Konusunu Oylayın.: Gök taşlarının, gezegenlerin ve bu kadar büyük bir kainatın yaratılmasının hikmeti nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Gök taşlarının, gezegenlerin ve bu kadar büyük bir kainatın yaratılmasının hikmeti nedir?
  1. 21.Mart.2013, 20:53
    1
    Misafir

    Gök taşlarının, gezegenlerin ve bu kadar büyük bir kainatın yaratılmasının hikmeti nedir?






    Gök taşlarının, gezegenlerin ve bu kadar büyük bir kainatın yaratılmasının hikmeti nedir? Mumsema Gök taşlarının, gezegenlerin ve bu kadar büyük bir kainatın yaratılmasının
    hikmeti nedir, ne gibi yararları var?


  2. 22.Mart.2013, 16:40
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Gök taşlarının, gezegenlerin ve bu kadar büyük bir kainatın yaratılmasının hikmeti nedir?




    Kainatta yalnızca insan ve cinler değil melekler ve ruhaniler de yaşamaktadır. Kainatta boşluk yoktur. Her yerde kendine has ibadet eden mahluklar bulunmaktadır.

    Her bir gezegenin yıldızın da kendine has bir ibadeti vardır, onlar da Allah'ı tesbih etmektedirler.

    Allah'ın esmasının sonsuz tecellilerine bu derece büyük kainatın olması israf değildir.

    Kainatta insanın idrak ve ihata edemeyeceği kadar sınırsız hikmet ve gayeler vardır. Bu gaye ve hikmetlerin hepsi de sanatkar ve ustasını gösterip ona işaret ediyor. Bir sanat ve eser, kendi nefsine bir bakıyor ise, sanatkar ve ustasına binler yönle bakıyor.

    Mesela; bir resim tablosunda, resim tablosunu oluşturan tahta ve tuval, tablonun nefsi ve kendisi hükmündedir. Bu resim tablosunun boş tuvali ve önemsiz tahtasına bakıp da kimse sergiye gelmez. İnsanları resim sergisine çeken şey; tablonun tuval ve tahtası değildir, üzerindeki resim sanatıdır. Resim sanatındaki bütün incelik ve çizimler de ressama işaret eden levhalar hükmündedir. Demek bir resim tablosu nefsini, yani tuval ve tahtasını bir gösterirken, üzerindeki resim sanatı ile ressamını binler vasfı ile tanıtır.

    Aynı şekilde bir çiçeğin maddesi ve dünyaya bakan faydası birkaç iken, sanatkarı olan Allah’a bakan yüz binlerce yönü ve işareti vardır. Yani; çiçek üstündeki her bir nakış ve işleme ile sanatkarını bize tanıtıyor. Mesela; çiçeğin o güzel ve tatlı tebessümünde Allah’ın Muhsin, Mücemmil, Müzeyyin gibi çok isimleri tecelli ile kendini ilan ediyor. Çiçeğin maddesi değil, üstündeki nakış ve sanatları daha çoktur. Bu da nakış ve sanatlar adedince isimleri akla gösteriyor, zira her nakış ve sanat arkasında bir isim tecelli ediyor.

    Bundan daha da ötesi; çiçeğin üzerindeki nakışlar ve sanatlar faraza bin ise, insanın bu nakış ve sanatlardan istifadesi bir ikiye tesadüf ediyor. Öyle ise geri kalan kısmı Allah’ın külli nazarına bakıp ona hitap ediyor. Burada çiçeklerin üstündeki sayısız tecelli ve nakışlar Allah’ın atiyyeleridir. Bunları bütünü ile ihata edip istifade etmek ise ancak Allah’ın külli nazarıdır ki, Allah’ın bu sonsuz nazarı bu atiyyelere matiyye oluyor. Zira sonsuz tecelli yükünü yine sonsuz bir nazar kaldırabilir.

    İşte kainatın ve içindekilerin yaratılma gerekçelerinin ilki ve en önemlisi Allah’ın kendi cemal ve kemalini mahlukat aynasında görmek ve göstermek istemesidir. Bu yüzden mahlukatı çokça yaratıp icat ediyor.

    Nitekim bir kudsi hadiste, "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim ve mahlûkatı yarattım." (bk. Keşfu’l-Hafâ, II / 132, hadis: 2016) buyurulur.

