Konusunu Oylayın.: Allah'ın varlığının kanıtlanması ilmi olarak mümkün müdür?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Allah'ın varlığının kanıtlanması ilmi olarak mümkün müdür?
  1. 16.Mayıs.2013, 15:59
    1
    Misafir

    Allah'ın varlığının kanıtlanması ilmi olarak mümkün müdür?






    Allah'ın varlığının kanıtlanması ilmi olarak mümkün müdür? Mumsema Allah'ın varlığının kanıtlanması ilmi olarak mümkün müdür?


  2. 16.Mayıs.2013, 16:06
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Allah'ın varlığının kanıtlanması ilmi olarak mümkün müdür?




    Değerli kardeşimiz;
    Allah’ın varlığının mantık ile anlaşılamayacağına dair yargıya katılamıyoruz. Bizim anladığımız kadarıyla, Kur’an’da akla hitap eden onlarca ifade vardır.

    İslam’da bir insanın sorumlu olması ve iman etmekle mükellef olmasının ilk şartı akıllı olmasıdır. Deli ve çocukların sorumlu tutulmamalarının sebebi akıllarının olmamasıdır.*

    Şimdi aklı hitabının merkezine koyan bir dinin aklî ve mantıkî delillere itibar etmemesi mümkün müdür?

    Eskiden beri İslam alimleri, özellikle kelamcılar iman esasları ile ilgili delilleri getirirken Kur’an’ın aklî ve mantıkî olan delillerini esas almışlar.Kur’an’da Allah’ın varlığı ve birliğini ispat sadedinde kullanılan akli deliller iki kısımdır.

    Bir kısmı “ihtira delili” (yaratıcılık/ontolojik delili) olarak bilinir. Bu kısım delilerle Allah’ın yaratıcılığına dikkat çekilir. Kur’an’da sık sık göklerin ve yerküresinin yaratılmasına dikkat çekilmesi bu akli delile dikkat çekmek içindir.

    Diğer bir kısmı ise, “gaye delili” (varlıklarda görülen hikmetli amaçların varlığı delili) olarak ifade edilen delillerdir. Bu akli delillerle de varlıkların takip ettiği gayeler, amaçlar, maslahatlar, faydalar gibi üstlendikleri harika görevlerine dikkat çekilir.* Örneğin; yağmurun oluşması ve gelmesi, bitkilerin yeşermesi, gıda ve meyvelerin ve meraların varlığına dikkat çeken bütün ayetlerde bu delilin dokuması söz konusudur.

    “Ey insanlar! Hem sizi, hem de sizden önceki insanları yaratan Rabbinize ibadet ediniz. Böyle yapmakla her türlü zarardan korunmayı ümid edebilirsiniz.. O Rabbinize ki yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir kubbe yaptı. Gökten yağmur indirip, onunla size rızık olarak çeşitli mahsuller çıkardı. Öyleyse siz gerçeği bilip dururken sakın Rabbinize eş koşmayın.” (Bakara, 2/21-22) mealindeki ayette, hem “delilü’l-ihtira”, hem* “delilü’l-gaye” çerçevesinde, Allah’ın varlığını ve birliğini ispat sadedinde, konuyu idrak etmesi için, aklı teyakkuza getiren ifadelere yer verilmiştir.

    Ayrıca “delilü’t-temanu” denilen ve “iki ilahın olması durumunda yer ile göklerin bozguna uğrayacağını” vurgulayan ayet ve benzerlerinde bu delile işaret edilmiştir.

    Görüldüğü üzere, Kur’an’da iman esaslarının ispatı belli akli delillere dayandırılmaktadır. İslam alimleri, özellikle kelamcılar, “Kur’an ve sünnetin -bir argüman olarak kullanılması, sadece onlara iman eden müminler için geçerli olduğunu” düşünmüşler ve bu sebeple de* Kur’an’dan istifade ederek değişik akli delilleri bulmaya çalışmışlardır.

    Bu asırda ise, eski asırlardan çok farklı olarak insanların çoğu imandan uzaklaşmış, hatta müminlerde de ciddi şüphe ve tereddütler oluşmuştur. Bu şüphelerin özellikle fen ve felsefeden geldiğini gören Bediüzzaman hazretleri, Kur’an’ın bu akli delillerine çok daha sıkı sarılmıştır. Nitekim kendisine göre, Allah’ın varlığı ve birliğini anlamak ve marifetin zirvesine çıkmak için eskiden beri kullanılan delillerin dört kaynağı vardır.

    a. Felsefecilerin kullandıkları deliller.
    b. Tesavvuf ehlinin kullandığı deliller.
    c. Kelamcıların kullandığı deliller.
    d. Kur’an’ın kullandığı deliller.

    Ona göre; Felsefecilerin metodu, tereddüt ve şüphelerle lekelenmiştir. Tasavvuf* alimleri ve kelamcıların metotları ise, her ne kadar başlangıçta Kur’an’dan istifade edilerek ortaya konulmuş ise* de, zamanla beşeri tarafı daha fazla olmuş ve Kur’an’la olan irtibatları zayıflamıştır. Bu sebeple, en kuvvetli,* en saf, en kısa ve en sağlam metot Risale-i Nur’da kullanılan Kur’an metodudur. (bk. Mesnevi-i Nuriye, 252)

    Şunu da unutmayalım ki, Kur’an’da her şey özet halde bulunur. İslam alimleri bu özet bilgilerden istifade ederek milyonlarca eser yazmışlardır. Bu sebeple detaylı olarak ortaya konan değişik akli delillerin Kur’an’la ayrılığı-gayrılığı söz konusu değildir.

    Sorudaki sezgi konusu elbet önemlidir. Ancak sezgisel idrak genellikle sadece kendi sahibini bağlar. Çünkü herkesin sezgisi farklı örtülere bürünerek gelir. Fakat akli deliller evrensel bulgulardır. Bununla beraber yine de şunu belirtelim ki, sezgi yolunu açık tutacak olan ihlas, samimiyet, Allah korkusu, salih amel gibi unsurlara sahip olmak bu asırda oldukça zordur.

    Bediüzzaman hazretlerinin tecrübesine, ilmine, sezgisine, akıl ve mantığına güvenmekte büyük faydalar olduğunu düşünüyoruz. O ise, bu konuda şöyle düşünüyor:

    “Ben tahmin ediyorum ki: Eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylanî (ra) ve Şah-ı Nakşibend (ra) ve İmam-ı Rabbanî (ra) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarfedeceklerdi.

    Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennet'e gidemez, fakat tasavvufsuz Cennet'e giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır.

    Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaika çıkılacak bir yol bulunsa; o yola karşı lâkayd kalmak, elbette kâr-ı akıl değil.

    İşte otuzüç aded Sözler, böyle Kur'anî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.

    Madem hakikat budur; esrar-ı Kur'aniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasib bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi' bir nur ve dalalet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım.” (Hizmet Rehberi, 138- 139 )

    Sorularla islamiyet



  3. 16.Mayıs.2013, 16:06
    2
    Moderatör



    Değerli kardeşimiz;
    Allah’ın varlığının mantık ile anlaşılamayacağına dair yargıya katılamıyoruz. Bizim anladığımız kadarıyla, Kur’an’da akla hitap eden onlarca ifade vardır.

    İslam’da bir insanın sorumlu olması ve iman etmekle mükellef olmasının ilk şartı akıllı olmasıdır. Deli ve çocukların sorumlu tutulmamalarının sebebi akıllarının olmamasıdır.*

    Şimdi aklı hitabının merkezine koyan bir dinin aklî ve mantıkî delillere itibar etmemesi mümkün müdür?

    Eskiden beri İslam alimleri, özellikle kelamcılar iman esasları ile ilgili delilleri getirirken Kur’an’ın aklî ve mantıkî olan delillerini esas almışlar.Kur’an’da Allah’ın varlığı ve birliğini ispat sadedinde kullanılan akli deliller iki kısımdır.

    Bir kısmı “ihtira delili” (yaratıcılık/ontolojik delili) olarak bilinir. Bu kısım delilerle Allah’ın yaratıcılığına dikkat çekilir. Kur’an’da sık sık göklerin ve yerküresinin yaratılmasına dikkat çekilmesi bu akli delile dikkat çekmek içindir.

    Diğer bir kısmı ise, “gaye delili” (varlıklarda görülen hikmetli amaçların varlığı delili) olarak ifade edilen delillerdir. Bu akli delillerle de varlıkların takip ettiği gayeler, amaçlar, maslahatlar, faydalar gibi üstlendikleri harika görevlerine dikkat çekilir.* Örneğin; yağmurun oluşması ve gelmesi, bitkilerin yeşermesi, gıda ve meyvelerin ve meraların varlığına dikkat çeken bütün ayetlerde bu delilin dokuması söz konusudur.

    “Ey insanlar! Hem sizi, hem de sizden önceki insanları yaratan Rabbinize ibadet ediniz. Böyle yapmakla her türlü zarardan korunmayı ümid edebilirsiniz.. O Rabbinize ki yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir kubbe yaptı. Gökten yağmur indirip, onunla size rızık olarak çeşitli mahsuller çıkardı. Öyleyse siz gerçeği bilip dururken sakın Rabbinize eş koşmayın.” (Bakara, 2/21-22) mealindeki ayette, hem “delilü’l-ihtira”, hem* “delilü’l-gaye” çerçevesinde, Allah’ın varlığını ve birliğini ispat sadedinde, konuyu idrak etmesi için, aklı teyakkuza getiren ifadelere yer verilmiştir.

    Ayrıca “delilü’t-temanu” denilen ve “iki ilahın olması durumunda yer ile göklerin bozguna uğrayacağını” vurgulayan ayet ve benzerlerinde bu delile işaret edilmiştir.

    Görüldüğü üzere, Kur’an’da iman esaslarının ispatı belli akli delillere dayandırılmaktadır. İslam alimleri, özellikle kelamcılar, “Kur’an ve sünnetin -bir argüman olarak kullanılması, sadece onlara iman eden müminler için geçerli olduğunu” düşünmüşler ve bu sebeple de* Kur’an’dan istifade ederek değişik akli delilleri bulmaya çalışmışlardır.

    Bu asırda ise, eski asırlardan çok farklı olarak insanların çoğu imandan uzaklaşmış, hatta müminlerde de ciddi şüphe ve tereddütler oluşmuştur. Bu şüphelerin özellikle fen ve felsefeden geldiğini gören Bediüzzaman hazretleri, Kur’an’ın bu akli delillerine çok daha sıkı sarılmıştır. Nitekim kendisine göre, Allah’ın varlığı ve birliğini anlamak ve marifetin zirvesine çıkmak için eskiden beri kullanılan delillerin dört kaynağı vardır.

    a. Felsefecilerin kullandıkları deliller.
    b. Tesavvuf ehlinin kullandığı deliller.
    c. Kelamcıların kullandığı deliller.
    d. Kur’an’ın kullandığı deliller.

    Ona göre; Felsefecilerin metodu, tereddüt ve şüphelerle lekelenmiştir. Tasavvuf* alimleri ve kelamcıların metotları ise, her ne kadar başlangıçta Kur’an’dan istifade edilerek ortaya konulmuş ise* de, zamanla beşeri tarafı daha fazla olmuş ve Kur’an’la olan irtibatları zayıflamıştır. Bu sebeple, en kuvvetli,* en saf, en kısa ve en sağlam metot Risale-i Nur’da kullanılan Kur’an metodudur. (bk. Mesnevi-i Nuriye, 252)

    Şunu da unutmayalım ki, Kur’an’da her şey özet halde bulunur. İslam alimleri bu özet bilgilerden istifade ederek milyonlarca eser yazmışlardır. Bu sebeple detaylı olarak ortaya konan değişik akli delillerin Kur’an’la ayrılığı-gayrılığı söz konusu değildir.

    Sorudaki sezgi konusu elbet önemlidir. Ancak sezgisel idrak genellikle sadece kendi sahibini bağlar. Çünkü herkesin sezgisi farklı örtülere bürünerek gelir. Fakat akli deliller evrensel bulgulardır. Bununla beraber yine de şunu belirtelim ki, sezgi yolunu açık tutacak olan ihlas, samimiyet, Allah korkusu, salih amel gibi unsurlara sahip olmak bu asırda oldukça zordur.

    Bediüzzaman hazretlerinin tecrübesine, ilmine, sezgisine, akıl ve mantığına güvenmekte büyük faydalar olduğunu düşünüyoruz. O ise, bu konuda şöyle düşünüyor:

    “Ben tahmin ediyorum ki: Eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylanî (ra) ve Şah-ı Nakşibend (ra) ve İmam-ı Rabbanî (ra) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarfedeceklerdi.

    Çünkü saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennet'e gidemez, fakat tasavvufsuz Cennet'e giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır.

    Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaika çıkılacak bir yol bulunsa; o yola karşı lâkayd kalmak, elbette kâr-ı akıl değil.

    İşte otuzüç aded Sözler, böyle Kur'anî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar.

    Madem hakikat budur; esrar-ı Kur'aniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasib bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi' bir nur ve dalalet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım.” (Hizmet Rehberi, 138- 139 )

    Sorularla islamiyet






+ Yorum Gönder