Konusunu Oylayın.: Çocuk terbiyesinde dua

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Çocuk terbiyesinde dua
  1. 01.Haziran.2013, 14:34
    1
    Misafir

    Çocuk terbiyesinde dua

  2. 02.Haziran.2013, 01:52
    2
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Çocuk terbiyesinde dua




    Uzman Pedagog Adem Güneş: “Çocuk terbiyesinde dua ihmal edilmemeli”

    “Pedagojinin temel kaidelerine uymak binanın süsleme kısmıdır. Çocuk yetiştirmenin özü yani o binanın temeli duadır. Çocuğu duasız şekilde yetiştirirseniz, temelinde dua olmazsa o binayı ne kadar boyasanız da pudralasanız da güzel görünüşlü bir bina olduğu halde temeli çürükse en ufak bir sarsıntıda yıkılacaktır.”

    Her anne-baba çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek ister. Bunun için de elinden gelen gayreti gösterir. Tüm anne- babaların hedefi bellidir: Çocuklarının içinde var olan potansiyeli en iyi şekilde ortaya çıkarabilmek.



    Peki, bu yapılırken acaba anne-babaların ne yapması, nelere dikkat etmesi gerekiyor? Çocuğumuzun içindeki dehayı ortaya çıkarabilmek için yapılması gerekenler nelerdir?



    Konuyu görüştüğümüz Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi Uzman Pedagog Adem Güneş, anne-babalara önemli ipuçları vermesinin yanı sıra farklı bir konuya dikkatlerimizi çekiyor: Dua...



    Sizin öncülüğünü yaptığınız Anadolu Pedagojisi’ne göre her çocuk bir Fatih, bir Itri, bir Mimar Sinan potansiyeli taşır. Ebeveynlerin bu potansiyeli keşfetmeleri için neler yapmaları, nelere dikkat etmeleri gerekiyor?



    Sorunuzun cevabına geçmeden öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Allah her insanı ayrı yarattı ve her insanın içine kendisine has bir fıtrat koydu. Bir çocuk kendi fıtrî halini yaşarsa o zaman ortaya Allah'ın “mükemmel” dediği ve "Halife yarattım" dediği insan ortaya çıkar.



    Günümüzde arızalı, hastalıklı, topluma zarar veren insan modellerine baktığımız zaman bunların daha çok fıtratı, özü, mayası bozulmuş ve bu bozukluğun kendi ruhundaki karşılığını etrafa yansıtan insanlar olduğunu görüyoruz. Biz inanıyoruz ki insan çok acizdir ve Allah'ın birçok sıfatını kendi üzerinde barındırıyor. Dolayısıyla fıtrî haliyle kalabilen bir insan topluma, dünyaya, insanlara zarar veremez. Çünkü Allah onu vicdan, akıl, bellek, muhakeme gücü ve benzeri birçok donanımla birlikte yaratmıştır. Tüm bunlara baktığımızda insan bu i özümseyip, bir şekliyle Yaratıcısına teveccüh edecek vaziyettedir.



    Peki, sizin “topluma zarar veren insan modeli” dediğiniz kişiler biraz önce sözünü ettiğiniz durumun dışına nasıl çıkıyor?

    Gelişim sürecinde çocuğun iyiye doğru gitmesini isteyen anne-baba biraz kaygılarından, biraz çocuğu tanımamasından dolayı çocuğun vicdanını öldürüyor, duyularını öldürüyor. Çocuğun kendisi olmasına izin vermek yerine korku ve panik içerisinde kendi istediği modele çevirmeye çalışıyor. Böylelikle sanki Allah'ın fıtrata koymuş olduğu o öze itiraz eder gibi, kabullenmez gibi, başka bir insana dönüştürmeye çalışınca ortaya şikâyet edilen insan tiplemesi çıkıyor. Bugünün temel problemi budur. Bu tip insanlarla toplum olarak boğuşuyoruz.



    Veya modern hayatın getirdiği, kendisi iyi yetiştirilmiş olsa da paranın, makamın, popülerliğin, nefsin fıtrat bozucu haline yenik düşmüş insanlarla şu anda toplumlar olarak boğuşuyoruz. Her şeyi anne-babanın omuzuna yüklersek orada da ciddi bir hata yapmış oluruz. Çünkü anne-babanın da ötesinde çocuğun yetişmesinde çevrenin çok büyük tesiri vardır.



    Bunları belirttikten sonra sorunuzun cevabına geçebiliriz.



    Buyurun...

    “Ben iyi bir anne-baba olmak istiyorum” diyen anne-babaların ilk yapacağı şey; çocuğuna doğduğu günden itibaren güven ve emniyet sunmasıdır. Fıtratın inkişaf etmesindeki en temel faktör bunlardır. Bu güven ve emniyetin içerisini doldurmaya kalktığımızda çocuğun hiçbir zaman anne tarafından yalnız bırakılmamış olması, emme süresince çocuğun mutlaka anne tarafından emzirilmiş olması, gece yatarken çocuğun yanında mutlaka annenin de bulunmuş olması, çocuğun her ihtiyacı olduğunda, inlemesi, ıhlaması durumunda bile annenin mutlaka karşılık vermesi çocuğu şımartmaz, çocuğu bağımlı hale getirmez. Çocuğa emniyet ve güven içerisinde olduğu hissi aşılar.



    Çocuk kendini emniyet ve güven içinde hissediyorsa o takdirde fıtrat gelişir. Bir ağaç fidanının gelişmesinde su ve güneş ne ise, çocuğun gelişmesinde emniyet ve güven aynı şeydir.



    Anne-baba çocuklarına “dokunma”, “etme”, “koşma”, “zıplama” diye engelleyici tavırlar takınmak yerine etrafı, eşyayı tanıması için güven vermiş olsa her an yanında bulunmuş olsa çocuğun fıtratının yeşermesi güvenli ve emniyetli olacak. Çocuk dışarıda karşılaştığı olaylarda veya evde yaşadığı olaylarda eğer anne-babadan emniyet hissediyorsa o takdirde fıtrat gelişir.



    Aşırı koruyucu olmamak, çocuğun yapabileceği bazı şeylere izin vermek de gerekiyor. Bazı anne-babalar çocuğun üzerine öyle bir kapanıyor ki, üst kattaki komşu çocuğu hafif itelemiş olsa, güven vereceğim diye gidip o komşu çocuğunu incitiyor. Böyle bir durumda çocuk güven yerine güvensizlik alır. Çünkü anne-babasının bir başkasına zarar verdiğini gören çocuk, bir süre sonra kendisine de zarar verileceğinin kaygısına kapılır.



    Peki, güven ve emniyet duygusunun verilmesinde doğru davranış ne olmalı?

    Güven ve emniyette anne-babanın tutumu şu olmalı: Anne-baba bir sükunet ve sekine içerisinde yaşamalı. Çocuk oynarken tabii ki düşecek, arkadaşı ile itişecek de tepişecek de... Bunlara izin veriyor olmak çocuğun gelişimine de destek veriyor olmak demektir.



    Çocuğun güven ve emniyet içerisinde hayata tutunabilmesi için anne-babanın rehber olması gerekir. Anne-baba rehberlik görevini başarırsa çocuk güven ve emniyet içerisinde olduğunu hisseder, bu da fıtratın inkişafına sebep olur.



    Bunu biz madalyonun iki yüzü olarak düşünürsek, bunlar anne-babanın fiili olarak yapması gerekenlerdir. Güven sunacak, emniyet sunacak ve çocuğun fıtratının gelişmesine izin verecek. Ancak bir şey eksik olursa arıza oluşması muhtemeldir. Anne-baba emniyet ve güveni sağlasalar da o çocuğun yolunu açacak olan Allah'ın inayeti de lazımdır.



    Çocuk terbiyesinde yaptığımız her şey bir fiilî duadır. Yapmamız gerekenler zaten mesuliyetlerdir. Onları yapmazsak Allah'a karşı saygısızlık yapmış oluruz. Bunu yapmadan hayırlı bir evlat beklemeyelim. Fiilî duayı yaptıktan sonra bu çocuk mükemmel olacaktır diye beklemek de olmaz. Kâinatın sevk ve idaresi, duaların kabul makamı Allah'tır. Fiilî duanın arkasından bir de mutlaka kavlî dua gelmesi lazımdır.



    Aslında burada çok yeni ve ilginç bir konuya temas ettiniz. Günümüzde anne-babalar çocuklarını mükemmel yetiştirmek için her türlü fedakârlığı yapıyorlar. Kitap okunması gerekiyorsa okuyorlar, pedagoga gitmek gerekiyorsa gidiyorlar, psikoloğa gidiyorlar ve en iyi okullarda yetiştirmeye çalışıyorlar. Fakat az önce dediğiniz kavlî dua kısmı günümüzde ihmal mi ediliyor?

    Pedagojinin temel kaidelerine uymak binanın süsleme kısmıdır. Çocuk yetiştirmenin özü yani o binanın temeli duadır. Çocuğu duasız şekilde yetiştirirseniz, temelinde dua olmazsa o binayı ne kadar boyasanız da pudralasanız da güzel görünüşlü bir bina olduğu halde temeli çürükse en ufak bir sarsıntıda yıkılacaktır.



    Çocuğunun zarara uğramaması konusunda, yolunun açılması noktasında, hayırlı bir vazife verilmesi noktasında, insanlığa hayır işlemesi noktasında anne-babalar nasıl güven ve emniyet sunuyorsa, aynı şekilde güven ve emniyet hissini çocuğun içinde inkişaf ettirecek olan, çocuğun içerisinde duyuracak olan Allah'a da müracaat etmelidir. Ben çocuğa güven ve emniyet veriyorum diye anne-babanın iyi davranması önemli değil, önemli olan bu hissin Allah tarafından o çocuğun içine yerleştirilmiş olmasıdır. Çocuğa dışarıda gelebilecek bir bela ve musibeti onun peşinden giderek engel olmak değil; kâinatı kudret elinde tutan Allah'a yalvarmak, zihnî ve fiziksel bela ve musibetlerin Allah tarafından önleniyor olması için anne-babanın dua etmesi gerekir.



    Çocuğumuzu sabah okula uğurlarken veya bir yere yollarken hakkında hayır dualarda bulunmak "Yavrum Allah zihin açıklığı versin, Allah yolunu açık etsin, Allah yolundaki engelleri kaldırsın" gibi dualar da bahsettiğimiz dua kısmına girer mi?

    Ağzı dualı bir anne-baba mutlaka çocuğunu okula gönderirken, okuldan alırken, dersinin başına oturttururken, arkadaşlarıyla bir yere yollarken ve benzeri güncel yaşamın içerisinde mutlaka hayır dualarda bulunması ve mutlaka çocuğun bunu duyması lazımdır. “Allah yolunu açık etsin evladım” duasını mutlaka her annenin söylemiş olması gerekir. “Allah sana hayır işler yaptırsın, Allah'ın razı olduğu kullardan olasın kızım” dualarını her çocuğun duyması gerekir.



    Anne-babalar günün koşturmacası içinde yoruluyorlar, sinirlenebiliyorlar; bu yorgunluk içerisinde olumsuz cümleler kurabiliyorlar. Mesela; “Allah senin cezanı versin”, “Allah seni bildiği gibi yapsın” veya “Allah sana da senin gibi bir evlat versin de gör bakalım dünyanın kaç bucak olduğunu” gibi beddua diyebileceğimiz dualar ediyorlar. Bu noktada bu söylenenlerin de hem çocuk üzerinde hem de dua babında manen baktığımızda bir etkisi var mıdır?

    Çok önemli bir konuya temas ettiniz. Maalesef anne-babalar duanın gücünü çok bilmiyorlar. Çocuğun bir ruhsal yapılanmasının olduğu ve bunun çok hassas olduğunu günlük yaşantı içerisinde gözden kaçırıyoruz. Bırakın çocuğa bedduayı, hayvana dahi beddua ettiğinizde hayvan hırçınlaşıyor. Evde yaşayan bir çiçeğe beddua ettiğinizde çiçek soluyor.



    Anne-babalar çocuğuna “Allah senin belanı versin” diye bir söz söylediğinde o çocuğun içerisine zehir akıttığını ve gerçekten de Allah'ın o çocuğa bir bela zemini gibi bir zemin hazırlayacağını bilmeleri gerekir. Beddua hayvana, bitkiye dahi edilmez, kaldı ki anne-babalar çocuklarını terbiye etmek için onlara beddua ediyorlar. Bu çok acınası bir haldir. Allah onun da karşılığını verir.



    Bu aynı zamanda çocuğa yapılan bir saldırıdır, değil mi?

    Evet, çocuğa pedagojik olarak, psikolojik olarak öylesi şiddetle yaklaşan bir anne, çocuğun psikolojik olarak ruhunu bozar. İlahiyatçı değilim ama her anne-babada anne-babalık hakkı vardır. Bir anne çocuğunu dokuz ay karnında taşımış, acılar içerisinde onu dünyaya getirmiş, onu emzirmiştir. Tüm bunlar karşılığında Allah, anneye bir “annelik hakkı” mahsus tutuyor. Bu hakkın karşısında anne-babaların edeceği duaların karşılığının verileceğini bilmemiz gerekir. Anne-babalar bu hakkı hayır dua için kullanırsa Allah muhtemel ki annelik hakkından dolayı hayır verecektir. Ama bu hak, beddua için kullanılırsa, Allah bedduanın karşılığını verecektir. Anne-babaların bilmesi gereken en önemli şey budur. Siz istediğiniz kadar pedagojik olarak çocuğunuzu yetiştirin, Allah'a düşen hakkınızda şer istemişseniz şerrin üstüne inşa ettiğiniz bir çocuğunuz olacaktır.



    Dua olmadan pedagoji yarım kalır. Pedagojinin dua boyutu ihmal edilmemeli. Çocuk terbiyesinde duanın gücüne inanmak lazım. Anne-babalar anne-babalık hakkını Allah'tan hayır için isterse Allah hayır, şer için isterse Allah şer verir. Anne-babaların dikkatli olması lazım.



    Fatihlerin yanında bir rehberi olmalı

    Fatih Sultan Mehmet’in başarılarının arkasında bir Akşemsettin, bir Molla Gürani var. Mehmed'in Fatih olarak yetişmesinde ona rehberlik edecek kişilerin bulunmasını bir pedagog olarak nasıl değerlendirirsiniz?

    Günümüzde anne-babalar çocuklarını bizzat kendileri yetiştirmeye çalışıyor. Bu çok defa bir çocuğun yetiştirilmesinde eksiktir. Hiçbir annenin gücü tek başına bir çocuğu yetiştirmeye yetmez. Çocuğun belli bir kıvama getirilmesi anne-baba ile olur. Kıvama geldikten sonra çocuk kendi fıtratının karşılığı olan bir kişiyle veya kendi fıtratını destekleyen birileriyle gelişim sürecini tamamlaması lazım.



    Osmanlı dönemine baktığımızda 11-12 yaşına yani ergenlik dönemine kadar anne-babayla olan çocuk bir süre sonra onlardan ayrılıyor. Fıtratının karşılığı olan bir yerde başkalarının destekleriyle yoluna devam ediyor, sonra tekrar anne-babasının yanına geliyor. Ergenliğe giren bir çocuk evde anne-babayla çatışır. Bu noktada mutlaka çocukların belli bir kıvamdayken, belli kişilerin yanında onların rehberliğiyle devam edip sonra tekrar anne-babanın yanına gelmiş olmasında büyük faydalar vardır.



    Bu söylediklerinizden Osmanlı'da 8-10 yaşında şehzadelerin anne-babasından ayrılarak kendisine her bakımdan rehber olacak, kendi alanında uzman kişiler tarafından yetiştirilmesinin günümüzde bir model olarak alınması gerekli olduğunu mu anlamalıyız?

    Kesinlikle model alınması gerekir. Bugün ergen problemi denen şeyi bizim ecdadımız çocuğun bu döneminde kendisine rehberlik edecek, fıtratını inkişaf ettirecek bir başka kişinin yanında geçirttirmiş. Sonra anne-babasının yanına gelmiş. Bu mutlaka örnek alınması gereken bir modeldir.



    Burada görev yine anne-babaya düşüyor. Çocuğunun fıtratına göre onu destekleyecek insanları bulup çocuğunu onların yanına gönderme ve onunla vakit geçirmesini sağlaması gerekiyor değil mi?

    Evet. Burada şunu tavsiye edebilirim: Çocuk yaz tatilinde bazen bir manavın, bazen bir terzinin yanına gönderilebilir. Burada maksat çalışmayı öğretmek değil. Gönlü açık bir terzinin yanında sükûn içerisinde onun hallerini gözlemleyebilirse, yeterlidir. Bu yaşlara geldiğinde mutlaka rehberlik edecek bir kişinin yanında olmalı. Olmazsa çatışmalar bir sonraki dönemin yeni problemini oluşturur.



    Çocuk, yanına gittiği kişide fıtratının bir boyutunu geliştiriyor olması lazımdır. O kişinin sadece işini iyi yapıyor olması ve sükûnet içerisinde olmasından daha ziyade onun da manevî derinlikleri olursa çocuk bu ikinci rehberinin yanında çok daha iyi gelişir.


    Yazarı : Ekrem Altıntepe


  3. 02.Haziran.2013, 01:52
    2
    Moderatör



    Uzman Pedagog Adem Güneş: “Çocuk terbiyesinde dua ihmal edilmemeli”

    “Pedagojinin temel kaidelerine uymak binanın süsleme kısmıdır. Çocuk yetiştirmenin özü yani o binanın temeli duadır. Çocuğu duasız şekilde yetiştirirseniz, temelinde dua olmazsa o binayı ne kadar boyasanız da pudralasanız da güzel görünüşlü bir bina olduğu halde temeli çürükse en ufak bir sarsıntıda yıkılacaktır.”

    Her anne-baba çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek ister. Bunun için de elinden gelen gayreti gösterir. Tüm anne- babaların hedefi bellidir: Çocuklarının içinde var olan potansiyeli en iyi şekilde ortaya çıkarabilmek.



    Peki, bu yapılırken acaba anne-babaların ne yapması, nelere dikkat etmesi gerekiyor? Çocuğumuzun içindeki dehayı ortaya çıkarabilmek için yapılması gerekenler nelerdir?



    Konuyu görüştüğümüz Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi Uzman Pedagog Adem Güneş, anne-babalara önemli ipuçları vermesinin yanı sıra farklı bir konuya dikkatlerimizi çekiyor: Dua...



    Sizin öncülüğünü yaptığınız Anadolu Pedagojisi’ne göre her çocuk bir Fatih, bir Itri, bir Mimar Sinan potansiyeli taşır. Ebeveynlerin bu potansiyeli keşfetmeleri için neler yapmaları, nelere dikkat etmeleri gerekiyor?



    Sorunuzun cevabına geçmeden öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Allah her insanı ayrı yarattı ve her insanın içine kendisine has bir fıtrat koydu. Bir çocuk kendi fıtrî halini yaşarsa o zaman ortaya Allah'ın “mükemmel” dediği ve "Halife yarattım" dediği insan ortaya çıkar.



    Günümüzde arızalı, hastalıklı, topluma zarar veren insan modellerine baktığımız zaman bunların daha çok fıtratı, özü, mayası bozulmuş ve bu bozukluğun kendi ruhundaki karşılığını etrafa yansıtan insanlar olduğunu görüyoruz. Biz inanıyoruz ki insan çok acizdir ve Allah'ın birçok sıfatını kendi üzerinde barındırıyor. Dolayısıyla fıtrî haliyle kalabilen bir insan topluma, dünyaya, insanlara zarar veremez. Çünkü Allah onu vicdan, akıl, bellek, muhakeme gücü ve benzeri birçok donanımla birlikte yaratmıştır. Tüm bunlara baktığımızda insan bu i özümseyip, bir şekliyle Yaratıcısına teveccüh edecek vaziyettedir.



    Peki, sizin “topluma zarar veren insan modeli” dediğiniz kişiler biraz önce sözünü ettiğiniz durumun dışına nasıl çıkıyor?

    Gelişim sürecinde çocuğun iyiye doğru gitmesini isteyen anne-baba biraz kaygılarından, biraz çocuğu tanımamasından dolayı çocuğun vicdanını öldürüyor, duyularını öldürüyor. Çocuğun kendisi olmasına izin vermek yerine korku ve panik içerisinde kendi istediği modele çevirmeye çalışıyor. Böylelikle sanki Allah'ın fıtrata koymuş olduğu o öze itiraz eder gibi, kabullenmez gibi, başka bir insana dönüştürmeye çalışınca ortaya şikâyet edilen insan tiplemesi çıkıyor. Bugünün temel problemi budur. Bu tip insanlarla toplum olarak boğuşuyoruz.



    Veya modern hayatın getirdiği, kendisi iyi yetiştirilmiş olsa da paranın, makamın, popülerliğin, nefsin fıtrat bozucu haline yenik düşmüş insanlarla şu anda toplumlar olarak boğuşuyoruz. Her şeyi anne-babanın omuzuna yüklersek orada da ciddi bir hata yapmış oluruz. Çünkü anne-babanın da ötesinde çocuğun yetişmesinde çevrenin çok büyük tesiri vardır.



    Bunları belirttikten sonra sorunuzun cevabına geçebiliriz.



    Buyurun...

    “Ben iyi bir anne-baba olmak istiyorum” diyen anne-babaların ilk yapacağı şey; çocuğuna doğduğu günden itibaren güven ve emniyet sunmasıdır. Fıtratın inkişaf etmesindeki en temel faktör bunlardır. Bu güven ve emniyetin içerisini doldurmaya kalktığımızda çocuğun hiçbir zaman anne tarafından yalnız bırakılmamış olması, emme süresince çocuğun mutlaka anne tarafından emzirilmiş olması, gece yatarken çocuğun yanında mutlaka annenin de bulunmuş olması, çocuğun her ihtiyacı olduğunda, inlemesi, ıhlaması durumunda bile annenin mutlaka karşılık vermesi çocuğu şımartmaz, çocuğu bağımlı hale getirmez. Çocuğa emniyet ve güven içerisinde olduğu hissi aşılar.



    Çocuk kendini emniyet ve güven içinde hissediyorsa o takdirde fıtrat gelişir. Bir ağaç fidanının gelişmesinde su ve güneş ne ise, çocuğun gelişmesinde emniyet ve güven aynı şeydir.



    Anne-baba çocuklarına “dokunma”, “etme”, “koşma”, “zıplama” diye engelleyici tavırlar takınmak yerine etrafı, eşyayı tanıması için güven vermiş olsa her an yanında bulunmuş olsa çocuğun fıtratının yeşermesi güvenli ve emniyetli olacak. Çocuk dışarıda karşılaştığı olaylarda veya evde yaşadığı olaylarda eğer anne-babadan emniyet hissediyorsa o takdirde fıtrat gelişir.



    Aşırı koruyucu olmamak, çocuğun yapabileceği bazı şeylere izin vermek de gerekiyor. Bazı anne-babalar çocuğun üzerine öyle bir kapanıyor ki, üst kattaki komşu çocuğu hafif itelemiş olsa, güven vereceğim diye gidip o komşu çocuğunu incitiyor. Böyle bir durumda çocuk güven yerine güvensizlik alır. Çünkü anne-babasının bir başkasına zarar verdiğini gören çocuk, bir süre sonra kendisine de zarar verileceğinin kaygısına kapılır.



    Peki, güven ve emniyet duygusunun verilmesinde doğru davranış ne olmalı?

    Güven ve emniyette anne-babanın tutumu şu olmalı: Anne-baba bir sükunet ve sekine içerisinde yaşamalı. Çocuk oynarken tabii ki düşecek, arkadaşı ile itişecek de tepişecek de... Bunlara izin veriyor olmak çocuğun gelişimine de destek veriyor olmak demektir.



    Çocuğun güven ve emniyet içerisinde hayata tutunabilmesi için anne-babanın rehber olması gerekir. Anne-baba rehberlik görevini başarırsa çocuk güven ve emniyet içerisinde olduğunu hisseder, bu da fıtratın inkişafına sebep olur.



    Bunu biz madalyonun iki yüzü olarak düşünürsek, bunlar anne-babanın fiili olarak yapması gerekenlerdir. Güven sunacak, emniyet sunacak ve çocuğun fıtratının gelişmesine izin verecek. Ancak bir şey eksik olursa arıza oluşması muhtemeldir. Anne-baba emniyet ve güveni sağlasalar da o çocuğun yolunu açacak olan Allah'ın inayeti de lazımdır.



    Çocuk terbiyesinde yaptığımız her şey bir fiilî duadır. Yapmamız gerekenler zaten mesuliyetlerdir. Onları yapmazsak Allah'a karşı saygısızlık yapmış oluruz. Bunu yapmadan hayırlı bir evlat beklemeyelim. Fiilî duayı yaptıktan sonra bu çocuk mükemmel olacaktır diye beklemek de olmaz. Kâinatın sevk ve idaresi, duaların kabul makamı Allah'tır. Fiilî duanın arkasından bir de mutlaka kavlî dua gelmesi lazımdır.



    Aslında burada çok yeni ve ilginç bir konuya temas ettiniz. Günümüzde anne-babalar çocuklarını mükemmel yetiştirmek için her türlü fedakârlığı yapıyorlar. Kitap okunması gerekiyorsa okuyorlar, pedagoga gitmek gerekiyorsa gidiyorlar, psikoloğa gidiyorlar ve en iyi okullarda yetiştirmeye çalışıyorlar. Fakat az önce dediğiniz kavlî dua kısmı günümüzde ihmal mi ediliyor?

    Pedagojinin temel kaidelerine uymak binanın süsleme kısmıdır. Çocuk yetiştirmenin özü yani o binanın temeli duadır. Çocuğu duasız şekilde yetiştirirseniz, temelinde dua olmazsa o binayı ne kadar boyasanız da pudralasanız da güzel görünüşlü bir bina olduğu halde temeli çürükse en ufak bir sarsıntıda yıkılacaktır.



    Çocuğunun zarara uğramaması konusunda, yolunun açılması noktasında, hayırlı bir vazife verilmesi noktasında, insanlığa hayır işlemesi noktasında anne-babalar nasıl güven ve emniyet sunuyorsa, aynı şekilde güven ve emniyet hissini çocuğun içinde inkişaf ettirecek olan, çocuğun içerisinde duyuracak olan Allah'a da müracaat etmelidir. Ben çocuğa güven ve emniyet veriyorum diye anne-babanın iyi davranması önemli değil, önemli olan bu hissin Allah tarafından o çocuğun içine yerleştirilmiş olmasıdır. Çocuğa dışarıda gelebilecek bir bela ve musibeti onun peşinden giderek engel olmak değil; kâinatı kudret elinde tutan Allah'a yalvarmak, zihnî ve fiziksel bela ve musibetlerin Allah tarafından önleniyor olması için anne-babanın dua etmesi gerekir.



    Çocuğumuzu sabah okula uğurlarken veya bir yere yollarken hakkında hayır dualarda bulunmak "Yavrum Allah zihin açıklığı versin, Allah yolunu açık etsin, Allah yolundaki engelleri kaldırsın" gibi dualar da bahsettiğimiz dua kısmına girer mi?

    Ağzı dualı bir anne-baba mutlaka çocuğunu okula gönderirken, okuldan alırken, dersinin başına oturttururken, arkadaşlarıyla bir yere yollarken ve benzeri güncel yaşamın içerisinde mutlaka hayır dualarda bulunması ve mutlaka çocuğun bunu duyması lazımdır. “Allah yolunu açık etsin evladım” duasını mutlaka her annenin söylemiş olması gerekir. “Allah sana hayır işler yaptırsın, Allah'ın razı olduğu kullardan olasın kızım” dualarını her çocuğun duyması gerekir.



    Anne-babalar günün koşturmacası içinde yoruluyorlar, sinirlenebiliyorlar; bu yorgunluk içerisinde olumsuz cümleler kurabiliyorlar. Mesela; “Allah senin cezanı versin”, “Allah seni bildiği gibi yapsın” veya “Allah sana da senin gibi bir evlat versin de gör bakalım dünyanın kaç bucak olduğunu” gibi beddua diyebileceğimiz dualar ediyorlar. Bu noktada bu söylenenlerin de hem çocuk üzerinde hem de dua babında manen baktığımızda bir etkisi var mıdır?

    Çok önemli bir konuya temas ettiniz. Maalesef anne-babalar duanın gücünü çok bilmiyorlar. Çocuğun bir ruhsal yapılanmasının olduğu ve bunun çok hassas olduğunu günlük yaşantı içerisinde gözden kaçırıyoruz. Bırakın çocuğa bedduayı, hayvana dahi beddua ettiğinizde hayvan hırçınlaşıyor. Evde yaşayan bir çiçeğe beddua ettiğinizde çiçek soluyor.



    Anne-babalar çocuğuna “Allah senin belanı versin” diye bir söz söylediğinde o çocuğun içerisine zehir akıttığını ve gerçekten de Allah'ın o çocuğa bir bela zemini gibi bir zemin hazırlayacağını bilmeleri gerekir. Beddua hayvana, bitkiye dahi edilmez, kaldı ki anne-babalar çocuklarını terbiye etmek için onlara beddua ediyorlar. Bu çok acınası bir haldir. Allah onun da karşılığını verir.



    Bu aynı zamanda çocuğa yapılan bir saldırıdır, değil mi?

    Evet, çocuğa pedagojik olarak, psikolojik olarak öylesi şiddetle yaklaşan bir anne, çocuğun psikolojik olarak ruhunu bozar. İlahiyatçı değilim ama her anne-babada anne-babalık hakkı vardır. Bir anne çocuğunu dokuz ay karnında taşımış, acılar içerisinde onu dünyaya getirmiş, onu emzirmiştir. Tüm bunlar karşılığında Allah, anneye bir “annelik hakkı” mahsus tutuyor. Bu hakkın karşısında anne-babaların edeceği duaların karşılığının verileceğini bilmemiz gerekir. Anne-babalar bu hakkı hayır dua için kullanırsa Allah muhtemel ki annelik hakkından dolayı hayır verecektir. Ama bu hak, beddua için kullanılırsa, Allah bedduanın karşılığını verecektir. Anne-babaların bilmesi gereken en önemli şey budur. Siz istediğiniz kadar pedagojik olarak çocuğunuzu yetiştirin, Allah'a düşen hakkınızda şer istemişseniz şerrin üstüne inşa ettiğiniz bir çocuğunuz olacaktır.



    Dua olmadan pedagoji yarım kalır. Pedagojinin dua boyutu ihmal edilmemeli. Çocuk terbiyesinde duanın gücüne inanmak lazım. Anne-babalar anne-babalık hakkını Allah'tan hayır için isterse Allah hayır, şer için isterse Allah şer verir. Anne-babaların dikkatli olması lazım.



    Fatihlerin yanında bir rehberi olmalı

    Fatih Sultan Mehmet’in başarılarının arkasında bir Akşemsettin, bir Molla Gürani var. Mehmed'in Fatih olarak yetişmesinde ona rehberlik edecek kişilerin bulunmasını bir pedagog olarak nasıl değerlendirirsiniz?

    Günümüzde anne-babalar çocuklarını bizzat kendileri yetiştirmeye çalışıyor. Bu çok defa bir çocuğun yetiştirilmesinde eksiktir. Hiçbir annenin gücü tek başına bir çocuğu yetiştirmeye yetmez. Çocuğun belli bir kıvama getirilmesi anne-baba ile olur. Kıvama geldikten sonra çocuk kendi fıtratının karşılığı olan bir kişiyle veya kendi fıtratını destekleyen birileriyle gelişim sürecini tamamlaması lazım.



    Osmanlı dönemine baktığımızda 11-12 yaşına yani ergenlik dönemine kadar anne-babayla olan çocuk bir süre sonra onlardan ayrılıyor. Fıtratının karşılığı olan bir yerde başkalarının destekleriyle yoluna devam ediyor, sonra tekrar anne-babasının yanına geliyor. Ergenliğe giren bir çocuk evde anne-babayla çatışır. Bu noktada mutlaka çocukların belli bir kıvamdayken, belli kişilerin yanında onların rehberliğiyle devam edip sonra tekrar anne-babanın yanına gelmiş olmasında büyük faydalar vardır.



    Bu söylediklerinizden Osmanlı'da 8-10 yaşında şehzadelerin anne-babasından ayrılarak kendisine her bakımdan rehber olacak, kendi alanında uzman kişiler tarafından yetiştirilmesinin günümüzde bir model olarak alınması gerekli olduğunu mu anlamalıyız?

    Kesinlikle model alınması gerekir. Bugün ergen problemi denen şeyi bizim ecdadımız çocuğun bu döneminde kendisine rehberlik edecek, fıtratını inkişaf ettirecek bir başka kişinin yanında geçirttirmiş. Sonra anne-babasının yanına gelmiş. Bu mutlaka örnek alınması gereken bir modeldir.



    Burada görev yine anne-babaya düşüyor. Çocuğunun fıtratına göre onu destekleyecek insanları bulup çocuğunu onların yanına gönderme ve onunla vakit geçirmesini sağlaması gerekiyor değil mi?

    Evet. Burada şunu tavsiye edebilirim: Çocuk yaz tatilinde bazen bir manavın, bazen bir terzinin yanına gönderilebilir. Burada maksat çalışmayı öğretmek değil. Gönlü açık bir terzinin yanında sükûn içerisinde onun hallerini gözlemleyebilirse, yeterlidir. Bu yaşlara geldiğinde mutlaka rehberlik edecek bir kişinin yanında olmalı. Olmazsa çatışmalar bir sonraki dönemin yeni problemini oluşturur.



    Çocuk, yanına gittiği kişide fıtratının bir boyutunu geliştiriyor olması lazımdır. O kişinin sadece işini iyi yapıyor olması ve sükûnet içerisinde olmasından daha ziyade onun da manevî derinlikleri olursa çocuk bu ikinci rehberinin yanında çok daha iyi gelişir.


    Yazarı : Ekrem Altıntepe





+ Yorum Gönder