Konusunu Oylayın.: Kabul / Makbul Olan Dualar Hangileridir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Kabul / Makbul Olan Dualar Hangileridir?
  1. 28.Nisan.2013, 01:21
    1
    Misafir

    Kabul / Makbul Olan Dualar Hangileridir?






    Kabul / Makbul Olan Dualar Hangileridir? Mumsema Kabul / Makbul Olan Dualar Hangileridir? Dinimizde kjabul edilen dualar hakkında bilgiler verir misiniZ?


  2. 28.Nisan.2013, 01:21
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 28.Nisan.2013, 17:27
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Kabul / Makbul Olan Dualar Hangileridir?




    Kabul / Makbul Olan Dualar Hangileridir

    Duanın yapılış şekli nasıl olmalıdır, makbul dualar nelerdir ve ne zaman dua edilmeli Duanın nasıl yapılması gerektiği hakkında yüce Rabbimiz bize yol gösteriyor ve açıkça, başka hiçbir izaha gerek kalmayacak şekilde; “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez. ... Allah'a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır.”(1); “Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma.”(2) buyuruyor. Yine, dua etmekten kibirlenip kaçınmak gibi, dua ederken de tiz perdeden bir sesle ve ölçüsüzce ellerini avuçlarını açarak, büyüklenerek dua etmekten men ediyor ve mütevazi bir şekilde, kapısında bir dilenci gibi, boynu bükük ve kalbi kırık, dudağı buruk ve mahzun bir eda ile dua edilmesini emrediyor(3) Dua, yalnız Allah için ve Allah’a yapılır. Yani, insan istediğini sadece Ondan ister, başkasından bir şey istenmez. Çünkü, “El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak O'dur. O'nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kâfirlerin duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır.”(4) Ayrıca, Cenabı Hakkın en hoşlandığı ve kabule en şayan olan dua da, herkesin uykuda veya başka işlerle meşgul olduğu gafil saatlerde yapılan duadır. Büyükler hep bu vakitleri gözleyip dua etmişlerdir. Peygamberimiz (s.a.v) de, en geniş kapsamlı dualarını gece namazından (teheccüd) sonra yapmıştır. Uykuyu, gafleti bir kenara bırakıp, gecenin bir kısmında uyanık bulunarak münacatta bulunmak insanı Allah’a yaklaştırır. “Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.”(5) Mühim bir iş için duaya başlamadan önce sadaka vermek ve iki rekat namaz kılıp abdestli ve kıbleye yönelik olarak dua etmek, önce Allah’a hamd edip sonra da Peygamberimize salavat getirmek, duanın kabulü için önemli şartlardan biridir. Dualar için belli vakitler ve uygun saatler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Ezan ve kamet arası, ezan okunurken, gecenin sonunda, farz namazların ardından ve özellikle sabah namazından sonra, secde halinde, Kabe ve Mescid-i Nebevi gibi mübarek yerlerde, üç aylarda ve kandil gecelerinde, ramazan ayında ve kadir gecesinde vs. gibi. Bir de duası reddedilmeyen kimseler ve reddedilmeyen dualar vardır. Bunlar da, başta anne ve babanın evladına duası, misafirin duası, mazlumun duası müminin mümine gıyabında yaptığı dua. (1) A’raf, 7/55-56. (2) A’raf, 7/205. (3) A’raf, 7/206. (4) Ra’d, 13/14. (5) Secde, 32/16.
    Duanın kabul edilmesi için bazı şartlar vardır. Duanın kabul edileceğinden şüphe etmemeli, şartlarına riayet edilip edilmediğinden şüphe etmelidir. Gereken şartlara riayet etmeden duanın kabul edilmesini beklemek uygun olmaz.
    Önce çalışmak, sonra dua dinin esası!
    Kabul edilir ancak, çalışanın duası!

    Duanın kabul edilmesi için gereken şartlardan bir kısmı şöyle:
    1- Haram lokmadan sakınmalıdır!
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Haramdan sakının! Midesine haram lokma girenin kırk gün duası kabul olmaz.) [Taberani]

    Sad bin Ebi Vakkas hazretleri dedi ki: Ya Resulallah, dua buyur da, Allahü teâlâ, benim her duamı kabul etsin! Cevabında buyurdu ki:
    (Duanızın kabul olması için helal lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır. Sonra ellerini kaldırıp dua ederler. Böyle dua nasıl kabul olunur?) [Şir’a]

    Yine buyurdu ki:
    (Duanın kabul olması için iki şey gerekir. Duayı ihlas ile yapmalıdır. Yediği ve giydiği helalden olmalıdır. Müminin odasında, haramdan bir iplik varsa, bu odada yaptığı dua kabul olmaz.) [Tergibüs-salât]

    2- İtikadı düzgün olmalıdır.
    Bid’at ehlinin duaları kabul olmaz. Hadis-i şerifte, (Bid’at ehlinin duası ve ibadetleri kabul olmaz) buyuruldu. (İbni Mace)
    Âyet-i kerimenin, duanın tesir edebilmesi için, okuyan ve okunan kimsenin buna inanması ve okuyanın itikadının düzgün olması, Allah rızası için okuması, kul hakkından sakınması, haram yememesi ve karşılığında ücret istememesi şarttır.

    3- Uyanık kalble ve kabul edileceğine inanarak dua etmelidir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâya, kabul edileceğine tam inanarak dua ediniz! Biliniz ki, Allahü teâlâ gafil bir kalb ile yapılan duayı kabul etmez.) [Şir’a]

    4- Dualarım niçin kabul olmuyor dememelidir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.) [Buhari]

    İstenilen şeyin olmaması, duanın kabul olmadığını göstermez. Onun için duaya devam etmelidir! Duanın kabulünün gecikmesinin başka sebepleri de vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Mümin dua edince, Allahü teâlâ, Cebraile, "Ben onu seviyorum, isteğini hemen yerine getirme!" Facir, [günahkâr] dua edince de "Ben onun sesini sevmiyorum. İsteğini hemen yerine getir" buyurur.) [İbni Neccar]
    Şu halde, duanın kabulünün gecikmesi zararlı değildir.

    5- Bela gelmeden önce çok dua etmelidir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Sıkıntılı iken duasının kabul edilmesini isteyen, refah zamanında çok dua etsin!) [Tirmizi]
    Ebu İshak hazretlerinden dua istediler. Dua etti. Duasının kabul edildiğini gören bir talebesi, (Efendim, bu duayı bana da öğretin, ihtiyaç halinde ben de edeyim) dedi. Buyurdu ki: (Duamın kabul edilmesinin sebebi, otuz yıldır kıldığım namazlar, ettiğim dualar ve haram lokmadan sakınmamdır.)

    6- Duaya hamd ve salevatla başlamalıdır.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Ey namaz kılan, acele ettin. Namaz kıldıktan sonra dua ederken önce Allahü teâlâya layık olduğu şekilde hamd et, sonra bana salevat getir, sonra dua et!) [Tirmizi]

    7- Yalvararak dua etmelidir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Gafil olan kalb ile yapılan dua makbul değildir.) [Tirmizi]

    Hazret-i Davud zamanında kuraklık oldu. Halk dua etmek için aralarından üç âlimi seçtiler.
    Âlimlerden biri şöyle dua etti:
    (Ya Rabbi, Kitabında kendimize zulmedenleri affetmemizi bildirdin. İşte biz, nefslerimize zulmettik. Senden af diliyoruz. Bizi affet!)

    İkinci âlimin duası da şöyle:
    (Ya Rabbi, Kitabında köleleri, azat etmemizi bildirdin. İşte biz kul olarak huzurundayız. Bizleri azat eyle!)

    Üçüncü âlim de şöyle dua etti:
    (Ya Rabbi, Kitabında, kapımıza gelen saili kovmamamızı, yüz çevirmememizi bildirdin. İşte biz de sail olarak huzurundayız. Senden rahmet istiyoruz. Bizi boş çevirme!)

    Duaları kabul olarak rahmet yağdı.

    8- Sebeplere yapışmadan istemek kuru bir temennidir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.) [Deylemi]

    9- Günah işlemeyen dil ile dua etmelidir.
    Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâya günah işlemeyen dil ile dua edin) buyurdu. Böyle bir dilin nasıl bulunacağı sual edilince, (Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir) buyurdu. [Tergibüs-salât]

    10- İsm-i a’zam ve esma-i hüsna ile dua etmelidir.

    Dua, kulun Rabbine yönelip O'ndan yardım dilemesidir. İnsan, gücünün yetmediği ihtiyaçlarını elde etmek, kendi kudretiyle erişemediği arzularına erişmek için Allah'a sığınır. Çünkü Allah'tan başka hiç kimse yoktur ki, onun en gizli arzularını duyup yerine getirsin, ihtiyaçlarını karşılasın.

    Dua bir ibadettir. Hattâ ibadetin ruhudur.

    Nasıl ki, bir çocuk eli yetişemediği bir ihtiyacını, bir arzusunu elde etmek için ya ağlar, ya ister; yani acizlinin diliyle dua eder ve isteklerini elde eder.

    Öyle de, insan bütün canlılar içinde nazik ve nazlı bir çocuğa benzer. Cenab-ı Hakkın dergâhına acziyle ağlamak veya ihtiyacıyla dua etmekle yönelir. Yoksa bir sinekten korkan haylaz bir çocuk gibi, “Bu insanları kendi gücümle emrimde çalıştırıyorum” deyip nankörlük etmek, insanın yaratılışına aykırı olduğu gibi, üstelik âhirette şiddetli bir azabı da hak eder.

    İnsan dua vasıtasıyla Cenab-ı Hakka yaklaşır. Bu itibarla başa gelen çeşitli sıkıntılar ve belalar, insana aczini ve güçsüzlüğünü hatırlatıp onu Rabbine yönelmeye zorlaması cihetiyle rahmettir. Çünkü insan bilhassa böyle vakitlerde ne kadar âciz ve çaresiz olduğunu anlayıp sığınacak bir yer bulmaya muhtaç durumdadır. Dua bunun en güzel vesilesidir.

    Dua bir ibadet olduğuna göre, onun sadece ve sadece Allah'ın rızasını kazanmak gayesiyle yapılması gerekir. Bunun için insan âcizliğini, yalnızlığını ve çaresizliğini bütün ruhuyla hissedip kendisine yardımcı olacak, korkulardan, endişelerden kurtaracak yegâne zatın Allah olduğunu düşünerek ellerini semaya kaldırmalıdır. O Yaratıcı sonsuz bir kudret, bir rahmet ve bir hikmet sahibidir. Bütün kâinat Onun eseridir ve Onun izni olmadan yaprak bile kıpırdayamaz. Bütün kemal sıfatların sahibi olan Cenab-ı Hak, buna karşılık bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Yarattığı canlı-cansız bütün varlıkları sayısız nimetlerle donatmış, onların üstünde insanı en yüksek bir mevki ile şereflendirmiştir. Bunun için Cenab-ı Hak sonsuz hamd ve senâya layıktır. Zaten varlıkların yaratılış maksadı da hamd, tesbih, tekbirle Ona kulluk etmek değil midir? İşte dua bundan dolayı ehemmiyet taşımaktadır.
    Her dua kabul olur mu?
    Her ettiğimiz dua kabul olunmuyor. Oysa âyet-i kerimede “Bana dua edin, size cevap vereyim” buyuruluyor? Bunun sebebi nedir?
    Dua meselesinde iki ifade vardır; biri cevap, diğeri de kabul. Yani ettiğimiz her duaya Cenab-ı Hakk'ın cevap vermesi ayrıdır, kabul etmesi ayrıdır. Allah her duaya cevap verir. Fakat her zaman istenen şeyin aynısını vermez. Çünkü hikmeti bunu gerektirmektedir.
    Bu durum, doktor çocuk misaline benzer. Şöyle ki: Doktora götürülen çocuk muayenehanede bir ilâç görür, hemen onu ister. O ilâcın hastalığına iyi geleceğini sanır. Doktor muayene eder. Hastalığı teşhis ettikten sonra, ya çocuğun istediği ilâcı verir, ya başka bir ilâç verir, yahut gerek görmez, hiç ilâç yazmaz.
    İşte Cenab-ı Hak her yerde hazır ve nâzırdır. İnsanın yaptığı her duayı işitir ve cevap verir. Fakat insanı insandan daha çok düşündüğünden, derdini ve asıl ihtiyacını iyi bildiğinden; neyin hayrına, neyin zararına olacağını ezelî ilim ve hikmetiyle bildiğinden, insanın istediğinin aynısını verebildiği gibi, bazan daha iyisini verir, bazan da zararlı olacağından hiç vermez. Bunun için insanın, “Allah, benim her istediğimi vermiyor” demeye hakkı yoktur.

    Dua bir ibadet olduğuna göre mükâfatı âhirette verilir. İnsanı duaya sevk eden sebepler ise o ibadetin vaktidir.

    Meselâ hava kurak gidip yağmursuzluk devam ettiği zamanlarda yağmur duasına çıkılır. Güneşin batması akşam namazının vakti olduğu gibi, kuraklık da o duanın vaktidir. Yoksa o dua yağmuru yağdırmak için değildir. Çünkü o takdirde dua Allah rızası için değil de, sırf yağmurun yağması için edilmiştir. Bundan dolayı da kabule layık olmaz.

    Bunun gibi, insanın birtakım belâ ve musibetlere uğraması, hastalanması, bazı duaların vakitleri sayılır. İnsan böyle zamanlarda çaresizliğini, güçsüzlüğünü anlar, dua ve niyazla İlâhî dergâha iltica eder. İnsan o kadar dua ettiği halde belalar gitmez, hastalıklar geçmez ve netice itibariyle o an için istekler yerine gelmemiş görünür. İnsan, “Duam kabul edilmedi” dememeli, “Duamın vakti bitmedi, daha çok dua etmem gerekir” demelidir. Şayet Cenab-ı Hak, edilen duanın aynısını verse, belayı kaldırsa, işte o zaman duanın vakti sona ermiş olur.

    Başka bir misâl:

    İnsan duasında Allah'tan erkek çocuğu ister, Hazret-i Meryem'in annesinin duasında olduğu gibi Cenab-ı Hak ona Hazret-i Meryem gibi bir kız çocuğu verir. Bu insan, “Duam kabul olunmadı” diyemez, belki “Daha güzel bir şekilde kabul edildi” der.

    Diğer taraftan, bazan insan dünyevî bir ihtiyacı için dua eder. Fakat Cenab-ı Hak duasını âhireti için kabul eder. Yani ettiği bu duası sayesinde ya Cehennem azabından kurtulur veya Cennetteki makamı yükselir. Bu insan, “Duam reddedildi” diyemez, “belki daha faydalı bir şekilde kabul edildi” diyebilir.

    “Duanın en güzel, en lâtif, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki:

    “Dua eden adam bilir ki, Birisi var ki, onun sesini dinler, derdine derman yetişir, ona merhamet eder. Onun kudret eli her şeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil, bir Kerim zat var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyacatını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını defedebilir bir Zatın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn der.

    “Dua ubudiyetin (kulluğun) ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir. Çünkü dua eden adam duası ile gösteriyor ki, bütün kâinata hükmeden birisi var ki, en küçük işlerime ıttılâı var ve bilir, en uzak maksatlarımı yapabilir, benim her halimi görür, sesimi işitir. Öyle ise bütün mevcudatın bütün seslerini işitiyor ki, benim sesimi de işitiyor. Bütün o şeyleri o yapıyor ki, en küçük işlerimi de Ondan bekliyorum, Ondan istiyorum.”1

    Duanın çeşitleri

    1. İstidat diliyle dua:

    Bitki ve hayvanların duasıdır. Bütün tohumlar, çekirdekler hal ve istidat dilleriyle Cenab-ı Hakka şöyle dua ederler:

    “Ya Rab! Senin isimlerinin nakışlarını tafsilatlı olarak göstermek için bizi geliştir. Küçük hakikatlerimizi sümbül ve ağaçla büyük hakikata çevir. Bize kuvvet ver ki, yeryüzünün her tarafında kendi türümüzün bayrağını dikelim. Yeryüzü mescidinin herbir köşesinde Sana ibadet etmek için bize yardım et. Dünya sergisinde Senin güzel sanatlarını kendi dilimizle sergilemek için güç ver.”

    Bitkilerin bu duasının kabulü için sebepler biraraya gelir. Meselâ, güneş, su ve toprak çekirdeğin etrafında bir vaziyet alarak şöyle derler:

    “Yâ Rab! Bu çekirdeği ağaç yap!” Çekirdek ağaç olur. İşte sebeplerin biraraya gelmesi bir çeşit duadır. Çünkü o ağacı şuursuz sebepler yapmıyor, onu yeşerten Cenab-ı Hak'tır. Ayrıca bitkilerin tohumları da rüzgâr vasıtasıyla dünyanın dört bir tarafına ulaşır ve kendi türünün bayrağını dalgalandırır.2

    Her şey Bismillah der

    Bismillah güzel bir duadır. Bu duayı sadece insan yapmaz. Bitkiler ve hayvanlar da yapar. Şöyle ki:

    Her şey Cenab-ı Hakk'ın namına hareket eder. Zerre kadar tohum ve çekirdekler başlarında koca ağaçları taşır, dağ gibi yükleri kaldırır. Demek ki, her bir ağaç “Bismillah” der, rahmet hazinesi meyvelerinden ellerini doldurur, bizlere tablacılık eder. Her bir bostan “Bismillah” der, kudret mutfağından bir kazan olur, çeşit çeşit pek çok leziz yiyecekler beraber içinde pişirilir. Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillah” der, rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzâk namına en lâtif, en nazif âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim eder. Her bitki ve ağaçların ipek gibi yumuşak kökleri “Bismillah” der, sert olan taş ve toprağı deler, geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey onun emrine girer.

    Evet, havada dalların yayılması ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kolaylıkla yayılması ve yer altında yemiş vermesi, kavurucu sıcağa karşı aylarca nazik, yeşil yapraklarının yaş kalması, tabiatçıların ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki:

    “En güvendiğin sertlik ve sıcaklık dahi emir altında hareket ediyorlar; o ipek gibi yumuşak damarlar birer Asa-yı Musa gibi “Asanı taşa vur demiştik” emrine uyarak taşları şak eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince yapraklar İbrahim Aleyhisselâmın birer azası gibi ateş saçan hararete karşı “İbrahim için serin ve selametli ol” meâlindeki âyeti okuyorlar.3

    Değişme ve gelişme halinde olan her varlığın istidat diliyle yaptıkları dua da bu kısma girmektedir. Her şey kendine has diliyle Cenab-ı Hakkı tesbih ettiği gibi, ihtiyacıyla da Allah'a dua etmektedir.4

    Diğer bazı varlıkların kendi dilleriyle yaptıkları dua Sözler'de şöyle ifade edilir:

    “Eğer o yüksek hakikatleri yakından temaşa etmek istersen, git, fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor, 'Ne diyorsunuz?' de. Elbette 'Yâ Celîl, yâ Celîl, yâ Azîz, yâ Cebbar' dediklerini işiteceksin. Sonra deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanattan ve yavrulardan sor, 'Ne diyorsunuz?' de. Elbette, 'Yâ Cemîl, yâ Cemîl, yâ Rahîm, yâ Rahîm' diyecekler. Semâyı dinle. Nasıl 'Yâ Celîl-i Zülcemâl' diyor. Ve arza kulak ver. Nasıl, 'Yâ Cemîl-i Zülcelâl' diyor. Ve hayvanlara dikkat et. Nasıl 'Yâ Rahmân, yâ Rezzâk' diyorlar. Bahardan sor. Bak, nasıl, 'Yâ Hannan, yâ Rahman, yâ Rahîm, yâ Kerîm, yâ Lâtif, yâ Atûf, yâ Musavvir, yâ Münevvir, yâ Muhsin, yâ Müzeyyin' gibi çok esmayı işiteceksin.”5

    Bediüzzaman, kedilerin hırhır ve mırmırlarıyla “Yâ Rahîm, yâ Rahîm!” dediklerini hem kendisinin, hem de talebelerinin fark ettiğini söylemektedir.

    2. Fıtrî ihtiyaç diliyle dua:

    İnsan ve hayvan bütün canlılar, iktidar ve iradeleri ile elde edemedikleri zaruri ihtiyaçlarını Cenab-ı Hak'tan isterler. Her bir varlık o ihtiyaç diliyle hayatlarını devam ettirmek için Cenab-ı Hak'tan rızık hükmünde ihtiyaçlarını isterler. Bu duaları kabul olunur, ihtiyaçları münasip vakitte ummadıkları yerden gönderilir.

    3. Iztırar diliyle yapılan dua:

    Muztar durumda kalan her insan Yüce Allah'a iltica ederek dua eder, göremediği bir hâmisine sığınır, Rabbine yönelir. Tarih boyu insanlığın yapmış olduğu keşif ve icatlar da bu duaya dahildir.

    Muztar olan bir insanın yaptığı duanın büyük bir tesiri vardır. Bazan böyle duaların hürmetine en büyük bir şey en küçük bir şey kadar insanın emrine girer. “Evet, kırık bir tahta parçası üzerindeki fakir ve kalbi kırık bir masumun duası hürmetine denizin fırtınası, şiddeti, hiddeti inmeye başlar. Demek dualara cevap veren Zat mahlukata hâkimdir. Öyle ise mahlukata dahi Hâlık'tır (yaratıcıdır).”6

    bu üç çeşit dua, bir mani olmazsa daima makbuldür.

    4. Her zaman yaptığımız meşhur dua

    Bu da iki kısımdır:

    a. Fiilî dua: Sebeplere teşebbüs etmek fiilî duadır. Çift sürmek gibi. Toprak rahmet hazinesinin kapısı olduğundan çiftçi o kapıyı sabanıyla çalar. Bu dua doğrudan Cenab-ı Hakk'ın isim ve ünvanına yönelmiş olduğundan çoğunlukla kabul olunur.

    b. Kavlî dua: Dil ve kalble yapılan dua: İnsanın eli yetişmediği bir kısım ihtiyaçlarını istemesidir. Bunun en mühim tarafı, en güzel meyvesi şudur:

    “Dua eden adam anlar ki, Birisi var, benim kalbimden geçenleri işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, âcizliğine merhamet eder, fakirliğine medet eder.”

    Hayvanların acıktıkları zaman kendilerine has dilleriyle çıkardıkları sesler de kavlî duaya girmektedir.7

    Duada elleri ters çevirmenin sünnetteki yeri

    Bu hususta Peygamberimizin (a.s.m.) tatbikatı belli ve açıktır. Sahabilerin ifadesine göre, Peygamberimiz (a.s.m.) ellerini göğüs hizasına getirip, avuç içlerini yüzüne meyilli olarak açar, dua buyururlardı. Hattâ yağmur duası esnasında ellerini iyice yukarı kaldırdığını ve koltuk altlarının beyazlıkları görülünceye kadar dua ettiğini on yıl hizmetinde bulunan Hz. Enes bin Mâlik bildirmektedir.(8)

    Peygamberimizin (a.s.m.) yağmur duası dışındaki dualarında da ellerini fazla kaldırdığı rivayet edilmektedir.

    Allah'tan birşey isterken veya arzu etmediğimiz bir şeyden korunmak için dua ettiğimizde, ifadelerimizde değişiklikler olduğu gibi, duruşunda da farklılık vardır.

    Nitekim, Hallad bin Sâibi'l-Ensarî, Peygamberimizin (a.s.m.) dua ederken ellerini nasıl tuttuğunu şöyle anlatmaktadır:

    “Peygamber (a.s.m.) Allah'tan birşey istediği zaman avuçlarının içini semâya kaldırır, bir şeyden Allah'a sığındığı zaman da avuçlarının dışını, ellerinin tersini semâya çevirirdi.”(9)

    Yine Peygamberimizin (a.s.m.) yağmur duası esnasında ellerinin dışını çevirdiğini rivayet eden Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle demektedir:

    “Peygamber (a.s.m.) yağmur duası yaptı ve avuçlarının sırtı ile semaya işaret etti.”(10)

    Çünkü yağmurun kesilmesi ve uzun bir süre yağmaması bir musibettir. Bu belânın def'i için yağmur duası yapılmaktadır. Kıtlığın, yağmursuzluğun gidip, bereketin ve bolluğun gelmesi istenmektedir. İşte bu susuzluğun gitmesi için dua esnasında elin tersi döndürülmektedir.

    Sahih-i Müslim'in Şârihi ve Şafiî mezhebinin büyük âlimlerinden İmam-ı Nevevî Hazretleri bu hadisi açıklarken şöyle demektedir:

    “Bizim âlimlerimizden bir cemaat ve diğer bazı âlimler kıtlık ve benzeri belâların def'i için edilen dualarda elleri kaldırıp avuçların sırtlarını semaya çevirmiş, Allah'tan bir şey isterken de avuçların içini semâya kaldırmanın sünnet olduğunu, bu hadisi delil getirerek söylemişlerdir.”(11)

    Enbiya Suresinin 90. âyetinin, duanın âdâbını bildirdiğini söyleyen müfessirler, bu âyete göre dua esnasında yerine göre ellerin bazan içi, bazan da tersi çevrilir demektedir. Âyetin meali şöyledir:

    “Gerçekten onlar daima hayırlı işlere koşar ve rahmetimizi umup azabımızdan korkarak Bize dua ederlerdi. Onlar Bize karşı derin bir hürmet ve tevazu içindeydiler.”

    Âyette geçen “rağaben” rağbet ve ümit mânâsına gelirken, “rahaben” kelimesi de korku hâli demektir. İşte bazı müfessirler bu âyetten murad, “Allah'tan birşey istenildiği zaman avuçların içi, korku ânında Allah'a sığınırken avuçların dışı semaya kaldırılır.” demektedirler.(12)

    İşte Allah'tan sıhhat, âfiyet, huzur, sükûn, bereket ve bolluk dilerken ellerin iç kısmını; kötülük, kıtlık, kuraklık, belâ, musibet, maişet darlığı, ihtilaf ve düşmanlıklardan sakınmak için Allah'a iltica ederken de ellerin dış kısmı çevrilir. Namaz tesbihatında “ecirna (bizi muhafaza et)” derken de fitne ve belâlardan sığınma vardır. Bu anda da ellerin tersi çevrilir.


    1. Mektubat, s. 280; Sözler, 295.

    2. Mektubat, s. 280.

    3. Sözler , s. 6-7.

    4. Mesnevî-i Nûriye, s. 216.

    5. Sözler, 310.

    6. Mesnevî-i Nûriye, s. 70.

    7. Mesnevî-i Nûriye, s. 216.

    8. Müslim, İstiska: 5.

    9. Müsned, 4:56.

    10. Müslim, İstiska: 6.

    11. Nevevî, Şerhu Sahih-i Müslim, 5:190.

    12. Buluğu'l-Merâm Tercümesi, 2:230.


  4. 28.Nisan.2013, 17:27
    2
    Devamlı Üye



    Kabul / Makbul Olan Dualar Hangileridir

    Duanın yapılış şekli nasıl olmalıdır, makbul dualar nelerdir ve ne zaman dua edilmeli Duanın nasıl yapılması gerektiği hakkında yüce Rabbimiz bize yol gösteriyor ve açıkça, başka hiçbir izaha gerek kalmayacak şekilde; “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez. ... Allah'a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır.”(1); “Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma.”(2) buyuruyor. Yine, dua etmekten kibirlenip kaçınmak gibi, dua ederken de tiz perdeden bir sesle ve ölçüsüzce ellerini avuçlarını açarak, büyüklenerek dua etmekten men ediyor ve mütevazi bir şekilde, kapısında bir dilenci gibi, boynu bükük ve kalbi kırık, dudağı buruk ve mahzun bir eda ile dua edilmesini emrediyor(3) Dua, yalnız Allah için ve Allah’a yapılır. Yani, insan istediğini sadece Ondan ister, başkasından bir şey istenmez. Çünkü, “El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak O'dur. O'nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kâfirlerin duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır.”(4) Ayrıca, Cenabı Hakkın en hoşlandığı ve kabule en şayan olan dua da, herkesin uykuda veya başka işlerle meşgul olduğu gafil saatlerde yapılan duadır. Büyükler hep bu vakitleri gözleyip dua etmişlerdir. Peygamberimiz (s.a.v) de, en geniş kapsamlı dualarını gece namazından (teheccüd) sonra yapmıştır. Uykuyu, gafleti bir kenara bırakıp, gecenin bir kısmında uyanık bulunarak münacatta bulunmak insanı Allah’a yaklaştırır. “Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.”(5) Mühim bir iş için duaya başlamadan önce sadaka vermek ve iki rekat namaz kılıp abdestli ve kıbleye yönelik olarak dua etmek, önce Allah’a hamd edip sonra da Peygamberimize salavat getirmek, duanın kabulü için önemli şartlardan biridir. Dualar için belli vakitler ve uygun saatler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Ezan ve kamet arası, ezan okunurken, gecenin sonunda, farz namazların ardından ve özellikle sabah namazından sonra, secde halinde, Kabe ve Mescid-i Nebevi gibi mübarek yerlerde, üç aylarda ve kandil gecelerinde, ramazan ayında ve kadir gecesinde vs. gibi. Bir de duası reddedilmeyen kimseler ve reddedilmeyen dualar vardır. Bunlar da, başta anne ve babanın evladına duası, misafirin duası, mazlumun duası müminin mümine gıyabında yaptığı dua. (1) A’raf, 7/55-56. (2) A’raf, 7/205. (3) A’raf, 7/206. (4) Ra’d, 13/14. (5) Secde, 32/16.
    Duanın kabul edilmesi için bazı şartlar vardır. Duanın kabul edileceğinden şüphe etmemeli, şartlarına riayet edilip edilmediğinden şüphe etmelidir. Gereken şartlara riayet etmeden duanın kabul edilmesini beklemek uygun olmaz.
    Önce çalışmak, sonra dua dinin esası!
    Kabul edilir ancak, çalışanın duası!

    Duanın kabul edilmesi için gereken şartlardan bir kısmı şöyle:
    1- Haram lokmadan sakınmalıdır!
    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Haramdan sakının! Midesine haram lokma girenin kırk gün duası kabul olmaz.) [Taberani]

    Sad bin Ebi Vakkas hazretleri dedi ki: Ya Resulallah, dua buyur da, Allahü teâlâ, benim her duamı kabul etsin! Cevabında buyurdu ki:
    (Duanızın kabul olması için helal lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır. Sonra ellerini kaldırıp dua ederler. Böyle dua nasıl kabul olunur?) [Şir’a]

    Yine buyurdu ki:
    (Duanın kabul olması için iki şey gerekir. Duayı ihlas ile yapmalıdır. Yediği ve giydiği helalden olmalıdır. Müminin odasında, haramdan bir iplik varsa, bu odada yaptığı dua kabul olmaz.) [Tergibüs-salât]

    2- İtikadı düzgün olmalıdır.
    Bid’at ehlinin duaları kabul olmaz. Hadis-i şerifte, (Bid’at ehlinin duası ve ibadetleri kabul olmaz) buyuruldu. (İbni Mace)
    Âyet-i kerimenin, duanın tesir edebilmesi için, okuyan ve okunan kimsenin buna inanması ve okuyanın itikadının düzgün olması, Allah rızası için okuması, kul hakkından sakınması, haram yememesi ve karşılığında ücret istememesi şarttır.

    3- Uyanık kalble ve kabul edileceğine inanarak dua etmelidir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâya, kabul edileceğine tam inanarak dua ediniz! Biliniz ki, Allahü teâlâ gafil bir kalb ile yapılan duayı kabul etmez.) [Şir’a]

    4- Dualarım niçin kabul olmuyor dememelidir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâ, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz.) [Buhari]

    İstenilen şeyin olmaması, duanın kabul olmadığını göstermez. Onun için duaya devam etmelidir! Duanın kabulünün gecikmesinin başka sebepleri de vardır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Mümin dua edince, Allahü teâlâ, Cebraile, "Ben onu seviyorum, isteğini hemen yerine getirme!" Facir, [günahkâr] dua edince de "Ben onun sesini sevmiyorum. İsteğini hemen yerine getir" buyurur.) [İbni Neccar]
    Şu halde, duanın kabulünün gecikmesi zararlı değildir.

    5- Bela gelmeden önce çok dua etmelidir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Sıkıntılı iken duasının kabul edilmesini isteyen, refah zamanında çok dua etsin!) [Tirmizi]
    Ebu İshak hazretlerinden dua istediler. Dua etti. Duasının kabul edildiğini gören bir talebesi, (Efendim, bu duayı bana da öğretin, ihtiyaç halinde ben de edeyim) dedi. Buyurdu ki: (Duamın kabul edilmesinin sebebi, otuz yıldır kıldığım namazlar, ettiğim dualar ve haram lokmadan sakınmamdır.)

    6- Duaya hamd ve salevatla başlamalıdır.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Ey namaz kılan, acele ettin. Namaz kıldıktan sonra dua ederken önce Allahü teâlâya layık olduğu şekilde hamd et, sonra bana salevat getir, sonra dua et!) [Tirmizi]

    7- Yalvararak dua etmelidir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Gafil olan kalb ile yapılan dua makbul değildir.) [Tirmizi]

    Hazret-i Davud zamanında kuraklık oldu. Halk dua etmek için aralarından üç âlimi seçtiler.
    Âlimlerden biri şöyle dua etti:
    (Ya Rabbi, Kitabında kendimize zulmedenleri affetmemizi bildirdin. İşte biz, nefslerimize zulmettik. Senden af diliyoruz. Bizi affet!)

    İkinci âlimin duası da şöyle:
    (Ya Rabbi, Kitabında köleleri, azat etmemizi bildirdin. İşte biz kul olarak huzurundayız. Bizleri azat eyle!)

    Üçüncü âlim de şöyle dua etti:
    (Ya Rabbi, Kitabında, kapımıza gelen saili kovmamamızı, yüz çevirmememizi bildirdin. İşte biz de sail olarak huzurundayız. Senden rahmet istiyoruz. Bizi boş çevirme!)

    Duaları kabul olarak rahmet yağdı.

