Konusunu Oylayın.: Hz Hatice ile Peygamberimizin nikahını kim kıymıştır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 9 kişi
Hz Hatice ile Peygamberimizin nikahını kim kıymıştır?
  1. 19.Mayıs.2013, 20:00
    1
    Misafir

    Hz Hatice ile Peygamberimizin nikahını kim kıymıştır?






    Hz Hatice ile Peygamberimizin nikahını kim kıymıştır? Mumsema Hz hatice ile peygamberimizin nikahını kim kıymıştır bana bir açıklama yapar mısınız ?


  2. 19.Mayıs.2013, 20:00
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 20.Mayıs.2013, 12:46
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Hz Hatice ile Peygamberimizin nikahını kim kıymıştır?




    Nikâh meclisi Hz. Hatice’nin evinde kuruldu. Ebû Tâlib ve Varaka bin Nevfel tarafından takdim konuşmaları yapıldı. Nikâhı Varaka bin Nevfel kıydı.

    EVLENMESİ
    Muhammed aleyhisselâm yirmibeş yaşında iken ilk olarak Hz. Hatice ile evlendi. Hz. Hatice, Kureyş kabilesinin Esedoğulları kolundan kırk yaşında ve dul idi. Fakat, malı, cemâli, aklı, ilmi, şerefi, nesebi, iffet ve edebi pek fazla bir hatun idi. Yüksek ahlâkı ve üstün vasıfları sebebiyle Kureyş arasında Tâhire (çok temiz), İslâmiyet geldikten sonra da “Hadîcet-ül-Kübra” ismiyle meşhûr olmuştu.

    Hz. Hatice mallarını Şam tarafına götürüp Busra’da satan Muhammed aleyhisselâmın adaletini, üstün ahlâkını ve hakkında duyduğu, şahit olduğu hadîseler sebebiyle onu son derece takdir etmişti. Bu hadîseden kısa bir süre sonra, yakınlarının araya girmesiyle evlenmeleri kararlaştırıldı. Peygamber efendimizin (s.a.v.) bu sırada evlenecek kadar parası ve malı yoktu. O zaman da samimi bir arkadaşı olan Hz. Ebû Bekir’e gidip borç istemeyi düşündü. Bu maksadla Hz. Ebû Bekir’in dükkânına gitti. Hz. Ebû Bekir dükkânının önünde oturuyordu.

    Peygamberimizi (s.a.v.) uzaktan görünce bu gelen benim samimi dostum ve çok sevdiğim arkadaşımdır, dedi. Şimdi benden ne taleb ederse bol bol vereyim diye karar verdi. Peygamberimiz (s.a.v.) yanına yaklaşınca üzüntülü görüp, sebebini sordu. Durumu anlayınca kasasını açıp, buyur istediğin kadar al dedi. Peygamber efendimiz (s.a.v.) lâzım olduğu kadar alıp nikâh için gerekli hazırlığı yaptı. Nikâh meclisi Hz. Hatice’nin evinde kuruldu. Ebû Tâlib ve Varaka bin Nevfel tarafından takdim konuşmaları yapıldı. Nikâhı Varaka bin Nevfel kıydı.

    Kureyş kabilesinin ileri gelenleri de nikâh şahidi olarak bulundular. Zamanının emsalsiz bir kadını olan Hz. Hatice, evlilik hayatı boyunca Muhammed aleyhisselâma daima hizmet edip yardımcısı oldu. Muhammed aleyhisselâmın bu evliliği Hz. Hatice’nin vefâtına kadar yirmibeş sene sürdü. Bunun onbeş senesi bi’setten önce on senesi bi’setten sonra idi. Muhammed aleyhisselâm, ilk zevcesi Hz. Hatice hayatta iken başkası ile hiç evlenmemişti. Muhammed aleyhisselâmın Hz. Hatice’den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere altı çocuğu oldu.

    Bunlar; Kâsım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah (Tayyib) dır. Peygamberliği sırasında evlendiği Hz. Mâriye’den de İbrâhim adlı oğlu olmuştu. Diğer zevcelerinden çocuğu olmadı. Zeynep, kızlarının en büyüğü idi. En küçük kızı Fâtıma babasının en sevgilisiydi. Hz. Fâtıma Peygamberimiz (s.a.v.) kırk yaşında iken doğdu. Erkek evlâtları küçük yaşta vefât ettikleri gibi, Hz. Fâtıma’dan başka bütün kızları da O’ndan önce vefât ettiler. Hz. Fâtıma da Muhammed aleyhisselâmdan altı ay sonra vefât etti. Hz. Ali ile evlenmişti. Muhammed aleyhisselâmın soyu Hz. Fâtıma evlâdı, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile devam etti.


    Resûlullah (s.a.v.) ikinci defa olarak, ellibeş yaşında iken, Ebû Bekir’in (r.a.) kızı; Âişe (r.anha) ile nikâhlanıp, üç sene sonra da Medine’de evlendi. Bunu Haticet-ül-Kübra’nın vefâtından bir yıl sonra, Allahü teâlânın emri ile nikâh eylemişti, ölünceye kadar, sekiz sene onunla yaşadı.

    Diğerlerini, hep Hz. Âişe’den sonra, dinî, siyasî sebeplerle veya merhamet ve ihsan ederek nikâh etti. Bunların hepsi dul olup, çoğu yaşlı idi. Meselâ, Mekke’deki kâfirlerin, müslümanlara eziyet ve zararları dayanılamayacak bir dereceye geldikte, Eshâb-ı kirâmın bir kısmı Habeşistan’a hicret etmişti. Habeş padişahı Necâşî Hıristiyan idi. Müslümanlara çeşitli şeyler sorup, aldığı olgun cevaplara hayran kalarak imâna geldi. Müslümanlara çok iyilik yaptı. İmânı zayıf olan Ubeydullah bin Cahş, fakirlikten kurtulmak için, papazlara aldanıp mürted olmuş, dinini dünyâya değişmişti.

    Resûlullahın (s.a.v.) halasının oğlu olan bu mel’ûn, karısı Ümm-i Habîbeyi de (r.anha) dinden çıkıp zengin olmağa cebr ve teşvik etti ise de, kadın, fakirliğe ve ölüme râzı olacağını fakat Muhammed aleyhisselâmın dininden çıkmayacağını söyleyince, bunu boşadı. Sürünerek, sefaletten ölmesini bekliyordu. Fakat, az zamanda kendi öldü. Ümm-i Habîbe, Mekke’deki Kureyşin o zamanki baş kumandanı Ebû Süfyân’ın kızı idi. Resûlullah (s.a.v.) o zamanlarda, kureyş orduları ile, çok çetin muharebelerle uğraşıyordu ve Ebû Süfyân, İslâmiyeti yok etmek için son gayreti ile çarpışıyordu. Resûlullah (s.a.v.), Ümmî Habîbe’nin dininin kuvvetini ve başına gelen çok acı hali işitti. Necâşîye mektûb yazıp, (oradaki Ümm-i Habîbe ile evleneceğim. Nikâhımı yap! Sonra kendisini buraya gönder!) şeklinde talepte bulundu.

    Necâşî daha önce müslüman olmuştu. Mektuba çok hürmet edip, oradaki müslümanları sarayına davet ederek, ziyafet verdi. Hicretin yedinci yılında nikâh yapılıp, hediyye ve ihsanlarda bulundu. Bu suretle, Ümm-i Habîbe, imânının mükâfatına kavuşarak, orada zengin ve rahat oldu. Onun sayesinde, oradaki müslümanlar da rahat etti. Cennetde, kadınlar kocalarının yanında bulunacakları için, Cennetin en yüksek derecesi ile müjdelenmiş oldu ki, dünyânın bütün zevk ve nimetleri, bu müjde yanında pek küçük kalır. Bu nikâh, Ebû Süfyân’ın ilerde müslüman olmakla şereflenmesini hazırlayan sebeplerden birisi oldu. Görülüyor ki, bu nikâh, kâfirlerin iftiralarının ne kadar yanlış ve çürük olduğunu bildirdiği gibi, Resûlullahın (s.a.v.) aklının, zekâsının, dehasının, ihsanının ve merhametinin derecesini de göstermektedir.


    İkinci misâl olarak; Hz. Ömer’in (r.a.) kızı Hafsa (r.anha) dul kalmıştı. Hicretin üçüncü yılında, Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir’e ve Hz. Osman’a kızımı alır mısın dedikde, düşüneyim, demişlerdi. Bir gün, Resûlullah (s.a.v.), her üçü ve başkaları yanında iken, (Yâ Ömer! Seni üzüntülü görüyorum, sebebi nedir?) diye sordu. Bir şişedeki mürekkebin rengi kolay görüldüğü gibi, Resûlullah (s.a.v.) de, herkesin düşüncesini, bir bakışta anlardı. Lüzum görürse sorardı. Ona, hatta herkese doğru söylememiz farz olduğundan, Hz. Ömer de, (Yâ Resûlallah (s.a.v.) kızımı Ebû Bekir’e ve Osman’a (r.a.) teklif ettim, almadılar) gibi cevap verdi. Resûlullah (s.a.v.) en çok sevdiği üç Eshâbının üzülmesini hiç istemediğinden, onları sevindirmek için, hemen buyurdu ki, (Yâ Ömer! Kızını, Ebû Bekir’den ve Osman’dan (r.a.) daha iyi birisine versem ister misin?). Hz. Ömer şaşırdı. Çünkü, Hz. Ebû Bekir’den ve Hz. Osman’dan daha iyi kimse olmadığını biliyordu.

    (Evet, yâ Resûlallah!) dedi. (Yâ Ömer, kızını bana ver!) buyurdu. Bu suretle, Hafsa (r.anha), Hz. Ebû Bekir’in ve Hz. Osman’ın ve bütün mü’minlerin anneleri oldu ve bunlar, ona hizmetçi oldu ve Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer ve Hz. Osman birbirlerine daha yakın ve daha sevgili oldular.

    Üçüncü bir misal, hicretin beş veya altıncı senesinde, Beni Mustalak kabilesinden alınan yüzlerce esir arasında, Cüveyriyye (r.anha), kabilenin reisi Hârisin kızı idi. Bunu satın alıp âzâd ederek, kendilerine nikâh edince, Eshâb-ı kirâmın (aleyhimürrıdvân) hepsi, biz, Resûlullah (s.a.v.) ailesinin, annemizin akrabasını cariye olarak, hizmetçi olarak kullanmaktan haya ederiz dedi. Hepsi, esirlerini âzâd etti. Bu nikâh, yüzlerce esirin âzâd olmasına sebep oldu. Cüveyriyye (r.anha) bu hali her zaman söyleyerek öğünürdü. Âişe (r.anha) ve Cüveyriyye’den daha hayırlı, daha bereketli bir kadın görmedim, derdi.

    Resûlullah (s.a.v.)’ın çok evlenmesinin mühim bir sebebi de, şerî’ati (İslâm dinini) bildirmek içindi. Hicab âyeti gelmeden, yani kadınların örtünmeleri emir olunmadan önce, kadınlar da Resûlullaha gelip, bilmediklerini sorar, öğrenirlerdi. Resûlullah (s.a.v.) birinin evine gitse, kadınlar da gelir, oturur, dinler, istifade ederlerdi. Hicâb âyeti gelip, kadınların yabancı erkeklerle oturmaları, konuşmaları yasak edilince, yabancı kadınları kabul etmedi.

    Onların, bilmediklerini, mübârek zevcesi Hz. Aişe’den sorup öğrenmelerini emir eyledi. Gelip soranların çokluğundan, Hz. Âişe, hepsine cevap yetiştirmeğe vakit bulamıyordu. Bu mühim hizmeti kolaylaştırmak ve Hz. Âişe’nin yükünü hafifletmek için lâzım olduğu kadar hanımı nikâh etti. Kadınlara ait yüzlerce nazik bilgileri, müslüman kadınlarına, mübârek zevceleri yolu ile bildirdi. Zevceleri bir olsaydı, bütün kadınların ondan sorması güç ve hatta imkânsız olurdu. Allahü teâlânın dinini tam olarak bildirmek için, çok evlenmek yükünü de omuzlarına aldı.


    Muhammed aleyhisselâm Hz. Hatice ile evlendikten sonra da Mekke’de ticâretle meşgul oldu. Ticâreti, Saib bin Abdullah ile ortaklık şeklinde yürütürdü. Kazançlarıyla misafirleri ağırlarlar, yetimlere ve fakirlere yardım ederlerdi. Muhammed aleyhisselâm yine bu sıralarda Hz. Hatice’nin kölesi Zeydi himayesine alıp, onu kölelikten âzâd etti. O zaman küçük yaşta bulunan Hz. Ali’yi de yanına alıp evladı gibi yetiştirmiştir.
    Otuzbeş yaşında bulunduğu sırada Kâ’be hakemliği yaptı.

    O zaman yağmur ve seller sebebiyle Kâ’be’nin duvarları iyice yıpranmış, bir yangın sebebiyle de tahribata uğramıştı. Bu durum üzerine Kureyş kabilesi Kâ’beyi İbrâhim (a.s.)’ın yaptığı temele kadar yıkıp yeniden yapmaya başlamıştı. Her kabileye bir bölümünü vererek duvarları yükselttiler. Bu işin büyük bir şeref olduğunu bilen kabileler Hacer-ül-esved taşını yerine koyma hususunda anlaşamadılar. Her kabile böyle bir şerefe sahip olmak istediğinden aralarında gittikçe artan büyük bir anlaşmazlık çıktı.

    Dört beş gün süren bu anlaşmazlık sebebiyle nerdeyse kan dökülecekti. Bu sırada Abdulmuttalibin dayısı ve yaşlı bir zat olan Huzeyfe’nin (Ey Kureyş topluluğu! Anlaşamadığınız iş hakkında hüküm vermek üzere, şu kapıdan ilk girecek zatı aranızda hakem yapın) diyerek Kâ’beye açılan Benî Şeybe kapısına işaret etti. Orada bulunanlar bu teklifi kabul ettiler ve Benî Şeybe kapısına bakarak ilk girecek ve işin en nazik anında bu işi halledecek kimseyi beklemeye başladılar.

    Nihayet kapıdan, doğruluğunu, üstün ahlâkını son derece takdir ettikleri ve El-Emin (güvenilir) dedikleri Muhammed aleyhisselâmın geldiğini gördüler. (İşte El-Emin onun hükmüne razıyız) dediler. Durum Muhammed aleyhisselâma anlatılınca bir örtü istedi. Hacer-ül-esved’i bir örtü üzerine koyup (Her kabileden bir kişi bir ucundan tutsun) dedi.

    Taşı konulacağı yere kadar kaldırttı. Sonra da kendisi taşı kucaklayıp yerine koydu. Mekke’de çıkmak üzere olan büyük bir harbin böylece önlendiğini gören kabileler, onun bu hareketinden çok memnun oldular. Sonra da yarım kalmış olan duvarları yaparak tamamladılar.



  4. 20.Mayıs.2013, 12:46
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Nikâh meclisi Hz. Hatice’nin evinde kuruldu. Ebû Tâlib ve Varaka bin Nevfel tarafından takdim konuşmaları yapıldı. Nikâhı Varaka bin Nevfel kıydı.

    EVLENMESİ
    Muhammed aleyhisselâm yirmibeş yaşında iken ilk olarak Hz. Hatice ile evlendi. Hz. Hatice, Kureyş kabilesinin Esedoğulları kolundan kırk yaşında ve dul idi. Fakat, malı, cemâli, aklı, ilmi, şerefi, nesebi, iffet ve edebi pek fazla bir hatun idi. Yüksek ahlâkı ve üstün vasıfları sebebiyle Kureyş arasında Tâhire (çok temiz), İslâmiyet geldikten sonra da “Hadîcet-ül-Kübra” ismiyle meşhûr olmuştu.

    Hz. Hatice mallarını Şam tarafına götürüp Busra’da satan Muhammed aleyhisselâmın adaletini, üstün ahlâkını ve hakkında duyduğu, şahit olduğu hadîseler sebebiyle onu son derece takdir etmişti. Bu hadîseden kısa bir süre sonra, yakınlarının araya girmesiyle evlenmeleri kararlaştırıldı. Peygamber efendimizin (s.a.v.) bu sırada evlenecek kadar parası ve malı yoktu. O zaman da samimi bir arkadaşı olan Hz. Ebû Bekir’e gidip borç istemeyi düşündü. Bu maksadla Hz. Ebû Bekir’in dükkânına gitti. Hz. Ebû Bekir dükkânının önünde oturuyordu.

    Peygamberimizi (s.a.v.) uzaktan görünce bu gelen benim samimi dostum ve çok sevdiğim arkadaşımdır, dedi. Şimdi benden ne taleb ederse bol bol vereyim diye karar verdi. Peygamberimiz (s.a.v.) yanına yaklaşınca üzüntülü görüp, sebebini sordu. Durumu anlayınca kasasını açıp, buyur istediğin kadar al dedi. Peygamber efendimiz (s.a.v.) lâzım olduğu kadar alıp nikâh için gerekli hazırlığı yaptı. Nikâh meclisi Hz. Hatice’nin evinde kuruldu. Ebû Tâlib ve Varaka bin Nevfel tarafından takdim konuşmaları yapıldı. Nikâhı Varaka bin Nevfel kıydı.

    Kureyş kabilesinin ileri gelenleri de nikâh şahidi olarak bulundular. Zamanının emsalsiz bir kadını olan Hz. Hatice, evlilik hayatı boyunca Muhammed aleyhisselâma daima hizmet edip yardımcısı oldu. Muhammed aleyhisselâmın bu evliliği Hz. Hatice’nin vefâtına kadar yirmibeş sene sürdü. Bunun onbeş senesi bi’setten önce on senesi bi’setten sonra idi. Muhammed aleyhisselâm, ilk zevcesi Hz. Hatice hayatta iken başkası ile hiç evlenmemişti. Muhammed aleyhisselâmın Hz. Hatice’den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere altı çocuğu oldu.

    Bunlar; Kâsım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah (Tayyib) dır. Peygamberliği sırasında evlendiği Hz. Mâriye’den de İbrâhim adlı oğlu olmuştu. Diğer zevcelerinden çocuğu olmadı. Zeynep, kızlarının en büyüğü idi. En küçük kızı Fâtıma babasının en sevgilisiydi. Hz. Fâtıma Peygamberimiz (s.a.v.) kırk yaşında iken doğdu. Erkek evlâtları küçük yaşta vefât ettikleri gibi, Hz. Fâtıma’dan başka bütün kızları da O’ndan önce vefât ettiler. Hz. Fâtıma da Muhammed aleyhisselâmdan altı ay sonra vefât etti. Hz. Ali ile evlenmişti. Muhammed aleyhisselâmın soyu Hz. Fâtıma evlâdı, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile devam etti.


    Resûlullah (s.a.v.) ikinci defa olarak, ellibeş yaşında iken, Ebû Bekir’in (r.a.) kızı; Âişe (r.anha) ile nikâhlanıp, üç sene sonra da Medine’de evlendi. Bunu Haticet-ül-Kübra’nın vefâtından bir yıl sonra, Allahü teâlânın emri ile nikâh eylemişti, ölünceye kadar, sekiz sene onunla yaşadı.

    Diğerlerini, hep Hz. Âişe’den sonra, dinî, siyasî sebeplerle veya merhamet ve ihsan ederek nikâh etti. Bunların hepsi dul olup, çoğu yaşlı idi. Meselâ, Mekke’deki kâfirlerin, müslümanlara eziyet ve zararları dayanılamayacak bir dereceye geldikte, Eshâb-ı kirâmın bir kısmı Habeşistan’a hicret etmişti. Habeş padişahı Necâşî Hıristiyan idi. Müslümanlara çeşitli şeyler sorup, aldığı olgun cevaplara hayran kalarak imâna geldi. Müslümanlara çok iyilik yaptı. İmânı zayıf olan Ubeydullah bin Cahş, fakirlikten kurtulmak için, papazlara aldanıp mürted olmuş, dinini dünyâya değişmişti.

    Resûlullahın (s.a.v.) halasının oğlu olan bu mel’ûn, karısı Ümm-i Habîbeyi de (r.anha) dinden çıkıp zengin olmağa cebr ve teşvik etti ise de, kadın, fakirliğe ve ölüme râzı olacağını fakat Muhammed aleyhisselâmın dininden çıkmayacağını söyleyince, bunu boşadı. Sürünerek, sefaletten ölmesini bekliyordu. Fakat, az zamanda kendi öldü. Ümm-i Habîbe, Mekke’deki Kureyşin o zamanki baş kumandanı Ebû Süfyân’ın kızı idi. Resûlullah (s.a.v.) o zamanlarda, kureyş orduları ile, çok çetin muharebelerle uğraşıyordu ve Ebû Süfyân, İslâmiyeti yok etmek için son gayreti ile çarpışıyordu. Resûlullah (s.a.v.), Ümmî Habîbe’nin dininin kuvvetini ve başına gelen çok acı hali işitti. Necâşîye mektûb yazıp, (oradaki Ümm-i Habîbe ile evleneceğim. Nikâhımı yap! Sonra kendisini buraya gönder!) şeklinde talepte bulundu.

    Necâşî daha önce müslüman olmuştu. Mektuba çok hürmet edip, oradaki müslümanları sarayına davet ederek, ziyafet verdi. Hicretin yedinci yılında nikâh yapılıp, hediyye ve ihsanlarda bulundu. Bu suretle, Ümm-i Habîbe, imânının mükâfatına kavuşarak, orada zengin ve rahat oldu. Onun sayesinde, oradaki müslümanlar da rahat etti. Cennetde, kadınlar kocalarının yanında bulunacakları için, Cennetin en yüksek derecesi ile müjdelenmiş oldu ki, dünyânın bütün zevk ve nimetleri, bu müjde yanında pek küçük kalır. Bu nikâh, Ebû Süfyân’ın ilerde müslüman olmakla şereflenmesini hazırlayan sebeplerden birisi oldu. Görülüyor ki, bu nikâh, kâfirlerin iftiralarının ne kadar yanlış ve çürük olduğunu bildirdiği gibi, Resûlullahın (s.a.v.) aklının, zekâsının, dehasının, ihsanının ve merhametinin derecesini de göstermektedir.


    İkinci misâl olarak; Hz. Ömer’in (r.a.) kızı Hafsa (r.anha) dul kalmıştı. Hicretin üçüncü yılında, Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekir’e ve Hz. Osman’a kızımı alır mısın dedikde, düşüneyim, demişlerdi. Bir gün, Resûlullah (s.a.v.), her üçü ve başkaları yanında iken, (Yâ Ömer! Seni üzüntülü görüyorum, sebebi nedir?) diye sordu. Bir şişedeki mürekkebin rengi kolay görüldüğü gibi, Resûlullah (s.a.v.) de, herkesin düşüncesini, bir bakışta anlardı. Lüzum görürse sorardı. Ona, hatta herkese doğru söylememiz farz olduğundan, Hz. Ömer de, (Yâ Resûlallah (s.a.v.) kızımı Ebû Bekir’e ve Osman’a (r.a.) teklif ettim, almadılar) gibi cevap verdi. Resûlullah (s.a.v.) en çok sevdiği üç Eshâbının üzülmesini hiç istemediğinden, onları sevindirmek için, hemen buyurdu ki, (Yâ Ömer! Kızını, Ebû Bekir’den ve Osman’dan (r.a.) daha iyi birisine versem ister misin?). Hz. Ömer şaşırdı. Çünkü, Hz. Ebû Bekir’den ve Hz. Osman’dan daha iyi kimse olmadığını biliyordu.

    (Evet, yâ Resûlallah!) dedi. (Yâ Ömer, kızını bana ver!) buyurdu. Bu suretle, Hafsa (r.anha), Hz. Ebû Bekir’in ve Hz. Osman’ın ve bütün mü’minlerin anneleri oldu ve bunlar, ona hizmetçi oldu ve Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer ve Hz. Osman birbirlerine daha yakın ve daha sevgili oldular.

    Üçüncü bir misal, hicretin beş veya altıncı senesinde, Beni Mustalak kabilesinden alınan yüzlerce esir arasında, Cüveyriyye (r.anha), kabilenin reisi Hârisin kızı idi. Bunu satın alıp âzâd ederek, kendilerine nikâh edince, Eshâb-ı kirâmın (aleyhimürrıdvân) hepsi, biz, Resûlullah (s.a.v.) ailesinin, annemizin akrabasını cariye olarak, hizmetçi olarak kullanmaktan haya ederiz dedi. Hepsi, esirlerini âzâd etti. Bu nikâh, yüzlerce esirin âzâd olmasına sebep oldu. Cüveyriyye (r.anha) bu hali her zaman söyleyerek öğünürdü. Âişe (r.anha) ve Cüveyriyye’den daha hayırlı, daha bereketli bir kadın görmedim, derdi.

    Resûlullah (s.a.v.)’ın çok evlenmesinin mühim bir sebebi de, şerî’ati (İslâm dinini) bildirmek içindi. Hicab âyeti gelmeden, yani kadınların örtünmeleri emir olunmadan önce, kadınlar da Resûlullaha gelip, bilmediklerini sorar, öğrenirlerdi. Resûlullah (s.a.v.) birinin evine gitse, kadınlar da gelir, oturur, dinler, istifade ederlerdi. Hicâb âyeti gelip, kadınların yabancı erkeklerle oturmaları, konuşmaları yasak edilince, yabancı kadınları kabul etmedi.

    Onların, bilmediklerini, mübârek zevcesi Hz. Aişe’den sorup öğrenmelerini emir eyledi. Gelip soranların çokluğundan, Hz. Âişe, hepsine cevap yetiştirmeğe vakit bulamıyordu. Bu mühim hizmeti kolaylaştırmak ve Hz. Âişe’nin yükünü hafifletmek için lâzım olduğu kadar hanımı nikâh etti. Kadınlara ait yüzlerce nazik bilgileri, müslüman kadınlarına, mübârek zevceleri yolu ile bildirdi. Zevceleri bir olsaydı, bütün kadınların ondan sorması güç ve hatta imkânsız olurdu. Allahü teâlânın dinini tam olarak bildirmek için, çok evlenmek yükünü de omuzlarına aldı.


    Muhammed aleyhisselâm Hz. Hatice ile evlendikten sonra da Mekke’de ticâretle meşgul oldu. Ticâreti, Saib bin Abdullah ile ortaklık şeklinde yürütürdü. Kazançlarıyla misafirleri ağırlarlar, yetimlere ve fakirlere yardım ederlerdi. Muhammed aleyhisselâm yine bu sıralarda Hz. Hatice’nin kölesi Zeydi himayesine alıp, onu kölelikten âzâd etti. O zaman küçük yaşta bulunan Hz. Ali’yi de yanına alıp evladı gibi yetiştirmiştir.
    Otuzbeş yaşında bulunduğu sırada Kâ’be hakemliği yaptı.

    O zaman yağmur ve seller sebebiyle Kâ’be’nin duvarları iyice yıpranmış, bir yangın sebebiyle de tahribata uğramıştı. Bu durum üzerine Kureyş kabilesi Kâ’beyi İbrâhim (a.s.)’ın yaptığı temele kadar yıkıp yeniden yapmaya başlamıştı. Her kabileye bir bölümünü vererek duvarları yükselttiler. Bu işin büyük bir şeref olduğunu bilen kabileler Hacer-ül-esved taşını yerine koyma hususunda anlaşamadılar. Her kabile böyle bir şerefe sahip olmak istediğinden aralarında gittikçe artan büyük bir anlaşmazlık çıktı.

    Dört beş gün süren bu anlaşmazlık sebebiyle nerdeyse kan dökülecekti. Bu sırada Abdulmuttalibin dayısı ve yaşlı bir zat olan Huzeyfe’nin (Ey Kureyş topluluğu! Anlaşamadığınız iş hakkında hüküm vermek üzere, şu kapıdan ilk girecek zatı aranızda hakem yapın) diyerek Kâ’beye açılan Benî Şeybe kapısına işaret etti. Orada bulunanlar bu teklifi kabul ettiler ve Benî Şeybe kapısına bakarak ilk girecek ve işin en nazik anında bu işi halledecek kimseyi beklemeye başladılar.

    Nihayet kapıdan, doğruluğunu, üstün ahlâkını son derece takdir ettikleri ve El-Emin (güvenilir) dedikleri Muhammed aleyhisselâmın geldiğini gördüler. (İşte El-Emin onun hükmüne razıyız) dediler. Durum Muhammed aleyhisselâma anlatılınca bir örtü istedi. Hacer-ül-esved’i bir örtü üzerine koyup (Her kabileden bir kişi bir ucundan tutsun) dedi.

    Taşı konulacağı yere kadar kaldırttı. Sonra da kendisi taşı kucaklayıp yerine koydu. Mekke’de çıkmak üzere olan büyük bir harbin böylece önlendiğini gören kabileler, onun bu hareketinden çok memnun oldular. Sonra da yarım kalmış olan duvarları yaparak tamamladılar.



  5. 20.Şubat.2016, 00:07
    3
    Misafir

    Cevap: Hz Hatice ile Peygamberimizin nikahını kim kıymıştır?

    Bir yanlışlık var Muhammet 40 yaşındayken Fatıma doğdu muhammet 63 yaşında öldü Fatıma Muhammetten altı ay sonra öldüyse o zaman Fatıma 13 yaşına gelmeden iki çocukmu yapmış oldu bir çelişki yokmu sizce ?


  6. 20.Şubat.2016, 00:07
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Bir yanlışlık var Muhammet 40 yaşındayken Fatıma doğdu muhammet 63 yaşında öldü Fatıma Muhammetten altı ay sonra öldüyse o zaman Fatıma 13 yaşına gelmeden iki çocukmu yapmış oldu bir çelişki yokmu sizce ?


  7. 20.Şubat.2016, 01:20
    4
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Hz Hatice ile Peygamberimizin nikahını kim kıymıştır?

    Peygamberimizin nikahını kim kıydı?

    Nikah o zamanlarda sadece ilan edilirdi. Evliliği ilan etmek, yemek yapmak, def çalmak nikah yerine geçerdir.
    Alıntı
    çelişki yokmu sizce ?
    Çelişki konuyu okumamanda veya anlamamandadır.


  8. 20.Şubat.2016, 01:20
    4
    Moderatör
    Peygamberimizin nikahını kim kıydı?

    Nikah o zamanlarda sadece ilan edilirdi. Evliliği ilan etmek, yemek yapmak, def çalmak nikah yerine geçerdir.
    Alıntı
    çelişki yokmu sizce ?
    Çelişki konuyu okumamanda veya anlamamandadır.


  9. 23.Şubat.2016, 22:46
    5
    Misafir

    Cevap: Hz Hatice ile Peygamberimizin nikahını kim kıymıştır?

    Hz.Muhammed 40 yasinda Hz.Fatima'ya sahib oldu.63 yasinda vefat ettigine gore Hz. Fatima 23 yasida idi. 23 Yasinda da 2 den fazla cocuk sahibi olunabilir, ve's-selam


  10. 23.Şubat.2016, 22:46
    5
    misafir1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    misafir1
    Misafir
    Hz.Muhammed 40 yasinda Hz.Fatima'ya sahib oldu.63 yasinda vefat ettigine gore Hz. Fatima 23 yasida idi. 23 Yasinda da 2 den fazla cocuk sahibi olunabilir, ve's-selam


  11. 28.Şubat.2017, 22:30
    6
    Misafir

    Yorum: Hz Hatice ile Peygamberimizin nikahını kim kıymıştır?

    Soruya cevap deyildir veriken cevaplar alaksız şeyler anlatılmıştır arada yılarca zaman olan olaylar konun gerekliliğiymiş gibi anlatılmış yek zaman diliminde gösterilmeye çalışılmış hz ebu bekire borç istemeye gitmiş ya oda dükandan kovmuş buda diyorki bekliyormuş


  12. 28.Şubat.2017, 22:30
    6
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Soruya cevap deyildir veriken cevaplar alaksız şeyler anlatılmıştır arada yılarca zaman olan olaylar konun gerekliliğiymiş gibi anlatılmış yek zaman diliminde gösterilmeye çalışılmış hz ebu bekire borç istemeye gitmiş ya oda dükandan kovmuş buda diyorki bekliyormuş





+ Yorum Gönder