Konusunu Oylayın.: Kuran-ı kerimi niçin sevmeliyiz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 23 kişi
Kuran-ı kerimi niçin sevmeliyiz
  1. 21.Nisan.2013, 12:12
    1
    Misafir

    Kuran-ı kerimi niçin sevmeliyiz






    Kuran-ı kerimi niçin sevmeliyiz Mumsema Kuran-ı kerimi niçin sevmeliyiz ? bir Müslümanın neden kuranı kerimi sevmesi gerekmektedir ?


  2. 21.Nisan.2013, 12:12
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Kuran-ı kerimi niçin sevmeliyiz ? bir Müslümanın neden kuranı kerimi sevmesi gerekmektedir ?


    Benzer Konular

    - Kuranı niçin sevmeliyiz?

    - Kuranı kerimi doğru ve güzel okumak niçin gereklidir

    - Hz. Peygamber'i Niçin Her Şeyden Çok Sevmeliyiz?

    - Kuran-ı kerimi anlamıyorum

    - Kurân-ı kerîmi anlamak

  3. 23.Nisan.2013, 16:52
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Kuran-ı kerimi niçin sevmeliyiz




    Allah’tan vahiy, kuldan ibadet dengesi kurulunca, insanın hayat tarzı, İslam dini olmaktadır. Ne zamanki Allah-insan arasında bu irtibat, ilişki, denge bozulursa, devreye Peygamberler bir barış elçisi olarak girmekte, kopukluğu gidermeye çalışmaktadır. İnsan, Kur’an ilişki ve ünsiyetini bu manada ele almayı münasip gördük.

    Konuyu bir başka şekliyle ele alan Hz. Mevlana der ki: Ey İnsan! Sen güzellik Yusuf’usun, bu âlem de kuyu. Seni bu âlemden (kuyudan) kurtaracak yegâne ip Allah’ın (c.c) habl-i metini (kuvvetli ipi) olan Kur’an-ı Kerimdir. Ey vaktin Yusuf’u olan Müslüman! İp uzatıldı. Elini uzat ve iyi tutun ki, bu kuyudan çıkabilesin.”

    Kur’an-ı Kerimi sevmeliyiz, kendisiyle arkadaş-dost olmalıyız.

    İnsanın Kur’an-ı Kerimle ilişkisi, dostluğu, arkadaşlığını iyi anlamak için, günlük hayatımızda yaşadığımız canlı bir örnek sunmak istiyoruz. İnsanın, diğer insanlarla ilişkisi genelde üç şekilde olmaktadır:

    1) Birinci ilişki, insanların orada burada tanıştıkları kimselerle olan ilişkilerine benzer. Pazarda, çarşıda, düğünde v.s karşılaştıklarında sadece tebessüm edip birbirlerine selam verirler. Aralarında samimi bir irtibat oluşmaz. Tıpkı bunun gibi, özellikle aranmayıp rast gelinen yerde Kur’an’ı okuyan insanın hali buna benzer. Kuran ile arada samimiyet oluşmaz. Böyle olunca da insanların Allah kelamını anlamaları, sevmeleri, iletişim içine girmeleri çok zordur.

    2) Aynı ortamı paylaşan fakat herhangi bir samimiyeti olmayan insanlarla olan ilişkiler vardır. Aynı ortamlar paylaşıldığı halde arada güven eksikliği olduğu için iki taraf da birbirlerine sırlarını açamazlar, dertleşemezler. Tıpkı bunun gibi, Kur’an’ı Kerim’le aralarında güven sorunu olan insanlar, her ne kadar Kur’an’la sürekli beraberlikleri olsa bile, güvenirliğini ispat edip ortaya koymadan Kur’an, asla onlara sırlarını açmaz.

    3) Bu tip irtibata gelince… İnsanların öyle dostları vardır ki, onları gördüklerinde veya sıkıntılarını paylaştıklarında içlerini bir huzur kaplar ve rahatlama hissederler. Görmediği ya da konuşmadığı zaman rahatsızlık duyar, çevresinde illa ki o insandan bir şeyler bulmak, almak isterler. Her zaman konuşmasa bile güvendiği ve değer verdiği kişinin yakınında bulunması ve başı sıkıştığı zaman onun muhakkak yardımına koşacağını bilmesi kişiye, bir rahatlık, güven ve huzur verir. Tıpkı bunun gibi insanın Kuran-ı Kerimle kurduğu irtibat, böyle bir ilişkiye, güven ve huzura dayanıyorsa, bu insanın Kur’an ile olan irtibatı sağlanmış demektir.

    Peki, böyle bir irtibatı, güven ve huzuru nasıl sağlayabiliriz?

    Öncelikle şuna inanmalıyız ki, insanın Allah ile konuşması, Kur’an-ı Kerim okumakla gerçekleşir. Buna kendimizi inandırmalıyız. Günlük olarak içtiğimiz çaya, okuduğumuz gazetelere, dinlediğimiz haberlere ayırdığımız zamanı göz önüne getirerek, Kur’an-ı Kerime ayırdığımız zamanı düşünelim. Ve Peygamberimiz Efendimizin dikkatlerimizi çeken şu
    hadisi şerifine kulak verelim: “Sizden biriniz çarşı pazardan veya ihtiyaçlarını görmesinden eve dönüp de döşeğinin üzerinde yaslanarak oturmuş olduğu halde Kur’an’dan üç ayet okumasına mani-engel olan nedir?” (Sünen-i Darimi: 1/405.H.No:3339.)

    Diyelim ki Kur’an okumayı sonradan öğrendiniz. Yaşınız 50-60-70 olmuş. Okumaktan çekiniyorsunuz, korkuyorsunuz. Hatalı olarak okumak sizi tedirgin ediyor. İşte bu duruma da Peygamberimiz bir açıklama getirmişler. Adeta içimize serin bir su serpmişler. Mealen buyuruyorlar ki: “Kim de Kur’an-ı kekeleyerek okur ve bu okuyuşta zorluk çekerse, onun için iki kat ecir (mükâfat, sevap) vardır.” (Buhari-Müslim)

    Eğer bu
    hadis-i şerif yine içimizi rahatlatmadıysa şu hadisi şerifi de tüm dikkatimizi toplayarak okuyalım:

    “Kur’an okuyan kimse için bir vekil melek tayin edilmiştir. Bu melek, Kur’an’dan bir bölüm okuduğu halde telaffuz edemeyen okuyucunun bu hatasını düzeltip, Allah nezdine yükseltir.” (Camius’Sağir:2/524.H.No:2455)

    Umarız ki, bu mübarek sözler, ortaya konulacak her çeşit mazeretleri beri taraf eder.

    Mesajımızın sonuna gelmişken, sizlerle birkaç hususu paylaşmak istiyoruz.

    Biliyoruz ki insanın kalbindeki imanını artıran şey, Kur’an okumaktır. (Enfal Suresi/2. ayet) İlgili ayetin verdiği mesaja dikkat edersek, Allah’ın ayetlerini dinleyip anlayanların, imanlarının artacağının belirtilmesiyle, beyin ile gönül arasındaki ilişkiye işaret edilmiştir. Okunan ayetlerin duyumları kulaklar vasıtasıyla beynimize taşınır, beyin onları aklın kalıplarına sokar. Bunların anlaşılmasıyla, gönüldeki imana doğru akım başlar ve iman tatmin noktasına doğru yol alır. Eğer böyle bir usule riayet etmezsek ne olur? Bunun cevabını ilim ehli vermiştir:

    “Kur’an-ın manası senin kalbine yeniden nazil olmuyorsa, ne Razi’nin tefsiri, ne de Zemahşerinin Keşşafı, senin derdine çare bulamaz.” (Mecmuu Feteva/8) Demek ki, okuduğumuz ayetlerin manasını öğrenir ve bu manayı kalbimize indirirsek, her türlü sıkıntıdan, problemden kurtulmanın adımını atmış oluruz.

    Artık sözün bittiği yerde olduğunu anlıyor, dostumuz, arkadaşımız, ziyafet soframız ve şefaatçimiz olan Kur’an-ı Kerim ile olan münasebetlerimizi gözden geçirmeli, içerisinde bulunduğumuz bu mübarek aylar vesilesiyle, Kur’an ile aramızdaki boşluğu gidermeliyiz. Bunun için her türlü imkân elimizdedir. Peygamberimizin (s.a.v): “Ey Ebu Zerr! Senin sabahleyin gidip, Allah’ın kitabından bir ayet öğrenmen, l00 rekât nafile
    namaz kılmandan hayırlıdır.” İbni Mace hadisi, söylenecek her şeyi özetlemiştir. Sınırlı ömrümüzle, sınırsız bir cennet hayatını kazanmak için her türlü imkânları önümüze koyan Rabbimizin kelamını ihmal ve ihlal edenlerin, ahirette ortaya koyacakları hiçbir özür ve mazeret kabul görmeyecektir. Asker oğlumuzdan gelen bir mektubun zarfını açıp okumanın heyecanını, Allah’ın kitabı için de yaşamamak, en büyük kayıptır.

    Mesajımızın sonunu Peygamberimizin bir hadisi ile noktalayalım: “Hakikaten ev, içinde Kur’an okunmakla sakinlerine genişler, melekler orda hazır bulunur, şeytanlar orayı terk eder ve onun iyiliği çok olur. Ev, içinde Kur’an okunmamakla ise sakinlerine daralır, melekler orayı terk eder, şeytanlar orda bulunur ve onun iyiliği az olur.” (Darimi, Sünen. Cilt 6/388 H.No:3312)



  4. 23.Nisan.2013, 16:52
    2
    Hadimul Müslimin



    Allah’tan vahiy, kuldan ibadet dengesi kurulunca, insanın hayat tarzı, İslam dini olmaktadır. Ne zamanki Allah-insan arasında bu irtibat, ilişki, denge bozulursa, devreye Peygamberler bir barış elçisi olarak girmekte, kopukluğu gidermeye çalışmaktadır. İnsan, Kur’an ilişki ve ünsiyetini bu manada ele almayı münasip gördük.

    Konuyu bir başka şekliyle ele alan Hz. Mevlana der ki: Ey İnsan! Sen güzellik Yusuf’usun, bu âlem de kuyu. Seni bu âlemden (kuyudan) kurtaracak yegâne ip Allah’ın (c.c) habl-i metini (kuvvetli ipi) olan Kur’an-ı Kerimdir. Ey vaktin Yusuf’u olan Müslüman! İp uzatıldı. Elini uzat ve iyi tutun ki, bu kuyudan çıkabilesin.”

    Kur’an-ı Kerimi sevmeliyiz, kendisiyle arkadaş-dost olmalıyız.

    İnsanın Kur’an-ı Kerimle ilişkisi, dostluğu, arkadaşlığını iyi anlamak için, günlük hayatımızda yaşadığımız canlı bir örnek sunmak istiyoruz. İnsanın, diğer insanlarla ilişkisi genelde üç şekilde olmaktadır:

    1) Birinci ilişki, insanların orada burada tanıştıkları kimselerle olan ilişkilerine benzer. Pazarda, çarşıda, düğünde v.s karşılaştıklarında sadece tebessüm edip birbirlerine selam verirler. Aralarında samimi bir irtibat oluşmaz. Tıpkı bunun gibi, özellikle aranmayıp rast gelinen yerde Kur’an’ı okuyan insanın hali buna benzer. Kuran ile arada samimiyet oluşmaz. Böyle olunca da insanların Allah kelamını anlamaları, sevmeleri, iletişim içine girmeleri çok zordur.

    2) Aynı ortamı paylaşan fakat herhangi bir samimiyeti olmayan insanlarla olan ilişkiler vardır. Aynı ortamlar paylaşıldığı halde arada güven eksikliği olduğu için iki taraf da birbirlerine sırlarını açamazlar, dertleşemezler. Tıpkı bunun gibi, Kur’an’ı Kerim’le aralarında güven sorunu olan insanlar, her ne kadar Kur’an’la sürekli beraberlikleri olsa bile, güvenirliğini ispat edip ortaya koymadan Kur’an, asla onlara sırlarını açmaz.

    3) Bu tip irtibata gelince… İnsanların öyle dostları vardır ki, onları gördüklerinde veya sıkıntılarını paylaştıklarında içlerini bir huzur kaplar ve rahatlama hissederler. Görmediği ya da konuşmadığı zaman rahatsızlık duyar, çevresinde illa ki o insandan bir şeyler bulmak, almak isterler. Her zaman konuşmasa bile güvendiği ve değer verdiği kişinin yakınında bulunması ve başı sıkıştığı zaman onun muhakkak yardımına koşacağını bilmesi kişiye, bir rahatlık, güven ve huzur verir. Tıpkı bunun gibi insanın Kuran-ı Kerimle kurduğu irtibat, böyle bir ilişkiye, güven ve huzura dayanıyorsa, bu insanın Kur’an ile olan irtibatı sağlanmış demektir.

    Peki, böyle bir irtibatı, güven ve huzuru nasıl sağlayabiliriz?

    Öncelikle şuna inanmalıyız ki, insanın Allah ile konuşması, Kur’an-ı Kerim okumakla gerçekleşir. Buna kendimizi inandırmalıyız. Günlük olarak içtiğimiz çaya, okuduğumuz gazetelere, dinlediğimiz haberlere ayırdığımız zamanı göz önüne getirerek, Kur’an-ı Kerime ayırdığımız zamanı düşünelim. Ve Peygamberimiz Efendimizin dikkatlerimizi çeken şu
    hadisi şerifine kulak verelim: “Sizden biriniz çarşı pazardan veya ihtiyaçlarını görmesinden eve dönüp de döşeğinin üzerinde yaslanarak oturmuş olduğu halde Kur’an’dan üç ayet okumasına mani-engel olan nedir?” (Sünen-i Darimi: 1/405.H.No:3339.)

    Diyelim ki Kur’an okumayı sonradan öğrendiniz. Yaşınız 50-60-70 olmuş. Okumaktan çekiniyorsunuz, korkuyorsunuz. Hatalı olarak okumak sizi tedirgin ediyor. İşte bu duruma da Peygamberimiz bir açıklama getirmişler. Adeta içimize serin bir su serpmişler. Mealen buyuruyorlar ki: “Kim de Kur’an-ı kekeleyerek okur ve bu okuyuşta zorluk çekerse, onun için iki kat ecir (mükâfat, sevap) vardır.” (Buhari-Müslim)

    Eğer bu
    hadis-i şerif yine içimizi rahatlatmadıysa şu hadisi şerifi de tüm dikkatimizi toplayarak okuyalım:

    “Kur’an okuyan kimse için bir vekil melek tayin edilmiştir. Bu melek, Kur’an’dan bir bölüm okuduğu halde telaffuz edemeyen okuyucunun bu hatasını düzeltip, Allah nezdine yükseltir.” (Camius’Sağir:2/524.H.No:2455)

    Umarız ki, bu mübarek sözler, ortaya konulacak her çeşit mazeretleri beri taraf eder.

    Mesajımızın sonuna gelmişken, sizlerle birkaç hususu paylaşmak istiyoruz.

    Biliyoruz ki insanın kalbindeki imanını artıran şey, Kur’an okumaktır. (Enfal Suresi/2. ayet) İlgili ayetin verdiği mesaja dikkat edersek, Allah’ın ayetlerini dinleyip anlayanların, imanlarının artacağının belirtilmesiyle, beyin ile gönül arasındaki ilişkiye işaret edilmiştir. Okunan ayetlerin duyumları kulaklar vasıtasıyla beynimize taşınır, beyin onları aklın kalıplarına sokar. Bunların anlaşılmasıyla, gönüldeki imana doğru akım başlar ve iman tatmin noktasına doğru yol alır. Eğer böyle bir usule riayet etmezsek ne olur? Bunun cevabını ilim ehli vermiştir:

    “Kur’an-ın manası senin kalbine yeniden nazil olmuyorsa, ne Razi’nin tefsiri, ne de Zemahşerinin Keşşafı, senin derdine çare bulamaz.” (Mecmuu Feteva/8) Demek ki, okuduğumuz ayetlerin manasını öğrenir ve bu manayı kalbimize indirirsek, her türlü sıkıntıdan, problemden kurtulmanın adımını atmış oluruz.

    Artık sözün bittiği yerde olduğunu anlıyor, dostumuz, arkadaşımız, ziyafet soframız ve şefaatçimiz olan Kur’an-ı Kerim ile olan münasebetlerimizi gözden geçirmeli, içerisinde bulunduğumuz bu mübarek aylar vesilesiyle, Kur’an ile aramızdaki boşluğu gidermeliyiz. Bunun için her türlü imkân elimizdedir. Peygamberimizin (s.a.v): “Ey Ebu Zerr! Senin sabahleyin gidip, Allah’ın kitabından bir ayet öğrenmen, l00 rekât nafile
    namaz kılmandan hayırlıdır.” İbni Mace hadisi, söylenecek her şeyi özetlemiştir. Sınırlı ömrümüzle, sınırsız bir cennet hayatını kazanmak için her türlü imkânları önümüze koyan Rabbimizin kelamını ihmal ve ihlal edenlerin, ahirette ortaya koyacakları hiçbir özür ve mazeret kabul görmeyecektir. Asker oğlumuzdan gelen bir mektubun zarfını açıp okumanın heyecanını, Allah’ın kitabı için de yaşamamak, en büyük kayıptır.

    Mesajımızın sonunu Peygamberimizin bir hadisi ile noktalayalım: “Hakikaten ev, içinde Kur’an okunmakla sakinlerine genişler, melekler orda hazır bulunur, şeytanlar orayı terk eder ve onun iyiliği çok olur. Ev, içinde Kur’an okunmamakla ise sakinlerine daralır, melekler orayı terk eder, şeytanlar orda bulunur ve onun iyiliği az olur.” (Darimi, Sünen. Cilt 6/388 H.No:3312)



  5. 18.Mart.2014, 00:21
    3
    Misafir

    Cevap: Kuran-ı kerimi niçin sevmeliyiz

    Kuranı kerim Allahın ayetleridir. Yaradanımızın ayetlerini Yaradanı nasıl seviyorsak Yaradandan ötürü Kuranı sevmeliyiz.


  6. 18.Mart.2014, 00:21
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Kuranı kerim Allahın ayetleridir. Yaradanımızın ayetlerini Yaradanı nasıl seviyorsak Yaradandan ötürü Kuranı sevmeliyiz.





+ Yorum Gönder