    8- Sebeplere yapışmadan istemek kuru bir temennidir.
    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.) [Deylemi]

    9- Günah işlemeyen dil ile dua etmelidir.
    Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâya günah işlemeyen dil ile dua edin) buyurdu. Böyle bir dilin nasıl bulunacağı sual edilince, (Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir) buyurdu. [Tergibüs-salât]

    10- İsm-i a’zam ve esma-i hüsna ile dua etmelidir.

    Dua, kulun Rabbine yönelip O'ndan yardım dilemesidir. İnsan, gücünün yetmediği ihtiyaçlarını elde etmek, kendi kudretiyle erişemediği arzularına erişmek için Allah'a sığınır. Çünkü Allah'tan başka hiç kimse yoktur ki, onun en gizli arzularını duyup yerine getirsin, ihtiyaçlarını karşılasın.

    Dua bir ibadettir. Hattâ ibadetin ruhudur.

    Nasıl ki, bir çocuk eli yetişemediği bir ihtiyacını, bir arzusunu elde etmek için ya ağlar, ya ister; yani acizlinin diliyle dua eder ve isteklerini elde eder.

    Öyle de, insan bütün canlılar içinde nazik ve nazlı bir çocuğa benzer. Cenab-ı Hakkın dergâhına acziyle ağlamak veya ihtiyacıyla dua etmekle yönelir. Yoksa bir sinekten korkan haylaz bir çocuk gibi, “Bu insanları kendi gücümle emrimde çalıştırıyorum” deyip nankörlük etmek, insanın yaratılışına aykırı olduğu gibi, üstelik âhirette şiddetli bir azabı da hak eder.

    İnsan dua vasıtasıyla Cenab-ı Hakka yaklaşır. Bu itibarla başa gelen çeşitli sıkıntılar ve belalar, insana aczini ve güçsüzlüğünü hatırlatıp onu Rabbine yönelmeye zorlaması cihetiyle rahmettir. Çünkü insan bilhassa böyle vakitlerde ne kadar âciz ve çaresiz olduğunu anlayıp sığınacak bir yer bulmaya muhtaç durumdadır. Dua bunun en güzel vesilesidir.

    Dua bir ibadet olduğuna göre, onun sadece ve sadece Allah'ın rızasını kazanmak gayesiyle yapılması gerekir. Bunun için insan âcizliğini, yalnızlığını ve çaresizliğini bütün ruhuyla hissedip kendisine yardımcı olacak, korkulardan, endişelerden kurtaracak yegâne zatın Allah olduğunu düşünerek ellerini semaya kaldırmalıdır. O Yaratıcı sonsuz bir kudret, bir rahmet ve bir hikmet sahibidir. Bütün kâinat Onun eseridir ve Onun izni olmadan yaprak bile kıpırdayamaz. Bütün kemal sıfatların sahibi olan Cenab-ı Hak, buna karşılık bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Yarattığı canlı-cansız bütün varlıkları sayısız nimetlerle donatmış, onların üstünde insanı en yüksek bir mevki ile şereflendirmiştir. Bunun için Cenab-ı Hak sonsuz hamd ve senâya layıktır. Zaten varlıkların yaratılış maksadı da hamd, tesbih, tekbirle Ona kulluk etmek değil midir? İşte dua bundan dolayı ehemmiyet taşımaktadır.
    Her dua kabul olur mu?
    Her ettiğimiz dua kabul olunmuyor. Oysa âyet-i kerimede “Bana dua edin, size cevap vereyim” buyuruluyor? Bunun sebebi nedir?
    Dua meselesinde iki ifade vardır; biri cevap, diğeri de kabul. Yani ettiğimiz her duaya Cenab-ı Hakk'ın cevap vermesi ayrıdır, kabul etmesi ayrıdır. Allah her duaya cevap verir. Fakat her zaman istenen şeyin aynısını vermez. Çünkü hikmeti bunu gerektirmektedir.
    Bu durum, doktor çocuk misaline benzer. Şöyle ki: Doktora götürülen çocuk muayenehanede bir ilâç görür, hemen onu ister. O ilâcın hastalığına iyi geleceğini sanır. Doktor muayene eder. Hastalığı teşhis ettikten sonra, ya çocuğun istediği ilâcı verir, ya başka bir ilâç verir, yahut gerek görmez, hiç ilâç yazmaz.
    İşte Cenab-ı Hak her yerde hazır ve nâzırdır. İnsanın yaptığı her duayı işitir ve cevap verir. Fakat insanı insandan daha çok düşündüğünden, derdini ve asıl ihtiyacını iyi bildiğinden; neyin hayrına, neyin zararına olacağını ezelî ilim ve hikmetiyle bildiğinden, insanın istediğinin aynısını verebildiği gibi, bazan daha iyisini verir, bazan da zararlı olacağından hiç vermez. Bunun için insanın, “Allah, benim her istediğimi vermiyor” demeye hakkı yoktur.

    Dua bir ibadet olduğuna göre mükâfatı âhirette verilir. İnsanı duaya sevk eden sebepler ise o ibadetin vaktidir.

    Meselâ hava kurak gidip yağmursuzluk devam ettiği zamanlarda yağmur duasına çıkılır. Güneşin batması akşam namazının vakti olduğu gibi, kuraklık da o duanın vaktidir. Yoksa o dua yağmuru yağdırmak için değildir. Çünkü o takdirde dua Allah rızası için değil de, sırf yağmurun yağması için edilmiştir. Bundan dolayı da kabule layık olmaz.

    Bunun gibi, insanın birtakım belâ ve musibetlere uğraması, hastalanması, bazı duaların vakitleri sayılır. İnsan böyle zamanlarda çaresizliğini, güçsüzlüğünü anlar, dua ve niyazla İlâhî dergâha iltica eder. İnsan o kadar dua ettiği halde belalar gitmez, hastalıklar geçmez ve netice itibariyle o an için istekler yerine gelmemiş görünür. İnsan, “Duam kabul edilmedi” dememeli, “Duamın vakti bitmedi, daha çok dua etmem gerekir” demelidir. Şayet Cenab-ı Hak, edilen duanın aynısını verse, belayı kaldırsa, işte o zaman duanın vakti sona ermiş olur.

    Başka bir misâl:

    İnsan duasında Allah'tan erkek çocuğu ister, Hazret-i Meryem'in annesinin duasında olduğu gibi Cenab-ı Hak ona Hazret-i Meryem gibi bir kız çocuğu verir. Bu insan, “Duam kabul olunmadı” diyemez, belki “Daha güzel bir şekilde kabul edildi” der.

    Diğer taraftan, bazan insan dünyevî bir ihtiyacı için dua eder. Fakat Cenab-ı Hak duasını âhireti için kabul eder. Yani ettiği bu duası sayesinde ya Cehennem azabından kurtulur veya Cennetteki makamı yükselir. Bu insan, “Duam reddedildi” diyemez, “belki daha faydalı bir şekilde kabul edildi” diyebilir.

    “Duanın en güzel, en lâtif, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki:

    “Dua eden adam bilir ki, Birisi var ki, onun sesini dinler, derdine derman yetişir, ona merhamet eder. Onun kudret eli her şeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil, bir Kerim zat var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyacatını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını defedebilir bir Zatın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn der.

