Konusunu Oylayın.: Tasavvuf, Kabala ve Hinduizm’e mi dayanıyor?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Tasavvuf, Kabala ve Hinduizm’e mi dayanıyor?
  1. 20.Nisan.2013, 21:43
    1
    Misafir

    Tasavvuf, Kabala ve Hinduizm’e mi dayanıyor?






    Tasavvuf, Kabala ve Hinduizm’e mi dayanıyor? Mumsema Tasavvuf, Kabala ve Hinduizm’e mi dayanıyor?


  2. 20.Nisan.2013, 21:43
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 20.Nisan.2013, 22:28
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Tasavvuf, Kabala ve Hinduizm’e mi dayanıyor?




    Yahudi-Kabala tarihini ve tasavvuf tarihini ve menşei ile ilgili detaylı bilgi verecek durumda değiliz.

    Biz burada ilkeler bazında bir kaç söz söylemekle yetineceğiz:

    a. İslam tasavvufunun kaynağı Kur’an ve sünnettir. Hiç bir zaman Kabala ve diğer felsefi doktrinler olmadı. Budizm ve benzeri bazı dini veya* felsefi mistisizm hareketleriyle benzer tarafının olması, tasavvufun onlardan kaynaklandığını göstermez.

    b. İslam dinin getirdiği bazı güzelliklerin diğer semavi dinlerde de bulunması, İslam dininin bunları o kaynaklardan alıntıladığını göstermediği gibi, bazı konuları ve bazı değer ölçüleri ile semavi olmayan bazı din veya felsefi düşüncelerle de örtüşebilir. Bu da bir alıntı olduğu anlamına gelmez. Çünkü semavi dinlerle olan uygunluğu, vahiy sahibinin aynı Allah olduğunun göstergesidir. Gayr-ı dini bazı düşünce akımlarıyla uygunluk göstermesi de, bir alıntılamayı değil, insanlık fıtratının ortak değerlerinin gösterir.

    c. İslam literatüründeki bütün hak tarikler/yollar, tarikatlar, meşrepler, meslekler, mezheplerin hepsinin kaynağı Kur’an’dır. Aksini düşünmek mümkün değildir. Çünkü Kur’an’a iman eden bir kimsenin onun hilafına bir mesleğe girmesi mümkün değildir.

    Bu konuda Bediüzzaman hazretlerinin şu sözleri bize ışık tutmaktadır:

    “Cenab-ı Hakk'a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur'an’dan alınmıştır. Fakat tarikatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kasır fehmimle Kur'andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır.” (Sözler, 476 )

    Zaman içerisinde insanların kendi hissiyatları ve beşeri akıllarının karışmış olması bu gerçeği, yani* bu meslek ve meşreplerin asıl kaynağının Kur’an olduğu gerçeğini değiştirmez.

    “Bu iki asıl (Kelam ilimi ile Tasavvuf), çendan (her ne kadar) Kur'andan teşaub etmişlerdir (kaynaklanmış-filizlenmişlerdir). Lâkin fikr-i beşer başka surete ifrağ ettiği için uzunlaşmış ve müşkilleşmiş, evhamdan masun kalmamışlar.” (Mesnevi-i Nuriye, 252 )

    Demek ki tasavvuf ve diğer İslam meslek ve meşreplerinin içinde yer alan bazı beşeri unsurlar, insan düşüncesinin ürünleri olsa bile, bunların asıl kaynağının Kur’an olmadığını göstermez.

    d. Ebced hesabının daha önceki semavi dinlerde de kullanıldığı bilgisi İslam alimleri tarafından ittifakla kabul edilmiştir. Hatta bazılarına göre, ilk ebced tablosu Hz. Adem’e vahyedilmiştir.

    Dolayısıyla Yahudilikte önemli bir tefsir kabul edilen KABALA’da bu hesabın bulunması, Ebced ilminin yanlışlığını göstermez. Asıl menşei ne olursa olsun, İslam alimleri tarafından oldukça fazla kullanılan, eskiden beri tefsir kaynaklarının önemli bir kısmında yer alan Ebced hesabını-daha önce de var olduğu noktasından hareketle çürütmek doğru bir yaklaşım tarzı değildir.

    İslam literatüründe binlerce önemli mesele var ki, alimler tarafından farklı anlaşılmıştır. İtikadi ve ameli mezheplerin varlığı bunun tartışmasız delilidir. Bu sebeple bazı alimlerin bu Ebced hesabına karşı çıkmaları, mutlaka onların doğru olduğunu göstermez. Çünkü en az onlar kadar alim olan karşı tarafın bu konudaki onayları da gözardı edilemez.

    Müfessirlerin imamı/önderi kabul edilen Taberi ile tarikatın en büyük kahramanı kabul edilen İmam- Rabbani ve bu asrın her yönden en bedii/en harika bir ilim ve irfana sahip olduğu kabul edilen Bediüzzaman Said Nursi’nin EBCED hesabına onay vermeleri bunun doğruluğunun önemli bir göstergesidir.

    e. Özellikle bu asırda tasavvufa karşı olanlar, onunla Yahudilik, Hristiyanlık ve daha başka doğu dünyasının dini ve felsefi düşünce tarzlarına bazı yönden örtüşmelerini bahane ederek saldırıyorlar ve bizim kanaatimize göre haksızdırlar.

    Yukarıdaki açıklamalarımız onların niçin haksız olduklarına da bir delildir.

    Sorularla islamiyet



  4. 20.Nisan.2013, 22:28
    2
    Moderatör



    Yahudi-Kabala tarihini ve tasavvuf tarihini ve menşei ile ilgili detaylı bilgi verecek durumda değiliz.

    Biz burada ilkeler bazında bir kaç söz söylemekle yetineceğiz:

    a. İslam tasavvufunun kaynağı Kur’an ve sünnettir. Hiç bir zaman Kabala ve diğer felsefi doktrinler olmadı. Budizm ve benzeri bazı dini veya* felsefi mistisizm hareketleriyle benzer tarafının olması, tasavvufun onlardan kaynaklandığını göstermez.

    b. İslam dinin getirdiği bazı güzelliklerin diğer semavi dinlerde de bulunması, İslam dininin bunları o kaynaklardan alıntıladığını göstermediği gibi, bazı konuları ve bazı değer ölçüleri ile semavi olmayan bazı din veya felsefi düşüncelerle de örtüşebilir. Bu da bir alıntı olduğu anlamına gelmez. Çünkü semavi dinlerle olan uygunluğu, vahiy sahibinin aynı Allah olduğunun göstergesidir. Gayr-ı dini bazı düşünce akımlarıyla uygunluk göstermesi de, bir alıntılamayı değil, insanlık fıtratının ortak değerlerinin gösterir.

    c. İslam literatüründeki bütün hak tarikler/yollar, tarikatlar, meşrepler, meslekler, mezheplerin hepsinin kaynağı Kur’an’dır. Aksini düşünmek mümkün değildir. Çünkü Kur’an’a iman eden bir kimsenin onun hilafına bir mesleğe girmesi mümkün değildir.

    Bu konuda Bediüzzaman hazretlerinin şu sözleri bize ışık tutmaktadır:

    “Cenab-ı Hakk'a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur'an’dan alınmıştır. Fakat tarikatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kasır fehmimle Kur'andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır.” (Sözler, 476 )

    Zaman içerisinde insanların kendi hissiyatları ve beşeri akıllarının karışmış olması bu gerçeği, yani* bu meslek ve meşreplerin asıl kaynağının Kur’an olduğu gerçeğini değiştirmez.

    “Bu iki asıl (Kelam ilimi ile Tasavvuf), çendan (her ne kadar) Kur'andan teşaub etmişlerdir (kaynaklanmış-filizlenmişlerdir). Lâkin fikr-i beşer başka surete ifrağ ettiği için uzunlaşmış ve müşkilleşmiş, evhamdan masun kalmamışlar.” (Mesnevi-i Nuriye, 252 )

    Demek ki tasavvuf ve diğer İslam meslek ve meşreplerinin içinde yer alan bazı beşeri unsurlar, insan düşüncesinin ürünleri olsa bile, bunların asıl kaynağının Kur’an olmadığını göstermez.

    d. Ebced hesabının daha önceki semavi dinlerde de kullanıldığı bilgisi İslam alimleri tarafından ittifakla kabul edilmiştir. Hatta bazılarına göre, ilk ebced tablosu Hz. Adem’e vahyedilmiştir.

    Dolayısıyla Yahudilikte önemli bir tefsir kabul edilen KABALA’da bu hesabın bulunması, Ebced ilminin yanlışlığını göstermez. Asıl menşei ne olursa olsun, İslam alimleri tarafından oldukça fazla kullanılan, eskiden beri tefsir kaynaklarının önemli bir kısmında yer alan Ebced hesabını-daha önce de var olduğu noktasından hareketle çürütmek doğru bir yaklaşım tarzı değildir.

    İslam literatüründe binlerce önemli mesele var ki, alimler tarafından farklı anlaşılmıştır. İtikadi ve ameli mezheplerin varlığı bunun tartışmasız delilidir. Bu sebeple bazı alimlerin bu Ebced hesabına karşı çıkmaları, mutlaka onların doğru olduğunu göstermez. Çünkü en az onlar kadar alim olan karşı tarafın bu konudaki onayları da gözardı edilemez.

    Müfessirlerin imamı/önderi kabul edilen Taberi ile tarikatın en büyük kahramanı kabul edilen İmam- Rabbani ve bu asrın her yönden en bedii/en harika bir ilim ve irfana sahip olduğu kabul edilen Bediüzzaman Said Nursi’nin EBCED hesabına onay vermeleri bunun doğruluğunun önemli bir göstergesidir.

    e. Özellikle bu asırda tasavvufa karşı olanlar, onunla Yahudilik, Hristiyanlık ve daha başka doğu dünyasının dini ve felsefi düşünce tarzlarına bazı yönden örtüşmelerini bahane ederek saldırıyorlar ve bizim kanaatimize göre haksızdırlar.

    Yukarıdaki açıklamalarımız onların niçin haksız olduklarına da bir delildir.

    Sorularla islamiyet






+ Yorum Gönder