Konusunu Oylayın.: Niçin Kur'an Ebu Leheb'le Bu Kadar İlgilenmiştir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Niçin Kur'an Ebu Leheb'le Bu Kadar İlgilenmiştir?
  1. 01.Mayıs.2013, 08:55
    1
    Misafir

    Niçin Kur'an Ebu Leheb'le Bu Kadar İlgilenmiştir?






    Niçin Kur'an Ebu Leheb'le Bu Kadar İlgilenmiştir? Mumsema Niçin Kur'an Ebu Leheb'le Bu Kadar İlgilenmiştir?


  2. 01.Mayıs.2013, 08:55
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 03.Mayıs.2013, 15:52
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Niçin Kur'an Ebu Leheb'le Bu Kadar İlgilenmiştir?




    Niçin Kur’an Ebu Leheb’le Bu Kadar İlgilenmiştir?

    Kur’an-ı Kerimde, Peygamberlerin dışında tek adı geçen sahabi Zeyd b. Harise r.a.dir. Kur’anın 111. suresi olan Tebbet Suresinin ilk ayetinde, bir de, Ebu Leheb adı geçmektedir. Ebu Leheb lakabıyla anılan kimsenin asıl ve gerçek adı Abdüluzza’dır. Ebu Leheb onun lakabıdır.

    Ebu Leheb lakabıyla anılan, Abdüluzza, Hz. Peygamberin, anası ayrı, baba bir amcasıdır. Hz. Peygamber s.a. in gençlik çağına geçmek üzere olduğu günlerde, Ebu Talib amcası ile Ebu Leheb amcası arasındaki kavga sırasında, Ebu Talibin alta düşüp, Ebu Leheb’den dayak yemesi üzerine, Hz. Muhammed s.a. Ebu Lehebi iterek alta düşürmüş ve Ebu Talip tarafından hırpalanmasına sebep olmuştur.Ebu Leheb Hayatı boyunca bunu unutmamıştır. Hz. Muhammed s.a. in süt emdiği günlerde de, süt anneye verilmeden önce, Ebu Lehebin cariyesi Süveye tarafından emzirilmiştir. Ebu Leheb cariyesinin, Hz. Muhammed s.a.’i emzirmesine müsaade etmiştir. Ebu Talib’den sonra, kısa bir süre Mekke şehir devletinin başına getirilen Ebu Leheb, Hz. Peygamber s.a.’in halalarının ısrarıyla, Hz. Muhammed s.a.’i himaye konusunda söz vermesine rağmen, Mekke ileri gelenlerinin ısrarıyla himayeden vazgeçmiştir.

    Hz. Peygamber s.a.’in insanları İslama davet ve uyarı görevi verilmesinden itibaren, önce yakın akrabalarını ve arkadaşlarını İslama davet için ziyafetler vererek akrabalarını toplamış ve onları İslama davet etmiştir, onlardan İslama girmek üzere biat almak istemiştir. İlk karşı çıkan Ebu Leheb olmuştur.

    Mekke’nin ileri gelenleri arasında yer alan Ebû Leheb İslâmiyet’ten önce Resûl-i Ekrem’in dostuydu ve iki oğlu Utbe ile Uteybe’yi onun kızları Rukıyye ve Ümmü Külsûm ile evlendirmişti. Ancak peygamber olduktan sonra kendisine şiddetle karşı çıktı. Bu arada, Uzzâ putuna nezaret eden Eflah b. Nadr eş-Şeybânî ölümü sırasında kendisinden sonra Uzzâ’nın ihmal edilmesinden endişe ettiğini söylemiş, Ebû Leheb de bu görevi kendisinin üstleneceğini belirterek onu teskin etmişti. Hz. Peygamber’in putlarla mücadelesi sebebiyle onun aleyhinde en korkunç düşmanlarıyla iş birliği yapmaktan çekinmedi. Resûl-i Ekrem, ilâhî tebliğ görevinin ikinci devresinde, “Ey peygamberlik hil’ati giyen inzivaya çekilen Muhammed!Kalk, meydanlara çık, artık insanları ve cinleri uyar meâlindeki âyetin nazil olması üzerine akrabalarını davet edip peygamber olarak gönderildiğini söyledi. Bunun üzerine Ebû Leheb küstahça bir konuşma yaparak onu, kendilerini atalarının dininden döndürmeye çalışmakla suçladı. Bir başka gün de Hz. Peygamber’in Safâ tepesinde topladığı kavmini İslâmiyet’e davet etmesine sinirlenerek:

    “Yazıklar olsun! Bizi böyle boş sözler için mi buraya çağırdın” diye tepki gösterdi. Evi, Hz. Peygamber’in evine yakın olduğundan onun evini sık sık taşa tutar veya başkalarına taşlatır, kapısı önüne her çeşit pisliği atmaktan çekinmezdi. Ebû Süfyân’ın kız kardeşi olan karısı Ümmü Cemîl de Resûl-i Ekrem’e eziyet etmekte ondan geri kalmazdı. Ebû Leheb, Hâşimîler’in boykot edildiği dönemde ekonomik açıdan zor durumda kaldığını söyleyerek onlardan ayrıldı ve müşriklerin safında yer aldı.

    Ebû Tâlib’in ölümünden sonra Hâşimîler’in reisi olan Ebû Leheb, kabile içi dayanışmayı sağlama mecburiyetinden dolayı Hz. Peygamber aleyhinde yürütülen faaliyetlere karşı çıkarak onu himaye etti. Ancak bu durum uzun sürmedi; Hz. Peygamber’in, ataları dahil gelmiş geçmiş bütün müşriklerin cehennemlik olduğunu söylemesine ve Lât, Menât, Uzzâ aleyhindeki konuşmalarına öfkelenip onu himaye etmekten vazgeçti. Ebû Leheb’in bu davranışı üzerine zor durumda kalan Hz. Peygamber kendisini himaye edecek birini aramak üzere Tâife gitti.

    Ebû Leheb Hz. Peygamber’i her yerde takip ederek sözlerini yalanlamaya, onun bir sihirbaz ve yalancı olduğunu, kavmini birbirine düşürdüğünü, sözlerine itibar edilmemesi gerektiğini söylemeye devam etti. Kendisinin ve karısının Resûl-i Ekrem’i rahatsız eden bu hareketleri üzerine Tebbet sûresi nazil oldu. Nüzul sırası dikkate alındığında ilk defa bu âyetlerle bir müşrikin ismen zikredilerek karısıyla birlikte tehdit edildiği görülür. Sûrenin nazil olması üzerine Ebû Leheb’in oğulları babalarının emriyle, evli bulundukları Hz. Peygamber’in iki kızını boşadılar.

    Bedir Gazvesi’ne katılmayan Ebû Leheb yerine Âs b. Hişâm’ı gönderdi. Bedir’de müşriklerin bozguna uğradığını öğrendikten birkaç gün sonra Mekke’de öldü. Oğulları onun yakalandığı çiçek (adese) hastalığının kendilerine bulaşmasından korktukları için babalarını gömemediler, ancak bir müddet sonra ücretle tuttukları Sudanlılar’a defnettirdiler.

    Ebû Leheb’in kızı Dürre müslüman olarak Medine’ye hicret etmiş, oğulları Utbe ile Muattib Mekke’nin fethinden sonra İslâmiyet’i kabul etmişlerdir.

    Görüldüğü üzere, Hz. Peygambere, amcası ve amcasının eşinin yapıp ettiklerini kimse yapmamıştır.
    Kur’anda Abdüluzzanın, Ebu Leheb lakabıyla Kur’anda zikrinin temelinde yatan şey, Ebu Lehebin fitne ve fesat ateşini, İslama düşmanlığı körükleyen bir karaktere – yapıya salip olması, eşi Ebu Süfyanın kızkardeşi Ümmü Cemilin İslam düşmanlağında kocası Ebu Lehebden geri kalmaması sebebiyledir.

    Kurtubi’nin (111/1) ayetinin tefsirinde açıkladığı gibi, Ebu Leheb’in sadece Abdüluzzaya has bir özel isim olmaması; kıyamete kadar, hınç ve öfkeleri sebebiyle adeta suratlarından alev saçarak İslama hücum eden herkesi ve eşlerini içine alması sebebiyle cins isim olduğunu ifade etmektedir. İslam uğrunda Hak yolda, mücadele edenlerin, Hz. Peygamber s.a.’in amcasıyla, amcasının eşiyle mücadelesinde olduğu gibi, yakın akrabalarıyla mücadelelerinin eksik olmayacağına,mukadder olduğuna işarettir. Hak yolda mücadele edenlerin karşılarında düşmanlarının eksik olmayacağı açık olmakla beraber, düşmanlık edenlerin yakın akrabalardan olması, sebebiyle fiili, maddi bir mücadeleye sosyal ve psikolojik bir mücadele de eklenmektedir. Bu sebeple, hakka davete, hakkı tebliğe çalışanların işleri daha da zorlaşmaktadır. Hz. Peygamber s.a.’in karşısında, Ebu Cehil gibi, Velid b. Mugire gibi mücadele ettiği kimselere Kur’anda işaret yok değildir. Ancak Ebu Lehebin Peygamberliğe karşı,yeğeni Peygamber s.a.e karşı mücadelesi, ötekilerin mücadelesine göre katmerli,ağır, şiddetli, manevi tazyikine dayanılması güç bir mücadeledir. Bu sebeple Ebu Leheb Kur’anda zikredilmiştir. Her zaman ve her yerde, kıyamete kadar Ebu Leheb ve karısı gibi İslam düşmanları eksik olmayacağı için, Allah onların güçlerinin ve imkanlarının yok olması için beddua niteliğinde bu ayeti ve bu sureyi indirmiştir.

    111/1 Fitne ve fesat ateşini, İslâm’a düşmanlığı körükleyen Cehennem kütüğü Ebu Leheb’in, Ebû Lehebler’in elleri, güçleri ve imkânları kurusun! Kendileri de kahrolsun, muradlarına eremeyip perişan olsunlar.
    111/2 Malları, kazandıkları servetleri ve işle-dikleri amelleri, onlara fayda sağlamadı.
    111/3 Onlar, alevli bir ateşe girip yaslanacak.

    111/4 Küfre hizmet için koğuculuk, kundak-çılık, düşmanlık yapan karıları da, devamlı odun taşıyarak ateşe yaslanacak.
    111/5 Boyunlarına vurulan zincirlerle cehenneme odun taşıyıp ateşe yaslanacaklar.
    Bu gün yeryüzünde, Ebu Lehepler, Ebu Cehiller, Velid b. Mugireler ve bunlarla aynı kafadaki kadınlar İslamın karşısında, Müslümanlara karşı daha büyük güç ve imkanlarla kol gezmektedir.
    Bu ayet ve bu Sûre, Peygamber yakını da olsa, hak yoldan uzak olan bir kimsenin kurtuluşa eremeyeceğinin delilidir.

    Bu ayetteki (111/1) Ebu Leheb zem ve tahkir sadedinde geldiğinden bu kelimeye “o parlak yüzlü..” veya buna benzer şekilde al yanaklı, gül yanaklı gibi mana vermek isabetli olmadığı gibi, kullanış maksadına göre, Allah’ın ayetini tahrife kadar gidebilir.

    25/55 Kâfirler, Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden, kendilerine fayda sağlamayan, zarar da vermeyen şeylere tapıyorlar. O, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhüdünü, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden büyük kâfir de, şirk koşarak, İslâm düşmanlığı yaparak Rabbine isyan edip, şeytana, şeytanî güçlere arka çıkmakta, Rabbini önemsememektedir.
    74/11 Malsız, evlâtsız olarak yaratıp dünyaya getirdiğim kimseyi, bana bırak.
    12 Ona ardı arkası gelmeyen servetler vermiştim.

    13 Ona ellerinin değdiği işi başaran, itibarlı ve liderlik kabiliyetleri yüksek, şöhretleri kendisine denk, babalarını yalnız bırakmayan oğullar vermiştim.
    14 Ona, ne büyük imkanlar sağlamıştım.

    15 Üstelik, daha, daha artırmamı arzu ederdi.
    16 Yağma yok artık. Çünkü o âyetleri-mizi inatla inkâra, yalanlamaya kalkıştı.
    17 Ben onu sarp yokuşa, dikine azâba sardıracağım.
    18 O Kur’ân’a ve İslâm’ı tebliğe nasıl karşı çıkacağını düşündü ve plan yaptı.
    19 Kahrolası, nasıl da içinde yaşadığı toplumun tasvibini alacak bir plan yaptı.
    20 Bir daha, bir daha kahrolası, nasıl da içinde yaşadığı toplumun tasvibini alacak peşpeşe planlar yaptı.
    21 Sonra planının doğuracağı sonuçları düşündü.
    22 Üstelik kaşını çatıp, surat astı, Kur-an’ın ve İslâm’ın hedeflerinin planlanan vakitten önce gerçekleşmesini istedi, bekleyemedi.
    23 Sonra imandan ve Peygambere tâbi olmaktan, ikbalinden ve istikbalinden yüz çevirdi ve büyüklük taslayıp zorbalık etti.
    24 “- Bunlar, öteden beri anlatılan, öğretilen büyüleyerek aklı etki altına alan sözlerden ibaret.” dedi.
    25 “- Bu ne ki, olsa olsa beşer sözü.” dedi.
    Alıntı



  4. 03.Mayıs.2013, 15:52
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Niçin Kur’an Ebu Leheb’le Bu Kadar İlgilenmiştir?

    Kur’an-ı Kerimde, Peygamberlerin dışında tek adı geçen sahabi Zeyd b. Harise r.a.dir. Kur’anın 111. suresi olan Tebbet Suresinin ilk ayetinde, bir de, Ebu Leheb adı geçmektedir. Ebu Leheb lakabıyla anılan kimsenin asıl ve gerçek adı Abdüluzza’dır. Ebu Leheb onun lakabıdır.

    Ebu Leheb lakabıyla anılan, Abdüluzza, Hz. Peygamberin, anası ayrı, baba bir amcasıdır. Hz. Peygamber s.a. in gençlik çağına geçmek üzere olduğu günlerde, Ebu Talib amcası ile Ebu Leheb amcası arasındaki kavga sırasında, Ebu Talibin alta düşüp, Ebu Leheb’den dayak yemesi üzerine, Hz. Muhammed s.a. Ebu Lehebi iterek alta düşürmüş ve Ebu Talip tarafından hırpalanmasına sebep olmuştur.Ebu Leheb Hayatı boyunca bunu unutmamıştır. Hz. Muhammed s.a. in süt emdiği günlerde de, süt anneye verilmeden önce, Ebu Lehebin cariyesi Süveye tarafından emzirilmiştir. Ebu Leheb cariyesinin, Hz. Muhammed s.a.’i emzirmesine müsaade etmiştir. Ebu Talib’den sonra, kısa bir süre Mekke şehir devletinin başına getirilen Ebu Leheb, Hz. Peygamber s.a.’in halalarının ısrarıyla, Hz. Muhammed s.a.’i himaye konusunda söz vermesine rağmen, Mekke ileri gelenlerinin ısrarıyla himayeden vazgeçmiştir.

    Hz. Peygamber s.a.’in insanları İslama davet ve uyarı görevi verilmesinden itibaren, önce yakın akrabalarını ve arkadaşlarını İslama davet için ziyafetler vererek akrabalarını toplamış ve onları İslama davet etmiştir, onlardan İslama girmek üzere biat almak istemiştir. İlk karşı çıkan Ebu Leheb olmuştur.

    Mekke’nin ileri gelenleri arasında yer alan Ebû Leheb İslâmiyet’ten önce Resûl-i Ekrem’in dostuydu ve iki oğlu Utbe ile Uteybe’yi onun kızları Rukıyye ve Ümmü Külsûm ile evlendirmişti. Ancak peygamber olduktan sonra kendisine şiddetle karşı çıktı. Bu arada, Uzzâ putuna nezaret eden Eflah b. Nadr eş-Şeybânî ölümü sırasında kendisinden sonra Uzzâ’nın ihmal edilmesinden endişe ettiğini söylemiş, Ebû Leheb de bu görevi kendisinin üstleneceğini belirterek onu teskin etmişti. Hz. Peygamber’in putlarla mücadelesi sebebiyle onun aleyhinde en korkunç düşmanlarıyla iş birliği yapmaktan çekinmedi. Resûl-i Ekrem, ilâhî tebliğ görevinin ikinci devresinde, “Ey peygamberlik hil’ati giyen inzivaya çekilen Muhammed!Kalk, meydanlara çık, artık insanları ve cinleri uyar meâlindeki âyetin nazil olması üzerine akrabalarını davet edip peygamber olarak gönderildiğini söyledi. Bunun üzerine Ebû Leheb küstahça bir konuşma yaparak onu, kendilerini atalarının dininden döndürmeye çalışmakla suçladı. Bir başka gün de Hz. Peygamber’in Safâ tepesinde topladığı kavmini İslâmiyet’e davet etmesine sinirlenerek:

    “Yazıklar olsun! Bizi böyle boş sözler için mi buraya çağırdın” diye tepki gösterdi. Evi, Hz. Peygamber’in evine yakın olduğundan onun evini sık sık taşa tutar veya başkalarına taşlatır, kapısı önüne her çeşit pisliği atmaktan çekinmezdi. Ebû Süfyân’ın kız kardeşi olan karısı Ümmü Cemîl de Resûl-i Ekrem’e eziyet etmekte ondan geri kalmazdı. Ebû Leheb, Hâşimîler’in boykot edildiği dönemde ekonomik açıdan zor durumda kaldığını söyleyerek onlardan ayrıldı ve müşriklerin safında yer aldı.

    Ebû Tâlib’in ölümünden sonra Hâşimîler’in reisi olan Ebû Leheb, kabile içi dayanışmayı sağlama mecburiyetinden dolayı Hz. Peygamber aleyhinde yürütülen faaliyetlere karşı çıkarak onu himaye etti. Ancak bu durum uzun sürmedi; Hz. Peygamber’in, ataları dahil gelmiş geçmiş bütün müşriklerin cehennemlik olduğunu söylemesine ve Lât, Menât, Uzzâ aleyhindeki konuşmalarına öfkelenip onu himaye etmekten vazgeçti. Ebû Leheb’in bu davranışı üzerine zor durumda kalan Hz. Peygamber kendisini himaye edecek birini aramak üzere Tâife gitti.

    Ebû Leheb Hz. Peygamber’i her yerde takip ederek sözlerini yalanlamaya, onun bir sihirbaz ve yalancı olduğunu, kavmini birbirine düşürdüğünü, sözlerine itibar edilmemesi gerektiğini söylemeye devam etti. Kendisinin ve karısının Resûl-i Ekrem’i rahatsız eden bu hareketleri üzerine Tebbet sûresi nazil oldu. Nüzul sırası dikkate alındığında ilk defa bu âyetlerle bir müşrikin ismen zikredilerek karısıyla birlikte tehdit edildiği görülür. Sûrenin nazil olması üzerine Ebû Leheb’in oğulları babalarının emriyle, evli bulundukları Hz. Peygamber’in iki kızını boşadılar.

    Bedir Gazvesi’ne katılmayan Ebû Leheb yerine Âs b. Hişâm’ı gönderdi. Bedir’de müşriklerin bozguna uğradığını öğrendikten birkaç gün sonra Mekke’de öldü. Oğulları onun yakalandığı çiçek (adese) hastalığının kendilerine bulaşmasından korktukları için babalarını gömemediler, ancak bir müddet sonra ücretle tuttukları Sudanlılar’a defnettirdiler.

    Ebû Leheb’in kızı Dürre müslüman olarak Medine’ye hicret etmiş, oğulları Utbe ile Muattib Mekke’nin fethinden sonra İslâmiyet’i kabul etmişlerdir.

    Görüldüğü üzere, Hz. Peygambere, amcası ve amcasının eşinin yapıp ettiklerini kimse yapmamıştır.
    Kur’anda Abdüluzzanın, Ebu Leheb lakabıyla Kur’anda zikrinin temelinde yatan şey, Ebu Lehebin fitne ve fesat ateşini, İslama düşmanlığı körükleyen bir karaktere – yapıya salip olması, eşi Ebu Süfyanın kızkardeşi Ümmü Cemilin İslam düşmanlağında kocası Ebu Lehebden geri kalmaması sebebiyledir.

    Kurtubi’nin (111/1) ayetinin tefsirinde açıkladığı gibi, Ebu Leheb’in sadece Abdüluzzaya has bir özel isim olmaması; kıyamete kadar, hınç ve öfkeleri sebebiyle adeta suratlarından alev saçarak İslama hücum eden herkesi ve eşlerini içine alması sebebiyle cins isim olduğunu ifade etmektedir. İslam uğrunda Hak yolda, mücadele edenlerin, Hz. Peygamber s.a.’in amcasıyla, amcasının eşiyle mücadelesinde olduğu gibi, yakın akrabalarıyla mücadelelerinin eksik olmayacağına,mukadder olduğuna işarettir. Hak yolda mücadele edenlerin karşılarında düşmanlarının eksik olmayacağı açık olmakla beraber, düşmanlık edenlerin yakın akrabalardan olması, sebebiyle fiili, maddi bir mücadeleye sosyal ve psikolojik bir mücadele de eklenmektedir. Bu sebeple, hakka davete, hakkı tebliğe çalışanların işleri daha da zorlaşmaktadır. Hz. Peygamber s.a.’in karşısında, Ebu Cehil gibi, Velid b. Mugire gibi mücadele ettiği kimselere Kur’anda işaret yok değildir. Ancak Ebu Lehebin Peygamberliğe karşı,yeğeni Peygamber s.a.e karşı mücadelesi, ötekilerin mücadelesine göre katmerli,ağır, şiddetli, manevi tazyikine dayanılması güç bir mücadeledir. Bu sebeple Ebu Leheb Kur’anda zikredilmiştir. Her zaman ve her yerde, kıyamete kadar Ebu Leheb ve karısı gibi İslam düşmanları eksik olmayacağı için, Allah onların güçlerinin ve imkanlarının yok olması için beddua niteliğinde bu ayeti ve bu sureyi indirmiştir.

    111/1 Fitne ve fesat ateşini, İslâm’a düşmanlığı körükleyen Cehennem kütüğü Ebu Leheb’in, Ebû Lehebler’in elleri, güçleri ve imkânları kurusun! Kendileri de kahrolsun, muradlarına eremeyip perişan olsunlar.
    111/2 Malları, kazandıkları servetleri ve işle-dikleri amelleri, onlara fayda sağlamadı.
    111/3 Onlar, alevli bir ateşe girip yaslanacak.

    111/4 Küfre hizmet için koğuculuk, kundak-çılık, düşmanlık yapan karıları da, devamlı odun taşıyarak ateşe yaslanacak.
    111/5 Boyunlarına vurulan zincirlerle cehenneme odun taşıyıp ateşe yaslanacaklar.
    Bu gün yeryüzünde, Ebu Lehepler, Ebu Cehiller, Velid b. Mugireler ve bunlarla aynı kafadaki kadınlar İslamın karşısında, Müslümanlara karşı daha büyük güç ve imkanlarla kol gezmektedir.
    Bu ayet ve bu Sûre, Peygamber yakını da olsa, hak yoldan uzak olan bir kimsenin kurtuluşa eremeyeceğinin delilidir.

    Bu ayetteki (111/1) Ebu Leheb zem ve tahkir sadedinde geldiğinden bu kelimeye “o parlak yüzlü..” veya buna benzer şekilde al yanaklı, gül yanaklı gibi mana vermek isabetli olmadığı gibi, kullanış maksadına göre, Allah’ın ayetini tahrife kadar gidebilir.

    25/55 Kâfirler, Allah’ı bırakıp, kulları durumundakilerden, kendilerine fayda sağlamayan, zarar da vermeyen şeylere tapıyorlar. O, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhüdünü, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden büyük kâfir de, şirk koşarak, İslâm düşmanlığı yaparak Rabbine isyan edip, şeytana, şeytanî güçlere arka çıkmakta, Rabbini önemsememektedir.
    74/11 Malsız, evlâtsız olarak yaratıp dünyaya getirdiğim kimseyi, bana bırak.
    12 Ona ardı arkası gelmeyen servetler vermiştim.

    13 Ona ellerinin değdiği işi başaran, itibarlı ve liderlik kabiliyetleri yüksek, şöhretleri kendisine denk, babalarını yalnız bırakmayan oğullar vermiştim.
    14 Ona, ne büyük imkanlar sağlamıştım.

    15 Üstelik, daha, daha artırmamı arzu ederdi.
    16 Yağma yok artık. Çünkü o âyetleri-mizi inatla inkâra, yalanlamaya kalkıştı.
    17 Ben onu sarp yokuşa, dikine azâba sardıracağım.
    18 O Kur’ân’a ve İslâm’ı tebliğe nasıl karşı çıkacağını düşündü ve plan yaptı.
    19 Kahrolası, nasıl da içinde yaşadığı toplumun tasvibini alacak bir plan yaptı.
    20 Bir daha, bir daha kahrolası, nasıl da içinde yaşadığı toplumun tasvibini alacak peşpeşe planlar yaptı.
    21 Sonra planının doğuracağı sonuçları düşündü.
    22 Üstelik kaşını çatıp, surat astı, Kur-an’ın ve İslâm’ın hedeflerinin planlanan vakitten önce gerçekleşmesini istedi, bekleyemedi.
    23 Sonra imandan ve Peygambere tâbi olmaktan, ikbalinden ve istikbalinden yüz çevirdi ve büyüklük taslayıp zorbalık etti.
    24 “- Bunlar, öteden beri anlatılan, öğretilen büyüleyerek aklı etki altına alan sözlerden ibaret.” dedi.
    25 “- Bu ne ki, olsa olsa beşer sözü.” dedi.
    Alıntı






+ Yorum Gönder