Konusunu Oylayın.: Hz. Ömer'e Faruk Lakabının Verilmesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hz. Ömer'e Faruk Lakabının Verilmesi
  1. 09.Mayıs.2013, 20:33
    1
    Misafir

    Hz. Ömer'e Faruk Lakabının Verilmesi






    Hz. Ömer'e Faruk Lakabının Verilmesi Mumsema Hz. Ömer'e Faruk Lakabının Verilmesi


  2. 09.Mayıs.2013, 20:33
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 20.Mayıs.2013, 11:11
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Hz. Ömer'e Faruk Lakabının Verilmesi




    Hz. Ömer'e Faruk Lakabının Verilmesi

    Hz. Ömer’in Faruk lakabını almasının bilinen sebeplerinden biri şudur:


    Bir gün münafık ile bir Yahudi, arasında uyuşmazlık yaşandı. Meseleyi çözmesi için Resul-i Ekrem’in (s.a.v) yanına geldiler. Münafık olan kimse, Resulullah’ın (s.a.v) verdiği hükme razı olmadı, yeni bir hüküm vermesi için Hz. Ömer’in yanına gittiler. Durumu anlattılar. Hz. Ömer duyduklarını Yahudi'ye de teyit ettirdi ve “Siz yerinizde durunuz. Gelip, sizin için hüküm vereceğim.” dedi. Evden kılıcını alıp geldi ve münafığın boynunu vurdu.

    “Allah Teâlâ'nın ve Resulünün (s.a.v) hükmüne razı olmayan kimseye ben böyle hüküm veririm.” dedi.
    O an Cebrail (as): “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”[1] âyet-i kerimesi ile geldi. Hz. Ömer’e (r.a) de hak ile batılı birbirinden ayıran anlamına gelen “Faruk” lakabı verildi.
    HZ. ÖMER’İN ADALETİ

    Bir gün Hz. Ali, Hz. Ömer’i terlemiş bir hâlde koşarken gördü. Ona bu hâlinin nedenini sordu. Hz. Ömer: “ Beyt-ül mâle ait devenin palanı düştü. Arkasından koşup takmak için yetişmeye çalışıyorum ki halifeliğim zamanında beyt-ül mâle ziyan vermiş olmayayım.” dedi.
    Hz. Ali: “Ya emir-el mü’minîn! Size ne hacet? Başka birini gönderseniz, olmaz mıydı?” dedi.
    Hz. Ömer: “Bu iş benim işimdir. Kıyamet günü Allah bunun hesabını benden sorar. Bu işi kendim yapmalıyım ki dergâh-ı izzetinde mahcup olmayayım.” dedi.


    Hz. Ali bunu duyunca ağlamaya başladı. “Ya Ömer! Senden sonra gelenleri zor duruma düşürdün. Zira onlar senin yolunda gidemezler, sıkıntıya düşerler.” dedi.
    HZ. ÖMER’İN KABRİ ÜZERİNDEKİ YAZI

    Hz. Ömer’in (r.a) halifeliği zamanında bir savaştan çok ganimet elde edilmişti. Hz. Ömer, bu ganimetin beşte birini hakkı olanlara teslim ederken Hz. Osman ve Hz. Hüseyin de gelip haklarını almak istediler. Hz. Ömer onların her birine bin dirhem gümüş verdi.
    Onların ardından Hz. Ömer’in oğlu Abdullah da gelip hakkına düşeni almak istedi. Hz. Ömer, oğluna sadece beş yüz dirhem gümüş verdi. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den daha az ganimet aldığını gören Abdullah: “Ben onlardan yaşça daha büyüğüm, pek çok savaşa katıldım, neden onlardan daha az alıyorum?” dedi.


    Hz Ömer oğlunun bu sözü üzerine “Ya Abdullah! Sen onlarla kendini eşit mi sayıyorsun? Onların Hz. Ali gibi babaları, Hz. Fatıma gibi anneleri, Resulullah (s.a.v) gibi dedeleri, Hz. İbrahim (Resul-i Ekrem’in oğlu) gibi dayıları, Hz. Ümmü Gülsüm ve Hz. Rukiyye gibi teyzeleri, Hz. Cafer ve Hz. Ukayl gibi amcaları var.” dedi.


