Konusunu Oylayın.: Şeytanın tuzakları nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Şeytanın tuzakları nelerdir?
  1. 14.Nisan.2013, 23:46
    1
    Misafir

    Şeytanın tuzakları nelerdir?






    Şeytanın tuzakları nelerdir? Mumsema Şeytanın tuzakları nelerdir?


  2. 14.Nisan.2013, 23:46
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 17.Nisan.2013, 18:28
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Şeytanın tuzakları nelerdir?




    Şeytanın tuzakları nelerdir?
    Şeytanın Hileleri Kurduğu Tuzaklar...


    İbn-i Abbas (r.a.) Hazretleri´nden naklen , Muaz b. Cebel (r.a.) rivayet ediyor :

    - Bir gün Resullullah (s.a.v.) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık. Bu arada , dışarıdan bir ses geldi :

    - Ev sahibi , içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz ? Benim sizden bir dileğim var.

    Bunun üzerine , herkes Resullullah (s.a.v.) efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orda ve her zaman büyük oydu... İzin ondan çıkacaktı.

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , duruma vakıf oldu ve :

    - Bu seslenen kimdir bilir misiniz ?

    Buyurdu... Biz hep birden şöyle dedik :

    - En iyi bilen ALLAH ve Resuludur.

    Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz :

    - O , lain iblistir. " Şeytandır " Allah'ın laneti onun üzerine olsun...

    Buyurunca ; hemen Hz. Ömer :

    - Ya Resullullah , bana izin veriniz onu öldüreyim.

    Dedi... Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu izni vermedi , şöyle buyurdu :

    - Dur ya Ömer , bilmiyor musun ki ; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir... öldürmeyi bırak.

    Sonra şöyle buyurdu :

    - Kapıyı ona açın , gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz.


    Bundan sonrasını ondan dinleyelim ; yani Ravi´den. Şöyle anlattı :

    Kapıyı ona açtılar. İçeri girdi ve bize göründü. Birde baktık ki , şekli şu :

    Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası , büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da , bir manda dudağına benziyordu.

    Sonra , şöyle bir selam verdi :

    Selam ya Muhammed ; selam size ey cemaat-i müslimin.

    Onun bu selamına Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu mukabelede bulundu :

    - Selam Allah'ındır ya lain...

    Sonra şöyle buyurdu :

    - Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş ?

    Şeytan şöyle anlattı :

    Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ;

    - Nedir o mecburiyetin ?

    Şeytan anlattı :

    - İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki ; Allah-ü Taâlâ sana emir veriyor , Muhammed´e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa , doğrusunu diyeceksin. Sonra...

    Allah-ü Teâlâ buyurdu ki :

    - Söylediklerine bir yalan katarsan , doğruyu sölemezsen... seni kül ederim ; rüzgara savurur... Düşmanlarının önünde , seni rüsvay ederim.

    - İşte... böyle ; ya Muhammed , o emir üzerine sana geldim.

    - Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem ; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki , düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.

    Bundan sona Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle sordu :

    - Madem ki , sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat : Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ?

    Şeytan şu cevabı verdi :

    - Sensin ya Muhammed. Allah´ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilir ki ?

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu :

    - Benden sonra , en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin ?

    Şeytan anlattı :

    - Müttaki bir gence ki... varlığını Allah yoluna vermiştir.

    Bundan sonra , sual cevap aşağıdaki şekilde devam etti ;

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ; şeytan anlattı :

    - Sonra kimi sevmezsin ?

    - Kendisini sabırlı bildiğim , şüpheli işlerden sakınan alimi...

    - Sonra ?

    - Temizlik işinde... yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı adet eden kimseyi.

    - Sonra ?

    - Sabırlı olan bir fakiri ki ; ihtiyacını kimseye anlatmaz... Halinden şikayet etmez.

    - Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin ?

    - Ya Muhammed , ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa , Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı , onun sabrını ; o halinden , tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.

    - Sonra kim ?

    - Şükreden zengin.

    - Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın ?

    - Onu görürsem ki , aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki ; şükreden bir zengindir.


    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu :

    - Peki, ümmetim namaza kalkınca , senin halin nice olur ?

    - Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.

    - Neden böyle olursun ; ya lain ?

    - Çünkü bir kul , Allah için secde edince bir derece yükselir.

    - Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun ?

    - O zaman da bağlanırım. Taa , onlar iftar edinceye kadar.

    - Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun ?

    - O zaman da çıldırırım.

    - Peki ya Kur´an okudukları zaman nasıl olursun ?

    - O zaman da eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.

    - Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır ?

    - Ha işte... o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren , bir testere alır eline ve beni ikiye böler.