    Yani şu kainat sarayının yaratılma gerekçesi, Allah’ın isim ve sıfatlarını bu kainat sahnesinde tecelli ettirip, hem kendi İlahi nazarı ile hem de gayrın nazarı olan mahlukatın nazarı ile bu tecellileri seyredip müşahede etmektir. Kainatta sergilenen isimlerin en büyük müşahidi Allah’ın bizzat kendisidir. Sonra da sırası ile insanlar, cinler, melekler ve ruhanilerdir.

    Öyle ise sayısız gezegenlerin icadı abes ve israf değil, tam bir hikmet ve iktisattır. Kainat sofrasının tek misafiri insan ve cinler değildir, sayısız melek ve ruhaniler de bu sofraların misafirleri olup onlar da istifade ediyorlar.

    Cevap 2:

    Bütün evrenin organlarının hikmetlerini bütün yönleriyle bilecek durumda değiliz. Bütün hikmetleri, şu ana kadar bilimsel çalışmalar yapan kimseler de bulamamışlar, bilememişler. Sınırlı bir aklın bir ilmin verilerine dayanarak -adeta- sınırsız olan kâinatın bütün parçalarının hikmetini bilmek kıyamete kadar da mümkün olmayacaktır.

    Kur’an’da, varlıkların bu hikmetleri özellikle insana yönelik olan kısımlarına dikkat çekilmiş, onların nimet yönlerine vurgu yapılmıştır ki, bu işlerin arka planındaki Allah’ın sonsuz ilim, kudret, hikmet ve rahmeti idrak edilmiş olsun. Mesela:

    a. Dünyaya bakan, insanlara yakın görünen gök yüzünün yıldızlarla süslendirildiğine vurgu yapılmıştır. Yani insanların bir damı hükmünde olan göklerin bu yakın yüzünü süslendirmek suretiyle insanların göz zevkine dahi dikkat edildiğine işaret çekilmiştir.

    “Biz yere en yakın semayı lambalarla donattık. Onları şeytanlara atılan mermiler yaptık. Hem onlara alevli ateş hazırladık." (Mülk, 67/5)

    b. Bu ve benzeri ayetlerde gök taşlarının düşmelerinin -metafizik hikmetine de işaret edilmiştir. “Onları şeytanlara atılan mermiler yaptık.” ifadesi buna işaret etmektedir.

    c. Meteor yağmurunun varlığı ayrıca Allah’ın sonsuz ilim, hikmet ve kudretinin açık belgelerindedir. Zira, bu gök taşlarının düşmesi, kozmik bir ölüm,bir tahrip, -dolu yağmurunun- başka bir şekli olarak düşünülebilir. Unvanı ne olursa olsun, -kar-yağmur, dolu yağmurunun insanların başını kırmayacak şekilde ayarlanmış olması gibi, bu meteor yağmurlarının da insanların başlarını kırmayacak şekilde ayarlanmış olmasının arakasında da o sonsuz ilim ve hikmet ve rahmet vardır.

    Yalnız bazı zamanlarda insanları gaflet uykusundan uyandırmek için bazı büyük parçalarını da yeryüzüne düşürüyor. Nitekim, son zamanlarda Rusya'da Ural Dağları'nın güneyinde yer alan Chelyabinsk bölgesine göktaşları düştü. Olayda, 400 kişiyi yaralandı.

    Bu gün bilim şunu ispat etmiş ki, atmosfer tabakasının bir bölümünde yukarıdan düşen gök taşlarını küçük parçalara ayıran, yutan, kimyasal reaksiyona uğratarak tozlar haline getiren bir manyetik alan vardır.

    İşte Allah bu gök taşları düşürerek atmosferde de parçalara ayırmak suretiyle akl-ı selim sahiplerine şu dersi veriyor ki: bu tedbiri alan ancak, hem gök cisimlerini, hem onların nasıl parçalanabileceklerini, hem bu taşların düşmesi halinde yeryüzünde canlıların ve özellikle de insanların bulunduğunu bilen bir yaratıcı kudret olabilir.

    Açlığımızla Allah’ın Rezzak ismini, hastalıklarımızla onun Şafi ismini, hayataımızla onun Hay/Muhyi ismini, ölümümüzle de onun Mümit ismini hatırladığımız gibi, gök cisimlerinin düşmekle birlikte atmosferde parçalara ayrılarak kafalarımız kırmaması, onun bize karşı olan sonsuz şefkat ve merhametini, nihayet siz yardım ve inayetini; onun Muîn, Rahim ve Hafiz, Hakim gibi isimlerini hatırlıyoruz ve bu isim ve sıfatlara sahip rabbimize olan saygı ve sevgimizi bir kat daha artırıyoruz.

    Sorularla İslamiyet


  3. 22.Mart.2013, 16:40
    2
    Silent and lonely rains



    Kainatta yalnızca insan ve cinler değil melekler ve ruhaniler de yaşamaktadır. Kainatta boşluk yoktur. Her yerde kendine has ibadet eden mahluklar bulunmaktadır.

    Her bir gezegenin yıldızın da kendine has bir ibadeti vardır, onlar da Allah'ı tesbih etmektedirler.

    Allah'ın esmasının sonsuz tecellilerine bu derece büyük kainatın olması israf değildir.

    Kainatta insanın idrak ve ihata edemeyeceği kadar sınırsız hikmet ve gayeler vardır. Bu gaye ve hikmetlerin hepsi de sanatkar ve ustasını gösterip ona işaret ediyor. Bir sanat ve eser, kendi nefsine bir bakıyor ise, sanatkar ve ustasına binler yönle bakıyor.

    Mesela; bir resim tablosunda, resim tablosunu oluşturan tahta ve tuval, tablonun nefsi ve kendisi hükmündedir. Bu resim tablosunun boş tuvali ve önemsiz tahtasına bakıp da kimse sergiye gelmez. İnsanları resim sergisine çeken şey; tablonun tuval ve tahtası değildir, üzerindeki resim sanatıdır. Resim sanatındaki bütün incelik ve çizimler de ressama işaret eden levhalar hükmündedir. Demek bir resim tablosu nefsini, yani tuval ve tahtasını bir gösterirken, üzerindeki resim sanatı ile ressamını binler vasfı ile tanıtır.

    Aynı şekilde bir çiçeğin maddesi ve dünyaya bakan faydası birkaç iken, sanatkarı olan Allah’a bakan yüz binlerce yönü ve işareti vardır. Yani; çiçek üstündeki her bir nakış ve işleme ile sanatkarını bize tanıtıyor. Mesela; çiçeğin o güzel ve tatlı tebessümünde Allah’ın Muhsin, Mücemmil, Müzeyyin gibi çok isimleri tecelli ile kendini ilan ediyor. Çiçeğin maddesi değil, üstündeki nakış ve sanatları daha çoktur. Bu da nakış ve sanatlar adedince isimleri akla gösteriyor, zira her nakış ve sanat arkasında bir isim tecelli ediyor.

    Bundan daha da ötesi; çiçeğin üzerindeki nakışlar ve sanatlar faraza bin ise, insanın bu nakış ve sanatlardan istifadesi bir ikiye tesadüf ediyor. Öyle ise geri kalan kısmı Allah’ın külli nazarına bakıp ona hitap ediyor. Burada çiçeklerin üstündeki sayısız tecelli ve nakışlar Allah’ın atiyyeleridir. Bunları bütünü ile ihata edip istifade etmek ise ancak Allah’ın külli nazarıdır ki, Allah’ın bu sonsuz nazarı bu atiyyelere matiyye oluyor. Zira sonsuz tecelli yükünü yine sonsuz bir nazar kaldırabilir.

    İşte kainatın ve içindekilerin yaratılma gerekçelerinin ilki ve en önemlisi Allah’ın kendi cemal ve kemalini mahlukat aynasında görmek ve göstermek istemesidir. Bu yüzden mahlukatı çokça yaratıp icat ediyor.

    Nitekim bir kudsi hadiste, "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim ve mahlûkatı yarattım." (bk. Keşfu’l-Hafâ, II / 132, hadis: 2016) buyurulur.

    Yani şu kainat sarayının yaratılma gerekçesi, Allah’ın isim ve sıfatlarını bu kainat sahnesinde tecelli ettirip, hem kendi İlahi nazarı ile hem de gayrın nazarı olan mahlukatın nazarı ile bu tecellileri seyredip müşahede etmektir. Kainatta sergilenen isimlerin en büyük müşahidi Allah’ın bizzat kendisidir. Sonra da sırası ile insanlar, cinler, melekler ve ruhanilerdir.

