hazret-i Peygamber’e (sav.) ve ayrıca da ulu’l-emre yani devlet reisine itaat etmek vaciptir. Ancak, devlet reisinden farklı düşündüğü hâlde bir isyana teşebbüs etmeyen kimseye dokunulmaz. Çünkü “itaat etmemek başkadır, isyan etmek daha başkadır.”

    Fıkıh kitaplarındaki şer’i hükümleri nakleden ve kaynaklarını da teker teker gösteren Dede Efendi, Siyasetname adlı eserinde şöyle demektedir:

    “Nizam-ı memleketin bozulmasına sebep olan, fitne ve fesada teşvik edenler, bu şeni fiilleri bizzat işlemedikleri vakitlerde dahi, katledilebileceklerine fetva verilmiştir. Ayrıca ulu’l-emre tanınan bu siyaset hakkının tatbiki için bilfiil fesadın tahakkuku ve sebeb-i adi olan şahsın fil-hakika şerir ve müttehem olması da şart değildir. Zira vukuundan evvel def-i fesat, vukuundan sonra refinden daha kolaydır. Bir bidatçının bitatının yayılacağından korkan dindar padişahın, milletini onların şerrinden korumak ve nizam-ı alem için, isyana teşebbüs edeni idam etmesi caizdir.”

    Hanefi ve Hanbeli mezhep imamlarının çoğu, nizam-ı alem için idam cezasının verilebileceğini söylemişlerdir.

    İşte bunun içindir ki, Osmanlı Padişahları, devletin muhafazası için, tek elden idare edilmesinin şart olduğunu gördüklerinden, onu bölmeye çalışan kardeş ve evlatlarını devletin bekası ve milletin selameti için, kendi şahsi ihtirasları ile değil, Şeyhülislam’ın fetvasına istinaden hayatlarına son vermişlerdir. Onlar, bu konuda çok titiz ve uyanık olmuş ve bu tür hareketlere asla meydan vermemişlerdir. Bir kişinin ölmesine bedel, binlerce insanın ve devletin kurtulmasını sağlamışlardır.

    Mesela, Sultan Selim Hazretleri, saltanat tahtına oturduğu zaman bir taraftan devletin istikbaline göz dikmiş olan düşmanlarla diğer taraftan da memleketin iç huzurunu bozmak isteyen şehzadeler ile karşı kaşıya kaldı. Her saltanat değişmesinde olduğu gibi, yine tahta göz dikmiş birçok şehzadenin başı gidecekti. Eğer onlar gitmeyecek olsa memleket elden gidecek, iç kavga çıkacak ve dolayısıyla memlekette kan gövdeyi götürecekti. Belki de bugün dünyanın göz bebeği olan İstanbul ve hâkimiyetin merkezi olan Anadolu elimizde olmayacaktı.

    İşte bu korkunç tehlikelere meydan vermemek ve devletin bekası ve milletin selameti için Yavuz Sultan Selim gibi bazı padişahlar aldıkları fetvalarla bazı şehzadeleri ve bir kısım devlet adamlarını idam etmek mecburiyetinde kaldılar.

    Örneğin, Yavuz Selim’in kardeşi Şehzade Ahmed, onun padişahlığını kabul etmeyerek emrindeki askerlerle ona savaş ilan etti ve bu iç harbi kaybedince de kanunların gereği olarak idam edildi. Yine onun en çok sevdiği kardeşi Korkut eşkıyalar ile işbirliği yaptığı için idam ettirmişti. Yavuz’un kardeşinin idamından sonra günlerce hüzün ve keder içerisinde ağladığı ifade edilmektedir. Ancak devletin bekasını ve milletin selametini, ona olan şahsi alaka ve muhabbetinin üstünde tutmuştur.

    Yavuz Sultan Selim, idam kararlarını Şeyhülislam’ın fetvasıyla icra etmiş ve bu fetvaların kendisi ile birlikte kabrine konulmasını vasiyet ederek şöyle demiştir:

    “Ben huzur-u İlahide bu fetvaları yaptığım icraatlarıma şahit tutacağım.”

    Ne yazık ki, işin zaruret ve hassasiyetini anlamayan ve yapılan bu fedakârlığı kasıtlı olarak gaddarlık ve vahşet olarak yaymak çabasında olanlar az değildir. Osmanlıların âlem-i İslam’a ve insaniyete ettikleri maddi ve manevi nice hizmetleri görmeyip de bu gibi cüzi meselelere takılıp kalmak, aklın kârı ve vicdanın kabul edeceği bir şey değildir.

    Kaynaklar:
    - Mehmed Kırkıncı, İslam Birliği ve Yavuz Sultan Selim, Zafer Yayınları.
    - Ahmet Uğur, Yavuz Sultan Selim’in Siyasi ve Askeri Hayatı.
    - Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanun-Nameleri, C. 1 (Fatih Kanun-Namesi), FEY Vakfı Yayınları, Kemal Paşa-Zade, Defter. IV, v. 113a.; M. Arif, Fatih Kanun-Namesi, Tarih-i Osmani Encümeni Mecmuası, 1330 H.
    - Ahmet Akgündüz - Doç. Dr. Said Öztürk, Bilinmeyen Osmanlı, 1999 İstanbul.



  4. 03.Haziran.2013, 20:20
    2
    Devamlı Üye



    Yavuz Sultan Selim, dindar bir padişah olmasına rağmen, neden bazı şehzadeleri ve devlet adamlarını idam ettirmiştir?

    Tarihte yaşanan olaylar, fert ve cemiyet olarak geçirilen tecrübeler, istikbale ışık tutan parlak bir aynadır. Tarihte cereyan eden olaylardan milletlerin alacakları pek çok ders ve ibretler vardır. Yarınlara hazırlanmakta, bu tecrübelerden mutlaka yararlanmak, geçmişte düşülen hataların aynını yapmamaya çalışmak elzemdir. Nitekim Cenab-ı Hak bir ayette mealen şöyle buyurmaktadır: “De ki, yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl olmuş!.....” (Rum, 30/42)

    Bu ayeti ve geçmişte yaşanan tarihi olayları hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalı, Müslümanların birlik ve bütünlüğünü bozucu davranışlardan azami şekilde kaçınmalıyız.

    Evet, dünyanın nizam ve intizamı itaate bağlıdır. Zira itaat, nizam ve intizamın temelidir. Feyiz ve bereketin, huzur ve sükunun, birlik ve beraberliğin esasıdır. Ona tabi olan maksuduna kavuşur; dünyevî ve uhrevî saadete nail olur.

    Önce, bütün kâinatın Hâlık’ı olan ve her mahlukun mutlak itaatte olduğu Allah’a, sonra kâinatın yaratılış sebebi olan Hazret-i Peygamber’e (sav.) ve ayrıca da ulu’l-emre yani devlet reisine itaat etmek vaciptir. Ancak, devlet reisinden farklı düşündüğü hâlde bir isyana teşebbüs etmeyen kimseye dokunulmaz. Çünkü “itaat etmemek başkadır, isyan etmek daha başkadır.”

    Fıkıh kitaplarındaki şer’i hükümleri nakleden ve kaynaklarını da teker teker gösteren Dede Efendi, Siyasetname adlı eserinde şöyle demektedir:

    “Nizam-ı memleketin bozulmasına sebep olan, fitne ve fesada teşvik edenler, bu şeni fiilleri bizzat işlemedikleri vakitlerde dahi, katledilebileceklerine fetva verilmiştir. Ayrıca ulu’l-emre tanınan bu siyaset hakkının tatbiki için bilfiil fesadın tahakkuku ve sebeb-i adi olan şahsın fil-hakika şerir ve müttehem olması da şart değildir. Zira vukuundan evvel def-i fesat, vukuundan sonra refinden daha kolaydır. Bir bidatçının bitatının yayılacağından korkan dindar padişahın, milletini onların şerrinden korumak ve nizam-ı alem için, isyana teşebbüs edeni idam etmesi caizdir.”

    Hanefi ve Hanbeli mezhep imamlarının çoğu, nizam-ı alem için idam cezasının verilebileceğini söylemişlerdir.

    İşte bunun içindir ki, Osmanlı Padişahları, devletin muhafazası için, tek elden idare edilmesinin şart olduğunu gördüklerinden, onu bölmeye çalışan kardeş ve evlatlarını devletin bekası ve milletin selameti için, kendi şahsi ihtirasları ile değil, Şeyhülislam’ın fetvasına istinaden hayatlarına son vermişlerdir. Onlar, bu konuda çok titiz ve uyanık olmuş ve bu tür hareketlere asla meydan vermemişlerdir. Bir kişinin ölmesine bedel, binlerce insanın ve devletin kurtulmasını sağlamışlardır.

    Mesela, Sultan Selim Hazretleri, saltanat tahtına oturduğu zaman bir taraftan devletin istikbaline göz dikmiş olan düşmanlarla diğer taraftan da memleketin iç huzurunu bozmak isteyen şehzadeler ile karşı kaşıya kaldı. Her saltanat değişmesinde olduğu gibi, yine tahta göz dikmiş birçok şehzadenin başı gidecekti. Eğer onlar gitmeyecek olsa memleket elden gidecek, iç kavga çıkacak ve dolayısıyla memlekette kan gövdeyi götürecekti. Belki de bugün dünyanın göz bebeği olan İstanbul ve hâkimiyetin merkezi olan Anadolu elimizde olmayacaktı.

    İşte bu korkunç tehlikelere meydan vermemek ve devletin bekası ve milletin selameti için Yavuz Sultan Selim gibi bazı padişahlar aldıkları fetvalarla bazı şehzadeleri ve bir kısım devlet adamlarını idam etmek mecburiyetinde kaldılar.

    Örneğin, Yavuz Selim’in kardeşi Şehzade Ahmed, onun padişahlığını kabul etmeyerek emrindeki askerlerle ona savaş ilan etti ve bu iç harbi kaybedince de kanunların gereği olarak idam edildi. Yine onun en çok sevdiği kardeşi Korkut eşkıyalar ile işbirliği yaptığı için idam ettirmişti. Yavuz’un kardeşinin idamından sonra günlerce hüzün ve keder içerisinde ağladığı ifade edilmektedir. Ancak devletin bekasını ve milletin selametini, ona olan şahsi alaka ve muhabbetinin üstünde tutmuştur.

    Yavuz Sultan Selim, idam kararlarını Şeyhülislam’ın fetvasıyla icra etmiş ve bu fetvaların kendisi ile birlikte kabrine konulmasını vasiyet ederek şöyle demiştir:

    “Ben huzur-u İlahide bu fetvaları yaptığım icraatlarıma şahit tutacağım.”

    Ne yazık ki, işin zaruret ve hassasiyetini anlamayan ve yapılan bu fedakârlığı kasıtlı olarak gaddarlık ve vahşet olarak yaymak çabasında olanlar az değildir. Osmanlıların âlem-i İslam’a ve insaniyete ettikleri maddi ve manevi nice hizmetleri görmeyip de bu gibi cüzi meselelere takılıp kalmak, aklın kârı ve vicdanın kabul edeceği bir şey değildir.

    Kaynaklar:
    - Mehmed Kırkıncı, İslam Birliği ve Yavuz Sultan Selim, Zafer Yayınları.
    - Ahmet Uğur, Yavuz Sultan Selim’in Siyasi ve Askeri Hayatı.
    - Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanun-Nameleri, C. 1 (Fatih Kanun-Namesi), FEY Vakfı Yayınları, Kemal Paşa-Zade, Defter. IV, v. 113a.; M. Arif, Fatih Kanun-Namesi, Tarih-i Osmani Encümeni Mecmuası, 1330 H.
    - Ahmet Akgündüz - Doç. Dr. Said Öztürk, Bilinmeyen Osmanlı, 1999 İstanbul.






+ Yorum Gönder