Konusunu Oylayın.: Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler
  1. 12.Mart.2013, 01:13
    1
    Misafir

    Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler






    Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler Mumsema Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    Prof. Dr. Hüsnü Hamdan ed-DÛSUKÎ


  2. 12.Mart.2013, 01:13
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 12.Mart.2013, 13:12
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler




    Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    [Fussilet 41/53:] سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الآفَاقِ وَفِي أَنْفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
    “Biz onlara âfâkta (arz, sema ve kâinatlar) ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz, nihayet onlar için (Kur’ân’ın) gerçek olduğu, apaçık belli olacaktır.”
    Bu araştırmamızda, Kuran metninin evrenin tarihine ilişkin açıklamalarının yüceliğini, modern teorilere ve bugün evreninin hakikatleri diye adlandırdığımız tezlere üstünlüğünü beyan etme amacını gütmekteyiz. Aynı zamanda, sözkonusu Kuran metinleriyle uyumlu hale gelmesi için, bilimin konu hakkındaki verilerini gözden geçirip belirli tashihlerde bulunarak ilme de büyük bir hizmet sunma gayreti içinde olacağız.;;
    Bu çalışmanın diğer bir amacı da, günümüzün kozmoloji ve astronomi alimlerinin, ilmin ufuklarını keşfetmek ve aydınlatmak için istifade etmeleri gereken Kuran müfessirlerinin ilmî görüşlerini vuzûha kavuşturmaktır. Diğer yandan, evren ilimlerinde derinleşip zirveye ulaşabilmek için Kuranî kavramların kullanılması gerektiği hususunda bende kesin bir kanâat oluşmuştur. Kozmoloji (evrenin tarihi) ilmi ile ilgili sunacağımız 10 ana hakikat, Kuran-ı Kerim’in ilmî hakikatlerinin, bu bilimin üzerine oturduğu “temel” olduğunu kesin bir şekilde göstermektedir. Şüphesiz ki, evrenin doğumu/yaratılışı, zaman içerisinde gelişimi ve akibeti ile ilgili mutlak gerçeklerin bilinmesi, ancak Yüce Yaratıcı’nın bildirmesiyle mümkün olabilir. Zira, yaratılış hakikatini, yani evrenin tarihine ait hakikatleri beyan etme konusunda son sözü söylecek olan kaynak, Kuran-ı Kerim ve Sünnet-i sahiha’dır. Kuran-ı Kerim’in modern bilimi hayret ve şaşkınlığa iten bu meyandaki incilerinden bazıları şunlardır: yer ve göklerin bitişikken ayrılması, göğün dumanı (gaz), göğün kurulup dizayn edilmesi, göğün yol ve yörüngeleri, yer ve göklerin melekûtu, alemlerin çokluğu, göklerin, yerin ve hayatın sonu ilgili beyanları vs… Kuran’ın, bazen işaret yoluyla, bazen de açık bir şekilde değindiği bu bilimsel konular, müfessirlerin evren ve astronomi ilimlerinin henüz bugün ki şekliyle bilinmediği bir dönemde ortaya koydukları sözkonusu mevzular hakkındaki “orjinal anlayış”ın günümüzün kozmologları tarafından da üzerinde durulup tartışılması gerçekten çok enteresandır ve dikkat çekicidir.
    Elinizdeki bu çalışmamız, kozmolojinin hakikatlerini beyan eden bir mukaddime ile başlayacak, sonra da konu ile ilgili bazı önerilerde bulunacağız. Cenab-ı Hakk’tan tevfik ve inayet; yanılgıya düştüğümüz ve eksik bıraktığımız hususlarda da af ve mağfiret dileniyorum; elimde Allah (c.c) ve Rasul’ünün sevgisi, Kuran ve Sünnet’e hizmet aşkı ve gayesi dışında bir zâd ve azığım yoktur .

    MUKADDİME:

    Kuran-ı Kerim’deki bilimsel i’caz harikalarından bir tanesi de, evrenin doğumundan ölümüne kadar olan tarihinin 8 muhkem ayette yazılı olmasıdır. Yerin ve göklerin yaratılışına dair Kuran’da varit olan yüce hakikatler, evreninin tarihini doğru bir şekilde anlayabilmeleri için bilim adamlarına yol göstermeye ve önlerini aydınlatmaya devam edecektir. Yer ve göklerin (evren) doğumundan bahseden ayet de, bu 8 ayet içerisinde yer almaktadır:
    Hakkı inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hala inanmayacaklar mı? (Enbiya: 30).
    Diğer bir ayet ise, göğün sağlam yapısına ve onun genişlediğine işaret etmektedir:
    Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hakimiyet sahibiyiz (Zariyât: 47).
    Şu dört ayet de yer ve göklerin “âlemlerin” üç aşamalı gelişim sürecini detaylı bir şekilde izah etmektedir:
    De ki: Siz dünyayı iki günde yaratan Allah’ın tek İlah olduğunu inkâr edip O’na birtakım eşler, ortaklar mı uyduruyorsunuz? Halbuki bütün bunları yapan, Rabbulâlemindir. O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi. Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” dediler. Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahyetti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussilet: 12-19).
    Son olarak, yerkürenin akibetinin “kabz” ve göklerin nihayetinin “dürülmek” olduğunu belirten iki ayet de şunlardır:
    Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tazimi göstermediler. Halbuki bütün bir dünya kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir (Zümer: 67).
    Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kağıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz (Enbiya: 104).
    Bu sekiz ayet, astronomi ve kozmoloji bilimlerinin kendileri ile süslenmeleri gereken inciler mesabesindedir ve bu hususta kozmoloji âlimlerinin yaptığı şey de – araştırmada görüleceği gibi – söz konusu ayetlerin işaret ettiği hakikatleri keşfetmekten başka bir şey değildir. Bundan dolayı, yukarıda zikrettiğimiz ayet-i kerimelerin, evren ve tarihi hakkındaki bütün konuşma ve yazılara serlevha yapılması gerekmektedir.
    Kozmoloji âlimleri, bu ayetlerde varit olan hakikatleri derinlemesine anlayabilselerdi muhakkak onları araştırmalarında yollarını aydınlatan rehber edinirlerdi .
    Konunun detaylarına geçmeden önce, Kuran-ı Kerim’in ilk referansım ve müracaat kaynağım olduğunu ifade etmek isterim; çünkü bütün dallarıyla beraber kozmoloji ve astronomi bilimleri ne kadar gelişirlerse gelişsinler yer ve göklerin yaratılışı hakkındaki mutlak ve kesin bilgilere ulaşamayacaklardır.
    Ayrıca, çalışmamızın satır aralarında üzerinde duracağımız gibi, ulaştığım önemli neticelerden biri de, Kuran’ın söz konusu meseleleri ele alırken kullandığı sözcük ve kelimelerin, kozmoloji bilimlerinin kullandıkları kavram ve terimlerle aynı, hatta onlardan daha dakik olması. Mesela: evrenin genişlemesi (Expansion of the universe) değil semanın genişlemesi; büyük patlama (Big Bang) değil bir bütünün belli bir düzen içinde yarılıp parçalara ayrılması, büyük şişme (Big Inflation) değil yarılma; büyük daralma (Big Crunch) değil göğün dürülmesi, semanın bina edilmesi, tasarımı ve geri dönüşü gibi sözcükler Kuran’da zikredilen konuyla ilgili ifadelerden bir kısmıdır .
    Evren fenomenlerini nitelemede kullanılan Kuran sözcük ve kelimelerini, sadece Kuran’ı yüceltmek ve bilimlerin İslamîleştirilmesine katkıda bulunmak için zikretmedik, bu iki büyük gayeyle beraber şuna da dikkat çekmek istedik: bir yandan söz konusu bilimsel sözcük ve kelimelerin, insanların yaratılışını müşahede etmediği ve sonunu da göremeyeceği eşyanın mutlak ve kesin gerçeklerini ifade eden Kuran kavramlarıyla kıyaslandığında yeteri kadar dakik ve net olmadığını izah etmek; diğer yandan da Kuran sözcük ve kavramlarının, modern çağımızın bilim adamlarının ihtilafa düştüğü teorilerde onları tashih ettiğini, geleceğin kozmoloji ve astronomi bilimlerine yeni yeni ufuklar açtığını göstermek istedik.
    Beni hayret ve dehşete düşüren konularından biri de; söz konusu meseleler hakkındaki soyut Kuranî sözcük ve kavramların bir kenara yazılıp, sonra da uluslar arası bilimsel dergi ve bilgi ağlarında dolaşıldığında bu konularda uzman olanların kullandığı sözcüklerin Kuran’da yer alan sözcük ve kavramlarla aynı olduğunun ayan beyan ortaya çıkaması…

    KURAN-I KERİM VE MODERN BİLİMDE YER ALAN KOZMOLOJİ İLMİNİN BAZI GERÇEKLERİ:

    Evrenin tarihi veya kozmoloji ilmi, aşağıdaki üç sorunun cevabına ulaşmaya çalışır :
    1-********** Evren nereden gelmiştir ?
    2 -********** Nereye gitmektedir ve sonu nasıl olacaktır ?
    3 -********** Evrenin başlangıç ve sondaki durumu nedir ?
    İlmî ortamlarda bu sorulara cevaplar bulmak zor bir iş olmakla beraber, bu çalışmamızda görüleceği gibi söz konusu soruların gerçek ve yeterli cevabı ancak Kuran’da bulunabilir .
    Kuran işaretlerinin ve modern bilimin aydınlığında kozmolojinin prensipleri şunlardır:
    Birinci Hakikat: “Fatq-Ratq” yani tek bir kütle halinde olan bir bütünün bölünmesiyle yer ve göklerin doğumu.
    İkinci Hakikat: Semanın genişlemesi evrenin ayrılmaz bir niteliği .
    Üçüncü Hakikat: Yer ve göklerin yaratılış aşamaları üçtür .
    Dördüncü Hakikat: Göklerin nitelendirilmesi .
    Beşinci Hakikat: Semanın/göğün kurulup dizayn edilmesi .
    Altıncı Hakikat: Dünyalar ve evrenler .
    Yedinci Hakikat: İlahî teshîr/fonksiyon yükleme .
    Sekizinci Hakikat: Yeryüzü dışında hayat oluşu .
    Dokuzuncu Hakikat: Yok olmak ve değişmek yer ve göklerin kaderidir .

    BİRİNCİ GERÇEK: EVRENİN DOĞUMU:


    “Fatq-Al-ratq” yani “bütünün bölünmesi” tabiri büyük patlama tabirinden daha evla ve doğrudur:
    Konunun özet açıklaması: Yüce Allah’ın kitabı Kuran’da everenin aslı, O’nun parçalara ayırdığı “tek bir bütün”, hayatın aslı ise “su”dur. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâla inanmayacaklar mı?” (Enbiya: 30).
    Ayet üç şekilde yorumlanmıştır :
    1 .********** Görüş: İbn-i Abbas, Hasen, Ata, Dahhak ve Katade’nin (r.anhum) görüşü: yer ve gökler birbirine yapışık tek bir şey idi, Cenab-ı Hakk onların aralarını hava ile ayırdı. Bu görüş, bir grup bilim adamının benimsemiş olduğu evrenin homojen bir şekilde başladığını ifade eden görüşten pek uzak değildir .
    2 .********** Görüş: Mücahit, Süddî ve Ebu Salih’in görüşü: “Ratq”, “Fetq”ın aksine kapamak, bütünleşmek ve birleşmek demektir. Bundan dolayı, tenasül uzvu kapalı olan bayana, “ratq┠denir. Ebu Salih şöyle demiştir: “Gökler birbiriyle bitişik bir tek tabakaydı, Yüce Allah onu yedi gök yaptı, yerler de birbirine yapışık bir tek tabaka idi, Allah (c.c) onu yedi tabaka yaptı”. Bu görüş de, başta Stewen Hawking olmak üzere evrenin büyük patlama anında homojen olmadığını savunan bir grup bilim adamının görüşünden uzak değildir .***
    Üçüncü görüş: Gökler, yağmur yağdırmaz kapalı haldeydi; yine yer de bitki yetiştirmez kapalı haldeydi; Cenab-ı Hakk, göğü yağmurla, yeri bitkiyle açtı. Mehdevî’nin zikrettiğine göre bu görüş de İkrime, Atıyye, İbn-i Zeyd ve İbn-i Abbas’a (r.anhum) ait ve ayetin devamında yer alan şu ifadeden dolayı
    Hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâla inanmayacaklar mı? (Enbiya: 30).
    İmam Taberî de bu görüşü tercih etmiştir .
    Şüphesiz ki yerin, göklerin ve insanın yaratılışında var olan mutlak hakikatleri kesin bir şekilde öğrenmek ancak Kuran-ı Kerim’le mümkündür; zira insan ne kendisinin, ne de yer ve göklerin ilk yaratılışına şahit olmamıştır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Ben onları göklerin ve yerin yaratılışına tanık etmediğim gibi, bizzat kendi yaratılışlarına da şahit kılmadım. Ben sapık ve saptıran kimseleri hiçbir zaman yanıma yaklaştırmam, yardımcı edinmem (Kehf: 51).
    Kuran’ın harikalığına bakın ki – Cenab-ı Hakk daha iyi bildiği halde – şöyle soruyor: “Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki…”. Bu ilahî soruya cevap 1931 yılında George Latimer ve 1948 yılında Rus George Gamow gibi gayr-i Müslimlerin dilinden gelmiş ve kozmologlar Büyük Patlama (Big Bang) teorisini geliştirmişlerdir. Ve şimdilerde bilim adamları, evrenin hacminin büyük patlama anında sıfır noktasında; sonsuz bir yoğunluk ve dönme halinde tek bir kütle (Singularity) (Şekil1: evrenin zaman çizgisi) olduğunu ve evrenin bu kütlenin patlaması sonucunda oluştuğunu söylemektedirler. Diğer enteresan bir mevzu ise, evrenbiliminde seçkin ve sayılı teorisyenlerden biri olan Stephen Hawking’in “Mucez ez-Zaman – Zamanın Özeti”adlı eserinin 107. Sayfasında ki şu ifadesidir: Biz kesinlikle şundan eminiz; elimizde büyük patlamadan sonra en azından nerdeyse ilk saniyeye kadar varan doğru bir portre var .
    Bu mevzuda bilimin, Kuran’daki “fetq er-Ratq” yani bitişiğin ayrılması hakikatini rehber edinerek doğru yolu bulması ve gidişatını düzeltmesi gerekir. Bu tek kütlenin niteliği başka bir şey olabilir, ancak “bitişik ve yapışık bir şey”in çerçevesinin dışına çıkmayacaktır. Aynı durum “ilk kozmik şişme” nitelemesi için de geçerlidir; doğrusu “Fetq” yani açma/ayırma olması gerek. Bir Müslüman’ın, Kuran âlimlerinin yukardaki ayet hakkındaki yorumlarını okuduğunda ve görüşlerinin bugün ki kozmoloji ve astronomi alimlerinin görüşleri ile ne kadar uyum içinde olduğunu idrak ettiğinde onların anlayışlarına hayran kalmamamsı mümkün değildir.
    Evren nereden geldi?” diye sorana “bitişik ve yapışık olan bir şeyin açılmasından” diye karşılık veririz. “bitişik ve yapışık olan bir şeyin açılması” ne demektir diye sorana “kapalı, bitişik ve birbirine yapışık tek bir kütlenin parçalara ayrılarak birbirinden ayrılması ve uzaklaşması” şeklinde cevap veririz. Böyle bir eylemin arkasındaki kudret kimdir diye sorulursa “Allah” deriz. Yer ve gökler tek bir şeydir. Bir şeyin var olabilmesi için onun ardında muhakkak bir yaratıcının olması gerekmektedir. Bu yaratıcı da Yüce Allah’tır. **
    Bazı insanlar, heva ve heveslerine uyup yoldan çıktığı bir dönemde evrenin ezelî, yani başlangıcının, dolayısı ile sonunun olmadığını iddia etmişlerdi. Ancak bugün görüyoruz ki modern bilim, evrenin bir başlangıç ve sonunun olmasının kesin ve kaçınılmaz bir gerçek olduğunu ispat etmiştir. Her saniyede 4600 milyon ton enerji kaybeden güneşimizin, ezelî ve ebedî olması mümkün ve makul müdür?! Bugün güneşin var olması, onun bir başlangıcının olduğu anlamına gelmektedir, yoksa tükenip giderdi. Böyle düşünenlerin Kuran metnini derinlemesine bir okumaları gerekir, belki o zaman:

    Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi onları Biz ayırdık… (Enbiya: 30)
    buyuran Yüce Rab’lerine iman ederler .
    Hayreti mucip konulardan biri de, bilim adamlarının, evrenin arka planını oluşturan mikrodalgaları analiz ederek bu “tek kütlenin parçalara ayrılış” fiilinin ortaya çıkardığı sesi kaydetmiş olmalarıdır .
    Evrenin ortaya çıkışı ile ilgili geliştirilen Büyük Patlama Teorisi, Kuran’a arz edildiğinde, söz konusu hadiseyi “patlama” olarak niteleme konusunda başarılı olamadıklarını görüyoruz; çünkü patlamanın ardından gelecek şey yıkımdan başka bir şey değildir. O halde, şu gözlerimizle müşahede ettiğimiz büyük ve küçük bütün ölçekleriyle uyum ve ahenk içinde olan ve insanı büyüleyen şu muhteşem evren nasıl olur da bir patlama sonucu ortaya çıkar?! Böyle bir şey, ancak söz konusu patlamanın çok düzenli ve sistemli bir şekilde olduğunu söylemekle mümkündür. Evrenin hayatının ilk saniyelerinde meydana gelen patlamanın, belli bir disiplin ve nizam içinde gerçekleştiğini itiraf eden büyük bilim adamları vardır. Bunlardan biri de, “kast ve irade olmaksızın söz konusu patlamanın bu şekilde gerçekleşmesi mümkün değildir” diyen Stephen Hawking’dir .**
    Ayrıca “patlama” sözcüğü, zaman ve mekânı doğuran en büyük olayı adlandırmak için hiç de uygun bir kelime değildir. Daha önceden de bu adlandırmaya pek güvenmiyor ve yakın bir gelecekte değiştirileceğini tahmin ediyordum. Çok geçmeden 1980’den beri, Büyük Patlama (Big Bang) kavramının yerini “Büyük Şişme” (Big Inflation) aldı. Acaba Kozmologların, söz konusu olayı adlandırmakta Kuran’ın kullandığı “Fetq-Retq” sözcüklerini tercih edecekleri zaman da gelecek mi?! Ben, bilim adamlarının, şişme süreci kavramını, evrenin hayatının ilk saniyesinden sadece kısa bir zaman parçasını ifade etmek için kullandıklarını düşünüyorum. Cenab-ı Hakk’ın kelamındaki “hemen ardından” anlamına gelen “fe” harfi de (ففتقناهما) buna işaret etmektedir. Burada, Kuran’ın aydınlığında, alanlarında uzman olan bilim adamlarına bir uyarıda bulunmak istiyorum; ne “Büyük Patlama”, ne de “Şişme Dönemi” kavramları bu eşsiz olayı ifade edebilmektedir. Birincisinin karşılığında “Fetq er-Retq” bütünün açılması, ikincisinin karşılığında ise (ففتقناهما) “onları Biz ayırdık” ifadelerinin kullanılması daha evla ve layıktır .
    Büyük Patlama Teorisi hakkında var olan farklı bakış açılarındaki çelişkiyi pekiştirenlerden bir tanesi de, evrenin kendisinden türediği söylenen “anormal parça”nın, belki de Büyük Dalgalanma “İç Patlama” olarak adlandırılan olayın ardından meydana gelmiş olabileceği görüşüdür. Burada Martin Bojwald’in, 2009 yılında (Scientific American) dergisinin 25. Cilt ve 7. ve 8. sayısında “geriye dönen evrenin takibi” başlığı ile kaleme aldığı makalesinden bir cümle aktaracağım: “Belki de evrenimizin hayatı, Büyük Patlama ile değil de bir patlama meydana getiren ve kuantum etkisi ve enteresan yerçekimleri oluşturan Büyük Dalgalanma (içe doğru patlama) ile başlamıştır.” Bu yeni teori, zamanın belki de Büyük Patlama Anı’ndan öncesine kadar uzanıyor olabileceğini söylüyor. Belki de patlama öncesi evren, kendi içinde bir felaket yaşadı ve onu genişleyerek geri dönmesini netice verecek çok büyük bir yoğunluğu olan noktaya ulaştırdı. Özetle, “belki de büyük bir daralma, büyük bir dalgalanmaya, büyük dalgalanma da söz konusu büyük patlamaya neden olmuş olabilir” (Aynı yazar).
    Son cümleye baktımızda, şüphe dolu “belki” sözü ile başladığını göreceğiz. Bu konu, natık-ı hak olan Efendimize (s.a.s) sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir:
    İmran b. Husayn anlatıyor: "Birgün devemi kapıya bağlayıp Resululah’ın (s.a.s) yanına girdim. O anda temim oğullarından bazı kimseler de geldi. Resulullah onlara: "Ey Temim oğulları müjdeyi kabul edin." dedi. Onlar da iki kere: "Öyleyse müjdelediğini ver." dediler. Bundan sonra Resulullah’ın yanına Yemen halkından bazıları geldi. Resulullah onlara: "Ey Yemenliler, Temim oğullarının kabul etmediği müjdeyi siz kabul edin" dedi. Onlar da: "Kabul ettik ya Resulullah." dediler. "Biz sana geldik bu husus hakkında (Rabbimizin ilk defa neyi yarattığı hususunda) soru sormak istiyoruz." dediler. Resulullah (s.a.v.): "Her şeyden önce Allah vardı, ondan başka hiçbir şey yoktu. Yüce Allah’ın arşı suyun üzerindeydi'. Her şeyi levh-i mahfuzda yazdı. Gökleri ve yeri yarattı." buyurdu. Burada adamlardan biri: "Ey İmran b. Husayn deven kaçtı." dedi. Ben de oradan ayrılıp gittim. Baktım ki deveyi görmek bir hayal olmuş. Allaha yemin olsun ki, isterdim ki devem kaybolsa da ben Resulullah’ın yanında kalaydım ve neler konuşulduğunu bileydim .
    Tarık b. Şihab anlatıyor: “Hz. Ömer’in (r.a) şöyle dediğini işittim: Allah Rasûlü (s.a.s) yaratılışın başlangıcından ehl-i cennetin cennetteki yerlerine, ehl-i cehennemin cehennemdeki yerlerine kadar her şeyi bizlere anlattı, bunları ezberleyen ezberledi, unutan da unuttu ”. (Şekil 2: başlangıcın alametleri nasıldı?) *
    Cenab-ı Hakk, birleştirmiş, ardından ayırmış ve şöyle buyurmuştur: “Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi…”. Söz konusu olay, üzerinden en az 13,7 milyon yıl geçmiş kadar eski olmasına rağmen, bu eşsiz olay hakkındaki bilimsel görüş bir yöntemle realize edilmiştir: **
    1-********** Evreni oluşturan parçaların başlangıçta bir arada ve bitişik olduğunu kesin bir şekilde gösteren evreninin sürekli genişlemesinin keşfi .
    2-********** Döteryum atomlarının keşfi: hidrojen ağırlığı kadar olan Döteryum atomlarının hepsi evrenin doğumunun ilk dakikalarında ortaya çıkan kozmik kalıntılarıdır .
    3 -********** Evrenin arka planındaki dalgaların analizi aracılığı ile evrenin doğumuna işaret eden ses dalgalarının izlenmesi.
    Şekil 2
    Hakkı inkar edenler görüp bilmediler mi ki? Gökler ve yer bitişik bir bütün iken onları ayıran Biziz. (Enbiya: 30).
    Evrenin derinliklerine baktığımızda geçmişi görürüz.
    Stephen Hawking’in evrenin ilk dönemlerinde gerçekleşen şişme düşüncesine işaret ederken ulaştığı önemli neticelerden bir tanesi de; o zamanda evrenin toplam enerjisinin tam sıfır olduğudur. O halde sayıları 10000….(1’in yanında 80 tane sıfır)’e kadar varan cisimler (madde) nereden gelmiştir.. Tabi bu sayı sadece evrenin görünen kısmıyla alakalıdır. Evrenin enerjisi sıfır ise onun özü/maddesi nereden gelmiştir; zira sıfır sıfırdan başka bir şey vermez. Ancak yüce bir kudretin sıfıra: “evren ol” demesiyle oluşursa o başka bir mesele… Büyük patlamadan önceki durum ile alakalı soru hala ilmî ortamlarda tartışılmaktadır. Kuran-ı Kerim’de yer ve göklerden önce yaratılanların zikri de geçmektedir, Arş’ın üzerinde olduğu su gibi, bu sonuncusu Yüce Allah’ın yarattığı en büyük mahluktur.
    “Yer ve göklerin yaratılması olayının arkasındaki fail kimdir?” sorusunun cevabı, “yer ve gök sayfalarını açan Fatır olan Allah”tır (c.c). “Fatr” yoktan var etmek, yaratmak demektir. “Yer ve göklerin Fatırı” ise varlıkları örnek ve benzeri olmaksızın ortaya çıkaran, yaratan ve inşa eden demektir. O halde Hawking’in “evrenin özü ve maddesi nereden gelmiştir” sorusunun cevabı bir bütün halindeki kütleyi yarıp ondan yer ve gökleri açıp, yer ve gökleri yaratan, bir şeye “ol” deyince oluveren büyük yaratıcı Yüce Allah’tan gelmiştir şeklinde olacaktır.
    Kuran, altı yerde yer ve göklerin Fatır ve yaratıcısının Yüce Allah olduğunu zikreder; o ayetlerden birini aktarmakla yetiniyoruz:



  4. 12.Mart.2013, 13:12
    2
    Moderatör



    Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    [Fussilet 41/53:] سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الآفَاقِ وَفِي أَنْفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
    “Biz onlara âfâkta (arz, sema ve kâinatlar) ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz, nihayet onlar için (Kur’ân’ın) gerçek olduğu, apaçık belli olacaktır.”
    Bu araştırmamızda, Kuran metninin evrenin tarihine ilişkin açıklamalarının yüceliğini, modern teorilere ve bugün evreninin hakikatleri diye adlandırdığımız tezlere üstünlüğünü beyan etme amacını gütmekteyiz. Aynı zamanda, sözkonusu Kuran metinleriyle uyumlu hale gelmesi için, bilimin konu hakkındaki verilerini gözden geçirip belirli tashihlerde bulunarak ilme de büyük bir hizmet sunma gayreti içinde olacağız.;;
    Bu çalışmanın diğer bir amacı da, günümüzün kozmoloji ve astronomi alimlerinin, ilmin ufuklarını keşfetmek ve aydınlatmak için istifade etmeleri gereken Kuran müfessirlerinin ilmî görüşlerini vuzûha kavuşturmaktır. Diğer yandan, evren ilimlerinde derinleşip zirveye ulaşabilmek için Kuranî kavramların kullanılması gerektiği hususunda bende kesin bir kanâat oluşmuştur. Kozmoloji (evrenin tarihi) ilmi ile ilgili sunacağımız 10 ana hakikat, Kuran-ı Kerim’in ilmî hakikatlerinin, bu bilimin üzerine oturduğu “temel” olduğunu kesin bir şekilde göstermektedir. Şüphesiz ki, evrenin doğumu/yaratılışı, zaman içerisinde gelişimi ve akibeti ile ilgili mutlak gerçeklerin bilinmesi, ancak Yüce Yaratıcı’nın bildirmesiyle mümkün olabilir. Zira, yaratılış hakikatini, yani evrenin tarihine ait hakikatleri beyan etme konusunda son sözü söylecek olan kaynak, Kuran-ı Kerim ve Sünnet-i sahiha’dır. Kuran-ı Kerim’in modern bilimi hayret ve şaşkınlığa iten bu meyandaki incilerinden bazıları şunlardır: yer ve göklerin bitişikken ayrılması, göğün dumanı (gaz), göğün kurulup dizayn edilmesi, göğün yol ve yörüngeleri, yer ve göklerin melekûtu, alemlerin çokluğu, göklerin, yerin ve hayatın sonu ilgili beyanları vs… Kuran’ın, bazen işaret yoluyla, bazen de açık bir şekilde değindiği bu bilimsel konular, müfessirlerin evren ve astronomi ilimlerinin henüz bugün ki şekliyle bilinmediği bir dönemde ortaya koydukları sözkonusu mevzular hakkındaki “orjinal anlayış”ın günümüzün kozmologları tarafından da üzerinde durulup tartışılması gerçekten çok enteresandır ve dikkat çekicidir.
    Elinizdeki bu çalışmamız, kozmolojinin hakikatlerini beyan eden bir mukaddime ile başlayacak, sonra da konu ile ilgili bazı önerilerde bulunacağız. Cenab-ı Hakk’tan tevfik ve inayet; yanılgıya düştüğümüz ve eksik bıraktığımız hususlarda da af ve mağfiret dileniyorum; elimde Allah (c.c) ve Rasul’ünün sevgisi, Kuran ve Sünnet’e hizmet aşkı ve gayesi dışında bir zâd ve azığım yoktur .

    MUKADDİME:

    Kuran-ı Kerim’deki bilimsel i’caz harikalarından bir tanesi de, evrenin doğumundan ölümüne kadar olan tarihinin 8 muhkem ayette yazılı olmasıdır. Yerin ve göklerin yaratılışına dair Kuran’da varit olan yüce hakikatler, evreninin tarihini doğru bir şekilde anlayabilmeleri için bilim adamlarına yol göstermeye ve önlerini aydınlatmaya devam edecektir. Yer ve göklerin (evren) doğumundan bahseden ayet de, bu 8 ayet içerisinde yer almaktadır:
    Hakkı inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hala inanmayacaklar mı? (Enbiya: 30).
    Diğer bir ayet ise, göğün sağlam yapısına ve onun genişlediğine işaret etmektedir:
    Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hakimiyet sahibiyiz (Zariyât: 47).
    Şu dört ayet de yer ve göklerin “âlemlerin” üç aşamalı gelişim sürecini detaylı bir şekilde izah etmektedir:
    De ki: Siz dünyayı iki günde yaratan Allah’ın tek İlah olduğunu inkâr edip O’na birtakım eşler, ortaklar mı uyduruyorsunuz? Halbuki bütün bunları yapan, Rabbulâlemindir. O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi. Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” dediler. Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahyetti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussilet: 12-19).
    Son olarak, yerkürenin akibetinin “kabz” ve göklerin nihayetinin “dürülmek” olduğunu belirten iki ayet de şunlardır:
    Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tazimi göstermediler. Halbuki bütün bir dünya kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir (Zümer: 67).
    Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kağıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz (Enbiya: 104).
    Bu sekiz ayet, astronomi ve kozmoloji bilimlerinin kendileri ile süslenmeleri gereken inciler mesabesindedir ve bu hususta kozmoloji âlimlerinin yaptığı şey de – araştırmada görüleceği gibi – söz konusu ayetlerin işaret ettiği hakikatleri keşfetmekten başka bir şey değildir. Bundan dolayı, yukarıda zikrettiğimiz ayet-i kerimelerin, evren ve tarihi hakkındaki bütün konuşma ve yazılara serlevha yapılması gerekmektedir.
    Kozmoloji âlimleri, bu ayetlerde varit olan hakikatleri derinlemesine anlayabilselerdi muhakkak onları araştırmalarında yollarını aydınlatan rehber edinirlerdi .
    Konunun detaylarına geçmeden önce, Kuran-ı Kerim’in ilk referansım ve müracaat kaynağım olduğunu ifade etmek isterim; çünkü bütün dallarıyla beraber kozmoloji ve astronomi bilimleri ne kadar gelişirlerse gelişsinler yer ve göklerin yaratılışı hakkındaki mutlak ve kesin bilgilere ulaşamayacaklardır.
    Ayrıca, çalışmamızın satır aralarında üzerinde duracağımız gibi, ulaştığım önemli neticelerden biri de, Kuran’ın söz konusu meseleleri ele alırken kullandığı sözcük ve kelimelerin, kozmoloji bilimlerinin kullandıkları kavram ve terimlerle aynı, hatta onlardan daha dakik olması. Mesela: evrenin genişlemesi (Expansion of the universe) değil semanın genişlemesi; büyük patlama (Big Bang) değil bir bütünün belli bir düzen içinde yarılıp parçalara ayrılması, büyük şişme (Big Inflation) değil yarılma; büyük daralma (Big Crunch) değil göğün dürülmesi, semanın bina edilmesi, tasarımı ve geri dönüşü gibi sözcükler Kuran’da zikredilen konuyla ilgili ifadelerden bir kısmıdır .
    Evren fenomenlerini nitelemede kullanılan Kuran sözcük ve kelimelerini, sadece Kuran’ı yüceltmek ve bilimlerin İslamîleştirilmesine katkıda bulunmak için zikretmedik, bu iki büyük gayeyle beraber şuna da dikkat çekmek istedik: bir yandan söz konusu bilimsel sözcük ve kelimelerin, insanların yaratılışını müşahede etmediği ve sonunu da göremeyeceği eşyanın mutlak ve kesin gerçeklerini ifade eden Kuran kavramlarıyla kıyaslandığında yeteri kadar dakik ve net olmadığını izah etmek; diğer yandan da Kuran sözcük ve kavramlarının, modern çağımızın bilim adamlarının ihtilafa düştüğü teorilerde onları tashih ettiğini, geleceğin kozmoloji ve astronomi bilimlerine yeni yeni ufuklar açtığını göstermek istedik.
    Beni hayret ve dehşete düşüren konularından biri de; söz konusu meseleler hakkındaki soyut Kuranî sözcük ve kavramların bir kenara yazılıp, sonra da uluslar arası bilimsel dergi ve bilgi ağlarında dolaşıldığında bu konularda uzman olanların kullandığı sözcüklerin Kuran’da yer alan sözcük ve kavramlarla aynı olduğunun ayan beyan ortaya çıkaması…

    KURAN-I KERİM VE MODERN BİLİMDE YER ALAN KOZMOLOJİ İLMİNİN BAZI GERÇEKLERİ:

    Evrenin tarihi veya kozmoloji ilmi, aşağıdaki üç sorunun cevabına ulaşmaya çalışır :
    1-********** Evren nereden gelmiştir ?
    2 -********** Nereye gitmektedir ve sonu nasıl olacaktır ?
    3 -********** Evrenin başlangıç ve sondaki durumu nedir ?
    İlmî ortamlarda bu sorulara cevaplar bulmak zor bir iş olmakla beraber, bu çalışmamızda görüleceği gibi söz konusu soruların gerçek ve yeterli cevabı ancak Kuran’da bulunabilir .
    Kuran işaretlerinin ve modern bilimin aydınlığında kozmolojinin prensipleri şunlardır:
    Birinci Hakikat: “Fatq-Ratq” yani tek bir kütle halinde olan bir bütünün bölünmesiyle yer ve göklerin doğumu.
    İkinci Hakikat: Semanın genişlemesi evrenin ayrılmaz bir niteliği .
    Üçüncü Hakikat: Yer ve göklerin yaratılış aşamaları üçtür .
    Dördüncü Hakikat: Göklerin nitelendirilmesi .
    Beşinci Hakikat: Semanın/göğün kurulup dizayn edilmesi .
    Altıncı Hakikat: Dünyalar ve evrenler .
    Yedinci Hakikat: İlahî teshîr/fonksiyon yükleme .
    Sekizinci Hakikat: Yeryüzü dışında hayat oluşu .
    Dokuzuncu Hakikat: Yok olmak ve değişmek yer ve göklerin kaderidir .

    BİRİNCİ GERÇEK: EVRENİN DOĞUMU:


    “Fatq-Al-ratq” yani “bütünün bölünmesi” tabiri büyük patlama tabirinden daha evla ve doğrudur:
    Konunun özet açıklaması: Yüce Allah’ın kitabı Kuran’da everenin aslı, O’nun parçalara ayırdığı “tek bir bütün”, hayatın aslı ise “su”dur. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâla inanmayacaklar mı?” (Enbiya: 30).
    Ayet üç şekilde yorumlanmıştır :
    1 .********** Görüş: İbn-i Abbas, Hasen, Ata, Dahhak ve Katade’nin (r.anhum) görüşü: yer ve gökler birbirine yapışık tek bir şey idi, Cenab-ı Hakk onların aralarını hava ile ayırdı. Bu görüş, bir grup bilim adamının benimsemiş olduğu evrenin homojen bir şekilde başladığını ifade eden görüşten pek uzak değildir .
    2 .********** Görüş: Mücahit, Süddî ve Ebu Salih’in görüşü: “Ratq”, “Fetq”ın aksine kapamak, bütünleşmek ve birleşmek demektir. Bundan dolayı, tenasül uzvu kapalı olan bayana, “ratq┠denir. Ebu Salih şöyle demiştir: “Gökler birbiriyle bitişik bir tek tabakaydı, Yüce Allah onu yedi gök yaptı, yerler de birbirine yapışık bir tek tabaka idi, Allah (c.c) onu yedi tabaka yaptı”. Bu görüş de, başta Stewen Hawking olmak üzere evrenin büyük patlama anında homojen olmadığını savunan bir grup bilim adamının görüşünden uzak değildir .***
    Üçüncü görüş: Gökler, yağmur yağdırmaz kapalı haldeydi; yine yer de bitki yetiştirmez kapalı haldeydi; Cenab-ı Hakk, göğü yağmurla, yeri bitkiyle açtı. Mehdevî’nin zikrettiğine göre bu görüş de İkrime, Atıyye, İbn-i Zeyd ve İbn-i Abbas’a (r.anhum) ait ve ayetin devamında yer alan şu ifadeden dolayı
    Hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâla inanmayacaklar mı? (Enbiya: 30).
    İmam Taberî de bu görüşü tercih etmiştir .
    Şüphesiz ki yerin, göklerin ve insanın yaratılışında var olan mutlak hakikatleri kesin bir şekilde öğrenmek ancak Kuran-ı Kerim’le mümkündür; zira insan ne kendisinin, ne de yer ve göklerin ilk yaratılışına şahit olmamıştır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Ben onları göklerin ve yerin yaratılışına tanık etmediğim gibi, bizzat kendi yaratılışlarına da şahit kılmadım. Ben sapık ve saptıran kimseleri hiçbir zaman yanıma yaklaştırmam, yardımcı edinmem (Kehf: 51).
    Kuran’ın harikalığına bakın ki – Cenab-ı Hakk daha iyi bildiği halde – şöyle soruyor: “Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki…”. Bu ilahî soruya cevap 1931 yılında George Latimer ve 1948 yılında Rus George Gamow gibi gayr-i Müslimlerin dilinden gelmiş ve kozmologlar Büyük Patlama (Big Bang) teorisini geliştirmişlerdir. Ve şimdilerde bilim adamları, evrenin hacminin büyük patlama anında sıfır noktasında; sonsuz bir yoğunluk ve dönme halinde tek bir kütle (Singularity) (Şekil1: evrenin zaman çizgisi) olduğunu ve evrenin bu kütlenin patlaması sonucunda oluştuğunu söylemektedirler. Diğer enteresan bir mevzu ise, evrenbiliminde seçkin ve sayılı teorisyenlerden biri olan Stephen Hawking’in “Mucez ez-Zaman – Zamanın Özeti”adlı eserinin 107. Sayfasında ki şu ifadesidir: Biz kesinlikle şundan eminiz; elimizde büyük patlamadan sonra en azından nerdeyse ilk saniyeye kadar varan doğru bir portre var .
    Bu mevzuda bilimin, Kuran’daki “fetq er-Ratq” yani bitişiğin ayrılması hakikatini rehber edinerek doğru yolu bulması ve gidişatını düzeltmesi gerekir. Bu tek kütlenin niteliği başka bir şey olabilir, ancak “bitişik ve yapışık bir şey”in çerçevesinin dışına çıkmayacaktır. Aynı durum “ilk kozmik şişme” nitelemesi için de geçerlidir; doğrusu “Fetq” yani açma/ayırma olması gerek. Bir Müslüman’ın, Kuran âlimlerinin yukardaki ayet hakkındaki yorumlarını okuduğunda ve görüşlerinin bugün ki kozmoloji ve astronomi alimlerinin görüşleri ile ne kadar uyum içinde olduğunu idrak ettiğinde onların anlayışlarına hayran kalmamamsı mümkün değildir.
    Evren nereden geldi?” diye sorana “bitişik ve yapışık olan bir şeyin açılmasından” diye karşılık veririz. “bitişik ve yapışık olan bir şeyin açılması” ne demektir diye sorana “kapalı, bitişik ve birbirine yapışık tek bir kütlenin parçalara ayrılarak birbirinden ayrılması ve uzaklaşması” şeklinde cevap veririz. Böyle bir eylemin arkasındaki kudret kimdir diye sorulursa “Allah” deriz. Yer ve gökler tek bir şeydir. Bir şeyin var olabilmesi için onun ardında muhakkak bir yaratıcının olması gerekmektedir. Bu yaratıcı da Yüce Allah’tır. **
    Bazı insanlar, heva ve heveslerine uyup yoldan çıktığı bir dönemde evrenin ezelî, yani başlangıcının, dolayısı ile sonunun olmadığını iddia etmişlerdi. Ancak bugün görüyoruz ki modern bilim, evrenin bir başlangıç ve sonunun olmasının kesin ve kaçınılmaz bir gerçek olduğunu ispat etmiştir. Her saniyede 4600 milyon ton enerji kaybeden güneşimizin, ezelî ve ebedî olması mümkün ve makul müdür?! Bugün güneşin var olması, onun bir başlangıcının olduğu anlamına gelmektedir, yoksa tükenip giderdi. Böyle düşünenlerin Kuran metnini derinlemesine bir okumaları gerekir, belki o zaman:

    Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi onları Biz ayırdık… (Enbiya: 30)
    buyuran Yüce Rab’lerine iman ederler .
    Hayreti mucip konulardan biri de, bilim adamlarının, evrenin arka planını oluşturan mikrodalgaları analiz ederek bu “tek kütlenin parçalara ayrılış” fiilinin ortaya çıkardığı sesi kaydetmiş olmalarıdır .
    Evrenin ortaya çıkışı ile ilgili geliştirilen Büyük Patlama Teorisi, Kuran’a arz edildiğinde, söz konusu hadiseyi “patlama” olarak niteleme konusunda başarılı olamadıklarını görüyoruz; çünkü patlamanın ardından gelecek şey yıkımdan başka bir şey değildir. O halde, şu gözlerimizle müşahede ettiğimiz büyük ve küçük bütün ölçekleriyle uyum ve ahenk içinde olan ve insanı büyüleyen şu muhteşem evren nasıl olur da bir patlama sonucu ortaya çıkar?! Böyle bir şey, ancak söz konusu patlamanın çok düzenli ve sistemli bir şekilde olduğunu söylemekle mümkündür. Evrenin hayatının ilk saniyelerinde meydana gelen patlamanın, belli bir disiplin ve nizam içinde gerçekleştiğini itiraf eden büyük bilim adamları vardır. Bunlardan biri de, “kast ve irade olmaksızın söz konusu patlamanın bu şekilde gerçekleşmesi mümkün değildir” diyen Stephen Hawking’dir .**
    Ayrıca “patlama” sözcüğü, zaman ve mekânı doğuran en büyük olayı adlandırmak için hiç de uygun bir kelime değildir. Daha önceden de bu adlandırmaya pek güvenmiyor ve yakın bir gelecekte değiştirileceğini tahmin ediyordum. Çok geçmeden 1980’den beri, Büyük Patlama (Big Bang) kavramının yerini “Büyük Şişme” (Big Inflation) aldı. Acaba Kozmologların, söz konusu olayı adlandırmakta Kuran’ın kullandığı “Fetq-Retq” sözcüklerini tercih edecekleri zaman da gelecek mi?! Ben, bilim adamlarının, şişme süreci kavramını, evrenin hayatının ilk saniyesinden sadece kısa bir zaman parçasını ifade etmek için kullandıklarını düşünüyorum. Cenab-ı Hakk’ın kelamındaki “hemen ardından” anlamına gelen “fe” harfi de (ففتقناهما) buna işaret etmektedir. Burada, Kuran’ın aydınlığında, alanlarında uzman olan bilim adamlarına bir uyarıda bulunmak istiyorum; ne “Büyük Patlama”, ne de “Şişme Dönemi” kavramları bu eşsiz olayı ifade edebilmektedir. Birincisinin karşılığında “Fetq er-Retq” bütünün açılması, ikincisinin karşılığında ise (ففتقناهما) “onları Biz ayırdık” ifadelerinin kullanılması daha evla ve layıktır .
    Büyük Patlama Teorisi hakkında var olan farklı bakış açılarındaki çelişkiyi pekiştirenlerden bir tanesi de, evrenin kendisinden türediği söylenen “anormal parça”nın, belki de Büyük Dalgalanma “İç Patlama” olarak adlandırılan olayın ardından meydana gelmiş olabileceği görüşüdür. Burada Martin Bojwald’in, 2009 yılında (Scientific American) dergisinin 25. Cilt ve 7. ve 8. sayısında “geriye dönen evrenin takibi” başlığı ile kaleme aldığı makalesinden bir cümle aktaracağım: “Belki de evrenimizin hayatı, Büyük Patlama ile değil de bir patlama meydana getiren ve kuantum etkisi ve enteresan yerçekimleri oluşturan Büyük Dalgalanma (içe doğru patlama) ile başlamıştır.” Bu yeni teori, zamanın belki de Büyük Patlama Anı’ndan öncesine kadar uzanıyor olabileceğini söylüyor. Belki de patlama öncesi evren, kendi içinde bir felaket yaşadı ve onu genişleyerek geri dönmesini netice verecek çok büyük bir yoğunluğu olan noktaya ulaştırdı. Özetle, “belki de büyük bir daralma, büyük bir dalgalanmaya, büyük dalgalanma da söz konusu büyük patlamaya neden olmuş olabilir” (Aynı yazar).
    Son cümleye baktımızda, şüphe dolu “belki” sözü ile başladığını göreceğiz. Bu konu, natık-ı hak olan Efendimize (s.a.s) sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştir:
    İmran b. Husayn anlatıyor: "Birgün devemi kapıya bağlayıp Resululah’ın (s.a.s) yanına girdim. O anda temim oğullarından bazı kimseler de geldi. Resulullah onlara: "Ey Temim oğulları müjdeyi kabul edin." dedi. Onlar da iki kere: "Öyleyse müjdelediğini ver." dediler. Bundan sonra Resulullah’ın yanına Yemen halkından bazıları geldi. Resulullah onlara: "Ey Yemenliler, Temim oğullarının kabul etmediği müjdeyi siz kabul edin" dedi. Onlar da: "Kabul ettik ya Resulullah." dediler. "Biz sana geldik bu husus hakkında (Rabbimizin ilk defa neyi yarattığı hususunda) soru sormak istiyoruz." dediler. Resulullah (s.a.v.): "Her şeyden önce Allah vardı, ondan başka hiçbir şey yoktu. Yüce Allah’ın arşı suyun üzerindeydi'. Her şeyi levh-i mahfuzda yazdı. Gökleri ve yeri yarattı." buyurdu. Burada adamlardan biri: "Ey İmran b. Husayn deven kaçtı." dedi. Ben de oradan ayrılıp gittim. Baktım ki deveyi görmek bir hayal olmuş. Allaha yemin olsun ki, isterdim ki devem kaybolsa da ben Resulullah’ın yanında kalaydım ve neler konuşulduğunu bileydim .
    Tarık b. Şihab anlatıyor: “Hz. Ömer’in (r.a) şöyle dediğini işittim: Allah Rasûlü (s.a.s) yaratılışın başlangıcından ehl-i cennetin cennetteki yerlerine, ehl-i cehennemin cehennemdeki yerlerine kadar her şeyi bizlere anlattı, bunları ezberleyen ezberledi, unutan da unuttu ”. (Şekil 2: başlangıcın alametleri nasıldı?) *
    Cenab-ı Hakk, birleştirmiş, ardından ayırmış ve şöyle buyurmuştur: “Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi…”. Söz konusu olay, üzerinden en az 13,7 milyon yıl geçmiş kadar eski olmasına rağmen, bu eşsiz olay hakkındaki bilimsel görüş bir yöntemle realize edilmiştir: **
    1-********** Evreni oluşturan parçaların başlangıçta bir arada ve bitişik olduğunu kesin bir şekilde gösteren evreninin sürekli genişlemesinin keşfi .
    2-********** Döteryum atomlarının keşfi: hidrojen ağırlığı kadar olan Döteryum atomlarının hepsi evrenin doğumunun ilk dakikalarında ortaya çıkan kozmik kalıntılarıdır .
    3 -********** Evrenin arka planındaki dalgaların analizi aracılığı ile evrenin doğumuna işaret eden ses dalgalarının izlenmesi.
    Şekil 2
    Hakkı inkar edenler görüp bilmediler mi ki? Gökler ve yer bitişik bir bütün iken onları ayıran Biziz. (Enbiya: 30).
    Evrenin derinliklerine baktığımızda geçmişi görürüz.
    Stephen Hawking’in evrenin ilk dönemlerinde gerçekleşen şişme düşüncesine işaret ederken ulaştığı önemli neticelerden bir tanesi de; o zamanda evrenin toplam enerjisinin tam sıfır olduğudur. O halde sayıları 10000….(1’in yanında 80 tane sıfır)’e kadar varan cisimler (madde) nereden gelmiştir.. Tabi bu sayı sadece evrenin görünen kısmıyla alakalıdır. Evrenin enerjisi sıfır ise onun özü/maddesi nereden gelmiştir; zira sıfır sıfırdan başka bir şey vermez. Ancak yüce bir kudretin sıfıra: “evren ol” demesiyle oluşursa o başka bir mesele… Büyük patlamadan önceki durum ile alakalı soru hala ilmî ortamlarda tartışılmaktadır. Kuran-ı Kerim’de yer ve göklerden önce yaratılanların zikri de geçmektedir, Arş’ın üzerinde olduğu su gibi, bu sonuncusu Yüce Allah’ın yarattığı en büyük mahluktur.
    “Yer ve göklerin yaratılması olayının arkasındaki fail kimdir?” sorusunun cevabı, “yer ve gök sayfalarını açan Fatır olan Allah”tır (c.c). “Fatr” yoktan var etmek, yaratmak demektir. “Yer ve göklerin Fatırı” ise varlıkları örnek ve benzeri olmaksızın ortaya çıkaran, yaratan ve inşa eden demektir. O halde Hawking’in “evrenin özü ve maddesi nereden gelmiştir” sorusunun cevabı bir bütün halindeki kütleyi yarıp ondan yer ve gökleri açıp, yer ve gökleri yaratan, bir şeye “ol” deyince oluveren büyük yaratıcı Yüce Allah’tan gelmiştir şeklinde olacaktır.
    Kuran, altı yerde yer ve göklerin Fatır ve yaratıcısının Yüce Allah olduğunu zikreder; o ayetlerden birini aktarmakla yetiniyoruz:



  5. 12.Mart.2013, 13:12
    3
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    Hamd, gökleri ve yeri yaratan ve melaikeyi iki, üç, dört... kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratıklarından, istediğine, dilediği kadar fazla özellikler verir, Çünkü O her şeye kadirdir (Fatır: 1).
    Yüce Allah’ın yer ve gökleri ortaya çıkaran “bedî” oluşu ise, iki yerde geçmektedir; biri Bakara suresinin 117. ayeti:
    O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. Bir şeyi yaratmak isteyince sadece “ol!” der, oluverir (Bakara: 117).

    İKİNCİ HAKİKAT (PRENSİP): GÖĞÜN DUMANI, ARA VARLIKLAR VE GÖK KARANLIĞI

    Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” dediler. Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahy etti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussilet: 11-12) .

    Şekil 3: evren sürekli genişlerken insanlar arasındaki bağların kopmasını espri konusu haline getirmemek gerekir.
    Yukardaki ayet, iki yönden mucizedir; birincisi: Kuran’ın göğün dumanımsı aslına (gaz bulutu) işaret etmesi; ikincisi ise; yer ve göklerin “Gönüllü olarak geldik” sözünün kayıt edildiğine işaret etmesi. Ayrıca ayet, biri göğün karanlığı, diğeri de yer ve gökler arasında var olan yaratıklarla alakalı iki farklı mucizeyi de içermektedir. Diğer yandan, semanın lambalarla süslendiğine işaret edilmesi de ayrı bir mucizedir. Aşağıda, bu mucizevî yönleri hem tefsir ilmi hem de bilimsel açıdan ele alacağız. Birinci konuyla başlıyoruz .
    Birincisi: Semanın dumanımsı menşei:
    1 -********** Ayet-i kerimenin özet tefsiri :
    Celaleyn: İstiva etti, yani gök duman halinde iken ona yöneldi, göğün duman halinden maksat “yükselen buhar” demektir .
    Muhtasar-u İbn-i Kesir: “Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi” ayetinde ki “duhan” dan maksat, yeryüzü yaratıldığında ondan yükselen su buharıdır .
    Kurtubî: “Onlar da: “Gönüllü olarak geldik” Dediler” ayetinin iki veçhesi vardır: birisi; bilinen şekliyle bir konuşmadır, diğeri ise Cenab-ı Hakk tarafından maksadı ifade için kullanılmış söz yerine kudret diliyle yapılan bir mükâlemedir. Bunu Maverdî zikretmiştir .*
    Kuran-ı Kerim, 1400 yılı aşan bir zamandan önce göğün dumanımsı orijininden bahsederken henüz daha yıldızlar arasında bulunan toz keşfedilmemişti. Zira bu, Almanların yaptığı toz tespit edici cihazlar sayesinde ortaya çıkmıştı. Ve bugün gezegen, yıldız ve galaksilerin aralarını gösteren haritalar çiziliyor (Şekil: 4 ve 5).
    Yıldızlar arasındaki ortam muazzam bir şeydir, zira Samanyolu galaksisinde olduğu gibi yıldızlar arasındaki bölgeler boş olmaktan çok uzaktır, aksine gaz, toz, manyetik alanlar ve yüklü parçacıklarla doludur. Bu bölgeler, yıldızlar arası ortam (interstellar medium: ISM) olarak bilinir. Bu ortamın %99’nu gaz, geri kalan %1’i ise toz oluşturur. Samanyolu galaksisinin toplam gaz ve toz kütlesi %15’e varır. Gaz ağırlığının %90’ını hidrojen, kalan kısmını ise helyum gazı oluşturmaktadır. Gaz, soğuk bulutlar ve iyonize edilmiş hidrojen şeklinde ortaya çıkar. Bulutlar, yıldızların oluşması için ham madde kabul edilir. * (Şekil 4: yıldızlar arası duman).
    Yıldızlar arasında ki toz konusuna gelince, bilim adamları bizim evrenimizin baya tozlu-topraklı bir yer olduğunu keşfetmişlerdir (our universe is a very dusty place). Bugünkü kozmik toz, göğün dumanından/gaz bulutundan kalan kısmından başka bir şey değildir. Bilim adamları, şu ana kadar yıldızlar arası toz taneciklerini nasıl niteleyeleyecekleri hususunda şaşıp kalmaktadırlar. Kozmik toz, taneciklerinin hacmi yüz milimetreye varan uzay boşluğundaki az sayıdaki parçalar topluluğunu oluşturan parçacıklardır ve uzaydaki dağılım yerine göre ayırt edilir. Yıldızlar ve gezegenler arası toz, kozmik toz, gezegenleri kuşatan toz vardır... vs. Toz, ya ince tabakalardan, ya da iğne şeklinde ki grafit (karbon) ve donmuş suyla kaplı asa şeklindeki telciklerden oluşur. Bilim adamları, bugüne kadar yıldızlar arasındaki tozun orijinin ne olduğunu bilmemektedirler . (Şekil 5: yıldızlar arası toz ).
    En ideal haliyle yıldızlar arası toz taneciklerinin hacimleri 1 mikron kırığını geçmez ve muntazam bir şekli yoktur. Karbon ve telciklerden oluşurlar. Bu toz aracılığı ile ışık emildiğinde bizim galaksimiz ve diğer galaksilerde büyük karanlık bölgeler ortaya çıkar. Bu bulutlara, koyu nebulalar (bulutsular) denir. (şekil2: karanlık).
    *** J. Mayo Greenberg adlı bilim adamının birleşik toz modeli diye bir model sunması gerçekten harika bir şeydir. O – kendine göre – yıldızlar arası tozu, yıldızlar, gezegenler ve kuyruklu yıldızların doğumu hakkında bize bilgiler verecek ana kaynak olduğunu düşünmektedir. Zira toz bulutları “nebulalar”, yıldız doğum evlerini teşkil etmektedirler. Toz tanecikleri, radyasyonu gaz bulutları içinde bu yıldız doğum evlerinde tutarlar/rezerve ederler. Bu da söz konusu bulutların yok olup yıldızları oluşturmasını kolaylaştırmaktadır. Greenberg’in bu olayı nitelemek ve adlandırmak için “yıldızlar arası” yerine Kuranî kavram “duhan” yani duman sözcüğünü kullanması daha doğru olurdu. Zira kendisi de, toz taneciklerinin en büyüklerinin “sigara dumanı”na benzediğini söylemiştir. Greenberg, Samanyolu galaksimizin orijininin toz olduğu neticesine varmıştır. Artık bugünden sonra gök bilimciler, yıldızlar arasındaki toza can sıkıcı bir nesne olarak bakmayacaklar, aksine yıldızlar, gezegenler ve kuyruklu yıldızların doğumu hakkında bilgi veren bir enformasyon kaynağı olarak göreceklerdir. Belki de hayatın orijinine ait işaretler de taşıyor olabilirler. İşte toz bulutu, göğün tarihinin hikâyesini bize böyle anlatıyor. ***
    İkincisi: "أَتَيْنَا طَائِعِينَ" yani “Gönüllü olarak geldik” sedası :
    Yer ve gök nasıl konuştu? Bu soruya cevap Virginia Üniversitesinde gök bilim adamı ve büyük patlamadan sonra evrenin ömrünün 1. yılı 400.000 yılında meydana gelen kozmik mikro dalgalanmada oluşan radyasyonun arka planını analiz eden Mark Whittle’den gelmiştir. Bu bilim adamı, kendisinden önce hiçbir bilim adamının ulaşamadığı bir neticeye ulaştığı için hayret ve dehşetler içinde kaldığını ifade eder. O da: büyük şişmeden (Big Inflation) sonra gelen kozmik arka plan radyasyonuna eşlik eden dalgalanmaların son kaydında, bu dalgalanmaların evrende akan/yayılan ses dalgalarına benzediğinin ortaya çıkması. Bu dalgalanmalar, ses dalgalarından çıkan evrenin ilk maddesinin yoğunluğundaki dalgalanmaları yansıtmaktadır. Söz konusu dalgalar, 30.000 ışık yılı genişliğinde ve insanın duyma eşiğinin 55 octave altındadır. Bu dalgaların izahı tamamlandığında evrenin doğum sancısı çığlığı işitilebilmiştir. (the cry from the birth of the cosmos can be heard).
    Ben de diyorum ki bu çığlık, tek kütlenin parçalara ayrılmasına (Fetq-Retq) eşlik eden ses, yer ve göğün Cenab-ı Hakk’ın emrine uyarak “Gönüllü olarak geldik” demesinin yankısından başka bir şey değildir.
    Kuran şöyle ferman buyuruyor:
    Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik” dediler (Fussılet: 11).

    Yukarıda aktardığımız yazının orijinali şu şekildedir: *

    Mark Whittle of the University of Virginia has analyzed the so-called cosmic background radiation that was born 400,000 years after the Big Bang. He said: "I was a little surprised that someone had not done it before. He took the latest data about the Cosmic Microwave Background radiation (CMB) which comes from an era just after the Big Bang. Ripples in the radiation are like sound waves bouncing through the cosmos. Over the first million years the music of the cosmos changed from a bright major chord to a somber minor one. They show ripples in the CMB which are subtle variations in the density of matter which can, in one sense, be thought of as sound waves. These cosmic sound waves are 30,000 light-years wide and are 55 octaves below what humans can hear. But when they are shifted to regions of the audible spectrum, the cry from the birth of the cosmos can be heard .
    *
    Üçüncüsü: Karanlık Madde :

    * Evrenin Karanlıkları: “Zulümat” yani karanlıklar kelimesi Kuran’da 23 defa geçmiş ve birçok yerde de dalalet ve sapıklıkla alakalı soyut manevî anlamlar için kullanılmıştır. Aynı kelime birçok yerde de somut manasıyla kullanılmıştır, mesela göğün ve yerin karanlıkları, derin denizlerin karanlıkları, kara ve denizin karanlıkları, üst üste (katmerli) karanlıklar, Yunus Aleyhisselamı yutan balığın karnının karanlıkları, annelerin karınlarındaki yaratılış karanlıkları… vs. zülumat ile nur (karanlıklar ve ışık) yan yana anıldığı zaman karanlıkların çoğul, ışığın ise tekil kipiyle kullanıldığını ve “karanlıklar”ın “ışık” sözcüğünden önce geldiğini görürüz. Burada bizi ilgilendiren ayetler evrenin karanlıklarından bahseden ayetlerdir ve onları aşağıdaki gibi zikredebiliriz :

    1 .********** Mutlak manada zulümat – karanlıklar :
    Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’ın hakkıdır. Bir de kâfirler kalkmışlar, birtakım putları Rab’lerine eşit sayıyorlar! (Enâm: 1).
    2 .********** Bulutun karanlıkları :
    Yahut onların durumu gökten sağnak halinde boşanan ve içinde yoğun karanlıklar, gök gürlemeleri ve şimşekler bulunan yağmura tutulmuş kimselerin durumuna benzer. Yıldırımların verdiği dehşetle, ölüm korkusundan, parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Fakat Allah kâfirleri çepeçevre kuşatır (Bakara: 19).
    3 .********** Yeryüzünün karanlıklar:
    Bilinmeyen nice hazineler ve görünmeyen gayb aleminin anahtarları* O’nun yanındadır. Onları Kendisinden başkası bilemez. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun haberi olmadan bir tek yaprak bile düşmez. Yer altı tabakalarının karanlıkları içindeki tek bir tane, hasılı yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki açık, net bir kitapta bulunmasın (Enâm: 59).
    4 .********** Kara ve denizin karanlıkları :
    O nesneler mi üstün yoksa size karanın ve denizin karanlıklarında yol gösteren ve rahmetinin müjdecisi olarak rüzgârları gönderen mi? Hiç Allah ile beraber başka tanrı mı olur? Elbette olmaz! Allah, müşriklerin şirk koşmalarından münezzehtir (Neml: 63).
    5 .********** Denizin karanlıkları :
    Yahut o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları derin bir denizdeki yoğun karanlıklara benzer. Öyle bir deniz ki onu, dalga üstüne dalga kaplıyor...Üstünde de koyu bulut. Üst üste binmiş karanlıklar... İçinde bulunan insan, elini uzatsa nerdeyse kendi elini bile göremiyor (Nur: 40).
    Konunun bilimsel olarak ele alınışı :
    Kuşlar, gökyüzünde uçarlar, deniz varlıkları suda yüzerler, yeryüzünde yaşayan mahlûklar yerle beraber güneşin etrafında yüzerler. Bütün gökyüzü nesneleri göremediğimiz bir ortamda yüzüyorlar. Gökbilimciler arasında bu ortamın, “siyah veya karanlık enerji” veya “siyah veya karanlık madde” olarak adlandırılan görünen bir madde, garip bir enerji ve nesneden meydana geldiği düşüncesi hâkimdir. Bu madde veya enerji evrenin bir yerlerinde bulunan bir şeydir. Eğer bu karanlık maddeyi görebilme imkanı olsaydı o zaman Samanyolu galaksisi tamamen farklı bir şekilde görünürdü; çünkü çeperinin (dairesinin) bu karanlık maddenin parçacık/partiküllerinden oluşan yoğun bir sisle kaplı olduğu görülürdü .
    Hayret ve şaşkınlık uyandıran şey ise, gökbilimcilerin, yıldızlar, galaksiler, muazzam surları ve farklı farklı gökcisimlerin, evren kütlesinin sadece %1’ni teşkil ettiğini ve normal madde şekilleri ile beraber kozmik gazın %5’ten az olduğunu vurgulamaları.. Evrenin %95’e varan diğer geriye kalan kütlesinin doğasını bilmek, ancak bu karanlık maddenin izlenmesine bağlıdır. Bilim adamları, bu maddeyi oluşturan parçacığa “neutralino” adını vermektedirler. Bu parçacık, ne proton, ne elektron, ne nötron, ne de özgür, serbest ve hafif parçacıktır (nötrino). Ama bu kara sihirbaz, soğuk, ağır ve karar kılmış, yüksüz, çarpışmaktan özenle kaçınan ve maddesi içinde bütün gökcisimlerinin yüzdüğü bir parçacıktır. Neutralinolar, birbirlerine aşırı derecede benzeyen homojen bir yapıya sahiptirler. Güneş, saniyede 220 km hızla aile fertlerini de yanına alarak bu karanlık madde içinde yüzmektedir. Bu madde, evrende bol miktarda bulunmaktadır, o kadar ki bilim adamları, bir tek saniyede, her metre kare içinde hareket eden parçacıklarının sayısını 1 milyar olarak takdir ediyorlar. Bu olayı, Kuran’dan daha iyi bir şekilde niteleyen başka bir eser göstermek mümkün değildir:
    Her biri bir yörüngede yüzmektedir (Enbiyâ: 33).
    Bu Kuranî niteleme, yalnızca söz konusu maddenin keşfinden önce dile getirilen bir husus değil, aynı zamanda onun varlığını da bildirmektedir. Bilim adamları, bu maddeyi bugüne kadar keşfedip izleyebilmiş değillerdi. Cenab-ı Hakk, ister gözlerimizle görelim ister görmeyelim dilediği üzerine kasem edip dikkatleri onun üzerine çekmektedir:
    Yok, yok! Gördüğünüz ve göremediğiniz âlemlere yemin olsun ki! Bu Kur’ân, pek kerim bir elçinin (getirip okuduğu) sözdür (Hâkka: 38-40).
    Karanlık madde nasıl izlenecektir? Bu madde bugüne kadar iki sebepten dolayı görülmemiştir; birincisi: karanlık madde henüz keşfedilmemişti, ikincisi ise: doğal radyasyon ve kozmik ışınların faaliyeti neticesinde ortaya çıkan karışıklık ve gürültü. Karanlık maddenin izlenmesi, onun bileşenleri ile normal madde çekirdeklerinin çarpışmasından doğan optik ve termal nabızların incelenmesine bağlıdır. Bilim adamları, karanlık maddenin parçacıklarının normal madde içinden geçmesi ile ortaya çıkan optik ve termal etkiyi keşfetmeyi beklemektedirler. Bu da optik sintilasyon detektörleri ve süper soğutulmuş detektör aracılığı ile gerçekleşir. Şaşırtıcı kozmik ışınların gürültüsünü yenmek için, radyasyon kirliliğini aza indirecek teknik maddelerin yanında, özel zırhlar geçirildikten sonra yeryüzünün altında çok derin yerlere detektörler yerleştirilir .
    Burada söz konusu karanlık maddenin varlığına işaret eden bazı ayetleri serdedeceğiz :

    Kuran’ın gök cisimlerinin yüzdüğüne işaret etmesi; çünkü yüzmek için yüzülecek bir ortama ihtiyaç vardır. Her biri bir yörüngede yüzmektedir (Enbiyâ: 33).
    Kuran’ın yaklaşık olarak 20 yerde yer ve gök arası varlık veya nesnelere işaret etmesi. Öyle zannediyorum ki Kuran’da göklerin yaratılış konusu ele alındığı yerlerde varit olan (وما بينهما) “yer ve gök arasındaki canlılar veya nesneler” ifadesi gelecek 50 yıl boyunca astrolog ve kozmologların meşguliyet alanı olmayı sürdürecektir. *
    Görmediğimiz şeylere Kuran’ın yemin etmesi: Yok, yok! gördüğünüz ve göremediğiniz âlemlere yemin olsun ki! (Hâkka: 38-39).
    Siyah maddenin keşfi, karanlık maddenin kozmik gürültüsü giderildikten sonra normal maddeyle buluşmasından doğan etkiye bağlıdır .
    Dördüncüsü: Evrenin karanlığı:
    Birincisi: Kuran’ın önderliği ve öncülüğü: Kuran ayetleri, modern bilimin ancak 20. asrın 60’lı yılların sonunda insanın uzayı keşfetmeye başlamasıyla birlikte farkına vardığı evrenin karanlığı olgusuna işaret etmektedir. O ayetler şunlardır: Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran O’dur .

    Geceyi dinlenmeniz, güneş ve ayı da vakitlerinizi hesaplamak için O yarattı. İşte bütün bunlar, azîz ve alîm (mutlak galip ve her şeyi hakkıyla bilen) Allah’ın takdiridir (Enâm: 96).
    Hatta o kâfirlere gökten bir kapı açsak, onlar da yukarı yükselip çıksalar, yine de “Galiba gözlerimiz bağlandı, belki de büyüye tutulduk!” derler (Hicr: 14-15).
    Onlara bir delil de gecedir ki, Biz ondan gündüzü sıyırıp soyarız, birden karanlığa gömülürler...(Yâsîn: 37).
    Siz ey haşri inkâr edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök âlemini mi? İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti. Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı. Gecesini karanlık, gündüzünü parlak şekilde açığa çıkardı (Naziât: 27-29).
    Dinlenip sükûnet bulmanız için geceyi karanlık, çalışıp iş yapmanız için de gündüzü aydınlık kılan O’dur. Elbette bunda, işitip dinlemesini bilen kimseler için nice deliller ve ibretler vardır. (Yunus: 67).
    *
    İkincisi: Evrenin karanlığındaki Kuranî bilimsel mucize :
    Uzayın ortasında görememek, astronotları hayret ve dehşete düşürmüştü; bunun nedeni evreni kaplayan karanlık denizinde yüzen yıldız, gezegen ve uydular gibi gökcisimlerini kuşatan karanlık.. gökyüzündeki bu hal, insanoğlunun yeryüzünde alışmadığı yeni bir durumdu. Astronotlar, yeryüzünün aydınlık kabuğundan ayrılıp birkaç saniye içinde uzayı vardıklarında çok geçmeden atmosferin aydınlık kabuğuyla karşılaştılar. Bu kabuk, yavaş yavaş gök kubbenin açık mavi renginden turkuaza, koyu maviden mor renge, nihayet deniz yüzeyinden yaklaşık 200 km yükseklikte tamamen simsiyah hale gelir. Bu olay, ışık saçan kandil mesabesinde olan güneşin varlığına rağmen böyle olmaktadır. İşte burada Cenab-ı Hakk’ın şu sözünün mucivî yönü öne çıkmaktadır: Galiba gözlerimiz bağlandı..!” derler (Hicr: 14-15); zira göz koyu karanlıkta göremez. Üstelik, 200 km’yi geçmeyen yeryüzü kabuğunun aydınlık kısmı, bizim ile 150 milyon km olarak takdir edilen güneş arasında ki mesafeye taksim edildiğinde aydınlık kısmı karanlık kısmına kıyaslandığında hiçbir şey ifade etmemektedir. Bu husus, Yüce Allah’ın kelamında “نسلخ” fiiliyle ifade edilmiştir:
    Biz ondan gündüzü sıyırıp soyarız, birden karanlığa gömülürler... (Yâsîn: 37).
    Gerçekten, yeryüzünün aydınlık kabuğu, evrenin karanlığında çok cüzî bir parça gibi durmaktadır. Ancak, aydınlık gündüz, semanın karanlık gecesinden nasıl çıkıyor? Gerçek şu ki, sadece atmosferde hissettiğimiz endirekt ışığı idrak etmemizi sağlayacak derecede ışın yayılması ve yansıması meydana getirmek için yeteri kadar atom içermediğinden ve hava yoğunluğu az olmasından dolayı ışık dağılımı veya yayılımı olmamakta, bu nedenle güneş ışığı, uzayda görünmeden yolculuk etmektedir. İşte burada başka bir Kuranî mucize ortaya çıkmaktadır:
    Dinlenip sükûnet bulmanız için geceyi karanlık, çalışıp iş yapmanız için de gündüzü aydınlık kılan O’dur. Elbette bunda, işitip dinlemesini bilen kimseler için nice deliller ve ibretler vardır (Yunus: 67).
    Zira burada toz, güneşin ışığını gösteren gündüzün gözlerini temsil etmektedir .
    Üçüncüsü: yer ve göklerin yaratılışında ara nesneler ve canlılar :

    Kuran’da ara nesneler ve canlılar:
    Cenab-ı Hakk, yer ve gökleri ve ikisi arasındakileri altı evrede yaratmıştır. Üç ayette “وما بينهما” - ikisi arasındakiler - ibaresi geçmektedir .
    Gökleri, yeri ve ikisinin arasında olan şeyleri altı günde yaratan, sonra da arşı üzerine hükümran olan O’dur. O rahmandır, sen O’nu, o her şeyi bilen’e sor (Furkan: 59).
    Allah o hak mâbuddur ki gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları altı günde yaratmış, sonra da arşına kurulmuş mutlak hükümrandır (Secde: 4).
    Biz gökleri, yeri, ikisinin arasındaki bütün varlıkları altı günde yarattık da Bize en ufak bir yorgunluk dokunmadı (Qâf: 38).
    “Gök” kelimesi, tekil olarak iki yerde zikredilmiştir:
    Elbette Biz göğü, yeri ve aralarında olan varlıkları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık (Enbiyâ: 16).
    Biz göğü, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları gayesiz, boşuna yaratmadı (Sâd: 27).
    Diğer ayette ise şöyle yer almaktadır:
    Rüzgârların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır (Bakara: 164).
    Kuran’da geçen bu iki kelime – yer ve gök arasındakiler – 21. yüzyılın ilk 10 yıllarında kozmolog ve astronotların ana meşgaleleri olacaktır .

    Bilimde ara nesneler: Modern bilimin ışığında söz konusu ara nesneler hangi anlama gelmektedir ?
    İlk olarak yeryüzünden daha önce anılan dış uzaya kadar uzanan atmosfer tabakaları kastediliyor olabilir. Bu doğrudur. Yeryüzü gezegenin dışında başka gezegenlerin kabuğu da olabilir. İnsanı gerçekten heyecanlanmaya sevk eden şey ise, ara nesnenin bundan daha geniş ve daha kapsamlı olduğudur. Yıldız veya galaksi veya gök atmosferi de olabilir. Ve artık yıldız ve gezegenler arasındaki boşluk, boşluk olmaktan çıkmıştır, aksine kompleks olma bakımından yeryüzü atmosferine benzeyen yıldızlar ve galaksiler arası atmosferin varlığı ile bir farklılık kazanmıştır .
    Birkaç yıldan beri galaksimizi kaplayan ve milyarlarca yıldızın arasında uzayı dolduran yıldızlararası ortam olarak adlandırılan çok ince bir atmosferin olduğu bilinmeye başlandı. (şekil: 6). Bu atmosfer de, hidrojen iyonlarından atomlar, parçacıklar ve plazma şeklinde hidrojenden oluşmaktadır. (J. Mayo Greenberg: Yıldız Bulutunun Sırları, Scientific dergisi, cilt 17, 8-9. Sayı, yıl 2001, s: 60). *
    Yıldızlar arasındaki gazın doğadaki su dolaşımı gibi bir dolaşımı vardır, çünkü yıldızlararası gaz yoğunlaşır ve yıldızlar oluşur ve onlarda buharlaşırlar. Galaksiler, galaksiler arasında uzayla maddeleri değiştirirler ve galaksiler yıldızlararası ortamda kütlelerinden bir parça kaybederler, ancak bu ortam aynı zamanda galaksileri besler. (Şekil: 6). Böylece yıldızlararası ortam, geçmişte bilim adamlarının zannettiğinden çok daha fazla önem kazanmış ve sıcak gazla dolu büyük fıskiyeler ve patlayan yıldızların meydana getirdiği köpükler olduğunu anlaşılmışrtır. Astronomik ölçümle bir köpüğün çapı 50-100 fersaha kadar varır. Güneş, sıcak bir köpüğün içinde gözükmektedir. Yıldızlar ve galaksiler arasındaki boşluk hakkındaki yeni sırların perdesi aralandıkça bilim adamlarının yer ve gökler arasında muazzam bir yaratılış mucizesi olduğu hususundaki kanaatleri pekişmiştir .

    İşte burada daha önce değindiğimiz ara nesneler, semanın oluşumunda olumlu bir rol oynamaktadırlar. Yani yer ve gökler arasındaki yaratılış, yer ve göklerin yaratılışını tamamlayan ve birbirini gerekli kılan, biri diğerine etki eden sürekli iç dönüşüm hareketidir. Bundan dolayı görüyoruz ki, ikisinin yaratılışı da 6 gün/devrede gerçekleşmiştir. Bir kısım ayetler, yer ve göklerin 6 gün/devrede, diğer bir kısım ayetler ise onlar ve arasındakilerin aynı 6 gün/devre içinde yaratıldığı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu da ara nesnelerin büyüklüğünü kesin bir şekilde göstermektedir .***
    Sonuçta boş uzay, boş değildir. Hala evrenimizin büyük bir kısmı, hesaba alınmadan karanlıklar içinde kalmaya devam etmektedir. Gelecek 10 yıl içerisinde karanlık madde hakkındaki araştırmalar, hız kesmeden devam edecektir. Bu da ilk etapta yer altında yapılacak çok hassas ve dakik tecrübeler aracılığıyla olacaktır. Gizli karanlık madde olarak adlandırılan bu madde, hiç kimse tarafından görülmemesine rağmen bilim adamları varlığına inanmaktadırlar, ancak nasıl bir doğaya sahip olduğu konusu hala sır olarak kalmaktadır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Yok, yok! Gördüğünüz ve göremediğiniz âlemlere yemin olsun ki! Bu Kur’ân, pek kerim bir elçinin (getirip okuduğu) sözdür” (Hâkka: 38-40).

    ÜÇÜNCÜ HAKİKAT: SEMANIN GENİŞLEMESİ

    Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hâkimiyet sahibiyiz (Zariyat: 47).
    Ayetin kısaca tefsiri :
    Muhatasur-u İbn-i Kesir: Cenab-ı Hakk, ulvî ve süflî alemin yaratılışına dikkat çekerek şöyle buyuruyor:
    "وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا" Göğü Biz bina ettik”, yani korunmuş ve yükseltilmiş bir tavan yaptık. "بِأَيْدٍ" Yani sağlam bir şekilde yaptık. Bu görüşü, İbn-i Abbas, Mücahit, Katade, Sevrî ve emsalleri dile getirmiştir.
    *"وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ" “Onu genişleten Biziz”, onun (semanın) etrafını genişlettik, direksiz yükselttik ta ki şimdiki kendi özgün haline geldi .
    Celaleyn tefsiri:
    "وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ "بِقُوَّةٍ"
    Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz.
    *"وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ" قَادِرُونَ" Yani “Biz güç ve kudret sahibiyiz”. Arapçada آدَ الرَّجُل* denildiği zaman “güçlü kuvvetli oldu” manasını وَأَوْسَعَ الرَّجُل sözüyle ise “genişlik ve kuvvet sahibi oldu” manası kastedilir .
    Taberî tefsiri de bazı nüanslarla aynı ifadeleri kullanmıştır .
    Kâinat, müthiş bir hızla genişlemektedir. Bizden yaklaşık 650 ışık yılı uzak olan galaksi, 1 saniyede bizden 15000 km uzaklaşırken, evrende bulunan galaksiler ve benzerleri (kuasarlar) ise saniyede 270 bin km varan bir hızla geriye dönerler. Bu ise gerçekten korkunç bir genişlemedir, 1 saniyeden daha az bir zaman dilimi içinde, evrende bulunan galaksiler yeryüzünün çapının 20 bin katı kadar bir mesafeden dönerler .
    Semanın genişlemesi ayetindeki bilimsel mucizevî yönler:
    Ayette, günümüzün bilim adamlarının üzerinde hassasiyetle durup araştırma yaptığı önemli bilimsel konulara 4 işaret vardır. Bu işaretleri, dört soru şeklinde astronot ve kozmologların dikkatlerine sunuyoruz .

    Semanın hakikati nedir ?,
    Genişlemekte olan nedir? Evren mi, uzay mı, yoksa sema mı ?
    Sema bir “bina” mıdır? Bu binanın özellikleri nelerdir ?
    Gök binasını birbirine bağlayan güçler nelerdir ?**
    İlk soruyu müstakil bir maddede ele almayı planladığım için ikinci sorudan başlıyorum .

    Genişlemekte olan nedir? Evren mi, uzay mı, yoksa sema mı ?
    Evrenin genişlemesi düşüncesi kozmoloji ilminin kalbini oluşturmaktadır. 1929 yılında Edwin Hubble, Samanyolu galaksisinin dışındaki galaksiler üzerine yaptığı gözlemlerinin, bu galaksilerin, düzenli bir şekilde ve bizimle kendi aralarındaki mesafeye doğru orantılı olacak hızlarla bizden uzaklaşarak hareket ettiklerini ortaya koyduğunu duyurmuştur. Buna göre bizden en uzak olan galaksiler, en hızlı kaçanlardır. Hubble aynı zamanda bu galaksilerden gelen ışığın, latif ışıklı kırmızı sona doğru kaydığını da fark etmiştir .
    Bu genişleme ne anlama gelmektedir? Yani “galaksi bizden uzaklaşarak hareket etmektedir” dediğimiz zaman bu hareket yerin kendi yörüngesindeki hareketi gibi doğal bir harekete mi işaret etmiş oluyoruz? Yoksa galaksi ve bizim aramızdaki uzayın uzanmasından, dolayısıyla bizden uzakta hareket halinde olan galaksi şeklini netice veren bir olaydan mı bahsediyoruz? Daha açık bir ifadeyle, “kâinat genişlemektedir” dediğimizde uzayın kendisinin genişlemesinden bahsediyoruz demektir. İşte burada Hubble’in gerçeği yakaladığı, ancak onu formüle ve ifade etmede yanıldığı ortaya çıkıyor. Genişleyen kâinat teorisine çağımızda yapılan düzeltmeler bu teoriyi Kuran ifadesine yaklaştırmaktadır. Gerçek şu ki, uzayın kendisinin genişlediği sözüyle teoriye birçok düzeltme yapılmakla beraber, bu teorinin semanın genişlediğini ifade eden Kuran metniyle uyumlu olabilmesi için başka bir düzeltmeye daha muhtaçtır. Semanın genişlemesi, galaksilerin belirli boyutları olduğu ve genişleyenin galaksilerin üstündeki şey olduğu anlamına gelmektedir. (Şekil: 7).
    Önceleri astronot ve kozmologların astronomi ilmindeki en büyük buluşlarının kâinatın genişlediği fikri olduğunu ve Hubble’in de bu buluşla Nobel bilim ödülü aldığını konuyla alakalı kitaplarda okuduğumda “bu buluşun üzerinden 70 yıl geçmesine rağmen neden hala “teori” kategorisinde değerlendiriliyor?” diye kendi kendime soruyordum. Kuran metnini dikkatli bir şekilde okuduğumda, Cenab-ı Hakk’ın, “Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz” (Zariyat: 47) sözünün gereği kâinatın değil semanın genişlediğini kesin bir şekilde anladım. Burada yüreğimden seslenerek diyorum ki Kuran-ı Kerim gerçek ve doğru ilme götürmektedir. Dolayısıyla bilim, ilmî çalışmalarında Kuran’ı kendine rehber edinmeli ve onunla uyum içerisinde olmalıdır. O Kuran’a uymalıdır, yoksa Kuran’ı kendine uydurmaya kalkmamalıdır. (Şekil 7: Ne kâinat, ne de boşluk “uzay” genişlemektedir; aksine sürekli genişleyen semadır).
    “Sürekli artan bir oranla kâinat neden genişlemektedir?” sorusu akıllara durgunluk vermeye devam etmektedir .

    Sema bina mıdır? Bu binanın özellikleri nelerdir ?
    Yıldızlar, aralarını geniş bir boşluğun ayırdığı büyük dev kümeler içinde bulunur ve arının kovanı etrafında vızıldayarak dolaşması gibi eliptik galaksi ortası etrafında dolaşırlar. Bu yıldızların çoğunluğu çok eskidir. Yıldızlar, semanın yapı taşları mesabesinde olan galaksilerin içinde dizilmiştir. Hubble’in geliştirdiği sınıflandırma sistemine göre galaksileri genel olarak üç ana çeşide ayırabiliriz: Eliptik, helozonik/sarmal ve düzensiz… hemen hemen şişkinliği olan her eliptik veya helozonik galaksinin içinde büyük kara deliklerin bulunduğu düşünülmektedir .*
    Semanın ölçümü ve büyük surları/duvarları: Galaksi, büyüklüğüne rağmen kozmologlar için kâinat yapısının temel biriminden başka bir şey değildir. Yarı çapı 12 milyar ışık yılına varan kâinatı dolduran milyarlarca galaksi vardır. Bunlar, çapı 3 milyon ışık yılına veya daha fazlasına varan kümeler içinde toplanmaktadırlar. Bu kümeler de, büyük bir bina/yapı içinde toplanmaktadırlar. Hassas bir ölçüm, uzunluğu 750 milyon ışık yılı ve genişliği 250 milyon ışık yılından daha fazla, kalınlığı ise 20 milyon ışık yılı olan “büyük bir galaksi duvarı”nı keşfetmiştir. Şu an 1 milyar ışık yılına kadar uzanan Büyük Sloan Duvarı’nın harita çizimleri yapılmaktadır. (Şekil: 8) Evrende, aralarında dev boşluklar bulunan bu gibi büyük duvarlardan çok sayıda vardır.
    Yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir kubbe yaptı (Bakara: 22).

    Duvarlar, hatlar ve boşluklar :
    Yıldızlar, galaksilerin içinde dizilirler. Galaksiler aralarını boşlukların ayırdığı büyük kümeler halinde bulunur ve bunlardan bazen evrenin ağı (kozmik web) olarak adlandırılan köpüksü bir yapı oluşur.
    Yıldız, çekimine bağlanmış küre şeklinde ışık saçan plazma kütlesidir.
    والنجم:* النجم كتلة مضيئة** من البلازما على هيئة كرة مربوطة بجاذبيته
    Yeryüzünün en büyük enerji kaynağı güneş, yeryüzüne en yakın yıldız kabul edilir .
    Galaksi, yıldız, yıldız kalıntıları, gaz, toz ve karanlık maddeden oluşan yıldızlararası ortamdan teşekkül eden çekimsel kütle sistemidir. Üst kümeler (Superclusters) ise; bir çok galaksinin yan yana gelip kümeleri oluşturan parçalardır. Bu üst kümeler, daha küçük galaksi ve küme gruplarından oluşan büyük grupları içerir ve aralarında boşluklar bulunan evrenin büyük yapı taşlarından sayılırlar .
    Gök yolları/yörüngeleri (kozmik doku), evrende bilinen en büyük yapılardır ve ideal uzunlukları astronomik olarak 50-80 mega fersah civarında ipliğimsi yapılardır. Bunlar evrende ki boşluklar arasındaki sınırlardır. Kozmik yollar, çekimle birbirine bağlı galaksilerden oluşmaktadır. 2006 yılında insan aklının bildiği en büyük gök yapıyı oluşturan üç gökyolunun bulunduğu ilan edildi. Liman olarak isimlendirilen birbirine şiddetli bir şekilde bağlı galaksilerden oluşmaktadır .
    Ayrıca galaksi yolları arasında bulunan boşlukları temsil eden aralıklar vardır ve evrenin en büyük yapıtaşları olarak kabul edilir .
    İngilizce galaksi duvarları hakkında bilgiler …
    …..



  6. 12.Mart.2013, 13:12
    3
    Moderatör
    Hamd, gökleri ve yeri yaratan ve melaikeyi iki, üç, dört... kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. O, yaratıklarından, istediğine, dilediği kadar fazla özellikler verir, Çünkü O her şeye kadirdir (Fatır: 1).
    Yüce Allah’ın yer ve gökleri ortaya çıkaran “bedî” oluşu ise, iki yerde geçmektedir; biri Bakara suresinin 117. ayeti:
    O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. Bir şeyi yaratmak isteyince sadece “ol!” der, oluverir (Bakara: 117).

    İKİNCİ HAKİKAT (PRENSİP): GÖĞÜN DUMANI, ARA VARLIKLAR VE GÖK KARANLIĞI

    Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” dediler. Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahy etti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussilet: 11-12) .

    Şekil 3: evren sürekli genişlerken insanlar arasındaki bağların kopmasını espri konusu haline getirmemek gerekir.
    Yukardaki ayet, iki yönden mucizedir; birincisi: Kuran’ın göğün dumanımsı aslına (gaz bulutu) işaret etmesi; ikincisi ise; yer ve göklerin “Gönüllü olarak geldik” sözünün kayıt edildiğine işaret etmesi. Ayrıca ayet, biri göğün karanlığı, diğeri de yer ve gökler arasında var olan yaratıklarla alakalı iki farklı mucizeyi de içermektedir. Diğer yandan, semanın lambalarla süslendiğine işaret edilmesi de ayrı bir mucizedir. Aşağıda, bu mucizevî yönleri hem tefsir ilmi hem de bilimsel açıdan ele alacağız. Birinci konuyla başlıyoruz .
    Birincisi: Semanın dumanımsı menşei:
    1 -********** Ayet-i kerimenin özet tefsiri :
    Celaleyn: İstiva etti, yani gök duman halinde iken ona yöneldi, göğün duman halinden maksat “yükselen buhar” demektir .
    Muhtasar-u İbn-i Kesir: “Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi” ayetinde ki “duhan” dan maksat, yeryüzü yaratıldığında ondan yükselen su buharıdır .
    Kurtubî: “Onlar da: “Gönüllü olarak geldik” Dediler” ayetinin iki veçhesi vardır: birisi; bilinen şekliyle bir konuşmadır, diğeri ise Cenab-ı Hakk tarafından maksadı ifade için kullanılmış söz yerine kudret diliyle yapılan bir mükâlemedir. Bunu Maverdî zikretmiştir .*
    Kuran-ı Kerim, 1400 yılı aşan bir zamandan önce göğün dumanımsı orijininden bahsederken henüz daha yıldızlar arasında bulunan toz keşfedilmemişti. Zira bu, Almanların yaptığı toz tespit edici cihazlar sayesinde ortaya çıkmıştı. Ve bugün gezegen, yıldız ve galaksilerin aralarını gösteren haritalar çiziliyor (Şekil: 4 ve 5).
    Yıldızlar arasındaki ortam muazzam bir şeydir, zira Samanyolu galaksisinde olduğu gibi yıldızlar arasındaki bölgeler boş olmaktan çok uzaktır, aksine gaz, toz, manyetik alanlar ve yüklü parçacıklarla doludur. Bu bölgeler, yıldızlar arası ortam (interstellar medium: ISM) olarak bilinir. Bu ortamın %99’nu gaz, geri kalan %1’i ise toz oluşturur. Samanyolu galaksisinin toplam gaz ve toz kütlesi %15’e varır. Gaz ağırlığının %90’ını hidrojen, kalan kısmını ise helyum gazı oluşturmaktadır. Gaz, soğuk bulutlar ve iyonize edilmiş hidrojen şeklinde ortaya çıkar. Bulutlar, yıldızların oluşması için ham madde kabul edilir. * (Şekil 4: yıldızlar arası duman).
    Yıldızlar arasında ki toz konusuna gelince, bilim adamları bizim evrenimizin baya tozlu-topraklı bir yer olduğunu keşfetmişlerdir (our universe is a very dusty place). Bugünkü kozmik toz, göğün dumanından/gaz bulutundan kalan kısmından başka bir şey değildir. Bilim adamları, şu ana kadar yıldızlar arası toz taneciklerini nasıl niteleyeleyecekleri hususunda şaşıp kalmaktadırlar. Kozmik toz, taneciklerinin hacmi yüz milimetreye varan uzay boşluğundaki az sayıdaki parçalar topluluğunu oluşturan parçacıklardır ve uzaydaki dağılım yerine göre ayırt edilir. Yıldızlar ve gezegenler arası toz, kozmik toz, gezegenleri kuşatan toz vardır... vs. Toz, ya ince tabakalardan, ya da iğne şeklinde ki grafit (karbon) ve donmuş suyla kaplı asa şeklindeki telciklerden oluşur. Bilim adamları, bugüne kadar yıldızlar arasındaki tozun orijinin ne olduğunu bilmemektedirler . (Şekil 5: yıldızlar arası toz ).
    En ideal haliyle yıldızlar arası toz taneciklerinin hacimleri 1 mikron kırığını geçmez ve muntazam bir şekli yoktur. Karbon ve telciklerden oluşurlar. Bu toz aracılığı ile ışık emildiğinde bizim galaksimiz ve diğer galaksilerde büyük karanlık bölgeler ortaya çıkar. Bu bulutlara, koyu nebulalar (bulutsular) denir. (şekil2: karanlık).
    *** J. Mayo Greenberg adlı bilim adamının birleşik toz modeli diye bir model sunması gerçekten harika bir şeydir. O – kendine göre – yıldızlar arası tozu, yıldızlar, gezegenler ve kuyruklu yıldızların doğumu hakkında bize bilgiler verecek ana kaynak olduğunu düşünmektedir. Zira toz bulutları “nebulalar”, yıldız doğum evlerini teşkil etmektedirler. Toz tanecikleri, radyasyonu gaz bulutları içinde bu yıldız doğum evlerinde tutarlar/rezerve ederler. Bu da söz konusu bulutların yok olup yıldızları oluşturmasını kolaylaştırmaktadır. Greenberg’in bu olayı nitelemek ve adlandırmak için “yıldızlar arası” yerine Kuranî kavram “duhan” yani duman sözcüğünü kullanması daha doğru olurdu. Zira kendisi de, toz taneciklerinin en büyüklerinin “sigara dumanı”na benzediğini söylemiştir. Greenberg, Samanyolu galaksimizin orijininin toz olduğu neticesine varmıştır. Artık bugünden sonra gök bilimciler, yıldızlar arasındaki toza can sıkıcı bir nesne olarak bakmayacaklar, aksine yıldızlar, gezegenler ve kuyruklu yıldızların doğumu hakkında bilgi veren bir enformasyon kaynağı olarak göreceklerdir. Belki de hayatın orijinine ait işaretler de taşıyor olabilirler. İşte toz bulutu, göğün tarihinin hikâyesini bize böyle anlatıyor. ***
    İkincisi: "أَتَيْنَا طَائِعِينَ" yani “Gönüllü olarak geldik” sedası :
    Yer ve gök nasıl konuştu? Bu soruya cevap Virginia Üniversitesinde gök bilim adamı ve büyük patlamadan sonra evrenin ömrünün 1. yılı 400.000 yılında meydana gelen kozmik mikro dalgalanmada oluşan radyasyonun arka planını analiz eden Mark Whittle’den gelmiştir. Bu bilim adamı, kendisinden önce hiçbir bilim adamının ulaşamadığı bir neticeye ulaştığı için hayret ve dehşetler içinde kaldığını ifade eder. O da: büyük şişmeden (Big Inflation) sonra gelen kozmik arka plan radyasyonuna eşlik eden dalgalanmaların son kaydında, bu dalgalanmaların evrende akan/yayılan ses dalgalarına benzediğinin ortaya çıkması. Bu dalgalanmalar, ses dalgalarından çıkan evrenin ilk maddesinin yoğunluğundaki dalgalanmaları yansıtmaktadır. Söz konusu dalgalar, 30.000 ışık yılı genişliğinde ve insanın duyma eşiğinin 55 octave altındadır. Bu dalgaların izahı tamamlandığında evrenin doğum sancısı çığlığı işitilebilmiştir. (the cry from the birth of the cosmos can be heard).
    Ben de diyorum ki bu çığlık, tek kütlenin parçalara ayrılmasına (Fetq-Retq) eşlik eden ses, yer ve göğün Cenab-ı Hakk’ın emrine uyarak “Gönüllü olarak geldik” demesinin yankısından başka bir şey değildir.
    Kuran şöyle ferman buyuruyor:
    Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik” dediler (Fussılet: 11).

