Konusunu Oylayın.: Şükür ile ilgili yazılar

5 üzerinden 4.83 | Toplam : 6 kişi
Şükür ile ilgili yazılar
  1. 01.Nisan.2013, 09:04
    1
    Misafir

    Şükür ile ilgili yazılar






    Şükür ile ilgili yazılar Mumsema Şükür ile ilgili yazılar nelerdir Şükür hakkında yazı örneği yazar mısınız ?


  2. 01.Nisan.2013, 09:04
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Şükür ile ilgili yazılar nelerdir Şükür hakkında yazı örneği yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Şükür ile ilgili Şükür hakkında

    - Barış ile ilgili yazılar

    - Hac ile ilgili yazılar

    - Ölümle ilgili yazılar

    - Dinimizle ilgili yazılar

  3. 09.Nisan.2013, 01:08
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,586
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: şükür ile ilgili yazılar




    şükür ile ilgili yazı


    ŞÜKÜR



    Verilen herhangi bir nimetten dolayı, bu nimeti verene karşı
    söz, fiil veya kalb ile gösterilen saygı ve karşılık, iyiliğin kıymetini bilme
    ve iyilik yapana bu hissi gösterme, nimet ve iyiliği anıp sahibini övme.


    Arapça bir kelime olan şükür, "şekere" kökünden gelmektedir. Bu
    kökten gelen şükür, isim ve fiil olarak Kur'an-ı Kerim'de yetmişe yakın yerde
    geçmektedir.


    Türkçede kullanılan teşekkür ve şükran kelimeleri de aynı
    köktendir.


    Hamd ve medih kelimeleri de mana itibarıyla şükür kelimesine
    yakındır. Bazı alimler, bilhassa hamd ile şükrün aynı anlamda olduğunu
    söylemişlerdir. Farklı görüş belirterek bunların ayrı seyler olduğunu söyleyen
    alimler de olmuştur. Fatiha sûresinin tefsirinde, Hz. Muhammed (s.a.s); "Elhamdu
    lillahi Rabbilâlemin" dediğin zaman, muhakkak ki Allah'a şükretmiş olursun"
    diyerek hamd ile şükrün birbirine olan yakınlığını ifâde etmiştir. Söz ile
    hamdedildiginde bu aynı zamanda şükrün başı sayılır. Nitekim Hz. Muhammed
    (s.a.s); "Hamd, şükrün başıdır. Allah'a hamdetmeyen, O'na şükretmemiş sayılır"
    demek suretiyle, bu hususa açıklık getirmiştir. Hamd ile şükrün ikisinde de
    kasdedilen kişi, nimeti verendir (İbn Kesır, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Âzim, Beyrut
    1969, I, 22 vd.; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1971, I,
    57 vd.).


    Şükür üç şekilde eda edilir:

    1- Dil ile: Nimet vereni anmak, onu övmek ve bu hususta dil ile
    yapılabilecek şeyi yapmakla olur. Yüce Allah Hz. Muhammed (s.a.s)'e onun
    vasıtasıyla bütün insanlara bu hususta şöyle seslenmiştir: "Rabbinin nimetine
    (ihsanına) gelince, onu minnet ve şükranla an" (ed-Duha, 93/11).


    2- Kalp ile: Kalp ile nimeti vereni tanımak ve onu tasdik
    etmektir.


    3- Fiil ile: Bu da, vücudun bütün organlarıyla olur. Her çeşit
    nimeti veren Allah'ın emir ve yasakları, vücudun hangi organını
    ilgilendiriyorsa, o organın, Allah'ın emir ve yasaklarına uygun hareket etmesini
    sağlamak gerekir.


    Kur'an-ı Kerim'de bu konuda şöyle buyurulmaktadır:

    "Gerçekten İbrãhim, Hakk'a yönelen, Allah'a itaat eden bir
    önder idi. Allah'a ortak koşanlardan değildi. Allah'ın nimetlerine Şükrediciydi.
    Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti" (en-Nahl, 16/120, 121).