    Hz. Ömer’in oğluna bu söylediklerini Hz. Ali (r.a) işitti. Resul-i Ekrem (s.a.v) onun için “Ömer, Cennet ehlinin ışığı ve İslam’ın nurudur.” buyurmuştu. Hz. Ali çocuklarına “Resulullah (s.a.v) boş yere söz söylemez.” dedi. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.a) babalarının bu sözünü gelip Hz. Ömer’e naklettiler.


    Hz. Ömer, Resul-i Ekrem’in (s.a.v) bu müjdesini hemen bir kâğıda yazdı ve vefat ettiğinde bu kâğıdın kendisi ile defin edilmesini vasiyet etti. “Bana bu şahit kâfidir. Bununla Allah Teâlâ’nın huzuruna çıkayım.” buyurdu.
    Hz. Ömer (r.a) vefat ettikten sonra vasiyeti üzerine o kâğıdı da yanına defnettiler. Sabah olunca Hz. Ömer'in kabrinin üzerinde bir yazı gördüler.
    “Resulullah (s.a.v) doğru söyledi. Ali, Hasan ve Hüseyin doğru söyledi. Ömer, cennet ehlinin ışığı ve İslam’ın nurudur.”
    SÜTTEN KESEN KADIN

    Geceyi orada geçirmek isteyen bir kafile akşam namazı vaktinde Medine-i Münevvere’nin taşrasına geldi. Hz. Ömer onları görünce Abdurrahman bin Avf’e (r.a) “Bu gece kafileyi biz koruyalım. Onlar yorgunlardır, rahatça dinlensinler, hırsızlardan zarar görmesinler. Eğer onların başına bir sıkıntı gelirse kıyamet günü bunun hesabını bizden sorarlar.” dedi.


    O gece kafileyi beklerken yakınlarda bulunan bir evde, küçük bir bebek durmadan ağlıyordu. Hz. Ömer o evin kapısına gidip “Bebeği ağlatma, sonra yine ibadetinle meşgul ol.” diye annesine seslendi. Fakat bebek ağlamaya devam etti. Hz. Ömer sabaha kadar defalarca “Şu masumu ağlatma!” diye kapıya gitti geldi.


    Sabah olup, kafiledekiler uyanınca o hanımın kapısına gidip “ Ne merhametsiz annesin, bu gece bebeğini sabaha kadar ağlattın!” dedi.
    Kadın karşısındakinin Hz. Ömer olduğunu bilmeden “Hâlimden haberdar olmadan beni suçluyorsun ama suç benim değil halifenindir. Ben bu çocuğu vaktinden evvel sütten kestim, evde de yiyecek hiçbir şey yoktu, açlıktan ağladı.” dedi. Hz. Ömer kadına “Neden vaktinden evvel bebeği sütten kestin?” diye sorunca kadın: “Halifeye Allah insaf versin, sütten kesilmeyen oğlan çocuklarına nafaka vermiyor.” dedi.
    Hz. Ömer bunu duyunca ağlayarak mescide geldi. Sabah namazını ağlamaktan güçlükle kıldırdı ve arkasını cemaate dönüp “ Sizin Ömer’inize yazıklar olsun, yazıklar olsun” dedi. Hemen halka haber verdirdi: “Bütün Müslümanlar kızı veya oğlu olduğunda gelsin halifeye bildirsinler. Biz de o masuma beyt-ül-mâldan nafaka verelim. Bugünden sonra kimse nafaka için evladını vaktinden evvel sütten kesmesin. Böyle yapanlar varsa gelip evlatlarına nafaka yazdırsınlar.”
    Bunu duyan halk sevinerek Hz. Ömer’in adaletine ve insafına hayranlık duydular.
    HZ. ÖMER’İN GELİNİ

    Hz. Ömer (r.a) âdeti üzere yine bir gece Medine-i Münevvere’de geziyordu. Evinlerden birinde bir kadının kızına bir miktar su getirip sütün içine kat dediğini duydu. Kızı ise “Ama halife süte su katmayınız buyurmadı mı?” dedi.
    Annesi: “O bunu nerden bilecek?” dedi. Kızı bu sefer de annesine: “Ömer burada değilse, Rabb’i buradadır, O görüyor.” cevabını verdi.
    Hz. Ömer tüm bu konuşulanları işitti. Kızın annesine verdiği cevaptan çok memnun oldu. Ertesi gün oğluna da danışarak, o kadının kapısına gelip kızını oğlu Âsım’a gelin olarak istedi.
    Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn, 2. Bâb’tan sadeleştirilmiştir.



    Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn, 2. Bâb’tan sadeleştirilmiştir.



    [1] Nur/59 Elmalılı Hamdi Yazır meali.


  4. 20.Mayıs.2013, 11:11
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Hz. Ömer'e Faruk Lakabının Verilmesi

    Hz. Ömer’in Faruk lakabını almasının bilinen sebeplerinden biri şudur:


    Bir gün münafık ile bir Yahudi, arasında uyuşmazlık yaşandı. Meseleyi çözmesi için Resul-i Ekrem’in (s.a.v) yanına geldiler. Münafık olan kimse, Resulullah’ın (s.a.v) verdiği hükme razı olmadı, yeni bir hüküm vermesi için Hz. Ömer’in yanına gittiler. Durumu anlattılar. Hz. Ömer duyduklarını Yahudi'ye de teyit ettirdi ve “Siz yerinizde durunuz. Gelip, sizin için hüküm vereceğim.” dedi. Evden kılıcını alıp geldi ve münafığın boynunu vurdu.

    “Allah Teâlâ'nın ve Resulünün (s.a.v) hükmüne razı olmayan kimseye ben böyle hüküm veririm.” dedi.
    O an Cebrail (as): “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”[1] âyet-i kerimesi ile geldi. Hz. Ömer’e (r.a) de hak ile batılı birbirinden ayıran anlamına gelen “Faruk” lakabı verildi.
    HZ. ÖMER’İN ADALETİ

    Bir gün Hz. Ali, Hz. Ömer’i terlemiş bir hâlde koşarken gördü. Ona bu hâlinin nedenini sordu. Hz. Ömer: “ Beyt-ül mâle ait devenin palanı düştü. Arkasından koşup takmak için yetişmeye çalışıyorum ki halifeliğim zamanında beyt-ül mâle ziyan vermiş olmayayım.” dedi.
    Hz. Ali: “Ya emir-el mü’minîn! Size ne hacet? Başka birini gönderseniz, olmaz mıydı?” dedi.
    Hz. Ömer: “Bu iş benim işimdir. Kıyamet günü Allah bunun hesabını benden sorar. Bu işi kendim yapmalıyım ki dergâh-ı izzetinde mahcup olmayayım.” dedi.


    Hz. Ali bunu duyunca ağlamaya başladı. “Ya Ömer! Senden sonra gelenleri zor duruma düşürdün. Zira onlar senin yolunda gidemezler, sıkıntıya düşerler.” dedi.
    HZ. ÖMER’İN KABRİ ÜZERİNDEKİ YAZI

    Hz. Ömer’in (r.a) halifeliği zamanında bir savaştan çok ganimet elde edilmişti. Hz. Ömer, bu ganimetin beşte birini hakkı olanlara teslim ederken Hz. Osman ve Hz. Hüseyin de gelip haklarını almak istediler. Hz. Ömer onların her birine bin dirhem gümüş verdi.
    Onların ardından Hz. Ömer’in oğlu Abdullah da gelip hakkına düşeni almak istedi. Hz. Ömer, oğluna sadece beş yüz dirhem gümüş verdi. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den daha az ganimet aldığını gören Abdullah: “Ben onlardan yaşça daha büyüğüm, pek çok savaşa katıldım, neden onlardan daha az alıyorum?” dedi.


    Hz Ömer oğlunun bu sözü üzerine “Ya Abdullah! Sen onlarla kendini eşit mi sayıyorsun? Onların Hz. Ali gibi babaları, Hz. Fatıma gibi anneleri, Resulullah (s.a.v) gibi dedeleri, Hz. İbrahim (Resul-i Ekrem’in oğlu) gibi dayıları, Hz. Ümmü Gülsüm ve Hz. Rukiyye gibi teyzeleri, Hz. Cafer ve Hz. Ukayl gibi amcaları var.” dedi.


    Hz. Ömer’in oğluna bu söylediklerini Hz. Ali (r.a) işitti. Resul-i Ekrem (s.a.v) onun için “Ömer, Cennet ehlinin ışığı ve İslam’ın nurudur.” buyurmuştu. Hz. Ali çocuklarına “Resulullah (s.a.v) boş yere söz söylemez.” dedi. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.a) babalarının bu sözünü gelip Hz. Ömer’e naklettiler.


    Hz. Ömer, Resul-i Ekrem’in (s.a.v) bu müjdesini hemen bir kâğıda yazdı ve vefat ettiğinde bu kâğıdın kendisi ile defin edilmesini vasiyet etti. “Bana bu şahit kâfidir. Bununla Allah Teâlâ’nın huzuruna çıkayım.” buyurdu.
    Hz. Ömer (r.a) vefat ettikten sonra vasiyeti üzerine o kâğıdı da yanına defnettiler. Sabah olunca Hz. Ömer'in kabrinin üzerinde bir yazı gördüler.
    “Resulullah (s.a.v) doğru söyledi. Ali, Hasan ve Hüseyin doğru söyledi. Ömer, cennet ehlinin ışığı ve İslam’ın nurudur.”
    SÜTTEN KESEN KADIN

    Geceyi orada geçirmek isteyen bir kafile akşam namazı vaktinde Medine-i Münevvere’nin taşrasına geldi. Hz. Ömer onları görünce Abdurrahman bin Avf’e (r.a) “Bu gece kafileyi biz koruyalım. Onlar yorgunlardır, rahatça dinlensinler, hırsızlardan zarar görmesinler. Eğer onların başına bir sıkıntı gelirse kıyamet günü bunun hesabını bizden sorarlar.” dedi.


    O gece kafileyi beklerken yakınlarda bulunan bir evde, küçük bir bebek durmadan ağlıyordu. Hz. Ömer o evin kapısına gidip “Bebeği ağlatma, sonra yine ibadetinle meşgul ol.” diye annesine seslendi. Fakat bebek ağlamaya devam etti. Hz. Ömer sabaha kadar defalarca “Şu masumu ağlatma!” diye kapıya gitti geldi.


    Sabah olup, kafiledekiler uyanınca o hanımın kapısına gidip “ Ne merhametsiz annesin, bu gece bebeğini sabaha kadar ağlattın!” dedi.
    Kadın karşısındakinin Hz. Ömer olduğunu bilmeden “Hâlimden haberdar olmadan beni suçluyorsun ama suç benim değil halifenindir. Ben bu çocuğu vaktinden evvel sütten kestim, evde de yiyecek hiçbir şey yoktu, açlıktan ağladı.” dedi. Hz. Ömer kadına “Neden vaktinden evvel bebeği sütten kestin?” diye sorunca kadın: “Halifeye Allah insaf versin, sütten kesilmeyen oğlan çocuklarına nafaka vermiyor.” dedi.
    Hz. Ömer bunu duyunca ağlayarak mescide geldi. Sabah namazını ağlamaktan güçlükle kıldırdı ve arkasını cemaate dönüp “ Sizin Ömer’inize yazıklar olsun, yazıklar olsun” dedi. Hemen halka haber verdirdi: “Bütün Müslümanlar kızı veya oğlu olduğunda gelsin halifeye bildirsinler. Biz de o masuma beyt-ül-mâldan nafaka verelim. Bugünden sonra kimse nafaka için evladını vaktinden evvel sütten kesmesin. Böyle yapanlar varsa gelip evlatlarına nafaka yazdırsınlar.”
    Bunu duyan halk sevinerek Hz. Ömer’in adaletine ve insafına hayranlık duydular.
    HZ. ÖMER’İN GELİNİ

    Hz. Ömer (r.a) âdeti üzere yine bir gece Medine-i Münevvere’de geziyordu. Evinlerden birinde bir kadının kızına bir miktar su getirip sütün içine kat dediğini duydu. Kızı ise “Ama halife süte su katmayınız buyurmadı mı?” dedi.
    Annesi: “O bunu nerden bilecek?” dedi. Kızı bu sefer de annesine: “Ömer burada değilse, Rabb’i buradadır, O görüyor.” cevabını verdi.
    Hz. Ömer tüm bu konuşulanları işitti. Kızın annesine verdiği cevaptan çok memnun oldu. Ertesi gün oğluna da danışarak, o kadının kapısına gelip kızını oğlu Âsım’a gelin olarak istedi.
    Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn, 2. Bâb’tan sadeleştirilmiştir.



    Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn, 2. Bâb’tan sadeleştirilmiştir.



    [1] Nur/59 Elmalılı Hamdi Yazır meali.





+ Yorum Gönder