Konusunu Oylayın.: Helal kazanç - Helal lokma

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Helal kazanç - Helal lokma
  1. 02.Haziran.2013, 02:37
    1
    Misafir

    Helal kazanç - Helal lokma






    Helal kazanç - Helal lokma Mumsema Helal kazanç - Helal lokma ne demek?


  2. 02.Haziran.2013, 02:37
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 02.Haziran.2013, 17:09
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Helal kazanç - Helal lokma




    Helal Kazanç ile ilgili makale
    Helal kazanç

    Bütün ibadetlerin kabul olması helal lokmaya bağlıdır. Rasulullah (A.S.) Efendimiz: “Allah temizdir; ancak temiz olanları kabul eder, semaya ancak salih amel yükselir.” (Müslim, Tirmizî) buyurmuştur. Bunun için yediğimiz gıdanın helal olması gerektiği gibi, verdiğimiz zekat, hayır ve sadakanın da helal ve temiz maldan olması gerekmektedir.
    Malını ve rızkını helalinden kazanmak her müslümana farzdır. Bunun için, meşgul olduğu mesleğe ve işe haram karıştırmamak da farzdır. Hepsinden evvel, bir işe veya ticarete girecek bir mü’minin, o iş ve ticaretle ilgili dini hükümleri öğrenmesi farzdır. Bu öyle bir mühim konudur ki, haram mal, her türlü ibadeti etkilemektedir. Öyle ki, midesinde haram gıda, üzerinde haram eşya bulunan bir insanın kıldığı namaz, yaptığı zikir, gittiği hac, verdiği sadaka ve duası hiç bir fayda vermeyecektir. Bu konunun önemini Hz. Rasulullah (A.S.) şöyle belirtmiştir:
    “Helali aramak, her müslümana farzdır.” (Tabaranî, Beyhakî)
    Hz. Ömer (R.A.) kendi zamanında esnaf arasında şu talimatı yayınlamıştır:
    “Bu çarşı ve pazarımızda, ancak (alış verişle ilgili) dini hükümleri iyi bilen kimse ticaret yapsın. Aksi taktirde, isteyerek yahut istemeyerek faiz yer, harama girer.” (el-Mekkî)
    Hadis-i şerifte: “Haramla beslenen bir vücud, Cennet’e değil, Cehennem’e daha layıktır.” buyurulmuştur. (Hakim, Ahmed)
    Helali arama konusunda peygamberler ile ümmetleri aynı derecede sorumlu tutulmuştur. Efendimiz (A.S.) bu durumu şöyle beyan buyurmuştur:
    “Ey insanlar! Şüphesiz Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allahu Tealâ, bu konuda Peygamberlerine emrettiklerini mü’minlere de emretmiştir. Peygamberlerine ‘Ey Rasüllerim! Yiyeceklerin temiz olanlarından yiyin ve salih amel işleyin; şüphesiz ben, bütün yaptıklarınızdan haberdarım.’ (Mü’minûn/51) buyurmuştur. Aynı şekilde mü’minlere de:
    ‘Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve Allah’a şükredin.’ (Bakara/172) emrini vermiştir.
    Sizden birisi (hac, cihad veya ilim için) yorucu uzunca bir sefere çıkar. Saçı başı toz toprak içinde ellerini semaya kaldırıp: ya Rabbi, ya Rabbi diye dua eder. Halbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Bu şekilde duası nasıl kabul edilsin!” (Müslim, Tirmizi)
    “Bir kul, haramdan mal kazanıp ondan sadaka verse, sadakası kabul olmaz. Ondan (kendisine ve çoluk çocuğuna) infak etse bereketini görmez, arkadan gelenlere miras bıraksa, bu onun ancak azabını artırır. Şüphesiz Allahu Tealâ kötülükle kötülüğü temizlemez; kötülüğü ancak iyilikle temizler. Hiç şüphesiz pis olan bir şey, pis olan diğer şeyi temizlemez.” (Ahmed)
    En hayırlı ve tatlı kazanç, insanın el emeği, göz nuru, alın teri ile kazandığı rızıktır. Efendimiz (A.S.):
    “Hiç kimse, elinin kazandığından daha hayırlı ve tatlı bir yiyecek yememiştir. Allah’ın peygamberi Davud da (A.S.) bizzat çalışarak elinin emeğini yerdi.” (Buhari) buyurmuştur.
    Sıhhati yerinde olan ve gücü yeten müminlerin işe ve hizmete talip olmaları gerekir. Hz. Yusuf Aleyhisselam gibi, ehil ve emin olduğu bir işe el atmalıdır. Dünya ve para ancak müminin elinde güzeldir. Efendimiz (A.S.), güvenilir ve doğru sözlü tüccarın, kıyamet günü peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle birlikte haşr olacağını müjdelemiştir. (Tirmizi)
    En emniyetlisi, şüpheli şeylerden kaçınmaktır. Buna vera ve takva denir. Çünkü, helal ve haram bellidir. Şüpheden sakınan insan dinini, şerefini, edebini korumuş olur. Devamlı helal yiyen ve şüphelilerden çekinen müminin duası kabul edilir. Zikri tatlı, ibadeti huzurlu, feraseti keskin, doğruya isabeti kesin olur. Rüyası salih, ilhamı sahih olur. Kalbi yumuşar, ibret alması kolaylaşır.
    Büyükler buna çok dikkat ederlerdi. Ebu Bekir Sıddık Efendimizin bir kölesi vardı. Ona yiyecek getirirdi. Bir gün yine yiyecek getirdi, Ebu Bekir (R.A.) yedi. Köle, getirdiği yiyeceğin bir kehanet parası ile alındığını söyledi. Sıddık-ı Ekber, hemen parmağını boğazına dayadı ve istifra ederek midesinde ne varsa boşalttı. Kendisini öyle zorladı kı, neredeyse boğulacak gibi oldu. Sonra, “Allahım ben elimden geleni yaptım, midemde kalıp damarlarına karışan kısmından da sana sığınırım” dedi.
    Büyük ariflerden İbrahim b. Ethem (K.S.): “Kemale erenler, ancak midelerine gireni kontrol etmekle kemale erdiler.” demiştir.
    Tezkiretü’l-Evliya kitabında nakledilir ki: İbrahim b. Ethem’e bir gençten bahsettiler. Onun gece gündüz ibadet ve taat içinde olduğunu, sık sık vecde gelip kendinden geçtiğini söylediler. O da bu genci merak eti, yanına gitti, üç gün misafiri oldu. Genci anlatılanların çok daha ötesinde bir halde gördü. Gençteki halin şeytandan mı yoksa Haktan mı olduğunu anlamak istedi. Onun yediğine baktı, lokmaları helalden değildi. “Allahu Ekber, bu haller hep şeytandan kaynaklanıyor” deyip, genci evine davet etti. Ona kendi temiz ve helal yiyeceklerinden yedirdi. Gencin hali değişti, o cezbe halleri gitti, gayreti kalmadı. Genç bu hale şaşırdı. İbrahim b. Ethem’e: “Sen bana ne yaptın?” diye sordu. Hazret:
    “Senin yediklerin helal değildi. Yediklerinle birlikte şeytan da midene giriyordu. Üzerindeki haller şeytandan kaynaklanıyordu. Helal yiyince, içine şeytan giremedi. Asıl ve doğru halin şimdi ortaya çıktı.” dedi.
    Haram yemek kalbi karartır ve hasta eder. Büyük veli Zunnun-i Mısrî (K.S.) demiştir ki: “Kalbin kararmasının dört alameti vardır:
    İbadetin tadını duymaz.
    Gördüklerinden ibret almaz.
    Allah korkusu hatırına gelmez.
    Okuduklarını ve öğrendiklerini alamaz.”
    Bunun için dinimiz, kazanca dikkat etmeyi temel farzlardan birisi saymıştır. İslamın bir şartı da helalinden yemek ve giyinmektir. Yediğine ve içtiğine dikkat etmeyen kimse, gerçek mümin olamaz. O gevşek ve laubali birisidir. Kazandıkları da kayıp hanesine yazılır.
    Şemseddin Bektaşoğlu |

    Helal Lokma ile ilgili makale
    helal lokma


    Rasulullah s.a.v. Efendimiz hadis-i şeriflerinde “helal”i ve “ilim”i arayıp bulmak her müslümana farzdır, buyurmuşlardır. İlmin hakikati Allah Tealâ’yı, O’nun alemlerin yaratıcısı olduğunu, ahirette kullarını hesaba çekeceğini bilmektir. Bu bilgi günahlardan pişman olup tövbe etmeye vesile olur. Tövbede sabit kalmak için ilim ve amel-i salih birbirinden ayrılmayan unsurlardır. Dervişin elinde ilim, kalbinde iman ve takva olmalıdır.
    Rızkın helali olmadan da tövbede sabit kalınamaz. Bu hususta insanların birbirine yardımcı olması gerekir. İnsanlar arasında hukukun temini ve iyi ilişkilerin kurulması, birbirlerini aldatmamaları, birbirlerine zulmetmemeleri ve birbirlerinin helal rızkına yardımcı olmaları ile mümkündür. Yoksa gerek ilim, gerek ibadet haram üzerine kurulursa, kıraç bir tarla gibi bir miktar çalı çırpı yetişmesine sebep olur ama verim olmaz. Halbuki Rasulullah s.a.v.: “Bir kimse kırk gün helal yemeye devam ederse yüce Allah kalbini nurlandırır. Hikmet kaynakları kalbinden taşar diline gelir.” buyurmuşlardır.
    Helal yemek, yeme içme ve giyinmeyle ilgilidir. Haramlardan sakınmak ise binlerce günahı terk etmeye bağlıdır. Bu asırda aklımıza hayalimize gelmeyen çeşitli günahlar vardır. Şeytanın bu konuda hileleri çok büyük olup, Adem Aleyhisselam’a secde etmeyen kovulmuş Azazil, evladını toplayarak Ümmet-i Muhammed’i baştan çıkarma yollarını hazırlamıştır. “Madem peygamberleri hürmetine Allah onları kolaylıkla bağışlıyor, biz de onlara yollarını zorlaştıralım” diyerek haram işleri helal gösterme belasını insanlara sarmıştır. Böylece insanlar helal sandıkları haram işlerden dolayı tövbe de etmeyecekler ve günahlar âdet halini alacaktır. Bu yüzden yeme içme, evlilik, akrabalık ve benzeri birçok işte haram ve şüpheli işler meşru zannedilmektedir.
    Hz. Sa’d r.a. Rasulullah s.a.v. Efendimiz’den “duası makbul bir kişi” olması için dua rica etti. Efendimiz şöyle buyurdular:
    – “Tertemiz helal şeyler ye, duan kabul olur.”
    Yine bir hadis-i şeriflerinde Rasulullah s.a.v. Efendimiz buyuruyorlar ki: “Nice toz toprak içinde, saçı başı dağınık yollara düşen kimse var ki, yediği de giydiği de haramdır. Bu haliyle elini açar, ‘Ya Rabbi, şu şu isteklerimi yerine getir!’ der. Öyle bir kimsenin duası nasıl olsun da makbul olsun!”
    Bir başka hadis-i şeriflerinde de şöyle buyuruyorlar: “Yüce Allah Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya bir melek yerleştirdi. Bu melek hemen her gün oradan şöyle seslenir: ‘Haram yiyen kimsenin ne sarfı ne adli kabul edilir’”. “Sarf” kelimesi ile anlatılmak istenen farz ibadetler, “adl” kelimesi ile de sünnet ve nafile ibadetlerdir. Yani haram yiyen kimsenin farz, sünnet ve nafile ibadetleri kabul edilmez.
    İşin başı yeme içmeye dayanıyor. Bu asırda kurşun sıkılmış bir hayvanın kesilmesinden faiz karışmış lokmaya kadar pek çok karışık mesele vardır.
    Bir kimse on kuruşa bir elbise satın alsa, on kuruşun bir kuruşu haram olsa, bu elbise ile kıldığı namaz makbul olmaz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz buyurmuşlardır ki:
    – “İbadet on bölümden ibarettir. Dokuz bölümü rızıkta ve yaşayışta helali aramaktır.”

    Mehmet Ildırar



  4. 02.Haziran.2013, 17:09
    2
    Moderatör



    Helal Kazanç ile ilgili makale
    Helal kazanç

    Bütün ibadetlerin kabul olması helal lokmaya bağlıdır. Rasulullah (A.S.) Efendimiz: “Allah temizdir; ancak temiz olanları kabul eder, semaya ancak salih amel yükselir.” (Müslim, Tirmizî) buyurmuştur. Bunun için yediğimiz gıdanın helal olması gerektiği gibi, verdiğimiz zekat, hayır ve sadakanın da helal ve temiz maldan olması gerekmektedir.
    Malını ve rızkını helalinden kazanmak her müslümana farzdır. Bunun için, meşgul olduğu mesleğe ve işe haram karıştırmamak da farzdır. Hepsinden evvel, bir işe veya ticarete girecek bir mü’minin, o iş ve ticaretle ilgili dini hükümleri öğrenmesi farzdır. Bu öyle bir mühim konudur ki, haram mal, her türlü ibadeti etkilemektedir. Öyle ki, midesinde haram gıda, üzerinde haram eşya bulunan bir insanın kıldığı namaz, yaptığı zikir, gittiği hac, verdiği sadaka ve duası hiç bir fayda vermeyecektir. Bu konunun önemini Hz. Rasulullah (A.S.) şöyle belirtmiştir:
    “Helali aramak, her müslümana farzdır.” (Tabaranî, Beyhakî)
    Hz. Ömer (R.A.) kendi zamanında esnaf arasında şu talimatı yayınlamıştır:
    “Bu çarşı ve pazarımızda, ancak (alış verişle ilgili) dini hükümleri iyi bilen kimse ticaret yapsın. Aksi taktirde, isteyerek yahut istemeyerek faiz yer, harama girer.” (el-Mekkî)
    Hadis-i şerifte: “Haramla beslenen bir vücud, Cennet’e değil, Cehennem’e daha layıktır.” buyurulmuştur. (Hakim, Ahmed)
    Helali arama konusunda peygamberler ile ümmetleri aynı derecede sorumlu tutulmuştur. Efendimiz (A.S.) bu durumu şöyle beyan buyurmuştur:
    “Ey insanlar! Şüphesiz Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Allahu Tealâ, bu konuda Peygamberlerine emrettiklerini mü’minlere de emretmiştir. Peygamberlerine ‘Ey Rasüllerim! Yiyeceklerin temiz olanlarından yiyin ve salih amel işleyin; şüphesiz ben, bütün yaptıklarınızdan haberdarım.’ (Mü’minûn/51) buyurmuştur. Aynı şekilde mü’minlere de:
    ‘Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve Allah’a şükredin.’ (Bakara/172) emrini vermiştir.
    Sizden birisi (hac, cihad veya ilim için) yorucu uzunca bir sefere çıkar. Saçı başı toz toprak içinde ellerini semaya kaldırıp: ya Rabbi, ya Rabbi diye dua eder. Halbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Bu şekilde duası nasıl kabul edilsin!” (Müslim, Tirmizi)
    “Bir kul, haramdan mal kazanıp ondan sadaka verse, sadakası kabul olmaz. Ondan (kendisine ve çoluk çocuğuna) infak etse bereketini görmez, arkadan gelenlere miras bıraksa, bu onun ancak azabını artırır. Şüphesiz Allahu Tealâ kötülükle kötülüğü temizlemez; kötülüğü ancak iyilikle temizler. Hiç şüphesiz pis olan bir şey, pis olan diğer şeyi temizlemez.” (Ahmed)
    En hayırlı ve tatlı kazanç, insanın el emeği, göz nuru, alın teri ile kazandığı rızıktır. Efendimiz (A.S.):
    “Hiç kimse, elinin kazandığından daha hayırlı ve tatlı bir yiyecek yememiştir. Allah’ın peygamberi Davud da (A.S.) bizzat çalışarak elinin emeğini yerdi.” (Buhari) buyurmuştur.
    Sıhhati yerinde olan ve gücü yeten müminlerin işe ve hizmete talip olmaları gerekir. Hz. Yusuf Aleyhisselam gibi, ehil ve emin olduğu bir işe el atmalıdır. Dünya ve para ancak müminin elinde güzeldir. Efendimiz (A.S.), güvenilir ve doğru sözlü tüccarın, kıyamet günü peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle birlikte haşr olacağını müjdelemiştir. (Tirmizi)
    En emniyetlisi, şüpheli şeylerden kaçınmaktır. Buna vera ve takva denir. Çünkü, helal ve haram bellidir. Şüpheden sakınan insan dinini, şerefini, edebini korumuş olur. Devamlı helal yiyen ve şüphelilerden çekinen müminin duası kabul edilir. Zikri tatlı, ibadeti huzurlu, feraseti keskin, doğruya isabeti kesin olur. Rüyası salih, ilhamı sahih olur. Kalbi yumuşar, ibret alması kolaylaşır.
    Büyükler buna çok dikkat ederlerdi. Ebu Bekir Sıddık Efendimizin bir kölesi vardı. Ona yiyecek getirirdi. Bir gün yine yiyecek getirdi, Ebu Bekir (R.A.) yedi. Köle, getirdiği yiyeceğin bir kehanet parası ile alındığını söyledi. Sıddık-ı Ekber, hemen parmağını boğazına dayadı ve istifra ederek midesinde ne varsa boşalttı. Kendisini öyle zorladı kı, neredeyse boğulacak gibi oldu. Sonra, “Allahım ben elimden geleni yaptım, midemde kalıp damarlarına karışan kısmından da sana sığınırım” dedi.
    Büyük ariflerden İbrahim b. Ethem (K.S.): “Kemale erenler, ancak midelerine gireni kontrol etmekle kemale erdiler.” demiştir.
    Tezkiretü’l-Evliya kitabında nakledilir ki: İbrahim b. Ethem’e bir gençten bahsettiler. Onun gece gündüz ibadet ve taat içinde olduğunu, sık sık vecde gelip kendinden geçtiğini söylediler. O da bu genci merak eti, yanına gitti, üç gün misafiri oldu. Genci anlatılanların çok daha ötesinde bir halde gördü. Gençteki halin şeytandan mı yoksa Haktan mı olduğunu anlamak istedi. Onun yediğine baktı, lokmaları helalden değildi. “Allahu Ekber, bu haller hep şeytandan kaynaklanıyor” deyip, genci evine davet etti. Ona kendi temiz ve helal yiyeceklerinden yedirdi. Gencin hali değişti, o cezbe halleri gitti, gayreti kalmadı. Genç bu hale şaşırdı. İbrahim b. Ethem’e: “Sen bana ne yaptın?” diye sordu. Hazret:
    “Senin yediklerin helal değildi. Yediklerinle birlikte şeytan da midene giriyordu. Üzerindeki haller şeytandan kaynaklanıyordu. Helal yiyince, içine şeytan giremedi. Asıl ve doğru halin şimdi ortaya çıktı.” dedi.
    Haram yemek kalbi karartır ve hasta eder. Büyük veli Zunnun-i Mısrî (K.S.) demiştir ki: “Kalbin kararmasının dört alameti vardır:
    İbadetin tadını duymaz.
    Gördüklerinden ibret almaz.
    Allah korkusu hatırına gelmez.
    Okuduklarını ve öğrendiklerini alamaz.”
    Bunun için dinimiz, kazanca dikkat etmeyi temel farzlardan birisi saymıştır. İslamın bir şartı da helalinden yemek ve giyinmektir. Yediğine ve içtiğine dikkat etmeyen kimse, gerçek mümin olamaz. O gevşek ve laubali birisidir. Kazandıkları da kayıp hanesine yazılır.
    Şemseddin Bektaşoğlu |

    Helal Lokma ile ilgili makale
    helal lokma


    Rasulullah s.a.v. Efendimiz hadis-i şeriflerinde “helal”i ve “ilim”i arayıp bulmak her müslümana farzdır, buyurmuşlardır. İlmin hakikati Allah Tealâ’yı, O’nun alemlerin yaratıcısı olduğunu, ahirette kullarını hesaba çekeceğini bilmektir. Bu bilgi günahlardan pişman olup tövbe etmeye vesile olur. Tövbede sabit kalmak için ilim ve amel-i salih birbirinden ayrılmayan unsurlardır. Dervişin elinde ilim, kalbinde iman ve takva olmalıdır.
    Rızkın helali olmadan da tövbede sabit kalınamaz. Bu hususta insanların birbirine yardımcı olması gerekir. İnsanlar arasında hukukun temini ve iyi ilişkilerin kurulması, birbirlerini aldatmamaları, birbirlerine zulmetmemeleri ve birbirlerinin helal rızkına yardımcı olmaları ile mümkündür. Yoksa gerek ilim, gerek ibadet haram üzerine kurulursa, kıraç bir tarla gibi bir miktar çalı çırpı yetişmesine sebep olur ama verim olmaz. Halbuki Rasulullah s.a.v.: “Bir kimse kırk gün helal yemeye devam ederse yüce Allah kalbini nurlandırır. Hikmet kaynakları kalbinden taşar diline gelir.” buyurmuşlardır.
    Helal yemek, yeme içme ve giyinmeyle ilgilidir. Haramlardan sakınmak ise binlerce günahı terk etmeye bağlıdır. Bu asırda aklımıza hayalimize gelmeyen çeşitli günahlar vardır. Şeytanın bu konuda hileleri çok büyük olup, Adem Aleyhisselam’a secde etmeyen kovulmuş Azazil, evladını toplayarak Ümmet-i Muhammed’i baştan çıkarma yollarını hazırlamıştır. “Madem peygamberleri hürmetine Allah onları kolaylıkla bağışlıyor, biz de onlara yollarını zorlaştıralım” diyerek haram işleri helal gösterme belasını insanlara sarmıştır. Böylece insanlar helal sandıkları haram işlerden dolayı tövbe de etmeyecekler ve günahlar âdet halini alacaktır. Bu yüzden yeme içme, evlilik, akrabalık ve benzeri birçok işte haram ve şüpheli işler meşru zannedilmektedir.
    Hz. Sa’d r.a. Rasulullah s.a.v. Efendimiz’den “duası makbul bir kişi” olması için dua rica etti. Efendimiz şöyle buyurdular:
    – “Tertemiz helal şeyler ye, duan kabul olur.”
    Yine bir hadis-i şeriflerinde Rasulullah s.a.v. Efendimiz buyuruyorlar ki: “Nice toz toprak içinde, saçı başı dağınık yollara düşen kimse var ki, yediği de giydiği de haramdır. Bu haliyle elini açar, ‘Ya Rabbi, şu şu isteklerimi yerine getir!’ der. Öyle bir kimsenin duası nasıl olsun da makbul olsun!”
    Bir başka hadis-i şeriflerinde de şöyle buyuruyorlar: “Yüce Allah Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya bir melek yerleştirdi. Bu melek hemen her gün oradan şöyle seslenir: ‘Haram yiyen kimsenin ne sarfı ne adli kabul edilir’”. “Sarf” kelimesi ile anlatılmak istenen farz ibadetler, “adl” kelimesi ile de sünnet ve nafile ibadetlerdir. Yani haram yiyen kimsenin farz, sünnet ve nafile ibadetleri kabul edilmez.
    İşin başı yeme içmeye dayanıyor. Bu asırda kurşun sıkılmış bir hayvanın kesilmesinden faiz karışmış lokmaya kadar pek çok karışık mesele vardır.
    Bir kimse on kuruşa bir elbise satın alsa, on kuruşun bir kuruşu haram olsa, bu elbise ile kıldığı namaz makbul olmaz. Rasulullah s.a.v. Efendimiz buyurmuşlardır ki:
    – “İbadet on bölümden ibarettir. Dokuz bölümü rızıkta ve yaşayışta helali aramaktır.”

    Mehmet Ildırar






+ Yorum Gönder