Konusunu Oylayın.: Hayatımızda olaylara hikmet nazarıyla mı bakmamız gerekir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hayatımızda olaylara hikmet nazarıyla mı bakmamız gerekir?
  1. 13.Nisan.2013, 02:03
    1
    Misafir

    Hayatımızda olaylara hikmet nazarıyla mı bakmamız gerekir?






    Hayatımızda olaylara hikmet nazarıyla mı bakmamız gerekir? Mumsema Hayatımızda olaylara hikmet nazarıyla mı bakmamız gerekir?


  2. 15.Nisan.2013, 16:17
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Hayatımızda olaylara hikmet nazarıyla mı bakmamız gerekir?




    Değerli kardeşimiz;
    Hikmet, sebepler örgüsünden oluşan bir programın tezahürüdür. Bu sebepler zincirinin münasebetlerini bilmek, buna göre tedbir almak hikmetle hareket etmek anlamına gelir.

    Ancak bir insanın olaylara bakış açısını dengeli ayarlaması için, biri tevhid akidesi, diğer sebepler dairesi penceresinden bakması gerekir. Sebepler dairesinde yaşayan insanlar olarak bunu göz ardı etmemiz mümkün değildir. Olumlu-olumsuz her bir olayın arkasında mevcut olan bir sebep zinciri olduğunda şüphe yoktur.

    Bu sebepler şayet cansız, şuursuz türünden ise, işin sorumluluğunu biz üstelenebiliriz.

    Ancak olayların iyi türden olması halinde bunları Allah’a vermek durumundayız. Çünkü iyiliklerin icadî noktaları çok olduğundan ve bizim bunlara müdahelemiz söz konusu olmadığından bunların Allah’tan bize birer lütuf olduğunu düşüneceğiz.

    Şayet karşılaştığımız bu olaylar kötü ise, kötülükler genellikle adem/yokluk/bir şeyi güzelce yapmamaktan kaynaklandığı için bunun sorumluluğunu kendimize almak durumundayız. “İyililerin Allah’tan kötülüklerin insanın kendi nefsinden olduğunu” belirten ayetin açıklamasının hakikati budur.

    Yok eğer bu olaylar şuurlu insanlar tarafından yapılmışsa, bakacağız, bunlar iyi türden şeyler ise, bu durumda hayırlı şeylere vesile olmaları açısından onlar için dua etmemiz gerekir. Çünkü Allah o hayırlı işi o kişini eliyle bize ikram etti. Bu açıdan vesile olanı yok saymak doğru olmaz. Ancak asıl nimet sahibi Allah olduğundan esas teşekkürümüzü de Allah’a verecek ve ona şükredeceğiz.

    Şayet insanlar tarafından yapılan olaylar olumsuz, kötü ise, bunun sorumluluğunun çoğunu onlara vereceğiz. Her şeyde Kaderin de bir adaleti olduğunu düşünerek, böyle olaylarda kaderin de hissesini unutmayacağız. Kader elbette hâkimdir; onaylamadığı hiç bir şey olmaz. Ancak, insanların olumsuz işlerin sorumluluğunu yüklenecek bir donanıma sahip olarak yaratılması da bir kaderdir. Kader tarafından kendisine verilen özgür iradesini kullanarak yaptığı kötü işlerden sorumlu olması adaletin bir gereğidir.

    Bütün bu gerçekler ışığında diyebiliriz ki, insanın bu dünya hayatında huzurlu bir yaşam sürdüre bilmesi, onun Allah’ın sonsuz adalet, hikmet ve rahmetine iman etmesiyle doğru orantılıdır. Bunlar insanların yegâne teselli kaynağıdır.

    Bu noktada Bediüzzaman Hazretlerinin su tespitlerine kulak vermemiz iyi olacaktır:

    “(Biz her zaman hayattan) şekva değil, şükrettirecek rahmetin izini, yüzünü, özünü görmeye çalışmalıyız.” (Tarihçe-i Hayat, 240 )

    “Ben tahmin ediyorum ki: Bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında, selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur'un dairesine sadakatla girenlerdir. Çünki bunlar, Risale-i Nur'dan aldıkları iman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü görüp, her şeyde kemal-i hikmetini, cemal-i adaletini müşahede ettiklerinden kemal-i teslimiyet ve rıza ile, rububiyet-i İlahiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlahiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azab çeksinler. İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, -hadsiz tecrübelerle- Risale-i Nur'un imanî ve Kur'anî derslerinde bulabilirler ve buluyorlar.” (Kastamonu Lahikası, 123)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  3. 15.Nisan.2013, 16:17
    2
    Editör



    Değerli kardeşimiz;
    Hikmet, sebepler örgüsünden oluşan bir programın tezahürüdür. Bu sebepler zincirinin münasebetlerini bilmek, buna göre tedbir almak hikmetle hareket etmek anlamına gelir.