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sebebini sordu :

    - Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin , ya Ebamürre ?

    Bunun üzerine iblis :

    - Onu da anlatayım... dedikten sonra anlatmaya başladı :

    - Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki ;

    1 - Allah-ü Teala , sadaka verenin malına bereket ihsan eyler.

    2 - O , sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.

    3 - Allah-ü Teala , onun verdiği sadakayı , cehennemle arasında bir perde yapar.

    4 - Allah-ü Teala , belayı sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.


    Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu :

    - Ebubekir için ne dersin ?

    İblis ise şu cevabı verdi :

    - O bana cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslam´a girdikten sonra nasıl bana itaat eder ?

    - Peki , Ömer b. Hattab için ne dersin ?

    İblis ona da şu cevabı verdi :

    Allah´a yemin ederim ki ; her gördüğüm yerde ondan kaçarım.

    Peki , Osman b. Affan için ne dersin ?

    Ondan utanırım. Hem de çok. Nasıl ki , Rahman´ın melekleri de ondan utanırlar...

    Peki , Ali b. Ebutalib için ne dersin ?

    İblis onun için de şöyle dedi :

    Ah onun elinden bir kurtulsam... O , kendi başına kalsa , ben kendi başıma kalsam... O beni bıraksa, ben de onu bıraksam . Ben onu bırakırım ; ama o beni bırakmaz.


    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra , şöyle buyurdu :

    - Ümmetime saadet ihsan eden ; seni taa, belli bir vakte kadar şaki kılan Allah'a hamd olsun.

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ' in o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi :

    - Heyhat , heyhat... Ümmetin saadeti nerede ? Ben , o belli vakte kadar diri kaldıkça , sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın ?
    Ben , onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar , benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah´a yemin ederim ki ; Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini... Ümmilerini ve okumuşlarını... Facirlerini ve abidlerini... Hasılı , bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat , Allah´ın halis kullarını , evet , bunları azdıramam.

    Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu :

    - Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir ?

    Bu suale İblis şu cevabı verdi :

    - Bilmez misin ya Muhammed bir kimse ki , dirhemini ve dinarını sever... O , Allah için bir ihlasa sahip değildir. Bir kimseyi görürsem ki ; dirhemini dinarını sevmez ; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz. Bilirim ki o, ihlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği sürece , kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddetce o , size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin ki ; mal sevgisi , büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki ya Muhammed , baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır.

    İblis anlatmaya devam etti :

    - Ya Muhammed , bilmez misin ? Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra , o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır.

    - Onların bir kısmını ulemaya gönderdim.

    - Bir kısmını gençlere yolladım.

    - Bir kısmını da , meşayihe saldım.

    - Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim.

    - Gençlere gelince , aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz.

    - Çocuklara gelince , onlarla da bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar.

    - Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin.

    - Onlar bunların yanına girer ; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne , hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki ; başlarlar , sebeplerden herhangi birine sövmeye...

    - İşte , böylece onlardan ihlası alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti , ihlassız yaparlar gayrı... Ama bu hallerin farkında olmazlar.

    İblis , bundan sonra , aldattığı bir rahibin hikayesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi :

    - Bilmez misin ya Muhammed , Rahip Basisa tam yetmiş yıl ihlas ile Allah´a ibadet etti. Bu ibadetleri sonucunda ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki , her dua ettiği hasta , duası ve bereketi ile şifa buluyordu. Onun peşine takıldım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi.

    Bu o kimsedir ki ; Allah-ü Teala aziz kitabında , onu şöyle anlatır :

    " ... Şeytan hali gibidir ki ; o insana : " Kafir ol " dedi. Vaktaki o kafir oldu. "

    Bu defa ona şöyle dedi : " Ben senden uzağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. " (59/16)


    İblis bundan sonra bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı :

    - Bilmez misin ya Muhammed , yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse , o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse , o da benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed , ben Adem´e ve Havva´ya yalan yere Allah adına and içtim.

    " Muhakkak ben size nasihat ediyorum. " (7/16) dedim...

    Bunu yaparım ; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.

    - Gıybet ve koğuculuğa gelince... Onlar da benim meyvelerimdir ve şenliğimdir.

    - Her kim talak üzerine yemin ederse , günahkâr olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun , isterse doğru şey üzerine olsun. Her kim talakı ağzına alırsa , taaa hakikati belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onların bu halleri ile kıyamete kadar meydana getirecekleri çocukları hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden hepsi cehenneme girer.