    Öyle ise sayısız gezegenlerin icadı abes ve israf değil, tam bir hikmet ve iktisattır. Kainat sofrasının tek misafiri insan ve cinler değildir, sayısız melek ve ruhaniler de bu sofraların misafirleri olup onlar da istifade ediyorlar.

    Cevap 2:

    Bütün evrenin organlarının hikmetlerini bütün yönleriyle bilecek durumda değiliz. Bütün hikmetleri, şu ana kadar bilimsel çalışmalar yapan kimseler de bulamamışlar, bilememişler. Sınırlı bir aklın bir ilmin verilerine dayanarak -adeta- sınırsız olan kâinatın bütün parçalarının hikmetini bilmek kıyamete kadar da mümkün olmayacaktır.

    Kur’an’da, varlıkların bu hikmetleri özellikle insana yönelik olan kısımlarına dikkat çekilmiş, onların nimet yönlerine vurgu yapılmıştır ki, bu işlerin arka planındaki Allah’ın sonsuz ilim, kudret, hikmet ve rahmeti idrak edilmiş olsun. Mesela:

    a. Dünyaya bakan, insanlara yakın görünen gök yüzünün yıldızlarla süslendirildiğine vurgu yapılmıştır. Yani insanların bir damı hükmünde olan göklerin bu yakın yüzünü süslendirmek suretiyle insanların göz zevkine dahi dikkat edildiğine işaret çekilmiştir.

    “Biz yere en yakın semayı lambalarla donattık. Onları şeytanlara atılan mermiler yaptık. Hem onlara alevli ateş hazırladık." (Mülk, 67/5)

    b. Bu ve benzeri ayetlerde gök taşlarının düşmelerinin -metafizik hikmetine de işaret edilmiştir. “Onları şeytanlara atılan mermiler yaptık.” ifadesi buna işaret etmektedir.

    c. Meteor yağmurunun varlığı ayrıca Allah’ın sonsuz ilim, hikmet ve kudretinin açık belgelerindedir. Zira, bu gök taşlarının düşmesi, kozmik bir ölüm,bir tahrip, -dolu yağmurunun- başka bir şekli olarak düşünülebilir. Unvanı ne olursa olsun, -kar-yağmur, dolu yağmurunun insanların başını kırmayacak şekilde ayarlanmış olması gibi, bu meteor yağmurlarının da insanların başlarını kırmayacak şekilde ayarlanmış olmasının arakasında da o sonsuz ilim ve hikmet ve rahmet vardır.

    Yalnız bazı zamanlarda insanları gaflet uykusundan uyandırmek için bazı büyük parçalarını da yeryüzüne düşürüyor. Nitekim, son zamanlarda Rusya'da Ural Dağları'nın güneyinde yer alan Chelyabinsk bölgesine göktaşları düştü. Olayda, 400 kişiyi yaralandı.

    Bu gün bilim şunu ispat etmiş ki, atmosfer tabakasının bir bölümünde yukarıdan düşen gök taşlarını küçük parçalara ayıran, yutan, kimyasal reaksiyona uğratarak tozlar haline getiren bir manyetik alan vardır.

    İşte Allah bu gök taşları düşürerek atmosferde de parçalara ayırmak suretiyle akl-ı selim sahiplerine şu dersi veriyor ki: bu tedbiri alan ancak, hem gök cisimlerini, hem onların nasıl parçalanabileceklerini, hem bu taşların düşmesi halinde yeryüzünde canlıların ve özellikle de insanların bulunduğunu bilen bir yaratıcı kudret olabilir.

    Açlığımızla Allah’ın Rezzak ismini, hastalıklarımızla onun Şafi ismini, hayataımızla onun Hay/Muhyi ismini, ölümümüzle de onun Mümit ismini hatırladığımız gibi, gök cisimlerinin düşmekle birlikte atmosferde parçalara ayrılarak kafalarımız kırmaması, onun bize karşı olan sonsuz şefkat ve merhametini, nihayet siz yardım ve inayetini; onun Muîn, Rahim ve Hafiz, Hakim gibi isimlerini hatırlıyoruz ve bu isim ve sıfatlara sahip rabbimize olan saygı ve sevgimizi bir kat daha artırıyoruz.

    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder