Konusunu Oylayın.: Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımızda olmasın

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımızda olmasın
  1. 22.Nisan.2013, 21:39
    1
    Misafir

    Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımızda olmasın






    Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımızda olmasın Mumsema "Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımızda olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz." (Hicr, 21) ayetinde anlatılmak istenen nedir?


  2. 22.Nisan.2013, 21:39
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 23.Nisan.2013, 15:48
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımızda olmasın




    Değerli kardeşimiz;
    “Her şeyin hazineleri sadece bizim katımızdadır ve biz oradan indirdiğimizi belirli bir ölçüye göre indiririz.” (Hicre, 15/21)

    İster göklerde ister yerde olsun var olan her şeyin hazineleri, kaynağı Allah'ın katındadır ve O, nimetlerini insanlara, canlılara belirli bir ölçüye, düzene, kurala ve yasaya göre indirir.

    Bu yüzden O'nun lütuf ve ikramları yerli yerincedir, her türlü aşırılıktan, eksiklik veya fazlalıktan uzaktır; O'nun verdikleri özünde hep yararlıdır, hayırlıdır; onların zararlı hale dönüşmesine sebep olan kulların kendileridir.

    O'ndan gelen ve birer musibet şeklinde görülen hadiseler bile O'nun hikmetini kavrayıp gereğince davrananlar için son tahlilde birer nimettir.

    O, "mâlikü'l-mülk"tür. Her şey yok iken O istediği için, O'nun istediği vakitte, O'nun istediği ölçü ve miktarda, O'nun istediği şekilde ve düzende var olmuştur; O istediği sürece de var olur, O'nun var olmasını uygun görmediği de varlık sahnesinden çekilir. "Ol! dedi bir kerre var oldu cihan; olma derse yok olur ol dem heman!"

    Bu sebeple insan, muhtaç olduğu, elde etmek istediği meşru şeyleri O'ndan dilemeli, O'nun koyduğu ve uyulmasını gerekli kıldığı tabii-kozmolojik ve dinî-ahlâkî yasalara uyup esbabına tevessül ederek O'ndan istemelidir; sahip olduğu her şeyi de O'nun mülkünden elde ettiğini, şu halde O'na minnet ve şükran borçlu olduğunu bilmelidir.

    Bunun ilk şartı da Allah'ın varlık ve birliğini tanımak ve O'nu, yalnız O'nu velinimet bilip bunun gerektirdiği vecîbeleri yerine getirmeye çalışmaktır.

    İşte gerek bu âyetlerin gerekse bütünüyle Kur'an'in birinci amacı da insanlığa bu borcunu hatırlatmaktır. (bk. Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetin tefsiri)
    Diğer taraftan bu ayet aynı zamanda kadere imanı isbat eden ayetlerden biridir.
    Kader, bir iman rüknüdür ve şöyle tarif edilmiştir: “Kader, Hak Teâlâ’nın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini ezelî ilmiyle bilip, ona göre, takdir etmesidir.”

    Kaza ise, kaderde plânlanan bir şeyin yaratılması, varlık sahasına çıkarılmasıdır.

    Cenab-ı Hak, her şeyi bir kaderle yarattığını bildirir. (bk. Kamer, 49) Soruda geçen ayetle de, her şeyin hazinesinin Allah katında olduğu, ancak Allah'ın her şeyi belli bir kaderle, belli bir miktarla gönderdiğini hber verir. Bu cihetten bakıldığında, kadere İlahi program denilebilir.

    Kâinatın altı devrede yaratılışından, insanın ana rahminde dokuz ayda teşekkülüne kadar her hâdise kaderi gösterir. Güneş sisteminden atom sistemlerine kadar her hikmetli tanzim, kaderi ilan eder. Elementlerin sayıları ve özellikleri, kaderden haber verir. Bitkilerin ve hayvanların cinslere, türlere ayrılmış olması, her türe farklı kabiliyetler takılması, hep kader ile olmuştur.

    Meleklerin, hayvanların ve cansızların sabit makamlı kılınması, insanların ve cinlerin ise imtihana tâbi tutulması, kader ile plânlanmıştır.

    Cennet ve cehennemin yaratılması, İlâhî ilim ile takdir edilmiştir. O menzillere hangi yollardan gidileceği de yine kader ile tespit edilmiştir.

    Kur’an-ı Kerim, her şeyin vücuda gelmezden evvel ve vücuda geldiğinde ve vücuttan gittikten sonra yazıldığını bildirir. (bk. Yasin, 12; En’am, 59; Sebe, 21; Kaf, 4) Tohumlar, çekirdekler, meyveler ve insandaki hafıza, bu gerçeği isbat ederler.

    İnsan, bir cihetle kaderin mahkumudur, bir başka cihetle ise, hür ve serbesttir. Yaratılması, erkek veya dişi olması, saçının rengi, boyu... gibi hususlarda her insan tamamen kaderin mahkumudur. Fakat fiilleri noktasında, hür ve serbesttir, dilediğini yapar, dilemediğini yapmaz. İşte, insanın sorumlu olduğu cihet burasıdır. Yoksa hiçbir insan boyundan, renginden ve iradesi dışında başına gelen belalardan hesaba çekilmeyecektir.

    İnsan, yaratılışı gereği, kadere inanmakla mükelleftir. Çünkü ölçüden, tartıdan anlamaktadır. Yapmaya karar verdiği bir evin odalarını bilerek takdir etmekte, yarını hakkında planlar kurmaktadır.
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 23.Nisan.2013, 15:48
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;
    “Her şeyin hazineleri sadece bizim katımızdadır ve biz oradan indirdiğimizi belirli bir ölçüye göre indiririz.” (Hicre, 15/21)

    İster göklerde ister yerde olsun var olan her şeyin hazineleri, kaynağı Allah'ın katındadır ve O, nimetlerini insanlara, canlılara belirli bir ölçüye, düzene, kurala ve yasaya göre indirir.

    Bu yüzden O'nun lütuf ve ikramları yerli yerincedir, her türlü aşırılıktan, eksiklik veya fazlalıktan uzaktır; O'nun verdikleri özünde hep yararlıdır, hayırlıdır; onların zararlı hale dönüşmesine sebep olan kulların kendileridir.

    O'ndan gelen ve birer musibet şeklinde görülen hadiseler bile O'nun hikmetini kavrayıp gereğince davrananlar için son tahlilde birer nimettir.

    O, "mâlikü'l-mülk"tür. Her şey yok iken O istediği için, O'nun istediği vakitte, O'nun istediği ölçü ve miktarda, O'nun istediği şekilde ve düzende var olmuştur; O istediği sürece de var olur, O'nun var olmasını uygun görmediği de varlık sahnesinden çekilir. "Ol! dedi bir kerre var oldu cihan; olma derse yok olur ol dem heman!"

    Bu sebeple insan, muhtaç olduğu, elde etmek istediği meşru şeyleri O'ndan dilemeli, O'nun koyduğu ve uyulmasını gerekli kıldığı tabii-kozmolojik ve dinî-ahlâkî yasalara uyup esbabına tevessül ederek O'ndan istemelidir; sahip olduğu her şeyi de O'nun mülkünden elde ettiğini, şu halde O'na minnet ve şükran borçlu olduğunu bilmelidir.

    Bunun ilk şartı da Allah'ın varlık ve birliğini tanımak ve O'nu, yalnız O'nu velinimet bilip bunun gerektirdiği vecîbeleri yerine getirmeye çalışmaktır.

    İşte gerek bu âyetlerin gerekse bütünüyle Kur'an'in birinci amacı da insanlığa bu borcunu hatırlatmaktır. (bk. Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetin tefsiri)
    Diğer taraftan bu ayet aynı zamanda kadere imanı isbat eden ayetlerden biridir.
    Kader, bir iman rüknüdür ve şöyle tarif edilmiştir: “Kader, Hak Teâlâ’nın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini ezelî ilmiyle bilip, ona göre, takdir etmesidir.”

    Kaza ise, kaderde plânlanan bir şeyin yaratılması, varlık sahasına çıkarılmasıdır.

    Cenab-ı Hak, her şeyi bir kaderle yarattığını bildirir. (bk. Kamer, 49) Soruda geçen ayetle de, her şeyin hazinesinin Allah katında olduğu, ancak Allah'ın her şeyi belli bir kaderle, belli bir miktarla gönderdiğini hber verir. Bu cihetten bakıldığında, kadere İlahi program denilebilir.

    Kâinatın altı devrede yaratılışından, insanın ana rahminde dokuz ayda teşekkülüne kadar her hâdise kaderi gösterir. Güneş sisteminden atom sistemlerine kadar her hikmetli tanzim, kaderi ilan eder. Elementlerin sayıları ve özellikleri, kaderden haber verir. Bitkilerin ve hayvanların cinslere, türlere ayrılmış olması, her türe farklı kabiliyetler takılması, hep kader ile olmuştur.

    Meleklerin, hayvanların ve cansızların sabit makamlı kılınması, insanların ve cinlerin ise imtihana tâbi tutulması, kader ile plânlanmıştır.

    Cennet ve cehennemin yaratılması, İlâhî ilim ile takdir edilmiştir. O menzillere hangi yollardan gidileceği de yine kader ile tespit edilmiştir.

    Kur’an-ı Kerim, her şeyin vücuda gelmezden evvel ve vücuda geldiğinde ve vücuttan gittikten sonra yazıldığını bildirir. (bk. Yasin, 12; En’am, 59; Sebe, 21; Kaf, 4) Tohumlar, çekirdekler, meyveler ve insandaki hafıza, bu gerçeği isbat ederler.

    İnsan, bir cihetle kaderin mahkumudur, bir başka cihetle ise, hür ve serbesttir. Yaratılması, erkek veya dişi olması, saçının rengi, boyu... gibi hususlarda her insan tamamen kaderin mahkumudur. Fakat fiilleri noktasında, hür ve serbesttir, dilediğini yapar, dilemediğini yapmaz. İşte, insanın sorumlu olduğu cihet burasıdır. Yoksa hiçbir insan boyundan, renginden ve iradesi dışında başına gelen belalardan hesaba çekilmeyecektir.

    İnsan, yaratılışı gereği, kadere inanmakla mükelleftir. Çünkü ölçüden, tartıdan anlamaktadır. Yapmaya karar verdiği bir evin odalarını bilerek takdir etmekte, yarını hakkında planlar kurmaktadır.
    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder