Konusunu Oylayın.: Dillerin ve renklerin farklı olması, Allah'ın varlığına nasıl delil olur?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Dillerin ve renklerin farklı olması, Allah'ın varlığına nasıl delil olur?
  1. 19.Mart.2013, 21:18
    1
    Misafir

    Dillerin ve renklerin farklı olması, Allah'ın varlığına nasıl delil olur?






    Dillerin ve renklerin farklı olması, Allah'ın varlığına nasıl delil olur? Mumsema Dillerin ve renklerin farklı olması, Allah'ın varlığına nasıl delil olur?


  2. 19.Mart.2013, 21:18
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 21.Mart.2013, 09:35
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Dillerin ve renklerin farklı olması, Allah'ın varlığına nasıl delil olur?




    Diller ve Renkler, Allah'ın Ayetleridir

    Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır." (Rûm, 20/22)

    Bu ayetin geçtiği yerde, Allah’ın mutlak kudretine ve ilmine işaret eden hem kâinatta hem de insanın kendi bünyesindeki ayetlere yer verilmektedir.

    Önce bütün insanlığın aslının toprak olduğu ifade edilir. Toprağın önce insana dönüşmesi, insanın da sayısız bireyler hâlinde yeryüzüne dağılması bir ayet olarak ortaya konulur ve bu konuda bizler düşünmeye çağırılırız.

    Araya aile bağlamında insanın erkeğiyle kadınıyla aynı cinsten, aynı özden yaratılması, Allah’ın ilmine ve kudretine işaret eden kanıtlardan bir diğeri olarak girer.

    Sonra insanlık dünyası, lisan ve renk farklılıkları ile üzerinde düşünülmesi gereken diğer bir ibret sahnesi olarak dikkatlerimize sunulur.

    Her insanın sesinden ve yüzünden tut ta parmak izlerine, hatta hücresinden genine kadar farklı olması ve diğer insanlara benzememesi, Allah’ın sonsuz irade ve kudretinin haşmet ve azametini gösteren delillerdendir.

    Hz. Adem (as)’dan kıyamete kadar, bütün insanların suret ve vasıfça birlerinden ayrı olmaları en büyük tevhid delillerindendir. Çünkü her simada, o simaya özel farklılığı yaratacak ve ilk insandan son insana kadar hiçbir insana benzemeyecek şekilde bir mühür vuracak irade ve kudret lazımdır. Diğer simalara benzetmemek için hepsini bilip hepsini iradesi ile ayırıp öyle bir şekil verebilecek bir Zat olabilir. Yoksa başka türlü olması imkansızdır.

    Öyle ise bir insana özel bir sima verebilmenin yolu, bütün simaları bilmekten ve irade etmekten geçiyor. Bu da sonsuz bir ilim ve irade ile olabilir.

    Aynı durum dil için de geçerlidir. Hiçbir insanın sesi diğer insanların sesine benzemez. Her ses sahibine özeldir. O özel sesi ona verecek olan, bütün insan seslerini bilen ve yaratan zat olabilir. Geçmişi, geleceği ve bütün insanlığı bilmeyen, yaratmayan, sonsuz bir irade sahibi olmayan ona o sesi veremez.

    Demek her insanın hem simasının hem de sesinin farklı olması onlara bu farklılığı veren zatın varlığını, birliğini; sonsuz isimlerini ve sıfatlarını bildirir. Okumasını bilenlere okutturur.

    Diğer taraftan, bir kişinin tanınması ya suretiyle olur ya da sesiyle.. Çünkü insan, hak sahibini, hak sahibi olmayandan; dostunu da düşmanından ayırdedip tanıyabilmesi için, şahısları birbirinden ayırmak zorundadır. Bu da bazen göz ile olur. Böylece Allah, insanların şekillerini farklı farklı yaratmıştır. Bazen de kulak ile olur; dolayısıyla da Allah, insanların seslerini farklı farklı yaratmıştır. Tutma, koklama ve tadma ise, düşmanı ve dostu tanıma hususunda bunlar kadar etkili değildir. Bu açıdan gözle fark edilen simalardaki farklılıklar ve kulak ile fark edilen seslerdeki farklılıklar, onları yaratan Zat’ın varlığını ve birliğini bildirir.

    Ayette geçen farklı dillerden maksatın, Arapça, Farsça, Rumca gibi dillerin farklılığının kastedildiğini söyleyenler de olmuştur. (Razi, Mefatih, ilgili ayetin tefsiri)

    Ayrıca, ilim temyiz ifade eder. Temyiz ve temayüz de ayrılma ve farklıkla olur. Buna işaret için ayette "âlimîn" bilgisi olanlar için denilmiştir.

    Böylece ilim ehli olan âlimler bilirler ki; ilk olarak, bütün bu çeşitlilik ve farklılık, tabiatın akışını değiştirerek farklı tabiatlar yaratan Allah Teâlâ'nın kudretini gösterir. Ve bütün bu değişiklik içinde hepsinin düzenini koruyup idare etmesi de ilim ve sanatındaki kemal (olgunluk) ve hikmetini gösterir.

    Başka bir mana olarak, dillerin ve renklerin değişmesinde hikmet vardır. Nitekim, bu hikmetlerden birisi "Biz sizi birbirinizle tanışasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık.." (Hucurat, 49/13) buyurulduğu üzere gelişip yayılma içinde tanışmadır.

    Böyle çeşitli dilleri ve ırkları içine alan bir toplum meydana getirebilmek de ancak ilimle mümkün olabilir.

