Konusunu Oylayın.: İslam da helal lokmanın önemi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslam da helal lokmanın önemi
  1. 02.Haziran.2013, 08:20
    1
    Misafir

    İslam da helal lokmanın önemi

  2. 02.Haziran.2013, 16:40
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: İslam da helal lokmanın önemi




    İslam da helal lokmanın önemi
    Allah-u Teala, bize armağan ettiği bu dünyanın üzerinde ve derinliklerinde her kese yetecek kadar nimetler ihsan etmiştir. Her ferdin ve canlının, nimetlerle donatılmış bu sofradan nasibini almaya ve aramaya hakkı vardır.
    Bu nasibi arayan ve kovalayan her kes Allah’ın takdir ettiği oranda rızkına nail olur ki bu rızkı Allah-u Teala her canlıya vermeyi üstüne almıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:
    “Yerde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir debelenen yoktur” (Hud, 11/6)
    Allah’ın yeryüzündeki halifesi konumunda olan insan, bilgi, kültür, çalışma, emek…eylemi sonucunda sözü edilen bu rızkı kaynaklardan çıkararak kazanma yoluna gitmelidir. İslam’da emek sarf edilerek mal kazanma, kişinin kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmesi, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmesi maksadıyla meşru yoldan çalışıp kazanması ibadet ve kutsal bir davranış olarak nitelendirilmiştir.
    İslam dininde, aslı ve tabii kazanç yolu emektir, alın teridir. Sevgili Peygamberimiz emeğin kutsallığına işaret eden veciz bir sözünde şöyle buyurmaktadır: “Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yemiş değildir.” (Buhari, Bûyû, 15)
    Emeğe ve alın terine büyük önem verip teşvik eden Resul-u Ekrem efendimiz bu emeği veren insanı da Allah’ın sevdiği kullar arasında göstermiştir.
    Söz konusu bu hadis de buna işaret etmektedir: “Bir defasında Resulullah Tebük dönüşünde Sa’d b. Muaz ile karşılaşıp tokalaşmış, ellerinin nasırlanmış olduğunu görünce bunun sebebini sorumuş, o da “çoluk çocuğumun nafakasını temin için hurma bahçemde çalışıyorum.” Cevabını verince Hz. Peygamber Sa’d b. Muaz’ın elini öpmüş ve “İşte bu eller Allah’ın sevdiği ellerdir.” Buyurmuştur.
    İslam helal lokma kazanma uğruna verilen emeği, akıtılan alın terini kutsal olarak kabul etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de:
    “İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm, 53/39) buyrulmuştur. Bu ayette esasen ahirette her kesin dünyada yaptığının karşılığını göreceğini ifade etmekte ise de aynı kuralın dünyevi çalışmalar hakkında da geçerli olduğu sonucu çıkarmak zor olmasa gerek.
    Allah’ın bizden istediği ve rızasına uygun olan kazanç ta budur ki Peygamber efendimiz; “Muhakkak sizden birinizin sırtında odun toplaması, her hangi bir kimseden dilenmesinden hayırlıdır.” (Buhari, Bûyû, 15) demek suretiyle buna işaret etmektedir. Dinimiz emeği, çalışmayı, alın teri akıtmayı kutsal kabul ettiği gibi bunu aynı zamanda ibadet olarak kabul etmiştir.
    Sevgili Peygamberimizden nakledilen bu hadis-i şerif İslam’ın ve de İslam peygamberinin emeğe, alın terine, helal lokma ve kazancına ne kadar önem verdiğini, tembelliği, gücü olduğu halde başkalarına muhtaç bir şekilde el açıp dilenmeyi, tasvip etmediğini en çarpıcı örneklerinden bir tanesidir.
    “Ensardan biri Peygambere gelip kendisinden dilendi. Peygamber efendimiz o kişiye: “Evinde bir şey yok mudur? Diye sordu. Adam: “Evet bir hasır ve bir de su kabımız vardır. dedi. Resulullah: “Git onları bana getir.” Dedi. Onları getirince iki dirheme satmış. Dirhemleri de adama vererek dedi ki: “Bir dirhemle çocuklarına yiyecek al, diğer dirhemle de bir balta satın al ve bana getir.” Adam baltayı getirince peygamber baltaya bir sap taktıktan sonra adama: “Al götür onunla odun kes sat, geçimini sağla, seni on beş güne kadar görmeyeyim.” Buyurdu.
    Adam da gidip odunculuk yapmaya başladı ve peygamberin yanına on dirhem kazanmış olarak döndü. Peygamber efendimiz adama “Bu senin için, yüzünde dilencilik lekesi olduğu halde yanımıza gelmekten daha iyidir.” (İbn Mace, Ticaret, 25) buyurdular.
    İslam, çalışmaya, emeğe, alın terine dayanan kazanıma bir çerçeve koymuş onu da Hz. Peygamber şu hadisinde ifade etmektedir. “Helalinden kazanan kimse Allah’ın sevgili kuludur.” (Acluni, Keşfü’l-Hafa, I, 349)
    Yani Hz. Peygamberin ifadesi ile bu çerçeve helal kazanç ile doldurulacak, haram kazanç ve lokmadan uzak durulacaktır. Çünkü İslam dini, çalışmaya olduğu kadar, helal ve meşru yoldan gelir temin etmeye de büyük önem vermektedir. Nasıl ki mal mülk sahibi olmanın tek yolu çalışmaksa aynı şekilde helal kazancın yegane yolu da yine helal yoldan çalışmaktır.
    Gerek Kur’an ayetlerinde gerekse Sevgili Peygamberimizin hadislerinde, inanan insanlar, helal yoldan ve alın teri ile kazanmaları teşvik edilmiş, helal ve temiz olan şeylerden yiyip-içmeleri ilgili ayet ve hadislerde şöyle tavsiye edilmiştir:
    “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yeyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.” (Bakara, 2/168)
    “Ey inananlar, Allâh'ın size helâl kıldığı güzel ve temiz şeyleri harâm etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü Allâh, sınırı aşanları sevmez. Allah'ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun.” (Maide, 5/87-88)
    Görüldüğü gibi ayetlerde, Allah’ın yaratmış olduğu rızıkların helal ve temiz olanlarından yenilip içilmesi, haram yoldan kazanıp yenilmesi ve şeytana uyulması yasaklanmıştır.
    Hz. Peygamber de Zekeriya’nın marangoz olduğuna, Davud’un da el emeğiyle geçindiğine değindikten sonra alın teri helal yoldan rızık temin etmenin kıymetine işaretle şöyle buyurmuştur: “Hiç kimse el emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.” (Buhari, Bûyû, 15)
    İslam dini meşru çerçevede kalmak koşulu ile rızkın peşine gitmeyi emrettiği gibi emelsiz kazanç demek olan faiz, haksız kazanç temin etmenin başlıca yolları olan hırsızlık, gasp, rüşvet, ölçü ve tartıda hile, kumar haram kılınmış, zina gibi doğrudan haram işleyerek veya içki satımı gibi haramın işlenmesine yardımcı olunarak gelir elde edilmesi yasaklanmış, bu yollardan elde edilen gelir de değersiz ve hukuken korumasız mal kabul edilmiştir.
    İslam Peygamberi: “İki günü birbirine eşit olan hüsrandadır.” Diyerek İslam’ın çalışmaya, emeğe, kazanmaya verdiği değeri ortaya koymuştur.
    Biz müminlere düşen Hz. Peygamberin yolundan giderek hem dünyamız hem de ahiretimiz için emek sarf ederek, alın teri akıtarak, kimseye muhtaç olmamak için rızkımızı aramamızdır.
    Ama bu rızkımızı ararken daima Allah’ın bildirdiği emir ve yasakları düşünerek helal ve meşru olan kazancı elde etmemiz gerekir.

    Soru ve cevap

    Zekatı illaki ramazan ayında mı vermek gerekir?
    Zekat vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur. Yani zekat vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekatlarını vermeleri uygun olur. Dinen bu böyle olmakla beraber ramazan ayında hayırlı ibadetlerin sevabı daha fazla olduğu için Müslümanlar zekat ödemeyi bu aya denk getirmektedirler.

    Sürekli yolculuk yapan kimse Ramazan orucunu nasıl tutar?
    İslam dini, Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan şartların düzelmesi halinde kaza etmelerini emreder. Mazeret ne kadar devam ederse şer-i ruhsat da öyle devam eder.
    Bu durumda olan kimseler 1 sene veya 10 sene sonra mazereti ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyrulmaktadır: "Sizden bir kimse yolcu veya hasta olursa oruç tutmadığı günler sayısınca daha sonra diğer günlerde tutsun." Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücülerin durumu da aynıdır.

    Hz. Peygamber teravih namazı kılmış mıdır?
    Hz. Peygamber teravih namazını kıldı. Hz. Peygamber döneminde teravih namazı sadece bir kaç defa kılınmıştır. Kılınan teravih namazı bazen cemaatle bazen de münferit olarak kılınmıştır. Hz. Peygamberin vefatından sonra teravih münferit olarak kılınmıştır.
    Bir ramazan gecesi Hz. Ömer mescide çıktığında halkın dağınık bir şekilde teravih namazı kıldığını görmüş ve dağınık bir şekilde kılmak yerine insanları bir imamın arkasında toplayıp teravih namazının cemaatle daha derli, toplu ve düzenli bir şekilde kılınmasının uygun olacağını düşünmüş ve ertesi gün teravih namazının cemaatle kılınmasını emretmiş. Dolayısıyla teravih namazının cemaatle kılınması Hz. Ömer döneminden günümüze kadar böyle gelmiştir.
    Zekatta kağıt para altından farklı mı hesaplanır?
    Madeni ve kağıt paralar altın, gümüş ve ticaret mallarıyla beraber nisab miktarına ulaşınca sene sonunda 1/40'ını (%25) zekat olarak vermek gerekir. Dolayısıyla kağıt para altınla beraber hesaplanabilir. Altın ve benzeri bir mal yoksa tek başına hesaplanır.
    Zekatta zekat malı hesaplanırken borç zekattan düşülür mü?
    Hanefilere göre ticaret mallarının zekatı hesap edilirken borçlar çıkarılır. Şafii fıkıhçılarına göre ise borç zekatı etkilemez. Mevcut malın zekatı borç dikkate alınmadan hesap edilip verilir. Ayrıca ticaret mallarının zekatı, Hanefilere göre mal olarak verilebileceği gibi bu malın tutarı para olarak da ödenebilir. Şafiilere göre hangi mal zekata tabi ise zekatın o maldan çıkarılıp verilmesi gerekir.
    Satın alınıp da teslim alınmamış mallar zekata tabi olur mu?
    Satın alınıp teslim alınmamış mallar zekata tabidir. Çünkü alıcı, satım adedi sonucu bu mala tam mülkiyet sahibi olmuştur. Malın elinde olmaması zekatın alıcıya farz olmasına mani değildir.

    Zekatın hepsi sadece bir kişiye verile bilir mi?
    Hanefi mezhebi fıkıhçılarına göre, zekat çıkaran kimse zekatını yukarıda geçen ayetteki sekiz sınıf insanın her birine verebileceği gibi, sadece bir sınıfa da ödeyebilir.
    Hanefi fıkıhçılara göre zekatın şart yerlerinden söz eden bu ayet, zekatta her bir grubun ayrı ayrı ve eşit olduğunu ve bunlar arasında bölüştürülmesi gerektiğini açıklamak için değil, zekatın bu yerlere verilebileceğini açıklamak içindir.
    Dolayısıyla Hanefi fıkıhçılara göre zekat bir kişiye tek olmak üzere de verilebilir.
    Şafii fıkıhçılara göre ise söz konusu bu ayette geçen sınıflara bulunabilenlere eşit olarak dağıtılmalı ve her sınıftan en az üç kişiye verilmelidir.
    Çünkü Şafiilere göre, ayette zekat verilecek sınıfların ayrı ayrı hak sahibi oldukları belirtilmektedir.

    Günün Sözü
    Zekat vermeyen bir kavim üzerine rahmet bulutu gelmez,
    Hz. Mevlana
    Günün Ayeti
    Sadakalarınızı başa kalkarak ve eziyet ederek boşa götürmeyin.
    Günün Hadisi
    Veren el alan elden hayırlıdır. Sen veren el ol.

    Günün Duası
    Allah’ım helalinden kazıp helaline harcayanlardan eyle.

    Günün Nüktesi
    Bu akşam Hindistanda
    Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman'la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
    "Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana..."
    Adam telaş içinde:
    "Bu sabah karşıma Azrail çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..."
    "Peki ne yapmamı istiyorsun?"
    Adam yalvarır:
    "Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!"
    Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:
    "Bu adamı hemen al. Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar bu... Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya götürür.
    Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
    "Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?" der. Azrail cevap verir:
    "Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle, hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah bana emretmişti ki:
    "Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan'da al!"
    "Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi."

    Bunları Biliyor muyuz?
    Teyemmüm Nedir?


    Abdest ya da boy abdesti almak için su bulunmadığı veya bulunup da kullanma imkanı olmadığı durumlarda, niyet edilerek temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye elleri sürüp yüzü ve kolları mesh etmektir.

    NAS SURESİ
    Kur'an-ı Kerim'in 114. suresidir. 6 ayet, 16 kelime ve 79 harften ibarettir. Mekke'de nazil olmuştur. İniş (Nüzul) sırasına göre 21. suredir. Felak Suresi ile aynı konuyu işleyen sure, bilinen ve bilinmeyen bir takım zararlı yaratıkların kötülüğünden Allah'a sığınmayı emretmektedir.
    Anlamı
    Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla De ki: "Sığınırım insanların Rabbine insanların malikine, insanların mabuduna o sinsi şeytanın şerrinden ki o, insanların göğüslerine daima vesvese verendir gerek cinden,gerek insandan




  3. 02.Haziran.2013, 16:40
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    İslam da helal lokmanın önemi
    Allah-u Teala, bize armağan ettiği bu dünyanın üzerinde ve derinliklerinde her kese yetecek kadar nimetler ihsan etmiştir. Her ferdin ve canlının, nimetlerle donatılmış bu sofradan nasibini almaya ve aramaya hakkı vardır.
    Bu nasibi arayan ve kovalayan her kes Allah’ın takdir ettiği oranda rızkına nail olur ki bu rızkı Allah-u Teala her canlıya vermeyi üstüne almıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:
    “Yerde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir debelenen yoktur” (Hud, 11/6)
    Allah’ın yeryüzündeki halifesi konumunda olan insan, bilgi, kültür, çalışma, emek…eylemi sonucunda sözü edilen bu rızkı kaynaklardan çıkararak kazanma yoluna gitmelidir. İslam’da emek sarf edilerek mal kazanma, kişinin kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmesi, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmesi maksadıyla meşru yoldan çalışıp kazanması ibadet ve kutsal bir davranış olarak nitelendirilmiştir.
    İslam dininde, aslı ve tabii kazanç yolu emektir, alın teridir. Sevgili Peygamberimiz emeğin kutsallığına işaret eden veciz bir sözünde şöyle buyurmaktadır: “Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yemiş değildir.” (Buhari, Bûyû, 15)
    Emeğe ve alın terine büyük önem verip teşvik eden Resul-u Ekrem efendimiz bu emeği veren insanı da Allah’ın sevdiği kullar arasında göstermiştir.
    Söz konusu bu hadis de buna işaret etmektedir: “Bir defasında Resulullah Tebük dönüşünde Sa’d b. Muaz ile karşılaşıp tokalaşmış, ellerinin nasırlanmış olduğunu görünce bunun sebebini sorumuş, o da “çoluk çocuğumun nafakasını temin için hurma bahçemde çalışıyorum.” Cevabını verince Hz. Peygamber Sa’d b. Muaz’ın elini öpmüş ve “İşte bu eller Allah’ın sevdiği ellerdir.” Buyurmuştur.
    İslam helal lokma kazanma uğruna verilen emeği, akıtılan alın terini kutsal olarak kabul etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de:
    “İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm, 53/39) buyrulmuştur. Bu ayette esasen ahirette her kesin dünyada yaptığının karşılığını göreceğini ifade etmekte ise de aynı kuralın dünyevi çalışmalar hakkında da geçerli olduğu sonucu çıkarmak zor olmasa gerek.
    Allah’ın bizden istediği ve rızasına uygun olan kazanç ta budur ki Peygamber efendimiz; “Muhakkak sizden birinizin sırtında odun toplaması, her hangi bir kimseden dilenmesinden hayırlıdır.” (Buhari, Bûyû, 15) demek suretiyle buna işaret etmektedir. Dinimiz emeği, çalışmayı, alın teri akıtmayı kutsal kabul ettiği gibi bunu aynı zamanda ibadet olarak kabul etmiştir.
    Sevgili Peygamberimizden nakledilen bu hadis-i şerif İslam’ın ve de İslam peygamberinin emeğe, alın terine, helal lokma ve kazancına ne kadar önem verdiğini, tembelliği, gücü olduğu halde başkalarına muhtaç bir şekilde el açıp dilenmeyi, tasvip etmediğini en çarpıcı örneklerinden bir tanesidir.
    “Ensardan biri Peygambere gelip kendisinden dilendi. Peygamber efendimiz o kişiye: “Evinde bir şey yok mudur? Diye sordu. Adam: “Evet bir hasır ve bir de su kabımız vardır. dedi. Resulullah: “Git onları bana getir.” Dedi. Onları getirince iki dirheme satmış. Dirhemleri de adama vererek dedi ki: “Bir dirhemle çocuklarına yiyecek al, diğer dirhemle de bir balta satın al ve bana getir.” Adam baltayı getirince peygamber baltaya bir sap taktıktan sonra adama: “Al götür onunla odun kes sat, geçimini sağla, seni on beş güne kadar görmeyeyim.” Buyurdu.
    Adam da gidip odunculuk yapmaya başladı ve peygamberin yanına on dirhem kazanmış olarak döndü. Peygamber efendimiz adama “Bu senin için, yüzünde dilencilik lekesi olduğu halde yanımıza gelmekten daha iyidir.” (İbn Mace, Ticaret, 25) buyurdular.
    İslam, çalışmaya, emeğe, alın terine dayanan kazanıma bir çerçeve koymuş onu da Hz. Peygamber şu hadisinde ifade etmektedir. “Helalinden kazanan kimse Allah’ın sevgili kuludur.” (Acluni, Keşfü’l-Hafa, I, 349)
    Yani Hz. Peygamberin ifadesi ile bu çerçeve helal kazanç ile doldurulacak, haram kazanç ve lokmadan uzak durulacaktır. Çünkü İslam dini, çalışmaya olduğu kadar, helal ve meşru yoldan gelir temin etmeye de büyük önem vermektedir. Nasıl ki mal mülk sahibi olmanın tek yolu çalışmaksa aynı şekilde helal kazancın yegane yolu da yine helal yoldan çalışmaktır.
    Gerek Kur’an ayetlerinde gerekse Sevgili Peygamberimizin hadislerinde, inanan insanlar, helal yoldan ve alın teri ile kazanmaları teşvik edilmiş, helal ve temiz olan şeylerden yiyip-içmeleri ilgili ayet ve hadislerde şöyle tavsiye edilmiştir:
    “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yeyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.” (Bakara, 2/168)
    “Ey inananlar, Allâh'ın size helâl kıldığı güzel ve temiz şeyleri harâm etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü Allâh, sınırı aşanları sevmez. Allah'ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun.” (Maide, 5/87-88)
    Görüldüğü gibi ayetlerde, Allah’ın yaratmış olduğu rızıkların helal ve temiz olanlarından yenilip içilmesi, haram yoldan kazanıp yenilmesi ve şeytana uyulması yasaklanmıştır.
    Hz. Peygamber de Zekeriya’nın marangoz olduğuna, Davud’un da el emeğiyle geçindiğine değindikten sonra alın teri helal yoldan rızık temin etmenin kıymetine işaretle şöyle buyurmuştur: “Hiç kimse el emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.” (Buhari, Bûyû, 15)
    İslam dini meşru çerçevede kalmak koşulu ile rızkın peşine gitmeyi emrettiği gibi emelsiz kazanç demek olan faiz, haksız kazanç temin etmenin başlıca yolları olan hırsızlık, gasp, rüşvet, ölçü ve tartıda hile, kumar haram kılınmış, zina gibi doğrudan haram işleyerek veya içki satımı gibi haramın işlenmesine yardımcı olunarak gelir elde edilmesi yasaklanmış, bu yollardan elde edilen gelir de değersiz ve hukuken korumasız mal kabul edilmiştir.
    İslam Peygamberi: “İki günü birbirine eşit olan hüsrandadır.” Diyerek İslam’ın çalışmaya, emeğe, kazanmaya verdiği değeri ortaya koymuştur.
    Biz müminlere düşen Hz. Peygamberin yolundan giderek hem dünyamız hem de ahiretimiz için emek sarf ederek, alın teri akıtarak, kimseye muhtaç olmamak için rızkımızı aramamızdır.
    Ama bu rızkımızı ararken daima Allah’ın bildirdiği emir ve yasakları düşünerek helal ve meşru olan kazancı elde etmemiz gerekir.

