Konusunu Oylayın.: Esbaba tevessül Allah'a tevekkül ne demektir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Esbaba tevessül Allah'a tevekkül ne demektir?
  1. 18.Mart.2013, 01:51
    1
    Misafir

    Esbaba tevessül Allah'a tevekkül ne demektir?






    Esbaba tevessül Allah'a tevekkül ne demektir? Mumsema Esbaba tevessül Allah'a tevekkül ne demektir ne anlama gelmektedir kısaca açıklar mısınız ?


  2. 18.Mart.2013, 01:51
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 18.Mart.2013, 19:34
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Esbaba tevessül Allah'a tevekkül ne demektir?




    Allah'a tevekkül etmek ne demek?
    TEVEKKÜL


    *

    Acizlik gösterme, başkasına güvenip dayanmak, Allah'a güvenme, O'nun hükmünün mutlaka meydana geleceğine kesin olarak inanma ve alınması gereken tedbirleri almak anlamında Kur'anî bir terim.

    Tariften de anlaşıldığı gibi tevekkül; müslümanın, yapacağı işlerde tüm zahiri sebeplere sarılması, alınması gereken tedbirleri alması, çalışıp çabalaması, ama gönlünü bunlara bağlamayıp sadece Allah'a dayanmasıdır. Tevekkül, hiç bir zaman, çalışmayı ve sebebe sarılmayı terkedip, Allah'ın dediği olur" diyerek kenara çekilmek değildir (Fahru'd-Din er-Razî, Mefatihu'l-Gayb, Bulak 1289, 111, 122; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, VII, 5063, 5064). Nitekim Hz. Peygamber, devesini salıvererek Allah'a tevekkül ettiğini söyleyen bir bedeviye "Onu bağla da öyle tevekkül et" buyurmuştur (Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyame, 60).

    İslâm inancına göre; yaratıkların bütün fiilleri, halleri ve sözleri yüce Allah'ın kaza ve takdîri ile meydana gelir (Nureddin es-Sâbûnî, Mâtûridîye Akaidi, Terc. Bekir Topaloğlu, 161). Onun için İslâm alınması gereken tedbirleri aldıktan sonra, insanlara ve aracılara değil, sadece Allah'a dayanma anlamındaki bir tevekkülü emreder. Bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: Müslümanlar sadece Allah'a dayanıp güvensinler" (Âl-i İmrân, 3/122). Hz. Peygamber de şu sözleri ile müslümanlara tevekkülü tavsiye etmektedir: "Eğer siz Allah 'a hakkıyla tevekkül derseniz, o sizi kuşu rızıklandırdığı gibi rızıklandırır" (İbn Mâce, Zühd, 14).

    Hz. Ömer, Medine'de boşta gezen bir gruba: "Siz necisiniz?" diye sordu. Onlar da: "Biz mütevekkilleriz", dediler. Bunun üzerine büyük halife: "Hayır, siz mütevekkil değil, müteekkil (yiyici)lersiniz. Siz yalancısınız, tohumumu yere atıp sonra tevekkül edene mütevekkil denir" dedi.

    Bu olay tevekkülden ne anlaşılması gerektiğini çok güzel ifade etmektedir. Gerçek tevekkül güzel bir davranış, ahlâkî bir fazilettir. Cenab-ı Hak, müslümanlara tevekkülü emretmiş ve mütevekkil olanları sevdiğini haber vermiştir:

    "Bir de, daima diri olup, hiçbir zaman ölmeyen Allah'a tevekkül et" (Furkan, 25/58).

    "Kim Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter"(Talak, 65/31); "Müminler, ancak o kimselerdir ki Allah anılınca kalpleri ürperir, onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda o ayetler onların imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler" (Enfal, 8/2).

    Tevekkül, müslümanların kadere olan inançlarının bir sonucudur. Tevekkül eden kimse, Allah'a kayıtsız şartsız teslim olmuş, kaderine razı kimsedir. Fakat, nasıl kadere inanmak tembel tembel oturmayı, herşeyden el etek çekmeyi gerektirmiyorsa, tevekkül de tembellik ve miskinliği gerektirmez. Gerçek mütevekkil çalışmadan kazanmayacağını, ekmeden biçilemeyeceğini, amelsiz Cennet'e girilemeyeceğini, ihlasla ibadet ve taatta bulunmadan Allah'ın rızasına kavuşulamayacağını bilir.

    Şamil İA

    Esbaba tevessül ne demek


    İslamın akaidine göre mümkünün vücüt bulmasında yaratıcı yalnız Cenabı vacibul Vucüddur.Faili hakiki mutlak olup tektir. O bakımdan Allahtan başka fail aramak küfürdür.
    Bu temel hükümden sonra bir temel kaide de şudur: Mümkünün vucüd bulmasında faili hakiki olan Cenabı Hakk zatını gizlemek kastı ile sebeler silsilesini araya koymuştur.Bu yüzden de esbaba tevessül şart olmuştur.
    Allahtan gayrı maddi ve manevi bütün mevcüdat mahluktur. Yani maddi olan mümkün (mevcud) ve manevi olan mümkün .Her iki mümkünün de vucüd bulması Cenabı Hak tarafından birtakım sebeblere bağlanmıştır. Bu sebeblere sarılmak (esbaba tevessül) haşa Allahı inkar değildir.Ancak mümküne faili hakiki nazarı ile bakmak küfürdür.
    Şimdi bu tesbitlerden sonra maddi sahada mümkün olanın vucüt bulmasında ,Allahı zikertmeden ve de inkar etmeden ‘’Dünyayı aydınlatan güneştir.Yağmuru yağdıran buluttur.Nebatı yeşerten sudur.’’ Gibi cümleler kullanılması küfrü gerektirir mi?
    Elbette ki hayır.Zira bu hususlar Sünnetullahtır.(Allahın değişmez kanunu).Dünyayı aydınlatmada güneşi halk eden Allahtır. Yağmur için bulutu yaratıp vesile kılan Allahtır.
    Yukarıda zikredilen fiillerde faili hakiki Allahtır. Ancak sebeler cihetinden sadece vesile olanlar zikredilmiş, Allahü Teala zimmen ifade edilmiştir. Mümin esbabın failinin (Müsebbibül Esbab) de Allah olduğunu bilir. Bu bilgi müminin kalbinde daima bir tasdik halindeyken o mümin zikrettiğinde Allahı anmış gibi olur. Misal:
    Bir şahıs bir başka şahsa ‘’Bana şunu ver’’diye ihtiyacını Rabbinden istemez de sebelere sarıldıktan sonra verenin Allah olduğunu bilir.Sebelere sarılmak o kadar önemlidir ki sebeblere tevessül etmeden kulun tevekkül etmesi yanlıştır.
    Netice :Kainatta fail hakiki yalnız Cenabı Hak olduğuna rağmen sebebler silsilesini (sünnetullahı) zikretmek küfür olmaz.
    Manevi sahada da durum aynıdır:
    Manevi mümkünün veya mevcudun varlığında yine sebeler silsilesi vardır. Bu sebeblerin zikredilmesi veya kulun o sebelere tevessülü asla faili hakikiyi inkar değildir,bilakis sünnetullaha ittibadır ‘’Ey inanlar Allahtan korkun ,Ona (yaklaşmaya) vesile arayın.(Maide 5/35)

    Nitekim Cennette nimet ,Cehennemde azab vardır.Aslında azab da nimet de Allahtandır. Ama cennet nimete cehennem de azaba vesiledir.

    Şüphesiz ki hidayet Allahtandır ancak resuller,nebiler ,veliler bu risalete vesiledir.Aksi takdirde Cenabı Hakkın peygamberleri göndermesine lüzüm olmazdı.



  4. 18.Mart.2013, 19:34
    2
    Moderatör



    Allah'a tevekkül etmek ne demek?
    TEVEKKÜL


    *

    Acizlik gösterme, başkasına güvenip dayanmak, Allah'a güvenme, O'nun hükmünün mutlaka meydana geleceğine kesin olarak inanma ve alınması gereken tedbirleri almak anlamında Kur'anî bir terim.

    Tariften de anlaşıldığı gibi tevekkül; müslümanın, yapacağı işlerde tüm zahiri sebeplere sarılması, alınması gereken tedbirleri alması, çalışıp çabalaması, ama gönlünü bunlara bağlamayıp sadece Allah'a dayanmasıdır. Tevekkül, hiç bir zaman, çalışmayı ve sebebe sarılmayı terkedip, Allah'ın dediği olur" diyerek kenara çekilmek değildir (Fahru'd-Din er-Razî, Mefatihu'l-Gayb, Bulak 1289, 111, 122; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, VII, 5063, 5064). Nitekim Hz. Peygamber, devesini salıvererek Allah'a tevekkül ettiğini söyleyen bir bedeviye "Onu bağla da öyle tevekkül et" buyurmuştur (Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyame, 60).

    İslâm inancına göre; yaratıkların bütün fiilleri, halleri ve sözleri yüce Allah'ın kaza ve takdîri ile meydana gelir (Nureddin es-Sâbûnî, Mâtûridîye Akaidi, Terc. Bekir Topaloğlu, 161). Onun için İslâm alınması gereken tedbirleri aldıktan sonra, insanlara ve aracılara değil, sadece Allah'a dayanma anlamındaki bir tevekkülü emreder. Bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur: Müslümanlar sadece Allah'a dayanıp güvensinler" (Âl-i İmrân, 3/122). Hz. Peygamber de şu sözleri ile müslümanlara tevekkülü tavsiye etmektedir: "Eğer siz Allah 'a hakkıyla tevekkül derseniz, o sizi kuşu rızıklandırdığı gibi rızıklandırır" (İbn Mâce, Zühd, 14).

    Hz. Ömer, Medine'de boşta gezen bir gruba: "Siz necisiniz?" diye sordu. Onlar da: "Biz mütevekkilleriz", dediler. Bunun üzerine büyük halife: "Hayır, siz mütevekkil değil, müteekkil (yiyici)lersiniz. Siz yalancısınız, tohumumu yere atıp sonra tevekkül edene mütevekkil denir" dedi.

    Bu olay tevekkülden ne anlaşılması gerektiğini çok güzel ifade etmektedir. Gerçek tevekkül güzel bir davranış, ahlâkî bir fazilettir. Cenab-ı Hak, müslümanlara tevekkülü emretmiş ve mütevekkil olanları sevdiğini haber vermiştir:

    "Bir de, daima diri olup, hiçbir zaman ölmeyen Allah'a tevekkül et" (Furkan, 25/58).

    "Kim Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter"(Talak, 65/31); "Müminler, ancak o kimselerdir ki Allah anılınca kalpleri ürperir, onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda o ayetler onların imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler" (Enfal, 8/2).

    Tevekkül, müslümanların kadere olan inançlarının bir sonucudur. Tevekkül eden kimse, Allah'a kayıtsız şartsız teslim olmuş, kaderine razı kimsedir. Fakat, nasıl kadere inanmak tembel tembel oturmayı, herşeyden el etek çekmeyi gerektirmiyorsa, tevekkül de tembellik ve miskinliği gerektirmez. Gerçek mütevekkil çalışmadan kazanmayacağını, ekmeden biçilemeyeceğini, amelsiz Cennet'e girilemeyeceğini, ihlasla ibadet ve taatta bulunmadan Allah'ın rızasına kavuşulamayacağını bilir.

    Şamil İA

    Esbaba tevessül ne demek


    İslamın akaidine göre mümkünün vücüt bulmasında yaratıcı yalnız Cenabı vacibul Vucüddur.Faili hakiki mutlak olup tektir. O bakımdan Allahtan başka fail aramak küfürdür.
    Bu temel hükümden sonra bir temel kaide de şudur: Mümkünün vucüd bulmasında faili hakiki olan Cenabı Hakk zatını gizlemek kastı ile sebeler silsilesini araya koymuştur.Bu yüzden de esbaba tevessül şart olmuştur.
    Allahtan gayrı maddi ve manevi bütün mevcüdat mahluktur. Yani maddi olan mümkün (mevcud) ve manevi olan mümkün .Her iki mümkünün de vucüd bulması Cenabı Hak tarafından birtakım sebeblere bağlanmıştır. Bu sebeblere sarılmak (esbaba tevessül) haşa Allahı inkar değildir.Ancak mümküne faili hakiki nazarı ile bakmak küfürdür.
    Şimdi bu tesbitlerden sonra maddi sahada mümkün olanın vucüt bulmasında ,Allahı zikertmeden ve de inkar etmeden ‘’Dünyayı aydınlatan güneştir.Yağmuru yağdıran buluttur.Nebatı yeşerten sudur.’’ Gibi cümleler kullanılması küfrü gerektirir mi?
    Elbette ki hayır.Zira bu hususlar Sünnetullahtır.(Allahın değişmez kanunu).Dünyayı aydınlatmada güneşi halk eden Allahtır. Yağmur için bulutu yaratıp vesile kılan Allahtır.
    Yukarıda zikredilen fiillerde faili hakiki Allahtır. Ancak sebeler cihetinden sadece vesile olanlar zikredilmiş, Allahü Teala zimmen ifade edilmiştir. Mümin esbabın failinin (Müsebbibül Esbab) de Allah olduğunu bilir. Bu bilgi müminin kalbinde daima bir tasdik halindeyken o mümin zikrettiğinde Allahı anmış gibi olur. Misal:
    Bir şahıs bir başka şahsa ‘’Bana şunu ver’’diye ihtiyacını Rabbinden istemez de sebelere sarıldıktan sonra verenin Allah olduğunu bilir.Sebelere sarılmak o kadar önemlidir ki sebeblere tevessül etmeden kulun tevekkül etmesi yanlıştır.
    Netice :Kainatta fail hakiki yalnız Cenabı Hak olduğuna rağmen sebebler silsilesini (sünnetullahı) zikretmek küfür olmaz.
    Manevi sahada da durum aynıdır:
    Manevi mümkünün veya mevcudun varlığında yine sebeler silsilesi vardır. Bu sebeblerin zikredilmesi veya kulun o sebelere tevessülü asla faili hakikiyi inkar değildir,bilakis sünnetullaha ittibadır ‘’Ey inanlar Allahtan korkun ,Ona (yaklaşmaya) vesile arayın.(Maide 5/35)

    Nitekim Cennette nimet ,Cehennemde azab vardır.Aslında azab da nimet de Allahtandır. Ama cennet nimete cehennem de azaba vesiledir.

    Şüphesiz ki hidayet Allahtandır ancak resuller,nebiler ,veliler bu risalete vesiledir.Aksi takdirde Cenabı Hakkın peygamberleri göndermesine lüzüm olmazdı.






+ Yorum Gönder