Konusunu Oylayın.: G harfi ile başlayan kız ve erkek bebek isimleri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
G harfi ile başlayan kız ve erkek bebek isimleri
  1. 06.Mayıs.2013, 12:55
    1
    Misafir

    G harfi ile başlayan kız ve erkek bebek isimleri

  2. 06.Mayıs.2013, 14:44
    2
    YakarıS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Nisan.2013
    Üye No: 101142
    Mesaj Sayısı: 142
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: G harfi ile başlayan kız ve erkek bebek isimleri




    İBADULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ın kullan, insanlar, (bkz. Abdullah). 2. Çok, pek çok.
    İBER: (Ar.). - İbretler, alınan kötü dersler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İBHAC: (Ar.). - Sevindirme, sevindirilme. - Erkek ve kadın adı olarakkullanılır.
    İBİŞ: (Tür.) Er. l. Ortaoyunu ve kukla tiplerinde gülünç şahıs. 2. Avanak, sersem. Daha çok takma isim olarak kullanılır.
    İBN: (Ar.) Er. - Erkek çocuk demektir. Araplarda birçok şahıs babalarının isimleriyle anılmıştır. İbn Abbas (Abdullah): Rasulullah 'in amcası Abbas'ın oğlu. Sahabedendir.
    İBRA: (Ar.). Beri kılma, beraat etme, temize çıkarılma, aklanma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İBRAHİM: (Ar.) Er. 1. İnananların babası. 2. Hakların babası. 3. Kur'an'da ismi geçen İbrahim peygamber.
    İBRET: (Ar.) Ka. 1. Bir olaydan, kötü bir durumdan ders alma. 2. İbret alınacak olay, iş, acaip, tuhaf.
    İBRİN: (Ar.) Ka. - Yüzü parlak, güzel olan sevgili.
    İBRİNŞAK: (Ar.) Ka. - Ağaçta, çiçek açma, ağacın çiçeğinin tomurcuğunu yarıp çıkması.
    İBRİZ: (Ar.). - Halis, saf altın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İBSAN: (Ar.) Er. - İnsanın yüzü veya huyu güzel olma.
    İBŞAR: (Ar.) - Müjde verme, müjdeleme, muştulama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İCAZET: (Ar.) Ka. 1. İzin, ruhsat. 2. Diploma.
    İCAB: (Ar.) Er. 1. Lazım gelme, gerçek. 2. Bir sözleşme için ilk söylenen söz. 3. Olumlama, olumlu hale gelme.
    İCÂBET: (Ar.) Ka. 1. Kabul etme, kabul edilme. 2. Razı olma, uyma.
    İCÂBİ: (Ar.) Er. - (bkz. İcab).
    İCİ: (Fars.) Er. 1. Hükümdar veziri vekili. 2. Atmaca.
    İCLÂL: (Ar.) Ka. 1. Büyültme, saygı gösterme, ikram. 2. Büyüklük, kudret ve kuvvet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İCMA: (Ar.) Ka. - Dağınık şeyleri toplama, biraraya getirme.
    İCMÂL: (Ar.). 1. Özetleme. 2. Özet. 3. Cem, toplama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İÇKİN: (Tür.). - Varlığın içinde bulunduğu varlığın yapısına karışmış olan. 2. Yalnızca bilinçte olan. 3. Deney içinde kalan, deneyi aşmayan. 4.Dünya içinde dünyada olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İÇÖZ: (Tür.) Er. - İçli, özlü değerli.
    İÇTEN: (Tür.). - Yürekten, candan, samimi. En önemli, can alıcı noktasından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İDİCANAN: (Ar.) Ka. - Sevgilinin bayramı.
    İDİKUT: (Tür.) Er. 1. Kutlu, saadetli. 2. Yüksek rütbeli. 3. Eski Türklerde bir hükümdar ünvanı.
    İDİL: (Yun.i.) Ka. 1. Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. 2. Küçük ve şairane resim. 3. İçten ve saf aşk.
    İDLÂL: (Ar.) Ka. - Naz etme, nazlanma, aşın derecede nazlanma.
    İDRİS: (Ar.) Er. 1. Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2. İlim ve fende ileri seviyede olan anlamında. 3. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen İdris peygamber. 4. İlk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların piri sayılmaktadır.
    İFAKAT: (Ar.) Ka. 1. Hastalıktan kurtulma, iyileşme. 2. Ayılma.
    İFAZA: (Ar.). 1. Feyizlendirme, feyz ve nur verme. 2. Kabı taşıncaya kadar doldurma. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
    İFDAL: (Ar.). 1. Lütuf ve bağış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İFFET: (Ar.) Ka. 1. Afiflik, temizlik. 2. Namus.
    İFHAR: (Ar.) Er. - Onurlandırma, üstün etme.
    İFTİHAR: (Ar.). 1. Şeref, şan. 2. Övünme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İĞDEMİR: (Tür.) Er. - Marangozlukta ağaç delmek için kullanılan çelik araç.
    İHLAS: (Ar.) Er. 1. Halis, temiz doğru sevgi. 2. Gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık. 3. Kur'an-ı Kerim'in 112. suresinin adı.
    İHMİRÂR: (Ar.) Ka. Kızarma, kızıllık.
    İHSAN: (Ar.) Er. 1. İyilik etme. 2. Bağış bağışlama. 3. Verilen bağışlanan şey. 4. Lütuf, iyilik.
    İHTİMAM: (Ar.) Er. - Dikkatle çalışma, önemle inceleme.
    İHTİRAM: (Ar.) Er. - Saygı, hürmet.
    İHTİŞAM: (Ar.). - Büyüklük, göz alıcılık, gösterişlilik, görkem. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İHVAN: (Ar.). 1. Sadık, samimi candan dostlar. 2. Aynı tarikata mensup insanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İHYA: (Ar.). 1. Diriltme, diriltilme, canlandırma. 2. Taze can verircesine iyilik lütfetme. 3. Yeniden kuvvetlendirme. 4. Uyandırma, canlandırma, tazelik verme. 5. Allah'ın sıfatlarından. - İsim olarak kullanılmaz.
    İKAN: (Ar.). - Sağlam biliş, bilme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKBÂL: (Ar.). 1. Birine doğru dönme. 2. Baht-talih. 3. İşlerin yolunda gitmesi, bahtlı, saadetli, mutlu olması. 4. Arzu, istek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKBAR: (Ar.). Büyük, ulu görme, görülme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKDAM: (Ar.). 1. İlerleme. 2. İlerlemeye çalışma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKLİL: (Ar.) Ka. - Taç esfer.
    İKLİM: (Yun.). - Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olayların tümü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKRAM: (Ar.). 1. Hürmet, saygı gösterme. 2. Ağırlama. 3. Bir şeyi hediye, armağan olarak verme. 4. Hesap dışı yapılan inceleme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKRAMULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın ikramı, nimeti, bağışı.
    İKSİR: (Ar.). 1. Ortaçağ kimyacılarının olağanüstü etkili güçte varsaydıkları cisim. 2. Etkili, yarar şurup. 3. En etkili neden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKTİDAULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a tabi olma, uyma.
    İLBAŞI: (Tür.) Er. - Selçuklular'da köy yöneticisi.
    İLBEY: (Tür.) Er. - Bir müddet "vali" karşılığında resmen kullanılan uydurma kelime.
    İLBEYİ: (Tür.) Er. - Eski Türkler'de ve Osmanlılarda bazı oymak beyleri ve ileri gelenler için kullanılan ünvan.
    İLBİLGE: (Tür.) Er. - Bir ülkenin tanınmış saygın, bilgin kişisi.
    İLCAN: (Tür.) Er. - Ülkenin canı, sevdiği kişisi.
    İLDEMİR: (Tür.) Er. - Ülkenin en sağlam, güçlü, kuvvetli kişisi,
    İLDENİZ: (Tür.). 1. Ülkenin denizi. İldeniz Şemseddin: Azerbaycan Atabeyleri diye de anılan İldenizler Sülalesinin kurucusu. Kıpçaklardandır. (Öl. 1175). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLENÇ: (Tür.) Er. - İlenmek amacıyla söylenen söz, ilenme.
    İLEY: (Fars.). 1. Huzur. 2. Yan, yön, karşı taraf. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLGAR: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde at koşularına ve tören olarak yapılan koşulara verilen ad. 2. Atın dört nala koşması.
    İLGARİ: (Tür.). 1. Artukluların Mardin ve Silvan kolundan iki Atabeyin adı. 2. Komutan, önder.
    İLGİ: (Tür.). 1. İki nesne arasındaki bağ, alaka. 2. Kimyada bir cismin başka bir cisimle birleşmeye olan meyli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLGÜ: (Tür.). Engel, mania. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLGÜL: (Tür.) Ka. 1. Ülkenin gülü. 2. Çok güzel kadın.
    İLGÜN: (Fars.) Ka. - Halk, ahali.
    İLHAM: (Ar.). 1. Allah tarafından insanın gönlüne doldurulan şey. 2. Peygamberin gönlüne gelen ilahi düşünceler. 3. Günlük, olağan şey. 4. İçe-gönüle doğma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLHAMİ: (Ar.) Er. - (bkz. İlham).
    İLHAN: (Fars.) Er. - Moğol hükümdarlarına verilen unvan.
    İLİG: (Tür.) Er. - Hükümdar ve hükümdar ailesi mensuplan.
    İLİGHAN: (Tür.) Er. Karahanlı hükümdar.
    İLKAN: (Tür.) Er. 1. İlk kan. 2. İran'da İlhanlılar'dan sonra bir devlet kuran Türk hükümdarı.
    İLKAY: (Tür.). - Yeni ay, ayın ilk hali. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLKBAHAR: (Tür.) Ka. - Yılın ilk mevsimi, bahar.
    İLKBAL: (Tür.) Ka. - İlk doğan kız çocuklarına verilen ad.
    İLKCAN: (Tür.) Er. - İlk doğan erkek çocuklarına verilen ad.
    İLKE: (Tür.) 1. Kendisinden türetilen ilk madde. 2. Temel düşünce, temel kanı, umde, prensip. 3. Temel bilgi. 4. Öncül. 5. Davranış kuralı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLKEHAN: (Tür.) Er. - Yeni ilkeler, kanunlar koyan hükümdar, yönetici.
    İLKER: (Tür.) Er. - İlk doğan çocuk.
    İLKİM: (Tür.). - İlk doğan çocuklara verilen ad. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLKİN: (Tür.) - Önce, öncelikle, uydurma bir kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLKNAZ: (Tür.) Ka. - İlk doğan kız çocuklarına verilen isim.
    İLKNUR: (Tür.) Ka. - İlk ay, ayın ilk hali.
    İLKSEL: (Tür.) - Uzun süre çocuğu olmayanların daha sonra ikiz ve üçüz çocukları olduğunda verilen isim. -Erkek ve kadın adı olarak kulanılır.
    İLKSEN: (Tür.) - (bkz. İlknaz). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLKSER: (Tür.) Er. - İlk baş, ilk önce, birinci.
    İLKSEV: (Tür.) Ka. - (bkz, İlknaz).
    İLKSEN: (Tür.) Ka. - (bkz. İlksen).
    İLKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, mutlu, uğurlu ülke.
    İLKUTAY: (Tür.) Er. - Kutsal ülke.
    İLKYAZ: (Ar.) Ka. - İlkbahar, yaz başlarında doğanlara verilen ad.
    İLLİYYUN: (Ar.). - Gökyüzünün ve cennetin en yüksek tabakası. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLMA: (Ar.). 1. Parlatma. 2. Belirleme, işaret etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLMEN: (Tür.) Er. - Bir ülke halkından olan kimse, yurttaş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLMİ: (Ar.) Er. - İlimle, bilgi ile ilgili.
    İLMİYE: (Ar.) Ka. - İlme ait, ilme mensup.
    İLSAK: (Ar.) - Birleştirme, kavuşturma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLSAVUN: (Tür.) Er. - Ülkeni düşmanlardan koru.
    İLSEV: (Tür.) - Ülkeni sev, ülkesini seven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLSEVEN: (Tür.) - (bkz. İlsev).
    İLSU: (Tür.) - Ülkenin suyu, bereketi, bolluğu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLŞEN: (Tür.) Ka. - Mtlu, şen ülke.
    İLTAN: (Tür.) Er. - Ülkeni tanı, ülkesini tanıyan seven.
    İLTAY: (Tür.) Er. - (bkz. İltan).
    İLTEBER: (Tür.) Er. - Eski Türklerde vali, kumandan anlamlarında unvan.
    İLTEKİN: (Tür.) Er. - Tek ve eşsiz ülke.
    İLTEMİR: (Tür.) Er. - (bkz. İltekin).
    İLTEMİZ: (Tür.) Er. - (bkz. İltekin).
    İLTEMÜR: (Tür.) Er. - (bkz. İltekin).
    İLTER: (Tür.) Er. - Yurdunu seven, koruyan, gözeten.
    İLTİCAULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a sığınma, iltica etme.
    İLTİFAF: (Ar.) Ka. 1. Sarınma, bürünme, örtünme. 2. Çiçeklerin bürüm bürüm katmerleşmesi.
    İLTİFAT: (Ar.) 1. Yüzünü çevirip bakma. 2. Dikkat. 3. Hatır sorma, gönül alma. 4. Sözünü başka bir kişiye çevirme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLTİKA: (Ar.) Ka. - Rast gelme, kavuşma, karşılaşma, buluşma.
    İLTİKAULLAH: (Ar.) - Allah'a kavuşma, hidayete erme.
    İLYAS: (İbr.) Er. - Yağmurlara hükmeden İsrail peygamberi. Kur'an-ı Kerim'de 3 yerde adı geçen peygamberin ismidir. Hızır (a.s.) olduğunu söyleyenler vardır.
    İMAD: (Ar.) Er. - Direk, kolon.
    İMADEDDİN: (Ar.). 1. Dinin direği. Daha çok unvan olarak kullanılır. -Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
    İMAM: (Ar.) Er. 1. Namazda kendisine uyulan kimse. 2. Önde bulunan, önayak olan kimse. 3. Halife. Devlet başkanı. 4. Mezhep kuran yüksek dereceli alim. 5. Hz. Ali neslinden gelen. 6. İmam-ı Âzam: Hanefiyye mezhebinin kurucusu.
    İMÂR: (Ar.) Er. - Şenlendirme, bayındırma.
    İMAREDDİN: (Ar.) Er. - Dini alanda yenilik yapan, dinin yönlendirdiği kimse. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
    İMDÂD: (Ar.) Er. 1. Yardım eden. 2. Yardıma gönderilen kuvvet. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
    İMER: (Tür.) - Çok zengin, varlıklı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İMGE: (Tür.) - Hayal karşılığı olarak kullanılan ve Fransızca İmaj kelimesine benzetilerek uydurulan kelime.
    İMRÂN: (Ar.) Er. 1. Evine bağlı kalan. 2. Hz. Meryem'in babası, Âl-i İmran: İmran ailesi. Musa, Harun-Meryem ve İsa. - Kur'an-ı Kerim'in 3. suresi.
    İMREN: (Tür.) - Görülen bir şeyi veya herhangi bir isteği elde etmek istemi, gıbta. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İMRUZ: (Fars.) - Bugün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNAK: (Ar.) Er. - Gerçek dost, arkadaş, sırdaş.
    İNAKA: (Ar.) Ka. - Aşın güzelliği ve çekiciliği ile hayat verme, verilme.
    İNALKUT: (Tür.) Er. - İnanılan doğru, uğurlu ve kutlu kimse.
    İNALTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. İnalkut).
    İNAMULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın nimeti, iyiliği.
    İNAN: (Ar.) Er. 1. Dizgin. 2. İdare etme, yürütme. 3. (Tür.) Bir kimse ya da şeyin doğruluğunu büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme, iman.
    İNANÇ: (Tür.) Er. 1. Bir fikre olan bağlılık, kesin kabul. 2. İman. 3. Kesin kabulle bağlanılan şey. 4. İnanılır şey. 5. Doğru, emin.
    İNANÖZ: (Tür.) Er. - Özünde inanç olan, iman eden.
    İNARE: (Ar.). - Nurlandırma, aydınlatma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNAYET: (Ar.) Ka. 1. Dikkat. 2. Gayret, özenme. 3. Lütuf, ihsan, iyillik.
    İNAYETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın lütfü. Allah'ın ihsanı. İnayetullah Kenbu: Şah Cihan dönemini anlatan, Şahcihanname isimli yapıtın sahibi. Hintli tarihçi, yazar.
    İNCİ: (Tür.) Ka. 1. İstiridye cinsinden deniz hayvanlarının içinde çıkan parlak, yuvarlak ve ziynet eşyası olarak kullanılan kıymetli taş. 2. Küçük, temiz ve sevimli. 3. Kıymetli.
    İNCİFEM: (t.a.i.) Ka. - İnci gibi güzel ağızlı.
    İNCİFER: (t.f.i.) Ka. - İnci gibi parlak güzel.
    İNCİLÂ: (Ar.) Ka. 1. Parlama, cilalama. 2. Görünme, belli olma. 3. Parlaklık, ışık.
    İNCİLAY: (Tür.) Ka. - Ay'ın en ince olan zamanı. - İnci ve ay kelimelerinden birleşik isim.
    İNCİSER. (t.f.i.) Ka. - Baş inci, en güzel inci.
    İNDİRA: (Ar.) 1. Girişim. 2. Öne geçme. 3. Bulut altından sıyrılma. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNFAKULLAH: (Ar.). - Allah'ın yardımı, nafakası, infakı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNKİYADULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a boyun eğme, teslim olma, kendini teslim etme.
    İNŞAT: (Ar.) Er. - Neşelendirme, (bkz. Neşet).
    İNŞAULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın yapması, meydana getirmesi.
    İNŞİLÂL: (Ar.) 1. Şelale oluşturma. 2. Şiddetle dökülme, atılarak akma.-Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNŞİRAH: (Ar.) Er. 1. Açılma. 2. Açıklık, ferahlık. - Kur'an-ı Kerim'de bir süre adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNŞİRAK: (Ar.) 1. Çatlayıp yarılma, yarık olma. 2. Parlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İPAR: (Tür.) Ka. 1. Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun sarımtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez.
    2. Güzel koku, misk, anber.
    İPEK: (Tür.) Ka. - İpekböceği denilen ve dut yaprağı ile beslenen kurdun ördüğü koza çözülerek elde edilen, kumaş dokumada kullanılan parlak ve ince tel.
    İRADE: (Ar.) Er. 1. İstem. 2. Emir. 3. (bkz. İstem).
    İRCA: (Ar.) 1. Geri çevirme, geri döndürme. 2. (Kim.) indirgeme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İREM: (Ar.) 1. Cennet bahçesi. 2. Ok veya kurşun atılan nişan tahtası. 3. Cenk denilen musiki aleti ve bunu icad edenin adı. 4. Ad kavmi zamanında, Şeddad tarafından cennete benzetilme amacıyla yapılan bahçe olup, Şam'da veya Yemen'de bulunduğu söylenir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İREN: (Ar.) 1. Özgür, hür. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRFAN: (Ar.) 1. Bilme, anlama. 2. Gerçeği sezme, kavrama gücü. 3. Dini gerçek ve sırlan biliş. 4. Kültür. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRFAT: (Ar.) Er. - Yardım etme, bir şey verme.
    İRGÜN: (Tür.) - Sabahın erken saatleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRMAN: (Fars.) 1. Çağrısız gelen kimse. 2. Dalkavuk. 3. Eğreti. 4. Arzu, istek. 5. Pişmanlık. - Erkek ve ka*dın adı olarak kullanılır.
    İRMEGÂN: (Fars.) Ka. 1. Uğurluluk, saadet, ikbal. 2. Terbiye eden.
    İRSAD: (Ar.) Ka. 1. Hazırlama. 2. Hazır olma.
    İRSALULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın göndermesi, yollaması, Allah'tan gelen.
    İRSEN: (Ar.) - Miras olarak, anadan babadan geçerek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRŞAD: (Ar.) 1. Doğru yolu gösterme uyarma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRŞADULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın irşadı.
    İRTEK: (Tür.) Er. 1. Şafak vaktinde doğan. 2. Masal, efsane.
    İRTİZA: (Ar.) Er. - Razı olma, uygun bulma, beğenme, seçme.
    İRVA: (Ar.) Ka. - Suya kandırma.
    İRZA: (Ar.) - Gönlünü etme, hoşnut etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRZİZ: (Ar.) Ka. 1. Titreme. 2. Dolu tanesi. 3. Dik ses.
    İSA: (Ar.) Er. - Dört büyük peygamberden biri. Dört büyük kitaptan İncil'in kendisine gönderildiği, Fir'avunlarla verdiği muhteşem mücadeleyle bilinen büyük peygamber. Kur'an'da 25 yerde ismi geçmektedir.
    İSABET: (Ar.) 1. Düşme, (isabet). 2. Düşme, çıkma. 3. Değme, tutma. 4. Yerindelik, yazılmazlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSAD: (Ar.) Er. 1. Yüceltme, yükseltme. 2. Kutlu kalma.
    İSADE: (Ar.) Ka. - (bkz. İsad).
    İSAF: (Ar.) Er. - Bir isteği, dileği yerine getirme.
    İSAR: (Ar.) Er. 1. İkram, bahşiş. 2. Cömertlikle verme. 3. Dökme, saçma, serpme. 4. Kendi muhtaç olduğu halde bahşiş verme.
    İSARE: (Ar.) Ka. - (bkz. İsar).
    İSASE: (Ar.) Ka. 1. Göz ucuyla bakma. 2. Camiyet. 3. Zenginlik, servet.
    İSFENDİYAR: (Fars.) Er. - İran mitolojisinde adı geçen hükümdarın adı.
    İSFİD: (Fars.) 1. Ak, beyaz renkli. 2. (bkz. Esfid). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSHAK: (İbr.) Er. 1. İbranice "Gülme" anlamına geldiği söylenir. 2. Hz. İbrahim'in 2 oğlundan biri olan ve Ya'kub (a.s.)'un babası. Peygamberdir. Kur'an'da 17 yerde ismi geçen peygamberlerdendir.
    İSKENDER: Er. - M.Ö. 356-323 yıllan arasında yaşayan ve 20 yaşında hükümdar olan Makedonya kralı, Aristo'dan ders almıştır. Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye, Mısır, Hindistan'ı istila eden hükümdara, Büyük İskender lakabı takılmıştır. 33 yaşında ölmüştür.
    İSLÂM: (Ar.) Er. 1. Muhammed(s.a.s)'e nazil olan ve kendisi tarafından insanlığa tebliğ edilen din, Allah'ın en son dini. 2. Allah'a teslim olma, onun emirlerine uyup, yasaklarından kaçınma. 3. İyi geçinme, barış içinde olma.
    İSMÂH: (Ar.) Er. 1. Semahatli, cömert kılma. 2. Mülayim ve itaatli.
