Konusunu Oylayın.: Helal kazanç nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Helal kazanç nedir?
  1. 02.Haziran.2013, 08:25
    1
    Misafir

    Helal kazanç nedir?

  2. 02.Haziran.2013, 14:51
    2
    S-a-b-i-h-a
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Mart.2012
    Üye No: 95360
    Mesaj Sayısı: 249
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3
    Bulunduğu yer: baba ocağından

    Cevap: Helal kazanç nedir?




    Helal kazanç, dinimiz tarafından yasaklanmamış yollardan kazanılan kazançtır.


  3. 02.Haziran.2013, 14:51
    2
    Kıdemli Üye



    Helal kazanç, dinimiz tarafından yasaklanmamış yollardan kazanılan kazançtır.


  4. 13.Haziran.2013, 13:40
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Helal kazanç nedir?

    Helal kazanç nedir?

    Dinimiz, âhirete öncelik verilmesini esas almış ise de, müntesiplerinden dünyayı ihmal etmemelerini de talep eder. Dünyanın ihmal edilmemesi; maişetimiz için maddî kazanca, dünyevî kazanca yer verilmesi demektir. Dilimizde: "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalış!" şeklinde çok yaygın ve meşhur olan bir hadis-i şerif vardır ki, bu hadis-i şerifin aslı şöyledir: Abdullah b. Amr b. As (R.A.)'dan rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

    "Hiç şüphe yok ki bu din; pek sağlam, tahammül edilemeyecek kadar çetindir. Onda rıfk ile zorlama olmaksızın yürü. Rabbine olan ibadeti, kendine buğzettirme. Çünkü yolculukta bineğini takatsiz hale getiren kimse; yol da kat edemez, sağlam bir sırt da bırakamaz. O halde, ebediyen ölmeyeceğini zanneden kimsenin ameli gibi amel et, dünya için çalış! Yarın ölmekten korkan kimse gibi de sakınmakla sakın, dünyaya bağlanmaktan kaçın!" buyurmuşlardır. (Beyhekî, Es-Sünenül-Kübra, 3/19, N0:4521, Şüabul-İman, 3/402, No:3886)

    Bu hadis-i şerifin baş tarafında Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, bize, amel ve ibadetlerimizde itidal üzere olmayı, ifrattan kaçınmayı tembih etmektedir. Çünkü güç yetmeyecek, aşırı bir derecede ibadetlere girişmek, neticede acze düşmeğe ve o ibadetleri terk etmeğe sebep olur. Nitekim Abdullah b. Ömer (R.A.), oruç konusunda Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin kendisine olan tavsiyelerini az bulup, daha fazla yapmaya gayret gösteriyordu. Fakat ihtiyarlayınca bu ibadetleri ifa etmede güçlük çekmeğe başladı. O zaman Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin tavsiyelerini hatırlar ve:

    - Ah! Keşke Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ruhsatını tutmuş olsaydım, diye hayıflanırdı. (Buhari, Savm:54; Müslim, Sıyam:193)

    Bu hadis-i şerifte: Müslümanın hayatında dünya ile âhiret denkleşiyor. Her iki âlemde de mutluluğa erişmek için dünya ile âhiretin gereklerine uyulması emrediliyor. Ne dünyadan el-etek çekmek ve ne de dünya nimetlerine taparcasına bağlılık, gerçek mutluluğun yolu olarak gösterilmiyor. Enes b. Mâlik R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

    "Keder yönüyle insanların çoğu olan: Dünyasının işine de âhiretinin işine de önem veren olgun mü'mindir." (İbniMace,Ticarat:2, 2/725, No:2143

    Bu hadis-i şerif, kâmil Mü'minin, dünyasına da âhiretine de önem vermesi nedeni ile diğer insanlardan fazla keder sahibi olduğunu bildiriyor. Çünkü yalnız dünya kederi veya yalnız âhiret kaygısı bir insan için yeterlidir. Kâmil mü'min için bu iki keder birleştiğinden dolayı kendisi diğer insanlardan fazla üzüntü duymak durumundadır.

    Çünkü kâmil mü'min dünyalığını dikkate almadan âhiretine çalışsa dünyasına zarar vermiş olur, âhiretine bakmadan dünyasına çalışsa âhiretine zarar vermiş olur. Bu itibarla, dünyası için çalışırken âhiret mutluluğunun zedelenmemesinin göz önünde bulundurulması güç bir sorundur. Herkes bunu başaramaz. Ancak ALLAH Teâlâ'nın muvaffak kıldığı mü'minler için güç değildir.


  5. 13.Haziran.2013, 13:40
    3
    Moderatör
    Helal kazanç nedir?

    Dinimiz, âhirete öncelik verilmesini esas almış ise de, müntesiplerinden dünyayı ihmal etmemelerini de talep eder. Dünyanın ihmal edilmemesi; maişetimiz için maddî kazanca, dünyevî kazanca yer verilmesi demektir. Dilimizde: "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalış!" şeklinde çok yaygın ve meşhur olan bir hadis-i şerif vardır ki, bu hadis-i şerifin aslı şöyledir: Abdullah b. Amr b. As (R.A.)'dan rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

    "Hiç şüphe yok ki bu din; pek sağlam, tahammül edilemeyecek kadar çetindir. Onda rıfk ile zorlama olmaksızın yürü. Rabbine olan ibadeti, kendine buğzettirme. Çünkü yolculukta bineğini takatsiz hale getiren kimse; yol da kat edemez, sağlam bir sırt da bırakamaz. O halde, ebediyen ölmeyeceğini zanneden kimsenin ameli gibi amel et, dünya için çalış! Yarın ölmekten korkan kimse gibi de sakınmakla sakın, dünyaya bağlanmaktan kaçın!" buyurmuşlardır. (Beyhekî, Es-Sünenül-Kübra, 3/19, N0:4521, Şüabul-İman, 3/402, No:3886)

    Bu hadis-i şerifin baş tarafında Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, bize, amel ve ibadetlerimizde itidal üzere olmayı, ifrattan kaçınmayı tembih etmektedir. Çünkü güç yetmeyecek, aşırı bir derecede ibadetlere girişmek, neticede acze düşmeğe ve o ibadetleri terk etmeğe sebep olur. Nitekim Abdullah b. Ömer (R.A.), oruç konusunda Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin kendisine olan tavsiyelerini az bulup, daha fazla yapmaya gayret gösteriyordu. Fakat ihtiyarlayınca bu ibadetleri ifa etmede güçlük çekmeğe başladı. O zaman Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin tavsiyelerini hatırlar ve:

    - Ah! Keşke Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ruhsatını tutmuş olsaydım, diye hayıflanırdı. (Buhari, Savm:54; Müslim, Sıyam:193)

    Bu hadis-i şerifte: Müslümanın hayatında dünya ile âhiret denkleşiyor. Her iki âlemde de mutluluğa erişmek için dünya ile âhiretin gereklerine uyulması emrediliyor. Ne dünyadan el-etek çekmek ve ne de dünya nimetlerine taparcasına bağlılık, gerçek mutluluğun yolu olarak gösterilmiyor. Enes b. Mâlik R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

    "Keder yönüyle insanların çoğu olan: Dünyasının işine de âhiretinin işine de önem veren olgun mü'mindir." (İbniMace,Ticarat:2, 2/725, No:2143

    Bu hadis-i şerif, kâmil Mü'minin, dünyasına da âhiretine de önem vermesi nedeni ile diğer insanlardan fazla keder sahibi olduğunu bildiriyor. Çünkü yalnız dünya kederi veya yalnız âhiret kaygısı bir insan için yeterlidir. Kâmil mü'min için bu iki keder birleştiğinden dolayı kendisi diğer insanlardan fazla üzüntü duymak durumundadır.

    Çünkü kâmil mü'min dünyalığını dikkate almadan âhiretine çalışsa dünyasına zarar vermiş olur, âhiretine bakmadan dünyasına çalışsa âhiretine zarar vermiş olur. Bu itibarla, dünyası için çalışırken âhiret mutluluğunun zedelenmemesinin göz önünde bulundurulması güç bir sorundur. Herkes bunu başaramaz. Ancak ALLAH Teâlâ'nın muvaffak kıldığı mü'minler için güç değildir.





+ Yorum Gönder