    Soru ve cevap

    Zekatı illaki ramazan ayında mı vermek gerekir?
    Zekat vermenin belli bir zamanı olmayıp, farz olduğu andan itibaren verilmesi gerekir. Bunun için belli bir ayı veya Ramazanı beklemeye gerek yoktur. Yani zekat vermekle yükümlü olanların, yükümlü oldukları andan itibaren en kısa zamanda zekatlarını vermeleri uygun olur. Dinen bu böyle olmakla beraber ramazan ayında hayırlı ibadetlerin sevabı daha fazla olduğu için Müslümanlar zekat ödemeyi bu aya denk getirmektedirler.

    Sürekli yolculuk yapan kimse Ramazan orucunu nasıl tutar?
    İslam dini, Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan şartların düzelmesi halinde kaza etmelerini emreder. Mazeret ne kadar devam ederse şer-i ruhsat da öyle devam eder.
    Bu durumda olan kimseler 1 sene veya 10 sene sonra mazereti ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyrulmaktadır: "Sizden bir kimse yolcu veya hasta olursa oruç tutmadığı günler sayısınca daha sonra diğer günlerde tutsun." Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücülerin durumu da aynıdır.

    Hz. Peygamber teravih namazı kılmış mıdır?
    Hz. Peygamber teravih namazını kıldı. Hz. Peygamber döneminde teravih namazı sadece bir kaç defa kılınmıştır. Kılınan teravih namazı bazen cemaatle bazen de münferit olarak kılınmıştır. Hz. Peygamberin vefatından sonra teravih münferit olarak kılınmıştır.
    Bir ramazan gecesi Hz. Ömer mescide çıktığında halkın dağınık bir şekilde teravih namazı kıldığını görmüş ve dağınık bir şekilde kılmak yerine insanları bir imamın arkasında toplayıp teravih namazının cemaatle daha derli, toplu ve düzenli bir şekilde kılınmasının uygun olacağını düşünmüş ve ertesi gün teravih namazının cemaatle kılınmasını emretmiş. Dolayısıyla teravih namazının cemaatle kılınması Hz. Ömer döneminden günümüze kadar böyle gelmiştir.
    Zekatta kağıt para altından farklı mı hesaplanır?
    Madeni ve kağıt paralar altın, gümüş ve ticaret mallarıyla beraber nisab miktarına ulaşınca sene sonunda 1/40'ını (%25) zekat olarak vermek gerekir. Dolayısıyla kağıt para altınla beraber hesaplanabilir. Altın ve benzeri bir mal yoksa tek başına hesaplanır.
    Zekatta zekat malı hesaplanırken borç zekattan düşülür mü?
    Hanefilere göre ticaret mallarının zekatı hesap edilirken borçlar çıkarılır. Şafii fıkıhçılarına göre ise borç zekatı etkilemez. Mevcut malın zekatı borç dikkate alınmadan hesap edilip verilir. Ayrıca ticaret mallarının zekatı, Hanefilere göre mal olarak verilebileceği gibi bu malın tutarı para olarak da ödenebilir. Şafiilere göre hangi mal zekata tabi ise zekatın o maldan çıkarılıp verilmesi gerekir.
    Satın alınıp da teslim alınmamış mallar zekata tabi olur mu?
    Satın alınıp teslim alınmamış mallar zekata tabidir. Çünkü alıcı, satım adedi sonucu bu mala tam mülkiyet sahibi olmuştur. Malın elinde olmaması zekatın alıcıya farz olmasına mani değildir.