    - Ya Muhammed , namazı an be an tehir edilince... onu da anlatayım. O her ne zaman ki , namaza kalkmak ister ; tutarım , ona vesvese veririm. Derim ki : " henüz vakti var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. sonra kılarsın. "

    - Böylece o , vaktinin dışında namazını kılar. Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır.

    - Şayet o kimse beni mağlup ederse , ona insan şeytanlarından birini yollarım. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O , bunda da beni mağlup ederse , bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken ;

    - " sağa bakr30; sola bak... " derim. O da bakar. O ki böyle yaptı... Yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona :

    - " Sen ebedi yaramaz bir iş yaptın. " derim veböylece onun huzurunu bozarım.

    - Sen de bilirsin ki ya Muahammed , her kim namazda , sağa ve sola çokça bakarsa , Allah onun namazını kabul etmez. Bunda da ona mağlup olursam , yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Ve ona ; çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da , başlar ; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun , gagası ile yerden bişeyler topladığı gibi.

    - Bu işi yaptırmakta da ona başarı kazanamazsam bu sefer , cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rüküdan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rüku yaptırırım. İşte o böyle yaptığı için , kıyamet günü , Allah onun başını eşek başına çevirir.

    - O kimse bunda da beni yener ise , bu defa , ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.

    - Bunda da mağlup olursam , bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince , o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa , onun içine küçük bir şeytan girer. Dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte , bundan sonra o kimse , hep bize itaat eder , sözümüzü dinler , dediklerimizi yapar.


    Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti :

    - Sen ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki ? Ben onlara ne tuzaklar kurarım , ne tuzaklarr30; Miskinlerine , çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki :

    " Namaz size göre değil.. O, Allah'ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir. "

    Sonra hastalara giderim :

    - " Namaz kılmayı bırak " derim , çünkü Allah-ü Teala : " hastalara zorluk yok... " (24/61) buyurdu. İyi olduğun zaman kılarsın ". Ve böylece o , namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir. Şayet o , hastalığında namazı terkederek ölüp giderse , Allah'ın huzuruna çıkarken , Allah-ü Teala´yı öfkeli bulur.

    Sonra şöyle dedi :

    - Ya Muhammed , eğer bu sözlerime yalan kattımsa , beni akrep soksun.

    - Eğer yalan varsa Allah´tan dile beni kül eylesin.


    İblis bundan sonra konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi :

    - Ya Muhammed , sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun ? Halbuki ben onların altı da birini dininden çıkardım.


    Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ona , yani İblis´e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi :

    - Ya lain , senin oturma arkadaşın kim ?

    - Faiz yiyen.

    - Dostun kim ?

    - Zina eden.

    - Yatak arkadaşın kim ?

    - Sarhoş

    - Misafirin kim ?

    - Hırsız.

    - Elçin kim ?

    - Sihirbazlar.

    - Gözünün nuru nedir ?

    - Karı boşamak.

    - Sevgilin kim ?

    - Cuma namazını bırakanlar.


    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu :

    - Ya lain , senin kalbini ne yıkar ?

    - Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi.

    - Peki , senin cismini ne eritir ?

    - Tevbe edenlerin tevbesi.

    - Peki , ciğerini ne parçalar, ne çürütür ?

    - Gece ve gündüz , Allah'a yapılan bol bol istiğfar.

    - Peki yüzünü ne buruşturur ?

    - Gizli sadaka.

    - Peki gözlerini kör eden nedir ?

    - Gece namazı.

    - Peki , başını eğdiren nedir ?

    - Çokça kılınan cemaatle namaz.


    Resullullah (s.a..v) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu :

    - Sana göre insanların en saadetlisi (!) kimdir ?

    - Namazını , bilerek kasden bırakanlar.

    - Peki , insanların en şakisi kimdir ?

    - Cimriler

    - Peki , seni işinden ne alıkoyar ?

    - Ulema meclisleri

    - Peki , yemeğini nasıl yersin ?

    - Sol elimle parmaklarımın ucu ile.

    - Peki , sam yeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin ?

    - İnsanların tırnaklarının arasında.


    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra , bir başka bir mevzuu sordu. İblis de cevap verdi.

    - Rabbinden neler talep ettin ?

    - On şey talep ettim.

    - Nedir onlar ya lain ?

    - Şunlardır :

    - Allah´tan diledim ki , beni ademoğullarının malına ve evladına ortak ede. Bu ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu : " Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara gurur vaad eder... " (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir.

    - Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim , faiz ve haram karışan yemeklerden yerim. Şeytandan Allah´a sığınılmayan malın da ortağıyım.

    - Cinsi münasebet anında , Allah´a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim. Ve o her birleşmeden hasıl olan çocuk , bize itaat eder. Sözümüzü dinler.

    - Her kim hayvana binerken , helal yola gitmeyi değil de , aksini isteyerek binerse , bende onunla beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum. Bu da Ayet-i Kerime ile sabittir ; " Onlar üzerine süvarilerinle , piyadelerinle yaygara çıkartr30; " (17/64)

    - Allah-ü Teala'dan diledim ki : Bana bir ev vere. Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.

    - Diledim ki bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana mescid yaptı.

    - Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı olarak verdi.

    - İstedim ki ; bir ezan vere , Mezmurları verdi.

    - Diledim ki ; bana bir yatak arkadaşı vere. Sarhoşları verdi.

    - Diledim ki ; bana yardımcılar vere. Bunun içinde kaderiye mensuplarını verdi.

    - İstedim ki ; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlar da şu Ayet-i Kerime ile sabittir : " O kimseler ki ; mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır. " (17/27)

    Bir ara Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu :

    - Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin , seni tastik etmezdim.

    Bundan sonra İblis devam etti :

    - Ya Muhammed , Allah´tan diledim ki ; ademoğullarını ben göreyim ; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi.

    - Diledim ki ; ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa ; bu da oldu. Böylece ben , onlar arasında akıp giderim. Gezerim. Hem de nasıl istersem.

    Bütün bu isteklerimi verdi.

    - Hepsi sana verildi , buyurdu Hz. Muhammed.

    - Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra şunu da ekleyeyim ki ; benimle beraber olanlar , seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte , böylece kıyamete kadar , ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar.

    Bundan sonrasını İblis şöyle anlattı :

    - Benim bir oğlum vardır. Adı, ATEME´dir. Bir kul , yatsı namazını kılmadan uyursa gider ; onun kulağına bevleder. Eğer böyle olmasaydı ; imkan yok , insanlar namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.

    - Benim bir oğlum daha vardır ki ; onun adı da MüTEKAZİ´dir. Bunun vazifesi de ; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Mesela bir kul , gizli bir taat işlerse ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa MüTEKAZİ onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur. Böylece ; Allah-ü Teala onun yüz sevabından doksan dokuzunu imha eder. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.

    - Sonra , benim bir oğlum daha vardır. Onun adı da KüHAYL´dir. Bunun işi de , insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa , ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi , uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar.

    Bundan sonra İblis şöyle anlattı :

    - Hangi kadın olursa olsun. Onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve onu , bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir.

    Mesela :

    " Elini kolunu dışarı çıkar, göster. " der.

    - O da bu emri tutar. Elini kolunu açar , gösterir. Bundan sonra , o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar.

    İblis bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz´e kendi durumunu anlatmaya başladı :

    - Ya Muhammed , bir insanı delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur. Ben ancak vesvese veririm. Ve bir şeyi güzel gösteririm. O kadar. Eğer delalete sürüklemek elimde olsaydı , yeryüzünde ;

    " İlah yoktur sadece Allah vardır ve Muhammed Allah´ın resülüdür. "

    - diyen herkesi , oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl ki senin elinde de , hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın Resulusun. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı , yeryüzünde tek kafir bırakmazdın. Sen Allah´ın halkı üzerinde bir hüccetsin. Ben de , kendisi için ezelde şekavet yazılan kimselere sebebim. Said olan kimse , taa , ana karnında iken saiddir. Şaki olan da , yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan da Allah , şekavet ehli kılan da Allah.

    Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu iki Ayet-i Kerimeyi okudu:

    " Bunlar, taa sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek... Ancak Rabb´ın esirgedikleri hariç... " (11/118-119)

    " Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir. " (33/38)


    Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , İblis´e şöyle buyurdu :

    - Ya Ebamürre , acaba senin bir tevbe etmen ve Allah´a dönmen mümkün değil mi ? Cennete girmene kefil olurum.

    Bunun üzerine İblis şöyle dedi :

    - Ya Resullullah , iş verilen hükme göre oldu. Karar yazan kalem de kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır. Seni peygamberlerin efendisi kılan , cennetin ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan ; beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah´tır. Ve O , bütün eksik sıfatlardan münezzehtir.

    Ve İblis cümlelerini şöyle tamamladı :

    - İşte bu söylediklerim sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerimi de doğru dedim.

    Kaynak : Seceret'ül Kevn - Muhyiddin-i Arabi (k.s.)


  4. 17.Nisan.2013, 18:28
    2
    Devamlı Üye



    Şeytanın tuzakları nelerdir?
    Şeytanın Hileleri Kurduğu Tuzaklar...


    İbn-i Abbas (r.a.) Hazretleri´nden naklen , Muaz b. Cebel (r.a.) rivayet ediyor :

    - Bir gün Resullullah (s.a.v.) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık. Bu arada , dışarıdan bir ses geldi :

    - Ev sahibi , içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz ? Benim sizden bir dileğim var.

    Bunun üzerine , herkes Resullullah (s.a.v.) efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orda ve her zaman büyük oydu... İzin ondan çıkacaktı.

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , duruma vakıf oldu ve :

    - Bu seslenen kimdir bilir misiniz ?

    Buyurdu... Biz hep birden şöyle dedik :

    - En iyi bilen ALLAH ve Resuludur.

    Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz :

    - O , lain iblistir. " Şeytandır " Allah'ın laneti onun üzerine olsun...

    Buyurunca ; hemen Hz. Ömer :

    - Ya Resullullah , bana izin veriniz onu öldüreyim.

    Dedi... Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu izni vermedi , şöyle buyurdu :

    - Dur ya Ömer , bilmiyor musun ki ; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir... öldürmeyi bırak.

    Sonra şöyle buyurdu :

    - Kapıyı ona açın , gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz.


    Bundan sonrasını ondan dinleyelim ; yani Ravi´den. Şöyle anlattı :

    Kapıyı ona açtılar. İçeri girdi ve bize göründü. Birde baktık ki , şekli şu :

    Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası , büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da , bir manda dudağına benziyordu.

    Sonra , şöyle bir selam verdi :

    Selam ya Muhammed ; selam size ey cemaat-i müslimin.

    Onun bu selamına Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu mukabelede bulundu :

    - Selam Allah'ındır ya lain...

    Sonra şöyle buyurdu :

    - Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş ?

    Şeytan şöyle anlattı :

    Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ;

    - Nedir o mecburiyetin ?

    Şeytan anlattı :

    - İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki ; Allah-ü Taâlâ sana emir veriyor , Muhammed´e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa , doğrusunu diyeceksin. Sonra...

    Allah-ü Teâlâ buyurdu ki :

    - Söylediklerine bir yalan katarsan , doğruyu sölemezsen... seni kül ederim ; rüzgara savurur... Düşmanlarının önünde , seni rüsvay ederim.

    - İşte... böyle ; ya Muhammed , o emir üzerine sana geldim.

    - Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem ; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki , düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.

    Bundan sona Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle sordu :

    - Madem ki , sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat : Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ?

    Şeytan şu cevabı verdi :

    - Sensin ya Muhammed. Allah´ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilir ki ?

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu :

    - Benden sonra , en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin ?

    Şeytan anlattı :

    - Müttaki bir gence ki... varlığını Allah yoluna vermiştir.

    Bundan sonra , sual cevap aşağıdaki şekilde devam etti ;

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ; şeytan anlattı :

    - Sonra kimi sevmezsin ?

    - Kendisini sabırlı bildiğim , şüpheli işlerden sakınan alimi...

    - Sonra ?

    - Temizlik işinde... yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı adet eden kimseyi.

    - Sonra ?

    - Sabırlı olan bir fakiri ki ; ihtiyacını kimseye anlatmaz... Halinden şikayet etmez.

    - Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin ?

    - Ya Muhammed , ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa , Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı , onun sabrını ; o halinden , tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.

    - Sonra kim ?

    - Şükreden zengin.

    - Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın ?

    - Onu görürsem ki , aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki ; şükreden bir zengindir.


    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu :

    - Peki, ümmetim namaza kalkınca , senin halin nice olur ?

    - Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.

    - Neden böyle olursun ; ya lain ?

    - Çünkü bir kul , Allah için secde edince bir derece yükselir.

    - Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun ?

    - O zaman da bağlanırım. Taa , onlar iftar edinceye kadar.

    - Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun ?

    - O zaman da çıldırırım.

    - Peki ya Kur´an okudukları zaman nasıl olursun ?

    - O zaman da eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.

    - Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır ?

    - Ha işte... o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren , bir testere alır eline ve beni ikiye böler.

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sebebini sordu :

    - Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin , ya Ebamürre ?

    Bunun üzerine iblis :

    - Onu da anlatayım... dedikten sonra anlatmaya başladı :

    - Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki ;

    1 - Allah-ü Teala , sadaka verenin malına bereket ihsan eyler.

    2 - O , sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.

    3 - Allah-ü Teala , onun verdiği sadakayı , cehennemle arasında bir perde yapar.

    4 - Allah-ü Teala , belayı sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.


    Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu :

    - Ebubekir için ne dersin ?

    İblis ise şu cevabı verdi :

    - O bana cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslam´a girdikten sonra nasıl bana itaat eder ?

    - Peki , Ömer b. Hattab için ne dersin ?

    İblis ona da şu cevabı verdi :

    Allah´a yemin ederim ki ; her gördüğüm yerde ondan kaçarım.

    Peki , Osman b. Affan için ne dersin ?

    Ondan utanırım. Hem de çok. Nasıl ki , Rahman´ın melekleri de ondan utanırlar...

    Peki , Ali b. Ebutalib için ne dersin ?

    İblis onun için de şöyle dedi :

    Ah onun elinden bir kurtulsam... O , kendi başına kalsa , ben kendi başıma kalsam... O beni bıraksa, ben de onu bıraksam . Ben onu bırakırım ; ama o beni bırakmaz.


    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra , şöyle buyurdu :

    - Ümmetime saadet ihsan eden ; seni taa, belli bir vakte kadar şaki kılan Allah'a hamd olsun.

    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ' in o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi :

    - Heyhat , heyhat... Ümmetin saadeti nerede ? Ben , o belli vakte kadar diri kaldıkça , sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın ?
    Ben , onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar , benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah´a yemin ederim ki ; Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini... Ümmilerini ve okumuşlarını... Facirlerini ve abidlerini... Hasılı , bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat , Allah´ın halis kullarını , evet , bunları azdıramam.

    Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu :

    - Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir ?

    Bu suale İblis şu cevabı verdi :

    - Bilmez misin ya Muhammed bir kimse ki , dirhemini ve dinarını sever... O , Allah için bir ihlasa sahip değildir. Bir kimseyi görürsem ki ; dirhemini dinarını sevmez ; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz. Bilirim ki o, ihlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği sürece , kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddetce o , size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin ki ; mal sevgisi , büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki ya Muhammed , baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır.

    İblis anlatmaya devam etti :

    - Ya Muhammed , bilmez misin ? Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra , o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır.

    - Onların bir kısmını ulemaya gönderdim.

    - Bir kısmını gençlere yolladım.

    - Bir kısmını da , meşayihe saldım.

    - Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim.

    - Gençlere gelince , aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz.

    - Çocuklara gelince , onlarla da bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar.

    - Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin.

    - Onlar bunların yanına girer ; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne , hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki ; başlarlar , sebeplerden herhangi birine sövmeye...

    - İşte , böylece onlardan ihlası alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti , ihlassız yaparlar gayrı... Ama bu hallerin farkında olmazlar.

    İblis , bundan sonra , aldattığı bir rahibin hikayesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi :

    - Bilmez misin ya Muhammed , Rahip Basisa tam yetmiş yıl ihlas ile Allah´a ibadet etti. Bu ibadetleri sonucunda ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki , her dua ettiği hasta , duası ve bereketi ile şifa buluyordu. Onun peşine takıldım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi.

    Bu o kimsedir ki ; Allah-ü Teala aziz kitabında , onu şöyle anlatır :

    " ... Şeytan hali gibidir ki ; o insana : " Kafir ol " dedi. Vaktaki o kafir oldu. "

    Bu defa ona şöyle dedi : " Ben senden uzağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. " (59/16)


    İblis bundan sonra bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı :

    - Bilmez misin ya Muhammed , yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse , o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse , o da benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed , ben Adem´e ve Havva´ya yalan yere Allah adına and içtim.

    " Muhakkak ben size nasihat ediyorum. " (7/16) dedim...

    Bunu yaparım ; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.

    - Gıybet ve koğuculuğa gelince... Onlar da benim meyvelerimdir ve şenliğimdir.

    - Her kim talak üzerine yemin ederse , günahkâr olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun , isterse doğru şey üzerine olsun. Her kim talakı ağzına alırsa , taaa hakikati belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onların bu halleri ile kıyamete kadar meydana getirecekleri çocukları hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden hepsi cehenneme girer.

    - Ya Muhammed , namazı an be an tehir edilince... onu da anlatayım. O her ne zaman ki , namaza kalkmak ister ; tutarım , ona vesvese veririm. Derim ki : " henüz vakti var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. sonra kılarsın. "

    - Böylece o , vaktinin dışında namazını kılar. Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır.

    - Şayet o kimse beni mağlup ederse , ona insan şeytanlarından birini yollarım. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O , bunda da beni mağlup ederse , bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken ;

    - " sağa bakr30; sola bak... " derim. O da bakar. O ki böyle yaptı... Yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona :

    - " Sen ebedi yaramaz bir iş yaptın. " derim veböylece onun huzurunu bozarım.

    - Sen de bilirsin ki ya Muahammed , her kim namazda , sağa ve sola çokça bakarsa , Allah onun namazını kabul etmez. Bunda da ona mağlup olursam , yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Ve ona ; çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da , başlar ; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun , gagası ile yerden bişeyler topladığı gibi.

    - Bu işi yaptırmakta da ona başarı kazanamazsam bu sefer , cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rüküdan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rüku yaptırırım. İşte o böyle yaptığı için , kıyamet günü , Allah onun başını eşek başına çevirir.

    - O kimse bunda da beni yener ise , bu defa , ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.

    - Bunda da mağlup olursam , bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince , o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa , onun içine küçük bir şeytan girer. Dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte , bundan sonra o kimse , hep bize itaat eder , sözümüzü dinler , dediklerimizi yapar.


    Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti :

    - Sen ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki ? Ben onlara ne tuzaklar kurarım , ne tuzaklarr30; Miskinlerine , çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki :

    " Namaz size göre değil.. O, Allah'ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir. "

    Sonra hastalara giderim :

    - " Namaz kılmayı bırak " derim , çünkü Allah-ü Teala : " hastalara zorluk yok... " (24/61) buyurdu. İyi olduğun zaman kılarsın ". Ve böylece o , namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir. Şayet o , hastalığında namazı terkederek ölüp giderse , Allah'ın huzuruna çıkarken , Allah-ü Teala´yı öfkeli bulur.

    Sonra şöyle dedi :

    - Ya Muhammed , eğer bu sözlerime yalan kattımsa , beni akrep soksun.

    - Eğer yalan varsa Allah´tan dile beni kül eylesin.


    İblis bundan sonra konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi :

    - Ya Muhammed , sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun ? Halbuki ben onların altı da birini dininden çıkardım.


    Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ona , yani İblis´e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi :

    - Ya lain , senin oturma arkadaşın kim ?

    - Faiz yiyen.

    - Dostun kim ?

    - Zina eden.

    - Yatak arkadaşın kim ?

    - Sarhoş

    - Misafirin kim ?

    - Hırsız.

    - Elçin kim ?

    - Sihirbazlar.

    - Gözünün nuru nedir ?

    - Karı boşamak.

    - Sevgilin kim ?

    - Cuma namazını bırakanlar.


    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu :

    - Ya lain , senin kalbini ne yıkar ?

    - Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi.

    - Peki , senin cismini ne eritir ?

    - Tevbe edenlerin tevbesi.

    - Peki , ciğerini ne parçalar, ne çürütür ?

    - Gece ve gündüz , Allah'a yapılan bol bol istiğfar.

    - Peki yüzünü ne buruşturur ?

    - Gizli sadaka.

    - Peki gözlerini kör eden nedir ?

    - Gece namazı.

    - Peki , başını eğdiren nedir ?

    - Çokça kılınan cemaatle namaz.


    Resullullah (s.a..v) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu :

    - Sana göre insanların en saadetlisi (!) kimdir ?

    - Namazını , bilerek kasden bırakanlar.

    - Peki , insanların en şakisi kimdir ?

    - Cimriler

    - Peki , seni işinden ne alıkoyar ?

    - Ulema meclisleri

    - Peki , yemeğini nasıl yersin ?

    - Sol elimle parmaklarımın ucu ile.

    - Peki , sam yeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin ?

    - İnsanların tırnaklarının arasında.


    Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra , bir başka bir mevzuu sordu. İblis de cevap verdi.

    - Rabbinden neler talep ettin ?

    - On şey talep ettim.

    - Nedir onlar ya lain ?

    - Şunlardır :

    - Allah´tan diledim ki , beni ademoğullarının malına ve evladına ortak ede. Bu ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu : " Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara gurur vaad eder... " (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir.

    - Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim , faiz ve haram karışan yemeklerden yerim. Şeytandan Allah´a sığınılmayan malın da ortağıyım.

    - Cinsi münasebet anında , Allah´a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim. Ve o her birleşmeden hasıl olan çocuk , bize itaat eder. Sözümüzü dinler.

    - Her kim hayvana binerken , helal yola gitmeyi değil de , aksini isteyerek binerse , bende onunla beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum. Bu da Ayet-i Kerime ile sabittir ; " Onlar üzerine süvarilerinle , piyadelerinle yaygara çıkartr30; " (17/64)

    - Allah-ü Teala'dan diledim ki : Bana bir ev vere. Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.

    - Diledim ki bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana mescid yaptı.

    - Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı olarak verdi.