    “Dua ubudiyetin (kulluğun) ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir. Çünkü dua eden adam duası ile gösteriyor ki, bütün kâinata hükmeden birisi var ki, en küçük işlerime ıttılâı var ve bilir, en uzak maksatlarımı yapabilir, benim her halimi görür, sesimi işitir. Öyle ise bütün mevcudatın bütün seslerini işitiyor ki, benim sesimi de işitiyor. Bütün o şeyleri o yapıyor ki, en küçük işlerimi de Ondan bekliyorum, Ondan istiyorum.”1

    Duanın çeşitleri

    1. İstidat diliyle dua:

    Bitki ve hayvanların duasıdır. Bütün tohumlar, çekirdekler hal ve istidat dilleriyle Cenab-ı Hakka şöyle dua ederler:

    “Ya Rab! Senin isimlerinin nakışlarını tafsilatlı olarak göstermek için bizi geliştir. Küçük hakikatlerimizi sümbül ve ağaçla büyük hakikata çevir. Bize kuvvet ver ki, yeryüzünün her tarafında kendi türümüzün bayrağını dikelim. Yeryüzü mescidinin herbir köşesinde Sana ibadet etmek için bize yardım et. Dünya sergisinde Senin güzel sanatlarını kendi dilimizle sergilemek için güç ver.”

    Bitkilerin bu duasının kabulü için sebepler biraraya gelir. Meselâ, güneş, su ve toprak çekirdeğin etrafında bir vaziyet alarak şöyle derler:

    “Yâ Rab! Bu çekirdeği ağaç yap!” Çekirdek ağaç olur. İşte sebeplerin biraraya gelmesi bir çeşit duadır. Çünkü o ağacı şuursuz sebepler yapmıyor, onu yeşerten Cenab-ı Hak'tır. Ayrıca bitkilerin tohumları da rüzgâr vasıtasıyla dünyanın dört bir tarafına ulaşır ve kendi türünün bayrağını dalgalandırır.2

    Her şey Bismillah der

    Bismillah güzel bir duadır. Bu duayı sadece insan yapmaz. Bitkiler ve hayvanlar da yapar. Şöyle ki:

    Her şey Cenab-ı Hakk'ın namına hareket eder. Zerre kadar tohum ve çekirdekler başlarında koca ağaçları taşır, dağ gibi yükleri kaldırır. Demek ki, her bir ağaç “Bismillah” der, rahmet hazinesi meyvelerinden ellerini doldurur, bizlere tablacılık eder. Her bir bostan “Bismillah” der, kudret mutfağından bir kazan olur, çeşit çeşit pek çok leziz yiyecekler beraber içinde pişirilir. Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillah” der, rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzâk namına en lâtif, en nazif âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim eder. Her bitki ve ağaçların ipek gibi yumuşak kökleri “Bismillah” der, sert olan taş ve toprağı deler, geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey onun emrine girer.

    Evet, havada dalların yayılması ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kolaylıkla yayılması ve yer altında yemiş vermesi, kavurucu sıcağa karşı aylarca nazik, yeşil yapraklarının yaş kalması, tabiatçıların ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki:

    “En güvendiğin sertlik ve sıcaklık dahi emir altında hareket ediyorlar; o ipek gibi yumuşak damarlar birer Asa-yı Musa gibi “Asanı taşa vur demiştik” emrine uyarak taşları şak eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince yapraklar İbrahim Aleyhisselâmın birer azası gibi ateş saçan hararete karşı “İbrahim için serin ve selametli ol” meâlindeki âyeti okuyorlar.3

    Değişme ve gelişme halinde olan her varlığın istidat diliyle yaptıkları dua da bu kısma girmektedir. Her şey kendine has diliyle Cenab-ı Hakkı tesbih ettiği gibi, ihtiyacıyla da Allah'a dua etmektedir.4

    Diğer bazı varlıkların kendi dilleriyle yaptıkları dua Sözler'de şöyle ifade edilir:

    “Eğer o yüksek hakikatleri yakından temaşa etmek istersen, git, fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor, 'Ne diyorsunuz?' de. Elbette 'Yâ Celîl, yâ Celîl, yâ Azîz, yâ Cebbar' dediklerini işiteceksin. Sonra deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanattan ve yavrulardan sor, 'Ne diyorsunuz?' de. Elbette, 'Yâ Cemîl, yâ Cemîl, yâ Rahîm, yâ Rahîm' diyecekler. Semâyı dinle. Nasıl 'Yâ Celîl-i Zülcemâl' diyor. Ve arza kulak ver. Nasıl, 'Yâ Cemîl-i Zülcelâl' diyor. Ve hayvanlara dikkat et. Nasıl 'Yâ Rahmân, yâ Rezzâk' diyorlar. Bahardan sor. Bak, nasıl, 'Yâ Hannan, yâ Rahman, yâ Rahîm, yâ Kerîm, yâ Lâtif, yâ Atûf, yâ Musavvir, yâ Münevvir, yâ Muhsin, yâ Müzeyyin' gibi çok esmayı işiteceksin.”5

    Bediüzzaman, kedilerin hırhır ve mırmırlarıyla “Yâ Rahîm, yâ Rahîm!” dediklerini hem kendisinin, hem de talebelerinin fark ettiğini söylemektedir.

    2. Fıtrî ihtiyaç diliyle dua:

    İnsan ve hayvan bütün canlılar, iktidar ve iradeleri ile elde edemedikleri zaruri ihtiyaçlarını Cenab-ı Hak'tan isterler. Her bir varlık o ihtiyaç diliyle hayatlarını devam ettirmek için Cenab-ı Hak'tan rızık hükmünde ihtiyaçlarını isterler. Bu duaları kabul olunur, ihtiyaçları münasip vakitte ummadıkları yerden gönderilir.

    3. Iztırar diliyle yapılan dua:

    Muztar durumda kalan her insan Yüce Allah'a iltica ederek dua eder, göremediği bir hâmisine sığınır, Rabbine yönelir. Tarih boyu insanlığın yapmış olduğu keşif ve icatlar da bu duaya dahildir.

    Muztar olan bir insanın yaptığı duanın büyük bir tesiri vardır. Bazan böyle duaların hürmetine en büyük bir şey en küçük bir şey kadar insanın emrine girer. “Evet, kırık bir tahta parçası üzerindeki fakir ve kalbi kırık bir masumun duası hürmetine denizin fırtınası, şiddeti, hiddeti inmeye başlar. Demek dualara cevap veren Zat mahlukata hâkimdir. Öyle ise mahlukata dahi Hâlık'tır (yaratıcıdır).”6

    bu üç çeşit dua, bir mani olmazsa daima makbuldür.

    4. Her zaman yaptığımız meşhur dua

    Bu da iki kısımdır:

    a. Fiilî dua: Sebeplere teşebbüs etmek fiilî duadır. Çift sürmek gibi. Toprak rahmet hazinesinin kapısı olduğundan çiftçi o kapıyı sabanıyla çalar. Bu dua doğrudan Cenab-ı Hakk'ın isim ve ünvanına yönelmiş olduğundan çoğunlukla kabul olunur.

    b. Kavlî dua: Dil ve kalble yapılan dua: İnsanın eli yetişmediği bir kısım ihtiyaçlarını istemesidir. Bunun en mühim tarafı, en güzel meyvesi şudur:

    “Dua eden adam anlar ki, Birisi var, benim kalbimden geçenleri işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, âcizliğine merhamet eder, fakirliğine medet eder.”

    Hayvanların acıktıkları zaman kendilerine has dilleriyle çıkardıkları sesler de kavlî duaya girmektedir.7

    Duada elleri ters çevirmenin sünnetteki yeri

    Bu hususta Peygamberimizin (a.s.m.) tatbikatı belli ve açıktır. Sahabilerin ifadesine göre, Peygamberimiz (a.s.m.) ellerini göğüs hizasına getirip, avuç içlerini yüzüne meyilli olarak açar, dua buyururlardı. Hattâ yağmur duası esnasında ellerini iyice yukarı kaldırdığını ve koltuk altlarının beyazlıkları görülünceye kadar dua ettiğini on yıl hizmetinde bulunan Hz. Enes bin Mâlik bildirmektedir.(8)

    Peygamberimizin (a.s.m.) yağmur duası dışındaki dualarında da ellerini fazla kaldırdığı rivayet edilmektedir.

    Allah'tan birşey isterken veya arzu etmediğimiz bir şeyden korunmak için dua ettiğimizde, ifadelerimizde değişiklikler olduğu gibi, duruşunda da farklılık vardır.

    Nitekim, Hallad bin Sâibi'l-Ensarî, Peygamberimizin (a.s.m.) dua ederken ellerini nasıl tuttuğunu şöyle anlatmaktadır:

    “Peygamber (a.s.m.) Allah'tan birşey istediği zaman avuçlarının içini semâya kaldırır, bir şeyden Allah'a sığındığı zaman da avuçlarının dışını, ellerinin tersini semâya çevirirdi.”(9)

    Yine Peygamberimizin (a.s.m.) yağmur duası esnasında ellerinin dışını çevirdiğini rivayet eden Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle demektedir:

    “Peygamber (a.s.m.) yağmur duası yaptı ve avuçlarının sırtı ile semaya işaret etti.”(10)

    Çünkü yağmurun kesilmesi ve uzun bir süre yağmaması bir musibettir. Bu belânın def'i için yağmur duası yapılmaktadır. Kıtlığın, yağmursuzluğun gidip, bereketin ve bolluğun gelmesi istenmektedir. İşte bu susuzluğun gitmesi için dua esnasında elin tersi döndürülmektedir.

    Sahih-i Müslim'in Şârihi ve Şafiî mezhebinin büyük âlimlerinden İmam-ı Nevevî Hazretleri bu hadisi açıklarken şöyle demektedir:

    “Bizim âlimlerimizden bir cemaat ve diğer bazı âlimler kıtlık ve benzeri belâların def'i için edilen dualarda elleri kaldırıp avuçların sırtlarını semaya çevirmiş, Allah'tan bir şey isterken de avuçların içini semâya kaldırmanın sünnet olduğunu, bu hadisi delil getirerek söylemişlerdir.”(11)

    Enbiya Suresinin 90. âyetinin, duanın âdâbını bildirdiğini söyleyen müfessirler, bu âyete göre dua esnasında yerine göre ellerin bazan içi, bazan da tersi çevrilir demektedir. Âyetin meali şöyledir:

    “Gerçekten onlar daima hayırlı işlere koşar ve rahmetimizi umup azabımızdan korkarak Bize dua ederlerdi. Onlar Bize karşı derin bir hürmet ve tevazu içindeydiler.”

    Âyette geçen “rağaben” rağbet ve ümit mânâsına gelirken, “rahaben” kelimesi de korku hâli demektir. İşte bazı müfessirler bu âyetten murad, “Allah'tan birşey istenildiği zaman avuçların içi, korku ânında Allah'a sığınırken avuçların dışı semaya kaldırılır.” demektedirler.(12)

    İşte Allah'tan sıhhat, âfiyet, huzur, sükûn, bereket ve bolluk dilerken ellerin iç kısmını; kötülük, kıtlık, kuraklık, belâ, musibet, maişet darlığı, ihtilaf ve düşmanlıklardan sakınmak için Allah'a iltica ederken de ellerin dış kısmı çevrilir. Namaz tesbihatında “ecirna (bizi muhafaza et)” derken de fitne ve belâlardan sığınma vardır. Bu anda da ellerin tersi çevrilir.


    1. Mektubat, s. 280; Sözler, 295.

    2. Mektubat, s. 280.

    3. Sözler , s. 6-7.

    4. Mesnevî-i Nûriye, s. 216.

    5. Sözler, 310.

    6. Mesnevî-i Nûriye, s. 70.

    7. Mesnevî-i Nûriye, s. 216.

    8. Müslim, İstiska: 5.

    9. Müsned, 4:56.

    10. Müslim, İstiska: 6.

    11. Nevevî, Şerhu Sahih-i Müslim, 5:190.

    12. Buluğu'l-Merâm Tercümesi, 2:230.


  5. 16.Kasım.2014, 19:38
    3
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kabul / Makbul Olan Dualar Hangileridir?

    kabul olunan dualar


    Mü’min, usul ve adabına uygun olarak dua ettiği zaman duası kabul olur ve bunun faydasını ve etkisini dünya
    ve ahirette görür. Yüce Allah, ayetlerde dua edenin duasını
    kabul edeceğini bildirmektedir: “Kullarım, sana benden sorarlarsa (onlara söyle): Ben
    (onlara) yakınım. Dua eden, bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm. O hâlde onlar da bana karşılık versin
    (benim çağrıma uysun)lar, bana inansınlar ki, doğru yolu
    bulmuş olalar.” (Bakara, 2/186)

    “Yahut dua ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da
    kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor ve sizi (eskilerin yerine) yeryüzünün sahipleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir
    tanrı mı var? Ne de az düşünüyorsunuz?” (Neml, 27/62)



  6. 16.Kasım.2014, 19:38
    3
    Moderatör
    kabul olunan dualar


    Mü’min, usul ve adabına uygun olarak dua ettiği zaman duası kabul olur ve bunun faydasını ve etkisini dünya
    ve ahirette görür. Yüce Allah, ayetlerde dua edenin duasını
    kabul edeceğini bildirmektedir: “Kullarım, sana benden sorarlarsa (onlara söyle): Ben
    (onlara) yakınım. Dua eden, bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm. O hâlde onlar da bana karşılık versin
    (benim çağrıma uysun)lar, bana inansınlar ki, doğru yolu
    bulmuş olalar.” (Bakara, 2/186)

    “Yahut dua ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da
    kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor ve sizi (eskilerin yerine) yeryüzünün sahipleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir
    tanrı mı var? Ne de az düşünüyorsunuz?” (Neml, 27/62)






+ Yorum Gönder