    Demek ki bir insan ne kadar çok dil bilirse Allah Teâlâ'nın âyetleri hakkında o kadar çok bilgi edinmiş olacaktır.

    Ve demek ki, insanların simalarını bilmek de dilleri bilmek gibi önemli ilimlerdendir. (bk. Elmalılı Hamdi, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)



  4. 21.Mart.2013, 09:35
    2
    Devamlı Üye



    Diller ve Renkler, Allah'ın Ayetleridir

    Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır." (Rûm, 20/22)

    Bu ayetin geçtiği yerde, Allah’ın mutlak kudretine ve ilmine işaret eden hem kâinatta hem de insanın kendi bünyesindeki ayetlere yer verilmektedir.

    Önce bütün insanlığın aslının toprak olduğu ifade edilir. Toprağın önce insana dönüşmesi, insanın da sayısız bireyler hâlinde yeryüzüne dağılması bir ayet olarak ortaya konulur ve bu konuda bizler düşünmeye çağırılırız.

    Araya aile bağlamında insanın erkeğiyle kadınıyla aynı cinsten, aynı özden yaratılması, Allah’ın ilmine ve kudretine işaret eden kanıtlardan bir diğeri olarak girer.

    Sonra insanlık dünyası, lisan ve renk farklılıkları ile üzerinde düşünülmesi gereken diğer bir ibret sahnesi olarak dikkatlerimize sunulur.

    Her insanın sesinden ve yüzünden tut ta parmak izlerine, hatta hücresinden genine kadar farklı olması ve diğer insanlara benzememesi, Allah’ın sonsuz irade ve kudretinin haşmet ve azametini gösteren delillerdendir.

    Hz. Adem (as)’dan kıyamete kadar, bütün insanların suret ve vasıfça birlerinden ayrı olmaları en büyük tevhid delillerindendir. Çünkü her simada, o simaya özel farklılığı yaratacak ve ilk insandan son insana kadar hiçbir insana benzemeyecek şekilde bir mühür vuracak irade ve kudret lazımdır. Diğer simalara benzetmemek için hepsini bilip hepsini iradesi ile ayırıp öyle bir şekil verebilecek bir Zat olabilir. Yoksa başka türlü olması imkansızdır.

    Öyle ise bir insana özel bir sima verebilmenin yolu, bütün simaları bilmekten ve irade etmekten geçiyor. Bu da sonsuz bir ilim ve irade ile olabilir.

    Aynı durum dil için de geçerlidir. Hiçbir insanın sesi diğer insanların sesine benzemez. Her ses sahibine özeldir. O özel sesi ona verecek olan, bütün insan seslerini bilen ve yaratan zat olabilir. Geçmişi, geleceği ve bütün insanlığı bilmeyen, yaratmayan, sonsuz bir irade sahibi olmayan ona o sesi veremez.

    Demek her insanın hem simasının hem de sesinin farklı olması onlara bu farklılığı veren zatın varlığını, birliğini; sonsuz isimlerini ve sıfatlarını bildirir. Okumasını bilenlere okutturur.

    Diğer taraftan, bir kişinin tanınması ya suretiyle olur ya da sesiyle.. Çünkü insan, hak sahibini, hak sahibi olmayandan; dostunu da düşmanından ayırdedip tanıyabilmesi için, şahısları birbirinden ayırmak zorundadır. Bu da bazen göz ile olur. Böylece Allah, insanların şekillerini farklı farklı yaratmıştır. Bazen de kulak ile olur; dolayısıyla da Allah, insanların seslerini farklı farklı yaratmıştır. Tutma, koklama ve tadma ise, düşmanı ve dostu tanıma hususunda bunlar kadar etkili değildir. Bu açıdan gözle fark edilen simalardaki farklılıklar ve kulak ile fark edilen seslerdeki farklılıklar, onları yaratan Zat’ın varlığını ve birliğini bildirir.

    Ayette geçen farklı dillerden maksatın, Arapça, Farsça, Rumca gibi dillerin farklılığının kastedildiğini söyleyenler de olmuştur. (Razi, Mefatih, ilgili ayetin tefsiri)

    Ayrıca, ilim temyiz ifade eder. Temyiz ve temayüz de ayrılma ve farklıkla olur. Buna işaret için ayette "âlimîn" bilgisi olanlar için denilmiştir.

    Böylece ilim ehli olan âlimler bilirler ki; ilk olarak, bütün bu çeşitlilik ve farklılık, tabiatın akışını değiştirerek farklı tabiatlar yaratan Allah Teâlâ'nın kudretini gösterir. Ve bütün bu değişiklik içinde hepsinin düzenini koruyup idare etmesi de ilim ve sanatındaki kemal (olgunluk) ve hikmetini gösterir.

    Başka bir mana olarak, dillerin ve renklerin değişmesinde hikmet vardır. Nitekim, bu hikmetlerden birisi "Biz sizi birbirinizle tanışasınız diye milletlere ve kabilelere ayırdık.." (Hucurat, 49/13) buyurulduğu üzere gelişip yayılma içinde tanışmadır.

    Böyle çeşitli dilleri ve ırkları içine alan bir toplum meydana getirebilmek de ancak ilimle mümkün olabilir.

    Demek ki bir insan ne kadar çok dil bilirse Allah Teâlâ'nın âyetleri hakkında o kadar çok bilgi edinmiş olacaktır.

    Ve demek ki, insanların simalarını bilmek de dilleri bilmek gibi önemli ilimlerdendir. (bk. Elmalılı Hamdi, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)






+ Yorum Gönder