    Zekatın hepsi sadece bir kişiye verile bilir mi?
    Hanefi mezhebi fıkıhçılarına göre, zekat çıkaran kimse zekatını yukarıda geçen ayetteki sekiz sınıf insanın her birine verebileceği gibi, sadece bir sınıfa da ödeyebilir.
    Hanefi fıkıhçılara göre zekatın şart yerlerinden söz eden bu ayet, zekatta her bir grubun ayrı ayrı ve eşit olduğunu ve bunlar arasında bölüştürülmesi gerektiğini açıklamak için değil, zekatın bu yerlere verilebileceğini açıklamak içindir.
    Dolayısıyla Hanefi fıkıhçılara göre zekat bir kişiye tek olmak üzere de verilebilir.
    Şafii fıkıhçılara göre ise söz konusu bu ayette geçen sınıflara bulunabilenlere eşit olarak dağıtılmalı ve her sınıftan en az üç kişiye verilmelidir.
    Çünkü Şafiilere göre, ayette zekat verilecek sınıfların ayrı ayrı hak sahibi oldukları belirtilmektedir.

    Günün Sözü
    Zekat vermeyen bir kavim üzerine rahmet bulutu gelmez,
    Hz. Mevlana
    Günün Ayeti
    Sadakalarınızı başa kalkarak ve eziyet ederek boşa götürmeyin.
    Günün Hadisi
    Veren el alan elden hayırlıdır. Sen veren el ol.

    Günün Duası
    Allah’ım helalinden kazıp helaline harcayanlardan eyle.

    Günün Nüktesi
    Bu akşam Hindistanda
    Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman'la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
    "Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana..."
    Adam telaş içinde:
    "Bu sabah karşıma Azrail çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..."
    "Peki ne yapmamı istiyorsun?"
    Adam yalvarır:
    "Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!"
    Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:
    "Bu adamı hemen al. Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar bu... Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya götürür.
    Öğleye doğru Hz. Süleyman, divanı toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail da topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
    "Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?" der. Azrail cevap verir:
    "Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle, hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah bana emretmişti ki:
    "Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan'da al!"
    "Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi."

    Bunları Biliyor muyuz?
    Teyemmüm Nedir?


    Abdest ya da boy abdesti almak için su bulunmadığı veya bulunup da kullanma imkanı olmadığı durumlarda, niyet edilerek temiz toprak veya toprak cinsinden bir şeye elleri sürüp yüzü ve kolları mesh etmektir.

    NAS SURESİ
    Kur'an-ı Kerim'in 114. suresidir. 6 ayet, 16 kelime ve 79 harften ibarettir. Mekke'de nazil olmuştur. İniş (Nüzul) sırasına göre 21. suredir. Felak Suresi ile aynı konuyu işleyen sure, bilinen ve bilinmeyen bir takım zararlı yaratıkların kötülüğünden Allah'a sığınmayı emretmektedir.
    Anlamı
    Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla De ki: "Sığınırım insanların Rabbine insanların malikine, insanların mabuduna o sinsi şeytanın şerrinden ki o, insanların göğüslerine daima vesvese verendir gerek cinden,gerek insandan







+ Yorum Gönder