    "Onlar Süleyman'a kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar
    (geniş) leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Dâvud ailesi,
    şükredin! Kullarımdan şükreden azdır!" (Sebe', 34/13).


    Allah Teâlâ'nın Dâvud ailesine şükredin şeklindeki hitâbı,
    "Allah'a ibâdet edin, fiil ve hareketlerinizle şükrü yerine getirin" demektir.
    (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Mısır 1977, V, 62; Muhammed Ali es-Sabûnî,
    Safvetu't-Tefâsîr, İstanbul 1987, II 548).


    Yüce Allah Kur'an'da insanı yoktan var ettiğini ve ona çeşitli
    nimetler verdiğini, dolayısıyla insanın da buna karşı Allah'a şükretmesinin
    gerektiğini bildirmiştir:


    "Siz hiç bir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından
    çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi" (en-Nahl,
    16/78).


    "Biz, büyük baş havyanları da sizin için Allah'ın (dininin)
    işaretlerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları
    üzerine dururken, üzerlerine Allah'ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü
    yere düştüklerinde ise, artık (canı çıkmış olacağından) onlardan hem kendiniz
    yiyin, hem de ihtiyacını gizleyen ve gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu
    hayvanları biz şükredesiniz diye sizin istifâdenize verdik" (el-Hac, 22/36).


    Bu ve benzeri bütün nimetlerin şükrü, onları Allah'ın yolunda
    kullanmak ve onun rızası için münasip yerlere sarfedip değerlendirmektir.


    Şükrün tam karşılığı küfürdür. Zaten Allah Teâlâ imtihan için
    yaratmıştır. Allah'ın verdiği nimetlere karşı şükreden ve sıkıntılara karşı
    sabredenlere mükâfat verir. Buna ters hareket edip küfre girenleri de
    cezalandırır:


    "Gerçekten biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının
    dölünden) yaratmışızdır. Onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür
    kıldık. Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister
    nankör. Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş
    hazırladık. İyiler ise, kâfir katılmış bir kadehten (cennet şarabını) içerler"
    (el-İnsan, 76/1-5)


    "Nezdinde o kitaptan ilim bulunan biri: "Ben onu sana, gözünü
    açıp kapamadan getireceğim" dedi. Süleyman, tahtı yanında duruyor görünce: "Bu,
    Rabbimin bir lütfudur. Şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim edeceğimi sınamak
    içindir. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük
    ederse, şüphesiz ki, Rabbim kimsenin şükrüne muhtaç değildir; lütuf ve kerem
    sahibidir" dedi" (en-Neml, 27/40).


    Bu âyette ifâde edildiği gibi, Yüce Allah'ın, kimsenin şükrüne
    ihtiyacı yoktur. O'nun ilâhlığı, yüceliği ve hakimiyeti herhangi bir kimsenin
    şükrü veya küfrü ile ne bir derece yükselir ne de eksilir. O, bizzat kendisi her
    şeye hakimdir (İbn Kesir, Tefsiru'lKur'ani'l-Azîm, III, 364).


    Bir kudsi hadisde de, bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

    "Yüce Allah diyor ki: Ey kullarım! Geçmiş ve gelecek, siz bütün
    ins ve cinler bir araya gelerek, aranızdaki en muttaki kimsenin kalbi gibi
    olsanız, sizin bu durumunuz, Benim hakimiyetimi zerre kadar artırmaz. Gene ey
    kullarım! Geçmiş ve gelecek bütün ins ve cin bir araya toplansanız, aranızdaki
    en günahkâr birinin kalbi gibi olsanız, benim hakimiyetime en ufak bir noksanlık
    getiremezsiniz. Ey kullarım! Hakkınızda itibar ettiğim şey, amellerinizdir. Daha
    sonra siz onlara göre eksiksiz olarak mükafatlandırılacak veyâ
    cezalandırılacaksınız. Öyleyse kim bir hayır işlemeye muvaffak olursa, bundan
    dolayı Allah'a şükretsin. Kim de hayrın dışında başka bir şey işlerse, bundan
    dolayı da kendi nefsini suçlasın!" (Ahmed b. Hanbel, V, 160; Müslim, Birr, 55;
    Tirmiz, Kıyâm, 48; İbn Mace, Zühd, 30).


    Şükredenlerin mükâfatlandırılacağı, Kur'an'ın başka bir yerinde
    şöyle haber verilmiştir:


    "Lût'un kavmi de uyarıcı peygamberleri yalanladı. Biz de
    üstlerine taş (yağdıran bir fırtına) gönderdik. Ancak Lût ailesi müstesna,
    katımızdan bir nimet olarak onları seher vaktinde kurtardık. Biz şükredeni böyle
    mükafatlandırırız" (el-Kamer, 54/33).


    Şükür ve küfür noktasında insanların iradesi hür bırakılmıştır.
    Yüce Allah küfrün kötülüğünü ve şükrün faziletini bildirmiştir:


    "Şükreden, ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de
    bilsin ki, Allah müstağnidir, her türlü övgüye layıktır” (Lokman, 31/12).


    Bu âyette belirtildiği gibi, küfreden insanın kötülüğü kendi
    şahsına ve şükredenin faydası da kendi şahsınadır. Kişinin küfrünün de, şükrünün
    de karşılığı kendisine döner (İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azım, III,
    444).


    Resulüllah (s.a.s.) da, tam manasıyla imân eden müminlerin, bu
    imtihanı kazanmış olduklarını, diğer insanlara benzemediklerini, varlıkta da
    yoklukta da küfürden uzak olduklarını, sabır ve şükür ile hareket ettiklerini
    bildirmiştir:


    "Müminin durumu hayret vericidir. Her hali kendisi için
    hayırlıdır. Müminden başkası için böyle bir şey yoktur. Sevindirici bir durumda
    olduğu zaman, şükreder. Bu, onun için hayırlı olur. Sıkıntılı bir durumda olduğu
    zaman, sabreder. Bu da onun için hayırlı olur" (Muhammed b. Allan,
    Delilu'l-Falihn, Mısır 1971, I, 146 vd.).


    Buna göre insanlar, genelde şükreden veya küfredenler olmak
    üzere iki grupta toplanırlar. Allah ve Resulü, küfürden uzak durup şükür üzere
    bulunmayı istemişlerdir. Bunu tercih eden imân ehli, dünya ve ahirette kârlı
    çıkmaktadır. Hadiste göze çarpan diğer bir husus da, şükür ile sabrın içiçe
    olmasıdır.


    Nureddin TURGAY




  4. 09.Nisan.2013, 01:08
    2
    Moderatör



    şükür ile ilgili yazı


    ŞÜKÜR



    Verilen herhangi bir nimetten dolayı, bu nimeti verene karşı
    söz, fiil veya kalb ile gösterilen saygı ve karşılık, iyiliğin kıymetini bilme
    ve iyilik yapana bu hissi gösterme, nimet ve iyiliği anıp sahibini övme.


    Arapça bir kelime olan şükür, "şekere" kökünden gelmektedir. Bu
    kökten gelen şükür, isim ve fiil olarak Kur'an-ı Kerim'de yetmişe yakın yerde
    geçmektedir.


    Türkçede kullanılan teşekkür ve şükran kelimeleri de aynı
    köktendir.


    Hamd ve medih kelimeleri de mana itibarıyla şükür kelimesine
    yakındır. Bazı alimler, bilhassa hamd ile şükrün aynı anlamda olduğunu
    söylemişlerdir. Farklı görüş belirterek bunların ayrı seyler olduğunu söyleyen
    alimler de olmuştur. Fatiha sûresinin tefsirinde, Hz. Muhammed (s.a.s); "Elhamdu
    lillahi Rabbilâlemin" dediğin zaman, muhakkak ki Allah'a şükretmiş olursun"
    diyerek hamd ile şükrün birbirine olan yakınlığını ifâde etmiştir. Söz ile
    hamdedildiginde bu aynı zamanda şükrün başı sayılır. Nitekim Hz. Muhammed
    (s.a.s); "Hamd, şükrün başıdır. Allah'a hamdetmeyen, O'na şükretmemiş sayılır"
    demek suretiyle, bu hususa açıklık getirmiştir. Hamd ile şükrün ikisinde de
    kasdedilen kişi, nimeti verendir (İbn Kesır, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Âzim, Beyrut
    1969, I, 22 vd.; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1971, I,
    57 vd.).


    Şükür üç şekilde eda edilir:

    1- Dil ile: Nimet vereni anmak, onu övmek ve bu hususta dil ile
    yapılabilecek şeyi yapmakla olur. Yüce Allah Hz. Muhammed (s.a.s)'e onun
    vasıtasıyla bütün insanlara bu hususta şöyle seslenmiştir: "Rabbinin nimetine
    (ihsanına) gelince, onu minnet ve şükranla an" (ed-Duha, 93/11).


    2- Kalp ile: Kalp ile nimeti vereni tanımak ve onu tasdik
    etmektir.


    3- Fiil ile: Bu da, vücudun bütün organlarıyla olur. Her çeşit
    nimeti veren Allah'ın emir ve yasakları, vücudun hangi organını
    ilgilendiriyorsa, o organın, Allah'ın emir ve yasaklarına uygun hareket etmesini
    sağlamak gerekir.


    Kur'an-ı Kerim'de bu konuda şöyle buyurulmaktadır:

    "Gerçekten İbrãhim, Hakk'a yönelen, Allah'a itaat eden bir
    önder idi. Allah'a ortak koşanlardan değildi. Allah'ın nimetlerine Şükrediciydi.
    Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti" (en-Nahl, 16/120, 121).


    "Onlar Süleyman'a kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar
    (geniş) leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Dâvud ailesi,
    şükredin! Kullarımdan şükreden azdır!" (Sebe', 34/13).


    Allah Teâlâ'nın Dâvud ailesine şükredin şeklindeki hitâbı,
    "Allah'a ibâdet edin, fiil ve hareketlerinizle şükrü yerine getirin" demektir.
    (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Mısır 1977, V, 62; Muhammed Ali es-Sabûnî,
    Safvetu't-Tefâsîr, İstanbul 1987, II 548).


    Yüce Allah Kur'an'da insanı yoktan var ettiğini ve ona çeşitli
    nimetler verdiğini, dolayısıyla insanın da buna karşı Allah'a şükretmesinin
    gerektiğini bildirmiştir:


    "Siz hiç bir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından
    çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi" (en-Nahl,
    16/78).


    "Biz, büyük baş havyanları da sizin için Allah'ın (dininin)
    işaretlerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları
    üzerine dururken, üzerlerine Allah'ın ismini anınız (ve kurban ediniz). Yan üstü
    yere düştüklerinde ise, artık (canı çıkmış olacağından) onlardan hem kendiniz
    yiyin, hem de ihtiyacını gizleyen ve gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu
    hayvanları biz şükredesiniz diye sizin istifâdenize verdik" (el-Hac, 22/36).


    Bu ve benzeri bütün nimetlerin şükrü, onları Allah'ın yolunda
    kullanmak ve onun rızası için münasip yerlere sarfedip değerlendirmektir.


    Şükrün tam karşılığı küfürdür. Zaten Allah Teâlâ imtihan için
    yaratmıştır. Allah'ın verdiği nimetlere karşı şükreden ve sıkıntılara karşı
    sabredenlere mükâfat verir. Buna ters hareket edip küfre girenleri de
    cezalandırır:


    "Gerçekten biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının
    dölünden) yaratmışızdır. Onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür
    kıldık. Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister
    nankör. Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş
    hazırladık. İyiler ise, kâfir katılmış bir kadehten (cennet şarabını) içerler"
    (el-İnsan, 76/1-5)


    "Nezdinde o kitaptan ilim bulunan biri: "Ben onu sana, gözünü
    açıp kapamadan getireceğim" dedi. Süleyman, tahtı yanında duruyor görünce: "Bu,
    Rabbimin bir lütfudur. Şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim edeceğimi sınamak
    içindir. Kim şükrederse, ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük
    ederse, şüphesiz ki, Rabbim kimsenin şükrüne muhtaç değildir; lütuf ve kerem
    sahibidir" dedi" (en-Neml, 27/40).


    Bu âyette ifâde edildiği gibi, Yüce Allah'ın, kimsenin şükrüne
    ihtiyacı yoktur. O'nun ilâhlığı, yüceliği ve hakimiyeti herhangi bir kimsenin
    şükrü veya küfrü ile ne bir derece yükselir ne de eksilir. O, bizzat kendisi her
    şeye hakimdir (İbn Kesir, Tefsiru'lKur'ani'l-Azîm, III, 364).


    Bir kudsi hadisde de, bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

    "Yüce Allah diyor ki: Ey kullarım! Geçmiş ve gelecek, siz bütün
    ins ve cinler bir araya gelerek, aranızdaki en muttaki kimsenin kalbi gibi
    olsanız, sizin bu durumunuz, Benim hakimiyetimi zerre kadar artırmaz. Gene ey
    kullarım! Geçmiş ve gelecek bütün ins ve cin bir araya toplansanız, aranızdaki
    en günahkâr birinin kalbi gibi olsanız, benim hakimiyetime en ufak bir noksanlık
    getiremezsiniz. Ey kullarım! Hakkınızda itibar ettiğim şey, amellerinizdir. Daha
    sonra siz onlara göre eksiksiz olarak mükafatlandırılacak veyâ
    cezalandırılacaksınız. Öyleyse kim bir hayır işlemeye muvaffak olursa, bundan
    dolayı Allah'a şükretsin. Kim de hayrın dışında başka bir şey işlerse, bundan
    dolayı da kendi nefsini suçlasın!" (Ahmed b. Hanbel, V, 160; Müslim, Birr, 55;
    Tirmiz, Kıyâm, 48; İbn Mace, Zühd, 30).


    Şükredenlerin mükâfatlandırılacağı, Kur'an'ın başka bir yerinde
    şöyle haber verilmiştir:


    "Lût'un kavmi de uyarıcı peygamberleri yalanladı. Biz de
    üstlerine taş (yağdıran bir fırtına) gönderdik. Ancak Lût ailesi müstesna,
    katımızdan bir nimet olarak onları seher vaktinde kurtardık. Biz şükredeni böyle
    mükafatlandırırız" (el-Kamer, 54/33).


    Şükür ve küfür noktasında insanların iradesi hür bırakılmıştır.
    Yüce Allah küfrün kötülüğünü ve şükrün faziletini bildirmiştir:


    "Şükreden, ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de
    bilsin ki, Allah müstağnidir, her türlü övgüye layıktır” (Lokman, 31/12).


    Bu âyette belirtildiği gibi, küfreden insanın kötülüğü kendi
    şahsına ve şükredenin faydası da kendi şahsınadır. Kişinin küfrünün de, şükrünün
    de karşılığı kendisine döner (İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azım, III,
    444).