    - İstedim ki ; bir ezan vere , Mezmurları verdi.

    - Diledim ki ; bana bir yatak arkadaşı vere. Sarhoşları verdi.

    - Diledim ki ; bana yardımcılar vere. Bunun içinde kaderiye mensuplarını verdi.

    - İstedim ki ; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlar da şu Ayet-i Kerime ile sabittir : " O kimseler ki ; mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır. " (17/27)

    Bir ara Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu :

    - Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin , seni tastik etmezdim.

    Bundan sonra İblis devam etti :

    - Ya Muhammed , Allah´tan diledim ki ; ademoğullarını ben göreyim ; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi.

    - Diledim ki ; ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa ; bu da oldu. Böylece ben , onlar arasında akıp giderim. Gezerim. Hem de nasıl istersem.

    Bütün bu isteklerimi verdi.

    - Hepsi sana verildi , buyurdu Hz. Muhammed.

    - Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra şunu da ekleyeyim ki ; benimle beraber olanlar , seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte , böylece kıyamete kadar , ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar.

    Bundan sonrasını İblis şöyle anlattı :

    - Benim bir oğlum vardır. Adı, ATEME´dir. Bir kul , yatsı namazını kılmadan uyursa gider ; onun kulağına bevleder. Eğer böyle olmasaydı ; imkan yok , insanlar namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.

    - Benim bir oğlum daha vardır ki ; onun adı da MüTEKAZİ´dir. Bunun vazifesi de ; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Mesela bir kul , gizli bir taat işlerse ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa MüTEKAZİ onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur. Böylece ; Allah-ü Teala onun yüz sevabından doksan dokuzunu imha eder. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.

    - Sonra , benim bir oğlum daha vardır. Onun adı da KüHAYL´dir. Bunun işi de , insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa , ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi , uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar.

    Bundan sonra İblis şöyle anlattı :

    - Hangi kadın olursa olsun. Onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve onu , bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir.

    Mesela :

    " Elini kolunu dışarı çıkar, göster. " der.

    - O da bu emri tutar. Elini kolunu açar , gösterir. Bundan sonra , o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar.

    İblis bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz´e kendi durumunu anlatmaya başladı :

    - Ya Muhammed , bir insanı delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur. Ben ancak vesvese veririm. Ve bir şeyi güzel gösteririm. O kadar. Eğer delalete sürüklemek elimde olsaydı , yeryüzünde ;

    " İlah yoktur sadece Allah vardır ve Muhammed Allah´ın resülüdür. "

    - diyen herkesi , oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl ki senin elinde de , hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın Resulusun. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı , yeryüzünde tek kafir bırakmazdın. Sen Allah´ın halkı üzerinde bir hüccetsin. Ben de , kendisi için ezelde şekavet yazılan kimselere sebebim. Said olan kimse , taa , ana karnında iken saiddir. Şaki olan da , yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan da Allah , şekavet ehli kılan da Allah.

    Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu iki Ayet-i Kerimeyi okudu:

    " Bunlar, taa sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek... Ancak Rabb´ın esirgedikleri hariç... " (11/118-119)

    " Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir. " (33/38)


    Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , İblis´e şöyle buyurdu :

    - Ya Ebamürre , acaba senin bir tevbe etmen ve Allah´a dönmen mümkün değil mi ? Cennete girmene kefil olurum.

    Bunun üzerine İblis şöyle dedi :

    - Ya Resullullah , iş verilen hükme göre oldu. Karar yazan kalem de kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır. Seni peygamberlerin efendisi kılan , cennetin ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan ; beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah´tır. Ve O , bütün eksik sıfatlardan münezzehtir.

    Ve İblis cümlelerini şöyle tamamladı :

    - İşte bu söylediklerim sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerimi de doğru dedim.

    Kaynak : Seceret'ül Kevn - Muhyiddin-i Arabi (k.s.)


  5. 17.Nisan.2013, 18:47
    3
    cihad38
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ağustos.2012
    Üye No: 97668
    Mesaj Sayısı: 486
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Cevap: Şeytanın tuzakları nelerdir?



    sabreder izlersiniz inşallah


  6. 17.Nisan.2013, 18:47
    3
    cihad38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli


    sabreder izlersiniz inşallah


  7. 17.Nisan.2013, 19:56
    4
    Misafir

    Cevap: Şeytanın tuzakları nelerdir?

    Çok uzundu ama okuduğum kadar güzeldi


  8. 17.Nisan.2013, 19:56
    4
    istifaaa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    istifaaa
    Misafir
    Çok uzundu ama okuduğum kadar güzeldi





+ Yorum Gönder