Konusunu Oylayın.: Akrabalardan uzaklık, çocuğu kimsesizleştiriyor mu?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Akrabalardan uzaklık, çocuğu kimsesizleştiriyor mu?
  1. 01.Haziran.2013, 14:33
    1
    Misafir

    Akrabalardan uzaklık, çocuğu kimsesizleştiriyor mu?

  2. 02.Haziran.2013, 01:55
    2
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Akrabalardan uzaklık, çocuğu kimsesizleştiriyor mu?




    Akrabalardan uzaklık, çocuğu kimsesizleştiriyor mu?

    “Akrabalardan uzaklık çocuğu kimsesizleştiriyor”

    Çocukları, dede, nine ve akrabalarından mahrum etmekle aslında çocuklara çok büyük haksızlık ediliyor… Akrabalarla birlikte olma, onlarla vakit geçirme bir çocuk için maddi getirilerinin çok çok ötesinde anlamlar ifade ediyor. Ancak bunun için de dede ve büyükannelerin de bilinçli olması gerekiyor.

    Köseoğlu ailesinin fertleri Beyza Nur Hanımefendi ve Murat Bey’le çocukları Zeynep ve Mustafa Mert’i büyükbaba ve büyükanneleriyle birlikte yetiştirme üzerine yaptığımız röportaj sonrasında şunu net bir şekilde idrak ettim: Çocukları, dede, nine ve akrabalarından mahrum etmekle aslında çocuklara çok büyük haksızlık ediliyor…

    Akrabalarla birlikte olma, onlarla vakit geçirme bir çocuk için maddi getirilerinin çok çok ötesinde anlamlar ifade ediyor. Ancak bunun için de dede ve büyükannelerin de bilinçli olması gerekiyor. Tıpkı dört torun sahibi olan ve onlarla her gün birlikte olan, görüşen, vakit geçiren Haluk İmamoğlu ve eşi Fahriye Hanım gibi…

    Köseoğlu ve İmamoğlu ailesiyle yaptığımız söyleşi anne, baba, dede ve büyükannelere önemli ipuçları veriyor…

    Günümüzde özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde birçok aile “geniş aile” olarak değil de “çekirdek aile” olarak yaşıyorlar. Fakat siz anne-babanızla komşu dairelerde yaşıyor, sık sık bir araya geliyorsunuz. Geniş aile olarak yaşamanın size getirdiği kolaylıklar neler?

    Beyza Hanım: Biz İstanbul’a gelmeden önce yurtdışındaydık. Kızımız Zeynep doğduktan sonra akrabalardan uzakta yaşamanın onun için bir eksiklik olduğunu hissettikten sonra Türkiye’ye dönme kararı aldık. Kızım, orada kendini yalnız hissediyordu. Sanırım çekirdek aile olarak yaşamanın çocuklar üzerindeki en büyük etkisi yalnızlık duygusu.

    Ayrıca bize göre çocuğun kültürel terbiyesi ve ahlakî gelişimi için dedeler, büyükanneler, halalar ve teyzelerin rolü çok büyük. Sadece anne ve baba yabancı bir ülkede çocuğa kültürel ve dinî eğitimi yeterli bir şekilde veremiyor, muhakkak bir yerlerde bir boşluk kalıyor. Biz de bu boşluk daha fazla büyümeden Türkiye’ye dönme kararı aldık.

    Boşluk derken orada bir şeylerin eksikliğini mi hissediyordunuz?

    Beyza Hanım: Bayramlardan örnek verebiliriz. Amerika’da da Hollanda’da da yaşadık, her iki ülkede de bayram günlerinde resmî tatil olmuyordu. Ailelerimizle telefonla veya internet üzerinden bayramlaşıyorduk ama çocuğumuz bayram nedir bilmiyordu. Türkiye’ye geldikten sonra, 5 yaşındayken bayramı hissetti.

    Türkiye’ye geldikten sonra buradaki çekirdek aileden geniş aileye geçiş sürecinizi kıyasladığınızda yaşantınızla nasıl bir değişiklik fark ettiniz?

    Beyza Hanım: En önemlisi, kızım artık yalnız değil, yaşadığı o yalnızlık süreci bitti. Anne ve baba çoğu zaman çocuğa yetemiyor. Akşam dedesi eve gelince veya gün içerisinde büyükannesi ile olduğunda ya da akrabalarımızı ziyarete gittiğimizde, hafta sonu halalarıyla, amcalarıyla birlikte olduğu zaman çocuk tamamen duygusal bir tatmin yaşıyor. Geniş aileyle çocuk sevildiğini ve değer verildiğini hissediyor. Yalnız kalmıyor ve “canım sıkıldı” olayı yaşamıyor.

    Tek başınıza veremeyeceğiniz şeyleri geniş ailede çok daha rahat verebiliyorsunuz yani.

    Beyza Hanım: Evet, çocuklarımın duygusal doygunluğa ulaşmasında geniş aile çok etkili.

    Geniş aileyi çocuklar üzerinde değil de, aile olarak düşündüğünüzde sizin üzerinizdeki artıları neler oldu?

    Beyza Hanım: Benim üzerimden çok büyük bir yük kalkmış oldu. Yük menfi manada bir yük değil, ama bir çocukla bütün gün ilgilenmek zorundalığı var. Büyükanne gün içerisinde gelip torunlarıyla ilgilenince, ben de kendim ve evim için vakit ayırabiliyorum. Öyle bir avantajım oldu.

    Murat Bey, siz bir aile reisi olarak olaya baktığınızda, geniş aile ile yaşamanın, aile büyükleriyle çok yakın olmanızın size ne gibi artıları oldu?

    Murat Bey: Hayatın bir koşuşturmacası var. Akşam eve geldiğinizde yorgun oluyorsunuz, çocuğunuzla yan yana olsanız bile bu onunla tam anlamıyla bir ilgilenme olmuyor. Çocuk babasından veya annesinden eksik kalan bir şey olursa onu dedesiyle veya büyükannesiyle tamamlıyor. Böylece onun duygu dünyasında boşlukların kalması daha azalıyor. Yani alternatif gibi bir şey değil, oradan bir şey alıyor, öbür taraftan bir şeyler alıyor.

    Yorgun olduğunuz noktada çocuk sizden bir şey almak istediği zaman, dede devreye girip sizi rahatlatabiliyor.

    Murat Bey: Evet, ama bunu planlamıyoruz, doğal bir şekilde gelişiyor. Böyle bir etkisi olduğunu görüyoruz. İkincisi de; bu belki büyükler için de öyledir, daha önce Zeynep’in etrafında iki kişiydik. Anne ve baba. Şimdi ise bunların yanına dede, büyükanne, hala, teyze, kuzen kavramları da geldi. Bu, çocuğa ciddi bir güven duygusu veriyor. Onun yanında olan, onunla birlikte dertlenecek, eğlenecek, konuşacak ve ona çok yakın 10 tane yetişkin var. Bu his ona güven duygusu veriyor. Bu güven, daha sağlam bir duruş ortaya çıkarıyor ve çocuk gelişiminde de bu güvenin sağlanmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

    Konuyu “çekirdek aile” “geniş aile” kavramlarından aile büyüklerinin torunlarıyla olan ilişkilerine getirmek istiyorum. Dede veya büyükannelerinin torunlarıyla ilgilenmesinde sizin açınızdan olumlu veya olumsuz yönleri oluyor mu?

    Murat Bey: Ben çok açıklıkla olumsuz bir şey yaşamadığımızı söyleyebilirim.

    Aslında genellikle olumsuz durumlar olur. Sizi bu kadar net konuşmaya iten sebep ne olabilir?

    Murat Bey: Bizde eğitim sürecinde patronun kim olduğu bellidir. Nasıl yaklaşımların olduğu bellidir. Biz aynı kaynaklardan besleniyoruz. Dedemiz çocuk eğitimiyle ilgili bir kitap gördüğünde getiriyor. Onu biz okuduktan sonra halasına da veriyoruz. Böyle bir okuma birlikteliği oluşturarak aynı kaynaklardan çocuk terbiyesini öğreniyoruz. Ortak bir dil oluşturduk, herkes aynı dili konuşuyor.

    Aslında bu önemli bir nokta. Eğer büyüklerle aynı kaynaktan beslenirseniz, bu konuda bir sorun çıkmıyor.

    Murat Bey: Evet, üslup üzerinde anlaştıktan, birliktelik sağladıktan sonra diğerleri de şekilleniyor. Yoksa bir çatışma yaşanır. Ama aslında doğru da çok değişken değil. Çocuk yetiştirmede bazı kurallar var ve herkes kendini buna biraz adapte ediyor. Gerektiğinde de birbirimizi uyarabiliyoruz. Mesela; ben bir şeyi atladığımda, dedesi “Bunu şurada okumuştuk, bunu keşke şöyle mi yapsaydık” diyebiliyor. Bunu tabi doğal bir ortamda söylüyor. Geniş ailede modern eğilimlerle öncekiler arasında bir denge kurulması gerekir.

    Beyza Hanım, kendi açınızdan baktığınızda babanızın veya annenizin yapmış olduğu, “Ne kadar güzel oldu, bu benim açımdan çok faydalı oldu” dediğiniz hareketleri neler oluyor?

    Beyza Hanım: Zeynep daha okuma-yazma bilmiyor ama onun kitap sevgisi dedesinin sayesinde oluştu. Zeynep bazen, “Dedemin iş yerine gidelim, ben oradan kitap alacağım” diyor. Bazen aylarca bunun özlemini çekiyor. Dedesi elinde kitapla gelince de çok mutlu oluyor. Doğum günlerinde dedesi Zeynep’e kitap alıyor, o bunu biliyor ve her seferinde çok seviniyor. “A yine mi kitap?” demiyor. Her seferinde çok seviniyor. Gece yatmadan önce “Dedemin aldığı kitaplardan bana okur musunuz?” diyor. O kitapları okuyoruz. Zeynep, kitap sevgisini dedesinden almıştır.

    Murat Bey: Biliyoruz ki biz bir ailenin içerisindeyiz ve bu ailenin içerisinde çocuğumuza da sahip çıkılıyor, ilgileniliyor. Mesela yorgun geliyorum, Zeynep’le belirli bir zaman geçirebiliyorum. Sonra dedesi geliyor ve onunla bir zaman geçiriyor. Böylece Zeynep’in akşamı da yoğun bir programla geçmiş oluyor. Öteki türlü ben yarım saatten sonra artık ilgilenemiyorum. O zaman çocukta bir huysuzluk ve hırçınlık sorunu oluşuyor. Ama böyle bir programla o sorun azalıyor.

    Son olarak şunu sormak isterim: Siz hem geniş aile olarak hem de çekirdek aile olarak yaşadınız. Türkiye’de genelde bir çekirdek aile yapısı var. İnsanımız geniş aile yapısından çekirdek aile yapısına geçmekle en çok neyi kaybetti sizce?

    Beyza Hanım: Anne-baba bunu çok hissetmiyor belki ama çocuklarını kimsesizleştirdiler. Çocuklar gün içerisinde dört duvar arasında kalıyorlar, ya okula gidiyor ya da evde bir bakıcı oluyor. Biz büyüklerimizle büyüdük. Anneannemiz, dedemiz gelsin ve kalsın çok isterdik. Yılın yarısını onlarla geçirirdik. Ama şimdi maalesef çocuklar akrabalarından uzakta olunca kimsesiz gibi oluyorlar.

    Haluk İmamoğlu: “Dedeler dede olduklarını bilmeli”

    İstanbul gibi bir ortamda iki torununuzla her gün görüşüyorsunuz. Diğer iki torununuzla da iki-üç günde bir mutlaka görüşüyorsunuz. Torunlarınızla sürekli bir iletişim içerisindesiniz. Torunlarınızla görüşürken bir dede olarak dikkat ettiğiniz noktalar var mı? Yoksa sadece sevmek için mi seviyorsunuz?

    Torunları sevmek için sevmek dikkat ettiğimiz noktalardan birisi olması lazım. Ancak o sevgiye gerçek anlamını yüklemek gerekir. Bu sevme kavramının içinde şefkat var, güzel yaklaşım var, karşıdaki kişiye kişiliğini, şahsiyetini, farkındalığını anlatma hadiseleri var. O sevgi dediğimiz kümenin içerisine bunların hepsi bir anlamda giriyor. Dolayısıyla sadece sevmek için mi seviyorsunuz? Eğer gerçekten sevmek için sevmenin anlamı verilirse birçok unsur beraberinde geliyor.

    Sorunun cevabını özetleyecek olursak, birinci olarak torunlarımı sevmek için seviyorum, ama sevme kavramının içerisine çok şeyler doldurarak seviyorum. Zaten onlar yoksa da o sevme olmaz. Bunlar muhataba kişiliğini kazandırma, güven duygusunu geliştirmedir. Ancak güven duygusunu geliştirirken özgüven tabirinde de dengeli olmak lazım. Aslında büyüklerine, annesine, babasına, dedesine istinat etmeyi değil de, Cenab-ı Allah’a dayanmaya, onun yaş algısına göre bunları oluşturmaya çalışıyorum. Yaptığım işler bunlar oldu. Bunda da Cenab-ı Hak hamdolsun lütfetti, olumlu unsurlarla karşılaştık.

    Torunlarınızla olan ilişkilerinize onların anne-babaları açısından baktığınızda dikkat ettiğiniz noktalar var mı? Mesela, anne-babayı gözetiyor musunuz?

    Evet, evlatlarım yani kızlarım ve damatlarımın her birisi çocuk yetiştirme konusunda eğitimli ve uzman kişiler. Dolayısıyla bir dede olarak, onların yuvalarında kurduğu disiplin dengesine müdahale etmemeye çalışırım. Yani o denge ne ise, o dengenin içinde rol almaya çalışırım. Mesela; bir anne-baba çocuğuna bir kural öğretiyor da, çocuk ona karşı herhangi bir duruş sergilemişse o olayın müdahili olarak “Hayır, böyle yapmayın, bu yanlıştır doğrusu budur” gibi bir müdahalenin içerisine girmem. Girmeyi de yanlış bulurum. Çünkü burada çocuğun yetiştirilmesinde birinci derecede sorumlu olan anne ve babadır.

    Gelelim şuna; anne-baba çocuğun bazı isteklerini yapmıyor da, dede “Ben yapayım” diyor, ona da girmem. Oradaki sınırlarımı biraz annenin ve babanın çocukları ile ilgili çizdiği sınırlar belirler. “Ben dedeyim, sizin çizdiğiniz sınırlar yanlış, doğrusu budur” şeklinde bir imtiyazı da oluşturmuyorum. Biz seviyoruz, daha sonra kendi evimize gidiyoruz, sonunda onlar çocukları ile baş başa kalıyorlar. Bu düzenin sarsılmaması lazım. Bu hassasiyeti korumaya çalışıyorum.

    Haluk Bey, problem yaşamıyorsanız, bu problem yaşamamanızın nedeni oradaki dengeyi gözettiğiniz için midir?

    Bu dediğiniz doğru. Anneannelerin, babaannelerin, dedelerin, büyüklerin, ailenin diğer büyüklerinin; annenin-babanın kurduğu dengeyi sarsmamaları lazım. İlla o dengede bir rahatsızlık hissediyorlarsa, bunu çocuklara imtiyazlı davranarak değil de, mümkünse anneyi babayı uyararak düzeltmeleri gerekir. Aksi takdirde o evde kaos çıkar ve o kaosla da daha sonrasında kimse başa çıkamaz. Sınırsız bir şekilde anne ve babanın otoritesini yok edecek bir şekilde bir torun sevgisi, sevgi değil, tahrip bombası gibi bir şeydir. Böyle bir şey olmamalı.

    Dört torun sahibi, kıdemli ve tecrübeli bir dede olarak diğer dedelere tavsiyeleriniz nelerdir?

    Benden kıdemli yani torunu daha fazla olan dedeler de vardır. Dedelik tarihi daha ileri olanlar da vardır. Bu yönden sadece şunu söylemek isterim: Büyükbaba-büyükanne olmak, dede olmak biraz hayatın koşuşturmacasının içinden tempoyu yavaşlatmaya doğru düşürme anlamına gelir. Çocuklarımızın telaşları, geç gelmeleri, geç gitmeleri, gençliklerinin getirdiği iletişim biçimleri vesaire vardır. Buralarda büyükanne ve büyükbabalar dengeleyici rol oynamalılardır.

    Bunu şöyle bir misalle daha iyi açmaya çalışayım: Baba evde otoritenin temsilcisidir, anne de şefkatin temsilcisidir. Büyükbaba otoritenin temsilcisidir ama babalık zamanındaki gibi değildir, onda şefkat unsuru artmıştır. Yani baba iken otorite yüzde 80, şefkat yüzde 20 iken, büyükbaba olunca otorite yüzde 50, şefkat yüzde 50 olmuştur. O oran oralara inmiştir. Her ikisi de bir şahısta derc edilmiş haldedir ve ona göre davranması lazım.

    Doğal yapı içinde bu böyledir. Önemli olan bu değişimin farkında olup davranışlarını “Artık ben böyle bir değişimin içindeyim” diye ona göre ayarlayabilmektir. Gençlik döneminizdeki otoritenizi dedelik döneminde yürütemezsiniz, yaparsanız yanlış olur. Orada şefkat oranı daha artmış bir dedelik vardır. Bunun için de ben bir hastalık, bir marazi yapı çıkmasın diye anne-baba ve çocuktan oluşan çekirdek ailelerin sık sık büyükanne ve büyükbabalarla beraber olmaları gerektiğini düşünüyorum. Büyükanne ve büyükbabaların çocuklara şefkatli yaklaşımı onların istidatlarının, kabiliyetlerinin, hatta dinî eğitimde almaları gereken bir takım bilgilerin daha fıtri bir ortamda almalarına yol açar.

    Sonuç olarak dedeler dede olduğunun bilincinde olmalı ve bunu adeta bir sanat inceliğinde icra etmelidirler.


    Yazar :
    Kerem Altındağ


  3. 02.Haziran.2013, 01:55
    2
    Moderatör



    Akrabalardan uzaklık, çocuğu kimsesizleştiriyor mu?

    “Akrabalardan uzaklık çocuğu kimsesizleştiriyor”

    Çocukları, dede, nine ve akrabalarından mahrum etmekle aslında çocuklara çok büyük haksızlık ediliyor… Akrabalarla birlikte olma, onlarla vakit geçirme bir çocuk için maddi getirilerinin çok çok ötesinde anlamlar ifade ediyor. Ancak bunun için de dede ve büyükannelerin de bilinçli olması gerekiyor.

    Köseoğlu ailesinin fertleri Beyza Nur Hanımefendi ve Murat Bey’le çocukları Zeynep ve Mustafa Mert’i büyükbaba ve büyükanneleriyle birlikte yetiştirme üzerine yaptığımız röportaj sonrasında şunu net bir şekilde idrak ettim: Çocukları, dede, nine ve akrabalarından mahrum etmekle aslında çocuklara çok büyük haksızlık ediliyor…

    Akrabalarla birlikte olma, onlarla vakit geçirme bir çocuk için maddi getirilerinin çok çok ötesinde anlamlar ifade ediyor. Ancak bunun için de dede ve büyükannelerin de bilinçli olması gerekiyor. Tıpkı dört torun sahibi olan ve onlarla her gün birlikte olan, görüşen, vakit geçiren Haluk İmamoğlu ve eşi Fahriye Hanım gibi…

    Köseoğlu ve İmamoğlu ailesiyle yaptığımız söyleşi anne, baba, dede ve büyükannelere önemli ipuçları veriyor…

    Günümüzde özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde birçok aile “geniş aile” olarak değil de “çekirdek aile” olarak yaşıyorlar. Fakat siz anne-babanızla komşu dairelerde yaşıyor, sık sık bir araya geliyorsunuz. Geniş aile olarak yaşamanın size getirdiği kolaylıklar neler?

    Beyza Hanım: Biz İstanbul’a gelmeden önce yurtdışındaydık. Kızımız Zeynep doğduktan sonra akrabalardan uzakta yaşamanın onun için bir eksiklik olduğunu hissettikten sonra Türkiye’ye dönme kararı aldık. Kızım, orada kendini yalnız hissediyordu. Sanırım çekirdek aile olarak yaşamanın çocuklar üzerindeki en büyük etkisi yalnızlık duygusu.

    Ayrıca bize göre çocuğun kültürel terbiyesi ve ahlakî gelişimi için dedeler, büyükanneler, halalar ve teyzelerin rolü çok büyük. Sadece anne ve baba yabancı bir ülkede çocuğa kültürel ve dinî eğitimi yeterli bir şekilde veremiyor, muhakkak bir yerlerde bir boşluk kalıyor. Biz de bu boşluk daha fazla büyümeden Türkiye’ye dönme kararı aldık.

    Boşluk derken orada bir şeylerin eksikliğini mi hissediyordunuz?

    Beyza Hanım: Bayramlardan örnek verebiliriz. Amerika’da da Hollanda’da da yaşadık, her iki ülkede de bayram günlerinde resmî tatil olmuyordu. Ailelerimizle telefonla veya internet üzerinden bayramlaşıyorduk ama çocuğumuz bayram nedir bilmiyordu. Türkiye’ye geldikten sonra, 5 yaşındayken bayramı hissetti.

    Türkiye’ye geldikten sonra buradaki çekirdek aileden geniş aileye geçiş sürecinizi kıyasladığınızda yaşantınızla nasıl bir değişiklik fark ettiniz?

    Beyza Hanım: En önemlisi, kızım artık yalnız değil, yaşadığı o yalnızlık süreci bitti. Anne ve baba çoğu zaman çocuğa yetemiyor. Akşam dedesi eve gelince veya gün içerisinde büyükannesi ile olduğunda ya da akrabalarımızı ziyarete gittiğimizde, hafta sonu halalarıyla, amcalarıyla birlikte olduğu zaman çocuk tamamen duygusal bir tatmin yaşıyor. Geniş aileyle çocuk sevildiğini ve değer verildiğini hissediyor. Yalnız kalmıyor ve “canım sıkıldı” olayı yaşamıyor.

    Tek başınıza veremeyeceğiniz şeyleri geniş ailede çok daha rahat verebiliyorsunuz yani.

    Beyza Hanım: Evet, çocuklarımın duygusal doygunluğa ulaşmasında geniş aile çok etkili.

    Geniş aileyi çocuklar üzerinde değil de, aile olarak düşündüğünüzde sizin üzerinizdeki artıları neler oldu?

    Beyza Hanım: Benim üzerimden çok büyük bir yük kalkmış oldu. Yük menfi manada bir yük değil, ama bir çocukla bütün gün ilgilenmek zorundalığı var. Büyükanne gün içerisinde gelip torunlarıyla ilgilenince, ben de kendim ve evim için vakit ayırabiliyorum. Öyle bir avantajım oldu.

    Murat Bey, siz bir aile reisi olarak olaya baktığınızda, geniş aile ile yaşamanın, aile büyükleriyle çok yakın olmanızın size ne gibi artıları oldu?

    Murat Bey: Hayatın bir koşuşturmacası var. Akşam eve geldiğinizde yorgun oluyorsunuz, çocuğunuzla yan yana olsanız bile bu onunla tam anlamıyla bir ilgilenme olmuyor. Çocuk babasından veya annesinden eksik kalan bir şey olursa onu dedesiyle veya büyükannesiyle tamamlıyor. Böylece onun duygu dünyasında boşlukların kalması daha azalıyor. Yani alternatif gibi bir şey değil, oradan bir şey alıyor, öbür taraftan bir şeyler alıyor.

    Yorgun olduğunuz noktada çocuk sizden bir şey almak istediği zaman, dede devreye girip sizi rahatlatabiliyor.

    Murat Bey: Evet, ama bunu planlamıyoruz, doğal bir şekilde gelişiyor. Böyle bir etkisi olduğunu görüyoruz. İkincisi de; bu belki büyükler için de öyledir, daha önce Zeynep’in etrafında iki kişiydik. Anne ve baba. Şimdi ise bunların yanına dede, büyükanne, hala, teyze, kuzen kavramları da geldi. Bu, çocuğa ciddi bir güven duygusu veriyor. Onun yanında olan, onunla birlikte dertlenecek, eğlenecek, konuşacak ve ona çok yakın 10 tane yetişkin var. Bu his ona güven duygusu veriyor. Bu güven, daha sağlam bir duruş ortaya çıkarıyor ve çocuk gelişiminde de bu güvenin sağlanmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

    Konuyu “çekirdek aile” “geniş aile” kavramlarından aile büyüklerinin torunlarıyla olan ilişkilerine getirmek istiyorum. Dede veya büyükannelerinin torunlarıyla ilgilenmesinde sizin açınızdan olumlu veya olumsuz yönleri oluyor mu?

    Murat Bey: Ben çok açıklıkla olumsuz bir şey yaşamadığımızı söyleyebilirim.

    Aslında genellikle olumsuz durumlar olur. Sizi bu kadar net konuşmaya iten sebep ne olabilir?

    Murat Bey: Bizde eğitim sürecinde patronun kim olduğu bellidir. Nasıl yaklaşımların olduğu bellidir. Biz aynı kaynaklardan besleniyoruz. Dedemiz çocuk eğitimiyle ilgili bir kitap gördüğünde getiriyor. Onu biz okuduktan sonra halasına da veriyoruz. Böyle bir okuma birlikteliği oluşturarak aynı kaynaklardan çocuk terbiyesini öğreniyoruz. Ortak bir dil oluşturduk, herkes aynı dili konuşuyor.

    Aslında bu önemli bir nokta. Eğer büyüklerle aynı kaynaktan beslenirseniz, bu konuda bir sorun çıkmıyor.

    Murat Bey: Evet, üslup üzerinde anlaştıktan, birliktelik sağladıktan sonra diğerleri de şekilleniyor. Yoksa bir çatışma yaşanır. Ama aslında doğru da çok değişken değil. Çocuk yetiştirmede bazı kurallar var ve herkes kendini buna biraz adapte ediyor. Gerektiğinde de birbirimizi uyarabiliyoruz. Mesela; ben bir şeyi atladığımda, dedesi “Bunu şurada okumuştuk, bunu keşke şöyle mi yapsaydık” diyebiliyor. Bunu tabi doğal bir ortamda söylüyor. Geniş ailede modern eğilimlerle öncekiler arasında bir denge kurulması gerekir.

    Beyza Hanım, kendi açınızdan baktığınızda babanızın veya annenizin yapmış olduğu, “Ne kadar güzel oldu, bu benim açımdan çok faydalı oldu” dediğiniz hareketleri neler oluyor?

    Beyza Hanım: Zeynep daha okuma-yazma bilmiyor ama onun kitap sevgisi dedesinin sayesinde oluştu. Zeynep bazen, “Dedemin iş yerine gidelim, ben oradan kitap alacağım” diyor. Bazen aylarca bunun özlemini çekiyor. Dedesi elinde kitapla gelince de çok mutlu oluyor. Doğum günlerinde dedesi Zeynep’e kitap alıyor, o bunu biliyor ve her seferinde çok seviniyor. “A yine mi kitap?” demiyor. Her seferinde çok seviniyor. Gece yatmadan önce “Dedemin aldığı kitaplardan bana okur musunuz?” diyor. O kitapları okuyoruz. Zeynep, kitap sevgisini dedesinden almıştır.

    Murat Bey: Biliyoruz ki biz bir ailenin içerisindeyiz ve bu ailenin içerisinde çocuğumuza da sahip çıkılıyor, ilgileniliyor. Mesela yorgun geliyorum, Zeynep’le belirli bir zaman geçirebiliyorum. Sonra dedesi geliyor ve onunla bir zaman geçiriyor. Böylece Zeynep’in akşamı da yoğun bir programla geçmiş oluyor. Öteki türlü ben yarım saatten sonra artık ilgilenemiyorum. O zaman çocukta bir huysuzluk ve hırçınlık sorunu oluşuyor. Ama böyle bir programla o sorun azalıyor.

    Son olarak şunu sormak isterim: Siz hem geniş aile olarak hem de çekirdek aile olarak yaşadınız. Türkiye’de genelde bir çekirdek aile yapısı var. İnsanımız geniş aile yapısından çekirdek aile yapısına geçmekle en çok neyi kaybetti sizce?

    Beyza Hanım: Anne-baba bunu çok hissetmiyor belki ama çocuklarını kimsesizleştirdiler. Çocuklar gün içerisinde dört duvar arasında kalıyorlar, ya okula gidiyor ya da evde bir bakıcı oluyor. Biz büyüklerimizle büyüdük. Anneannemiz, dedemiz gelsin ve kalsın çok isterdik. Yılın yarısını onlarla geçirirdik. Ama şimdi maalesef çocuklar akrabalarından uzakta olunca kimsesiz gibi oluyorlar.

    Haluk İmamoğlu: “Dedeler dede olduklarını bilmeli”

    İstanbul gibi bir ortamda iki torununuzla her gün görüşüyorsunuz. Diğer iki torununuzla da iki-üç günde bir mutlaka görüşüyorsunuz. Torunlarınızla sürekli bir iletişim içerisindesiniz. Torunlarınızla görüşürken bir dede olarak dikkat ettiğiniz noktalar var mı? Yoksa sadece sevmek için mi seviyorsunuz?

    Torunları sevmek için sevmek dikkat ettiğimiz noktalardan birisi olması lazım. Ancak o sevgiye gerçek anlamını yüklemek gerekir. Bu sevme kavramının içinde şefkat var, güzel yaklaşım var, karşıdaki kişiye kişiliğini, şahsiyetini, farkındalığını anlatma hadiseleri var. O sevgi dediğimiz kümenin içerisine bunların hepsi bir anlamda giriyor. Dolayısıyla sadece sevmek için mi seviyorsunuz? Eğer gerçekten sevmek için sevmenin anlamı verilirse birçok unsur beraberinde geliyor.

    Sorunun cevabını özetleyecek olursak, birinci olarak torunlarımı sevmek için seviyorum, ama sevme kavramının içerisine çok şeyler doldurarak seviyorum. Zaten onlar yoksa da o sevme olmaz. Bunlar muhataba kişiliğini kazandırma, güven duygusunu geliştirmedir. Ancak güven duygusunu geliştirirken özgüven tabirinde de dengeli olmak lazım. Aslında büyüklerine, annesine, babasına, dedesine istinat etmeyi değil de, Cenab-ı Allah’a dayanmaya, onun yaş algısına göre bunları oluşturmaya çalışıyorum. Yaptığım işler bunlar oldu. Bunda da Cenab-ı Hak hamdolsun lütfetti, olumlu unsurlarla karşılaştık.

    Torunlarınızla olan ilişkilerinize onların anne-babaları açısından baktığınızda dikkat ettiğiniz noktalar var mı? Mesela, anne-babayı gözetiyor musunuz?

    Evet, evlatlarım yani kızlarım ve damatlarımın her birisi çocuk yetiştirme konusunda eğitimli ve uzman kişiler. Dolayısıyla bir dede olarak, onların yuvalarında kurduğu disiplin dengesine müdahale etmemeye çalışırım. Yani o denge ne ise, o dengenin içinde rol almaya çalışırım. Mesela; bir anne-baba çocuğuna bir kural öğretiyor da, çocuk ona karşı herhangi bir duruş sergilemişse o olayın müdahili olarak “Hayır, böyle yapmayın, bu yanlıştır doğrusu budur” gibi bir müdahalenin içerisine girmem. Girmeyi de yanlış bulurum. Çünkü burada çocuğun yetiştirilmesinde birinci derecede sorumlu olan anne ve babadır.

    Gelelim şuna; anne-baba çocuğun bazı isteklerini yapmıyor da, dede “Ben yapayım” diyor, ona da girmem. Oradaki sınırlarımı biraz annenin ve babanın çocukları ile ilgili çizdiği sınırlar belirler. “Ben dedeyim, sizin çizdiğiniz sınırlar yanlış, doğrusu budur” şeklinde bir imtiyazı da oluşturmuyorum. Biz seviyoruz, daha sonra kendi evimize gidiyoruz, sonunda onlar çocukları ile baş başa kalıyorlar. Bu düzenin sarsılmaması lazım. Bu hassasiyeti korumaya çalışıyorum.

    Haluk Bey, problem yaşamıyorsanız, bu problem yaşamamanızın nedeni oradaki dengeyi gözettiğiniz için midir?

    Bu dediğiniz doğru. Anneannelerin, babaannelerin, dedelerin, büyüklerin, ailenin diğer büyüklerinin; annenin-babanın kurduğu dengeyi sarsmamaları lazım. İlla o dengede bir rahatsızlık hissediyorlarsa, bunu çocuklara imtiyazlı davranarak değil de, mümkünse anneyi babayı uyararak düzeltmeleri gerekir. Aksi takdirde o evde kaos çıkar ve o kaosla da daha sonrasında kimse başa çıkamaz. Sınırsız bir şekilde anne ve babanın otoritesini yok edecek bir şekilde bir torun sevgisi, sevgi değil, tahrip bombası gibi bir şeydir. Böyle bir şey olmamalı.

    Dört torun sahibi, kıdemli ve tecrübeli bir dede olarak diğer dedelere tavsiyeleriniz nelerdir?

    Benden kıdemli yani torunu daha fazla olan dedeler de vardır. Dedelik tarihi daha ileri olanlar da vardır. Bu yönden sadece şunu söylemek isterim: Büyükbaba-büyükanne olmak, dede olmak biraz hayatın koşuşturmacasının içinden tempoyu yavaşlatmaya doğru düşürme anlamına gelir. Çocuklarımızın telaşları, geç gelmeleri, geç gitmeleri, gençliklerinin getirdiği iletişim biçimleri vesaire vardır. Buralarda büyükanne ve büyükbabalar dengeleyici rol oynamalılardır.

    Bunu şöyle bir misalle daha iyi açmaya çalışayım: Baba evde otoritenin temsilcisidir, anne de şefkatin temsilcisidir. Büyükbaba otoritenin temsilcisidir ama babalık zamanındaki gibi değildir, onda şefkat unsuru artmıştır. Yani baba iken otorite yüzde 80, şefkat yüzde 20 iken, büyükbaba olunca otorite yüzde 50, şefkat yüzde 50 olmuştur. O oran oralara inmiştir. Her ikisi de bir şahısta derc edilmiş haldedir ve ona göre davranması lazım.

    Doğal yapı içinde bu böyledir. Önemli olan bu değişimin farkında olup davranışlarını “Artık ben böyle bir değişimin içindeyim” diye ona göre ayarlayabilmektir. Gençlik döneminizdeki otoritenizi dedelik döneminde yürütemezsiniz, yaparsanız yanlış olur. Orada şefkat oranı daha artmış bir dedelik vardır. Bunun için de ben bir hastalık, bir marazi yapı çıkmasın diye anne-baba ve çocuktan oluşan çekirdek ailelerin sık sık büyükanne ve büyükbabalarla beraber olmaları gerektiğini düşünüyorum. Büyükanne ve büyükbabaların çocuklara şefkatli yaklaşımı onların istidatlarının, kabiliyetlerinin, hatta dinî eğitimde almaları gereken bir takım bilgilerin daha fıtri bir ortamda almalarına yol açar.

    Sonuç olarak dedeler dede olduğunun bilincinde olmalı ve bunu adeta bir sanat inceliğinde icra etmelidirler.


    Yazar :
    Kerem Altındağ





+ Yorum Gönder