    Resulüllah (s.a.s.) da, tam manasıyla imân eden müminlerin, bu
    imtihanı kazanmış olduklarını, diğer insanlara benzemediklerini, varlıkta da
    yoklukta da küfürden uzak olduklarını, sabır ve şükür ile hareket ettiklerini
    bildirmiştir:


    "Müminin durumu hayret vericidir. Her hali kendisi için
    hayırlıdır. Müminden başkası için böyle bir şey yoktur. Sevindirici bir durumda
    olduğu zaman, şükreder. Bu, onun için hayırlı olur. Sıkıntılı bir durumda olduğu
    zaman, sabreder. Bu da onun için hayırlı olur" (Muhammed b. Allan,
    Delilu'l-Falihn, Mısır 1971, I, 146 vd.).


    Buna göre insanlar, genelde şükreden veya küfredenler olmak
    üzere iki grupta toplanırlar. Allah ve Resulü, küfürden uzak durup şükür üzere
    bulunmayı istemişlerdir. Bunu tercih eden imân ehli, dünya ve ahirette kârlı
    çıkmaktadır. Hadiste göze çarpan diğer bir husus da, şükür ile sabrın içiçe
    olmasıdır.


    Nureddin TURGAY




  5. 09.Nisan.2013, 01:27
    3
    ELHAMDULİLLAH
    İnşaAllah Devamlı Üye.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Eylül.2012
    Üye No: 97696
    Mesaj Sayısı: 454
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Cevap: şükür ile ilgili yazılar

    Bir gün gençlik yıllarımızda bir hocaefendiye TEŞEKKÜR ederim demişdik.

    Karşılığını ise, hiç bir şey edemezsiniz olarak almıştık. Gülerek söylediği içinde latife yapıyor sanmıştık. Ancak daha sonra açıklamasını dinleyince o gün bu gündür kimseye TEŞEKKÜR etmiyoruz.

    Peki neden etmiyoruz....????

    Çünkü hocaefendi TEŞEKKÜR'ün arapçadan geldiğini ve ENTE ŞEKÜR'ün kısaltılmasından oluştuğunu söylemişti.

    ENTE ŞEKÜR.... SANA ŞÜKÜRLER OLSUN....

    Bu kelimeyi faidesiz buluyoruz. Gerçi AMELLER NİYETLERE BAĞLIDIR. Bilmeden yada kast edilmeden söylenen kelimelerden başkalarını ziyana uğratmadığı sürece sorumlu olmayız.

    Bunun yerine ne söylüyoruz..... ALLAH-U TAALA RAZI OLSUN. Kısaca ALLAH RAZI OLSUN.

    Eğer biri bize bir yardımda bulunuyorsa, O'na Allah-u Taala'nın Rızasından daha sevimli ne hediye edebiliriz....????


  6. 09.Nisan.2013, 01:27
    3
    İnşaAllah Devamlı Üye.
    Bir gün gençlik yıllarımızda bir hocaefendiye TEŞEKKÜR ederim demişdik.

    Karşılığını ise, hiç bir şey edemezsiniz olarak almıştık. Gülerek söylediği içinde latife yapıyor sanmıştık. Ancak daha sonra açıklamasını dinleyince o gün bu gündür kimseye TEŞEKKÜR etmiyoruz.

    Peki neden etmiyoruz....????

    Çünkü hocaefendi TEŞEKKÜR'ün arapçadan geldiğini ve ENTE ŞEKÜR'ün kısaltılmasından oluştuğunu söylemişti.

    ENTE ŞEKÜR.... SANA ŞÜKÜRLER OLSUN....

    Bu kelimeyi faidesiz buluyoruz. Gerçi AMELLER NİYETLERE BAĞLIDIR. Bilmeden yada kast edilmeden söylenen kelimelerden başkalarını ziyana uğratmadığı sürece sorumlu olmayız.

    Bunun yerine ne söylüyoruz..... ALLAH-U TAALA RAZI OLSUN. Kısaca ALLAH RAZI OLSUN.

    Eğer biri bize bir yardımda bulunuyorsa, O'na Allah-u Taala'nın Rızasından daha sevimli ne hediye edebiliriz....????





+ Yorum Gönder