Konusunu Oylayın.: İncil ile ilgili hadisler

5 üzerinden 4.71 | Toplam : 7 kişi
İncil ile ilgili hadisler
  1. 13.Mart.2013, 09:17
    1
    Misafir

    İncil ile ilgili hadisler






    İncil ile ilgili hadisler Mumsema incil ile ilgili hadisi şerifler
    İncil hakkında hadisler paylaşır mısınız


  2. 13.Mart.2013, 09:17
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 13.Mart.2013, 23:40
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: incil ile ilgili hadisler




    Bir rivayete göre Hz. Ömer (ra) Ehl-i kitaptan aldığı bir kitabı getirip Hz. Peygamber (a.s.m)’e okuyunca çok kızdı ve şöyle dedi:

    “Ey Hattab’ın oğlu! Bu ne şaşkınlık? Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ben size bembeyaz, dupduru tertemiz bir hakikatle geldim. Ehl-i kitaptan bir şey sormayın. Çünkü, size söyleyecekleri bir gerçeği yalanlayabilir veya yanlış bir şeyi tasdik edebilirsiniz. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer Musa (as) şimdi aranızda yaşamış olsaydı, bana tabi olmaktan başka bir şey yapamazdı.”

    Diğer bir rivayete* göre, Hz.Ömer (ra) Arapça Tevrat’ı getirip okumuştu… Bu her iki rivayet de alimlerce zayıf kabul edilmiştir.(bk. Mecmau’z-Zevaid, 1/173; 8/262).

    - Şayet bu konuda sahih bir rivayet varsa, onu şöyle anlamak gerekir:

    Böyle bir açıklama,* İslam’ın yeni doğduğu dönemde, özellikle Medine’de bulunan Yahudilerin İslam’a karşı düşmanlıkları ve Müslümanları İslam’dan soğutmaya çalışmaları karşısında yapılmış bir uyarıdır. Kur’an-ı Kerim daha tam olarak kalplere yerleşmemişken, insanlar daha eski kültürlerinden ve hurafelerinden uzaklaşmamışken, ehlikitabın muharref kitaplarını okumaları çok riskli olabilirdi. Nitekim hadiste geçen, “Onların size söyleyecekleri bir gerçeği yalanlayabilir veya yanlış bir şeyi tasdik edebilirsiniz...” uyarısında bu tehlikeye dikkat çekilmiştir. Kaldı ki, Kur’an’la karıştırılabilir endişesiyle, hadislerin yazılmasının da ilk zamanlarda yasaklandığı bilinmektedir. Bu tehlike geçtikten sonra yazılmasına izin verildi.

    - Bu açıdan baktığımızda, bizim şu anda Tevrat ve İncil’i okumamızda herhangi bir sakıncanın olacağını düşünmüyoruz. Yeter ki, doğruların sağlamasını Kur’an ve Hadis endeksli sağlam bilgi ölçüleriyle yapalım.

    Tevrat, İncil ve Zebur tahrif edildiği için, bu kitaplarla amel etmek caiz değildir. Müslümanlar Kur'an-ı Kerim ile amel ederler. Ancak bu tahrif olmuş kitapları şu anki durumu nedir, İslamiyete uygun yerleri var mıdır, Peygamber Efendimize (asm) işaret eden ifadeler nelerdir, diye merak edip bilgi sahibi olmak için okumakta bir sakınca yoktur.

    Nitekim cünüp olan bir kimsenin Tevrat, İncil ya da Zebur okumaları hakkında farklı görüşler olmakla beraber, yetkili ilim adamlarımıza göre mekruhtur. Çünkü bu üç Kitap her ne kadar bir takım değişikliklere uğratılmışsa da içinde Allah (C.C.) Kelâmının izleri mevcuttur. Bu nedenle cünübün, ayhali ve loğusa kadının Se*mavî Kitapları okuması hürmetsizlik sayılmıştır. Fukahanm bu tesbit ve görüşü aslında İslâm'ın diğer semavî din*lere gösterdiği yakın ilgiyi yansıtmaktadır. Ne yazık ki Yahudilerle Hristiyan din adamları Kur'ân'a bu saygıyı hiçbir zaman gösterme*işlerdir.* (Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/115.)

    Kur'an'dan önce gelen ve bugün elde mevcut bulunan İlâhî Kitapların hiçbiri, Allah'ın peygamberlerine indirdiği semavî kitabların orijinali değildir. Bunların zamanla asıl nüshaları kaybolmuş, insanlar tarafından yeniden yazılmışlardır. Bu yüzden de içlerine hurafeler ve bâtıl inançlar karışmıştır. Meselâ Tevrat'ın, Hz. Musa (as)'dan sonra uzun asırlar esir ve sürgün hayatı yaşayan, hattâ bir ara inançlarını bile kaybedip putperestliğe düşen Yahudiler tarafından muhafaza edilemediği; bugün elde olan nüshanın Hz. Musa (as)'dan çok sonra bâzı din adamları tarafından yazıldığı, fakat Tevrat'ın aslı imiş gibi yeniden din kitabı olarak kabul edildiği bilinen tarihî gerçeklerdendir. Böyle uzun ve karışık bir devreden sonra ortaya çıkarılan bir kitabın Hz. Musa (as)'a indirilen Tevrat'ın aynısı olamayacağı açıktır. Bu yüzdendir ki, içinde peygamberlere yakışmayacak isnad ve iftiralar yer almakta; tevhid dîninin ruhuna aykırı düşen hükümler bulunmaktadır.

    Davud'a (as) gelen Zebur da, Tevrat'ın mâruz kaldığı akıbetten kurtulamamıştır.

    İncil'e gelince, Hz. İsa (as) kendisine gelen vahiyleri yazdırmamıştı. Çünkü otuz yaşında peygamber olmuş, otuz üç yaşında da peygamberlik vazifesi son bulmuştu. Üç sene gibi kısa bir süre içinde de köyden köye, şehirden şehire dolaşıp, halkı irşâd için uğraşmıştı. Son zamanlarında ise, zaten Yahudilerin kışkırtmasıyla Romalı idareciler tarafından sürekli takip altında idi. Bu durumda İncil'i yazdırmak için ne zaman, ne de imkân bulabilmişti. Nitekim bugün elde mevcut olan İnciller, müelliflerinin adıyla anılmakta ve içinde Hz. İsa (as)'ın havarilerine verdiği vaazlarını, ders ve irşadlarını ihtiva eden bir siyer kitabı görüntüsünü taşımaktadırlar. Üstelik de bunları yazanlar Hz. İsa'nın havarileri olan ilk mü'minler değil, onları görüp Hz. İsa (as)'a gelen İlâhî sözleri onlardan dinleyenlerdir.

    Eldeki mevcut İncillerde bir takım muhteva ve anlatış farkları görülmektedir. Aslında bu İnciller, M.S. 325 tarihinde İznik'te toplanan bin kişilik bir ruhanî konsülün kararı ile kabul edilmiştir. Bu hey'et, yüzlerce İncil'i incelemişler, 318 üyenin ittifakı ile aralarından Hz. İsa (as)'ın ulûhiyet tarafı olduğunu ileri süren bugünkü dört İncil'i kabul edip diğerlerini yakıp imha etmişlerdir.

    Görüldüğü gibi, Hz. İsa (as)'ın -hâşâ- Allah'ın oğlu olduğu prensibi, Hz. İsa (as)'dan yıllar sonra bir meclis kararı ile kabul edilmiştir. Hattâ bu karara bâzı Hristiyan kiliseleri uymamışlardır. Bu bakımdan bugünkü dört İncil'in, Hz. İsa (as)'a indirilen İncil'in aslına uygun olduğunu söylemek mümkün değildir.

    Kur'an'ın Dışındaki İlâhî Kitaplar Tahrif Edildiklerine Göre, Bunlara İman Nasıl Olur?

    Biz Müslümanlar, Hz. Musa, Hz. Dâvud ve Hz. İsa Aleyhimüsselâm'a Tevrat, Zebur ve İncil adını taşıyan İlâhî kitaplar gönderildiğine ve bu kitapların hak ve tevhid dînine aykırı hiçbir hüküm taşımadığına inanırız. Fakat ne var ki, bu kitaplar sonradan muhafaza edilemeyerek asılları kaybolmuştur.

    Bugün Yahudi ve Hristiyanların ellerinde bulunan kitapların içinde, peygamberlere indirilmiş olan vahiylerden hiçbir şey yoktur diyemeyiz. Fakat, içine hurafe ve bâtıl itikadlann karıştığı da bir vakıadır. Bu sebeble, bu kitablara karşı ihtiyatlı davranırız. İçinde bulunan Kur'an'a uygun hükümlerin, vahiy mahsulü olduğunu kabul ederiz. Kur'an'a zıd düşen hükümlerin ise, sonradan o kitablara ilâve edildiğine ihtimal veririz. O kitabların Kur'an'a uygunluk veya zıd düşme durumu söz konusu olmayan haberlerinde ise, sükût ederiz. Ne kabul, ne de reddederiz. Çünkü onların vahiy eseri olma ihtimali olduğu kadar, olmama ihtimali de vardır.

    Bu hususta Ebû Hüreyre (R.A.) şöyle demiştir:

    "Ehl-i Kitab, Tevrat'ı İbranice (metni) ile okurlar, Arab diliyle de Müslümanlara tefsir ederlerdi. Bu hususta Resûlüllah (asm) ashabına şöyle buyurdu:"

    "Siz Ehl-i kitabın sözlerini ne tasdik, ne de tekzib ediniz. Ancak deyiniz ki: 'Biz Allah'a, bize indirilen Kur'an'a; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere; Musa'ya ve İsa'ya verilenlere ve (bütün) peygamberlere Rabları katından gönderilen (kitab ve âyetler)'e îman ettik. Onlardan hiçbirini (kimine inanmak, kimini inkâr etmek suretiyle) diğerlerinden ayırdetmeyiz. Biz (Allah'a) teslim olmuş Müslümanlanz.' "(Bakara, 136)."

    (Mehmed Dikmen, İslam İlmihali, Cihan Yayınları, İstanbul, 1991, s. 94-97.)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 13.Mart.2013, 23:40
    2
    Moderatör



    Bir rivayete göre Hz. Ömer (ra) Ehl-i kitaptan aldığı bir kitabı getirip Hz. Peygamber (a.s.m)’e okuyunca çok kızdı ve şöyle dedi:

    “Ey Hattab’ın oğlu! Bu ne şaşkınlık? Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ben size bembeyaz, dupduru tertemiz bir hakikatle geldim. Ehl-i kitaptan bir şey sormayın. Çünkü, size söyleyecekleri bir gerçeği yalanlayabilir veya yanlış bir şeyi tasdik edebilirsiniz. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer Musa (as) şimdi aranızda yaşamış olsaydı, bana tabi olmaktan başka bir şey yapamazdı.”

    Diğer bir rivayete* göre, Hz.Ömer (ra) Arapça Tevrat’ı getirip okumuştu… Bu her iki rivayet de alimlerce zayıf kabul edilmiştir.(bk. Mecmau’z-Zevaid, 1/173; 8/262).

    - Şayet bu konuda sahih bir rivayet varsa, onu şöyle anlamak gerekir:

    Böyle bir açıklama,* İslam’ın yeni doğduğu dönemde, özellikle Medine’de bulunan Yahudilerin İslam’a karşı düşmanlıkları ve Müslümanları İslam’dan soğutmaya çalışmaları karşısında yapılmış bir uyarıdır. Kur’an-ı Kerim daha tam olarak kalplere yerleşmemişken, insanlar daha eski kültürlerinden ve hurafelerinden uzaklaşmamışken, ehlikitabın muharref kitaplarını okumaları çok riskli olabilirdi. Nitekim hadiste geçen, “Onların size söyleyecekleri bir gerçeği yalanlayabilir veya yanlış bir şeyi tasdik edebilirsiniz...” uyarısında bu tehlikeye dikkat çekilmiştir. Kaldı ki, Kur’an’la karıştırılabilir endişesiyle, hadislerin yazılmasının da ilk zamanlarda yasaklandığı bilinmektedir. Bu tehlike geçtikten sonra yazılmasına izin verildi.

    - Bu açıdan baktığımızda, bizim şu anda Tevrat ve İncil’i okumamızda herhangi bir sakıncanın olacağını düşünmüyoruz. Yeter ki, doğruların sağlamasını Kur’an ve Hadis endeksli sağlam bilgi ölçüleriyle yapalım.

    Tevrat, İncil ve Zebur tahrif edildiği için, bu kitaplarla amel etmek caiz değildir. Müslümanlar Kur'an-ı Kerim ile amel ederler. Ancak bu tahrif olmuş kitapları şu anki durumu nedir, İslamiyete uygun yerleri var mıdır, Peygamber Efendimize (asm) işaret eden ifadeler nelerdir, diye merak edip bilgi sahibi olmak için okumakta bir sakınca yoktur.

    Nitekim cünüp olan bir kimsenin Tevrat, İncil ya da Zebur okumaları hakkında farklı görüşler olmakla beraber, yetkili ilim adamlarımıza göre mekruhtur. Çünkü bu üç Kitap her ne kadar bir takım değişikliklere uğratılmışsa da içinde Allah (C.C.) Kelâmının izleri mevcuttur. Bu nedenle cünübün, ayhali ve loğusa kadının Se*mavî Kitapları okuması hürmetsizlik sayılmıştır. Fukahanm bu tesbit ve görüşü aslında İslâm'ın diğer semavî din*lere gösterdiği yakın ilgiyi yansıtmaktadır. Ne yazık ki Yahudilerle Hristiyan din adamları Kur'ân'a bu saygıyı hiçbir zaman gösterme*işlerdir.* (Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 1/115.)

    Kur'an'dan önce gelen ve bugün elde mevcut bulunan İlâhî Kitapların hiçbiri, Allah'ın peygamberlerine indirdiği semavî kitabların orijinali değildir. Bunların zamanla asıl nüshaları kaybolmuş, insanlar tarafından yeniden yazılmışlardır. Bu yüzden de içlerine hurafeler ve bâtıl inançlar karışmıştır. Meselâ Tevrat'ın, Hz. Musa (as)'dan sonra uzun asırlar esir ve sürgün hayatı yaşayan, hattâ bir ara inançlarını bile kaybedip putperestliğe düşen Yahudiler tarafından muhafaza edilemediği; bugün elde olan nüshanın Hz. Musa (as)'dan çok sonra bâzı din adamları tarafından yazıldığı, fakat Tevrat'ın aslı imiş gibi yeniden din kitabı olarak kabul edildiği bilinen tarihî gerçeklerdendir. Böyle uzun ve karışık bir devreden sonra ortaya çıkarılan bir kitabın Hz. Musa (as)'a indirilen Tevrat'ın aynısı olamayacağı açıktır. Bu yüzdendir ki, içinde peygamberlere yakışmayacak isnad ve iftiralar yer almakta; tevhid dîninin ruhuna aykırı düşen hükümler bulunmaktadır.

    Davud'a (as) gelen Zebur da, Tevrat'ın mâruz kaldığı akıbetten kurtulamamıştır.

    İncil'e gelince, Hz. İsa (as) kendisine gelen vahiyleri yazdırmamıştı. Çünkü otuz yaşında peygamber olmuş, otuz üç yaşında da peygamberlik vazifesi son bulmuştu. Üç sene gibi kısa bir süre içinde de köyden köye, şehirden şehire dolaşıp, halkı irşâd için uğraşmıştı. Son zamanlarında ise, zaten Yahudilerin kışkırtmasıyla Romalı idareciler tarafından sürekli takip altında idi. Bu durumda İncil'i yazdırmak için ne zaman, ne de imkân bulabilmişti. Nitekim bugün elde mevcut olan İnciller, müelliflerinin adıyla anılmakta ve içinde Hz. İsa (as)'ın havarilerine verdiği vaazlarını, ders ve irşadlarını ihtiva eden bir siyer kitabı görüntüsünü taşımaktadırlar. Üstelik de bunları yazanlar Hz. İsa'nın havarileri olan ilk mü'minler değil, onları görüp Hz. İsa (as)'a gelen İlâhî sözleri onlardan dinleyenlerdir.

    Eldeki mevcut İncillerde bir takım muhteva ve anlatış farkları görülmektedir. Aslında bu İnciller, M.S. 325 tarihinde İznik'te toplanan bin kişilik bir ruhanî konsülün kararı ile kabul edilmiştir. Bu hey'et, yüzlerce İncil'i incelemişler, 318 üyenin ittifakı ile aralarından Hz. İsa (as)'ın ulûhiyet tarafı olduğunu ileri süren bugünkü dört İncil'i kabul edip diğerlerini yakıp imha etmişlerdir.

    Görüldüğü gibi, Hz. İsa (as)'ın -hâşâ- Allah'ın oğlu olduğu prensibi, Hz. İsa (as)'dan yıllar sonra bir meclis kararı ile kabul edilmiştir. Hattâ bu karara bâzı Hristiyan kiliseleri uymamışlardır. Bu bakımdan bugünkü dört İncil'in, Hz. İsa (as)'a indirilen İncil'in aslına uygun olduğunu söylemek mümkün değildir.

    Kur'an'ın Dışındaki İlâhî Kitaplar Tahrif Edildiklerine Göre, Bunlara İman Nasıl Olur?

    Biz Müslümanlar, Hz. Musa, Hz. Dâvud ve Hz. İsa Aleyhimüsselâm'a Tevrat, Zebur ve İncil adını taşıyan İlâhî kitaplar gönderildiğine ve bu kitapların hak ve tevhid dînine aykırı hiçbir hüküm taşımadığına inanırız. Fakat ne var ki, bu kitaplar sonradan muhafaza edilemeyerek asılları kaybolmuştur.

    Bugün Yahudi ve Hristiyanların ellerinde bulunan kitapların içinde, peygamberlere indirilmiş olan vahiylerden hiçbir şey yoktur diyemeyiz. Fakat, içine hurafe ve bâtıl itikadlann karıştığı da bir vakıadır. Bu sebeble, bu kitablara karşı ihtiyatlı davranırız. İçinde bulunan Kur'an'a uygun hükümlerin, vahiy mahsulü olduğunu kabul ederiz. Kur'an'a zıd düşen hükümlerin ise, sonradan o kitablara ilâve edildiğine ihtimal veririz. O kitabların Kur'an'a uygunluk veya zıd düşme durumu söz konusu olmayan haberlerinde ise, sükût ederiz. Ne kabul, ne de reddederiz. Çünkü onların vahiy eseri olma ihtimali olduğu kadar, olmama ihtimali de vardır.

    Bu hususta Ebû Hüreyre (R.A.) şöyle demiştir:

    "Ehl-i Kitab, Tevrat'ı İbranice (metni) ile okurlar, Arab diliyle de Müslümanlara tefsir ederlerdi. Bu hususta Resûlüllah (asm) ashabına şöyle buyurdu:"

    "Siz Ehl-i kitabın sözlerini ne tasdik, ne de tekzib ediniz. Ancak deyiniz ki: 'Biz Allah'a, bize indirilen Kur'an'a; İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere; Musa'ya ve İsa'ya verilenlere ve (bütün) peygamberlere Rabları katından gönderilen (kitab ve âyetler)'e îman ettik. Onlardan hiçbirini (kimine inanmak, kimini inkâr etmek suretiyle) diğerlerinden ayırdetmeyiz. Biz (Allah'a) teslim olmuş Müslümanlanz.' "(Bakara, 136)."

    (Mehmed Dikmen, İslam İlmihali, Cihan Yayınları, İstanbul, 1991, s. 94-97.)

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  5. 08.Eylül.2015, 16:04
    3
    Misafir

    Cevap: incil ile ilgili hadisler

    Ordaki en büyük bela ahid sözü bu varsa nedir? eğer yoksa ahidleşme kuranda nerde var kuranda nerde?


  6. 08.Eylül.2015, 16:04
    3
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Ordaki en büyük bela ahid sözü bu varsa nedir? eğer yoksa ahidleşme kuranda nerde var kuranda nerde?





+ Yorum Gönder