Konusunu Oylayın.: Tokalaşmak ve el öpmek caiz mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Tokalaşmak ve el öpmek caiz mi?
  1. 23.Mayıs.2013, 01:01
    1
    Misafir

    Tokalaşmak ve el öpmek caiz mi?






    Tokalaşmak ve el öpmek caiz mi? Mumsema El öpmek ve El Sıkışmak Caiz mi?


  2. 23.Mayıs.2013, 01:01
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 30.Mayıs.2013, 01:54
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Tokalaşmak ve el öpmek caiz mi?




    El öpmek ve El Sıkışmak / Tokalaşmak

    Erkeğin şehevi duyguları kadına göre daha geç
    dönemde kesildiği için, yaşlı da olsa onların ellerini öpmek caiz değildir.

    Kadın şehevânî histen
    kesilmiş yaşta ihtiyar olursa, onunla musafaha yapmada, elini öpmede bir mahzur
    yoktur. Çünkü, arada hissî bir mahzur kalmamış bulunmaktadır. Ancak erkek kaç
    yaşında olursa olsun, isterse seksen-doksan yaşında bulunsun, haramlık devam
    etmektedir.

    Bir erkeğin kendisine nikâhı düşebilen yabancı bir
    kadınla; bir kadının da baba, kardeş, dayı ve amcaları gibi mahremleri sayılan
    erkeklerin dışında diğer erkeklerle tokalaşması caiz görülmemektedir.

    Bu hususta Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) nasıl
    hareket ettiği bizim şaşmaz bir ölçü durumundadır. Efendimiz, kendisine bîat
    için gelen Sahabî hanımlara şöyle buyurmuşlardır: “Ben kadınlarla tokalaşmam.
    Benim yüz kadına söylediğim söz bir kadına söylediğim söz gibidir.”1

    Hz. Âişe Validemiz (r.a.) ise Resulullahta (a.s.m.)
    gördüğünü şöyle nakletmektedir: “Resulullahın (a.s.m.) mübarek eli hiçbir
    yabancı kadının eline kesinlikle değmedi.”2

    Hadislerdeki ölçü bu şekilde belirtilmektedir.
    Bundan dolayı gerek iş hayatında, gerekse ailevî münasebetlerde ve bazı
    merasimlerde erkeğin kendisine yabancı bir kadınla veya bir kadının yabancı bir
    erkekle tokalaşması hususunda bir ruhsat bulunmamaktadır.

    Ayrıca bu bir zaruret de değildir. Yani, “Bu zaruri
    bir haldir” diye insan gönül rahatlığı içinde bu yasağı işleme yolunu
    zorlayamaz. “Zaruret”, ancak insanın “muztar” halde kaldığı, haram olan o şeyi
    yapmadığı zaman canına, malına ve namusuna bir zarar gelebilecekse ve bu durum
    da kuvvetli bir ihtimalle tahmin ediliyorsa, ancak o zaman yapılır. Yoksa her
    akla gelen sıkıntılı bir hal, her karşılaşılan âcil ve ânî bir durumda “Bu
    zarurettir” diyerek haram olan bir şeyi yapmak ve tatbik etmek gerekir ki, bu,
    suiistimali netice verir. O zaman her önüne gelen kendi ölçülerine göre bir
    “zaruret” bahanesi ileri sürer, böylece bütün mahzurlu şeyler mübahlaşıverir.
    Halbuki mesele böyle değildir. Zaruret ancak meşru çerçeve içinde kalmanın
    imkânsız olduğu hallerde sözkonusu olabilir. Bir Müslüman, sosyal
    münasebetlerine zarar vermeden meşru daire içinde kalabilir, yaşayabilir.

    Öyle ise, “zaruret mecburiyet” prensibini hatıra
    getirerek erkeklerin nâmahrem olan kadınlarla, kadınların da yabancı erkeklerle
    tokalaşmasının bugün artık zaruret gerekçesiyle tatbik edilmesinin haklı bir
    dayanağını bulmak pek o kadar kolay değildir. Çünkü, böyle bir zaruret yoktur.
    İnsan yapmadığı zaman ne canına, ne malına, ne de namusuna bir eksiklik ve zarar
    gelmez.

    Çevrenin garip karşılayacağı ihtimalinin, kişinin
    yabancı kadınla tokalaşmadığı an medenî münasebetlerde bir eksiklik olacağı
    telâkkilerinin, dikkatleri üzerine çekerek “gerici, yobaz” olarak karşılanmanın
    haklı sebeplerini bulmak mümkün olmasa gerektir.

    Bunlarla birlikte Batıdan gelen bu yanlış âdet ve
    “görgü kuralı” yaygın bir şekilde yerleşmiş durumda. Bunun için nasıl hareket
    etmeli? Hem inancımıza bir halel getirmeyip mesuliyetli bir duruma düşmeden; hem
    de bunun dinen bir mahzur teşkil ettiğini tam olarak bilmeyen muhatabımızı
    kırmadan, incitmeden nasıl davranmalıyız?

    Bir kere siz bu hali bir haram olarak biliyor ve
    inanıyorsanız, ki öyledir; o zaman bu mahzurlu duruma düşmemek için bir gayret
    sarf edecek, onu işlemeye meydan vermeyecek, yerine göre hareket etmeye
    çalışacaksınız.

    Başka bir husus; bir fırsatını bularak muhataba bu
    durumun dinen haram olduğunu söylersiniz. Zaten onun sizi anlayışla karşılaması,
    fikir ve inancınıza saygılı olması medenî olmanın bir gereğidir. Siz bu hususta
    tavrınızı belli ederseniz, ileriki karşılaşmalarda meselenin hallolduğunu veya
    belli bir mecraya girmiş olduğunu göreceksiniz. Bununla beraber, şayet kişi
    kendisini mecbur hissediyorsa, tokalaşmayı bir günah olarak bilir de yaparsa,
    mesuliyetini peşin olarak kabul etmiş olduğundan yine haram işlemiş sayılır.
    Fakat “Bunda bir mahzur yoktur” diye düşünürse, haramı helâl olarak görmüş
    olacağından ağır bir vebal altına girmiş demektir.

    Bu arada şunu da hatırlatalım: Kadın şehevânî
    histen kesilmiş yaşta ihtiyar olursa, onunla musafaha yapmada, elini öpmede bir
    mahzur yoktur. Çünkü, arada hissî bir mahzur kalmamış bulunmaktadır. Ancak erkek
    kaç yaşında olursa olsun, isterse seksen-doksan yaşında bulunsun, haramlık devam
    etmektedir.

    Dipnot:
    1. Neseî,
    Bîy’a: 18; İbni Mâce, Cihad: 43.
    2. Buharî, Ahkâm,
    49; İbni Mâce, Cihad: 43.

    Mehmed Paksu


  4. 30.Mayıs.2013, 01:54
    2
    Moderatör



    El öpmek ve El Sıkışmak / Tokalaşmak

    Erkeğin şehevi duyguları kadına göre daha geç
    dönemde kesildiği için, yaşlı da olsa onların ellerini öpmek caiz değildir.

    Kadın şehevânî histen
    kesilmiş yaşta ihtiyar olursa, onunla musafaha yapmada, elini öpmede bir mahzur
    yoktur. Çünkü, arada hissî bir mahzur kalmamış bulunmaktadır. Ancak erkek kaç
    yaşında olursa olsun, isterse seksen-doksan yaşında bulunsun, haramlık devam
    etmektedir.

    Bir erkeğin kendisine nikâhı düşebilen yabancı bir
    kadınla; bir kadının da baba, kardeş, dayı ve amcaları gibi mahremleri sayılan
    erkeklerin dışında diğer erkeklerle tokalaşması caiz görülmemektedir.

    Bu hususta Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) nasıl
    hareket ettiği bizim şaşmaz bir ölçü durumundadır. Efendimiz, kendisine bîat
    için gelen Sahabî hanımlara şöyle buyurmuşlardır: “Ben kadınlarla tokalaşmam.
    Benim yüz kadına söylediğim söz bir kadına söylediğim söz gibidir.”1

    Hz. Âişe Validemiz (r.a.) ise Resulullahta (a.s.m.)
    gördüğünü şöyle nakletmektedir: “Resulullahın (a.s.m.) mübarek eli hiçbir
    yabancı kadının eline kesinlikle değmedi.”2

    Hadislerdeki ölçü bu şekilde belirtilmektedir.
    Bundan dolayı gerek iş hayatında, gerekse ailevî münasebetlerde ve bazı
    merasimlerde erkeğin kendisine yabancı bir kadınla veya bir kadının yabancı bir
    erkekle tokalaşması hususunda bir ruhsat bulunmamaktadır.

    Ayrıca bu bir zaruret de değildir. Yani, “Bu zaruri
    bir haldir” diye insan gönül rahatlığı içinde bu yasağı işleme yolunu
    zorlayamaz. “Zaruret”, ancak insanın “muztar” halde kaldığı, haram olan o şeyi
    yapmadığı zaman canına, malına ve namusuna bir zarar gelebilecekse ve bu durum
    da kuvvetli bir ihtimalle tahmin ediliyorsa, ancak o zaman yapılır. Yoksa her
    akla gelen sıkıntılı bir hal, her karşılaşılan âcil ve ânî bir durumda “Bu
    zarurettir” diyerek haram olan bir şeyi yapmak ve tatbik etmek gerekir ki, bu,
    suiistimali netice verir. O zaman her önüne gelen kendi ölçülerine göre bir
    “zaruret” bahanesi ileri sürer, böylece bütün mahzurlu şeyler mübahlaşıverir.
    Halbuki mesele böyle değildir. Zaruret ancak meşru çerçeve içinde kalmanın
    imkânsız olduğu hallerde sözkonusu olabilir. Bir Müslüman, sosyal
    münasebetlerine zarar vermeden meşru daire içinde kalabilir, yaşayabilir.

    Öyle ise, “zaruret mecburiyet” prensibini hatıra
    getirerek erkeklerin nâmahrem olan kadınlarla, kadınların da yabancı erkeklerle
    tokalaşmasının bugün artık zaruret gerekçesiyle tatbik edilmesinin haklı bir
    dayanağını bulmak pek o kadar kolay değildir. Çünkü, böyle bir zaruret yoktur.
    İnsan yapmadığı zaman ne canına, ne malına, ne de namusuna bir eksiklik ve zarar
    gelmez.

    Çevrenin garip karşılayacağı ihtimalinin, kişinin
    yabancı kadınla tokalaşmadığı an medenî münasebetlerde bir eksiklik olacağı
    telâkkilerinin, dikkatleri üzerine çekerek “gerici, yobaz” olarak karşılanmanın
    haklı sebeplerini bulmak mümkün olmasa gerektir.

    Bunlarla birlikte Batıdan gelen bu yanlış âdet ve
    “görgü kuralı” yaygın bir şekilde yerleşmiş durumda. Bunun için nasıl hareket
    etmeli? Hem inancımıza bir halel getirmeyip mesuliyetli bir duruma düşmeden; hem
    de bunun dinen bir mahzur teşkil ettiğini tam olarak bilmeyen muhatabımızı
    kırmadan, incitmeden nasıl davranmalıyız?

    Bir kere siz bu hali bir haram olarak biliyor ve
    inanıyorsanız, ki öyledir; o zaman bu mahzurlu duruma düşmemek için bir gayret
    sarf edecek, onu işlemeye meydan vermeyecek, yerine göre hareket etmeye
    çalışacaksınız.

    Başka bir husus; bir fırsatını bularak muhataba bu
    durumun dinen haram olduğunu söylersiniz. Zaten onun sizi anlayışla karşılaması,
    fikir ve inancınıza saygılı olması medenî olmanın bir gereğidir. Siz bu hususta
    tavrınızı belli ederseniz, ileriki karşılaşmalarda meselenin hallolduğunu veya
    belli bir mecraya girmiş olduğunu göreceksiniz. Bununla beraber, şayet kişi
    kendisini mecbur hissediyorsa, tokalaşmayı bir günah olarak bilir de yaparsa,
    mesuliyetini peşin olarak kabul etmiş olduğundan yine haram işlemiş sayılır.
    Fakat “Bunda bir mahzur yoktur” diye düşünürse, haramı helâl olarak görmüş
    olacağından ağır bir vebal altına girmiş demektir.

    Bu arada şunu da hatırlatalım: Kadın şehevânî
    histen kesilmiş yaşta ihtiyar olursa, onunla musafaha yapmada, elini öpmede bir
    mahzur yoktur. Çünkü, arada hissî bir mahzur kalmamış bulunmaktadır. Ancak erkek
    kaç yaşında olursa olsun, isterse seksen-doksan yaşında bulunsun, haramlık devam
    etmektedir.

    Dipnot:
    1. Neseî,
    Bîy’a: 18; İbni Mâce, Cihad: 43.
    2. Buharî, Ahkâm,
    49; İbni Mâce, Cihad: 43.

    Mehmed Paksu





+ Yorum Gönder