Konusunu Oylayın.: İlim ile ilgili sorular

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İlim ile ilgili sorular
  1. 05.Mayıs.2013, 02:28
    1
    Misafir

    İlim ile ilgili sorular

  2. 24.Mayıs.2013, 16:52
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Ilim ile ilgili sorular




    Soru:
    –Dinî ilim öğrenip cihad etmek isteyen bir lise öğrencisiyim, nasıl bir yol tutmamı tavsiye edersiniz?


    –Lise öğrencisi cihad etmek istiyor Allah yolunda; ne güzel!.. Allah razı olsun, çok güzel… Niyetine göre Allah büyük ecirler ihsan etsin…
    İlim öğrensin; çünkü, ilim öğrenmeden olmaz!.. İslâm’ı güzel öğrensin! Ondan sonra cihadı da ona göre, ayetlere, hadislere göre güzel yapar.
    Bir büyük alime sormuşlar ki:
    “–Ömründen bir gün kaldı, yarın öleceksin deseler, ne iş yapardın o bir günlük zamanda?..”
    “–İlim öğrenirdim!” demiş.
    Çünkü, en sevaplı iş odur. İlim öğrensin; bir taraftan da, öğrendiğini tatbik etsin ve başkalarına da söylesin, emr-i ma’rûf neh-i münker yapsın!.. O da cihaddır. Emr-i ma’rûf neh-i münker yapmaya devam etsin; onun yaşı yok… Evinde olur, mahallesinde olur, arkadaşları arasında olur; emr-i ma’ruf nehy-i münkere devam etsin!..
    Maşaallah, hoşuma gitti, Allah razı olsun…

    Soru:
    –Bir insan ilk önce fıkıh bilgisi mi öğrense daha iyi olur, yoksa Kur’an’dan ayet ezberlese mi kazançlı olur?


    –İlim daha önce gelir tabii de, bu gibi şeylerde benim daima hatırlattığım nokta şu, muhterem kardeşlerim: İyi şeyleri birbirlerine tokuşturtmamak lâzım, onu da onu da yapmak lâzım!.. Deminki arkadaşımızın hani, “Dersime mi çalışayım, dinî bilgileri mi öğreneyim?” diye sorması gibi… Yâhu onu da yap, onu da yap! Mümkün… İlle birisini yapınca, ötekisini yapmamak diye bir şey yok…
    Şimdi fıkıh bilgisi önemli… İnsan namaz kılmasını bilmiyorsa, ayet ezberlemesinin ne faydası var?.. Onu öğrenecek. Ama onu öğrenirken, Kur’an’ı ezberlemekten vaz geçse; o da doğru olmaz. Bir taraftan fıkıh bilgisini ilerletsin, hergün bir iki saat onu okusun; hergün bir iki sûre de ezberlesin! İkisini birden yapsın!
    Güzel şeyleri birbirleriyle rakip haline getirmeyin, çatıştırtmayın, beraberce yapmağa çalışın!

    Soru:
    –Kur’an-ı Kerim ezberlemek konusunda ne tavsiye edersiniz?


    –Kur’an-ı Kerim ezberlemek, bir kere şahıslara göre değişir. Her şahsın ezberleme kapasite ve kabiliyeti farklıdır.
    İkincisi: Ezberleme ciddî bir iştir, konsantre olmak gerekir. Başarılı çalışma vs. kitaplarda deniliyor ki, “Zihninizde bir problem varsa onu halledin, işinizin başına öyle oturun! Yoksa, konsantre olamazsınız.” Yâni, o içinden insanı meşgul eder, hafızası kuvvetli olmaz. İnsan yapacağı işe tam konsantre olup kendisini verirse, o zaman başarılı olur.
    Aynıştayn –şu meşhur fizikçi– çalışmaya bir otururmuş, yemeği filân unuturmuş. Uykuyu da unuturmuş. “Üstad gel! Yemek vakti geldi, yemek yiyeceğiz.” derlermiş, sofraya gelir otururmuş. Yemek yemeğe başlarmış, bırakmayı da bilemezmiş, “Yeter artık!” dedikleri zaman bırakırmış. “Hadi şimdi uyu!” dedikleri zaman uyurmuş. Neden?.. Kafası adam akıllı meşgul, gecesi gündüzü, aklı fikri fizikte…
    Yâni, konsantre olmak lâzım; çaresi odur.

    Üçüncüsü: Tasavvufî yönden Risâle-i Kuşeyriyye’de yazar ki, “İnsanın gözü harama bakarsa, takılırsa hafıza zayıflar.” Şimdi bu tehlike hepimiz için vardır. Meselâ bana, –dergilerimiz var, çeşitli faaliyetlerimiz var– aktüaliteyi takib etmem için günlük gazeteler geliyor. Her sayfasında müstehcen haber, müstehcen resim… Yüz kızartıcı… Eve sokulacak şeyler değil yâni… Bunlar insanın hafızasını zayıflatır. Sokağa çıksa nâmahreme baksa, zayıflar.
    Şöyle bir hikâye anlatırlar: Şeyh efendi ile müridi yolda gidiyorlarmış. Karşıdan böyle yakışıklı bir delikanlı geliyor. Mürid şeyhine diyor ki: “Şu gelen şahıs ne kadar yakışıklı yâ üstad! Bunu Allah bu kadar güzel yaratmışken, vücudunu bu kadar güzel yaratmışken, acaba ahirette cehenneme atıp cayır cayır yakmağa kıyar mı?.. Vücudu bu kadar güzel, yüzü bu kadar güzel… Acaba bu güzel yüzlü insanı, ahirette cayır cayır yakmağa kıyabilir mi Allah?” deyince, –tabii münâsebetsiz bir soru– şeyh efendi başka tarafını anlıyor hemen işin… Dönüyor: “Sen onun yüzüne bu kadar dikkatli baktın mı?.. Cezâsını görürsün!..” diyor.

    Halbuki bizim tarikatımızda –Nakşî tarikatında– prensip nedir?.. Nazar ber kadem… Ayağının ucuna bak be adam, etrafa ne bakıyorsun?.. Karşıdan gelen güzelmiş, çirkinmiş, kızmış, erkekmiş; sana ne?.. Sen kendi işinle meşgul ol!..
    Allah niye göze kapak yapmış?.. Gerektiğinde kapatılmak için… Niye ağıza dudak yapmış?.. Bazı lafları söylememek için… Ama burnun kulağın kapağı yok da, bunların var… Çok önemli… Çünkü, bundan çok günaha girer insan… Ekseriyetle bu dilinden dolayı günaha girer, bir de baktığından dolayı günaha girer.
    Yâni, günahlar hafızayı zayıflatır, takvâ hafızayı kuvvetlendirir; bir… Bir de insanın yaptığı işe kendisini vermesi lâzım!.. Çeşitli işlerle meşgul olduğu zaman, iş uzar. Olmaz değil, olur ama uzar. Konsantre olmak lâzım!..

    Soru:
    –Hafızlığa çalışıyorum. Hafızam zayıf, ne tavsiye edersiniz?


    –Zamanla, devam ettikçe açılır. İlk başta olmuyor gibi olur, sonra hafıza kuvvetlenir.

    Soru:
    –Bir arkadaşım, “Sen bir hadis okuduğunda onunla amel edemezsin, tek başına ondan hüküm çıkaramazsın; fıkıh kitaplarına başvurman lâzım!..” dedi. Bu konuda ne buyurursunuz?


    –Hadis-i şerifler dökümandır. Fıkıh, dökümanların değerlendirilmesidir, hükümdür. Birisi mahkemeye ibraz edilmiş çeşitli vesikadır; ötekisi mahkemenin îlâmıdır, kat’î hükmüdür.
    Binâen aleyh, ola ki o hadis-i şerif mensuh ola… Yâni hükmü neshedilmiş ola… Peygamber Efendimiz bir ara buyurmuş ki: “Benden hadis yazmayın!..” Neden?.. Kur’an’la karıştırırlar diye… “Yazmayın!” demiş; tamam, bir müddet yazmamışlar. Sonra demiş ki, “Yazmayın demiştim, şimdi yazabilirsiniz!” O zaman yazmışlar. Şimdi ilki okuyan, ikincisini duymamış bir insan sonucu bilmediği için şaşırabilir.
    Sonra, Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:
    (Küntü neheytüküm an ziyâretil kubûr, fezûrul kubûr) “Ben sizi bir zamanlar kabirleri ziyaret etmeyin diye menetmiştim kabir ziyaretinden… Yasaklamıştım ziyareti… Artık şimdi gidebilirsiniz, müsaade ettim.” diyor. Böyle şeyler olabilir.
    Demek ki esas itibariyle fıkıh kat’î sonucu söylediği için, fıkhın ahkâmı doğru… Ama hadis kitaplarının yazarları da fıkhı bilen kimseler olarak izah ederek, bilgi vererek sunarlarsa o hadis-i şerifleri, onlarla amel edililir. Meselâ Diyânet’in yayınlamış olduğu Sahih-i Buhârî, açıklamaları olan güzel bir kitaptır.

    Soru:
    –Yaz tatillerinde bir kaç senedir, ilkokulu yeni bitirmiş talebelere bir şeyler öğretmeye çalışmaktayım. Köyümüzün imamı var; çocuklarla pek sohbet etmiyor. Ben de artık büyüdüler diye çekiniyorum. Müsaade eder misiniz, tatilde bunu yapmalı mıyım?


    –Allah razı olsun… Boş durmayıp ilim öğretmek çok uygun bir şeydir. Kız erkek karışık anlaşılan… Mestûre olurlarsa olabilir. Caminin bir köşesinde kız çocukları durur, bir köşesinde erkek çocukları durur. İlim öğretir, hayırlı bir faaliyet yapmış olur.

    Soru:
    –Herhangi bir meseleyi öğrenmek için Kur’an-ı Kerim’den sayfa açmak doğru mudur?


    –Olmaz, doğru değil!.. Müslümanın bir meseleyi kararlaştırması için pırıl pırıl ilim var… İlkönce ilim erbabına soracak!..
    (Fes’elû ehlez zikri in küntüm lâ ta’lemûn) “Bilmiyorsanız, bilen insanlara, ilim erbabına sorun!” diyor Kur’an-ı Kerim…
    İlkönce meseleyi, gideceksin soracaksın, “Hocam, bu hususta hüküm nedir?” diye… Allah’ın emri varsa, o da size bildirecek, mesele kalmayacak. Meselâ;
    –Hocam, acaba ben içki içebilir miyim?
    –Hocam ben acaba içki satabilir miyim?
    Bir sor bakalım, o onun cevabını verir. İlkönce cevap ilimledir.

    İlimden cevabını bulamazsa insan, meselâ;
    –Ticaret yapacağım; acaba bakkal dükkânı mı açsam, manifatura dükkânı mı açsam?
    Veyahut;
    –Üç tane namzet var; ona mı, ona mı, ona mı?..
    Bu gibi şeylerde istihâre yapılır. Abdest alırsın, istihare namazı kılarsın, elini açarsın, dua edersin: “Yâ Rabbi, sen bana hayırlısını göster!” dersin. Ama iştişâre; yâni müşavere etmek, istihareden önce gelir. İstihareye lüzum kalmadan, müşavere ile hallettiğin şeyi, istihareye bırakmak doğru olmaz!.. Çünkü, ilim önemlidir.
    –Ya ilim adamı hata ediyorsa?..
    –İlim adamının hatası bile sevaptır. Müctehid, ictihadında yanılsa bile sevap kazanır. Sen de onun ilmine hürmet ettiğin için, doğruyu bulmak için ona sorduğundan yine sevap alırsın.
    O bakımdan ilmi ayaklar altına alıp da, işi hayallere, vehimlere bağlamayalım!.. İlkönce ilme, alime; ondan sonra istişareye, ondan sonra istihareye bırakırsınız. Ondan sonra artık bir şey çıkar tabii, insanın karşısına…


  3. 24.Mayıs.2013, 16:52
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Soru:
    –Dinî ilim öğrenip cihad etmek isteyen bir lise öğrencisiyim, nasıl bir yol tutmamı tavsiye edersiniz?


    –Lise öğrencisi cihad etmek istiyor Allah yolunda; ne güzel!.. Allah razı olsun, çok güzel… Niyetine göre Allah büyük ecirler ihsan etsin…
    İlim öğrensin; çünkü, ilim öğrenmeden olmaz!.. İslâm’ı güzel öğrensin! Ondan sonra cihadı da ona göre, ayetlere, hadislere göre güzel yapar.
    Bir büyük alime sormuşlar ki:
    “–Ömründen bir gün kaldı, yarın öleceksin deseler, ne iş yapardın o bir günlük zamanda?..”
    “–İlim öğrenirdim!” demiş.
    Çünkü, en sevaplı iş odur. İlim öğrensin; bir taraftan da, öğrendiğini tatbik etsin ve başkalarına da söylesin, emr-i ma’rûf neh-i münker yapsın!.. O da cihaddır. Emr-i ma’rûf neh-i münker yapmaya devam etsin; onun yaşı yok… Evinde olur, mahallesinde olur, arkadaşları arasında olur; emr-i ma’ruf nehy-i münkere devam etsin!..
    Maşaallah, hoşuma gitti, Allah razı olsun…

    Soru:
    –Bir insan ilk önce fıkıh bilgisi mi öğrense daha iyi olur, yoksa Kur’an’dan ayet ezberlese mi kazançlı olur?


    –İlim daha önce gelir tabii de, bu gibi şeylerde benim daima hatırlattığım nokta şu, muhterem kardeşlerim: İyi şeyleri birbirlerine tokuşturtmamak lâzım, onu da onu da yapmak lâzım!.. Deminki arkadaşımızın hani, “Dersime mi çalışayım, dinî bilgileri mi öğreneyim?” diye sorması gibi… Yâhu onu da yap, onu da yap! Mümkün… İlle birisini yapınca, ötekisini yapmamak diye bir şey yok…
    Şimdi fıkıh bilgisi önemli… İnsan namaz kılmasını bilmiyorsa, ayet ezberlemesinin ne faydası var?.. Onu öğrenecek. Ama onu öğrenirken, Kur’an’ı ezberlemekten vaz geçse; o da doğru olmaz. Bir taraftan fıkıh bilgisini ilerletsin, hergün bir iki saat onu okusun; hergün bir iki sûre de ezberlesin! İkisini birden yapsın!
    Güzel şeyleri birbirleriyle rakip haline getirmeyin, çatıştırtmayın, beraberce yapmağa çalışın!

    Soru:
    –Kur’an-ı Kerim ezberlemek konusunda ne tavsiye edersiniz?


    –Kur’an-ı Kerim ezberlemek, bir kere şahıslara göre değişir. Her şahsın ezberleme kapasite ve kabiliyeti farklıdır.
    İkincisi: Ezberleme ciddî bir iştir, konsantre olmak gerekir. Başarılı çalışma vs. kitaplarda deniliyor ki, “Zihninizde bir problem varsa onu halledin, işinizin başına öyle oturun! Yoksa, konsantre olamazsınız.” Yâni, o içinden insanı meşgul eder, hafızası kuvvetli olmaz. İnsan yapacağı işe tam konsantre olup kendisini verirse, o zaman başarılı olur.
    Aynıştayn –şu meşhur fizikçi– çalışmaya bir otururmuş, yemeği filân unuturmuş. Uykuyu da unuturmuş. “Üstad gel! Yemek vakti geldi, yemek yiyeceğiz.” derlermiş, sofraya gelir otururmuş. Yemek yemeğe başlarmış, bırakmayı da bilemezmiş, “Yeter artık!” dedikleri zaman bırakırmış. “Hadi şimdi uyu!” dedikleri zaman uyurmuş. Neden?.. Kafası adam akıllı meşgul, gecesi gündüzü, aklı fikri fizikte…
    Yâni, konsantre olmak lâzım; çaresi odur.

    Üçüncüsü: Tasavvufî yönden Risâle-i Kuşeyriyye’de yazar ki, “İnsanın gözü harama bakarsa, takılırsa hafıza zayıflar.” Şimdi bu tehlike hepimiz için vardır. Meselâ bana, –dergilerimiz var, çeşitli faaliyetlerimiz var– aktüaliteyi takib etmem için günlük gazeteler geliyor. Her sayfasında müstehcen haber, müstehcen resim… Yüz kızartıcı… Eve sokulacak şeyler değil yâni… Bunlar insanın hafızasını zayıflatır. Sokağa çıksa nâmahreme baksa, zayıflar.
    Şöyle bir hikâye anlatırlar: Şeyh efendi ile müridi yolda gidiyorlarmış. Karşıdan böyle yakışıklı bir delikanlı geliyor. Mürid şeyhine diyor ki: “Şu gelen şahıs ne kadar yakışıklı yâ üstad! Bunu Allah bu kadar güzel yaratmışken, vücudunu bu kadar güzel yaratmışken, acaba ahirette cehenneme atıp cayır cayır yakmağa kıyar mı?.. Vücudu bu kadar güzel, yüzü bu kadar güzel… Acaba bu güzel yüzlü insanı, ahirette cayır cayır yakmağa kıyabilir mi Allah?” deyince, –tabii münâsebetsiz bir soru– şeyh efendi başka tarafını anlıyor hemen işin… Dönüyor: “Sen onun yüzüne bu kadar dikkatli baktın mı?.. Cezâsını görürsün!..” diyor.

    Halbuki bizim tarikatımızda –Nakşî tarikatında– prensip nedir?.. Nazar ber kadem… Ayağının ucuna bak be adam, etrafa ne bakıyorsun?.. Karşıdan gelen güzelmiş, çirkinmiş, kızmış, erkekmiş; sana ne?.. Sen kendi işinle meşgul ol!..
    Allah niye göze kapak yapmış?.. Gerektiğinde kapatılmak için… Niye ağıza dudak yapmış?.. Bazı lafları söylememek için… Ama burnun kulağın kapağı yok da, bunların var… Çok önemli… Çünkü, bundan çok günaha girer insan… Ekseriyetle bu dilinden dolayı günaha girer, bir de baktığından dolayı günaha girer.
    Yâni, günahlar hafızayı zayıflatır, takvâ hafızayı kuvvetlendirir; bir… Bir de insanın yaptığı işe kendisini vermesi lâzım!.. Çeşitli işlerle meşgul olduğu zaman, iş uzar. Olmaz değil, olur ama uzar. Konsantre olmak lâzım!..

    Soru:
    –Hafızlığa çalışıyorum. Hafızam zayıf, ne tavsiye edersiniz?


    –Zamanla, devam ettikçe açılır. İlk başta olmuyor gibi olur, sonra hafıza kuvvetlenir.

    Soru:
    –Bir arkadaşım, “Sen bir hadis okuduğunda onunla amel edemezsin, tek başına ondan hüküm çıkaramazsın; fıkıh kitaplarına başvurman lâzım!..” dedi. Bu konuda ne buyurursunuz?


    –Hadis-i şerifler dökümandır. Fıkıh, dökümanların değerlendirilmesidir, hükümdür. Birisi mahkemeye ibraz edilmiş çeşitli vesikadır; ötekisi mahkemenin îlâmıdır, kat’î hükmüdür.
    Binâen aleyh, ola ki o hadis-i şerif mensuh ola… Yâni hükmü neshedilmiş ola… Peygamber Efendimiz bir ara buyurmuş ki: “Benden hadis yazmayın!..” Neden?.. Kur’an’la karıştırırlar diye… “Yazmayın!” demiş; tamam, bir müddet yazmamışlar. Sonra demiş ki, “Yazmayın demiştim, şimdi yazabilirsiniz!” O zaman yazmışlar. Şimdi ilki okuyan, ikincisini duymamış bir insan sonucu bilmediği için şaşırabilir.
    Sonra, Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:
    (Küntü neheytüküm an ziyâretil kubûr, fezûrul kubûr) “Ben sizi bir zamanlar kabirleri ziyaret etmeyin diye menetmiştim kabir ziyaretinden… Yasaklamıştım ziyareti… Artık şimdi gidebilirsiniz, müsaade ettim.” diyor. Böyle şeyler olabilir.
    Demek ki esas itibariyle fıkıh kat’î sonucu söylediği için, fıkhın ahkâmı doğru… Ama hadis kitaplarının yazarları da fıkhı bilen kimseler olarak izah ederek, bilgi vererek sunarlarsa o hadis-i şerifleri, onlarla amel edililir. Meselâ Diyânet’in yayınlamış olduğu Sahih-i Buhârî, açıklamaları olan güzel bir kitaptır.

    Soru:
    –Yaz tatillerinde bir kaç senedir, ilkokulu yeni bitirmiş talebelere bir şeyler öğretmeye çalışmaktayım. Köyümüzün imamı var; çocuklarla pek sohbet etmiyor. Ben de artık büyüdüler diye çekiniyorum. Müsaade eder misiniz, tatilde bunu yapmalı mıyım?


    –Allah razı olsun… Boş durmayıp ilim öğretmek çok uygun bir şeydir. Kız erkek karışık anlaşılan… Mestûre olurlarsa olabilir. Caminin bir köşesinde kız çocukları durur, bir köşesinde erkek çocukları durur. İlim öğretir, hayırlı bir faaliyet yapmış olur.

    Soru:
    –Herhangi bir meseleyi öğrenmek için Kur’an-ı Kerim’den sayfa açmak doğru mudur?


    –Olmaz, doğru değil!.. Müslümanın bir meseleyi kararlaştırması için pırıl pırıl ilim var… İlkönce ilim erbabına soracak!..
    (Fes’elû ehlez zikri in küntüm lâ ta’lemûn) “Bilmiyorsanız, bilen insanlara, ilim erbabına sorun!” diyor Kur’an-ı Kerim…
    İlkönce meseleyi, gideceksin soracaksın, “Hocam, bu hususta hüküm nedir?” diye… Allah’ın emri varsa, o da size bildirecek, mesele kalmayacak. Meselâ;
    –Hocam, acaba ben içki içebilir miyim?
    –Hocam ben acaba içki satabilir miyim?
    Bir sor bakalım, o onun cevabını verir. İlkönce cevap ilimledir.

    İlimden cevabını bulamazsa insan, meselâ;
    –Ticaret yapacağım; acaba bakkal dükkânı mı açsam, manifatura dükkânı mı açsam?
    Veyahut;
    –Üç tane namzet var; ona mı, ona mı, ona mı?..
    Bu gibi şeylerde istihâre yapılır. Abdest alırsın, istihare namazı kılarsın, elini açarsın, dua edersin: “Yâ Rabbi, sen bana hayırlısını göster!” dersin. Ama iştişâre; yâni müşavere etmek, istihareden önce gelir. İstihareye lüzum kalmadan, müşavere ile hallettiğin şeyi, istihareye bırakmak doğru olmaz!.. Çünkü, ilim önemlidir.
    –Ya ilim adamı hata ediyorsa?..
    –İlim adamının hatası bile sevaptır. Müctehid, ictihadında yanılsa bile sevap kazanır. Sen de onun ilmine hürmet ettiğin için, doğruyu bulmak için ona sorduğundan yine sevap alırsın.
    O bakımdan ilmi ayaklar altına alıp da, işi hayallere, vehimlere bağlamayalım!.. İlkönce ilme, alime; ondan sonra istişareye, ondan sonra istihareye bırakırsınız. Ondan sonra artık bir şey çıkar tabii, insanın karşısına…





+ Yorum Gönder