    Ancak bir insanın olaylara bakış açısını dengeli ayarlaması için, biri tevhid akidesi, diğer sebepler dairesi penceresinden bakması gerekir. Sebepler dairesinde yaşayan insanlar olarak bunu göz ardı etmemiz mümkün değildir. Olumlu-olumsuz her bir olayın arkasında mevcut olan bir sebep zinciri olduğunda şüphe yoktur.

    Bu sebepler şayet cansız, şuursuz türünden ise, işin sorumluluğunu biz üstelenebiliriz.

    Ancak olayların iyi türden olması halinde bunları Allah’a vermek durumundayız. Çünkü iyiliklerin icadî noktaları çok olduğundan ve bizim bunlara müdahelemiz söz konusu olmadığından bunların Allah’tan bize birer lütuf olduğunu düşüneceğiz.

    Şayet karşılaştığımız bu olaylar kötü ise, kötülükler genellikle adem/yokluk/bir şeyi güzelce yapmamaktan kaynaklandığı için bunun sorumluluğunu kendimize almak durumundayız. “İyililerin Allah’tan kötülüklerin insanın kendi nefsinden olduğunu” belirten ayetin açıklamasının hakikati budur.

    Yok eğer bu olaylar şuurlu insanlar tarafından yapılmışsa, bakacağız, bunlar iyi türden şeyler ise, bu durumda hayırlı şeylere vesile olmaları açısından onlar için dua etmemiz gerekir. Çünkü Allah o hayırlı işi o kişini eliyle bize ikram etti. Bu açıdan vesile olanı yok saymak doğru olmaz. Ancak asıl nimet sahibi Allah olduğundan esas teşekkürümüzü de Allah’a verecek ve ona şükredeceğiz.

    Şayet insanlar tarafından yapılan olaylar olumsuz, kötü ise, bunun sorumluluğunun çoğunu onlara vereceğiz. Her şeyde Kaderin de bir adaleti olduğunu düşünerek, böyle olaylarda kaderin de hissesini unutmayacağız. Kader elbette hâkimdir; onaylamadığı hiç bir şey olmaz. Ancak, insanların olumsuz işlerin sorumluluğunu yüklenecek bir donanıma sahip olarak yaratılması da bir kaderdir. Kader tarafından kendisine verilen özgür iradesini kullanarak yaptığı kötü işlerden sorumlu olması adaletin bir gereğidir.

    Bütün bu gerçekler ışığında diyebiliriz ki, insanın bu dünya hayatında huzurlu bir yaşam sürdüre bilmesi, onun Allah’ın sonsuz adalet, hikmet ve rahmetine iman etmesiyle doğru orantılıdır. Bunlar insanların yegâne teselli kaynağıdır.

    Bu noktada Bediüzzaman Hazretlerinin su tespitlerine kulak vermemiz iyi olacaktır:

    “(Biz her zaman hayattan) şekva değil, şükrettirecek rahmetin izini, yüzünü, özünü görmeye çalışmalıyız.” (Tarihçe-i Hayat, 240 )

    “Ben tahmin ediyorum ki: Bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında, selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza eden ve kurtaran, yalnız hakikî ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de en ziyade kendini kurtaranlar, Risale-i Nur'un dairesine sadakatla girenlerdir. Çünki bunlar, Risale-i Nur'dan aldıkları iman-ı tahkikî derslerinin nuruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlahiyenin izini, özünü, yüzünü görüp, her şeyde kemal-i hikmetini, cemal-i adaletini müşahede ettiklerinden kemal-i teslimiyet ve rıza ile, rububiyet-i İlahiyenin icraatından olan musibetlere karşı teslimiyetle, gülerek karşılıyorlar, rıza gösteriyorlar. Ve merhamet-i İlahiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azab çeksinler. İşte buna binaen, değil yalnız hayat-ı uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini isteyenler, -hadsiz tecrübelerle- Risale-i Nur'un imanî ve Kur'anî derslerinde bulabilirler ve buluyorlar.” (Kastamonu Lahikası, 123)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder