Konusunu Oylayın.: Müslüman ile Yahudi arasında ki fark nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Müslüman ile Yahudi arasında ki fark nedir?
  1. 04.Mayıs.2013, 08:32
    1
    Misafir

    Müslüman ile Yahudi arasında ki fark nedir?

  2. 07.Mayıs.2013, 02:15
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Müslüman ile Yahudi arasında ki fark nedir?




    Cevap: Müslüman ile Yahudi arasında ki fark nedir?


    Tarihte Yahudilik ile İslam arasındaki etkileşimin tarihi, İslamın Arap Yarımadası'nda doğup buradan yayılmaya başladığı 7. yüzyıla kadar uzanır. Gerek Yahudiliğin gerekse İslamın kökenleri Ortadoğu'da, İbrahim'e dayandığından, her ikisi de İbrahimi (Semavi dinler) olarak kabul edilir. Yahudilik ile İslamın paylaştığı birçok ortak yön bulunmaktadır: temel dini görünümü, yapısı, hukuk felsefesi ve uygulaması ile İslam Yahudiliğe benzer.[1] Gerek bu benzerliklerden ötürü, gerekse Müslüman kültürü ve felsefesinin İslam dünyası içinde yaşayan Yahudi cemaatleri üzerindeki etkisi yoluyla, geride kalan 1.400 yıl boyunca bu iki din arasında kesintisiz ve hatrı sayılır bir fiziki, teolojik ve siyasi örtüşme ortaya çıkmıştır.

    Muhammed bin Abdullah [değiştir]


    Raşid el-Din'in, Hacerü'l-Esved'in hikâyesini betimleyen Jami' al-Tawarikh (14. Yüzyıl) adlı eseri.[5]
    Ana madde: Muhammed ve Yahudiler

    MuhammedMekke'de dini yayarken, "Ehl-i kitap" olarak adlandırdığı Hıristiyanlar ile Yahudileri, öğretilerinin temel ilkelerini paylaştığı doğal müttefikleri olarak görmüş, onay ve desteklerini vermelerini beklemiştir. O dönemde, Müslümanlar da tıpkı Yahudiler gibi ibadetlerinde Kudüs'ü kıble alıyordu.[6] Muhammed, Yahudi cemaatinin uzun süredir tek Tanrı'ya ibadet ettiği Medine'ye hicret etmekten de büyük heyecan duymuştu.[7]

    Başta pagan ve çok tanrılı kabileler olmak üzere, birçok Medineli Mekke'den gelen göçmenlerin dinine geçerken şehirdeki Yahudi kabileler dinlerini değiştirmediler. Peygamberliğini reddetmeleri Muhammed'i hayal kırıklığına uğratmıştı.[6] Muhalefetleri "dini sebeplerin yanı sıra pekala siyasi sebeplere de dayanıyor olabilir." [8] Watt'a göre, "Yahudiler, doğal olarak Yahudi olmayan birinin [Yahudiliğin] peygamberi olabileceğini kabul etmekte isteksiz davranmış olabilirler."[9]

    Mark Cohen ise, Muhammed'in "kutsal kehanetin sona ermesinden yüzyıllar sonra" ortaya çıktığını ve "mesajını, hem biçim hem de söylem olarak Yahudiliğe yabancı bir lafızla dile getirdiğini" ekliyor.[10] İbn Meymun sahte peygamber olarak nitelendirdiği Muhammed için Yemen'e Mektup'unda da meczup demişti. Dahası, ibn Meymun Muhammed'in peygamberlik iddiasının kendi kehaneti ile geçersiz kılındığını, zira bunun Musa'nın kehaneti, Tevrat ve Sözel Gelenek ile çeliştiğini iddia etmişti. Ayrıca, Muhammed'in okuma yazma bilmemesi de peygamberlik iddiasını geçersiz kılıyordu.[11]

    Diğer Peygamberler [değiştir]

    Her iki din de bazı istisnalar hariç birçok kişinin peygamberliği konusunda fikir birliği içindedir. Hıristiyanlığın aksine, her iki din de Hud, Eyyub ve Yusuf'un peygamber olduğunu öğretir. Ne var ki, bir Yahudi bilgeye göre, Eyyub'a atfedilen tüm hikâye bir efsaneden ibaretti ve Eyyub diye biri aslında hiç var olmamıştı. İbrani Kutsal Metinleri üzerine yorumları ile bilinen Yahudi alimi Rashi ise Eyyub'un bir peygamber olduğunu göstermek için Tekvin'in 10. babına dair yaptığı yorumda, Talmud'da da adı geçen ve kökeni M.S. 160 yılına kadar uzanan bir metinden alıntı yapar.

    Tarihi etkileşim [değiştir]

    Ana madde: Müslümanları n Yönetimi Altındaki Yahudilerin Tarihi

    Endülüs'de Hamursuz Bayramı'nın (Pesah) hikâyesini okuyan kantor, 14. yüzyıl Barselona Hagadah'ı.

    Endülüs'ten 12. yüzyıla ait el yazması Kur'an.
    Yahudiler Müslümanların hakimiyeti altındaki ülkeler içinde sıklıkla yaşamışlardır. On dört yüzyıllık İslam tarihi boyunca birçok ulusal sınır değiştiğinden, Kahire'deki Yahudi cemaati gibi tek bir cemaat farklı dönemlerde çok farklı ülkelerin sınırları içinde kalmış olabilmektedir.

    İslam devleti Arap Yarımadası'nın dışına yayıldıkça, çok sayıda Yahudi de Müslüman yönetimi altına girdi. İslam hukukunun Yahudilerin kendi yasaları ile yargılanması ve sinagogların korunmasını emretmesinden ötürü, Yahudilerin durumunda genel bir iyileşme yaşanırken, kimileri ise Müslümanların kontrolündeki ülkelerde Yahudi ve Hıristiyanların ikinci sınıf vatandaş statüsüne işaret etmektedir.

    Orta Çağ [değiştir]

    İber Yarımadası'nda, Müslüman yönetimi altındaki Yahudiler matematik, astronomi, felsefe, kimya ve filoloji alanlarında önemli ilerlemeler sağlayabilmişlerdir.[12] Bu çağ kimileri tarafından İber Yarımadası'ndaki Yahudi kültürünün Altın Çağı olarak da adlandırılır.[13]

    Geleneksel olarak, Müslüman topraklarında (Hıristiyanlar ile birlikte) zımmi statüsünde olan Yahudilerin kendi dinlerini yaşamalarına ve kendi iç işlerini yönetmelerine, bir takım koşullara uymaları şartıyla, izin veriliyordu.[14] Müslümanlara Cizye (her özgür gayrı müslim erkekten alınan şer'i vergi) ödemek zorundaydılar.[14] İslami yönetim altında, zımmiler daha düşük bir statüdeydiler. Silah taşımalarının ya da Müslümanların da dahil olduğu davalarda şahitlik etmelerinin yasak olması gibi çok sayıda sosyal ve hukuki kısıtlamaya tabiydiler.[15] Söz konusu kısıtlamaların çoğu oldukça sembolikti. En haysiyet kırıcı olanı ise, aslında Kur'an'da da hadislerde de yeri olmadığı halde Orta Çağ'ın başlarında Bağdat'da ortaya çıkan ve düzensiz şekilde uygulanan ayırt edici kıyafet uygulamasıydı.[16] Yahudiler nadiren öldürülmüş veya sürgün edilmiş ya da din değiştirmeye zorlanmış ve çoğunlukla ikamet ve meslek seçimlerinde serbest bırakılmışlardır.[17] Yahudilere karşı gerçekleştirilen önemli katliamların başında, 12. yüzyılda Endülüs'teki Muvahhid hanedanı hükümdarlarının gerçekleştirdiği öldürme veya din değiştirmeye zorlama olayları gelmektedir.[18] İkamet seçimlerinin Yahudilerin elinden alındığı durumlara verilebilecek en önemli örneklerden biri ise, Fas'ta 15. yüzyılda başlayan, özellikle de 19. yüzyılın başlarından itibaren Yahudilerin duvarlarla çevrili mahallelerde (mellahlar) toparlanması uygulaması gelir.[19] Din değiştirme olaylarının birçoğu ise gönüllü olmuş ve çeşitli sebeplere dayanmıştır. Ne var ki, 12. yüzyılda, Kuzey Afrika ve Endülüs'teki Muvahhid hanedanının yanı sıra, İran'da da Yahudilerin din değiştirmeye zorlandığı kimi olaylar yaşanmıştır.[20]

    Orta Çağ'da Volga boyunda kurulan Hazar devleti Yahudiliğe geçerken, ona tabi olan Volga Bulgaristan'ı ise İslama geçmiştir.

    Yahudilerin İslama geçişi [değiştir]

    Geçmişte, Yahudilerin gruplar halinde ya da tek tek İslama geçtiği görülmüştür.

    Yahudilikten İslama geçen grupların bir bölümü Müslüman olarak kalırken Yahudi mirasları ile bağlantılarını ve bu mirasa olan ilgilerini de korumuşlardır. Bu gruplar arasında, Askia Muhammed'in Timbuktu'da başa geçmesinden sonra Yahudilerin ya İslama geçmeleri ya da topraklarını terk etmelerini emretmesi üzerine 1492 yılında din değiştiren Timbuktulu anusim[21] (Yahudi hukukunda Yahudilikten çıkmaya zorlananlara verilen ad) ya da Daggataun ve İslama geçmesi için baskı gören, kimi zaman da buna zorlanan Buhara'daki Yahudi cemaati Çala'nın bir kısmı da vardır.[22]

    İran'da, 16 ve 17. yüzyıllarda hüküm süren Safevi hanedanı döneminde, Yahudiler alenen İslama geçtiklerini beyan etmeye zorlanmış, bu kişilere, Yeni Müslüman anlamına gelen, Cedid el-İslam adı verilmiştir. 1661 yılında, bu zorunlu din değiştirmeleri iptal eden bir ferman çıkarılmış ve Yahudiler tekrar dinlerini açık bir şekilde uygulamaya tekrar başlamıştır. Benzer şekilde, 1839'da İran'ın Meşhed şehrinde kendilerine yönelik katliamları durdurmak için şehirdeki Yahudiler toplu olarak İslama geçmişlerdir. Tekrar kendi inançlarını alenen uygulamaya başlamadan önce, yüzyıldan uzun bir süre boyunca da Yahudiliği gizlice uygulamışlardır. Yirmi birinci yüzyılın başı itibariyle, bunların 10.000'i İsrail'de, 4.000'i New York'ta, 1.000 kadarı da başka yerlerde yaşıyordu.[23]

    Türkiye'de kendini mesih ilan eden Sabetay Sevi, kendisine İslama geçmek ile idam arasında bir seçim sunulana kadar hapsedilmiş, 1666 yılında da İslama geçmiştir. Takipçilerinin bir bölümünün de onu izlemesi ile, Dönme olarak bilinen grup ortaya çıkmıştır. Dönmeler, dışarıdan Müslüman gözükmekle birlikte, Sevi'nin Mesih olduğu inancını korumuş, kimileri ise, Tanrı'nın Sevi'de vücut bulduğuna inanmıştır. Dönmeler, birçok açıdan Yahudiliklerini gizlice sürdürmüş, kimi Yahudi geleneklerine uymuş, dualarını İbranice ve Aramice etmiş, Yahudi bayramlarını kutlamış ve oruçlarını tutmuştur.

    Günümüz [değiştir]

    Bugün tüm Müslüman ülkeler arasında en büyük Yahudi cemaati İran'da bulunurken bu ülkeyi Özbekistan ve Türkiye takip etmektedir. İran'da devlet tarafından bir dini azınlık grubu olarak tanınan Yahudi cemaatine, tıpkı Zerdüştiler gibi, İran parlamentosunda bir sandalye tahsis edilmiştir. 2000 yılında, İran'da halen 30.000 ila 35.000 Yahudi olduğu tahmin edilirken, kimi kaynaklara göre bu sayı 20.000 ila 25.000 arasındadır.[24][24]

    Günümüzde, Arap-İsrail anlaşmazlığı Müslümanlar ile Yahudiler arasındaki ilişkilere yön veren temel konu haline gelmiştir. İsrail Devleti, Filistin'deki Britanya Mandası'nın sona ermesinden bir gün önce, 14 Mayıs 1948 tarihinde bağımsızlığını ilan etti.[25] Kısa süre sonra, aralarında Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Irak'ın bulunduğu 5 Arap devletinin İsrail'e saldırması ile 1948 Arap-İsrail Savaşı patlak verdi.[25] Yaklaşık bir yıl süren savaşın ardından ateşkes ilan edilerek, Yeşil Hat adı verilen geçici sınırlar belirlendi. Ürdün, daha sonra Batı Şeria olarak bilinen bölgeyi ilhak ederken, Mısır da Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele aldı. İsrail 11 Mayıs 1949 tarihinde Birleşmiş Milletler üyeliğine kabul edildi.[26] Çatışmalarda, Birleşmiş Milletler'in tahminlerine göre 711.000 Arap İsrail'den kaçtı. 1948'de, "Tam da Filistin'de bir Yahudi devleti kurma teşebbüsünün ta kendisi yüzünden ortaya çıkan Arap mezalimi sonucunda" Yahudiler de Arap topraklarından kitleler halinde ayrıldılar.[27]

    Yirminci yüzyılın başından bu yana Yahudilerin İslama geçişi genel olarak gönüllü olarak gerçekleşmiş, İslamı seçen Yahudilerin sayısı ise düşük olmuştur. Bunlar arasında en kayda değer olanları şunlardır:
    Muhammad Asad (eski adı Leopold Weiss), 1926 yılında İslama geçen Galiçyalı Yahudi.
    Leila Mourad (eski adı Leelee Murdakhai), 1940'larda İslama geçen Mısırlı Yahudi.
    Lev Nussimbaum, 1922'de İslama geçen Azerbaycan Yahudisi.

    Altı milyon İsrail vatandaşından her yıl ortalama 35'i İslama geçerken, bunların büyük bölümünü Müslüman erkeklerle evlenen Yahudi ve Hıristiyan kadınlar oluşturmaktadır.[28]


    İslam Yahudileri: İslam ülkelerinde doğup yetişen Yahudi toplulukları bazen bu isimle anılırlar. Bu toplulukların çoğu 1948'den sonra yaşadıkları ülkelerden kovulmuşlardır. Neredeyse bir milyon yahudi Arap ve müslüman ülkelerden zorla kovulmuştur. (Türkiye bu duruma istisnadır). Bunların büyük çoğunluğu İsrail'e yerleşmiş bir kısmı da Fransa ve ABD gibi batı ülkelerine göç etmişlerdir. Halen İslam Yahudilerinin bu ülkelerde kültürel kimliklerini korumaktadırlar. Şalom Gazetesi yazarlarından Haymi Behar bu konuda kaleme aldığı "Ben bir İslam Yahudisiyim" başlıklı yazıda bu kültürel zengilikleri anlatır.[29]

    Ortak yönler [değiştir]

    İslam ile Yahudiliğin paylaştığı birçok ortak yön bulunmaktadır. İslam, gelişimi sırasında Yahudiliğe en yakın büyük din haline gelmiştir. Antik Yunan ve İbrani kültürlerinin etkileşiminden ortaya çıkan Hıristiyanlığın aksine, Yahudilik genel dini görünümü, yapısı, hukuk felsefesi ve uygulaması ile İslama benzerlik gösterir.[1] İslam içinde, kökenleri Tevrat'ta yer alan geleneklere ya da Tevrat sonrası Yahudi geleneklerine dayanan birçok gelenek yer almaktadır. Bu uygulamaların geneline İsrâîliyyât adı verilmektedir.

    Tarihçi İlber Ortay'lı İslam'ı "evrensel yahudilik" olarak tanımlamıştır. Gerek Kurallar gerekse Allah anlayışı bakımından bu iki dinin yakınlığı konunun uzmanları tarafından birçok akademik kaynakta vurgulanmaktadır.


    İslam ve Yahudilik vahiy ile inen Kutsal Kitap fikrini paylaşırlar. Her ne kadar tam olarak metin ve tefsiri konularında birbirlerinden ayrılsalar da, İbrani Tevrat'ı ile Müslümanların Kur'an'ı önemli miktarda öykünün yanı sıra emri de paylaşırlar. Tevrat'ın geleneksel olarak tomar, Kur'an'ın ise kitap şeklinde olması ise her iki dinin yaşı hakkında bir fikir vermektedir.

    Müslümanlar genelde Yahudilerden (ve Hıristiyanlardan) kendileri gibi, İbrahim'in iman ettiği tek bir Tanrı'ya iman etmelerinden ötürü aynı genel öğretileri izleyen insanlar anlamında, "Ehl-i Kitap" olarak bahsederler. Kur'an, dinlerini bırakmak istemeseler bile hoşgörü gösterilmesi gereken "Ehl-i Kitap"ı (Yahudiler ve Hıristiyanlar) ile aynı hoşgörünün gösterilmediği putperestlerden (çoktanrıcılar) arasında ayırır (Bkz. Bakara Suresi, 256. Ayet). Müslümanlara getirilen bazı kısıtlamalar da gevşetilerek, örneğin Müslüman erkeklerin "Ehl-i Kitap"tan bir kadın ile evlenmeleri ya da Müslümanların Kaşer et yemelerine izin verilmiştir.[30]

    Kur'an İsrailoğullarının "kutsal topraklarda" yaşayacağını ve devlet kuracağını adeta müjdeler.

    A'RÂF SÛRESİ (137) Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.


    YÛNUS SÛRESİ (93) Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.

    İSRÂ SÛRESİ (104) Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: "Bu topraklarda oturun, ahiret va'di (kıyamet) gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz."

    CÂSİYE SÛRESİ (16) Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.

    TÂ HÂ SÛRESİ (80) (Allah şöyle dedi "Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr'un sağ yanını vadettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik."

    Din hukuku [değiştir]

    Yahudilik ve İslam, yazılı yasaların önüne geçebilen sözel geleneğe dayalı ve dini ile laik alanlar arasında ayrım yapmayan din hukuku sistemlerine sahip olmaları ile eşsizdir.[31] İslamda, söz konusu dini yasalara Şeriat, Yahudilikte ise Halaha adı verilir. Gerek Yahudilik gerekse İslam din hukuku üzerine çalışmayı bir çeşit ibadet ve başlıbaşına bir amaç olarak görür.

    Davranış kuralları [değiştir]

    İki din arasındaki en bariz ortak uygulama Tanrı'nın kesin tekliğinin ifadesidir: Müslümanlar bunu her gün kıldıkları beş vakit namaz ile, Yahudiler ise günde üç vakit ibadetin yanı sıra en az iki defa (Şema Yisrael) daha ifade ederler. İki din de imanın merkezinde yatan oruç tutma ve sadaka verme uygulamalarının yanı sıra perhiz kuralları ve arınma ritüellerinin diğer yönlerini de paylaşırlar. Katı perhiz kuralları altında, yenmesine müsaade edilen gıdalara Yahudilikte Kaşer, İslamda ise Helal adı verilir. Her iki din de domuz etinin yenmesini yasaklar. Helal kısıtlamaları Kaşrut perhiz yasalarının bir alt kümesini andırır, dolayısıyla birçok kaşer gıda, özellikle de, İslamın Allah'ın adı ile kesilmesini emrettiği et, helal kabul edilir.

    Hem İslam hem de geleneksel Yahudilik eşcinselliği yasaklar ve evlilik dışı cinsel ilişkiden men eder [32] ve kadının adet döneminde cinsel ilişkiden kaçınmayı emreder. Her iki dinde de erkeklerin sünnet olması emredilir.




  3. 07.Mayıs.2013, 02:15
    2
    Devamlı Üye



    Cevap: Müslüman ile Yahudi arasında ki fark nedir?


    Tarihte Yahudilik ile İslam arasındaki etkileşimin tarihi, İslamın Arap Yarımadası'nda doğup buradan yayılmaya başladığı 7. yüzyıla kadar uzanır. Gerek Yahudiliğin gerekse İslamın kökenleri Ortadoğu'da, İbrahim'e dayandığından, her ikisi de İbrahimi (Semavi dinler) olarak kabul edilir. Yahudilik ile İslamın paylaştığı birçok ortak yön bulunmaktadır: temel dini görünümü, yapısı, hukuk felsefesi ve uygulaması ile İslam Yahudiliğe benzer.[1] Gerek bu benzerliklerden ötürü, gerekse Müslüman kültürü ve felsefesinin İslam dünyası içinde yaşayan Yahudi cemaatleri üzerindeki etkisi yoluyla, geride kalan 1.400 yıl boyunca bu iki din arasında kesintisiz ve hatrı sayılır bir fiziki, teolojik ve siyasi örtüşme ortaya çıkmıştır.

    Muhammed bin Abdullah [değiştir]


    Raşid el-Din'in, Hacerü'l-Esved'in hikâyesini betimleyen Jami' al-Tawarikh (14. Yüzyıl) adlı eseri.[5]
    Ana madde: Muhammed ve Yahudiler

    MuhammedMekke'de dini yayarken, "Ehl-i kitap" olarak adlandırdığı Hıristiyanlar ile Yahudileri, öğretilerinin temel ilkelerini paylaştığı doğal müttefikleri olarak görmüş, onay ve desteklerini vermelerini beklemiştir. O dönemde, Müslümanlar da tıpkı Yahudiler gibi ibadetlerinde Kudüs'ü kıble alıyordu.[6] Muhammed, Yahudi cemaatinin uzun süredir tek Tanrı'ya ibadet ettiği Medine'ye hicret etmekten de büyük heyecan duymuştu.[7]

    Başta pagan ve çok tanrılı kabileler olmak üzere, birçok Medineli Mekke'den gelen göçmenlerin dinine geçerken şehirdeki Yahudi kabileler dinlerini değiştirmediler. Peygamberliğini reddetmeleri Muhammed'i hayal kırıklığına uğratmıştı.[6] Muhalefetleri "dini sebeplerin yanı sıra pekala siyasi sebeplere de dayanıyor olabilir." [8] Watt'a göre, "Yahudiler, doğal olarak Yahudi olmayan birinin [Yahudiliğin] peygamberi olabileceğini kabul etmekte isteksiz davranmış olabilirler."[9]

    Mark Cohen ise, Muhammed'in "kutsal kehanetin sona ermesinden yüzyıllar sonra" ortaya çıktığını ve "mesajını, hem biçim hem de söylem olarak Yahudiliğe yabancı bir lafızla dile getirdiğini" ekliyor.[10] İbn Meymun sahte peygamber olarak nitelendirdiği Muhammed için Yemen'e Mektup'unda da meczup demişti. Dahası, ibn Meymun Muhammed'in peygamberlik iddiasının kendi kehaneti ile geçersiz kılındığını, zira bunun Musa'nın kehaneti, Tevrat ve Sözel Gelenek ile çeliştiğini iddia etmişti. Ayrıca, Muhammed'in okuma yazma bilmemesi de peygamberlik iddiasını geçersiz kılıyordu.[11]

    Diğer Peygamberler [değiştir]

    Her iki din de bazı istisnalar hariç birçok kişinin peygamberliği konusunda fikir birliği içindedir. Hıristiyanlığın aksine, her iki din de Hud, Eyyub ve Yusuf'un peygamber olduğunu öğretir. Ne var ki, bir Yahudi bilgeye göre, Eyyub'a atfedilen tüm hikâye bir efsaneden ibaretti ve Eyyub diye biri aslında hiç var olmamıştı. İbrani Kutsal Metinleri üzerine yorumları ile bilinen Yahudi alimi Rashi ise Eyyub'un bir peygamber olduğunu göstermek için Tekvin'in 10. babına dair yaptığı yorumda, Talmud'da da adı geçen ve kökeni M.S. 160 yılına kadar uzanan bir metinden alıntı yapar.

    Tarihi etkileşim [değiştir]

    Ana madde: Müslümanları n Yönetimi Altındaki Yahudilerin Tarihi

    Endülüs'de Hamursuz Bayramı'nın (Pesah) hikâyesini okuyan kantor, 14. yüzyıl Barselona Hagadah'ı.

    Endülüs'ten 12. yüzyıla ait el yazması Kur'an.
    Yahudiler Müslümanların hakimiyeti altındaki ülkeler içinde sıklıkla yaşamışlardır. On dört yüzyıllık İslam tarihi boyunca birçok ulusal sınır değiştiğinden, Kahire'deki Yahudi cemaati gibi tek bir cemaat farklı dönemlerde çok farklı ülkelerin sınırları içinde kalmış olabilmektedir.

    İslam devleti Arap Yarımadası'nın dışına yayıldıkça, çok sayıda Yahudi de Müslüman yönetimi altına girdi. İslam hukukunun Yahudilerin kendi yasaları ile yargılanması ve sinagogların korunmasını emretmesinden ötürü, Yahudilerin durumunda genel bir iyileşme yaşanırken, kimileri ise Müslümanların kontrolündeki ülkelerde Yahudi ve Hıristiyanların ikinci sınıf vatandaş statüsüne işaret etmektedir.

    Orta Çağ [değiştir]

    İber Yarımadası'nda, Müslüman yönetimi altındaki Yahudiler matematik, astronomi, felsefe, kimya ve filoloji alanlarında önemli ilerlemeler sağlayabilmişlerdir.[12] Bu çağ kimileri tarafından İber Yarımadası'ndaki Yahudi kültürünün Altın Çağı olarak da adlandırılır.[13]

    Geleneksel olarak, Müslüman topraklarında (Hıristiyanlar ile birlikte) zımmi statüsünde olan Yahudilerin kendi dinlerini yaşamalarına ve kendi iç işlerini yönetmelerine, bir takım koşullara uymaları şartıyla, izin veriliyordu.[14] Müslümanlara Cizye (her özgür gayrı müslim erkekten alınan şer'i vergi) ödemek zorundaydılar.[14] İslami yönetim altında, zımmiler daha düşük bir statüdeydiler. Silah taşımalarının ya da Müslümanların da dahil olduğu davalarda şahitlik etmelerinin yasak olması gibi çok sayıda sosyal ve hukuki kısıtlamaya tabiydiler.[15] Söz konusu kısıtlamaların çoğu oldukça sembolikti. En haysiyet kırıcı olanı ise, aslında Kur'an'da da hadislerde de yeri olmadığı halde Orta Çağ'ın başlarında Bağdat'da ortaya çıkan ve düzensiz şekilde uygulanan ayırt edici kıyafet uygulamasıydı.[16] Yahudiler nadiren öldürülmüş veya sürgün edilmiş ya da din değiştirmeye zorlanmış ve çoğunlukla ikamet ve meslek seçimlerinde serbest bırakılmışlardır.[17] Yahudilere karşı gerçekleştirilen önemli katliamların başında, 12. yüzyılda Endülüs'teki Muvahhid hanedanı hükümdarlarının gerçekleştirdiği öldürme veya din değiştirmeye zorlama olayları gelmektedir.[18] İkamet seçimlerinin Yahudilerin elinden alındığı durumlara verilebilecek en önemli örneklerden biri ise, Fas'ta 15. yüzyılda başlayan, özellikle de 19. yüzyılın başlarından itibaren Yahudilerin duvarlarla çevrili mahallelerde (mellahlar) toparlanması uygulaması gelir.[19] Din değiştirme olaylarının birçoğu ise gönüllü olmuş ve çeşitli sebeplere dayanmıştır. Ne var ki, 12. yüzyılda, Kuzey Afrika ve Endülüs'teki Muvahhid hanedanının yanı sıra, İran'da da Yahudilerin din değiştirmeye zorlandığı kimi olaylar yaşanmıştır.[20]

    Orta Çağ'da Volga boyunda kurulan Hazar devleti Yahudiliğe geçerken, ona tabi olan Volga Bulgaristan'ı ise İslama geçmiştir.

    Yahudilerin İslama geçişi [değiştir]

    Geçmişte, Yahudilerin gruplar halinde ya da tek tek İslama geçtiği görülmüştür.

    Yahudilikten İslama geçen grupların bir bölümü Müslüman olarak kalırken Yahudi mirasları ile bağlantılarını ve bu mirasa olan ilgilerini de korumuşlardır. Bu gruplar arasında, Askia Muhammed'in Timbuktu'da başa geçmesinden sonra Yahudilerin ya İslama geçmeleri ya da topraklarını terk etmelerini emretmesi üzerine 1492 yılında din değiştiren Timbuktulu anusim[21] (Yahudi hukukunda Yahudilikten çıkmaya zorlananlara verilen ad) ya da Daggataun ve İslama geçmesi için baskı gören, kimi zaman da buna zorlanan Buhara'daki Yahudi cemaati Çala'nın bir kısmı da vardır.[22]

    İran'da, 16 ve 17. yüzyıllarda hüküm süren Safevi hanedanı döneminde, Yahudiler alenen İslama geçtiklerini beyan etmeye zorlanmış, bu kişilere, Yeni Müslüman anlamına gelen, Cedid el-İslam adı verilmiştir. 1661 yılında, bu zorunlu din değiştirmeleri iptal eden bir ferman çıkarılmış ve Yahudiler tekrar dinlerini açık bir şekilde uygulamaya tekrar başlamıştır. Benzer şekilde, 1839'da İran'ın Meşhed şehrinde kendilerine yönelik katliamları durdurmak için şehirdeki Yahudiler toplu olarak İslama geçmişlerdir. Tekrar kendi inançlarını alenen uygulamaya başlamadan önce, yüzyıldan uzun bir süre boyunca da Yahudiliği gizlice uygulamışlardır. Yirmi birinci yüzyılın başı itibariyle, bunların 10.000'i İsrail'de, 4.000'i New York'ta, 1.000 kadarı da başka yerlerde yaşıyordu.[23]

    Türkiye'de kendini mesih ilan eden Sabetay Sevi, kendisine İslama geçmek ile idam arasında bir seçim sunulana kadar hapsedilmiş, 1666 yılında da İslama geçmiştir. Takipçilerinin bir bölümünün de onu izlemesi ile, Dönme olarak bilinen grup ortaya çıkmıştır. Dönmeler, dışarıdan Müslüman gözükmekle birlikte, Sevi'nin Mesih olduğu inancını korumuş, kimileri ise, Tanrı'nın Sevi'de vücut bulduğuna inanmıştır. Dönmeler, birçok açıdan Yahudiliklerini gizlice sürdürmüş, kimi Yahudi geleneklerine uymuş, dualarını İbranice ve Aramice etmiş, Yahudi bayramlarını kutlamış ve oruçlarını tutmuştur.

    Günümüz [değiştir]

    Bugün tüm Müslüman ülkeler arasında en büyük Yahudi cemaati İran'da bulunurken bu ülkeyi Özbekistan ve Türkiye takip etmektedir. İran'da devlet tarafından bir dini azınlık grubu olarak tanınan Yahudi cemaatine, tıpkı Zerdüştiler gibi, İran parlamentosunda bir sandalye tahsis edilmiştir. 2000 yılında, İran'da halen 30.000 ila 35.000 Yahudi olduğu tahmin edilirken, kimi kaynaklara göre bu sayı 20.000 ila 25.000 arasındadır.[24][24]

    Günümüzde, Arap-İsrail anlaşmazlığı Müslümanlar ile Yahudiler arasındaki ilişkilere yön veren temel konu haline gelmiştir. İsrail Devleti, Filistin'deki Britanya Mandası'nın sona ermesinden bir gün önce, 14 Mayıs 1948 tarihinde bağımsızlığını ilan etti.[25] Kısa süre sonra, aralarında Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Irak'ın bulunduğu 5 Arap devletinin İsrail'e saldırması ile 1948 Arap-İsrail Savaşı patlak verdi.[25] Yaklaşık bir yıl süren savaşın ardından ateşkes ilan edilerek, Yeşil Hat adı verilen geçici sınırlar belirlendi. Ürdün, daha sonra Batı Şeria olarak bilinen bölgeyi ilhak ederken, Mısır da Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele aldı. İsrail 11 Mayıs 1949 tarihinde Birleşmiş Milletler üyeliğine kabul edildi.[26] Çatışmalarda, Birleşmiş Milletler'in tahminlerine göre 711.000 Arap İsrail'den kaçtı. 1948'de, "Tam da Filistin'de bir Yahudi devleti kurma teşebbüsünün ta kendisi yüzünden ortaya çıkan Arap mezalimi sonucunda" Yahudiler de Arap topraklarından kitleler halinde ayrıldılar.[27]

    Yirminci yüzyılın başından bu yana Yahudilerin İslama geçişi genel olarak gönüllü olarak gerçekleşmiş, İslamı seçen Yahudilerin sayısı ise düşük olmuştur. Bunlar arasında en kayda değer olanları şunlardır:
    Muhammad Asad (eski adı Leopold Weiss), 1926 yılında İslama geçen Galiçyalı Yahudi.
    Leila Mourad (eski adı Leelee Murdakhai), 1940'larda İslama geçen Mısırlı Yahudi.
    Lev Nussimbaum, 1922'de İslama geçen Azerbaycan Yahudisi.

    Altı milyon İsrail vatandaşından her yıl ortalama 35'i İslama geçerken, bunların büyük bölümünü Müslüman erkeklerle evlenen Yahudi ve Hıristiyan kadınlar oluşturmaktadır.[28]


    İslam Yahudileri: İslam ülkelerinde doğup yetişen Yahudi toplulukları bazen bu isimle anılırlar. Bu toplulukların çoğu 1948'den sonra yaşadıkları ülkelerden kovulmuşlardır. Neredeyse bir milyon yahudi Arap ve müslüman ülkelerden zorla kovulmuştur. (Türkiye bu duruma istisnadır). Bunların büyük çoğunluğu İsrail'e yerleşmiş bir kısmı da Fransa ve ABD gibi batı ülkelerine göç etmişlerdir. Halen İslam Yahudilerinin bu ülkelerde kültürel kimliklerini korumaktadırlar. Şalom Gazetesi yazarlarından Haymi Behar bu konuda kaleme aldığı "Ben bir İslam Yahudisiyim" başlıklı yazıda bu kültürel zengilikleri anlatır.[29]

    Ortak yönler [değiştir]

    İslam ile Yahudiliğin paylaştığı birçok ortak yön bulunmaktadır. İslam, gelişimi sırasında Yahudiliğe en yakın büyük din haline gelmiştir. Antik Yunan ve İbrani kültürlerinin etkileşiminden ortaya çıkan Hıristiyanlığın aksine, Yahudilik genel dini görünümü, yapısı, hukuk felsefesi ve uygulaması ile İslama benzerlik gösterir.[1] İslam içinde, kökenleri Tevrat'ta yer alan geleneklere ya da Tevrat sonrası Yahudi geleneklerine dayanan birçok gelenek yer almaktadır. Bu uygulamaların geneline İsrâîliyyât adı verilmektedir.

    Tarihçi İlber Ortay'lı İslam'ı "evrensel yahudilik" olarak tanımlamıştır. Gerek Kurallar gerekse Allah anlayışı bakımından bu iki dinin yakınlığı konunun uzmanları tarafından birçok akademik kaynakta vurgulanmaktadır.


    İslam ve Yahudilik vahiy ile inen Kutsal Kitap fikrini paylaşırlar. Her ne kadar tam olarak metin ve tefsiri konularında birbirlerinden ayrılsalar da, İbrani Tevrat'ı ile Müslümanların Kur'an'ı önemli miktarda öykünün yanı sıra emri de paylaşırlar. Tevrat'ın geleneksel olarak tomar, Kur'an'ın ise kitap şeklinde olması ise her iki dinin yaşı hakkında bir fikir vermektedir.

    Müslümanlar genelde Yahudilerden (ve Hıristiyanlardan) kendileri gibi, İbrahim'in iman ettiği tek bir Tanrı'ya iman etmelerinden ötürü aynı genel öğretileri izleyen insanlar anlamında, "Ehl-i Kitap" olarak bahsederler. Kur'an, dinlerini bırakmak istemeseler bile hoşgörü gösterilmesi gereken "Ehl-i Kitap"ı (Yahudiler ve Hıristiyanlar) ile aynı hoşgörünün gösterilmediği putperestlerden (çoktanrıcılar) arasında ayırır (Bkz. Bakara Suresi, 256. Ayet). Müslümanlara getirilen bazı kısıtlamalar da gevşetilerek, örneğin Müslüman erkeklerin "Ehl-i Kitap"tan bir kadın ile evlenmeleri ya da Müslümanların Kaşer et yemelerine izin verilmiştir.[30]

    Kur'an İsrailoğullarının "kutsal topraklarda" yaşayacağını ve devlet kuracağını adeta müjdeler.

    A'RÂF SÛRESİ (137) Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.


    YÛNUS SÛRESİ (93) Andolsun, biz İsrailoğullarını çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara temiz rızıklar verdik. Kendilerine bilgi gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz ki, ayrılığa düşmüş oldukları şeyler hakkında Rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.

    İSRÂ SÛRESİ (104) Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: "Bu topraklarda oturun, ahiret va'di (kıyamet) gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz."

    CÂSİYE SÛRESİ (16) Andolsun biz, İsrailoğullarına kitap, hükümranlık ve peygamberlik verdik. Onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdık ve onları (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.

    TÂ HÂ SÛRESİ (80) (Allah şöyle dedi "Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr'un sağ yanını vadettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik."

    Din hukuku [değiştir]

    Yahudilik ve İslam, yazılı yasaların önüne geçebilen sözel geleneğe dayalı ve dini ile laik alanlar arasında ayrım yapmayan din hukuku sistemlerine sahip olmaları ile eşsizdir.[31] İslamda, söz konusu dini yasalara Şeriat, Yahudilikte ise Halaha adı verilir. Gerek Yahudilik gerekse İslam din hukuku üzerine çalışmayı bir çeşit ibadet ve başlıbaşına bir amaç olarak görür.

    Davranış kuralları [değiştir]

    İki din arasındaki en bariz ortak uygulama Tanrı'nın kesin tekliğinin ifadesidir: Müslümanlar bunu her gün kıldıkları beş vakit namaz ile, Yahudiler ise günde üç vakit ibadetin yanı sıra en az iki defa (Şema Yisrael) daha ifade ederler. İki din de imanın merkezinde yatan oruç tutma ve sadaka verme uygulamalarının yanı sıra perhiz kuralları ve arınma ritüellerinin diğer yönlerini de paylaşırlar. Katı perhiz kuralları altında, yenmesine müsaade edilen gıdalara Yahudilikte Kaşer, İslamda ise Helal adı verilir. Her iki din de domuz etinin yenmesini yasaklar. Helal kısıtlamaları Kaşrut perhiz yasalarının bir alt kümesini andırır, dolayısıyla birçok kaşer gıda, özellikle de, İslamın Allah'ın adı ile kesilmesini emrettiği et, helal kabul edilir.

    Hem İslam hem de geleneksel Yahudilik eşcinselliği yasaklar ve evlilik dışı cinsel ilişkiden men eder [32] ve kadının adet döneminde cinsel ilişkiden kaçınmayı emreder. Her iki dinde de erkeklerin sünnet olması emredilir.







+ Yorum Gönder