Konusunu Oylayın.: Nefsimiz bize ne gibi yanlışlar yaptırabilir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Nefsimiz bize ne gibi yanlışlar yaptırabilir?
  1. 14.Mart.2013, 20:49
    1
    Misafir

    Nefsimiz bize ne gibi yanlışlar yaptırabilir?






    Nefsimiz bize ne gibi yanlışlar yaptırabilir? Mumsema Kötü Duygularımız bize ne gibi yanlışlar yaptırabilir???


  2. 14.Mart.2013, 20:49
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 17.Mart.2013, 17:11
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Nefsimiz bize ne gibi yanlışlar yaptırabilir?




    Duygu, insanın mutlu, kederli, öfkeli, coşkulu ya da korku içinde olmasını anlatan bir sözcüktür. Herhangi bir duygu bir düşünceden kaynaklanır. Örneğin, sınav öncesinde aklınızdan ne gibi düşünceler geçer? Eğer iyi hazırlanmışsanız sınav, kazanmaya kesin gözle baktığınız heyecanlı bir yarıştır. Ama yeterince çalışmadıysanız sınavı kendinize yönelik bir tehlike ya da tehdit gibi düşünürsünüz. İlk durumdaki düşünce biçimi heyecan, güven ve umut gibi duygulara yol açar. İkinci durum ise sıkıntı, kaygı ya da korku gibi duygular uyandırır.

    İkinci önemli nokta ise, duyguların vücutta ne gibi değişikliklere yol açtığıdır. Bu içsel değişiklikler duyguların yoğunluğuna göre çeşitlilik gösterir. Örneğin, kaygı mide bulantısına ve mide kramplarına; üzüntü boğazımiza bir yumru tıkanmış gibi olmasına; öfke ise yüzümüzün kızarmasına neden olabilir. Kalp atışlarının hızlanması, gözlerin faltaşı gibi açılması, tüylerin diken diken olması, solunumun artması ya da ter basması, heyecan, korku ve şaşkınlık durumlarında oluşan içsel değişimlerin dışa vurmasıdır. Ayrıca vücutta bunlar kadar belirgin olmayan değişimler de yer alır.

    Duygulara ilişkin üçüncü önemli nokta vücuttaki gözle görülür değişimlerdir. Bunlar kol, bacak ya da beden kaslarının gerilmesi biçiminde ortaya çıkar. Örneğin, insanların öfkelenince yumruklarının kendiliğinden sıkıldığı gözlenir. Ama dışa vuran en büyük değişiklik yüzde kendini gösterir. Karşımızdaki bir kimsenin yüzünü inceleyecek olursak bir duygunun etkisi altında olup olmadığını, hatta hangi duyguyu yaşadığını tahmin edebiliriz. Öyle insanlar vardır ki, duyguları yüzlerinden okunur. Sevinç, üzüntü, şaşkınlık, nefret, korku ve öfke gibi en azından altı duygu yüzün aldığı biçimler yardımıyla bilinebilir. Örneğin, dudakların iki ucunun aşağı sarkması üzüntünün, kaşların çatılması öfkenin, gözlerin içi parlayarak gülümseme mutluluğun göstergesidir.

    Bir bebeğin yüzüne yansıyan acı, sevinç ya da öfke bazı duyguların çok erken yaşta belirdiğini gösterir. Çocuklar büyürken çevrelerindeki dünyaya ilişkin yeni şeyler öğrenir; başlarından geçen değişik olaylar, buldukları yeni ilgi alanları, yaşadıkları kaygılar ve sevinçler duygularının çeşitlenmesine yol açar. Sözgelimi çok küçük çocuklar bazı şeyleri yapmanın "yanlış" sayıldığını bilmezler. Doğru ve yanlış olanı öğreninceye kadar utanç ve suçluluk duygularını yaşamayacaklardır. Çocuklar büyüdükçe, duygularını belirtme biçimleri de değişir. Mamasının tadından hoşlanmayan bir bebek, bunu yüzünü buruşturarak, bağırarak ya da lokmasını tü-kürerek belli eder. Ama biraz daha büyüdüğünde, hoşnutsuzluk duygusunu değişik biçimlerde dışa vurur. Yetişkin biri ise, bir arkadaşının pişirip sunduğu bir yemeği beğenmemiş olsa da, duygularını denetlemeyi öğrendiği ve karşısındakini incitmek istemediği için, beğenmiş gibi davranabilir.


    Çocuk, duygularını ne zaman ve nasıl belirteceğini, anne, baba ve öğretmenlerinden aldığı eğitimle öğrenir. Kişinin tepkilerini denetleyebilme yetisi yetişkinliğin bir ölçüsü sayılır. Bazı durumlarda hoşnutsuzluğumuzu hiç denetlemeye gerek duymadan dile getirmek karşımızdakini incitebilir; örneğin, biri size hoşlanmadığınız bir armağan verdiğinde düş kırıklığınızı göstermeniz onu üzebilir. Ne var ki, her duyguyu gizlemek doğru değildir. Sevdiğimiz kişilere içtenlikli davranmak ve sevgimizi belli etmek, kırıldığımız ya da öfkelendiğimiz zaman açık sözlülükle bunu dile getirmek ve karşı tarafın nedenlerini açıklaması için fırsat yapmak ilişkilerin sağlıklı yürümesi için son derece önemlidir.

    İnsanda hem akıl ve iman vardır, hem de nefis ve şeytan... Her ikisi de insanı yönlendirme görevini yüklenmişlerdir. Bu sebeple insan ya aklının, imanının yönetiminde kalır ya da nefsinin ve şeytanın etkisinde.

    Bilinen bir gerçektir ki, kimse aklının, imanının yönetimini bırakıp da nefsinin ve şeytanının etkisine girmek istemez. Çünkü akıl ve imanda kötüye yönlendirme yoktur... Ama buna rağmen zaman zaman aklının, imanının istemediği, ama nefsinin ve şeytanının arzuladığı yanlışları da yapar insan.

    Niçin yapar bu yanlışları? Çünkü nefsini ve şeytanını besleyip kuvvetlendirmiş, onun baskısı altına girmiş de onun için...

    İşte hayatta bütün mesele burada. Beslenme meselesinde!..

    Şayet nefsini ve şeytanını günahlarla, haramlarla besliyor, onları kuvvetlendirip azgınlaştırıyorsa, artık bu kimsenin akıllı, imanlı olması yeterli değildir. Aklı tasvip etmemesine, imanı rıza göstermemesine rağmen günahlara yönelir, yanlışları yapar. Hatta bu günahlara aklından, imanından feryatlar yüksele yüksele sürüklenir gider. Çünkü nefsi ve şeytanı öylesine beslenip azgınlaşmış ki, artık imanını da, aklını da dinlemez hale gelmişler. Bu yüzden sürükleye sürükleye götürür zayıf kalmış iman ve akıl sahibini.

    Öyle ise aklın, imanın tasvip etmeyeceği yanlışlara düşmemek için nefsi ve şeytanı günahlarla, haramlarla besleyip de azgınlaştırmamak gerekmektedir.

    Günümüzde nefsi ve şeytanı besleyen mevsimlik günah vasatı oldukça fazladır. Kendinizi korumaya almadığınız takdirde nefsi ve şeytanın beslenmesi söz konusudur. Hatta okuduğunuz bazı yayınlar, sokaktaki ve ekranlarda seyrettiğiniz bazı görüntüler nefsi ve şeytanı azgınlaştırmak için yeterlidir. Şayet kullanımda sınır koymadığınız bilgisayarınız da devreye girmişse besleme daha da korkunçlaşır...

    Bir de bakarsınız ki, imanından, aklından şüphe etmediğiniz sağlam kimseler bile günahlara maruz... Direnememiş, dayanamamış, sürüklenmiş... Çünkü nefsi beslenmiş, şeytanı kuvvetlenmiş... Beslenip kuvvetlenen, zayıf kalanı elbette boğar, isyan bayrağını da çeker. Onun için söylemiş Müceddidü?z-zaman meşhur sözü:

    - Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır! Tövbe, istiğfarla o günah silinmezse sonuç bağımlılık halini alır... İlerisi cehenneme varan bir yol olur... Kuvvet meselesi bu. Hangileri kuvvetleniyorsa o hakimiyetini sürdürecek, etkisini gösterecektir insanda. Akıl ve iman mı, nefis ve şeytan mı?

    Demek bütün mesele, besleme meselesindedir. İman mı besleniyor helallerle, sevaplarla, ibadetlerle? Nefis mi besleniyor haramlarla, günahlarla, çığırından çıkmış görüntülerle...

    - İşte bunun için arkadaş mühim, bunun için çevre mühim. Bunun için okunan gazete, kitap, dinlenen radyo, seyredilen televizyon, gidilen sohbetler mühim. Neyi besliyorlar, aklı ve imanı mı, yoksa nefsi ve şeytanı mı?..

    Unutma, hangisini besliyorsan hayatın onun yönlendirmesindedir. Hatta sen istemesen de...

    Şimdi düşünme sırası bizde: Neyi besliyoruz, aklı ve imanı mı, nefsi ve şeytanı mı?

    Meşhur sözün ikazını unutmayasınız. Her kaidenin istisnası vardır, ?kuvvet kimde ise hakimiyet ondadır?ın istisnası yoktur!..



  4. 17.Mart.2013, 17:11
    2
    Moderatör



    Duygu, insanın mutlu, kederli, öfkeli, coşkulu ya da korku içinde olmasını anlatan bir sözcüktür. Herhangi bir duygu bir düşünceden kaynaklanır. Örneğin, sınav öncesinde aklınızdan ne gibi düşünceler geçer? Eğer iyi hazırlanmışsanız sınav, kazanmaya kesin gözle baktığınız heyecanlı bir yarıştır. Ama yeterince çalışmadıysanız sınavı kendinize yönelik bir tehlike ya da tehdit gibi düşünürsünüz. İlk durumdaki düşünce biçimi heyecan, güven ve umut gibi duygulara yol açar. İkinci durum ise sıkıntı, kaygı ya da korku gibi duygular uyandırır.

    İkinci önemli nokta ise, duyguların vücutta ne gibi değişikliklere yol açtığıdır. Bu içsel değişiklikler duyguların yoğunluğuna göre çeşitlilik gösterir. Örneğin, kaygı mide bulantısına ve mide kramplarına; üzüntü boğazımiza bir yumru tıkanmış gibi olmasına; öfke ise yüzümüzün kızarmasına neden olabilir. Kalp atışlarının hızlanması, gözlerin faltaşı gibi açılması, tüylerin diken diken olması, solunumun artması ya da ter basması, heyecan, korku ve şaşkınlık durumlarında oluşan içsel değişimlerin dışa vurmasıdır. Ayrıca vücutta bunlar kadar belirgin olmayan değişimler de yer alır.

    Duygulara ilişkin üçüncü önemli nokta vücuttaki gözle görülür değişimlerdir. Bunlar kol, bacak ya da beden kaslarının gerilmesi biçiminde ortaya çıkar. Örneğin, insanların öfkelenince yumruklarının kendiliğinden sıkıldığı gözlenir. Ama dışa vuran en büyük değişiklik yüzde kendini gösterir. Karşımızdaki bir kimsenin yüzünü inceleyecek olursak bir duygunun etkisi altında olup olmadığını, hatta hangi duyguyu yaşadığını tahmin edebiliriz. Öyle insanlar vardır ki, duyguları yüzlerinden okunur. Sevinç, üzüntü, şaşkınlık, nefret, korku ve öfke gibi en azından altı duygu yüzün aldığı biçimler yardımıyla bilinebilir. Örneğin, dudakların iki ucunun aşağı sarkması üzüntünün, kaşların çatılması öfkenin, gözlerin içi parlayarak gülümseme mutluluğun göstergesidir.

    Bir bebeğin yüzüne yansıyan acı, sevinç ya da öfke bazı duyguların çok erken yaşta belirdiğini gösterir. Çocuklar büyürken çevrelerindeki dünyaya ilişkin yeni şeyler öğrenir; başlarından geçen değişik olaylar, buldukları yeni ilgi alanları, yaşadıkları kaygılar ve sevinçler duygularının çeşitlenmesine yol açar. Sözgelimi çok küçük çocuklar bazı şeyleri yapmanın "yanlış" sayıldığını bilmezler. Doğru ve yanlış olanı öğreninceye kadar utanç ve suçluluk duygularını yaşamayacaklardır. Çocuklar büyüdükçe, duygularını belirtme biçimleri de değişir. Mamasının tadından hoşlanmayan bir bebek, bunu yüzünü buruşturarak, bağırarak ya da lokmasını tü-kürerek belli eder. Ama biraz daha büyüdüğünde, hoşnutsuzluk duygusunu değişik biçimlerde dışa vurur. Yetişkin biri ise, bir arkadaşının pişirip sunduğu bir yemeği beğenmemiş olsa da, duygularını denetlemeyi öğrendiği ve karşısındakini incitmek istemediği için, beğenmiş gibi davranabilir.


    Çocuk, duygularını ne zaman ve nasıl belirteceğini, anne, baba ve öğretmenlerinden aldığı eğitimle öğrenir. Kişinin tepkilerini denetleyebilme yetisi yetişkinliğin bir ölçüsü sayılır. Bazı durumlarda hoşnutsuzluğumuzu hiç denetlemeye gerek duymadan dile getirmek karşımızdakini incitebilir; örneğin, biri size hoşlanmadığınız bir armağan verdiğinde düş kırıklığınızı göstermeniz onu üzebilir. Ne var ki, her duyguyu gizlemek doğru değildir. Sevdiğimiz kişilere içtenlikli davranmak ve sevgimizi belli etmek, kırıldığımız ya da öfkelendiğimiz zaman açık sözlülükle bunu dile getirmek ve karşı tarafın nedenlerini açıklaması için fırsat yapmak ilişkilerin sağlıklı yürümesi için son derece önemlidir.

    İnsanda hem akıl ve iman vardır, hem de nefis ve şeytan... Her ikisi de insanı yönlendirme görevini yüklenmişlerdir. Bu sebeple insan ya aklının, imanının yönetiminde kalır ya da nefsinin ve şeytanın etkisinde.

    Bilinen bir gerçektir ki, kimse aklının, imanının yönetimini bırakıp da nefsinin ve şeytanının etkisine girmek istemez. Çünkü akıl ve imanda kötüye yönlendirme yoktur... Ama buna rağmen zaman zaman aklının, imanının istemediği, ama nefsinin ve şeytanının arzuladığı yanlışları da yapar insan.

    Niçin yapar bu yanlışları? Çünkü nefsini ve şeytanını besleyip kuvvetlendirmiş, onun baskısı altına girmiş de onun için...

    İşte hayatta bütün mesele burada. Beslenme meselesinde!..

    Şayet nefsini ve şeytanını günahlarla, haramlarla besliyor, onları kuvvetlendirip azgınlaştırıyorsa, artık bu kimsenin akıllı, imanlı olması yeterli değildir. Aklı tasvip etmemesine, imanı rıza göstermemesine rağmen günahlara yönelir, yanlışları yapar. Hatta bu günahlara aklından, imanından feryatlar yüksele yüksele sürüklenir gider. Çünkü nefsi ve şeytanı öylesine beslenip azgınlaşmış ki, artık imanını da, aklını da dinlemez hale gelmişler. Bu yüzden sürükleye sürükleye götürür zayıf kalmış iman ve akıl sahibini.

    Öyle ise aklın, imanın tasvip etmeyeceği yanlışlara düşmemek için nefsi ve şeytanı günahlarla, haramlarla besleyip de azgınlaştırmamak gerekmektedir.

    Günümüzde nefsi ve şeytanı besleyen mevsimlik günah vasatı oldukça fazladır. Kendinizi korumaya almadığınız takdirde nefsi ve şeytanın beslenmesi söz konusudur. Hatta okuduğunuz bazı yayınlar, sokaktaki ve ekranlarda seyrettiğiniz bazı görüntüler nefsi ve şeytanı azgınlaştırmak için yeterlidir. Şayet kullanımda sınır koymadığınız bilgisayarınız da devreye girmişse besleme daha da korkunçlaşır...

    Bir de bakarsınız ki, imanından, aklından şüphe etmediğiniz sağlam kimseler bile günahlara maruz... Direnememiş, dayanamamış, sürüklenmiş... Çünkü nefsi beslenmiş, şeytanı kuvvetlenmiş... Beslenip kuvvetlenen, zayıf kalanı elbette boğar, isyan bayrağını da çeker. Onun için söylemiş Müceddidü?z-zaman meşhur sözü:

    - Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır! Tövbe, istiğfarla o günah silinmezse sonuç bağımlılık halini alır... İlerisi cehenneme varan bir yol olur... Kuvvet meselesi bu. Hangileri kuvvetleniyorsa o hakimiyetini sürdürecek, etkisini gösterecektir insanda. Akıl ve iman mı, nefis ve şeytan mı?

    Demek bütün mesele, besleme meselesindedir. İman mı besleniyor helallerle, sevaplarla, ibadetlerle? Nefis mi besleniyor haramlarla, günahlarla, çığırından çıkmış görüntülerle...

    - İşte bunun için arkadaş mühim, bunun için çevre mühim. Bunun için okunan gazete, kitap, dinlenen radyo, seyredilen televizyon, gidilen sohbetler mühim. Neyi besliyorlar, aklı ve imanı mı, yoksa nefsi ve şeytanı mı?..

    Unutma, hangisini besliyorsan hayatın onun yönlendirmesindedir. Hatta sen istemesen de...

    Şimdi düşünme sırası bizde: Neyi besliyoruz, aklı ve imanı mı, nefsi ve şeytanı mı?

    Meşhur sözün ikazını unutmayasınız. Her kaidenin istisnası vardır, ?kuvvet kimde ise hakimiyet ondadır?ın istisnası yoktur!..



  5. 17.Mart.2013, 17:20
    3
    nurya
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Eylül.2009
    Üye No: 53334
    Mesaj Sayısı: 823
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 51
    Bulunduğu yer: samsun

    Cevap: Nefsimiz bize ne gibi yanlışlar yaptırabilir?

    herşeyi yaptırır nefsimizin istekleri hiç bitmez ( nefislerimizin arzu ve isteklerine uymamalıyız ) inşaALLAH


  6. 17.Mart.2013, 17:20
    3
    Devamlı Üye
    herşeyi yaptırır nefsimizin istekleri hiç bitmez ( nefislerimizin arzu ve isteklerine uymamalıyız ) inşaALLAH


  7. 17.Mart.2013, 18:25
    4
    Misafir

    Cevap: Nefsimiz bize ne gibi yanlışlar yaptırabilir?

    NEFS nedir? Nefs,BEN'lik duygusudur.Arapça ENE,türkçe adı BEN,psikolojideki adı EGO, Dindeki adı NEFS.
    ŞEYTAN nedir?CİN sınıfından olup,ALLAH(cc) huzurunda,idrak edemediğini inkar basitliğine düşerek,Allah'tan uzaklık anlamında lanetlenmiştir.Frekans yapıda olup,ışık hızıyla hareket ederek,müsemmaya nüfuz ediyor.Çok zeki yaratıklar.
    Nefis ve Şeytan,idrak edemediklerini inkar ederek,şeytaniyet sıfatlarına bürünenlerdir.
    Nefis ,kendini BEDEN zanneder ve hakikatından perdelenir.Deccaliyet,tamamen BEDEN'e dönük yaşamın adıdır.
    Mehdilik,ALLAH(CC) ın,Muhammed(s.a.s)aracılığı ile,Allah(cc) ilminin insan beyninde açığa çıkması ve bu halin yaşanmasıdır.
    Ben bu bilgileri okuyup öğrendiklerime göre yazıyorum.Sürçü lisan ettiysem,benim eksikliğimdir.Bağışlayın.Sözü uzatıp sizleri sıkmak istemiyorum.
    Hoşça kalın..


  8. 17.Mart.2013, 18:25
    4
    alf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    alf
    Misafir
    NEFS nedir? Nefs,BEN'lik duygusudur.Arapça ENE,türkçe adı BEN,psikolojideki adı EGO, Dindeki adı NEFS.
    ŞEYTAN nedir?CİN sınıfından olup,ALLAH(cc) huzurunda,idrak edemediğini inkar basitliğine düşerek,Allah'tan uzaklık anlamında lanetlenmiştir.Frekans yapıda olup,ışık hızıyla hareket ederek,müsemmaya nüfuz ediyor.Çok zeki yaratıklar.
    Nefis ve Şeytan,idrak edemediklerini inkar ederek,şeytaniyet sıfatlarına bürünenlerdir.
    Nefis ,kendini BEDEN zanneder ve hakikatından perdelenir.Deccaliyet,tamamen BEDEN'e dönük yaşamın adıdır.
    Mehdilik,ALLAH(CC) ın,Muhammed(s.a.s)aracılığı ile,Allah(cc) ilminin insan beyninde açığa çıkması ve bu halin yaşanmasıdır.
    Ben bu bilgileri okuyup öğrendiklerime göre yazıyorum.Sürçü lisan ettiysem,benim eksikliğimdir.Bağışlayın.Sözü uzatıp sizleri sıkmak istemiyorum.
    Hoşça kalın..





+ Yorum Gönder