    İSMAİL: (Ar.) Er. - Hz. İbrahim (a.s.)'in oğlu. İbrahim (a.s.) O'nu Allah'a kurban olarak adamış ve sözünde durmak için harekete geçmiştir.
    Fakat Allah (c.c.) O'nu son anda Cebrail aracılığıyla durdurmuş ve bu imtihanı kazandığını bildirmiştir. İsmail (a.s.) Kur'an'da ismi geçen peygamberlerdendir ve babasıyla beraber Ka'be'yi inşa etmişlerdir.
    İSMET: (Ar.) 1. Masumluk, günahsızlık, temizlik. 2. Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Peygamberin sıfatlarındandır.
    İSMİHAN: (Ar.) - Hükümdar isimleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSMİNAZ: (a.f.i.) Ka. 1. Naz isminde. 2. Çok nazlı olan.
    İSMİNUR: (Ar.) Ka. - Nur ismini alan.
    İSMİRAR: (Ar.). - Esmerleşme, kara olma, kararma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.
    İSNÂ: (Ar.) 1. Övme, şükretme. 2. Değerini yükseltme. 3. Bir yerde uzun zaman kalma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSRA: (Ar.) Ka. 1. Yürütme, geceleyin yürütme gönderme. 2. Hz. Peygamberin miraç gecesi. 3. Kur'an-ı Kerim'in 17. suresi.
    İSRÂC: (Ar.) 1. Yakma, yandırma. 2. Aydınlatma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSRAFİL: (Ar.) Er. - Dört büyük melekten sura üfürme görevi verilen melek.
    İSRAİL: (İbr.) - Ya'kub peygamberin lakabı. Sonradan onun soyundan gelenler İsrailoğullan diye anılmışlardır. İsrailoğullan, Kur'an'da çok sık kullanılan bir isimdir.
    İSTÂRE: (Fars.) Ka. - Yıldız, necm, sitare.
    İSTEM: (Ar.) 1. Zulüm ve sitem. 2. İsim olarak kullanılması uygun değildir.
    İSTEMİHAN: (Tür.) - Göktürk devletinin kurucusu Bumin kağanın kardeşi olan Türk hakanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSTİHSAN: (Ar.) - Güzel bulma, beğenme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSTİKBAL: (Ar.) 1. Gelecek zaman. 2. Geleni karşılama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İŞCAN: (Tür.) Er. - Çalışmayı seven, çalışkan.
    İŞVE: (Ar.) Ka. - Güzellerin gönül alıcı, gönül aldatıcı, nazlı davranışı.
    İTKAN: (Ar.) Er. 1. Sağlamlaştırma. 2. İnanma.
    İVAR: (Fars.) Ka. - Düzülmüş, koşulmuş, hazırlanmış.
    İYEM: (Tür.) - Güzellik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İYİSAN: (Tür.) - İyi adla anılan, iyi tanınan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İZAN: (Ar.) 1. Anlayış, kavrayış, akıl. 2. Terbiye, edeb. 3. Boyun eğme, göz dinleme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İZANULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a boyun eğme, Allah'ın terbiyesi.
    İZEM: (Ar.) - Büyüklük, ululuk. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İZGİ: (Tür.) - (bkz. İzgü).
    İZGÜ: (Tür.) - İyi güzel, akıllı, adaletli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İZGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. İzgü).
    İZGÜN: (Tür.) Er. - (bkz. İzgü).
    İZHAN: (Tür.) Er. - İyiliğin, güzelliğin hakimi, yönetici.
    İZHANIM: (Tür.) Ka. - (bkz. İzhan).
    İZHAR: (Ar.) Er. - Gösterme, meydana çıkarma.
    İZRA: (Ar.) 1. Aşın övme. 2. Altın arama. 3. Korkutma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İZZET: (Ar.) Er. 1. Değer kıymet yücelik, ululuk. 2. Kuvvet, kudret. 3. Hürmet, saygı ikram izan.



  3. 06.Mayıs.2013, 14:44
    2
    Devamlı Üye



    İBADULLAH: (Ar.) Er. 1. Allah'ın kullan, insanlar, (bkz. Abdullah). 2. Çok, pek çok.
    İBER: (Ar.). - İbretler, alınan kötü dersler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İBHAC: (Ar.). - Sevindirme, sevindirilme. - Erkek ve kadın adı olarakkullanılır.
    İBİŞ: (Tür.) Er. l. Ortaoyunu ve kukla tiplerinde gülünç şahıs. 2. Avanak, sersem. Daha çok takma isim olarak kullanılır.
    İBN: (Ar.) Er. - Erkek çocuk demektir. Araplarda birçok şahıs babalarının isimleriyle anılmıştır. İbn Abbas (Abdullah): Rasulullah 'in amcası Abbas'ın oğlu. Sahabedendir.
    İBRA: (Ar.). Beri kılma, beraat etme, temize çıkarılma, aklanma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İBRAHİM: (Ar.) Er. 1. İnananların babası. 2. Hakların babası. 3. Kur'an'da ismi geçen İbrahim peygamber.
    İBRET: (Ar.) Ka. 1. Bir olaydan, kötü bir durumdan ders alma. 2. İbret alınacak olay, iş, acaip, tuhaf.
    İBRİN: (Ar.) Ka. - Yüzü parlak, güzel olan sevgili.
    İBRİNŞAK: (Ar.) Ka. - Ağaçta, çiçek açma, ağacın çiçeğinin tomurcuğunu yarıp çıkması.
    İBRİZ: (Ar.). - Halis, saf altın. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İBSAN: (Ar.) Er. - İnsanın yüzü veya huyu güzel olma.
    İBŞAR: (Ar.) - Müjde verme, müjdeleme, muştulama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İCAZET: (Ar.) Ka. 1. İzin, ruhsat. 2. Diploma.
    İCAB: (Ar.) Er. 1. Lazım gelme, gerçek. 2. Bir sözleşme için ilk söylenen söz. 3. Olumlama, olumlu hale gelme.
    İCÂBET: (Ar.) Ka. 1. Kabul etme, kabul edilme. 2. Razı olma, uyma.
    İCÂBİ: (Ar.) Er. - (bkz. İcab).
    İCİ: (Fars.) Er. 1. Hükümdar veziri vekili. 2. Atmaca.
    İCLÂL: (Ar.) Ka. 1. Büyültme, saygı gösterme, ikram. 2. Büyüklük, kudret ve kuvvet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İCMA: (Ar.) Ka. - Dağınık şeyleri toplama, biraraya getirme.
    İCMÂL: (Ar.). 1. Özetleme. 2. Özet. 3. Cem, toplama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İÇKİN: (Tür.). - Varlığın içinde bulunduğu varlığın yapısına karışmış olan. 2. Yalnızca bilinçte olan. 3. Deney içinde kalan, deneyi aşmayan. 4.Dünya içinde dünyada olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İÇÖZ: (Tür.) Er. - İçli, özlü değerli.
    İÇTEN: (Tür.). - Yürekten, candan, samimi. En önemli, can alıcı noktasından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İDİCANAN: (Ar.) Ka. - Sevgilinin bayramı.
    İDİKUT: (Tür.) Er. 1. Kutlu, saadetli. 2. Yüksek rütbeli. 3. Eski Türklerde bir hükümdar ünvanı.
    İDİL: (Yun.i.) Ka. 1. Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. 2. Küçük ve şairane resim. 3. İçten ve saf aşk.
    İDLÂL: (Ar.) Ka. - Naz etme, nazlanma, aşın derecede nazlanma.
    İDRİS: (Ar.) Er. 1. Meyvesi hoş kokulu, kerestesi güzel bir kiraz türü. 2. İlim ve fende ileri seviyede olan anlamında. 3. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen İdris peygamber. 4. İlk kez giysi dikip giydiği için terzilerin, ilk kez kalem kullandığı için yazarların piri sayılmaktadır.
    İFAKAT: (Ar.) Ka. 1. Hastalıktan kurtulma, iyileşme. 2. Ayılma.
    İFAZA: (Ar.). 1. Feyizlendirme, feyz ve nur verme. 2. Kabı taşıncaya kadar doldurma. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
    İFDAL: (Ar.). 1. Lütuf ve bağış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İFFET: (Ar.) Ka. 1. Afiflik, temizlik. 2. Namus.
    İFHAR: (Ar.) Er. - Onurlandırma, üstün etme.
    İFTİHAR: (Ar.). 1. Şeref, şan. 2. Övünme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İĞDEMİR: (Tür.) Er. - Marangozlukta ağaç delmek için kullanılan çelik araç.
    İHLAS: (Ar.) Er. 1. Halis, temiz doğru sevgi. 2. Gönülden gelen dostluk, samimiyet, doğruluk, bağlılık. 3. Kur'an-ı Kerim'in 112. suresinin adı.
    İHMİRÂR: (Ar.) Ka. Kızarma, kızıllık.
    İHSAN: (Ar.) Er. 1. İyilik etme. 2. Bağış bağışlama. 3. Verilen bağışlanan şey. 4. Lütuf, iyilik.
    İHTİMAM: (Ar.) Er. - Dikkatle çalışma, önemle inceleme.
    İHTİRAM: (Ar.) Er. - Saygı, hürmet.
    İHTİŞAM: (Ar.). - Büyüklük, göz alıcılık, gösterişlilik, görkem. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İHVAN: (Ar.). 1. Sadık, samimi candan dostlar. 2. Aynı tarikata mensup insanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İHYA: (Ar.). 1. Diriltme, diriltilme, canlandırma. 2. Taze can verircesine iyilik lütfetme. 3. Yeniden kuvvetlendirme. 4. Uyandırma, canlandırma, tazelik verme. 5. Allah'ın sıfatlarından. - İsim olarak kullanılmaz.
    İKAN: (Ar.). - Sağlam biliş, bilme. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKBÂL: (Ar.). 1. Birine doğru dönme. 2. Baht-talih. 3. İşlerin yolunda gitmesi, bahtlı, saadetli, mutlu olması. 4. Arzu, istek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKBAR: (Ar.). Büyük, ulu görme, görülme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKDAM: (Ar.). 1. İlerleme. 2. İlerlemeye çalışma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKLİL: (Ar.) Ka. - Taç esfer.
    İKLİM: (Yun.). - Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olayların tümü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKRAM: (Ar.). 1. Hürmet, saygı gösterme. 2. Ağırlama. 3. Bir şeyi hediye, armağan olarak verme. 4. Hesap dışı yapılan inceleme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKRAMULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın ikramı, nimeti, bağışı.
    İKSİR: (Ar.). 1. Ortaçağ kimyacılarının olağanüstü etkili güçte varsaydıkları cisim. 2. Etkili, yarar şurup. 3. En etkili neden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İKTİDAULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a tabi olma, uyma.
    İLBAŞI: (Tür.) Er. - Selçuklular'da köy yöneticisi.
    İLBEY: (Tür.) Er. - Bir müddet "vali" karşılığında resmen kullanılan uydurma kelime.
    İLBEYİ: (Tür.) Er. - Eski Türkler'de ve Osmanlılarda bazı oymak beyleri ve ileri gelenler için kullanılan ünvan.
    İLBİLGE: (Tür.) Er. - Bir ülkenin tanınmış saygın, bilgin kişisi.
    İLCAN: (Tür.) Er. - Ülkenin canı, sevdiği kişisi.
    İLDEMİR: (Tür.) Er. - Ülkenin en sağlam, güçlü, kuvvetli kişisi,
    İLDENİZ: (Tür.). 1. Ülkenin denizi. İldeniz Şemseddin: Azerbaycan Atabeyleri diye de anılan İldenizler Sülalesinin kurucusu. Kıpçaklardandır. (Öl. 1175). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLENÇ: (Tür.) Er. - İlenmek amacıyla söylenen söz, ilenme.
    İLEY: (Fars.). 1. Huzur. 2. Yan, yön, karşı taraf. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLGAR: (Tür.) Er. 1. Eski Türklerde at koşularına ve tören olarak yapılan koşulara verilen ad. 2. Atın dört nala koşması.
    İLGARİ: (Tür.). 1. Artukluların Mardin ve Silvan kolundan iki Atabeyin adı. 2. Komutan, önder.
    İLGİ: (Tür.). 1. İki nesne arasındaki bağ, alaka. 2. Kimyada bir cismin başka bir cisimle birleşmeye olan meyli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLGÜ: (Tür.). Engel, mania. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLGÜL: (Tür.) Ka. 1. Ülkenin gülü. 2. Çok güzel kadın.
    İLGÜN: (Fars.) Ka. - Halk, ahali.
    İLHAM: (Ar.). 1. Allah tarafından insanın gönlüne doldurulan şey. 2. Peygamberin gönlüne gelen ilahi düşünceler. 3. Günlük, olağan şey. 4. İçe-gönüle doğma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLHAMİ: (Ar.) Er. - (bkz. İlham).
    İLHAN: (Fars.) Er. - Moğol hükümdarlarına verilen unvan.
    İLİG: (Tür.) Er. - Hükümdar ve hükümdar ailesi mensuplan.
    İLİGHAN: (Tür.) Er. Karahanlı hükümdar.
    İLKAN: (Tür.) Er. 1. İlk kan. 2. İran'da İlhanlılar'dan sonra bir devlet kuran Türk hükümdarı.
    İLKAY: (Tür.). - Yeni ay, ayın ilk hali. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLKBAHAR: (Tür.) Ka. - Yılın ilk mevsimi, bahar.
    İLKBAL: (Tür.) Ka. - İlk doğan kız çocuklarına verilen ad.
    İLKCAN: (Tür.) Er. - İlk doğan erkek çocuklarına verilen ad.
    İLKE: (Tür.) 1. Kendisinden türetilen ilk madde. 2. Temel düşünce, temel kanı, umde, prensip. 3. Temel bilgi. 4. Öncül. 5. Davranış kuralı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLKEHAN: (Tür.) Er. - Yeni ilkeler, kanunlar koyan hükümdar, yönetici.
    İLKER: (Tür.) Er. - İlk doğan çocuk.
    İLKİM: (Tür.). - İlk doğan çocuklara verilen ad. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLKİN: (Tür.) - Önce, öncelikle, uydurma bir kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLKNAZ: (Tür.) Ka. - İlk doğan kız çocuklarına verilen isim.
    İLKNUR: (Tür.) Ka. - İlk ay, ayın ilk hali.
    İLKSEL: (Tür.) - Uzun süre çocuğu olmayanların daha sonra ikiz ve üçüz çocukları olduğunda verilen isim. -Erkek ve kadın adı olarak kulanılır.
    İLKSEN: (Tür.) - (bkz. İlknaz). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLKSER: (Tür.) Er. - İlk baş, ilk önce, birinci.
    İLKSEV: (Tür.) Ka. - (bkz, İlknaz).
    İLKSEN: (Tür.) Ka. - (bkz. İlksen).
    İLKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, mutlu, uğurlu ülke.
    İLKUTAY: (Tür.) Er. - Kutsal ülke.
    İLKYAZ: (Ar.) Ka. - İlkbahar, yaz başlarında doğanlara verilen ad.
    İLLİYYUN: (Ar.). - Gökyüzünün ve cennetin en yüksek tabakası. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLMA: (Ar.). 1. Parlatma. 2. Belirleme, işaret etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLMEN: (Tür.) Er. - Bir ülke halkından olan kimse, yurttaş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLMİ: (Ar.) Er. - İlimle, bilgi ile ilgili.
    İLMİYE: (Ar.) Ka. - İlme ait, ilme mensup.
    İLSAK: (Ar.) - Birleştirme, kavuşturma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLSAVUN: (Tür.) Er. - Ülkeni düşmanlardan koru.
    İLSEV: (Tür.) - Ülkeni sev, ülkesini seven. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLSEVEN: (Tür.) - (bkz. İlsev).
    İLSU: (Tür.) - Ülkenin suyu, bereketi, bolluğu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLŞEN: (Tür.) Ka. - Mtlu, şen ülke.
    İLTAN: (Tür.) Er. - Ülkeni tanı, ülkesini tanıyan seven.
    İLTAY: (Tür.) Er. - (bkz. İltan).
    İLTEBER: (Tür.) Er. - Eski Türklerde vali, kumandan anlamlarında unvan.
    İLTEKİN: (Tür.) Er. - Tek ve eşsiz ülke.
    İLTEMİR: (Tür.) Er. - (bkz. İltekin).
    İLTEMİZ: (Tür.) Er. - (bkz. İltekin).
    İLTEMÜR: (Tür.) Er. - (bkz. İltekin).
    İLTER: (Tür.) Er. - Yurdunu seven, koruyan, gözeten.
    İLTİCAULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a sığınma, iltica etme.
    İLTİFAF: (Ar.) Ka. 1. Sarınma, bürünme, örtünme. 2. Çiçeklerin bürüm bürüm katmerleşmesi.
    İLTİFAT: (Ar.) 1. Yüzünü çevirip bakma. 2. Dikkat. 3. Hatır sorma, gönül alma. 4. Sözünü başka bir kişiye çevirme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İLTİKA: (Ar.) Ka. - Rast gelme, kavuşma, karşılaşma, buluşma.
    İLTİKAULLAH: (Ar.) - Allah'a kavuşma, hidayete erme.
    İLYAS: (İbr.) Er. - Yağmurlara hükmeden İsrail peygamberi. Kur'an-ı Kerim'de 3 yerde adı geçen peygamberin ismidir. Hızır (a.s.) olduğunu söyleyenler vardır.
    İMAD: (Ar.) Er. - Direk, kolon.
    İMADEDDİN: (Ar.). 1. Dinin direği. Daha çok unvan olarak kullanılır. -Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
    İMAM: (Ar.) Er. 1. Namazda kendisine uyulan kimse. 2. Önde bulunan, önayak olan kimse. 3. Halife. Devlet başkanı. 4. Mezhep kuran yüksek dereceli alim. 5. Hz. Ali neslinden gelen. 6. İmam-ı Âzam: Hanefiyye mezhebinin kurucusu.
    İMÂR: (Ar.) Er. - Şenlendirme, bayındırma.
    İMAREDDİN: (Ar.) Er. - Dini alanda yenilik yapan, dinin yönlendirdiği kimse. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
    İMDÂD: (Ar.) Er. 1. Yardım eden. 2. Yardıma gönderilen kuvvet. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
    İMER: (Tür.) - Çok zengin, varlıklı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İMGE: (Tür.) - Hayal karşılığı olarak kullanılan ve Fransızca İmaj kelimesine benzetilerek uydurulan kelime.
    İMRÂN: (Ar.) Er. 1. Evine bağlı kalan. 2. Hz. Meryem'in babası, Âl-i İmran: İmran ailesi. Musa, Harun-Meryem ve İsa. - Kur'an-ı Kerim'in 3. suresi.
    İMREN: (Tür.) - Görülen bir şeyi veya herhangi bir isteği elde etmek istemi, gıbta. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İMRUZ: (Fars.) - Bugün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNAK: (Ar.) Er. - Gerçek dost, arkadaş, sırdaş.
    İNAKA: (Ar.) Ka. - Aşın güzelliği ve çekiciliği ile hayat verme, verilme.
    İNALKUT: (Tür.) Er. - İnanılan doğru, uğurlu ve kutlu kimse.
    İNALTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. İnalkut).
    İNAMULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın nimeti, iyiliği.
    İNAN: (Ar.) Er. 1. Dizgin. 2. İdare etme, yürütme. 3. (Tür.) Bir kimse ya da şeyin doğruluğunu büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu ile benimseme, iman.
    İNANÇ: (Tür.) Er. 1. Bir fikre olan bağlılık, kesin kabul. 2. İman. 3. Kesin kabulle bağlanılan şey. 4. İnanılır şey. 5. Doğru, emin.
    İNANÖZ: (Tür.) Er. - Özünde inanç olan, iman eden.
    İNARE: (Ar.). - Nurlandırma, aydınlatma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNAYET: (Ar.) Ka. 1. Dikkat. 2. Gayret, özenme. 3. Lütuf, ihsan, iyillik.
    İNAYETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın lütfü. Allah'ın ihsanı. İnayetullah Kenbu: Şah Cihan dönemini anlatan, Şahcihanname isimli yapıtın sahibi. Hintli tarihçi, yazar.
    İNCİ: (Tür.) Ka. 1. İstiridye cinsinden deniz hayvanlarının içinde çıkan parlak, yuvarlak ve ziynet eşyası olarak kullanılan kıymetli taş. 2. Küçük, temiz ve sevimli. 3. Kıymetli.
    İNCİFEM: (t.a.i.) Ka. - İnci gibi güzel ağızlı.
    İNCİFER: (t.f.i.) Ka. - İnci gibi parlak güzel.
    İNCİLÂ: (Ar.) Ka. 1. Parlama, cilalama. 2. Görünme, belli olma. 3. Parlaklık, ışık.
    İNCİLAY: (Tür.) Ka. - Ay'ın en ince olan zamanı. - İnci ve ay kelimelerinden birleşik isim.
    İNCİSER. (t.f.i.) Ka. - Baş inci, en güzel inci.
    İNDİRA: (Ar.) 1. Girişim. 2. Öne geçme. 3. Bulut altından sıyrılma. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNFAKULLAH: (Ar.). - Allah'ın yardımı, nafakası, infakı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNKİYADULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a boyun eğme, teslim olma, kendini teslim etme.
    İNŞAT: (Ar.) Er. - Neşelendirme, (bkz. Neşet).
    İNŞAULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın yapması, meydana getirmesi.
    İNŞİLÂL: (Ar.) 1. Şelale oluşturma. 2. Şiddetle dökülme, atılarak akma.-Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNŞİRAH: (Ar.) Er. 1. Açılma. 2. Açıklık, ferahlık. - Kur'an-ı Kerim'de bir süre adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İNŞİRAK: (Ar.) 1. Çatlayıp yarılma, yarık olma. 2. Parlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İPAR: (Tür.) Ka. 1. Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun sarımtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez.
    2. Güzel koku, misk, anber.
    İPEK: (Tür.) Ka. - İpekböceği denilen ve dut yaprağı ile beslenen kurdun ördüğü koza çözülerek elde edilen, kumaş dokumada kullanılan parlak ve ince tel.
    İRADE: (Ar.) Er. 1. İstem. 2. Emir. 3. (bkz. İstem).
    İRCA: (Ar.) 1. Geri çevirme, geri döndürme. 2. (Kim.) indirgeme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İREM: (Ar.) 1. Cennet bahçesi. 2. Ok veya kurşun atılan nişan tahtası. 3. Cenk denilen musiki aleti ve bunu icad edenin adı. 4. Ad kavmi zamanında, Şeddad tarafından cennete benzetilme amacıyla yapılan bahçe olup, Şam'da veya Yemen'de bulunduğu söylenir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İREN: (Ar.) 1. Özgür, hür. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRFAN: (Ar.) 1. Bilme, anlama. 2. Gerçeği sezme, kavrama gücü. 3. Dini gerçek ve sırlan biliş. 4. Kültür. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRFAT: (Ar.) Er. - Yardım etme, bir şey verme.
    İRGÜN: (Tür.) - Sabahın erken saatleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRMAN: (Fars.) 1. Çağrısız gelen kimse. 2. Dalkavuk. 3. Eğreti. 4. Arzu, istek. 5. Pişmanlık. - Erkek ve ka*dın adı olarak kullanılır.
    İRMEGÂN: (Fars.) Ka. 1. Uğurluluk, saadet, ikbal. 2. Terbiye eden.
    İRSAD: (Ar.) Ka. 1. Hazırlama. 2. Hazır olma.
    İRSALULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın göndermesi, yollaması, Allah'tan gelen.
    İRSEN: (Ar.) - Miras olarak, anadan babadan geçerek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRŞAD: (Ar.) 1. Doğru yolu gösterme uyarma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRŞADULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın irşadı.
    İRTEK: (Tür.) Er. 1. Şafak vaktinde doğan. 2. Masal, efsane.
    İRTİZA: (Ar.) Er. - Razı olma, uygun bulma, beğenme, seçme.
    İRVA: (Ar.) Ka. - Suya kandırma.
    İRZA: (Ar.) - Gönlünü etme, hoşnut etme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İRZİZ: (Ar.) Ka. 1. Titreme. 2. Dolu tanesi. 3. Dik ses.
    İSA: (Ar.) Er. - Dört büyük peygamberden biri. Dört büyük kitaptan İncil'in kendisine gönderildiği, Fir'avunlarla verdiği muhteşem mücadeleyle bilinen büyük peygamber. Kur'an'da 25 yerde ismi geçmektedir.
    İSABET: (Ar.) 1. Düşme, (isabet). 2. Düşme, çıkma. 3. Değme, tutma. 4. Yerindelik, yazılmazlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSAD: (Ar.) Er. 1. Yüceltme, yükseltme. 2. Kutlu kalma.
    İSADE: (Ar.) Ka. - (bkz. İsad).
    İSAF: (Ar.) Er. - Bir isteği, dileği yerine getirme.
    İSAR: (Ar.) Er. 1. İkram, bahşiş. 2. Cömertlikle verme. 3. Dökme, saçma, serpme. 4. Kendi muhtaç olduğu halde bahşiş verme.
    İSARE: (Ar.) Ka. - (bkz. İsar).
    İSASE: (Ar.) Ka. 1. Göz ucuyla bakma. 2. Camiyet. 3. Zenginlik, servet.
    İSFENDİYAR: (Fars.) Er. - İran mitolojisinde adı geçen hükümdarın adı.
    İSFİD: (Fars.) 1. Ak, beyaz renkli. 2. (bkz. Esfid). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSHAK: (İbr.) Er. 1. İbranice "Gülme" anlamına geldiği söylenir. 2. Hz. İbrahim'in 2 oğlundan biri olan ve Ya'kub (a.s.)'un babası. Peygamberdir. Kur'an'da 17 yerde ismi geçen peygamberlerdendir.
    İSKENDER: Er. - M.Ö. 356-323 yıllan arasında yaşayan ve 20 yaşında hükümdar olan Makedonya kralı, Aristo'dan ders almıştır. Yunanistan, İran, Anadolu, Suriye, Mısır, Hindistan'ı istila eden hükümdara, Büyük İskender lakabı takılmıştır. 33 yaşında ölmüştür.
    İSLÂM: (Ar.) Er. 1. Muhammed(s.a.s)'e nazil olan ve kendisi tarafından insanlığa tebliğ edilen din, Allah'ın en son dini. 2. Allah'a teslim olma, onun emirlerine uyup, yasaklarından kaçınma. 3. İyi geçinme, barış içinde olma.
    İSMÂH: (Ar.) Er. 1. Semahatli, cömert kılma. 2. Mülayim ve itaatli.
    İSMAİL: (Ar.) Er. - Hz. İbrahim (a.s.)'in oğlu. İbrahim (a.s.) O'nu Allah'a kurban olarak adamış ve sözünde durmak için harekete geçmiştir.
    Fakat Allah (c.c.) O'nu son anda Cebrail aracılığıyla durdurmuş ve bu imtihanı kazandığını bildirmiştir. İsmail (a.s.) Kur'an'da ismi geçen peygamberlerdendir ve babasıyla beraber Ka'be'yi inşa etmişlerdir.
    İSMET: (Ar.) 1. Masumluk, günahsızlık, temizlik. 2. Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Peygamberin sıfatlarındandır.
    İSMİHAN: (Ar.) - Hükümdar isimleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSMİNAZ: (a.f.i.) Ka. 1. Naz isminde. 2. Çok nazlı olan.
    İSMİNUR: (Ar.) Ka. - Nur ismini alan.
    İSMİRAR: (Ar.). - Esmerleşme, kara olma, kararma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılabilir.
    İSNÂ: (Ar.) 1. Övme, şükretme. 2. Değerini yükseltme. 3. Bir yerde uzun zaman kalma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSRA: (Ar.) Ka. 1. Yürütme, geceleyin yürütme gönderme. 2. Hz. Peygamberin miraç gecesi. 3. Kur'an-ı Kerim'in 17. suresi.
    İSRÂC: (Ar.) 1. Yakma, yandırma. 2. Aydınlatma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSRAFİL: (Ar.) Er. - Dört büyük melekten sura üfürme görevi verilen melek.
    İSRAİL: (İbr.) - Ya'kub peygamberin lakabı. Sonradan onun soyundan gelenler İsrailoğullan diye anılmışlardır. İsrailoğullan, Kur'an'da çok sık kullanılan bir isimdir.
    İSTÂRE: (Fars.) Ka. - Yıldız, necm, sitare.
    İSTEM: (Ar.) 1. Zulüm ve sitem. 2. İsim olarak kullanılması uygun değildir.
    İSTEMİHAN: (Tür.) - Göktürk devletinin kurucusu Bumin kağanın kardeşi olan Türk hakanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSTİHSAN: (Ar.) - Güzel bulma, beğenme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İSTİKBAL: (Ar.) 1. Gelecek zaman. 2. Geleni karşılama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İŞCAN: (Tür.) Er. - Çalışmayı seven, çalışkan.
    İŞVE: (Ar.) Ka. - Güzellerin gönül alıcı, gönül aldatıcı, nazlı davranışı.
    İTKAN: (Ar.) Er. 1. Sağlamlaştırma. 2. İnanma.
    İVAR: (Fars.) Ka. - Düzülmüş, koşulmuş, hazırlanmış.
    İYEM: (Tür.) - Güzellik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İYİSAN: (Tür.) - İyi adla anılan, iyi tanınan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İZAN: (Ar.) 1. Anlayış, kavrayış, akıl. 2. Terbiye, edeb. 3. Boyun eğme, göz dinleme. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İZANULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a boyun eğme, Allah'ın terbiyesi.
    İZEM: (Ar.) - Büyüklük, ululuk. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İZGİ: (Tür.) - (bkz. İzgü).
    İZGÜ: (Tür.) - İyi güzel, akıllı, adaletli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İZGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. İzgü).
    İZGÜN: (Tür.) Er. - (bkz. İzgü).
    İZHAN: (Tür.) Er. - İyiliğin, güzelliğin hakimi, yönetici.
    İZHANIM: (Tür.) Ka. - (bkz. İzhan).
    İZHAR: (Ar.) Er. - Gösterme, meydana çıkarma.
    İZRA: (Ar.) 1. Aşın övme. 2. Altın arama. 3. Korkutma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    İZZET: (Ar.) Er. 1. Değer kıymet yücelik, ululuk. 2. Kuvvet, kudret. 3. Hürmet, saygı ikram izan.



  4. 06.Mayıs.2013, 14:45
    3
    YakarıS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Nisan.2013
    Üye No: 101142
    Mesaj Sayısı: 142
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap:G harfi ile başlayan kız ve erkek bebek isimleri

    GABRA: (Ar.) Ka. - Yer, yeryüzü, arz.
    GAFFAR: (Ar.) Er. 1. Kullarının günahlarını affeden, Allah. 2. Çok merhamet eden. Allah'ın isimlerinden. -(bkz. Abdülgaffar).
    GAFUR: (Ar.) Er. - Mağfiret eden, yarlığayan, affeden, bağışlayan, merhamet eden Allah. Allah'ın isimlerinden. - (bkz. Gaffar).
    GAGAUZ: (Tür.) 1. Gökoğuzlar. 2. Hristiyanların Ortodoks mezhebine bağlı Türk kavmi. Balkanlar ve Rusya'da yaşamaktadırlar. Deliorman, Dobruca, Beşerabya ve Ukrayna'da oturan Hristiyan Türklere verilen ad.
    GALİB: (Ar.) Er. 1. Galebe çalan, muzaffer, yenen. 2. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. 3. Üstün baskın. Şeyh Galip: Meşhur divan şairlerinden. 1757-1798 yıllan arasında yaşamıştır. - Türk dil kurallarına göre "b/p" olarak kullanılır.
    GALİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Galib).
    GAMZE: (Ar.) Ka. 1. Süzgün bakış. 2. Çene veya yanak çukurluğu.
    GANİ: (Ar.) Er. 1. Zengin varlıklı, bol doygun. 2. Sahip olduğunda fazlasını istemeyen. Allah'ın isimlerinden. - (bkz. Abdülgani).
    GANİYE: (Ar.) Ka. 1. Zengin kadın. Zengin kız. 2. Çok hoş. 3. Şarkıcı.
    GANİM: (Ar.) Er. - Ganimet alan.
    GANİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Ganim).
    GANİMET: (Ar.) Ka. - Kafirlerle yapılan savaş sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar. İslami usullere göre tasnif edilip, beytülmale, fakirlere, yoksullara ve mücahidlere dağıtılır.
    GARİB: (Ar.) Er. 1. Yabancı, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak. Türk dil kuralları açısından "b/p" olarak kullanılır.
    GARİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Garib).
    GAVS: (Ar.) Er. 1. Suya dalma, dalgıçlık. 2. Yardım muavenet. 3. Yardım istemek için bağırmak. 4. Yardımcı, imdada yetişen. 5. Allah'ın velileri, hakkında kullanılır. Daha çok ünvan olarak verilir. - Gavs-ı Azam: Tarikat kurucusu, özellikle Abdülkadir Geylani için kullanılır.
    GAYE: (Ar.) Ka. 1. Maksat, meram. 2. Netice, son, hedef.
    GAYRET: (Ar.). 1. Çalışma, çabalama. 2. Kıskanma, çekememe. 3. Aziz ve kutsal bir şeye tecavüz edildiğini görmekten doğan asil temiz duygu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GAZA: (Ar.) Er. - Din uğruna savaş.
    GAZAL: (Ar.) Er. 1. Ceylan. 2. Geyik, âhû. 3. Geyik yavrusu. 4. Güzel göz, irigöz.
    GAZALE: (Ar.) Ka. - Dişi geyik.
    GAZANFER: (Ar.) Er. 1. İri arslan, şir. 2. Cesur, yürekli, yiğit adam. 3. Hz. Ali'nin lakabı.
    GAZEL: (Ar.) Er. 1. Latif. 2. Kuruyarak dökülmüş ağaç yaprağı. 3. Divan, Fars ve Arap edebiyatlarında en yaygın nazım şekli.
    GAZİ: (Ar.) Er. 1. Allah yolunda savaşan kişi. 2. Gaza sırasında yaralanan kimse. 3. Gaza sırasında yararlıklar gösteren kumandanlara verilen unvan. 4. 2. Mahmud zamanında çıkarılan altın sikke.
    GAZİR: (Ar.) Er. 1. Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal.
    GAZİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Gazir).
    GAZİYÜDDİN: (Ar.) Er. - Din uğrunda yara alan, yaralanan. Savaşan.
    GAZZAL: (Ar.) Er. - İplikçi.
    GAZZALİ: (Ar.) Er. - İslam aleminin büyük mütefekkirlerinden. - Babası "Gazzal-iplikçi" sanatçısı olduğu için kendisine Gazali adı verilmiştir.
    GELİNCİK: (Tür.) Ka. 1. Yazın kırlarda yetişen kırmızı ve büyük çiçekli bitki. 2. Sansargillerden ince yapılı, sivri çeneli, küçük bir hayvan. 3. Mezgitgillerden, yılan balığına benzer eti sevilen bir balık.
    GENÇ: (Fars.) Er. 1.Hazine define. 2. (a.) Naz, eda, cilve.
    GENCAL: (Tür.) Er. - Genç kal. -(bkz. Genç).
    GENCAY: (Tür.) Er. - Ayın bir haftalık oluncaya kadar ki şekli, hilal.
    GENCE: (Fars.) Er. - Kuzey Azerbaycan'ın Baku'dan sonra en büyük şehri.
    GENCER: (Tür.) Er. - Yeni taze, körpe kimse, yiğit.
    GENÇYAZ: (Tür.). - İlkbahar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GERMA: (Fars.) Ka. - Sıcak yaz.
    GEVAN: (Fars.) Er. - Kahramanlar, yiğitler.
    GEVHER: (Fars.) Ka. 1. Değerli taş. 2. Elmas. 3. Bir şeyin aslı, esası.
    GEVHER ŞAD: (Fars.) Ka. -Pırlanta gibi kıymetli ve neşeli. Gevherşad'. Baysungur'un annesi.
    GEYSU: (Fars.) Ka. - Uzun saç, saç örgüsü, zülüf.
    GEZEGEN: (Tür.) Er. - Güneş etrafında dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı.
    GIYAS: (Ar.) Er. - Yardım, gavs, nusret.
    GIYASEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin yayılması için yardımı dokunan zat. Gıyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olur.
    GİLMAN: (Ar.) Er. 1. Tüyü, bıyığı çıkmamış delikanlılar gençler. 2. Köleler, esirler. 3. Cennette hizmet gören erkekler.
    GİLŞAH: (Fars.). 1. Balçık şah. 2. Balçıkta yapıldığı için Hz. Adem'in lakabı. 3. Farsların masal kahramanı Keyyummers'in lakabı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GİRAMİ: (Fars.) Er. - Aziz, muhterem, saygın ulu.
    GİRAY: (Tür.). - Kuvvetli, kudretli. Kırım hanları tarafından unvan olarak kullanılmıştır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GİRGİN: (Ar.). - Herkesle çabucak yakınlık kurarak işini yürütebilen. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GİRYAR: (Fars.). Ağlayıcı, ağlayan, (bkz. Nalan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GİZEM: (Tür.) Ka. - Sır karşılığı olarak kullanılan uydurma bir kelime.
    GONCA: (Fars.) Ka. 1. Henüz açılmamış gül, tomurcuk. 2. Sevgilinin ağzı.
    GÖĞEM: (Tür.). - Halk dilinde yeşile çalan mor. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKALP: (Tür.) Er. - Göklerin yiğidi bahadır.
    GÖKBEN: (Tür.). - Gökle ilgili, uzay sema. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKÇAY: (Tür.), (bkz. Gökçe). -Kuzey Kafkasya da az tatlı su gölü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKÇE: (Tür.) Ka. 1. Gökle ilgili göğe ait semavi. 2. Mavi, mavimsi. 3. Güzel hoş güzelce, latif. 4. Gösterişli.
    GÖKÇEK: (Tür.) Er. 1. Güzel çok güzel. 2. Hoş, sevimli, cana yakın alımlı. 3. İnce narin zarif. 4. Güler
    GÖKÇEN: (Tür.) Ka. -(bkz. Gökçe).
    GÖKDOĞAN: (Tür.) Kuzey yarımkürede yaşayan bir doğan türü.
    GÖKEKİN: (Tür.) - Yeni başak meydana getirmiş ekin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKKIR: (Tür.) - At donlarından maviye çalan kır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKKUŞAĞI: (Tür.) - Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alkı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKMEN: (Tür.) Ka. - Mavi gözlü ve sarışın kimse.
    GÖKSEL: (Tür.) Er. - Semavi, gökçül karşılığı olarak kullanılan uydurma kelam.
    GÖKSEVİM: (Tür.) Ka. - Sevimli gök.
    GÖKSU: (Tür.) 1. Türklerin oturduğu birçok akarsuya verilen isim. 2. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarından. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKSÜN: (Tür.) - Binboğa dağlarından Elbistan'ın güney batısında Seyhan nehrine karışan çay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKŞEN: (Tür.) Ka. - Gökle ilgili, aydınlık ışıklı gök, uydurma bir kelime.
    GÖKTEPE: (Tür.) Er. - Mavi tepe.
    GÖKTÜRK: (Ar.) Er. - Orta Asya'da yaşamış eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse.
    GÖKYÜZÜ: (Ar.) - Göğün görünen yüzeyi (sema). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖNENÇ: (Tür.) Ka. - Refah hali, mutluluk.
    GÖNÜL: (Tür.) Ka. 1. İnsanın manevi varlığının ifadesi, inancı ve hislerinin kaynağı. 2. İstek, arzu, heves, niyet. 3. Duygu, his, aşk. 4. Kibir, gurur. 5. Tabiat, huy.
    GÖRGÜ: (Tür.) Ka. 1. Bir topluluğa ait uyulması gereken nezaket kaideleri muaşeret adabı. 2. Deneme, tecrübe. 3. Görmüş olma durumu, görgü şahidi.
    GÖRKEM: (Tür.) 1. İhtişam, gösteriş karşılığı olarak kullanılan bir kelimedir. 2. Gösterişli, heybetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖRSEL: (Tür.) - Görmekle ilgili manasına kullanılan uydurma bir kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖZDE: (Tür.) Ka. 1. Göze girmiş olan sevilen beğenilen, benimsenen. 2. Beğenilen kadın. 3. Osmanlı sarayında padişahın ilk dört cariyesine verilen ünvan.
    GÖZEN: (Tür.) Ka. - Bir nevi alageyik.
    GÖZLEM: (Tür.) - Müşahade, gözlemek karşılığı olarak kullanılan kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GUFRAN: (Ar.) - Günahların affı.
    GULAM: (Ar.) Er. 1. Oğlan, uşak. 2. İran ve Hindistan'da (abd) kelimesi yerine kullanılmıştır. - Gulam Ali, Gulam İshak Han gibi.
    GURBET: (Ar.) - Doğup yaşanılmış olan yerden uzakta yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜÇLÜ: (Tür.) Er. 1. Gücü olan kuvvetli zorlu. 2. Bir musiki dizisinde duraktan sonraki en önemli perde.
    GÜFTAR: (Fars.). - Söz, kelam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜFTE: (Fars.) Ka. 1. Söyleniş, söylenmiş. 2. Bir söz eserinin bestelenmiş bulunan manzum sözleri.
    GÜHER: (Fars.) - Gevher, cevher, (bkz. Gevher). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜHERPARE: (Fars.) Ka. - Cevher parçası.
    GÜL: (Fars.) Ka. 1. Çiçek. 2. Bilinen çiçek, gül çiçeği, gülağacı. 3. Tasavvufta Allah'ın birliğinin remzi. 4. Başına ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanılan bir isimdir. - (Ayşegül, Gülay, vb).
    GÜLABİ: (Fars..) Er. - Gülsuyu.
    GÜLAFET: (Fars.) Ka. - Nefes kesen güzellikle. - Gül ve âfet kelimesinden oluşmuş birleşik bir isimdir.
    GÜLBAHAR: (Fars.) Ka. - 1. Bahar gülü. 2. Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.'nin hanımı. Bayezid II ve Gevher Sultan'ın annesi.
    GÜLBANU: (Fars.) Ka. - Gülhanım. Gül gibi güzel kadın. Gül hatun.
    GÜLBEDEN: (Fars.) Ka. - Zarif, ince vücuda sahip. Gülbeden Begüm, Babur Şah'ın kızı.
    GÜLBERK: (Fars.) - Gül yaprağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜLBEŞEKER: (Fars.) Ka. - Bir çeşit gül tatlısı.
    GÜLBEYAZ: (f.t.i.) Ka. - Beyaz gül.
    GÜLBİN: (Fars.) Ka. - Gül kökü, gül biten yer.
    GÜLBİZ: (Fars.) Ka. - Gül serpen, gül serpilmiş.
    GÜLCİHAN: (Tür.) Ka. - Cihana, aleme bedel gül.
    GÜLÇE: (Fars.) Ka. - Gülcük, küçük gül.
    GÜLÇİN: (Fars.) Ka. - Gül toplayan, gül devşiren.
    GÜLDEHAN Fars.) Ka. - Gül ağızlı, ağzı gül gibi olan.
    GÜLDESTE: (Fars.) Ka. - Güldemeti, çiçek destesi. - Türk müziğinde mürekkeb makamlardan.
    GÜLENAY: (Tür.) Ka. - Devamlı gülen, ayyüzlü kişi.
    GÜLENBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Gülenay).
    GÜLENDAM: (Fars.) Ka.- Gül endamlı, gül boylu, nazik, güzel endam.
    GÜLENNUR: (Tür.) Ka. - Gülmesiyle etrafı aydınlatan, ışık saçan kimse.
    GÜLER: (Tür.) Ka. - Gülen, sevinçli, handan.
    GÜLFAM: (Fars.) Ka. 1. Gül renkli. 2. Gül gibi kızıl olan.
    GÜLGONCA: (Fars.) Ka. - Açılmamış gül.
    GÜLGÜN: (Fars.) Ka. - Gül renkli, gül renginde, pembe.
    GÜLHAN: (Fars.) Er. - Gül evi, ateşhane.
    GÜLHANIM: (Tür.) Ka. 1. İyi huylu, nazik hanım. 2. Gül yüzlü hanım.
    GÜLHAYAT: (Tür.) Ka. 1. Mutlu, huzurlu bir hayat. 2. Gül gibi güzel hayat.
    GÜLİBAR: (Tür.) - Gül fırtınası. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜLİSTAN: (Fars.) Ka. 1. Gül bahçesi, güllük. 2. Azerbaycan'da Karabağ bölgesinde bir mevki.
    GÜLİZAR: (Fars.) Ka. 1. Gül yanaklı. 2. Al yanaklı. 3. Türk musikisinde mürekkep bir makam.
    GÜLKIZ: (Tür.) Ka. - Güle benzeyen kız.
    GÜLLÜ: (Tür.) Ka. 1. Gülü olan. 2. Gül desenli (kumaş). - Daha çok örfte kullanılır.
    GÜLNAR: (Fars.) Er. - Hisar, kule.
    GÜLNAME: (Fars.) Er. - Sevgiliye yazılan mektup, kaside.
    GÜLNAR: (Fars.) Ka. - Nar çiçeği.
    GÜLNAZ: (Fars.) Ka. 1. Gül yüzlü kadın. 2. Gül gibi, nazlı narin. - Birleşik isim.
    GÜLNİHAL: (Fars.) Ka. 1. Gül fidanı. 2. Gül ağacı. - Birleşik isim.
    GÜLNUR: (Tür.) Ka. - Etrafına ışık saçan, aydınlatan gül.
    GÜLNÜŞ: (Fars.) Ka. 1. Güliçen. 2. Gülle özdeşleşmiş, gül gibi.
    GÜLPERİ: (Fars.) Ka. - Gizli gül.
    GÜLRANA: (Fars.) Ka. - Güzel gül, dışı sarı içi kırmızı renkte olan bir çeşit gül.
    GÜLRİZ: (Fars.) Ka. 1. Gül saçan, gül serpen. 2. Meşhur bir çeşit lale.
    GÜLRUHSAR: (Fars.) Ka. - Gül yanaklı.
    GÜLSEREN: (Tür.) Ka. - Gül toplayan, gül dağıtan.
    GÜLSEVİM: (Tür.) Ka. - Sevimli, güzel, hoş görünüşlü gül.
    GÜLSU: (Tür.) Ka. - Gül renkli su, taze su.
    GÜLSUNA: (Tür.) Ka. - Gül gibi çekici kadın. Güzel sevgili.
    GÜLSÜM: (Tür.) Ka. - Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kızlarından birinin adı.
    GÜLŞAH: (Fars.) Ka. 1. Güllerin şahı. 2. Varaka'nın sevgilisi, masal kadın.
    GÜLŞEN: (Fars.) Ka. - Gülbahçesi, gülistan, gülizar,
    GÜLTANE: (Tür.) Ka. - Yeni açmış gül, gonca.
    GÜLTEKİN: (Tür.) Er. - Genç delikanlı, nazik.
    GÜLTEN: (Fars.) Ka. - Gül tenli, gül vücutlu.
    GÜLZAR: (Fars.) Ka. - Gülbahçesi, gül tarlası.
    GÜNAY: (Tür.) Ka. - Gündüz, gün aydınlığında ay.
    GÜNEŞ: (Tür.) Ka. - Çevresindeki sisteme ait gezegenlerin etrafında döndüğü, ışık ve ısı yayan büyük gök cismi, şems.
    GÜNEY: (Tür.) - Dört ana yönden biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜNSEL: (Tür.) Er. - Hızlı akan sel.
    GÜRAY: (Tür.) Er. - Yeni doğan ay.
    GÜRBÜZ: (Tür.) Er. 1. İyi, yetişmiş, sağlam ve kuvvetli. 2. Cesur, kuvvetli. 3. Sağlıklı, sıhhatli.
    GÜRCÜ: (Tür.) Er. - Gürcistan ahalisinden veya bu ahalinin soyundan olan. Gürcistan ahalisine ait.
    GÜRÇINAR: (Tür.) Er. - Çok büyümüş, gelişmiş, serpilmiş.
    GÜRDAL: (Tür.) Er. - Güçlü, gelişmiş dal.
    GÜREL: (Tür.) Er. - Maiyeti geniş, çevresi güçlü kuvvetli.
    GÜRGAN: (Fars.) Er. 1. İran'ın kuzeydoğusunnda bir yer. 2. Aksak Timur'un lakabı.
    GÜRHAN: (Tür.) Er. 1. Hanlar hanı. 2. Kara-Hitay prenslerine verilen unvan.
    GÜRKAN: (Tür.) Er. 1. Bol kan. Genç, taze, gelişmiş, serpilmiş.
    GÜROL: (Tür.) Er. - Büyü, serpil, geliş.
    GÜRSU: (Tür.) - Temiz, pak, hızlı su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜVEN: (Tür.) 1. Korku ve kuşku duygusundan uzak. 2. İnanma ve bağlanma duygusu. 3. Yüreklilik, cesaret. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜVENÇ: (Tür.) Er. 1. Güvenme, dayanma, itimat. 2.Övünme, gurur.
    GÜZİDE: (Fars.) Ka. - Seçkin, seçilmiş, beğenilmiş.
    GÜZİN: (Fars.) Ka. - Seçen, seçilmiş, seçkin, beğenilmiş. - Hz. Muhammed (s.a.s)'in dostu (halifesi) Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (r.anhum).
    GÜZİR: (Fars.) - Çare, derman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.


  5. 06.Mayıs.2013, 14:45
    3
    Devamlı Üye
    GABRA: (Ar.) Ka. - Yer, yeryüzü, arz.
    GAFFAR: (Ar.) Er. 1. Kullarının günahlarını affeden, Allah. 2. Çok merhamet eden. Allah'ın isimlerinden. -(bkz. Abdülgaffar).
    GAFUR: (Ar.) Er. - Mağfiret eden, yarlığayan, affeden, bağışlayan, merhamet eden Allah. Allah'ın isimlerinden. - (bkz. Gaffar).
    GAGAUZ: (Tür.) 1. Gökoğuzlar. 2. Hristiyanların Ortodoks mezhebine bağlı Türk kavmi. Balkanlar ve Rusya'da yaşamaktadırlar. Deliorman, Dobruca, Beşerabya ve Ukrayna'da oturan Hristiyan Türklere verilen ad.
    GALİB: (Ar.) Er. 1. Galebe çalan, muzaffer, yenen. 2. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. 3. Üstün baskın. Şeyh Galip: Meşhur divan şairlerinden. 1757-1798 yıllan arasında yaşamıştır. - Türk dil kurallarına göre "b/p" olarak kullanılır.
    GALİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Galib).
    GAMZE: (Ar.) Ka. 1. Süzgün bakış. 2. Çene veya yanak çukurluğu.
    GANİ: (Ar.) Er. 1. Zengin varlıklı, bol doygun. 2. Sahip olduğunda fazlasını istemeyen. Allah'ın isimlerinden. - (bkz. Abdülgani).
    GANİYE: (Ar.) Ka. 1. Zengin kadın. Zengin kız. 2. Çok hoş. 3. Şarkıcı.
    GANİM: (Ar.) Er. - Ganimet alan.
    GANİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Ganim).
    GANİMET: (Ar.) Ka. - Kafirlerle yapılan savaş sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar. İslami usullere göre tasnif edilip, beytülmale, fakirlere, yoksullara ve mücahidlere dağıtılır.
    GARİB: (Ar.) Er. 1. Yabancı, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak. Türk dil kuralları açısından "b/p" olarak kullanılır.
    GARİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Garib).
    GAVS: (Ar.) Er. 1. Suya dalma, dalgıçlık. 2. Yardım muavenet. 3. Yardım istemek için bağırmak. 4. Yardımcı, imdada yetişen. 5. Allah'ın velileri, hakkında kullanılır. Daha çok ünvan olarak verilir. - Gavs-ı Azam: Tarikat kurucusu, özellikle Abdülkadir Geylani için kullanılır.
    GAYE: (Ar.) Ka. 1. Maksat, meram. 2. Netice, son, hedef.
    GAYRET: (Ar.). 1. Çalışma, çabalama. 2. Kıskanma, çekememe. 3. Aziz ve kutsal bir şeye tecavüz edildiğini görmekten doğan asil temiz duygu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GAZA: (Ar.) Er. - Din uğruna savaş.
    GAZAL: (Ar.) Er. 1. Ceylan. 2. Geyik, âhû. 3. Geyik yavrusu. 4. Güzel göz, irigöz.
    GAZALE: (Ar.) Ka. - Dişi geyik.
    GAZANFER: (Ar.) Er. 1. İri arslan, şir. 2. Cesur, yürekli, yiğit adam. 3. Hz. Ali'nin lakabı.
    GAZEL: (Ar.) Er. 1. Latif. 2. Kuruyarak dökülmüş ağaç yaprağı. 3. Divan, Fars ve Arap edebiyatlarında en yaygın nazım şekli.
    GAZİ: (Ar.) Er. 1. Allah yolunda savaşan kişi. 2. Gaza sırasında yaralanan kimse. 3. Gaza sırasında yararlıklar gösteren kumandanlara verilen unvan. 4. 2. Mahmud zamanında çıkarılan altın sikke.
    GAZİR: (Ar.) Er. 1. Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal.
    GAZİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Gazir).
    GAZİYÜDDİN: (Ar.) Er. - Din uğrunda yara alan, yaralanan. Savaşan.
    GAZZAL: (Ar.) Er. - İplikçi.
    GAZZALİ: (Ar.) Er. - İslam aleminin büyük mütefekkirlerinden. - Babası "Gazzal-iplikçi" sanatçısı olduğu için kendisine Gazali adı verilmiştir.
    GELİNCİK: (Tür.) Ka. 1. Yazın kırlarda yetişen kırmızı ve büyük çiçekli bitki. 2. Sansargillerden ince yapılı, sivri çeneli, küçük bir hayvan. 3. Mezgitgillerden, yılan balığına benzer eti sevilen bir balık.
    GENÇ: (Fars.) Er. 1.Hazine define. 2. (a.) Naz, eda, cilve.
    GENCAL: (Tür.) Er. - Genç kal. -(bkz. Genç).
    GENCAY: (Tür.) Er. - Ayın bir haftalık oluncaya kadar ki şekli, hilal.
    GENCE: (Fars.) Er. - Kuzey Azerbaycan'ın Baku'dan sonra en büyük şehri.
    GENCER: (Tür.) Er. - Yeni taze, körpe kimse, yiğit.
    GENÇYAZ: (Tür.). - İlkbahar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GERMA: (Fars.) Ka. - Sıcak yaz.
    GEVAN: (Fars.) Er. - Kahramanlar, yiğitler.
    GEVHER: (Fars.) Ka. 1. Değerli taş. 2. Elmas. 3. Bir şeyin aslı, esası.
    GEVHER ŞAD: (Fars.) Ka. -Pırlanta gibi kıymetli ve neşeli. Gevherşad'. Baysungur'un annesi.
    GEYSU: (Fars.) Ka. - Uzun saç, saç örgüsü, zülüf.
    GEZEGEN: (Tür.) Er. - Güneş etrafında dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı.
    GIYAS: (Ar.) Er. - Yardım, gavs, nusret.
    GIYASEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin yayılması için yardımı dokunan zat. Gıyaseddin Keyhüsrev I: Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralına göre "d/t" olur.
    GİLMAN: (Ar.) Er. 1. Tüyü, bıyığı çıkmamış delikanlılar gençler. 2. Köleler, esirler. 3. Cennette hizmet gören erkekler.
    GİLŞAH: (Fars.). 1. Balçık şah. 2. Balçıkta yapıldığı için Hz. Adem'in lakabı. 3. Farsların masal kahramanı Keyyummers'in lakabı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GİRAMİ: (Fars.) Er. - Aziz, muhterem, saygın ulu.
    GİRAY: (Tür.). - Kuvvetli, kudretli. Kırım hanları tarafından unvan olarak kullanılmıştır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GİRGİN: (Ar.). - Herkesle çabucak yakınlık kurarak işini yürütebilen. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GİRYAR: (Fars.). Ağlayıcı, ağlayan, (bkz. Nalan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GİZEM: (Tür.) Ka. - Sır karşılığı olarak kullanılan uydurma bir kelime.
    GONCA: (Fars.) Ka. 1. Henüz açılmamış gül, tomurcuk. 2. Sevgilinin ağzı.
    GÖĞEM: (Tür.). - Halk dilinde yeşile çalan mor. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKALP: (Tür.) Er. - Göklerin yiğidi bahadır.
    GÖKBEN: (Tür.). - Gökle ilgili, uzay sema. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKÇAY: (Tür.), (bkz. Gökçe). -Kuzey Kafkasya da az tatlı su gölü. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKÇE: (Tür.) Ka. 1. Gökle ilgili göğe ait semavi. 2. Mavi, mavimsi. 3. Güzel hoş güzelce, latif. 4. Gösterişli.
    GÖKÇEK: (Tür.) Er. 1. Güzel çok güzel. 2. Hoş, sevimli, cana yakın alımlı. 3. İnce narin zarif. 4. Güler
    GÖKÇEN: (Tür.) Ka. -(bkz. Gökçe).
    GÖKDOĞAN: (Tür.) Kuzey yarımkürede yaşayan bir doğan türü.
    GÖKEKİN: (Tür.) - Yeni başak meydana getirmiş ekin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKKIR: (Tür.) - At donlarından maviye çalan kır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKKUŞAĞI: (Tür.) - Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alkı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKMEN: (Tür.) Ka. - Mavi gözlü ve sarışın kimse.
    GÖKSEL: (Tür.) Er. - Semavi, gökçül karşılığı olarak kullanılan uydurma kelam.
    GÖKSEVİM: (Tür.) Ka. - Sevimli gök.
    GÖKSU: (Tür.) 1. Türklerin oturduğu birçok akarsuya verilen isim. 2. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarından. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKSÜN: (Tür.) - Binboğa dağlarından Elbistan'ın güney batısında Seyhan nehrine karışan çay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖKŞEN: (Tür.) Ka. - Gökle ilgili, aydınlık ışıklı gök, uydurma bir kelime.
    GÖKTEPE: (Tür.) Er. - Mavi tepe.
    GÖKTÜRK: (Ar.) Er. - Orta Asya'da yaşamış eski bir Türk ulusu ve bu ulustan olan kimse.
    GÖKYÜZÜ: (Ar.) - Göğün görünen yüzeyi (sema). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖNENÇ: (Tür.) Ka. - Refah hali, mutluluk.
    GÖNÜL: (Tür.) Ka. 1. İnsanın manevi varlığının ifadesi, inancı ve hislerinin kaynağı. 2. İstek, arzu, heves, niyet. 3. Duygu, his, aşk. 4. Kibir, gurur. 5. Tabiat, huy.
    GÖRGÜ: (Tür.) Ka. 1. Bir topluluğa ait uyulması gereken nezaket kaideleri muaşeret adabı. 2. Deneme, tecrübe. 3. Görmüş olma durumu, görgü şahidi.
    GÖRKEM: (Tür.) 1. İhtişam, gösteriş karşılığı olarak kullanılan bir kelimedir. 2. Gösterişli, heybetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖRSEL: (Tür.) - Görmekle ilgili manasına kullanılan uydurma bir kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÖZDE: (Tür.) Ka. 1. Göze girmiş olan sevilen beğenilen, benimsenen. 2. Beğenilen kadın. 3. Osmanlı sarayında padişahın ilk dört cariyesine verilen ünvan.
    GÖZEN: (Tür.) Ka. - Bir nevi alageyik.
    GÖZLEM: (Tür.) - Müşahade, gözlemek karşılığı olarak kullanılan kelime. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GUFRAN: (Ar.) - Günahların affı.
    GULAM: (Ar.) Er. 1. Oğlan, uşak. 2. İran ve Hindistan'da (abd) kelimesi yerine kullanılmıştır. - Gulam Ali, Gulam İshak Han gibi.
    GURBET: (Ar.) - Doğup yaşanılmış olan yerden uzakta yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜÇLÜ: (Tür.) Er. 1. Gücü olan kuvvetli zorlu. 2. Bir musiki dizisinde duraktan sonraki en önemli perde.
    GÜFTAR: (Fars.). - Söz, kelam. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜFTE: (Fars.) Ka. 1. Söyleniş, söylenmiş. 2. Bir söz eserinin bestelenmiş bulunan manzum sözleri.
    GÜHER: (Fars.) - Gevher, cevher, (bkz. Gevher). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜHERPARE: (Fars.) Ka. - Cevher parçası.
    GÜL: (Fars.) Ka. 1. Çiçek. 2. Bilinen çiçek, gül çiçeği, gülağacı. 3. Tasavvufta Allah'ın birliğinin remzi. 4. Başına ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanılan bir isimdir. - (Ayşegül, Gülay, vb).
    GÜLABİ: (Fars..) Er. - Gülsuyu.
    GÜLAFET: (Fars.) Ka. - Nefes kesen güzellikle. - Gül ve âfet kelimesinden oluşmuş birleşik bir isimdir.
    GÜLBAHAR: (Fars.) Ka. - 1. Bahar gülü. 2. Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. Gülbahar Hatun: Mehmet Il.'nin hanımı. Bayezid II ve Gevher Sultan'ın annesi.
    GÜLBANU: (Fars.) Ka. - Gülhanım. Gül gibi güzel kadın. Gül hatun.
    GÜLBEDEN: (Fars.) Ka. - Zarif, ince vücuda sahip. Gülbeden Begüm, Babur Şah'ın kızı.
    GÜLBERK: (Fars.) - Gül yaprağı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜLBEŞEKER: (Fars.) Ka. - Bir çeşit gül tatlısı.
    GÜLBEYAZ: (f.t.i.) Ka. - Beyaz gül.
    GÜLBİN: (Fars.) Ka. - Gül kökü, gül biten yer.
    GÜLBİZ: (Fars.) Ka. - Gül serpen, gül serpilmiş.
    GÜLCİHAN: (Tür.) Ka. - Cihana, aleme bedel gül.
    GÜLÇE: (Fars.) Ka. - Gülcük, küçük gül.
    GÜLÇİN: (Fars.) Ka. - Gül toplayan, gül devşiren.
    GÜLDEHAN Fars.) Ka. - Gül ağızlı, ağzı gül gibi olan.
    GÜLDESTE: (Fars.) Ka. - Güldemeti, çiçek destesi. - Türk müziğinde mürekkeb makamlardan.
    GÜLENAY: (Tür.) Ka. - Devamlı gülen, ayyüzlü kişi.
    GÜLENBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Gülenay).
    GÜLENDAM: (Fars.) Ka.- Gül endamlı, gül boylu, nazik, güzel endam.
    GÜLENNUR: (Tür.) Ka. - Gülmesiyle etrafı aydınlatan, ışık saçan kimse.
    GÜLER: (Tür.) Ka. - Gülen, sevinçli, handan.
    GÜLFAM: (Fars.) Ka. 1. Gül renkli. 2. Gül gibi kızıl olan.
    GÜLGONCA: (Fars.) Ka. - Açılmamış gül.
    GÜLGÜN: (Fars.) Ka. - Gül renkli, gül renginde, pembe.
    GÜLHAN: (Fars.) Er. - Gül evi, ateşhane.
    GÜLHANIM: (Tür.) Ka. 1. İyi huylu, nazik hanım. 2. Gül yüzlü hanım.
    GÜLHAYAT: (Tür.) Ka. 1. Mutlu, huzurlu bir hayat. 2. Gül gibi güzel hayat.
    GÜLİBAR: (Tür.) - Gül fırtınası. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜLİSTAN: (Fars.) Ka. 1. Gül bahçesi, güllük. 2. Azerbaycan'da Karabağ bölgesinde bir mevki.
    GÜLİZAR: (Fars.) Ka. 1. Gül yanaklı. 2. Al yanaklı. 3. Türk musikisinde mürekkep bir makam.
    GÜLKIZ: (Tür.) Ka. - Güle benzeyen kız.
    GÜLLÜ: (Tür.) Ka. 1. Gülü olan. 2. Gül desenli (kumaş). - Daha çok örfte kullanılır.
    GÜLNAR: (Fars.) Er. - Hisar, kule.
    GÜLNAME: (Fars.) Er. - Sevgiliye yazılan mektup, kaside.
    GÜLNAR: (Fars.) Ka. - Nar çiçeği.
    GÜLNAZ: (Fars.) Ka. 1. Gül yüzlü kadın. 2. Gül gibi, nazlı narin. - Birleşik isim.
    GÜLNİHAL: (Fars.) Ka. 1. Gül fidanı. 2. Gül ağacı. - Birleşik isim.
    GÜLNUR: (Tür.) Ka. - Etrafına ışık saçan, aydınlatan gül.
    GÜLNÜŞ: (Fars.) Ka. 1. Güliçen. 2. Gülle özdeşleşmiş, gül gibi.
    GÜLPERİ: (Fars.) Ka. - Gizli gül.
    GÜLRANA: (Fars.) Ka. - Güzel gül, dışı sarı içi kırmızı renkte olan bir çeşit gül.
    GÜLRİZ: (Fars.) Ka. 1. Gül saçan, gül serpen. 2. Meşhur bir çeşit lale.
    GÜLRUHSAR: (Fars.) Ka. - Gül yanaklı.
    GÜLSEREN: (Tür.) Ka. - Gül toplayan, gül dağıtan.
    GÜLSEVİM: (Tür.) Ka. - Sevimli, güzel, hoş görünüşlü gül.
    GÜLSU: (Tür.) Ka. - Gül renkli su, taze su.
    GÜLSUNA: (Tür.) Ka. - Gül gibi çekici kadın. Güzel sevgili.
    GÜLSÜM: (Tür.) Ka. - Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kızlarından birinin adı.
    GÜLŞAH: (Fars.) Ka. 1. Güllerin şahı. 2. Varaka'nın sevgilisi, masal kadın.
    GÜLŞEN: (Fars.) Ka. - Gülbahçesi, gülistan, gülizar,
    GÜLTANE: (Tür.) Ka. - Yeni açmış gül, gonca.
    GÜLTEKİN: (Tür.) Er. - Genç delikanlı, nazik.
    GÜLTEN: (Fars.) Ka. - Gül tenli, gül vücutlu.
    GÜLZAR: (Fars.) Ka. - Gülbahçesi, gül tarlası.
    GÜNAY: (Tür.) Ka. - Gündüz, gün aydınlığında ay.
    GÜNEŞ: (Tür.) Ka. - Çevresindeki sisteme ait gezegenlerin etrafında döndüğü, ışık ve ısı yayan büyük gök cismi, şems.
    GÜNEY: (Tür.) - Dört ana yönden biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜNSEL: (Tür.) Er. - Hızlı akan sel.
    GÜRAY: (Tür.) Er. - Yeni doğan ay.
    GÜRBÜZ: (Tür.) Er. 1. İyi, yetişmiş, sağlam ve kuvvetli. 2. Cesur, kuvvetli. 3. Sağlıklı, sıhhatli.
    GÜRCÜ: (Tür.) Er. - Gürcistan ahalisinden veya bu ahalinin soyundan olan. Gürcistan ahalisine ait.
    GÜRÇINAR: (Tür.) Er. - Çok büyümüş, gelişmiş, serpilmiş.
    GÜRDAL: (Tür.) Er. - Güçlü, gelişmiş dal.
    GÜREL: (Tür.) Er. - Maiyeti geniş, çevresi güçlü kuvvetli.
    GÜRGAN: (Fars.) Er. 1. İran'ın kuzeydoğusunnda bir yer. 2. Aksak Timur'un lakabı.
    GÜRHAN: (Tür.) Er. 1. Hanlar hanı. 2. Kara-Hitay prenslerine verilen unvan.
    GÜRKAN: (Tür.) Er. 1. Bol kan. Genç, taze, gelişmiş, serpilmiş.
    GÜROL: (Tür.) Er. - Büyü, serpil, geliş.
    GÜRSU: (Tür.) - Temiz, pak, hızlı su. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜVEN: (Tür.) 1. Korku ve kuşku duygusundan uzak. 2. İnanma ve bağlanma duygusu. 3. Yüreklilik, cesaret. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
    GÜVENÇ: (Tür.) Er. 1. Güvenme, dayanma, itimat. 2.Övünme, gurur.
    GÜZİDE: (Fars.) Ka. - Seçkin, seçilmiş, beğenilmiş.
    GÜZİN: (Fars.) Ka. - Seçen, seçilmiş, seçkin, beğenilmiş. - Hz. Muhammed (s.a.s)'in dostu (halifesi) Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (r.anhum).
    GÜZİR: (Fars.) - Çare, derman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.





+ Yorum Gönder