    Yukarıda aktardığımız yazının orijinali şu şekildedir: *

    Mark Whittle of the University of Virginia has analyzed the so-called cosmic background radiation that was born 400,000 years after the Big Bang. He said: "I was a little surprised that someone had not done it before. He took the latest data about the Cosmic Microwave Background radiation (CMB) which comes from an era just after the Big Bang. Ripples in the radiation are like sound waves bouncing through the cosmos. Over the first million years the music of the cosmos changed from a bright major chord to a somber minor one. They show ripples in the CMB which are subtle variations in the density of matter which can, in one sense, be thought of as sound waves. These cosmic sound waves are 30,000 light-years wide and are 55 octaves below what humans can hear. But when they are shifted to regions of the audible spectrum, the cry from the birth of the cosmos can be heard .
    *
    Üçüncüsü: Karanlık Madde :

    * Evrenin Karanlıkları: “Zulümat” yani karanlıklar kelimesi Kuran’da 23 defa geçmiş ve birçok yerde de dalalet ve sapıklıkla alakalı soyut manevî anlamlar için kullanılmıştır. Aynı kelime birçok yerde de somut manasıyla kullanılmıştır, mesela göğün ve yerin karanlıkları, derin denizlerin karanlıkları, kara ve denizin karanlıkları, üst üste (katmerli) karanlıklar, Yunus Aleyhisselamı yutan balığın karnının karanlıkları, annelerin karınlarındaki yaratılış karanlıkları… vs. zülumat ile nur (karanlıklar ve ışık) yan yana anıldığı zaman karanlıkların çoğul, ışığın ise tekil kipiyle kullanıldığını ve “karanlıklar”ın “ışık” sözcüğünden önce geldiğini görürüz. Burada bizi ilgilendiren ayetler evrenin karanlıklarından bahseden ayetlerdir ve onları aşağıdaki gibi zikredebiliriz :

    1 .********** Mutlak manada zulümat – karanlıklar :
    Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’ın hakkıdır. Bir de kâfirler kalkmışlar, birtakım putları Rab’lerine eşit sayıyorlar! (Enâm: 1).
    2 .********** Bulutun karanlıkları :
    Yahut onların durumu gökten sağnak halinde boşanan ve içinde yoğun karanlıklar, gök gürlemeleri ve şimşekler bulunan yağmura tutulmuş kimselerin durumuna benzer. Yıldırımların verdiği dehşetle, ölüm korkusundan, parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Fakat Allah kâfirleri çepeçevre kuşatır (Bakara: 19).
    3 .********** Yeryüzünün karanlıklar:
    Bilinmeyen nice hazineler ve görünmeyen gayb aleminin anahtarları* O’nun yanındadır. Onları Kendisinden başkası bilemez. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun haberi olmadan bir tek yaprak bile düşmez. Yer altı tabakalarının karanlıkları içindeki tek bir tane, hasılı yaş ve kuru hiç bir şey yoktur ki açık, net bir kitapta bulunmasın (Enâm: 59).
    4 .********** Kara ve denizin karanlıkları :
    O nesneler mi üstün yoksa size karanın ve denizin karanlıklarında yol gösteren ve rahmetinin müjdecisi olarak rüzgârları gönderen mi? Hiç Allah ile beraber başka tanrı mı olur? Elbette olmaz! Allah, müşriklerin şirk koşmalarından münezzehtir (Neml: 63).
    5 .********** Denizin karanlıkları :
    Yahut o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları derin bir denizdeki yoğun karanlıklara benzer. Öyle bir deniz ki onu, dalga üstüne dalga kaplıyor...Üstünde de koyu bulut. Üst üste binmiş karanlıklar... İçinde bulunan insan, elini uzatsa nerdeyse kendi elini bile göremiyor (Nur: 40).
    Konunun bilimsel olarak ele alınışı :
    Kuşlar, gökyüzünde uçarlar, deniz varlıkları suda yüzerler, yeryüzünde yaşayan mahlûklar yerle beraber güneşin etrafında yüzerler. Bütün gökyüzü nesneleri göremediğimiz bir ortamda yüzüyorlar. Gökbilimciler arasında bu ortamın, “siyah veya karanlık enerji” veya “siyah veya karanlık madde” olarak adlandırılan görünen bir madde, garip bir enerji ve nesneden meydana geldiği düşüncesi hâkimdir. Bu madde veya enerji evrenin bir yerlerinde bulunan bir şeydir. Eğer bu karanlık maddeyi görebilme imkanı olsaydı o zaman Samanyolu galaksisi tamamen farklı bir şekilde görünürdü; çünkü çeperinin (dairesinin) bu karanlık maddenin parçacık/partiküllerinden oluşan yoğun bir sisle kaplı olduğu görülürdü .
    Hayret ve şaşkınlık uyandıran şey ise, gökbilimcilerin, yıldızlar, galaksiler, muazzam surları ve farklı farklı gökcisimlerin, evren kütlesinin sadece %1’ni teşkil ettiğini ve normal madde şekilleri ile beraber kozmik gazın %5’ten az olduğunu vurgulamaları.. Evrenin %95’e varan diğer geriye kalan kütlesinin doğasını bilmek, ancak bu karanlık maddenin izlenmesine bağlıdır. Bilim adamları, bu maddeyi oluşturan parçacığa “neutralino” adını vermektedirler. Bu parçacık, ne proton, ne elektron, ne nötron, ne de özgür, serbest ve hafif parçacıktır (nötrino). Ama bu kara sihirbaz, soğuk, ağır ve karar kılmış, yüksüz, çarpışmaktan özenle kaçınan ve maddesi içinde bütün gökcisimlerinin yüzdüğü bir parçacıktır. Neutralinolar, birbirlerine aşırı derecede benzeyen homojen bir yapıya sahiptirler. Güneş, saniyede 220 km hızla aile fertlerini de yanına alarak bu karanlık madde içinde yüzmektedir. Bu madde, evrende bol miktarda bulunmaktadır, o kadar ki bilim adamları, bir tek saniyede, her metre kare içinde hareket eden parçacıklarının sayısını 1 milyar olarak takdir ediyorlar. Bu olayı, Kuran’dan daha iyi bir şekilde niteleyen başka bir eser göstermek mümkün değildir:
    Her biri bir yörüngede yüzmektedir (Enbiyâ: 33).
    Bu Kuranî niteleme, yalnızca söz konusu maddenin keşfinden önce dile getirilen bir husus değil, aynı zamanda onun varlığını da bildirmektedir. Bilim adamları, bu maddeyi bugüne kadar keşfedip izleyebilmiş değillerdi. Cenab-ı Hakk, ister gözlerimizle görelim ister görmeyelim dilediği üzerine kasem edip dikkatleri onun üzerine çekmektedir:
    Yok, yok! Gördüğünüz ve göremediğiniz âlemlere yemin olsun ki! Bu Kur’ân, pek kerim bir elçinin (getirip okuduğu) sözdür (Hâkka: 38-40).
    Karanlık madde nasıl izlenecektir? Bu madde bugüne kadar iki sebepten dolayı görülmemiştir; birincisi: karanlık madde henüz keşfedilmemişti, ikincisi ise: doğal radyasyon ve kozmik ışınların faaliyeti neticesinde ortaya çıkan karışıklık ve gürültü. Karanlık maddenin izlenmesi, onun bileşenleri ile normal madde çekirdeklerinin çarpışmasından doğan optik ve termal nabızların incelenmesine bağlıdır. Bilim adamları, karanlık maddenin parçacıklarının normal madde içinden geçmesi ile ortaya çıkan optik ve termal etkiyi keşfetmeyi beklemektedirler. Bu da optik sintilasyon detektörleri ve süper soğutulmuş detektör aracılığı ile gerçekleşir. Şaşırtıcı kozmik ışınların gürültüsünü yenmek için, radyasyon kirliliğini aza indirecek teknik maddelerin yanında, özel zırhlar geçirildikten sonra yeryüzünün altında çok derin yerlere detektörler yerleştirilir .
    Burada söz konusu karanlık maddenin varlığına işaret eden bazı ayetleri serdedeceğiz :

    Kuran’ın gök cisimlerinin yüzdüğüne işaret etmesi; çünkü yüzmek için yüzülecek bir ortama ihtiyaç vardır. Her biri bir yörüngede yüzmektedir (Enbiyâ: 33).
    Kuran’ın yaklaşık olarak 20 yerde yer ve gök arası varlık veya nesnelere işaret etmesi. Öyle zannediyorum ki Kuran’da göklerin yaratılış konusu ele alındığı yerlerde varit olan (وما بينهما) “yer ve gök arasındaki canlılar veya nesneler” ifadesi gelecek 50 yıl boyunca astrolog ve kozmologların meşguliyet alanı olmayı sürdürecektir. *
    Görmediğimiz şeylere Kuran’ın yemin etmesi: Yok, yok! gördüğünüz ve göremediğiniz âlemlere yemin olsun ki! (Hâkka: 38-39).
    Siyah maddenin keşfi, karanlık maddenin kozmik gürültüsü giderildikten sonra normal maddeyle buluşmasından doğan etkiye bağlıdır .
    Dördüncüsü: Evrenin karanlığı:
    Birincisi: Kuran’ın önderliği ve öncülüğü: Kuran ayetleri, modern bilimin ancak 20. asrın 60’lı yılların sonunda insanın uzayı keşfetmeye başlamasıyla birlikte farkına vardığı evrenin karanlığı olgusuna işaret etmektedir. O ayetler şunlardır: Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran O’dur .

    Geceyi dinlenmeniz, güneş ve ayı da vakitlerinizi hesaplamak için O yarattı. İşte bütün bunlar, azîz ve alîm (mutlak galip ve her şeyi hakkıyla bilen) Allah’ın takdiridir (Enâm: 96).
    Hatta o kâfirlere gökten bir kapı açsak, onlar da yukarı yükselip çıksalar, yine de “Galiba gözlerimiz bağlandı, belki de büyüye tutulduk!” derler (Hicr: 14-15).
    Onlara bir delil de gecedir ki, Biz ondan gündüzü sıyırıp soyarız, birden karanlığa gömülürler...(Yâsîn: 37).
    Siz ey haşri inkâr edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök âlemini mi? İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti. Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı. Gecesini karanlık, gündüzünü parlak şekilde açığa çıkardı (Naziât: 27-29).
    Dinlenip sükûnet bulmanız için geceyi karanlık, çalışıp iş yapmanız için de gündüzü aydınlık kılan O’dur. Elbette bunda, işitip dinlemesini bilen kimseler için nice deliller ve ibretler vardır. (Yunus: 67).
    *
    İkincisi: Evrenin karanlığındaki Kuranî bilimsel mucize :
    Uzayın ortasında görememek, astronotları hayret ve dehşete düşürmüştü; bunun nedeni evreni kaplayan karanlık denizinde yüzen yıldız, gezegen ve uydular gibi gökcisimlerini kuşatan karanlık.. gökyüzündeki bu hal, insanoğlunun yeryüzünde alışmadığı yeni bir durumdu. Astronotlar, yeryüzünün aydınlık kabuğundan ayrılıp birkaç saniye içinde uzayı vardıklarında çok geçmeden atmosferin aydınlık kabuğuyla karşılaştılar. Bu kabuk, yavaş yavaş gök kubbenin açık mavi renginden turkuaza, koyu maviden mor renge, nihayet deniz yüzeyinden yaklaşık 200 km yükseklikte tamamen simsiyah hale gelir. Bu olay, ışık saçan kandil mesabesinde olan güneşin varlığına rağmen böyle olmaktadır. İşte burada Cenab-ı Hakk’ın şu sözünün mucivî yönü öne çıkmaktadır: Galiba gözlerimiz bağlandı..!” derler (Hicr: 14-15); zira göz koyu karanlıkta göremez. Üstelik, 200 km’yi geçmeyen yeryüzü kabuğunun aydınlık kısmı, bizim ile 150 milyon km olarak takdir edilen güneş arasında ki mesafeye taksim edildiğinde aydınlık kısmı karanlık kısmına kıyaslandığında hiçbir şey ifade etmemektedir. Bu husus, Yüce Allah’ın kelamında “نسلخ” fiiliyle ifade edilmiştir:
    Biz ondan gündüzü sıyırıp soyarız, birden karanlığa gömülürler... (Yâsîn: 37).
    Gerçekten, yeryüzünün aydınlık kabuğu, evrenin karanlığında çok cüzî bir parça gibi durmaktadır. Ancak, aydınlık gündüz, semanın karanlık gecesinden nasıl çıkıyor? Gerçek şu ki, sadece atmosferde hissettiğimiz endirekt ışığı idrak etmemizi sağlayacak derecede ışın yayılması ve yansıması meydana getirmek için yeteri kadar atom içermediğinden ve hava yoğunluğu az olmasından dolayı ışık dağılımı veya yayılımı olmamakta, bu nedenle güneş ışığı, uzayda görünmeden yolculuk etmektedir. İşte burada başka bir Kuranî mucize ortaya çıkmaktadır:
    Dinlenip sükûnet bulmanız için geceyi karanlık, çalışıp iş yapmanız için de gündüzü aydınlık kılan O’dur. Elbette bunda, işitip dinlemesini bilen kimseler için nice deliller ve ibretler vardır (Yunus: 67).
    Zira burada toz, güneşin ışığını gösteren gündüzün gözlerini temsil etmektedir .
    Üçüncüsü: yer ve göklerin yaratılışında ara nesneler ve canlılar :

    Kuran’da ara nesneler ve canlılar:
    Cenab-ı Hakk, yer ve gökleri ve ikisi arasındakileri altı evrede yaratmıştır. Üç ayette “وما بينهما” - ikisi arasındakiler - ibaresi geçmektedir .
    Gökleri, yeri ve ikisinin arasında olan şeyleri altı günde yaratan, sonra da arşı üzerine hükümran olan O’dur. O rahmandır, sen O’nu, o her şeyi bilen’e sor (Furkan: 59).
    Allah o hak mâbuddur ki gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları altı günde yaratmış, sonra da arşına kurulmuş mutlak hükümrandır (Secde: 4).
    Biz gökleri, yeri, ikisinin arasındaki bütün varlıkları altı günde yarattık da Bize en ufak bir yorgunluk dokunmadı (Qâf: 38).
    “Gök” kelimesi, tekil olarak iki yerde zikredilmiştir:
    Elbette Biz göğü, yeri ve aralarında olan varlıkları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık (Enbiyâ: 16).
    Biz göğü, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları gayesiz, boşuna yaratmadı (Sâd: 27).
    Diğer ayette ise şöyle yer almaktadır:
    Rüzgârların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır (Bakara: 164).
    Kuran’da geçen bu iki kelime – yer ve gök arasındakiler – 21. yüzyılın ilk 10 yıllarında kozmolog ve astronotların ana meşgaleleri olacaktır .

    Bilimde ara nesneler: Modern bilimin ışığında söz konusu ara nesneler hangi anlama gelmektedir ?
    İlk olarak yeryüzünden daha önce anılan dış uzaya kadar uzanan atmosfer tabakaları kastediliyor olabilir. Bu doğrudur. Yeryüzü gezegenin dışında başka gezegenlerin kabuğu da olabilir. İnsanı gerçekten heyecanlanmaya sevk eden şey ise, ara nesnenin bundan daha geniş ve daha kapsamlı olduğudur. Yıldız veya galaksi veya gök atmosferi de olabilir. Ve artık yıldız ve gezegenler arasındaki boşluk, boşluk olmaktan çıkmıştır, aksine kompleks olma bakımından yeryüzü atmosferine benzeyen yıldızlar ve galaksiler arası atmosferin varlığı ile bir farklılık kazanmıştır .
    Birkaç yıldan beri galaksimizi kaplayan ve milyarlarca yıldızın arasında uzayı dolduran yıldızlararası ortam olarak adlandırılan çok ince bir atmosferin olduğu bilinmeye başlandı. (şekil: 6). Bu atmosfer de, hidrojen iyonlarından atomlar, parçacıklar ve plazma şeklinde hidrojenden oluşmaktadır. (J. Mayo Greenberg: Yıldız Bulutunun Sırları, Scientific dergisi, cilt 17, 8-9. Sayı, yıl 2001, s: 60). *
    Yıldızlar arasındaki gazın doğadaki su dolaşımı gibi bir dolaşımı vardır, çünkü yıldızlararası gaz yoğunlaşır ve yıldızlar oluşur ve onlarda buharlaşırlar. Galaksiler, galaksiler arasında uzayla maddeleri değiştirirler ve galaksiler yıldızlararası ortamda kütlelerinden bir parça kaybederler, ancak bu ortam aynı zamanda galaksileri besler. (Şekil: 6). Böylece yıldızlararası ortam, geçmişte bilim adamlarının zannettiğinden çok daha fazla önem kazanmış ve sıcak gazla dolu büyük fıskiyeler ve patlayan yıldızların meydana getirdiği köpükler olduğunu anlaşılmışrtır. Astronomik ölçümle bir köpüğün çapı 50-100 fersaha kadar varır. Güneş, sıcak bir köpüğün içinde gözükmektedir. Yıldızlar ve galaksiler arasındaki boşluk hakkındaki yeni sırların perdesi aralandıkça bilim adamlarının yer ve gökler arasında muazzam bir yaratılış mucizesi olduğu hususundaki kanaatleri pekişmiştir .

    İşte burada daha önce değindiğimiz ara nesneler, semanın oluşumunda olumlu bir rol oynamaktadırlar. Yani yer ve gökler arasındaki yaratılış, yer ve göklerin yaratılışını tamamlayan ve birbirini gerekli kılan, biri diğerine etki eden sürekli iç dönüşüm hareketidir. Bundan dolayı görüyoruz ki, ikisinin yaratılışı da 6 gün/devrede gerçekleşmiştir. Bir kısım ayetler, yer ve göklerin 6 gün/devrede, diğer bir kısım ayetler ise onlar ve arasındakilerin aynı 6 gün/devre içinde yaratıldığı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu da ara nesnelerin büyüklüğünü kesin bir şekilde göstermektedir .***
    Sonuçta boş uzay, boş değildir. Hala evrenimizin büyük bir kısmı, hesaba alınmadan karanlıklar içinde kalmaya devam etmektedir. Gelecek 10 yıl içerisinde karanlık madde hakkındaki araştırmalar, hız kesmeden devam edecektir. Bu da ilk etapta yer altında yapılacak çok hassas ve dakik tecrübeler aracılığıyla olacaktır. Gizli karanlık madde olarak adlandırılan bu madde, hiç kimse tarafından görülmemesine rağmen bilim adamları varlığına inanmaktadırlar, ancak nasıl bir doğaya sahip olduğu konusu hala sır olarak kalmaktadır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Yok, yok! Gördüğünüz ve göremediğiniz âlemlere yemin olsun ki! Bu Kur’ân, pek kerim bir elçinin (getirip okuduğu) sözdür” (Hâkka: 38-40).

    ÜÇÜNCÜ HAKİKAT: SEMANIN GENİŞLEMESİ

    Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hâkimiyet sahibiyiz (Zariyat: 47).
    Ayetin kısaca tefsiri :
    Muhatasur-u İbn-i Kesir: Cenab-ı Hakk, ulvî ve süflî alemin yaratılışına dikkat çekerek şöyle buyuruyor:
    "وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا" Göğü Biz bina ettik”, yani korunmuş ve yükseltilmiş bir tavan yaptık. "بِأَيْدٍ" Yani sağlam bir şekilde yaptık. Bu görüşü, İbn-i Abbas, Mücahit, Katade, Sevrî ve emsalleri dile getirmiştir.
    *"وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ" “Onu genişleten Biziz”, onun (semanın) etrafını genişlettik, direksiz yükselttik ta ki şimdiki kendi özgün haline geldi .
    Celaleyn tefsiri:
    "وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ "بِقُوَّةٍ"
    Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz.
    *"وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ" قَادِرُونَ" Yani “Biz güç ve kudret sahibiyiz”. Arapçada آدَ الرَّجُل* denildiği zaman “güçlü kuvvetli oldu” manasını وَأَوْسَعَ الرَّجُل sözüyle ise “genişlik ve kuvvet sahibi oldu” manası kastedilir .
    Taberî tefsiri de bazı nüanslarla aynı ifadeleri kullanmıştır .
    Kâinat, müthiş bir hızla genişlemektedir. Bizden yaklaşık 650 ışık yılı uzak olan galaksi, 1 saniyede bizden 15000 km uzaklaşırken, evrende bulunan galaksiler ve benzerleri (kuasarlar) ise saniyede 270 bin km varan bir hızla geriye dönerler. Bu ise gerçekten korkunç bir genişlemedir, 1 saniyeden daha az bir zaman dilimi içinde, evrende bulunan galaksiler yeryüzünün çapının 20 bin katı kadar bir mesafeden dönerler .
    Semanın genişlemesi ayetindeki bilimsel mucizevî yönler:
    Ayette, günümüzün bilim adamlarının üzerinde hassasiyetle durup araştırma yaptığı önemli bilimsel konulara 4 işaret vardır. Bu işaretleri, dört soru şeklinde astronot ve kozmologların dikkatlerine sunuyoruz .

    Semanın hakikati nedir ?,
    Genişlemekte olan nedir? Evren mi, uzay mı, yoksa sema mı ?
    Sema bir “bina” mıdır? Bu binanın özellikleri nelerdir ?
    Gök binasını birbirine bağlayan güçler nelerdir ?**
    İlk soruyu müstakil bir maddede ele almayı planladığım için ikinci sorudan başlıyorum .

    Genişlemekte olan nedir? Evren mi, uzay mı, yoksa sema mı ?
    Evrenin genişlemesi düşüncesi kozmoloji ilminin kalbini oluşturmaktadır. 1929 yılında Edwin Hubble, Samanyolu galaksisinin dışındaki galaksiler üzerine yaptığı gözlemlerinin, bu galaksilerin, düzenli bir şekilde ve bizimle kendi aralarındaki mesafeye doğru orantılı olacak hızlarla bizden uzaklaşarak hareket ettiklerini ortaya koyduğunu duyurmuştur. Buna göre bizden en uzak olan galaksiler, en hızlı kaçanlardır. Hubble aynı zamanda bu galaksilerden gelen ışığın, latif ışıklı kırmızı sona doğru kaydığını da fark etmiştir .
    Bu genişleme ne anlama gelmektedir? Yani “galaksi bizden uzaklaşarak hareket etmektedir” dediğimiz zaman bu hareket yerin kendi yörüngesindeki hareketi gibi doğal bir harekete mi işaret etmiş oluyoruz? Yoksa galaksi ve bizim aramızdaki uzayın uzanmasından, dolayısıyla bizden uzakta hareket halinde olan galaksi şeklini netice veren bir olaydan mı bahsediyoruz? Daha açık bir ifadeyle, “kâinat genişlemektedir” dediğimizde uzayın kendisinin genişlemesinden bahsediyoruz demektir. İşte burada Hubble’in gerçeği yakaladığı, ancak onu formüle ve ifade etmede yanıldığı ortaya çıkıyor. Genişleyen kâinat teorisine çağımızda yapılan düzeltmeler bu teoriyi Kuran ifadesine yaklaştırmaktadır. Gerçek şu ki, uzayın kendisinin genişlediği sözüyle teoriye birçok düzeltme yapılmakla beraber, bu teorinin semanın genişlediğini ifade eden Kuran metniyle uyumlu olabilmesi için başka bir düzeltmeye daha muhtaçtır. Semanın genişlemesi, galaksilerin belirli boyutları olduğu ve genişleyenin galaksilerin üstündeki şey olduğu anlamına gelmektedir. (Şekil: 7).
    Önceleri astronot ve kozmologların astronomi ilmindeki en büyük buluşlarının kâinatın genişlediği fikri olduğunu ve Hubble’in de bu buluşla Nobel bilim ödülü aldığını konuyla alakalı kitaplarda okuduğumda “bu buluşun üzerinden 70 yıl geçmesine rağmen neden hala “teori” kategorisinde değerlendiriliyor?” diye kendi kendime soruyordum. Kuran metnini dikkatli bir şekilde okuduğumda, Cenab-ı Hakk’ın, “Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz” (Zariyat: 47) sözünün gereği kâinatın değil semanın genişlediğini kesin bir şekilde anladım. Burada yüreğimden seslenerek diyorum ki Kuran-ı Kerim gerçek ve doğru ilme götürmektedir. Dolayısıyla bilim, ilmî çalışmalarında Kuran’ı kendine rehber edinmeli ve onunla uyum içerisinde olmalıdır. O Kuran’a uymalıdır, yoksa Kuran’ı kendine uydurmaya kalkmamalıdır. (Şekil 7: Ne kâinat, ne de boşluk “uzay” genişlemektedir; aksine sürekli genişleyen semadır).
    “Sürekli artan bir oranla kâinat neden genişlemektedir?” sorusu akıllara durgunluk vermeye devam etmektedir .

    Sema bina mıdır? Bu binanın özellikleri nelerdir ?
    Yıldızlar, aralarını geniş bir boşluğun ayırdığı büyük dev kümeler içinde bulunur ve arının kovanı etrafında vızıldayarak dolaşması gibi eliptik galaksi ortası etrafında dolaşırlar. Bu yıldızların çoğunluğu çok eskidir. Yıldızlar, semanın yapı taşları mesabesinde olan galaksilerin içinde dizilmiştir. Hubble’in geliştirdiği sınıflandırma sistemine göre galaksileri genel olarak üç ana çeşide ayırabiliriz: Eliptik, helozonik/sarmal ve düzensiz… hemen hemen şişkinliği olan her eliptik veya helozonik galaksinin içinde büyük kara deliklerin bulunduğu düşünülmektedir .*
    Semanın ölçümü ve büyük surları/duvarları: Galaksi, büyüklüğüne rağmen kozmologlar için kâinat yapısının temel biriminden başka bir şey değildir. Yarı çapı 12 milyar ışık yılına varan kâinatı dolduran milyarlarca galaksi vardır. Bunlar, çapı 3 milyon ışık yılına veya daha fazlasına varan kümeler içinde toplanmaktadırlar. Bu kümeler de, büyük bir bina/yapı içinde toplanmaktadırlar. Hassas bir ölçüm, uzunluğu 750 milyon ışık yılı ve genişliği 250 milyon ışık yılından daha fazla, kalınlığı ise 20 milyon ışık yılı olan “büyük bir galaksi duvarı”nı keşfetmiştir. Şu an 1 milyar ışık yılına kadar uzanan Büyük Sloan Duvarı’nın harita çizimleri yapılmaktadır. (Şekil: 8) Evrende, aralarında dev boşluklar bulunan bu gibi büyük duvarlardan çok sayıda vardır.
    Yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir kubbe yaptı (Bakara: 22).

    Duvarlar, hatlar ve boşluklar :
    Yıldızlar, galaksilerin içinde dizilirler. Galaksiler aralarını boşlukların ayırdığı büyük kümeler halinde bulunur ve bunlardan bazen evrenin ağı (kozmik web) olarak adlandırılan köpüksü bir yapı oluşur.
    Yıldız, çekimine bağlanmış küre şeklinde ışık saçan plazma kütlesidir.
    والنجم:* النجم كتلة مضيئة** من البلازما على هيئة كرة مربوطة بجاذبيته
    Yeryüzünün en büyük enerji kaynağı güneş, yeryüzüne en yakın yıldız kabul edilir .
    Galaksi, yıldız, yıldız kalıntıları, gaz, toz ve karanlık maddeden oluşan yıldızlararası ortamdan teşekkül eden çekimsel kütle sistemidir. Üst kümeler (Superclusters) ise; bir çok galaksinin yan yana gelip kümeleri oluşturan parçalardır. Bu üst kümeler, daha küçük galaksi ve küme gruplarından oluşan büyük grupları içerir ve aralarında boşluklar bulunan evrenin büyük yapı taşlarından sayılırlar .
    Gök yolları/yörüngeleri (kozmik doku), evrende bilinen en büyük yapılardır ve ideal uzunlukları astronomik olarak 50-80 mega fersah civarında ipliğimsi yapılardır. Bunlar evrende ki boşluklar arasındaki sınırlardır. Kozmik yollar, çekimle birbirine bağlı galaksilerden oluşmaktadır. 2006 yılında insan aklının bildiği en büyük gök yapıyı oluşturan üç gökyolunun bulunduğu ilan edildi. Liman olarak isimlendirilen birbirine şiddetli bir şekilde bağlı galaksilerden oluşmaktadır .
    Ayrıca galaksi yolları arasında bulunan boşlukları temsil eden aralıklar vardır ve evrenin en büyük yapıtaşları olarak kabul edilir .
    İngilizce galaksi duvarları hakkında bilgiler …
    …..



  7. 12.Mart.2013, 13:14
    4
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    [B][FONT=palatino linotype][SIZE=3][COLOR="#000000"]Kozmik Web ve Kuranî Yemin:
    Cenab-ı Hakk, bir şey üzerine yemin ettiğinde, konunun ehemmiyetine binaen akıl sahiplerine düşen vazife o konu üzerinde derinlemesine düşünmektir. Burada söz konusu olan yemin ise şudur: Göğe ve onu bina edene yemin olsun ki… (Şems: 5). Ayeti ezberlemek ve tekrarlamak şüphe yok ki çok önemli bir şeydir, ondan daha önemli bir şey varsa o da bu ayet üzerinde küllî bir şekilde düşünmektir. Ben semanın kubbe yapılışını yazarken iki husus beni hayret ve dehşete düşürdü: Birincisi internette Kuranî bir terim olan “semanın kubbe/tavan” yapılışı (Building Heaven) kelimesini araştırdığımda aynı terim başlığıyla alanında uzmanlaşmış kalemlerin ürünü bilimsel birçok araştırmayla karşılaştım. Bundan dolayı, kozmoloji bilimlerinde eser yazanların, Kuran’dan bir şey bilmese bile konularını açıklarken Kuran’ın ilgili terimlerini kullanması gerektiği düşüncesi kafamda iyice yerleşti. İkincisi ise; bilim adamlarının, en önemli evren mühendislik parametrelerinden biri olan “kozmik ağ” veya “kozmik örümcek ağı” olarak adlandırdıkları şeyi keşfetmeleri. (Şekil 8: gök kubbede iki büyük duvarı gösteren kozmik haritalar).
    Birçok boşluk ve kozmik duvarların bir kısmı bugün keşfedilmiş, bir kısmı da yarın keşfedilecektir… Ancak insanlar bir defa, iki defa kendi mücerret gözleriyle evrene dikkatlice bakacaklar ve onun muhteşem yapısı karşısında şaşkınlık ve hayretlerini ifade edecekler; bilim adamları da akılları ve cihazlarıyla evrenin uçsuz bucaksız derinliklerine her zaman yelken açmaya devam edecekler ve hiç şüphesiz hiçbir eksiği, gediği ve çelişkisi olmayan ahenk içinde muhteşem bir evrenle karşılaşacaklardır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur. Rahman’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Her hangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak! Gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner (Mülk: 3-4).

    Uzay-zamanın ölçümünde yıldızlardan istifade etmek : Kuran’da yıldızla yol bulunur, yıldız düşer, secde eder, kimisi pırıl pırıl parlar, kimisi gündüz gizlenir, kimisi de dolaşıp dolaşıp yuvalarına, yörüngelerine girer . Kuran’da yıldızla yol bulmaya işaret eden iki ayet varit olmuştur. Kuran, kara ve denizin karanlıklarında yıldızlarla yol bulunabileceğini belirtmiştir. Ancak benim ilgi ve alakamı uyandıran husus, Nahl suresindeki 16. ayetin belirli bir yön sınırlamaksızın yıldızlarla yol bulmaya (hidayet) işaret etmesidir. Bu ayette adı geçen yol bulmanın (hidayetin) çeşidinin belirtilmemesinin muhakkak bir sırrı olduğundan emindim. Bu sırrın mahiyetini, bazı yıldız çeşitlerinin uzay-zamanın (space – time) ölçümünde kullanıldığını öğrendiğimde çözdüm. Ia tipindeki süpernovalar, uzay-zamanın beraber ölçümünde mumlar gibi kullanılmaktadırlar. Bu ateş kütlesinin tutuşması yaklaşık 3 haftayı alır ve bu süre içinde en parlak zamanına ulaşır, sonra bir ay zarfında bu parlaklık kaybolur. Dev çaplı bir kamerayla gökyüzünün alanını düzenli bir şekilde ölçerek en büyük süpernovayı bulmak mümkündür . Şimdi Amerikan Scientific dergisinden (cilt: 15, sayı: 11, yıl: 1999) harfiyen nakledeceğim aşağıdaki fıkra üzerinde Kuran metnini de nazara alarak düşünmenizi rica ediyorum: Yol bulmada yararlanacağınız daha birçok alametler, işaretler koydu. Yıldızlarla da bir kısım insanlar yol bulurlar” (Nahl: 16). “Uzun bir zaman önce (5 milyar yıl olduğu tahmin ediliyor), uzak bir galakside (bizden 2000 astronomik fersah uzakta) ölü bir yıldız, 1 milyar güneş ışığından daha parlak bir aydınlık çıkararak patlamıştır. 1997’nin karanlık bir gecesinde 10 dakika içinde ışığı yayılmış, bu süpernovadan çıkan birkaç yüz foton Şili Cumhuriyetindeki bir teleskopun aynasının üzerine düşmüştür. İşte o esnada bilgisayar ekranında zayıf bir ışık portresi görüntülenmiştir. Bu bulanık ve sönük alan/bölgeye bakmak enteresan bir durum değildi; ancak onun manzarası bize göre çok dikkat çekiciydi; zira o uzay-zamanı ölçmede bize yol gösterecek yeni bir işaret ve alamet mesabesindeydi”. Direkler ve Gök Kubbenin Güçleri : Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: Allah O’dur ki gökleri, sizin de görüp durduğunuz gibi, direksiz yükseltti. Sonra da Arşının üstünde kuruldu. Güneşi ve ayı hizmet etmeleri için sizin emrinize verdi. Bunlardan her biri belirli bir vakte kadar dolaşmaktadır. Bütün işleri O yönetir. Âyetleri size açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza iman edesiniz (Ra’d: 2). O gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yarattı. Yere de, sizi sarsmaması için, ağır baskılar, yani ulu dağlar koydu ve orada her türlü canlıyı üretip yaydı. Gökten de bir su indirdik orada her güzel çifti yetiştirdik (Lokman: 10). Müfessirler " " bölümünü iki şekilde yorumlamışlardır. Birincisi: “O gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yarattı” şeklindedir. İkincisi ise; onların direkleri vardır, ancak biz göremeyiz. Gerçek şu ki gökler tutulmaktadır ve onları tutan da Cenab-ı Hakk’tır: Görmedin mi ki Allah yerde olan her şeyi ve Kendi emriyle denizlerde yüzen gemileri, sizin hizmetinize verdi? Yerin üstüne düşmesin diye, göğü O tutuyor. Gök ancak O’nun izniyle düşebilir. Çünkü Allah raûfdur, rahîmdir (Hac: 65). Gerçek şu ki: Gökleri ve yeri yok olmaktan koruyan, Yüce Allah’tır. Şayet onlar yıkılacak olursa onları Allah’tan başka kimse tutamaz. Doğrusu O halîmdir, gafûrdur” (Fatır: 41). Kozmologlar, astronotlar ve matematikçiler evrenimizde bilinen dört kuvveti birleştirecek ve birbirine bağlayacak formül araştırıyorlar. Söz konusu dört kuvvet şunlardır : Atomları birbirine bağlayan elektromanyetik kuvvetler, suyun meydana gelmesi için oksijen atomlarını hidrojen atomlarına bağlayan kuvvetler gibi . Atom içindeki temel parçacıkları parçalayan ve çözen, yeryüzüne ısı verip onu donmaktan kurtaran radyoaktif bozunmadan sorumlu zayıf nükleer kuvvetler . Çekirdek içindeki proton, nötron ve kuarklar gibi parçacıkları birbirine bağlayan güçlü nükleer kuvvetler . Yerçekimi kuvvetleri. Son kuvvetlerin durumu enteresandır; çünkü güçsüzlüklerine rağmen evreni ayakta tutan onlardır. 10-39’a varan nükleer kuvvete maliktirler. Alanında uzman bilim adamları, söz konusu kuvvetleri birleştirecek bir denklem ve hem yukarda adı geçen kuvvetlerin birleşmesini, hem de Cenab-ı Hakk’ın yer ve göklere ol dediğinde onların da oluverdiği evrenin doğumu anında egemen olan birleştirici kuvvetleri niteleyecek bir teori bulmaya çalışmaktadırlar. Gelecekte söz konusu kuvvetlerin birleşmesi halinde zorunlu olarak şu soru kendisini bize dayatacaktır: gerçekten başlangıçta bu birleşimin (tevhidin) arkasında kim vardı? Bunun cevabı Cenab-ı Hakk’ın şu sözünde yatmaktadır: O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. Bir şeyi yaratmak isteyince sadece “ol!” der, oluverir (Bakara: 117). “Kraliyet Astronotu” fahri unvanını taşıyan Martin Rees şöyle diyor: bir gün fizikçiler tüm fizik olgusuna hükmeden bir bütün teori bulabilirler, ancak onların bu denklemlerine ruh üfleyen ve onu gerçek evrende bir vakıaya dönüştüren şeyi kesinlikle bize anlatacak güç ve kudrete sahip olamayacaklardır . Dördüncü Hakikat: Göğün yolları/Yörüngeleri (Kozmik Bağlar) Yollarla, yörüngelerle dolu gök hakkı için! Siz tam bir çelişki içindesiniz (Zariyat: 7). Kozmik Yollar Evrenin Sırrı : “Bilim adamları,*yer çekimi dalgalanmalarının meydana getirdiği ince dalgalanmaları (subtle ripples) etüt ederek yakında evrenin başlangıç olaylarına hızlı bir bakış atabilirler. (Şekil: 9) Bu dalgalanmalar, kozmolojinin şifrelerini çözmek için bir vesile teşkil etmektedir”. (Amerikan Scientific dergisinden). Göğün yollarına yemin etmenin arkasında büyük bir sır olduğunu anlamıştım. Bu anlayış, Kozmologların evrenin arka planındaki dalgalanmalar ile ilgili düşünceleri ile müfessirlerin göğün yolları hakkındaki görüşlerinin örtüştüğünü gördüğümde daha da pekişti . Müfessirlerin Cenab-ı Hakk’ın “Yollarla, yörüngelerle dolu gök hakkı için!” (Zariyat: 7) sözü hakkındaki yorumlarının özeti: " " ayette geçen “hubuk” “hibak” kelimesinin çoğuludur, kitab ve kütüb gibi. Dahhak ve Ferra gibi birçok müfessir ve dilciye göre yollar veya yörüngeler anlamına gelmektedir. Bir su ve kuma rüzgar vurduğu zaman oluşan kırılmalara ve çizgilere “hubuk” denildiği gibi, kıvırcık saçların kıvrım yerlerine de “hubuk” denir. Deccal hadisinde " " yani saçı dalgalı ve kıvırcıktır . Ragıb (r) şöyle demiştir: : ( ) yani yol ve yörünge sahibi demektir. Bazıları da bundan maksadın yıldız ve galaksiler gibi somut/maddî yolları olduğunu tasavvur etmiştir. Belki de burada kastedilen birinci mana yani farklı yol ve yörüngeleri olan gök demektir. Yeminin cevabı “Yollarla, yörüngelerle dolu gök hakkı için! Siz tam bir çelişki içindesiniz” (Zariyat: 7-8) (insanların ve yollarının farklılığı) da bu düşünceyi desteklemektedir. Ayette murat edilen şeyin üçüncü mana olma ihtimali de vardır. Bunun bir benzeri de şu ayettir: “Biz dünyaya en yakın semayı yıldızlarla süsledik” (Saffat: 6) fakat bu manaya kasemin cevabı münasip düşmemektedir; çünkü gökyüzünde saç kırışıklıkları gibi görünen bulut veya büyük galaksilerle resmedilen güzel dalgalara yemin edenin sonra da “şüphesiz sizler çelişki içerisindesiniz” demesi uygun düşmez . Gökyollarının keşfi : Cobe uydusu, 1993 yılında kâinatın arka planındaki radyasyonda ince dalgalanmaları izlemiştir. Bu dalgalanmalar, evrenin doğum anında temel maddenin düzenli olmadığını gösteren eski kayıtların kalıntılarını temsil etmektedir. Evren tarihinin son 10 yıl içindeki bu dalgalanmalar, karanlık maddenin çekim etkisiyle büyütülmüştür. Bu yumuşak dalgalanmaların, bugün galaksilerin ölçümünde görünen çok zengin yapıların ortaya çıkmasından sorumlu olduklarına inanılmaktadır . Burada kuran müfessirlerinin yüzlerce yıl önce kitaplarında gökyolları hakkında yazdıkları ile bugünkü kozmolog ve astronotların söyledikleri şeyin aynı olduğunu gururla kaydetmekten kendimi alamayacağım. Yukarda “hubuk” sözcüğünün kum veya su veya saçlarda bulunan kırışıklıklar demek olduğunu belirtmiştik. Şimdi, onların dedikleri ile modern çağımızın bilim adamlarının evrenin arka planındaki dalgalanmaları nitelemede kullandıkları kelimelerde ki enteresan birlik ve tevafuka bakalım: “söz konusu dalgalanmalar, bir havuzun içine atılan çakıl taşının oluşturduğu dalgalara benzemektedir”. Bilim adamlarının konu hakkındaki sözlerini içeren orijinal İngilizce metni aynen aşağıya kaydediyorum: “subtle ripples" detected nowadays in the sky; are similar to sending out waves very much like the ripples in a pond when you throw in a pebble. Şekil 9: En büyük şişme sürecinin çekim dalgalarından meydana gelen radyasyonda korunan kalıntılar, CMB dalgalarında açık izler bırakmaktadır. (Amerikan Scientific dergisi, cilt: 17, sayı: 10, yıl: 2001, s: 37 ) RELIC IN THE RADIATION Inflationary gravitational waves would have left a distinctive imprint on the CMB. The diagram here depicts the simulated temperature variations and polarization patterns that would result from the distor Ripples at the Edge of the UniverseThe Cosmic Background Explorer satellite was launched twenty five years after the discovery of the microwave background radiation in 1964. In spectacular fashion in 1992, the COBE team announces that they had discovered `ripples at the edge of the universe', that is, the first sign of primordial fluctuations at 100,000 years after the Big Bang. These are the imprint of the seeds of galaxy formation . İnce dalgalanmalar, İngilizce “subtle ripples” sözcüğünün de ifade ettiği gibi, gizlice evrene sızan evrenin arka planındaki mikro dalgalı radyasyonlardaki küçük dalgalanmalardır. CMB dalgaları, Cobe uzay arabası vasıtasıyla 1965 yılında keşfedilmiştir. Bilim adamları, onların, kozmik şişme esnasında 1 cm’den 1023 km’ye varan dalga boylarında güçlü yerçekimi dalgalarından doğduğunu düşünmektedirler. Bu güçlü dalgalar, büyük patlama anından sonra yaklaşık yarım milyon yıl evrende egemen olmuştur. (Şekil: 9) Yerçekiminin bu güçlü dalgaları, evrenin ilk maddesinde (kozmik çorba) bozukluklar meydana getirdi, bu da şimdiki dünyamızda bulunan iri yapılı galaksi ve galaksi kümelerin oluşmasını netice verdi . Yukarda anlatmaya çalıştığımız konuları Kuran çağlar önce tespit edip bizlere kendi ilmî ve edebî çerçevesi içinde sunmuştur. Bu Kuran adına büyük bir keşiftir. Daha önce de belirtildiği gibi gökyüzü yapılarının aslı dalgalanmalardır. “Hubuk” sözcüğü, gökte meydana gelen her türlü dalgalanmayı içeren geniş ve kapsamlı bir kelimedir. Özet olarak, bu, yol ve yörünge sahibi göğe yemin edenin Cenab-ı Hakk olduğunu hakkıyla bilsinler diye bilim adamlarına sunduğumuz bilimsel bir fetihtir . Sözün burasında konuyla ilgili Amerikan Scientific dergisinde yayınlanan makalenin ilgili kısmının tercümesini orijinaliyle birlikte alıntılıyorum : “Büyük-küçük bütün galaksiler, evrende noktalardan başka bir şey değildir. Bu galaksiler, kendilerini yüzlerce milyon ışık yılı içinde uzanan geniş zincirler içinde yerleştirirler. Evimiz Samanyolu, Yerel Süper Küme olarak adlandırılan galaksi silsilesi içinde bir tespih tanesinden başka bir şey değildir. Bu kümenin ardında da örümcek evinin ağının dizilişi gibi boşluklar arasında dizilen başka kümeler bulunur. (Şekil: 11). Dikkat çekici hususlardan biri de, bu kozmik sistemin temellerini evrenin başlangıcında dahi takip edebilme imkânı. İşte bizler bugün, uzun galaksi zincirleri ve onları kuşatan dev boşluklardan oluşan muhteşem evreni görmekteyiz. Amerikan scientific (Haziran: 1999) dergisinde, bilim adamı Stephen Landy’nin bu ağ arasındaki mesafelerin çok dikkatli bir şekilde belirlendiğini keşfettiği yazılmıştır (İngilizce metne bak)”. Cosmic Architecture: spider's web Galaxies large and small dot the cosmos. They arrange themselves into vast chains that can stretch across hundreds of millions of light-years. Our home galaxy, the Milky Way, is a link in one galactic chain, called the Local Super cluster. Beyond this super cluster lie others, strung across the void like the strands of a spider's web. This cosmic architecture can trace its heritage back to the beginning of the universe itself. The universe became much as we see it today: a cosmos crisscrossed by long chains of galaxies encircling gigantic voids . "cosmologic web ": Stephen Landy, Scientific American, June, 1999 find that typical spacing between stars in galaxies are of order 1 pc, large galaxies have diameters of 100 kpc, and are separated in groups and clusters by distances of order 1 Mpc. Clusters have dimensions of order 1-10 Mpc, and are separated by similar distance scales, super clusters and voids occur on scales of 100 Mpc, and the largest structures yet observed extend over distances*150 Mpc . Eksiklik ve farklılık yoktur: yoların bağı Galaksilerin dağılım şekli, aralarında 500 milyon ışık yılı kadar mesafe bulunan bir modeli göstermektedir. Bu model mücerret gözle görülecek kadar açık ve net olmamasına rağmen göğün dijital solon ölçümü projesindeki araştırmacılar bu modeli bulmak için bazı matematik teknikleri kullandılar. Other studies proved occurrence of ethereal pattern in the distribution of Galaxies. Galaxies have a very slight preference to be separated by 500 million light-years (3 billion-million-million miles) than other distances. This pattern is extremely weak; you would not be able to see it by eye. The SDSS researchers have used some mathematical techniques to extract this Beşinci Hakikat: Kuran’da evrenin yaratılış aşamaları : Açık Kuran ayetleri: Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor : De ki: Siz dünyayı iki günde yaratan Allah’ın tek İlah olduğunu inkâr edip O’na birtakım eşler, ortaklar mı uyduruyorsunuz? Halbuki bütün bunları yapan, Rabbulâlemindir (Fussılet: 9). O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi (Fussılet: 10). Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” Dediler (Fussılet: 11). Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahyetti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussılet: 12). Evrenin yaşının belirlenmesi kozmoloji ilminin köşe taşını oluşturmaktadır. Gerçekte bu konu, bilim adamları ve feylesofların hayalini tahrik eden büyük bir problemdir. Evrenin yaşı, matematik, teorik fizik ve astronomik formüllerle belirlenir. Ayetler dördüncüsü olmayan üç aşamaya işaret etmektedir: Yeryüzünün iki günde/devrede yaratılma aşaması . İki günde/devrede yeryüzünde yüce dağlar ve suların yaratılması ve her şeyin geçim ve rızkının takdir ve tayin edilmesi. İki günde/devrede dumandan yedi göğün yaratılması . Yukarda ki ayetlere göre, yer ve göklerin yaratılış aşamaları eşit zamanda 3 aşamada meydana gelmiştir ve her aşama 2 gün/devre sürmüştür. Yeryüzünün yokluktan yaratılışının başlangıç ve yedi göğün düzenleniş aşamalarının kanıtlarını direk görmeleri mümkün değildir, gerçekten bu çok zor bir şeydir. Ancak Rabbulâlemîn yeryüzünde adı geçen üç aşamaya delalet eden işaret ve alametler bırakmıştır. Şu ayette bu işaretlere değinilmiştir: O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi (Fussılet: 10). Jeologlar, bu aşamayı daha detaylı bir şekilde bilirler. Bu aşama, yeryüzünün en eski dağlarının oluşmaya başlamasıyla başlamış ve bugüne kadar da devam etmiştir. Basit bir şekilde ifade edecek olursak bu aşama, kabuğunun sertleşmeye başlamasından günümüze kadar yeryüzünün geçirdiği jeolojik tarih sürecini kapsamaktadır . Yeryüzünün yaşını belirleme ve tahmin etme düşüncesi, üç aşamadan birini oluşturan en eski dağların yaşının bilinmesine dayanmaktadır. Takdir veya tahmin edilen rakam üçe çarpılarak evrenin yaşı tespit edilmeye çalışılır. Jeoloji ilminde uzman olanlar bilirler ki, dağlar, yer kabuğunun en eski taşlarını bağrında bulundurmaktadırlar ve bunlar yeryüzü harikalarının temelini oluşturmaktadırlar. En eski dağ taşlarının yaşının tespit etmek için son zamanlarda Batı Avustralya’dan toplanan mineral zirkon kristalleri kullanılmıştır 4.4 milyar yıl olarak tespit edilmiştir. Buna göre, yaklaşık 0.8 milyar yıl olarak hesaplanan jeolojik tarih öncesi döneme ek olarak yeryüzünün yaşı en az 4.4x3= 13.2 milyar senedir. En eski dağların yaşı 13.2 milyar yıl olarak hesaplanmışsa evrenin yaşı da 13.2+3x0.2=13.8 milyar yıldır. Bu da yeryüzünün yaşının üç katı demektir . How old is the Universe ? Until recently, astronomers estimated that the Big Bang occurred between 12 and 14 billion years ago, but the most widely accepted age is around 13.73 billion years, or about three times older than the earth. Astronomers continue to refine their estimates as new observations produce new data. Astronomers estimate the age of the universe in two ways: 1) by looking for the oldest stars; and 2) by measuring the rate of expansion of the universe and the expansion rate tell them how long the galaxies have been traveling since the big bang, and thus provide a rough age for the Universe . ALTINCI HAKİKAT: KURAN’DA GÖĞÜN TANIMI: Kozmoloji ve astronomi ilimlerinde uzman olan bilim adamları bile “gökler nedir” sorusuna tam ve mukni cevap veremezken, gökyüzünün özelliklerini sadece Kuran’ın belirleyip bizlere aktarması gerçekten muazzam bir şeydir! Kuran’da “sema” kelimesinin anlamlarının, kozmoloji ve astronomi bilimlerine yeni ufuklar açacağını tekrar vurgulamak isterim. Burada özet bir şekilde semanın genel özelliklerine ve bilimsel içerikli niteliklerine değinecek ve bilimsel anlamları üzerinde duracağız . Kuran’da semanın anlamları: Babylon sözlüğünde semanın iki manası yer almaktadır, birincisi: yeryüzünün, göklerin ve mele-i a’lâ’nın üst atmosferine verilen addır. İkincisi: (top gibi) havaya atmak ve vurmak manasına fiil. Aynı sözlükte semanın “Allah ve meleklerin oturduğu mekân, ölümden sonraki hak evi ve cennet” manalarına geldiği de ifade edilmiştir . Astronot veya kozmologlar, Kuran’da varit olan semanın hakikatlerini kendi mücerret ilimlerine dayanarak bizlere haber verebilirler mi? Belki modern bilimin ışığında bu hakikatlerin bir kısmını öğrenme imkânımız olsa da yine de bizim için bir çok şey gayb olarak kalacaktır. Benim burada yapmaya çalıştığım şey ise bilim adamlarına sema hakkında yeni yeni ufuklar açması ümidiyle Kuran’da zikredilen semanın bazı sırlarına işaret etmektir . Kuran’da semanın anlamları: “Sema” sözcüğü Kuran’da 115 defa geçmiştir. Dünya hayatında ki semanın anlamları ile kıyamet öncesi semanın anlamları farklı farklıdır. Aşağıda zikredeceklerimiz semanın sözcük anlamlarıdır : Kast etme ve yönelme yönü (istiva), yükselme ve yukarı doğru çıkma : Yüce Rabbimiz, semaya istiva etmiştir. Müfessirler, “istivanın ” “” harf-i cerri ile tadiye (geçişli) yapıldığı için kasdetme ve yönelme anlamında kullanıldığını belirtmişlerdir . "" Yani göğü yedi gök olarak dizayn etmiştir. Sema, idealleri gerçekleştirmek için yönelinen nokta manasına da gelmektedir. Allah Rasûlü (s.a.s) Kudüs’e doğru namaz kılındığı zamanlarda namazını selamladıktan sonra başını semâya doğru kaldırırdı, Cenab-ı Hakk da şu ayeti inzal buyurdu: Elbette ilahî buyruğu bekleyerek yüzünün semada aranıp durduğunu görüyoruz. Artık müsterih ol, işte memnun olacağın kıbleye seni yöneltiyoruz. Haydi, yüzünü Mescid-i Harâm’a doğru çevir! Siz de ey müminler, nerede olursanız olunuz yüzünüzü oraya doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar, kıbleyi çevirmenin gerçekten Rab’leri tarafından olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir (Bakara: 144). Yüce Allah’ın varlığının sembolik yönü : Kuran’daki birçok ayet, yüce Allah’ın mekândan münezzeh, ancak irade ve kudretiyle her yerde olduğunu göstermektedir. Yüceler yücesi olan Allah’ın sizi yerin dibine geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman bir de bakarsınız yer çalkalanıp duruyor. Yahut O’nun size taş yağdıran bir kasırga göndermesinden emin mi oldunuz? Fakat bu tehdidimin ne demek olduğunu yakında öğrenirsiniz! (Mülk: 16-17). O, Allah’tır, gökte de yerde de tek ve gerçek ilahtır. O tam hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi hakkıyla bilir (Zuhruf: 84). Müfessirler son ayetin tefsiri hakkında şunları söylemişlerdir: O (c.c), yerdekilerin de, göktekilerin de ilahıdır, ehl-i sema ve arz O’na (c.c) her daim kulluk etmekte ve önünde saygıyla eğilmektedir . Yerde ve gökte Yüce Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz : İster büyük ister küçük olsun, ne yerde ne de gökte hiçbir şey Cenab-ı Hakk’tan kaçmaz. “Rabbim gökte olsun, yerde olsun, söylenen her sözü bilir” (Enbiya: 4) ve onlar arasındaki hiçbir şey ondan saklanamaz, gizlenemez; zira O (c.c.) olmuş ve olacak her şeyi en detayına kadar bilir. İmam Buahrî’nin Abdullah b. Ömer’den rivayet ettiği hadiste Allah Rasûlü (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Cenab-ı Hakk, yer ve gökleri yaratmadan 50 bin yıl önce bütün yaratıkların kaderlerini takdir etmiştir, o zaman O’nun (c.c) arşı da su üzerinde idi”. Yüce Allah bunu hak ile Kuran’da şöyle beyan etmiştir: “Gerek yerde, gerek gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” (Âl-i İmran: 5). Sema, tek başına müstakil bir cisimdir : Sema, kapıları, korunmuş tavanı olan, dağılıp yok olmasın diye Cenab-ı Hak tarafından tutulan ve dizayn edilmiş bir binadır. Onun parçaları vardır. Orijini, yolları/yörüngeleri olan duman/gazdır. Sağlam bir şekilde bina edilmiş ve genişlemektedir. Yükseltilmiş ve döngüsü vardır . Sema, rızık, rahmet ve bereket kaynağıdır : Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: Gökte de hem rızkınız (rızkınızın vesileleri), hem de size vaat edilen cennet vardır. Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki bu vaad, tıpkı sizin konuşmanızın sabit olduğu gibi bir gerçektir (Zariyat: 22-23). Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın: Düşünün: göklerden ve yerden sizi rızıklandıran Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? Ondan başka tanrı yoktur. Böyle iken nasıl oluyor da (imandan inkâra) çevriliyorsunuz? (Fatır: 3). Size kudret ve hikmetine dair delillerini gösteren, gökten size rızık indiren O’dur. Fakat ancak gönülden Allah’a dönen kimse düşünüp ibret alır (Ğafir: 13). Sema, azap kaynağıdır : Semadan inatçı kafirler üzerine inen türlü türlü musibet ve azap çeşitleri olmuştur, bunlardan bazıları şunlardır: karanlıklar halinde inen yağmur, gazab-ı ilahiyi içeren azap, taun, gök parçaları, semadan atılanlar, bulut, gök gürültüsü vs. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: Yahut onların durumu gökten sağanak halinde boşalan ve içinde yoğun karanlıklar, gök gürlemeleri ve şimşekler bulunan yağmura tutulmuş kimselerin durumuna benzer. Yıldırımların verdiği dehşetle, ölüm korkusundan, parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Fakat Allah kâfirleri çepeçevre kuşatır (Bakara: 19). Troposfer olarak adlandırılan alt atmosfer, orada şunlar yer alır : a. Yağmurun indiği bulut manasına sema: Kuran, 26 yerde suyun semadan indirildiğine işaret etmektedir . Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda ve yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgârların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır (Bakara: 164). Kendilerinden önce nice nesilleri imha ettiğimizi görmediler mi? Biz onlara, size vermediğimiz imkânları vermiş, gökten üstlerine bol bol yağmur göndermiş, ayaklarının altından ırmaklar akıtmıştık. Fakat günahlarından ötürü onları imha ettik ve onların peşinden başka bir nesil yarattık (Enâm: 6). Gökten su indiren O’dur. Sonra Biz onunla her çeşit bitkiyi çıkarırız. O bitkiden bir filiz, ondan da büyüyüp birbirinin üstüne binmiş taneler, başaklar çıkarırız. Hurma tomurcuklarından sarkan salkımlar, üzüm, zeytin ve nar bahçeleri yetiştiririz. Bunlardan kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Her birinin meyvesine, bir ilk meyve verdiğinde bir de tam olgunlaştıkları zaman bakın! Elbette bütün bunlarda iman edecekler için alınacak birçok dersler vardır (Enâm: 99). O’dur ki, rahmeti olan (yağmurun) önünden müjdeci olarak rüzgârlar gönderir. Nihayet bu rüzgârlar o ağır bulutları hafif bir şeymiş gibi kaldırıp yüklendiklerinde, bakarsın Biz onları, ekinleri ölmüş bir ülkeye sevk eder, derken oraya su indiririz de orada her türlüsünden meyveler, ürünler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Gerekir ki düşünür ve ibret alırsınız (Araf: 57). Eğer o ülkelerin ahalisi iman edip Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette Biz üzerlerine gökten, yerden nice bereket ve bolluk kapılarını açardık. Fakat onlar peygamberleri yalancı saydılar, Biz de işledikleri kötülükler sebebiyle kendilerini cezaya çarptırdık (Araf: 96). Bu fani dünya hayatı bilir misiniz neye benzer? Tıpkı şuna benzer: Gökten yağmur indiririz, derken o yağmur sebebiyle, insanların ve hayvanların yiyerek beslendikleri bitkiler bol bol yetişir, ağ gibi etrafı sarar. Yeryüzü renk renk, çeşit çeşit meyve ve mahsullerle süslenir, bahçe sahipleri de tam, bütün o ürünleri devşirmeye giriştikleri sırada,*geceleyin veya gündüzün birden emir çıkarırız, bir afet gelir, söküp biçer. Sanki daha dün, o şen manzara, orada hiç olmamış gibi olur... İşte Biz düşünüp ibret alacak kimseler için âyetleri, delilleri böyle ayrıntılı olarak açıklarız (Yunus: 24). Ey halkım! Haydi Rabbinizden af dileyin, sonra ona tövbe edin, O’na dönün ki gökten size bol bol yağmur göndersin, gücünüze güç katsın, n’olur, yüz çevirip suçlu duruma düşmeyin! (Hûd: 52). Gökleri ve yeri yaratan Allah’tır. Gökten yağmur indirip size rızık olsun diye, onunla türlü türlü meyveler ve ürünler çıkaran da O’dur. İzni ile denizde dolaşmak üzere gemileri size râm eden, akan suları ve ırmakları da sizin hizmetinize veren O’dur (İbrahim: 32). Aşılayıcı olarak rüzgârlar gönderdik. Derken gökten yağmur indirip onunla sizi suladık. Hâlbuki o suyu hazinelerde depolayan da sizler değilsiniz (Hicr: 22). “O’dur ki gökten yağmur indirir. Hem içeceğiniz su ondan oluşur, hem de hayvanlarınızı içinde otlattığınız ot ve ağaçlar! (Nahl: 10). Allah gökten yağmur indirip onunla ölmüş olan yeryüzüne hayat verir. Elbette bunda gerçeğe kulak verecek kimseler için ibret ve delil vardır (Nahl: 66). O’dur ki yeri size beşik yaptı. Orada sizin için yollar ve geçitler açtı. Gökten de size yağmur indirdi. İşte o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık (Taha: 53). Dünya hayatı hakkında onlara şu misali ver: Dünya hayatının durumu şuna benzer: Gökten yağmur indiririz, onun sayesinde yeryüzünde bitkiler yeşerip gürleşir, çok geçmeden kurur, rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir (Kehf: 45). Görmedin mi ki Allah gökten yağmur indirir de yer yemyeşil oluverir. Allah latiftir, habîrdir (lütfu boldur, her şeyden haberdardır) (Hac: 63). Gök tarafından da tayin buyurduğumuz bir ölçüye göre bir tür su indirdik ve onu yerde depo ettik. Şurası unutulmamalıdır ki, o suyu giderip yok etmeye de gücümüz yeter (Müminûn: 18). Baksana, Allah bulutları sevk ediyor, sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunların arasından yağmur çıkıyor. O gökten, oradaki dağlar büyüklüğünde bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğini vurur, dilediğini de ondan korur. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alıverecek! (Nur: 43). Rüzgârları rahmetinin önünden müjdeci olarak gönderen de O’dur. Ölü diyarlara hayat vermek ve yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su vermek için gökten tertemiz suyu da Biz indirmekteyiz (Furkan: 48-49). O nesneler mi üstün, yoksa gökleri ve yeri yaratan ve gökten sizin için su indiren mi? Öyle bir su ki Biz onun sayesinde gözleri gönülleri açan pek güzel bahçeler bitirmekteyiz. Hâlbuki siz onun bir tek ağacını bile bitiremezdiniz. Hiç Allah ile beraber başka tanrı mı olur? Elbette olmaz! Ama onlar haktan sapan bir güruhtur (Neml: 60). Eğer onlara: “Gökten su indirip ölümünden sonra yeri canlandıran kimdir?” diye sorsan elbette: “Allah’tır!” diyeceklerdir. De ki: “Hamd olsun Allah’a ki, (kâfirler bile O’nun bu vasıflarını inkâr edemiyorlar.) Bütün hamdler, güzel övgüler aslında Allah’a mahsustur, fakat onların ekserisi bunu düşünüp anlamıyorlar (Ankebut: 63). O’nun delillerinden biri de: Gâh korku, gâh ümit vermek için size şimşeği göstermesi, gökten bir su indirip ölmüş toprağa onun sayesinde hayat vermesidir. Elbette bunda aklını çalıştıran kimseler için ibretler vardır (Rum: 24). Allah o azamet sahibidir ki rüzgârları gönderir, rüzgârlar bulutları kaldırır. Sonra o bulutları gökte dilediği gibi yayar ve parça parça dağıtır. Bir de bakarsın ki aralarından yağmur akıp duruyor! Derken onu kullarından dilediklerine ulaştırınca, derhal yüzleri gülüverir (Rum: 48) O gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yarattı. Yere de, sizi sarsmaması için, ağır baskılar, yani ulu dağlar koydu ve orada her türlü canlıyı üretip yaydı. Gökten de bir su indirdik orada her güzel çifti yetiştirdik (Lokman: 10). Görmez misin ki Allah gökten bir su indirir. Onunla rengârenk, çeşitli meyveler yetiştiririz. Dağlardan da beyaz, kızıl, siyah ve türlü türlü renklerde yollar var etmişizdir (Fatır: 27). Görmüyor musun ki Allah gökten bir su indirir de onu yerdeki birtakım kaynaklara sevk edip depolar. Sonra da onunla rengârenk çeşit çeşit ekinler çıkarır. Daha sonra onlar kurur, sen onu sararmış vaziyette görürsün. Sonra da onu kuru bir kırıntı yapar. Elbette bunda akl-ı selim sahibi olanların alacağı ibretler vardır (Zümer: 21). Gökten, bir ölçüye göre su indiren de O’dur. Biz onunla ölü bir ülkeye hayat veririz. İşte siz de mezarlarınızdan öyle çıkarılacaksınız (Zuhruf: 11). Gökten bereketli bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilen ekinler, salkım salkım meyveleriyle ulu hurma ağaçları yetiştirdik (Qâf: 9-10). Mağfiret dileyin ki üzerinize bol bol yağmur indirsin (Nuh: 11). Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik (Nebe’: 14-16). Yemin olsun, (içindeki cisimlerin döndüğü, yağmurun meydana gelip yağması dahil, bütün hadiselerin tekrarlandığı) devrî hareketler sahibi göğe! (Tarık: 11). Bulutları tohumlama yoluyla sunî yağmur elde etmek için, her şeyden önce bu bulutların yağmur indirmeye hazır olmaları gerek. Bulutlara gönderilen rüzgârın akîm (verimsiz) olması durumunda yağmur yağmaz. Ayrıca, bulutların orijininde olmayan maddelerin onlara ilave edilmesi ekolojik kirlenmeye neden olmaktadır, asitli yağmurlar olarak bilinen suyun asit oranının artması gibi. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: Peki içtiğiniz suya ne dersiniz? Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa Biz mi? Dileseydik onu tuzlu da yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi? (Vakıa: 68-70). Sema, rüzgâr, bulut, şimşek ve gök gürültüsü gibi hava olaylarının meydana geldiği sahnedir: Yüce Allah, semada rüzgârları emri altına alıp istediği yöne evirip çevirir, orada yüklü bulutlar oluşturur ve yine orada gök gürültüsü hamd ile O’nu tesbih eder. Nur suresinin 43. Ayeti bilim adamlarının aciz kalacağı mucizevî bir özet, üslup ve hassas bilimsel terimlerle söz konusu olayları ele almaktadır: Baksana, Allah bulutları sevk ediyor, sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunların arasından yağmur çıkıyor. O gökten, oradaki dağlar büyüklüğünde bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğini vurur, dilediğini de ondan korur. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alıverecek! (Nur: 43).
    Gezegenlerin, yıldızların ve uyduların süslediği dünya seması:
    Daha sonra da anlaşılacağı gibi “Mesabîh” sözcüğünün astronomi terimleri arasına girmesi gerçekten bir mucizedir. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: “Biz dünyaya en yakın semayı yıldızlarla süsledik (Saffat: 6).
    Sema bina, kubbe, tavandır :
    Yüce Allah buyuruyor:
    O Rabbinize (kulluk edin) ki yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir kubbe yaptı. Gökten yağmur indirip, onunla size rızık olarak çeşitli mahsuller çıkardı. Öyleyse siz gerçeği bilip dururken sakın Rabbinize eş koşmayın (Bakara: 22).



  8. 12.Mart.2013, 13:14
    4
    Moderatör
    [B][FONT=palatino linotype][SIZE=3][COLOR="#000000"]Kozmik Web ve Kuranî Yemin:
    Cenab-ı Hakk, bir şey üzerine yemin ettiğinde, konunun ehemmiyetine binaen akıl sahiplerine düşen vazife o konu üzerinde derinlemesine düşünmektir. Burada söz konusu olan yemin ise şudur: Göğe ve onu bina edene yemin olsun ki… (Şems: 5). Ayeti ezberlemek ve tekrarlamak şüphe yok ki çok önemli bir şeydir, ondan daha önemli bir şey varsa o da bu ayet üzerinde küllî bir şekilde düşünmektir. Ben semanın kubbe yapılışını yazarken iki husus beni hayret ve dehşete düşürdü: Birincisi internette Kuranî bir terim olan “semanın kubbe/tavan” yapılışı (Building Heaven) kelimesini araştırdığımda aynı terim başlığıyla alanında uzmanlaşmış kalemlerin ürünü bilimsel birçok araştırmayla karşılaştım. Bundan dolayı, kozmoloji bilimlerinde eser yazanların, Kuran’dan bir şey bilmese bile konularını açıklarken Kuran’ın ilgili terimlerini kullanması gerektiği düşüncesi kafamda iyice yerleşti. İkincisi ise; bilim adamlarının, en önemli evren mühendislik parametrelerinden biri olan “kozmik ağ” veya “kozmik örümcek ağı” olarak adlandırdıkları şeyi keşfetmeleri. (Şekil 8: gök kubbede iki büyük duvarı gösteren kozmik haritalar).
    Birçok boşluk ve kozmik duvarların bir kısmı bugün keşfedilmiş, bir kısmı da yarın keşfedilecektir… Ancak insanlar bir defa, iki defa kendi mücerret gözleriyle evrene dikkatlice bakacaklar ve onun muhteşem yapısı karşısında şaşkınlık ve hayretlerini ifade edecekler; bilim adamları da akılları ve cihazlarıyla evrenin uçsuz bucaksız derinliklerine her zaman yelken açmaya devam edecekler ve hiç şüphesiz hiçbir eksiği, gediği ve çelişkisi olmayan ahenk içinde muhteşem bir evrenle karşılaşacaklardır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur. Rahman’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Her hangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak! Gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner (Mülk: 3-4).

    Uzay-zamanın ölçümünde yıldızlardan istifade etmek : Kuran’da yıldızla yol bulunur, yıldız düşer, secde eder, kimisi pırıl pırıl parlar, kimisi gündüz gizlenir, kimisi de dolaşıp dolaşıp yuvalarına, yörüngelerine girer . Kuran’da yıldızla yol bulmaya işaret eden iki ayet varit olmuştur. Kuran, kara ve denizin karanlıklarında yıldızlarla yol bulunabileceğini belirtmiştir. Ancak benim ilgi ve alakamı uyandıran husus, Nahl suresindeki 16. ayetin belirli bir yön sınırlamaksızın yıldızlarla yol bulmaya (hidayet) işaret etmesidir. Bu ayette adı geçen yol bulmanın (hidayetin) çeşidinin belirtilmemesinin muhakkak bir sırrı olduğundan emindim. Bu sırrın mahiyetini, bazı yıldız çeşitlerinin uzay-zamanın (space – time) ölçümünde kullanıldığını öğrendiğimde çözdüm. Ia tipindeki süpernovalar, uzay-zamanın beraber ölçümünde mumlar gibi kullanılmaktadırlar. Bu ateş kütlesinin tutuşması yaklaşık 3 haftayı alır ve bu süre içinde en parlak zamanına ulaşır, sonra bir ay zarfında bu parlaklık kaybolur. Dev çaplı bir kamerayla gökyüzünün alanını düzenli bir şekilde ölçerek en büyük süpernovayı bulmak mümkündür . Şimdi Amerikan Scientific dergisinden (cilt: 15, sayı: 11, yıl: 1999) harfiyen nakledeceğim aşağıdaki fıkra üzerinde Kuran metnini de nazara alarak düşünmenizi rica ediyorum: Yol bulmada yararlanacağınız daha birçok alametler, işaretler koydu. Yıldızlarla da bir kısım insanlar yol bulurlar” (Nahl: 16). “Uzun bir zaman önce (5 milyar yıl olduğu tahmin ediliyor), uzak bir galakside (bizden 2000 astronomik fersah uzakta) ölü bir yıldız, 1 milyar güneş ışığından daha parlak bir aydınlık çıkararak patlamıştır. 1997’nin karanlık bir gecesinde 10 dakika içinde ışığı yayılmış, bu süpernovadan çıkan birkaç yüz foton Şili Cumhuriyetindeki bir teleskopun aynasının üzerine düşmüştür. İşte o esnada bilgisayar ekranında zayıf bir ışık portresi görüntülenmiştir. Bu bulanık ve sönük alan/bölgeye bakmak enteresan bir durum değildi; ancak onun manzarası bize göre çok dikkat çekiciydi; zira o uzay-zamanı ölçmede bize yol gösterecek yeni bir işaret ve alamet mesabesindeydi”. Direkler ve Gök Kubbenin Güçleri : Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: Allah O’dur ki gökleri, sizin de görüp durduğunuz gibi, direksiz yükseltti. Sonra da Arşının üstünde kuruldu. Güneşi ve ayı hizmet etmeleri için sizin emrinize verdi. Bunlardan her biri belirli bir vakte kadar dolaşmaktadır. Bütün işleri O yönetir. Âyetleri size açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza iman edesiniz (Ra’d: 2). O gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yarattı. Yere de, sizi sarsmaması için, ağır baskılar, yani ulu dağlar koydu ve orada her türlü canlıyı üretip yaydı. Gökten de bir su indirdik orada her güzel çifti yetiştirdik (Lokman: 10). Müfessirler " " bölümünü iki şekilde yorumlamışlardır. Birincisi: “O gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yarattı” şeklindedir. İkincisi ise; onların direkleri vardır, ancak biz göremeyiz. Gerçek şu ki gökler tutulmaktadır ve onları tutan da Cenab-ı Hakk’tır: Görmedin mi ki Allah yerde olan her şeyi ve Kendi emriyle denizlerde yüzen gemileri, sizin hizmetinize verdi? Yerin üstüne düşmesin diye, göğü O tutuyor. Gök ancak O’nun izniyle düşebilir. Çünkü Allah raûfdur, rahîmdir (Hac: 65). Gerçek şu ki: Gökleri ve yeri yok olmaktan koruyan, Yüce Allah’tır. Şayet onlar yıkılacak olursa onları Allah’tan başka kimse tutamaz. Doğrusu O halîmdir, gafûrdur” (Fatır: 41). Kozmologlar, astronotlar ve matematikçiler evrenimizde bilinen dört kuvveti birleştirecek ve birbirine bağlayacak formül araştırıyorlar. Söz konusu dört kuvvet şunlardır : Atomları birbirine bağlayan elektromanyetik kuvvetler, suyun meydana gelmesi için oksijen atomlarını hidrojen atomlarına bağlayan kuvvetler gibi . Atom içindeki temel parçacıkları parçalayan ve çözen, yeryüzüne ısı verip onu donmaktan kurtaran radyoaktif bozunmadan sorumlu zayıf nükleer kuvvetler . Çekirdek içindeki proton, nötron ve kuarklar gibi parçacıkları birbirine bağlayan güçlü nükleer kuvvetler . Yerçekimi kuvvetleri. Son kuvvetlerin durumu enteresandır; çünkü güçsüzlüklerine rağmen evreni ayakta tutan onlardır. 10-39’a varan nükleer kuvvete maliktirler. Alanında uzman bilim adamları, söz konusu kuvvetleri birleştirecek bir denklem ve hem yukarda adı geçen kuvvetlerin birleşmesini, hem de Cenab-ı Hakk’ın yer ve göklere ol dediğinde onların da oluverdiği evrenin doğumu anında egemen olan birleştirici kuvvetleri niteleyecek bir teori bulmaya çalışmaktadırlar. Gelecekte söz konusu kuvvetlerin birleşmesi halinde zorunlu olarak şu soru kendisini bize dayatacaktır: gerçekten başlangıçta bu birleşimin (tevhidin) arkasında kim vardı? Bunun cevabı Cenab-ı Hakk’ın şu sözünde yatmaktadır: O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. Bir şeyi yaratmak isteyince sadece “ol!” der, oluverir (Bakara: 117). “Kraliyet Astronotu” fahri unvanını taşıyan Martin Rees şöyle diyor: bir gün fizikçiler tüm fizik olgusuna hükmeden bir bütün teori bulabilirler, ancak onların bu denklemlerine ruh üfleyen ve onu gerçek evrende bir vakıaya dönüştüren şeyi kesinlikle bize anlatacak güç ve kudrete sahip olamayacaklardır . Dördüncü Hakikat: Göğün yolları/Yörüngeleri (Kozmik Bağlar) Yollarla, yörüngelerle dolu gök hakkı için! Siz tam bir çelişki içindesiniz (Zariyat: 7). Kozmik Yollar Evrenin Sırrı : “Bilim adamları,*yer çekimi dalgalanmalarının meydana getirdiği ince dalgalanmaları (subtle ripples) etüt ederek yakında evrenin başlangıç olaylarına hızlı bir bakış atabilirler. (Şekil: 9) Bu dalgalanmalar, kozmolojinin şifrelerini çözmek için bir vesile teşkil etmektedir”. (Amerikan Scientific dergisinden). Göğün yollarına yemin etmenin arkasında büyük bir sır olduğunu anlamıştım. Bu anlayış, Kozmologların evrenin arka planındaki dalgalanmalar ile ilgili düşünceleri ile müfessirlerin göğün yolları hakkındaki görüşlerinin örtüştüğünü gördüğümde daha da pekişti . Müfessirlerin Cenab-ı Hakk’ın “Yollarla, yörüngelerle dolu gök hakkı için!” (Zariyat: 7) sözü hakkındaki yorumlarının özeti: " " ayette geçen “hubuk” “hibak” kelimesinin çoğuludur, kitab ve kütüb gibi. Dahhak ve Ferra gibi birçok müfessir ve dilciye göre yollar veya yörüngeler anlamına gelmektedir. Bir su ve kuma rüzgar vurduğu zaman oluşan kırılmalara ve çizgilere “hubuk” denildiği gibi, kıvırcık saçların kıvrım yerlerine de “hubuk” denir. Deccal hadisinde " " yani saçı dalgalı ve kıvırcıktır . Ragıb (r) şöyle demiştir: : ( ) yani yol ve yörünge sahibi demektir. Bazıları da bundan maksadın yıldız ve galaksiler gibi somut/maddî yolları olduğunu tasavvur etmiştir. Belki de burada kastedilen birinci mana yani farklı yol ve yörüngeleri olan gök demektir. Yeminin cevabı “Yollarla, yörüngelerle dolu gök hakkı için! Siz tam bir çelişki içindesiniz” (Zariyat: 7-8) (insanların ve yollarının farklılığı) da bu düşünceyi desteklemektedir. Ayette murat edilen şeyin üçüncü mana olma ihtimali de vardır. Bunun bir benzeri de şu ayettir: “Biz dünyaya en yakın semayı yıldızlarla süsledik” (Saffat: 6) fakat bu manaya kasemin cevabı münasip düşmemektedir; çünkü gökyüzünde saç kırışıklıkları gibi görünen bulut veya büyük galaksilerle resmedilen güzel dalgalara yemin edenin sonra da “şüphesiz sizler çelişki içerisindesiniz” demesi uygun düşmez . Gökyollarının keşfi : Cobe uydusu, 1993 yılında kâinatın arka planındaki radyasyonda ince dalgalanmaları izlemiştir. Bu dalgalanmalar, evrenin doğum anında temel maddenin düzenli olmadığını gösteren eski kayıtların kalıntılarını temsil etmektedir. Evren tarihinin son 10 yıl içindeki bu dalgalanmalar, karanlık maddenin çekim etkisiyle büyütülmüştür. Bu yumuşak dalgalanmaların, bugün galaksilerin ölçümünde görünen çok zengin yapıların ortaya çıkmasından sorumlu olduklarına inanılmaktadır . Burada kuran müfessirlerinin yüzlerce yıl önce kitaplarında gökyolları hakkında yazdıkları ile bugünkü kozmolog ve astronotların söyledikleri şeyin aynı olduğunu gururla kaydetmekten kendimi alamayacağım. Yukarda “hubuk” sözcüğünün kum veya su veya saçlarda bulunan kırışıklıklar demek olduğunu belirtmiştik. Şimdi, onların dedikleri ile modern çağımızın bilim adamlarının evrenin arka planındaki dalgalanmaları nitelemede kullandıkları kelimelerde ki enteresan birlik ve tevafuka bakalım: “söz konusu dalgalanmalar, bir havuzun içine atılan çakıl taşının oluşturduğu dalgalara benzemektedir”. Bilim adamlarının konu hakkındaki sözlerini içeren orijinal İngilizce metni aynen aşağıya kaydediyorum: “subtle ripples" detected nowadays in the sky; are similar to sending out waves very much like the ripples in a pond when you throw in a pebble. Şekil 9: En büyük şişme sürecinin çekim dalgalarından meydana gelen radyasyonda korunan kalıntılar, CMB dalgalarında açık izler bırakmaktadır. (Amerikan Scientific dergisi, cilt: 17, sayı: 10, yıl: 2001, s: 37 ) RELIC IN THE RADIATION Inflationary gravitational waves would have left a distinctive imprint on the CMB. The diagram here depicts the simulated temperature variations and polarization patterns that would result from the distor Ripples at the Edge of the UniverseThe Cosmic Background Explorer satellite was launched twenty five years after the discovery of the microwave background radiation in 1964. In spectacular fashion in 1992, the COBE team announces that they had discovered `ripples at the edge of the universe', that is, the first sign of primordial fluctuations at 100,000 years after the Big Bang. These are the imprint of the seeds of galaxy formation . İnce dalgalanmalar, İngilizce “subtle ripples” sözcüğünün de ifade ettiği gibi, gizlice evrene sızan evrenin arka planındaki mikro dalgalı radyasyonlardaki küçük dalgalanmalardır. CMB dalgaları, Cobe uzay arabası vasıtasıyla 1965 yılında keşfedilmiştir. Bilim adamları, onların, kozmik şişme esnasında 1 cm’den 1023 km’ye varan dalga boylarında güçlü yerçekimi dalgalarından doğduğunu düşünmektedirler. Bu güçlü dalgalar, büyük patlama anından sonra yaklaşık yarım milyon yıl evrende egemen olmuştur. (Şekil: 9) Yerçekiminin bu güçlü dalgaları, evrenin ilk maddesinde (kozmik çorba) bozukluklar meydana getirdi, bu da şimdiki dünyamızda bulunan iri yapılı galaksi ve galaksi kümelerin oluşmasını netice verdi . Yukarda anlatmaya çalıştığımız konuları Kuran çağlar önce tespit edip bizlere kendi ilmî ve edebî çerçevesi içinde sunmuştur. Bu Kuran adına büyük bir keşiftir. Daha önce de belirtildiği gibi gökyüzü yapılarının aslı dalgalanmalardır. “Hubuk” sözcüğü, gökte meydana gelen her türlü dalgalanmayı içeren geniş ve kapsamlı bir kelimedir. Özet olarak, bu, yol ve yörünge sahibi göğe yemin edenin Cenab-ı Hakk olduğunu hakkıyla bilsinler diye bilim adamlarına sunduğumuz bilimsel bir fetihtir . Sözün burasında konuyla ilgili Amerikan Scientific dergisinde yayınlanan makalenin ilgili kısmının tercümesini orijinaliyle birlikte alıntılıyorum : “Büyük-küçük bütün galaksiler, evrende noktalardan başka bir şey değildir. Bu galaksiler, kendilerini yüzlerce milyon ışık yılı içinde uzanan geniş zincirler içinde yerleştirirler. Evimiz Samanyolu, Yerel Süper Küme olarak adlandırılan galaksi silsilesi içinde bir tespih tanesinden başka bir şey değildir. Bu kümenin ardında da örümcek evinin ağının dizilişi gibi boşluklar arasında dizilen başka kümeler bulunur. (Şekil: 11). Dikkat çekici hususlardan biri de, bu kozmik sistemin temellerini evrenin başlangıcında dahi takip edebilme imkânı. İşte bizler bugün, uzun galaksi zincirleri ve onları kuşatan dev boşluklardan oluşan muhteşem evreni görmekteyiz. Amerikan scientific (Haziran: 1999) dergisinde, bilim adamı Stephen Landy’nin bu ağ arasındaki mesafelerin çok dikkatli bir şekilde belirlendiğini keşfettiği yazılmıştır (İngilizce metne bak)”. Cosmic Architecture: spider's web Galaxies large and small dot the cosmos. They arrange themselves into vast chains that can stretch across hundreds of millions of light-years. Our home galaxy, the Milky Way, is a link in one galactic chain, called the Local Super cluster. Beyond this super cluster lie others, strung across the void like the strands of a spider's web. This cosmic architecture can trace its heritage back to the beginning of the universe itself. The universe became much as we see it today: a cosmos crisscrossed by long chains of galaxies encircling gigantic voids . "cosmologic web ": Stephen Landy, Scientific American, June, 1999 find that typical spacing between stars in galaxies are of order 1 pc, large galaxies have diameters of 100 kpc, and are separated in groups and clusters by distances of order 1 Mpc. Clusters have dimensions of order 1-10 Mpc, and are separated by similar distance scales, super clusters and voids occur on scales of 100 Mpc, and the largest structures yet observed extend over distances*150 Mpc . Eksiklik ve farklılık yoktur: yoların bağı Galaksilerin dağılım şekli, aralarında 500 milyon ışık yılı kadar mesafe bulunan bir modeli göstermektedir. Bu model mücerret gözle görülecek kadar açık ve net olmamasına rağmen göğün dijital solon ölçümü projesindeki araştırmacılar bu modeli bulmak için bazı matematik teknikleri kullandılar. Other studies proved occurrence of ethereal pattern in the distribution of Galaxies. Galaxies have a very slight preference to be separated by 500 million light-years (3 billion-million-million miles) than other distances. This pattern is extremely weak; you would not be able to see it by eye. The SDSS researchers have used some mathematical techniques to extract this Beşinci Hakikat: Kuran’da evrenin yaratılış aşamaları : Açık Kuran ayetleri: Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor : De ki: Siz dünyayı iki günde yaratan Allah’ın tek İlah olduğunu inkâr edip O’na birtakım eşler, ortaklar mı uyduruyorsunuz? Halbuki bütün bunları yapan, Rabbulâlemindir (Fussılet: 9). O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi (Fussılet: 10). Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” Dediler (Fussılet: 11). Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahyetti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussılet: 12). Evrenin yaşının belirlenmesi kozmoloji ilminin köşe taşını oluşturmaktadır. Gerçekte bu konu, bilim adamları ve feylesofların hayalini tahrik eden büyük bir problemdir. Evrenin yaşı, matematik, teorik fizik ve astronomik formüllerle belirlenir. Ayetler dördüncüsü olmayan üç aşamaya işaret etmektedir: Yeryüzünün iki günde/devrede yaratılma aşaması . İki günde/devrede yeryüzünde yüce dağlar ve suların yaratılması ve her şeyin geçim ve rızkının takdir ve tayin edilmesi. İki günde/devrede dumandan yedi göğün yaratılması . Yukarda ki ayetlere göre, yer ve göklerin yaratılış aşamaları eşit zamanda 3 aşamada meydana gelmiştir ve her aşama 2 gün/devre sürmüştür. Yeryüzünün yokluktan yaratılışının başlangıç ve yedi göğün düzenleniş aşamalarının kanıtlarını direk görmeleri mümkün değildir, gerçekten bu çok zor bir şeydir. Ancak Rabbulâlemîn yeryüzünde adı geçen üç aşamaya delalet eden işaret ve alametler bırakmıştır. Şu ayette bu işaretlere değinilmiştir: O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi (Fussılet: 10). Jeologlar, bu aşamayı daha detaylı bir şekilde bilirler. Bu aşama, yeryüzünün en eski dağlarının oluşmaya başlamasıyla başlamış ve bugüne kadar da devam etmiştir. Basit bir şekilde ifade edecek olursak bu aşama, kabuğunun sertleşmeye başlamasından günümüze kadar yeryüzünün geçirdiği jeolojik tarih sürecini kapsamaktadır . Yeryüzünün yaşını belirleme ve tahmin etme düşüncesi, üç aşamadan birini oluşturan en eski dağların yaşının bilinmesine dayanmaktadır. Takdir veya tahmin edilen rakam üçe çarpılarak evrenin yaşı tespit edilmeye çalışılır. Jeoloji ilminde uzman olanlar bilirler ki, dağlar, yer kabuğunun en eski taşlarını bağrında bulundurmaktadırlar ve bunlar yeryüzü harikalarının temelini oluşturmaktadırlar. En eski dağ taşlarının yaşının tespit etmek için son zamanlarda Batı Avustralya’dan toplanan mineral zirkon kristalleri kullanılmıştır 4.4 milyar yıl olarak tespit edilmiştir. Buna göre, yaklaşık 0.8 milyar yıl olarak hesaplanan jeolojik tarih öncesi döneme ek olarak yeryüzünün yaşı en az 4.4x3= 13.2 milyar senedir. En eski dağların yaşı 13.2 milyar yıl olarak hesaplanmışsa evrenin yaşı da 13.2+3x0.2=13.8 milyar yıldır. Bu da yeryüzünün yaşının üç katı demektir . How old is the Universe ? Until recently, astronomers estimated that the Big Bang occurred between 12 and 14 billion years ago, but the most widely accepted age is around 13.73 billion years, or about three times older than the earth. Astronomers continue to refine their estimates as new observations produce new data. Astronomers estimate the age of the universe in two ways: 1) by looking for the oldest stars; and 2) by measuring the rate of expansion of the universe and the expansion rate tell them how long the galaxies have been traveling since the big bang, and thus provide a rough age for the Universe . ALTINCI HAKİKAT: KURAN’DA GÖĞÜN TANIMI: Kozmoloji ve astronomi ilimlerinde uzman olan bilim adamları bile “gökler nedir” sorusuna tam ve mukni cevap veremezken, gökyüzünün özelliklerini sadece Kuran’ın belirleyip bizlere aktarması gerçekten muazzam bir şeydir! Kuran’da “sema” kelimesinin anlamlarının, kozmoloji ve astronomi bilimlerine yeni ufuklar açacağını tekrar vurgulamak isterim. Burada özet bir şekilde semanın genel özelliklerine ve bilimsel içerikli niteliklerine değinecek ve bilimsel anlamları üzerinde duracağız . Kuran’da semanın anlamları: Babylon sözlüğünde semanın iki manası yer almaktadır, birincisi: yeryüzünün, göklerin ve mele-i a’lâ’nın üst atmosferine verilen addır. İkincisi: (top gibi) havaya atmak ve vurmak manasına fiil. Aynı sözlükte semanın “Allah ve meleklerin oturduğu mekân, ölümden sonraki hak evi ve cennet” manalarına geldiği de ifade edilmiştir . Astronot veya kozmologlar, Kuran’da varit olan semanın hakikatlerini kendi mücerret ilimlerine dayanarak bizlere haber verebilirler mi? Belki modern bilimin ışığında bu hakikatlerin bir kısmını öğrenme imkânımız olsa da yine de bizim için bir çok şey gayb olarak kalacaktır. Benim burada yapmaya çalıştığım şey ise bilim adamlarına sema hakkında yeni yeni ufuklar açması ümidiyle Kuran’da zikredilen semanın bazı sırlarına işaret etmektir . Kuran’da semanın anlamları: “Sema” sözcüğü Kuran’da 115 defa geçmiştir. Dünya hayatında ki semanın anlamları ile kıyamet öncesi semanın anlamları farklı farklıdır. Aşağıda zikredeceklerimiz semanın sözcük anlamlarıdır : Kast etme ve yönelme yönü (istiva), yükselme ve yukarı doğru çıkma : Yüce Rabbimiz, semaya istiva etmiştir. Müfessirler, “istivanın ” “” harf-i cerri ile tadiye (geçişli) yapıldığı için kasdetme ve yönelme anlamında kullanıldığını belirtmişlerdir . "" Yani göğü yedi gök olarak dizayn etmiştir. Sema, idealleri gerçekleştirmek için yönelinen nokta manasına da gelmektedir. Allah Rasûlü (s.a.s) Kudüs’e doğru namaz kılındığı zamanlarda namazını selamladıktan sonra başını semâya doğru kaldırırdı, Cenab-ı Hakk da şu ayeti inzal buyurdu: Elbette ilahî buyruğu bekleyerek yüzünün semada aranıp durduğunu görüyoruz. Artık müsterih ol, işte memnun olacağın kıbleye seni yöneltiyoruz. Haydi, yüzünü Mescid-i Harâm’a doğru çevir! Siz de ey müminler, nerede olursanız olunuz yüzünüzü oraya doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar, kıbleyi çevirmenin gerçekten Rab’leri tarafından olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir (Bakara: 144). Yüce Allah’ın varlığının sembolik yönü : Kuran’daki birçok ayet, yüce Allah’ın mekândan münezzeh, ancak irade ve kudretiyle her yerde olduğunu göstermektedir. Yüceler yücesi olan Allah’ın sizi yerin dibine geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman bir de bakarsınız yer çalkalanıp duruyor. Yahut O’nun size taş yağdıran bir kasırga göndermesinden emin mi oldunuz? Fakat bu tehdidimin ne demek olduğunu yakında öğrenirsiniz! (Mülk: 16-17). O, Allah’tır, gökte de yerde de tek ve gerçek ilahtır. O tam hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi hakkıyla bilir (Zuhruf: 84). Müfessirler son ayetin tefsiri hakkında şunları söylemişlerdir: O (c.c), yerdekilerin de, göktekilerin de ilahıdır, ehl-i sema ve arz O’na (c.c) her daim kulluk etmekte ve önünde saygıyla eğilmektedir . Yerde ve gökte Yüce Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz : İster büyük ister küçük olsun, ne yerde ne de gökte hiçbir şey Cenab-ı Hakk’tan kaçmaz. “Rabbim gökte olsun, yerde olsun, söylenen her sözü bilir” (Enbiya: 4) ve onlar arasındaki hiçbir şey ondan saklanamaz, gizlenemez; zira O (c.c.) olmuş ve olacak her şeyi en detayına kadar bilir. İmam Buahrî’nin Abdullah b. Ömer’den rivayet ettiği hadiste Allah Rasûlü (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Cenab-ı Hakk, yer ve gökleri yaratmadan 50 bin yıl önce bütün yaratıkların kaderlerini takdir etmiştir, o zaman O’nun (c.c) arşı da su üzerinde idi”. Yüce Allah bunu hak ile Kuran’da şöyle beyan etmiştir: “Gerek yerde, gerek gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz” (Âl-i İmran: 5). Sema, tek başına müstakil bir cisimdir : Sema, kapıları, korunmuş tavanı olan, dağılıp yok olmasın diye Cenab-ı Hak tarafından tutulan ve dizayn edilmiş bir binadır. Onun parçaları vardır. Orijini, yolları/yörüngeleri olan duman/gazdır. Sağlam bir şekilde bina edilmiş ve genişlemektedir. Yükseltilmiş ve döngüsü vardır . Sema, rızık, rahmet ve bereket kaynağıdır : Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: Gökte de hem rızkınız (rızkınızın vesileleri), hem de size vaat edilen cennet vardır. Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki bu vaad, tıpkı sizin konuşmanızın sabit olduğu gibi bir gerçektir (Zariyat: 22-23). Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın: Düşünün: göklerden ve yerden sizi rızıklandıran Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? Ondan başka tanrı yoktur. Böyle iken nasıl oluyor da (imandan inkâra) çevriliyorsunuz? (Fatır: 3). Size kudret ve hikmetine dair delillerini gösteren, gökten size rızık indiren O’dur. Fakat ancak gönülden Allah’a dönen kimse düşünüp ibret alır (Ğafir: 13). Sema, azap kaynağıdır : Semadan inatçı kafirler üzerine inen türlü türlü musibet ve azap çeşitleri olmuştur, bunlardan bazıları şunlardır: karanlıklar halinde inen yağmur, gazab-ı ilahiyi içeren azap, taun, gök parçaları, semadan atılanlar, bulut, gök gürültüsü vs. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: Yahut onların durumu gökten sağanak halinde boşalan ve içinde yoğun karanlıklar, gök gürlemeleri ve şimşekler bulunan yağmura tutulmuş kimselerin durumuna benzer. Yıldırımların verdiği dehşetle, ölüm korkusundan, parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Fakat Allah kâfirleri çepeçevre kuşatır (Bakara: 19). Troposfer olarak adlandırılan alt atmosfer, orada şunlar yer alır : a. Yağmurun indiği bulut manasına sema: Kuran, 26 yerde suyun semadan indirildiğine işaret etmektedir . Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah’ın gökten indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda ve yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgârların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda, elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah’ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır (Bakara: 164). Kendilerinden önce nice nesilleri imha ettiğimizi görmediler mi? Biz onlara, size vermediğimiz imkânları vermiş, gökten üstlerine bol bol yağmur göndermiş, ayaklarının altından ırmaklar akıtmıştık. Fakat günahlarından ötürü onları imha ettik ve onların peşinden başka bir nesil yarattık (Enâm: 6). Gökten su indiren O’dur. Sonra Biz onunla her çeşit bitkiyi çıkarırız. O bitkiden bir filiz, ondan da büyüyüp birbirinin üstüne binmiş taneler, başaklar çıkarırız. Hurma tomurcuklarından sarkan salkımlar, üzüm, zeytin ve nar bahçeleri yetiştiririz. Bunlardan kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Her birinin meyvesine, bir ilk meyve verdiğinde bir de tam olgunlaştıkları zaman bakın! Elbette bütün bunlarda iman edecekler için alınacak birçok dersler vardır (Enâm: 99). O’dur ki, rahmeti olan (yağmurun) önünden müjdeci olarak rüzgârlar gönderir. Nihayet bu rüzgârlar o ağır bulutları hafif bir şeymiş gibi kaldırıp yüklendiklerinde, bakarsın Biz onları, ekinleri ölmüş bir ülkeye sevk eder, derken oraya su indiririz de orada her türlüsünden meyveler, ürünler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Gerekir ki düşünür ve ibret alırsınız (Araf: 57). Eğer o ülkelerin ahalisi iman edip Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette Biz üzerlerine gökten, yerden nice bereket ve bolluk kapılarını açardık. Fakat onlar peygamberleri yalancı saydılar, Biz de işledikleri kötülükler sebebiyle kendilerini cezaya çarptırdık (Araf: 96). Bu fani dünya hayatı bilir misiniz neye benzer? Tıpkı şuna benzer: Gökten yağmur indiririz, derken o yağmur sebebiyle, insanların ve hayvanların yiyerek beslendikleri bitkiler bol bol yetişir, ağ gibi etrafı sarar. Yeryüzü renk renk, çeşit çeşit meyve ve mahsullerle süslenir, bahçe sahipleri de tam, bütün o ürünleri devşirmeye giriştikleri sırada,*geceleyin veya gündüzün birden emir çıkarırız, bir afet gelir, söküp biçer. Sanki daha dün, o şen manzara, orada hiç olmamış gibi olur... İşte Biz düşünüp ibret alacak kimseler için âyetleri, delilleri böyle ayrıntılı olarak açıklarız (Yunus: 24). Ey halkım! Haydi Rabbinizden af dileyin, sonra ona tövbe edin, O’na dönün ki gökten size bol bol yağmur göndersin, gücünüze güç katsın, n’olur, yüz çevirip suçlu duruma düşmeyin! (Hûd: 52). Gökleri ve yeri yaratan Allah’tır. Gökten yağmur indirip size rızık olsun diye, onunla türlü türlü meyveler ve ürünler çıkaran da O’dur. İzni ile denizde dolaşmak üzere gemileri size râm eden, akan suları ve ırmakları da sizin hizmetinize veren O’dur (İbrahim: 32). Aşılayıcı olarak rüzgârlar gönderdik. Derken gökten yağmur indirip onunla sizi suladık. Hâlbuki o suyu hazinelerde depolayan da sizler değilsiniz (Hicr: 22). “O’dur ki gökten yağmur indirir. Hem içeceğiniz su ondan oluşur, hem de hayvanlarınızı içinde otlattığınız ot ve ağaçlar! (Nahl: 10). Allah gökten yağmur indirip onunla ölmüş olan yeryüzüne hayat verir. Elbette bunda gerçeğe kulak verecek kimseler için ibret ve delil vardır (Nahl: 66). O’dur ki yeri size beşik yaptı. Orada sizin için yollar ve geçitler açtı. Gökten de size yağmur indirdi. İşte o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık (Taha: 53). Dünya hayatı hakkında onlara şu misali ver: Dünya hayatının durumu şuna benzer: Gökten yağmur indiririz, onun sayesinde yeryüzünde bitkiler yeşerip gürleşir, çok geçmeden kurur, rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir (Kehf: 45). Görmedin mi ki Allah gökten yağmur indirir de yer yemyeşil oluverir. Allah latiftir, habîrdir (lütfu boldur, her şeyden haberdardır) (Hac: 63). Gök tarafından da tayin buyurduğumuz bir ölçüye göre bir tür su indirdik ve onu yerde depo ettik. Şurası unutulmamalıdır ki, o suyu giderip yok etmeye de gücümüz yeter (Müminûn: 18). Baksana, Allah bulutları sevk ediyor, sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunların arasından yağmur çıkıyor. O gökten, oradaki dağlar büyüklüğünde bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğini vurur, dilediğini de ondan korur. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alıverecek! (Nur: 43). Rüzgârları rahmetinin önünden müjdeci olarak gönderen de O’dur. Ölü diyarlara hayat vermek ve yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su vermek için gökten tertemiz suyu da Biz indirmekteyiz (Furkan: 48-49). O nesneler mi üstün, yoksa gökleri ve yeri yaratan ve gökten sizin için su indiren mi? Öyle bir su ki Biz onun sayesinde gözleri gönülleri açan pek güzel bahçeler bitirmekteyiz. Hâlbuki siz onun bir tek ağacını bile bitiremezdiniz. Hiç Allah ile beraber başka tanrı mı olur? Elbette olmaz! Ama onlar haktan sapan bir güruhtur (Neml: 60). Eğer onlara: “Gökten su indirip ölümünden sonra yeri canlandıran kimdir?” diye sorsan elbette: “Allah’tır!” diyeceklerdir. De ki: “Hamd olsun Allah’a ki, (kâfirler bile O’nun bu vasıflarını inkâr edemiyorlar.) Bütün hamdler, güzel övgüler aslında Allah’a mahsustur, fakat onların ekserisi bunu düşünüp anlamıyorlar (Ankebut: 63). O’nun delillerinden biri de: Gâh korku, gâh ümit vermek için size şimşeği göstermesi, gökten bir su indirip ölmüş toprağa onun sayesinde hayat vermesidir. Elbette bunda aklını çalıştıran kimseler için ibretler vardır (Rum: 24). Allah o azamet sahibidir ki rüzgârları gönderir, rüzgârlar bulutları kaldırır. Sonra o bulutları gökte dilediği gibi yayar ve parça parça dağıtır. Bir de bakarsın ki aralarından yağmur akıp duruyor! Derken onu kullarından dilediklerine ulaştırınca, derhal yüzleri gülüverir (Rum: 48) O gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yarattı. Yere de, sizi sarsmaması için, ağır baskılar, yani ulu dağlar koydu ve orada her türlü canlıyı üretip yaydı. Gökten de bir su indirdik orada her güzel çifti yetiştirdik (Lokman: 10). Görmez misin ki Allah gökten bir su indirir. Onunla rengârenk, çeşitli meyveler yetiştiririz. Dağlardan da beyaz, kızıl, siyah ve türlü türlü renklerde yollar var etmişizdir (Fatır: 27). Görmüyor musun ki Allah gökten bir su indirir de onu yerdeki birtakım kaynaklara sevk edip depolar. Sonra da onunla rengârenk çeşit çeşit ekinler çıkarır. Daha sonra onlar kurur, sen onu sararmış vaziyette görürsün. Sonra da onu kuru bir kırıntı yapar. Elbette bunda akl-ı selim sahibi olanların alacağı ibretler vardır (Zümer: 21). Gökten, bir ölçüye göre su indiren de O’dur. Biz onunla ölü bir ülkeye hayat veririz. İşte siz de mezarlarınızdan öyle çıkarılacaksınız (Zuhruf: 11). Gökten bereketli bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilen ekinler, salkım salkım meyveleriyle ulu hurma ağaçları yetiştirdik (Qâf: 9-10). Mağfiret dileyin ki üzerinize bol bol yağmur indirsin (Nuh: 11). Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik (Nebe’: 14-16). Yemin olsun, (içindeki cisimlerin döndüğü, yağmurun meydana gelip yağması dahil, bütün hadiselerin tekrarlandığı) devrî hareketler sahibi göğe! (Tarık: 11). Bulutları tohumlama yoluyla sunî yağmur elde etmek için, her şeyden önce bu bulutların yağmur indirmeye hazır olmaları gerek. Bulutlara gönderilen rüzgârın akîm (verimsiz) olması durumunda yağmur yağmaz. Ayrıca, bulutların orijininde olmayan maddelerin onlara ilave edilmesi ekolojik kirlenmeye neden olmaktadır, asitli yağmurlar olarak bilinen suyun asit oranının artması gibi. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: Peki içtiğiniz suya ne dersiniz? Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa Biz mi? Dileseydik onu tuzlu da yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi? (Vakıa: 68-70). Sema, rüzgâr, bulut, şimşek ve gök gürültüsü gibi hava olaylarının meydana geldiği sahnedir: Yüce Allah, semada rüzgârları emri altına alıp istediği yöne evirip çevirir, orada yüklü bulutlar oluşturur ve yine orada gök gürültüsü hamd ile O’nu tesbih eder. Nur suresinin 43. Ayeti bilim adamlarının aciz kalacağı mucizevî bir özet, üslup ve hassas bilimsel terimlerle söz konusu olayları ele almaktadır: Baksana, Allah bulutları sevk ediyor, sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunların arasından yağmur çıkıyor. O gökten, oradaki dağlar büyüklüğünde bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğini vurur, dilediğini de ondan korur. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alıverecek! (Nur: 43).
    Gezegenlerin, yıldızların ve uyduların süslediği dünya seması:
    Daha sonra da anlaşılacağı gibi “Mesabîh” sözcüğünün astronomi terimleri arasına girmesi gerçekten bir mucizedir. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: “Biz dünyaya en yakın semayı yıldızlarla süsledik (Saffat: 6).
    Sema bina, kubbe, tavandır :
    Yüce Allah buyuruyor:
    O Rabbinize (kulluk edin) ki yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir kubbe yaptı. Gökten yağmur indirip, onunla size rızık olarak çeşitli mahsuller çıkardı. Öyleyse siz gerçeği bilip dururken sakın Rabbinize eş koşmayın (Bakara: 22).



  9. 12.Mart.2013, 13:15
    5
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    Allah o yüce Zattır ki sizin için yeryüzünü yerleşme yeri, göğü de kubbeli bir çatı yapmış, size sûret verip sûretlerinizi de güzel kılmış ve sizi helâl hoş nimetlerle rızıklandırmıştır. İşte sizin Rabbiniz olan Allah bu Zattır. Demek âlemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir! (Ğafir: 64).
    Siz ey haşri inkâr edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök âlemini mi? İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti. Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı (Naziat: 27-28).
    11 . Sema, 7 gök, yani bütün evren manasına da gelebilir :
    Cenab-ı Hakk buyuruyor:
    Görmez misiniz ki Allah yedi kat göğü tam birbiri ile uyum içinde yarattı? (Nuh: 15).
    İkincisi: Kuran’da “semavat”ın anlamları :
    Kuran’da “semavat” sözcüğüne genel bir bakış :
    Semavat sözcüğü Kuran’da 183 defa geçmiştir. Kuran’ın enteresan yönlerinden birisi de gördüğümüz gibi semavatın direksiz yaratılışı ve yükseltilmesi konusu hariç semavat kelimesinin arz yani yeryüzü kelimesi ile birleşik zikredilmesidir. Enteresan yönlerden bir diğeri de dört yer hariç semavatın yerden önce zikredilmesidir. O dört yer de şu ayetlerdir:
    Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından, onu, Yaratana saygı duyanı uyaran, irşad eden, buyruklar halinde tedricen indirdik (Taha: 3-4).
    Peki, yedi kat göğün ve yüce arşın Rabbi kimdir?” diye sor (Müminûn: 86).
    Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tazimi göstermediler. Hâlbuki bütün bir dünya (yeryüzü) kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir (Zümer: 67).
    Nitekim göklerde nice melaike var ki, Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler hakkında geçerli olması için izin çıkmadıkça, onların şefaatleri asla fayda vermez (Necm: 26).
    Yukarda Taha suresinde geçen “yüce gökler” ifadesi ilk ve son kez geçmiştir .
    Yer ve göklerin zikri geçtiği her yerde şu hakikatlerle yüzleşiriz: Cenab-ı Hakk, ğaniyy-i mutlaktır; yerin, göklerin ve ikisi arasındakilerin mülkü O’na aittir, yer ve göklerin hazineleri O’nundur. Yerde de gökte de tek ilah O olduğu gibi yerdekilerin ve göktekilerin ilahı da O’dur. Göklerde ve yerde bütün hamd ve senalar O’na aittir. Göklerin ve yerin anahtarları da O’nundur. Göklerin ve yerin ğaybı O’na ait olduğu gibi, göklerde ve yerde bütün güzel sıfat ve misaller de O’na aittir. Göklerde ve yerde ululuk yalnız O’na aittir. Gökleri ve yeri yarıp ortaya çıkarandır. O alt günde/devrede hak ile gökleri ve yeri yaratmıştır. Bütün noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla muttasıf, göklerin ve yerin nurudur. Göklerde ve yerdeki her türlü sırrı, gizliyi ve saklıyı bilir. Kendisi tarafından sunulmuş bir güç ve kudret olmaksızın hiçbir şey ve hiçbir kimse, ne in ne de cin göklerin ve yerin sınırlarının dışına çıkamaz. Göklerde ve yerde bir atom ağırlığı, bundan daha küçük ve daha büyük hiçbir şey yoktur ki her şeyi açıklayan kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın. O göklerin ve yerin bir benzerini yaratmaya kadirdir. O’nu göklerde ve yerde hiçbir şey, hiçbir şeyden aciz bırakamaz. Gökleri ve yeri yoktan var eden O yüce varlık bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve müberradır. Göklerdeki, yerdeki ve ikisi arasındakilerin Rabb’idir. Gökleri yaratıp görünmeyen direklerle onu yükselten Yüce Allah bütün kemal sıfatların sahibidir. Göklerdeki ve yerdeki bütün mahlûkatın razıkıdr. Göklerdekiler ve yerdekiler gönüllü-gönülsüz O’na boyun eğip secde etmiştir. Göklerin ve yerin orduları O’nundır. Gökler ve yer onu tesbih edip yüceltir. Göklerin ve yerin mirası O’nundur. Göklerdekileri de yerdekileri de en iyi bilen O’dur. Göklerde ve yerde nice yaratıklar yaratıp dağıtmıştır ve O istediği takdirde onları toplamaya kadirdir. Göklerdekiler de yerdekiler de hep kendilerine has lisan-ı hal ve kalleriyle O’na du eder ve O’ndan isterler. Göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran O olduğu gibi gökleri ve yeri bizim emrimize amade kılan da O’dur. O yer ve gökler fesada uğrayıp bozulmasın diye onları muhafaza etmektedir. Göklere ve yere emaneti (hilafet ve sorumluluğu) arz ve teklif eden O’dur. O, gökleri ve yeri zeval bulup yok olur diye tutmaktadır. O gökleri ve yeri değiştirir. Bütün yeryüzü kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir .
    Üçüncüsü: Kuran’da elif lam takısız nekre () şeklinde gelen kelime üzerine genel bir bakış :
    Semavat kelimesi, Kuran’da elif lam takısız 7 sayısı ile birlikte varit olmuştur. Bu ayetler de göklerin planlanması, tesviyesi (düzenlenmesi) ve yaratılması hususları ile alakalı olarak 5 ayette geçmiştir. Aynı zamanda, elif lam takısız semavat kelimesi iki defa () yani uyumlu, ahenkli kelimesi ile beraber geçmiştir. Diğer bir mevzu ise Talak suresinde yedi yer olduğuna dair bir işaret görüyoruz, Cenab-ı Hakk buyuruyor:
    O’dur ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı. Sonra iradesi yukarıya yönelip orayı da yedi gök halinde sağlamca nizama koydu. O her şeyi hakkıyla bilir (Bakara: 29).
    Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahy etti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussılet: 12).
    Allah O yüce Yaratıcıdır ki yedi kat göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır. Allah’ın emri ve hükmü bunlar arasında inip durur ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle ihata ettiğini, O’nun ilmi dışında hiçbir şey olmayacağını siz de bilesiniz (Talak: 12).
    Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur. Rahman’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Her hangi bir kusur görebilir misin? (Mülk: 3-4).
    Görmez misiniz ki Allah yedi kat göğü tam birbiri ile uyum içinde yarattı? (Nuh: 15).
    Üçüncüsü: İlmin ihtiyaç duyduğu Kuran’da geçen semavat kelimesinin diğer manaları :
    1 . Sema: bina, kubbe, tavan :
    O Rabbinize (kulluk edin) ki yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir kubbe yaptı. Gökten yağmur indirip, onunla size rızık olarak çeşitli mahsuller çıkardı. Öyleyse siz gerçeği bilip dururken sakın Rabbinize eş koşmayın (Bakara: 22).
    Allah o yüce Zattır ki sizin için yeryüzünü yerleşme yeri, göğü de kubbeli bir çatı yapmış, size sûret verip sûretlerinizi de güzel kılmış ve sizi helâl hoş nimetlerle rızıklandırmıştır. İşte sizin Rabbiniz olan Allah bu Zattır. Demek âlemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir! (Ğafir: 64).
    Siz ey haşri inkâr edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök âlemini mi? İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti. Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı (Naziât: 27-28).
    “Göğe ve onu bina edene” (Şems: 5).
    2 . Gökler yedidir :
    Cenab-ı Hakk buyuruyor :
    O’dur ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı. Sonra iradesi yukarıya yönelip orayı da yedi gök halinde sağlamca nizama koydu. O her şeyi hakkıyla bilir (Bakara: 29).
    3 . Gökler yedi yol/yörüngedir :
    Yine şu da bir gerçektir ki Biz sizin üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz yaratmadan da, yarattıklarımızdan da habersiz değiliz (Mü’minûn: 17).
    4 . Yedi sağlam gök :
    Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik (Nebe’: 12).
    5 . Gökte yükselme basamakları vardır:
    Allah’tandır o, Kendisine yükselme basamakları olan… (Meâric: 3).


  10. 12.Mart.2013, 13:15
    5
    Moderatör
    Allah o yüce Zattır ki sizin için yeryüzünü yerleşme yeri, göğü de kubbeli bir çatı yapmış, size sûret verip sûretlerinizi de güzel kılmış ve sizi helâl hoş nimetlerle rızıklandırmıştır. İşte sizin Rabbiniz olan Allah bu Zattır. Demek âlemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir! (Ğafir: 64).
    Siz ey haşri inkâr edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök âlemini mi? İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti. Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı (Naziat: 27-28).
    11 . Sema, 7 gök, yani bütün evren manasına da gelebilir :
    Cenab-ı Hakk buyuruyor:
    Görmez misiniz ki Allah yedi kat göğü tam birbiri ile uyum içinde yarattı? (Nuh: 15).
    İkincisi: Kuran’da “semavat”ın anlamları :
    Kuran’da “semavat” sözcüğüne genel bir bakış :
    Semavat sözcüğü Kuran’da 183 defa geçmiştir. Kuran’ın enteresan yönlerinden birisi de gördüğümüz gibi semavatın direksiz yaratılışı ve yükseltilmesi konusu hariç semavat kelimesinin arz yani yeryüzü kelimesi ile birleşik zikredilmesidir. Enteresan yönlerden bir diğeri de dört yer hariç semavatın yerden önce zikredilmesidir. O dört yer de şu ayetlerdir:
    Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından, onu, Yaratana saygı duyanı uyaran, irşad eden, buyruklar halinde tedricen indirdik (Taha: 3-4).
    Peki, yedi kat göğün ve yüce arşın Rabbi kimdir?” diye sor (Müminûn: 86).
    Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tazimi göstermediler. Hâlbuki bütün bir dünya (yeryüzü) kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir (Zümer: 67).
    Nitekim göklerde nice melaike var ki, Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler hakkında geçerli olması için izin çıkmadıkça, onların şefaatleri asla fayda vermez (Necm: 26).
    Yukarda Taha suresinde geçen “yüce gökler” ifadesi ilk ve son kez geçmiştir .
    Yer ve göklerin zikri geçtiği her yerde şu hakikatlerle yüzleşiriz: Cenab-ı Hakk, ğaniyy-i mutlaktır; yerin, göklerin ve ikisi arasındakilerin mülkü O’na aittir, yer ve göklerin hazineleri O’nundur. Yerde de gökte de tek ilah O olduğu gibi yerdekilerin ve göktekilerin ilahı da O’dur. Göklerde ve yerde bütün hamd ve senalar O’na aittir. Göklerin ve yerin anahtarları da O’nundur. Göklerin ve yerin ğaybı O’na ait olduğu gibi, göklerde ve yerde bütün güzel sıfat ve misaller de O’na aittir. Göklerde ve yerde ululuk yalnız O’na aittir. Gökleri ve yeri yarıp ortaya çıkarandır. O alt günde/devrede hak ile gökleri ve yeri yaratmıştır. Bütün noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla muttasıf, göklerin ve yerin nurudur. Göklerde ve yerdeki her türlü sırrı, gizliyi ve saklıyı bilir. Kendisi tarafından sunulmuş bir güç ve kudret olmaksızın hiçbir şey ve hiçbir kimse, ne in ne de cin göklerin ve yerin sınırlarının dışına çıkamaz. Göklerde ve yerde bir atom ağırlığı, bundan daha küçük ve daha büyük hiçbir şey yoktur ki her şeyi açıklayan kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın. O göklerin ve yerin bir benzerini yaratmaya kadirdir. O’nu göklerde ve yerde hiçbir şey, hiçbir şeyden aciz bırakamaz. Gökleri ve yeri yoktan var eden O yüce varlık bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve müberradır. Göklerdeki, yerdeki ve ikisi arasındakilerin Rabb’idir. Gökleri yaratıp görünmeyen direklerle onu yükselten Yüce Allah bütün kemal sıfatların sahibidir. Göklerdeki ve yerdeki bütün mahlûkatın razıkıdr. Göklerdekiler ve yerdekiler gönüllü-gönülsüz O’na boyun eğip secde etmiştir. Göklerin ve yerin orduları O’nundır. Gökler ve yer onu tesbih edip yüceltir. Göklerin ve yerin mirası O’nundur. Göklerdekileri de yerdekileri de en iyi bilen O’dur. Göklerde ve yerde nice yaratıklar yaratıp dağıtmıştır ve O istediği takdirde onları toplamaya kadirdir. Göklerdekiler de yerdekiler de hep kendilerine has lisan-ı hal ve kalleriyle O’na du eder ve O’ndan isterler. Göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran O olduğu gibi gökleri ve yeri bizim emrimize amade kılan da O’dur. O yer ve gökler fesada uğrayıp bozulmasın diye onları muhafaza etmektedir. Göklere ve yere emaneti (hilafet ve sorumluluğu) arz ve teklif eden O’dur. O, gökleri ve yeri zeval bulup yok olur diye tutmaktadır. O gökleri ve yeri değiştirir. Bütün yeryüzü kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir .
    Üçüncüsü: Kuran’da elif lam takısız nekre () şeklinde gelen kelime üzerine genel bir bakış :
    Semavat kelimesi, Kuran’da elif lam takısız 7 sayısı ile birlikte varit olmuştur. Bu ayetler de göklerin planlanması, tesviyesi (düzenlenmesi) ve yaratılması hususları ile alakalı olarak 5 ayette geçmiştir. Aynı zamanda, elif lam takısız semavat kelimesi iki defa () yani uyumlu, ahenkli kelimesi ile beraber geçmiştir. Diğer bir mevzu ise Talak suresinde yedi yer olduğuna dair bir işaret görüyoruz, Cenab-ı Hakk buyuruyor:
    O’dur ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı. Sonra iradesi yukarıya yönelip orayı da yedi gök halinde sağlamca nizama koydu. O her şeyi hakkıyla bilir (Bakara: 29).
    Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahy etti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussılet: 12).
    Allah O yüce Yaratıcıdır ki yedi kat göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır. Allah’ın emri ve hükmü bunlar arasında inip durur ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle ihata ettiğini, O’nun ilmi dışında hiçbir şey olmayacağını siz de bilesiniz (Talak: 12).
    Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur. Rahman’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Her hangi bir kusur görebilir misin? (Mülk: 3-4).
    Görmez misiniz ki Allah yedi kat göğü tam birbiri ile uyum içinde yarattı? (Nuh: 15).
    Üçüncüsü: İlmin ihtiyaç duyduğu Kuran’da geçen semavat kelimesinin diğer manaları :
    1 . Sema: bina, kubbe, tavan :
    O Rabbinize (kulluk edin) ki yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir kubbe yaptı. Gökten yağmur indirip, onunla size rızık olarak çeşitli mahsuller çıkardı. Öyleyse siz gerçeği bilip dururken sakın Rabbinize eş koşmayın (Bakara: 22).
    Allah o yüce Zattır ki sizin için yeryüzünü yerleşme yeri, göğü de kubbeli bir çatı yapmış, size sûret verip sûretlerinizi de güzel kılmış ve sizi helâl hoş nimetlerle rızıklandırmıştır. İşte sizin Rabbiniz olan Allah bu Zattır. Demek âlemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir! (Ğafir: 64).
    Siz ey haşri inkâr edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök âlemini mi? İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti. Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı (Naziât: 27-28).
    “Göğe ve onu bina edene” (Şems: 5).
    2 . Gökler yedidir :
    Cenab-ı Hakk buyuruyor :
    O’dur ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı. Sonra iradesi yukarıya yönelip orayı da yedi gök halinde sağlamca nizama koydu. O her şeyi hakkıyla bilir (Bakara: 29).
    3 . Gökler yedi yol/yörüngedir :
    Yine şu da bir gerçektir ki Biz sizin üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz yaratmadan da, yarattıklarımızdan da habersiz değiliz (Mü’minûn: 17).
    4 . Yedi sağlam gök :
    Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik (Nebe’: 12).
    5 . Gökte yükselme basamakları vardır:
    Allah’tandır o, Kendisine yükselme basamakları olan… (Meâric: 3).


  11. 12.Mart.2013, 13:17
    6
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    YEDİNCİ HAKİKAT: “EL-ÂLEMÎN” (ÂLEMLER) SÖZCÜĞÜ DİĞER EVRENLERİN ANAHTARI :

    Hamd, Âlemlerin Yüce Rabbi Allah’ındır .
    Mukaddime :
    Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: Demek ki bütün hamdler, övgüler göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Dolayısıyla göklerde ve yerde ululuk yalnız O’na aittir. Azîz ve hakîm O’dur (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir) (Casiye: 36-37).
    Cenab-ı Hakk, “Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’ındır” buyuruyor. Her türlü hamd ve övgüyü içeren bu sözü, Müslümanlar farz namazlarında bir gün ve gecede en az 17 kere dilleriyle söylemektedirler. İlerde göreceğimiz gibi müfessirlerin “âlemler” hakkındaki görüşleri, onların ufuklarının ne kadar açık olduğunu göstermektedir. Genişliği ve ahengiyle gördüğümüz evrenimiz, yarıçapı 24 bin milyon ışık yılı olan bir daireyi temsil etmektedir. Bu da şu anlama gelmektedir: evrenin en uzak köşesinden evrenin en büyük hız limiti olan saniyede 300 km hızla bir yolculuğa çıksak, evrenin diğer ucundaki en uzak köşeye varmamız için 30 milyar yıl gerekmektedir. Astrologlar, hararetle görünen evrenimizin dışında başka evrenler var mı, eğer varsa boyutları ne kadardır sorusunu sormaktadırlar. Tabii ki biz onları göremiyoruz, ancak belki de gerçekten böyle evrenler vardır. Zira bizler, her varlığı ve her şeyi göremiyoruz. Cenab-ı Hakk buyuruyor ki:
    Yok, yok! gördüğünüz ve göremediğiniz âlemlere yemin olsun ki! Bu Kur’ân, pek kerim bir elçinin (getirip okuduğu) sözdür (Hâkka: 38-40).
    Astrologlar, bütünüyle evrenimizin, tüm boyutları kâmil uzayda ince bir kabuktan ibaret olabileceğini haykırmaktadırlar. (Şekil: 12)
    Müfessirlerin görüşlerinde “El-âlemîn” evrenler :
    İmam Qurtubî, el-Cami’ li Ahkâmi el- Quran adlı eserinde şunları kaydetmektedir: Ehl-i tevil, “El-âlemîn”* (alemler, evrenler) konusunda çok farklı görüşler beyan etmişlerdir. Esas itibariyle mevzu Katâde’nin dediği gibidir: “el-âlemûn”, “âlem” kelimesinin çoğuludur ve Allah’tan başka diğer bütün varlıklar anlamına gelir. Müfessirlerin ufkunun enginliğini gösteren görüşlerden birisi de Venb b. Münebbih’e aittir. O şöyle der: Yüce Allah’ın 18 bin âlemi, evreni vardır; dünya sadece onlardan biridir. Ebu Said el-Hudrî de: “40 bin âlem, evren vardır; dünya doğusundan batısına tek bir âlemdir” demiştir. Mükatil ise şöyle demiştir: 80 bin âlem vardır, 40 bini karada, 40 bini de denizdedir .
    Kanaatime göre birici görüş en doğrusudur; çünkü her yaratık ve varlığı kuşatmaktadır. Bunun delili de Cenab-ı Hakk’ın şu ayetidir:
    Firavun: “Sahi, şu bahsettiğin Rabbülâlemin de ne?” dedi. “Eğer işin gerçeğini bilmek isterseniz söyleyeyim: O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir (Şuara: 23-24).
    * Cüneyd Hazretlerinin yanında birisinin “elhamdü lillah” dediği, onun da Allah’ın dediği gibi “elhamdü liilahi rabbil alemin” deyip tamamlasana dediği, bunun üzerine adamın da “âlemler kim ki Cenab-ı Hakk’la beraber anılıyor” şeklinde karşılık verdiğini, onun da “söyle kardeşim! Çünkü sonradan yaratılmış fani bir kişi, ezelî bir yaratıcıyla kıyaslanırsa ona bir şey kalmaz” dediği anlatılır.* (???)
    Bugün ilmî ortamlarda, bu büyük evrende başka evrenlerin varlığı etrafında insanı şaşırtan nice sorular dolaşmaktadır. Söz konusu sorulardan bazıları şunlardır: bizim evrenimiz dışında, evrenimizde hâkim olan kanunların dışında başka kanunların hükmettiği bilmediğimiz evrenler var mı? Daha büyük hızla ışık nereye yolculuk etmektedir? Bizim bildiğimizden daha güçlü çekim nerde olmaktadır? Nükleer bağlantılar nerede zayıf olmaktadır? Daha az yüklü elektronlar nerede bulunmaktadır? Bizim evrenimizden farklı olan evrenler nerededir? Hidrojen ve helyum dışındaki kimyevî elementler nerede gizlenmktedir? Yıldızsız evren nerdedir? Etraflarında pozitronların döndüğü Ant-i proton ve ant-i nötronlardan oluşan atomlar nerede bulunmaktadır? Zaman geriye doğru nereye gitmektedir? Güçler nerede birleşmektedir ?
    Birçok bilim adamı, evrenimizin dışında da evrenlerin olduğunu inanmaktadır. Max Tjmart ve John Cramer, Suzanne Willis, David Hoetawess onlardan bazılarıdır. En basit ve meşhur evren modellerinden birisi galaksimizin bir ikizi olduğu hakkındaki iddiadır. Max Tjmart, paralel evrenlerin varlığının bilim kurgudan ibaret olmadığını, aksine diğer evrenlerin görünen evrenlerin direk bir tatbiki olduğu görüşündedir .*
    Kuran ve bilim arasında “Melekût ”:*
    Beni hayret ve dehşete düşüren konulardan biri de, internette dolaşırken Kuran’ın mevzu hakkında kullandığı sözcüklerin bilim adamların zihinlerindekiyle aynı olması, özellikle melekût sözcüğü. Bu sözcük, Kuranda birden fazla yerde geçmiş orijinal Arapça bir kelimedir. Konu hakkında John Cramer’in yazdıklarına bir göz atalım: Gene Wolf, “eğer bütün bir varlık bizim evrenimizden ibaret değil, sadece zamanın akışı içerisinde bir köpük/kabarcık ise “evren” (Universe) adlandırması uygun olmayacak ve başka bir sözcüğe ihtiyaç duyacağız. Ben Kabala dilinde âlem/evren manasına gelen “malkut” (melekût) sözcüğünü öneriyorum” diyor. Ancak ben bu sözcüğün yeni ve orijinal olmadığını, kaba bir vurgusunun olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu, evrenimizin dışındakilere evrenimiz hakkında yanlış bir intiba verecektir. Aslında ben Gene Wolf’in başka evrenlerin var olduğunu ifade etmek için aradığı sözcüğün hakikatini biliyorum, o da “el-âlemîn” (âlemler)dir ”.
    Metnin orijinali :
    "Malkuth "ملكوت :
    *John G. Cramer wrote: "Gene Wolfe has suggested that if our own universe is not all of Creation! But only one bubble out of many in the stream of Time, then calling it "The Universe" is no longer sufficient. We need a Name for it. He suggested "Malkuth", which is the Cabbalist name for "world". But I find Malkuth rather unappealing; it sounds too much like "uncouth" and would give completely the wrong impression of our Universe to an outsider ".
    *I think that Gene Wolf does not know that the word Malkuth was mentioned before his suggestion in Holy Quran four times. These are :

    *

    Bilimler fakültesinde eğitim görevlisi ve Arapça Dil Kurumu üyesi Prof. Dr. Abdülhamit Medkûr beni bu konuda aydınlatarak şu bilgileri verdi: “melekût” kelimesinin İbranice ve Arapça da ortaya çıkmış eski semitik/sami bir kelimedir. Gene Wolf, melekût kelimesini üretmiş, aslına bakarsan açık bir şekilde Kabala dilinden almıştır. Kabala, batınî Yahudi bir gruptur. Tevil yöntemine dayanır ve harflerin sırlarına çok önem verir ve bilgi felsefesiyle ilgilenir. Gene Wolf, kendisinin itimat ettiği dini bir geleneğe mensuptur, o da Kuran’dan daha önce gelen “ahd-i kadim”dir. Belki de melekût sözcüğü, hem İbranice hem de Arapça beraber ortaya çıkmış eski bir samî sözcük olabilir. Ben de, Kuran’da geçen “alemler” sözcüğünün gökler manasına ulvî ve süflî alemlerin çokluğunu ifade eden en uygun sözcük olduğunu düşünüyorum .*
    Cenab-ı Hakk’ın şu sözünde geçen melekût sözcüğü üzerine bir düşünelim :
    Hiç düşünmezler mi göklerin ve yerin iç boyutunu (melekût), göklerin ve yerin o muazzam saltanatını? Düşünmezler mi Allah’ın yarattığı herhangi bir mahlûktaki ilahî düzenlemeyi? Onu da düşünmezlerse bari ecellerinin yaklaşmış olabileceği ihtimalini? O halde buna iman etmedikten sonra, daha hangi söze inanırlar? (A’râf: 185).
    De ki: “Peki her şeyin gerçek yönetimini, dizginin ve iç boyutunu (melekûtunu) elinde tutan, Kendisi her şeyi koruyup gözeten, ama Kendisi himaye altında olmayan kimdir? Biliyorsanız söyleyin bakalım! (Müminûn: 88).
    Sübhandır, münezzehdir o Zât ki, her şeyin mutlak hâkimiyeti O’nun elindedir. Ve... hepinizin de dönüşü, O’na olacaktır (Yâsîn: 83).
    Prof. Suzanne Willis de evrenin yaşının ilk anlarına kadar giden paralel evrenler konusu üzerinde durmuş ve evrenlerin kabul edilen teorilere göre iki şekilde birbirinden ayrılmış olabileceğini ifade eder. Birincisi büyük şişme aşamasında her küçük parçanın büyük çaplı genişlemeye maruz kalmış, sonra da bugün ki gördüğümüz evren oluşmuştur. (Şekil: 11) Diğer parçalar da aynı yolu takip ederek gelişmiş ve diğer evrenlere vermiş olabilirler. Kuantum mekaniği ışığında diğer yol ise kuantum olayı neticesinde paralel evrenlerin oluşmuş olabileceğidir. (Şekil: 12)
    Bilim adamlarının görüşlerine göre evrenler (âlemîn):
    Bilim adamı Max Tjmart, paralel evrenlerle ilgili fizik teorileri üzerine araştırmalar yapmış ve paralel evrenleri 4 düzeyde ele almıştır .
    Birinci düzey: Bizim evrenimizde hükmeden fizik kanunlarının aynısının hakim olduğu evrenler. Ne var ki onların maddelerinin gelişimi farklı olabilir .
    İkinci düzey: fizik sabite ve kanunları, zaman-mekân boyutları bizim evrenimizden farklı olan evrenler .
    Üçüncü düzey: her kuantum olayı yeni nüshaların ortaya çıkmasını netice verir. *
    Dördüncü düzey: kendine özgü farklı fizik kanunları olan evrenler .
    Göklerin sınırları geçme ile ilgili ayet:
    Kuran’da bilimsel bir mesele geçtiği zaman, insanların akıllarının bu konu üzerinde yoğunlaştığını görürüz. Bu meyanda, Kuran’ın yer ve göklerin sınırlarının dışına çıkma hususuna işaret edilmesi bilim adamlarının dikkatini çekmiştir. İnsan aklı, Kuran’ın konuyu ele alırken kullandığı “nefaz”, “eqtâr” ve “sultan” gibi harika kelimeler karşısında hayret ve şaşkınlığa düşmekte ve akıl, “nefaz”, “yer ve göklerin sınırları/eqtârı”, “sultan”, “ateş” ve “duman alevleri” gibi sorular sormaya başlamaktadır. Kuran, adı geçen mevzuu şu ayette dile getirir:

    Ey cin ve ins topluluğu! Yapabilirseniz haydi göklerin ve yerin hududundan geçin bakalım! Ama geçemezsiniz, ancak üstün bir güç, kuvvetli bir delil ve ilimle geçebilirsiniz (Rahman: 33).
    İbn-i Kesir, bu ayetin yorumu hakkında şunları söylemektedir:
    “Cenab-ı Hakk’ın emir ve kaderinden kaçamazsınız. O sizi çepeçevre kuşatmıştır. O’nun hükmünden kurtulamayacağınız gibi, onun sizin hakkınızdaki hükmünün dışına da çıkamazsınız. Nereye giderseniz gidin O sizi kuşatır. Kıyamet gününde melekler yedi saf halinde her taraftan mahlukatı kuşatır ve hiç kimse Allah dilemedikçe ve müsaade etmedikçe hiçbir yere gidemez. *
    İmam Taberî ise şu ifadelere yer vermektedir :
    “Ehl-i tevil, “Ey cin ve ins topluluğu! Yapabilirseniz haydi göklerin ve yerin hududundan geçin bakalım!” ayetinin “Yapabilirseniz haydi göklerin ve yerin hududundan geçin bakalım!” kısmının hakikat-i vechi konusunda farklı beyanlarda bulunmuşlardır. Kimileri, yer ve göklerin etrafını geçmeğe, size karşı Rabbinizi aciz bırakmaya gücünüz yetiyorsa yapın bunu! Siz bunu Rabbiniz katından bir güç, kudret ve delil olmaksızın yapamazsınız. Bir kısmı da şöyle demiştir: Bu, kendilerine kıyamet günü söylenilecek bir sözdür. Başka bir grup ise, bunun manası “ölümden kaçıp kurtulmak için yer ve göklerin sınırlarından çıkmaya çabalasanız dahi ölüm yine sizi bulacaktır, kaçmanız size fayda vermeyecektir” demişlerdir. Bir başka yorum da “yer ve göktekileri bilecek bir kudretiniz varsa bilin bakalım! Bunu ancak O’ndan bir delil ve beyyine size verilirse bilebilirsiniz” şeklindedir. **
    “Bir sultan, güç ve burhan olmazsa göklerin ve yerin sınırlarının dışına çıkamazsını” cümlesinde (إِلَّا بِسُلْطَانٍ) kelimesinin manası hakkında da farklı görüşler belirtilmiştir; kimileri “delil ve burhan”, bazıları “melek”, bazıları da “meleke” olduğu yorumunu getirmişlerdir .
    İbn-i Abbas’ın (r.a) yorumu, fizik ve astronomi âlimlerinin yaptıkları faaliyetlere en yakın olanıdır ve günümüzün bir kısım bilim adamları Kuran’ın işaret etmiş olduğu bu hakikatlere ve sırlara akıllarını çalıştırarak ulaşmaya ve çözmeye çalışmaktadırlar. Bunlar Cenab-ı Hakk’ın kendilerine bahşettiği akıllarını kullanarak ve bir takım matematiksel denklemler yaparak bu evrenin dışındaki evrenlere de ulaşmaya çalışmaktadır, ancak ne yazık ki insanoğlu bugün ki bilimin verileriyle bu hakikatlerin künhüne tam vakıf olamamaktadır. Ne var ki Allah’ın mülk ve melekûtu çok geniştir. Zaman ilerledikçe bilim adamlarının ceht ve gayretleriyle bu enteresan ve uçsuz bucaksız evrenin bazı sırları ortaya çıkacaktır (Şekil 13: Modern bilimin evrenlerin dışına çıkma konusundaki düşünceleri).



  12. 12.Mart.2013, 13:17
    6
    Moderatör
    YEDİNCİ HAKİKAT: “EL-ÂLEMÎN” (ÂLEMLER) SÖZCÜĞÜ DİĞER EVRENLERİN ANAHTARI :

    Hamd, Âlemlerin Yüce Rabbi Allah’ındır .
    Mukaddime :
    Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: Demek ki bütün hamdler, övgüler göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Dolayısıyla göklerde ve yerde ululuk yalnız O’na aittir. Azîz ve hakîm O’dur (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir) (Casiye: 36-37).
    Cenab-ı Hakk, “Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’ındır” buyuruyor. Her türlü hamd ve övgüyü içeren bu sözü, Müslümanlar farz namazlarında bir gün ve gecede en az 17 kere dilleriyle söylemektedirler. İlerde göreceğimiz gibi müfessirlerin “âlemler” hakkındaki görüşleri, onların ufuklarının ne kadar açık olduğunu göstermektedir. Genişliği ve ahengiyle gördüğümüz evrenimiz, yarıçapı 24 bin milyon ışık yılı olan bir daireyi temsil etmektedir. Bu da şu anlama gelmektedir: evrenin en uzak köşesinden evrenin en büyük hız limiti olan saniyede 300 km hızla bir yolculuğa çıksak, evrenin diğer ucundaki en uzak köşeye varmamız için 30 milyar yıl gerekmektedir. Astrologlar, hararetle görünen evrenimizin dışında başka evrenler var mı, eğer varsa boyutları ne kadardır sorusunu sormaktadırlar. Tabii ki biz onları göremiyoruz, ancak belki de gerçekten böyle evrenler vardır. Zira bizler, her varlığı ve her şeyi göremiyoruz. Cenab-ı Hakk buyuruyor ki:
    Yok, yok! gördüğünüz ve göremediğiniz âlemlere yemin olsun ki! Bu Kur’ân, pek kerim bir elçinin (getirip okuduğu) sözdür (Hâkka: 38-40).
    Astrologlar, bütünüyle evrenimizin, tüm boyutları kâmil uzayda ince bir kabuktan ibaret olabileceğini haykırmaktadırlar. (Şekil: 12)
    Müfessirlerin görüşlerinde “El-âlemîn” evrenler :
    İmam Qurtubî, el-Cami’ li Ahkâmi el- Quran adlı eserinde şunları kaydetmektedir: Ehl-i tevil, “El-âlemîn”* (alemler, evrenler) konusunda çok farklı görüşler beyan etmişlerdir. Esas itibariyle mevzu Katâde’nin dediği gibidir: “el-âlemûn”, “âlem” kelimesinin çoğuludur ve Allah’tan başka diğer bütün varlıklar anlamına gelir. Müfessirlerin ufkunun enginliğini gösteren görüşlerden birisi de Venb b. Münebbih’e aittir. O şöyle der: Yüce Allah’ın 18 bin âlemi, evreni vardır; dünya sadece onlardan biridir. Ebu Said el-Hudrî de: “40 bin âlem, evren vardır; dünya doğusundan batısına tek bir âlemdir” demiştir. Mükatil ise şöyle demiştir: 80 bin âlem vardır, 40 bini karada, 40 bini de denizdedir .
    Kanaatime göre birici görüş en doğrusudur; çünkü her yaratık ve varlığı kuşatmaktadır. Bunun delili de Cenab-ı Hakk’ın şu ayetidir:
    Firavun: “Sahi, şu bahsettiğin Rabbülâlemin de ne?” dedi. “Eğer işin gerçeğini bilmek isterseniz söyleyeyim: O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir (Şuara: 23-24).
    * Cüneyd Hazretlerinin yanında birisinin “elhamdü lillah” dediği, onun da Allah’ın dediği gibi “elhamdü liilahi rabbil alemin” deyip tamamlasana dediği, bunun üzerine adamın da “âlemler kim ki Cenab-ı Hakk’la beraber anılıyor” şeklinde karşılık verdiğini, onun da “söyle kardeşim! Çünkü sonradan yaratılmış fani bir kişi, ezelî bir yaratıcıyla kıyaslanırsa ona bir şey kalmaz” dediği anlatılır.* (???)
    Bugün ilmî ortamlarda, bu büyük evrende başka evrenlerin varlığı etrafında insanı şaşırtan nice sorular dolaşmaktadır. Söz konusu sorulardan bazıları şunlardır: bizim evrenimiz dışında, evrenimizde hâkim olan kanunların dışında başka kanunların hükmettiği bilmediğimiz evrenler var mı? Daha büyük hızla ışık nereye yolculuk etmektedir? Bizim bildiğimizden daha güçlü çekim nerde olmaktadır? Nükleer bağlantılar nerede zayıf olmaktadır? Daha az yüklü elektronlar nerede bulunmaktadır? Bizim evrenimizden farklı olan evrenler nerededir? Hidrojen ve helyum dışındaki kimyevî elementler nerede gizlenmktedir? Yıldızsız evren nerdedir? Etraflarında pozitronların döndüğü Ant-i proton ve ant-i nötronlardan oluşan atomlar nerede bulunmaktadır? Zaman geriye doğru nereye gitmektedir? Güçler nerede birleşmektedir ?
    Birçok bilim adamı, evrenimizin dışında da evrenlerin olduğunu inanmaktadır. Max Tjmart ve John Cramer, Suzanne Willis, David Hoetawess onlardan bazılarıdır. En basit ve meşhur evren modellerinden birisi galaksimizin bir ikizi olduğu hakkındaki iddiadır. Max Tjmart, paralel evrenlerin varlığının bilim kurgudan ibaret olmadığını, aksine diğer evrenlerin görünen evrenlerin direk bir tatbiki olduğu görüşündedir .*
    Kuran ve bilim arasında “Melekût ”:*
    Beni hayret ve dehşete düşüren konulardan biri de, internette dolaşırken Kuran’ın mevzu hakkında kullandığı sözcüklerin bilim adamların zihinlerindekiyle aynı olması, özellikle melekût sözcüğü. Bu sözcük, Kuranda birden fazla yerde geçmiş orijinal Arapça bir kelimedir. Konu hakkında John Cramer’in yazdıklarına bir göz atalım: Gene Wolf, “eğer bütün bir varlık bizim evrenimizden ibaret değil, sadece zamanın akışı içerisinde bir köpük/kabarcık ise “evren” (Universe) adlandırması uygun olmayacak ve başka bir sözcüğe ihtiyaç duyacağız. Ben Kabala dilinde âlem/evren manasına gelen “malkut” (melekût) sözcüğünü öneriyorum” diyor. Ancak ben bu sözcüğün yeni ve orijinal olmadığını, kaba bir vurgusunun olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu, evrenimizin dışındakilere evrenimiz hakkında yanlış bir intiba verecektir. Aslında ben Gene Wolf’in başka evrenlerin var olduğunu ifade etmek için aradığı sözcüğün hakikatini biliyorum, o da “el-âlemîn” (âlemler)dir ”.
    Metnin orijinali :
    "Malkuth "ملكوت :
    *John G. Cramer wrote: "Gene Wolfe has suggested that if our own universe is not all of Creation! But only one bubble out of many in the stream of Time, then calling it "The Universe" is no longer sufficient. We need a Name for it. He suggested "Malkuth", which is the Cabbalist name for "world". But I find Malkuth rather unappealing; it sounds too much like "uncouth" and would give completely the wrong impression of our Universe to an outsider ".
    *I think that Gene Wolf does not know that the word Malkuth was mentioned before his suggestion in Holy Quran four times. These are :

    *

    Bilimler fakültesinde eğitim görevlisi ve Arapça Dil Kurumu üyesi Prof. Dr. Abdülhamit Medkûr beni bu konuda aydınlatarak şu bilgileri verdi: “melekût” kelimesinin İbranice ve Arapça da ortaya çıkmış eski semitik/sami bir kelimedir. Gene Wolf, melekût kelimesini üretmiş, aslına bakarsan açık bir şekilde Kabala dilinden almıştır. Kabala, batınî Yahudi bir gruptur. Tevil yöntemine dayanır ve harflerin sırlarına çok önem verir ve bilgi felsefesiyle ilgilenir. Gene Wolf, kendisinin itimat ettiği dini bir geleneğe mensuptur, o da Kuran’dan daha önce gelen “ahd-i kadim”dir. Belki de melekût sözcüğü, hem İbranice hem de Arapça beraber ortaya çıkmış eski bir samî sözcük olabilir. Ben de, Kuran’da geçen “alemler” sözcüğünün gökler manasına ulvî ve süflî alemlerin çokluğunu ifade eden en uygun sözcük olduğunu düşünüyorum .*
    Cenab-ı Hakk’ın şu sözünde geçen melekût sözcüğü üzerine bir düşünelim :
    Hiç düşünmezler mi göklerin ve yerin iç boyutunu (melekût), göklerin ve yerin o muazzam saltanatını? Düşünmezler mi Allah’ın yarattığı herhangi bir mahlûktaki ilahî düzenlemeyi? Onu da düşünmezlerse bari ecellerinin yaklaşmış olabileceği ihtimalini? O halde buna iman etmedikten sonra, daha hangi söze inanırlar? (A’râf: 185).
    De ki: “Peki her şeyin gerçek yönetimini, dizginin ve iç boyutunu (melekûtunu) elinde tutan, Kendisi her şeyi koruyup gözeten, ama Kendisi himaye altında olmayan kimdir? Biliyorsanız söyleyin bakalım! (Müminûn: 88).
    Sübhandır, münezzehdir o Zât ki, her şeyin mutlak hâkimiyeti O’nun elindedir. Ve... hepinizin de dönüşü, O’na olacaktır (Yâsîn: 83).
    Prof. Suzanne Willis de evrenin yaşının ilk anlarına kadar giden paralel evrenler konusu üzerinde durmuş ve evrenlerin kabul edilen teorilere göre iki şekilde birbirinden ayrılmış olabileceğini ifade eder. Birincisi büyük şişme aşamasında her küçük parçanın büyük çaplı genişlemeye maruz kalmış, sonra da bugün ki gördüğümüz evren oluşmuştur. (Şekil: 11) Diğer parçalar da aynı yolu takip ederek gelişmiş ve diğer evrenlere vermiş olabilirler. Kuantum mekaniği ışığında diğer yol ise kuantum olayı neticesinde paralel evrenlerin oluşmuş olabileceğidir. (Şekil: 12)
    Bilim adamlarının görüşlerine göre evrenler (âlemîn):
    Bilim adamı Max Tjmart, paralel evrenlerle ilgili fizik teorileri üzerine araştırmalar yapmış ve paralel evrenleri 4 düzeyde ele almıştır .
    Birinci düzey: Bizim evrenimizde hükmeden fizik kanunlarının aynısının hakim olduğu evrenler. Ne var ki onların maddelerinin gelişimi farklı olabilir .
    İkinci düzey: fizik sabite ve kanunları, zaman-mekân boyutları bizim evrenimizden farklı olan evrenler .
    Üçüncü düzey: her kuantum olayı yeni nüshaların ortaya çıkmasını netice verir. *
    Dördüncü düzey: kendine özgü farklı fizik kanunları olan evrenler .
    Göklerin sınırları geçme ile ilgili ayet:
    Kuran’da bilimsel bir mesele geçtiği zaman, insanların akıllarının bu konu üzerinde yoğunlaştığını görürüz. Bu meyanda, Kuran’ın yer ve göklerin sınırlarının dışına çıkma hususuna işaret edilmesi bilim adamlarının dikkatini çekmiştir. İnsan aklı, Kuran’ın konuyu ele alırken kullandığı “nefaz”, “eqtâr” ve “sultan” gibi harika kelimeler karşısında hayret ve şaşkınlığa düşmekte ve akıl, “nefaz”, “yer ve göklerin sınırları/eqtârı”, “sultan”, “ateş” ve “duman alevleri” gibi sorular sormaya başlamaktadır. Kuran, adı geçen mevzuu şu ayette dile getirir:

    Ey cin ve ins topluluğu! Yapabilirseniz haydi göklerin ve yerin hududundan geçin bakalım! Ama geçemezsiniz, ancak üstün bir güç, kuvvetli bir delil ve ilimle geçebilirsiniz (Rahman: 33).
    İbn-i Kesir, bu ayetin yorumu hakkında şunları söylemektedir:
    “Cenab-ı Hakk’ın emir ve kaderinden kaçamazsınız. O sizi çepeçevre kuşatmıştır. O’nun hükmünden kurtulamayacağınız gibi, onun sizin hakkınızdaki hükmünün dışına da çıkamazsınız. Nereye giderseniz gidin O sizi kuşatır. Kıyamet gününde melekler yedi saf halinde her taraftan mahlukatı kuşatır ve hiç kimse Allah dilemedikçe ve müsaade etmedikçe hiçbir yere gidemez. *
    İmam Taberî ise şu ifadelere yer vermektedir :
    “Ehl-i tevil, “Ey cin ve ins topluluğu! Yapabilirseniz haydi göklerin ve yerin hududundan geçin bakalım!” ayetinin “Yapabilirseniz haydi göklerin ve yerin hududundan geçin bakalım!” kısmının hakikat-i vechi konusunda farklı beyanlarda bulunmuşlardır. Kimileri, yer ve göklerin etrafını geçmeğe, size karşı Rabbinizi aciz bırakmaya gücünüz yetiyorsa yapın bunu! Siz bunu Rabbiniz katından bir güç, kudret ve delil olmaksızın yapamazsınız. Bir kısmı da şöyle demiştir: Bu, kendilerine kıyamet günü söylenilecek bir sözdür. Başka bir grup ise, bunun manası “ölümden kaçıp kurtulmak için yer ve göklerin sınırlarından çıkmaya çabalasanız dahi ölüm yine sizi bulacaktır, kaçmanız size fayda vermeyecektir” demişlerdir. Bir başka yorum da “yer ve göktekileri bilecek bir kudretiniz varsa bilin bakalım! Bunu ancak O’ndan bir delil ve beyyine size verilirse bilebilirsiniz” şeklindedir. **
    “Bir sultan, güç ve burhan olmazsa göklerin ve yerin sınırlarının dışına çıkamazsını” cümlesinde (إِلَّا بِسُلْطَانٍ) kelimesinin manası hakkında da farklı görüşler belirtilmiştir; kimileri “delil ve burhan”, bazıları “melek”, bazıları da “meleke” olduğu yorumunu getirmişlerdir .
    İbn-i Abbas’ın (r.a) yorumu, fizik ve astronomi âlimlerinin yaptıkları faaliyetlere en yakın olanıdır ve günümüzün bir kısım bilim adamları Kuran’ın işaret etmiş olduğu bu hakikatlere ve sırlara akıllarını çalıştırarak ulaşmaya ve çözmeye çalışmaktadırlar. Bunlar Cenab-ı Hakk’ın kendilerine bahşettiği akıllarını kullanarak ve bir takım matematiksel denklemler yaparak bu evrenin dışındaki evrenlere de ulaşmaya çalışmaktadır, ancak ne yazık ki insanoğlu bugün ki bilimin verileriyle bu hakikatlerin künhüne tam vakıf olamamaktadır. Ne var ki Allah’ın mülk ve melekûtu çok geniştir. Zaman ilerledikçe bilim adamlarının ceht ve gayretleriyle bu enteresan ve uçsuz bucaksız evrenin bazı sırları ortaya çıkacaktır (Şekil 13: Modern bilimin evrenlerin dışına çıkma konusundaki düşünceleri).



  13. 12.Mart.2013, 13:17
    7
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    SEKİZİNCİ HAKİKAT: TESHİR PRENSİBİ :
    İNSANÎ PRENSİP İSLAMÎ BİR TEMELDİR :

    İnsani prensip nedir? Bu prensibi savunan insanlar onu zayıf ve güçlü insani prensip şeklinde ikiye ayırıyorlar. Aslında bu ikisi bir vahidin iki yüzü yanı gibidir. Zayıf insani prensip şunu söylemektedir: büyük veya zaman ve mekânda sonsuz bir evrende – şu an ki evrenimiz gibi – akıllı bir hayatın (akıllı yaratık) zorunlu şartları ancak zaman ve mekânı sınırlı bölgelerde olabilir .
    Akıllı bir hayatın (akıllı tasarım) ortaya çıkması için gerekli zorunlu şartlar ancak zaman ve mekânı sınırlı bölgelerde gerçekleşebilir. Öyleyse bu bölgelerdeki akıllı varlıkların, evrendeki konumunun varlıkları için gerekli zorunlu şartlara haiz oldukları sürpriz olmaması gerekir. Daha basit bir ifadeyle evren, sınırları belli ve sınırlıdır; ancak insan gibi akıllı bir varlık tek bir yerde vardır o da yeryüzü. Bütün bu muazzam evren neden o zaman? Cevap biz insanlar yeryüzünde yaşayalım diye. İşte insani prensip denilen şey budur .
    Göklerin iç boyutunda (melekûtunda) küçücük bir zerre olmaktan öteye geçmeyen bir yerde yaşayan insanoğluna musahhar kılınmış muazzam bir evren! Fizikçi Brandon Carter, fiziki sabitelerin bildiğimiz manada bir hayata nail olabilmeleri için dar bir alanda işlemesi gerektiğini kaydetmiştir. Bunun için evren hayatın olmasına uygun görünmektedir. Carter, bunun kaynağının evrenimizi yaratan "Büyük Tasarımcı" (The Great Designer) olduğunu söyler. (Büyük Tasarımcı, Cenab-ı Hakk'ın güzel isimlerinden (Esma-i Hüsna) olmadığı için kullanmakta çekimser davrandığımı belirtmeliyim). Tasarımlanan makinelerin karmaşıklığına nazaran evrende fiziki, biyolojik ve kimyasal kanunların işlediğini görmekteyiz. Belki bazı insanlar bu biyolojik tasarımın uğraşı ve yanılma yoluyla geliştiğini düşünebilirler; ancak fiziki sabitelerin tamamen evrenin işleyişine uygun olması nasıl açıklanabilir?* Gerçek şu ki hayatı kucaklayan ve taşıyan tek bir gezegen var. Stephen Hawking'in de dediği gibi elektron yükünün sayı değerleri ve proton kütlesinin elektron kütlesine oranı, hayatın mümkün olabilmesi için çok ince bir şekilde ayarlanmıştır. Eğer elektronun, elektrik yükü çok basit bir şekilde şimdiki halinden farklı olsaydı yıldızların hidrojen ve helyumu yakmaları mümkün olmazdı veya buna ek olarak patlamayacaklardı.
    فلو أن الشحنة الكهربائية للإلكترون كانت تختلف فقط اختلافا هينا؛ لما أمكن للنجوم أن تحرق الهيدروجين والهيليوم. أو أنها ما كانت بالتالي ستنفجر".

    Güçlü insani prensibe gelince Hawking, bu evrenin dışında başka evrenlerin veya tek bir evrende farklı bölgelerin var olması durumunda, onlardan her birinin kendilerine özgü bilimsel kanunlarla ayrılmış olabileceğini, ancak akıllı bir hayatın sadece bizim evrenimiz gibi birkaç evrende ortaya çıkacağını düşünmektedir. Daha basit bir ifadeyle başka evrenlerde veya bu evrenin başka bölgelerinde de akıllı hayat (akıllı yaratık) olabilir .

    Şimdi kalp ve kafa taşıyan herkes bilsin ki bugün "insani prensip" savunucularının tekrarlayıp durdukları bu mevzuları Kuran asırlar önce ilan etmiştir. Kuran, yerde ve gökte ne varsa her şeyin insanın emrine verildiğini (teshir) beyan etmektedir. Daha geniş bir manayla ifade edecek olursak, yer ve göğüyle beraber bütün bir kâinat yeryüzü halifesinin; insanın hizmetine amade kılınmıştır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    O’dur ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı. Sonra iradesi yukarıya yönelip orayı da yedi gök halinde sağlamca nizama koydu. O her şeyi hakkıyla bilir (Bakara: 29). **
    Yüce Allah'ın bütün bir kâinatı insanoğlunun emrine vermesi hakkındaki ayetler çeşitlilik arz etmektedir:
    Onlar, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizlerin hizmetine sunduğunu, açık ve gizli nimetlerini üzerinize boşalttığını görüp düşünmezler mi? Bir takım insanlar bilmeden (ilimsiz), bir rehbere ve aydınlık ve aydınlatıcı bir kitaba başvurmadan Allah hakkında mücadele ederler (Lokman: 20).
    Görmüyor musunuz ki Allah göklerde ve yerde olan şeyleri sizin hizmetinize vermiş. Görünen görünmeyen bunca nimete sizi gark etmiş? Yine de, öyle insanlar var ki hiçbir bilgiye, yol gösterici bir rehbere veya aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp durur (Lokman: 20).
    Hem göklerde ve yerde ne varsa, hepsini Kendi tarafından bir lütuf olarak sizin hizmetinize veren de O’dur. Elbette bunda düşünecek kimseler için ibretler vardır (Casiye: 13).

    DOKUZUNCU HAKİKAT: YERYÜZÜNÜN DIŞINDA HAYAT

    İnsanoğlu, bugün ve yarın göklerde hayat arama hususunda uzayı keşfe koştuğunda Kuran hakikatlerinin onun önünden yürüdüğünü ve ona yol gösterdiğini görecektir. Evet, göklerde hayat vardır. Göklerde de yerde de hareket edip duran varlıklar vardır. Yeryüzünün dışında, mesela Merih’te hayat arayan bilim adamlarının, 1400 yıldan daha fazla bir zaman önce Kuran’da yazılan şu satırlar üzerine enine boyuna düşünmeleri gerekir. Zira ebedi metin Kuran’da şu ayetle karşılaşıyoruz: *
    Göklerin ve yerin yaratılması ve oralarda bütün canlıları yaratıp üretmesi, O’nun kudretinin ve hikmetinin delillerindendir. O elbette dilediği zaman onları mahşerde toplamaya da kadirdir (Şura: 29).
    İbn-i Kesir bu ayetin yorumu hakkında şunları ifade etmektedir :
    “Cenabı Hakk şöyle buyuruyor: O’nun azamet, kudret ve hâkimiyetini gösteren ayet ve işaretlerden biri de yer ve gökleri yaratması, onlarda, melek, insan, cin ve farklı şekil, renk, dil, tabiat, cins ve çeşitteki hayvanları da kapsayacak şekilde bütün canlıları serpiştirmesi ve yer ve göklerin sınırları içindeki her yöreye dağıtmasıdır. Bununla beraber, O istediğinde, yani kıyamet gününde, öncekileri, sonrakileri ve diğer bütün mahlûkatı bir yerde toplamaya, haklarındaki hak ve adalete dayanan hükmünü vermeye de kadirdir”. ***
    Celaleyn tefsirinde ise şu ibareler yer almaktadır :
    “Ayette "وَمَا بَثَّ" ifadesi dağıtıp yaydı anlamındadır . "فِيهِمَا مِنْ دَابَّة" *cümlesinde ise insan ve diğer varlıklardan yeryüzünde hareket eden bütün canlılar kast edilmiştir. Ve O istediği vakit haşir için onları bir araya getirip toplamaya kadirdir. “Onlar” zamirinde asıl olan akıllı varlıklar olmakla beraber diğer akılsız ve şuursuz varlıkları da kapsamaktadır.
    İmam Taberî de şunları kaydetmektedir: yer ve göklerde yadığı bütün hareket eden canlılar demektir. Mücahit’ten şu sözü nakledilmiştir "وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِنْ دَابَّة" (oralarda bütün canlıları yaratıp üretmesi) ayetindeki canlılardan maksat insanlar ve meleklerdir .
    İmam Kurtubî ise söz konusu ayetin yorumu hakkında şunları nakletmiştir :
    “Mücahit şöyle demiştir: bu ayetin kapsamı içinde melekler ve insanlar vardır. Ayrıca Cenab-ı Hakk şöyle ferman buyurmuştur: “Hem sizin bilemeyeceğiniz daha neler neler yaratacak!” (Nahl: 8). Ferr⠓gökte değil yerde dağılmış hareketli canlılar murattır” demiştir .
    Bu ayet hakkında şu mülahazaları sıralayabiliriz :
    1 -********** Allah, göklere ve yere canlılar dağıtmıştır .
    2 -********** Kuran’da melekler “devab” (yani hareket eden canlılar) olarak nitelenmemiştir .
    3 -********** Hareketli canlıların yaratılış maddesi, meleklerin yaratılış maddesinden farklıdır .
    4 -********** Ayetteki “vav” harfi muğayere içindir .
    5 -********** Cenab-ı Hakk’ın, istediği zaman yer ve göklerdeki canlıları bir araya getirmesi sadece kıyamet gününe özgü olamaz.
    6 -********** Ayette canlıların gökte değil sadece yerde yayıldığına delalet eden hiçbir karine ve ipucu yoktur. Ayrıca gökte hayatın olmasının uzak bir ihtimal olmadığına işaret eden başka ayetler de vardır .
    Ben bir Müslüman olarak hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde inanıyorum ki Allah kitapta hiçbir şeyi fevt etmemiş, her şeyi kayıt altına almıştır. Allah’ın kudretinin yerde ve gökteki canlıları istediği zaman ve yerde birleştirmeye yeteceğine inanıyorum. İşte bizler bugün büyük bir merakla Mars keşif yolculuklarını takip ediyoruz, bir zamanlar insanın ayı keşfedip üzerine inmesini takip ettiğimiz gibi. İslam, hem ilim hem hidayet dini olduğu için insanları tabaka tabaka, katman katman uzayın derinliklerini bulup keşfetmeye ve göklerin ve yerin sınırlarını aşmaya, geçmeye davet etmektedir .
    Bununla, yerküre dışında hayat arama düşüncesinin Kuran’da aranmasına mani teşkil edecek bir şey olmadığı sonucuna varmak istiyorum. Aksine Kuran ayetleri, yerküredeki bir kısım ayetlerinin ayan-beyan ortaya çıktığı gibi, gökteki ayetlerinin de zuhur etmesi için insanı sürekli düşünme ve tefekküre teşvik etmektedir. Aslına bakılırsa, insanoğlunun uzayı keşfetme uğraşılarına, Yüce Allah’ın evrene tevdi ettiği bazı sırları keşfetme çabası olarak bakmamız gerekmektedir. Sonra eğer insan Merih’i keşfedip onu imar etse, hatta Samanyolu’nu tamamen keşfetse ne çıkar?! Göreceksin ki onun evrende imar ettiği şey mamur bir şehirde bir ayak miktarı kadardır. Zira Yüce Allah’ın mülkü insanoğlunun hayalinin çok çok ötesindedir. Cenab-ı Hakk, azamet ve kudretiyle göğü bina etmiş ve onu sürekli genişletmektedir. Önceden ayı keşfeden insanoğlu, bugün Merih’i ve önümüzdeki milyonlarca yıl boyunca bütün bir gezegeni de keşfetse yine de âlemlerin Rabbi Allah’ı aciz bırakacağını sanmasın! *
    Siz, yerin derinliklerine de girseniz, semanın enginliklerine de çıksanız, Allah’ın hâkimiyetinden ve hakkınızdaki hükmünden kurtulup O’nu aciz bırakamazsınız. Sonra, Allah’tan başka ne size sahip çıkacak bir koruyucunuz, ne de bir yardımcınız vardır (Ankebût: 22).
    Bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve kemal sıfatlarla muttasıf olan Cenab-ı Hakk, yerde-gökte nerde olursa olsun insana gücü ve kudreti yeter.
    Öyle zannediyorum ki Kuran-ı Kerimde zikredilen üç kozmik işareti böylece tespit etmiş olduk: Birincisi: gökte canlıların varlığı. İkincisi: uzayın araştırılması ve keşfi. Üçüncüsü: uzayın imar edilmesi. Bu bile gerçekleşse yine insanlık Allah’ı aciz bırakacak değildir. *
    Açık Ayetler :
    Yeryüzü gezegeninin dışında hayat arayan araştırmacılara tedebbür ve tefekkür etmeleri için Yüce Allah’ın kitabından aşağıdaki ayet-i kerimeleri naklediyoruz :
    Göklerin ve yerin yaratılması ve oralarda bütün canlıları yaratıp üretmesi, O’nun kudretinin ve hikmetinin delillerindendir. O elbette dilediği zaman onları mahşerde toplamaya da kadirdir (Şura: 29).
    Göklerde ve yerde bulunan kim varsa, gerek isteyerek, gerek istemeyerek Allah’a itaat ederken, hepsi döndürülüp O’na götürülürken, onlar kalkıp Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? (Âl-i İmran: 83).
    Görüp anlamadın mı ki Allah gökleri ve yeri, hikmetle ve ciddî bir maksat için yaratmıştır. Eğer dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir. Allah’a göre bu, sözü edilecek bir şey değildir (İbarahim: 19-20).
    Hem göklerde ve yerde ne varsa hepsi, herhangi bir canlı olsun, melaike olsun hepsi Allah’a secde eder, asla kibirlenmezler (Nahl: 49).
    Hem senin Rabbin, göklerde ve yerde olan kim varsa hepsini pek iyi bilir. Biz nebîlerden bazısını bazısına üstün kıldık, nitekim Davud’a da Zebûr’u verdik (İsra: 55 ).
    Halbuki göklerde ve yerde gizli olan her şeyi açığa çıkaran, sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bilen Allah’a secde ve ibadet etmeleri gerekmez mi? (Neml: 25).
    Göklerde ve yerde kim varsa O’nundur. Onların hepsi, isteyerek veya istemeyerek O’na itaat ederler (Rum: 26).
    Dünyada hiç dolaşıp da, kendilerinden önce yaşamış ümmetlerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Ne göklerde ve ne de yerde Allah’ı engelleyecek bir şey yoktur. Çünkü O alîmdir, kadirdir (Fatır: 44).
    Göklerde olan, yerde olan herkes, ihtiyaçları için O’na yalvarır (bütün bunları gerçekleştirmek için) O, her an yeni tecellilerle iş başındadır (Rahman: 29).



  14. 12.Mart.2013, 13:17
    7
    Moderatör
    SEKİZİNCİ HAKİKAT: TESHİR PRENSİBİ :
    İNSANÎ PRENSİP İSLAMÎ BİR TEMELDİR :

    İnsani prensip nedir? Bu prensibi savunan insanlar onu zayıf ve güçlü insani prensip şeklinde ikiye ayırıyorlar. Aslında bu ikisi bir vahidin iki yüzü yanı gibidir. Zayıf insani prensip şunu söylemektedir: büyük veya zaman ve mekânda sonsuz bir evrende – şu an ki evrenimiz gibi – akıllı bir hayatın (akıllı yaratık) zorunlu şartları ancak zaman ve mekânı sınırlı bölgelerde olabilir .
    Akıllı bir hayatın (akıllı tasarım) ortaya çıkması için gerekli zorunlu şartlar ancak zaman ve mekânı sınırlı bölgelerde gerçekleşebilir. Öyleyse bu bölgelerdeki akıllı varlıkların, evrendeki konumunun varlıkları için gerekli zorunlu şartlara haiz oldukları sürpriz olmaması gerekir. Daha basit bir ifadeyle evren, sınırları belli ve sınırlıdır; ancak insan gibi akıllı bir varlık tek bir yerde vardır o da yeryüzü. Bütün bu muazzam evren neden o zaman? Cevap biz insanlar yeryüzünde yaşayalım diye. İşte insani prensip denilen şey budur .
    Göklerin iç boyutunda (melekûtunda) küçücük bir zerre olmaktan öteye geçmeyen bir yerde yaşayan insanoğluna musahhar kılınmış muazzam bir evren! Fizikçi Brandon Carter, fiziki sabitelerin bildiğimiz manada bir hayata nail olabilmeleri için dar bir alanda işlemesi gerektiğini kaydetmiştir. Bunun için evren hayatın olmasına uygun görünmektedir. Carter, bunun kaynağının evrenimizi yaratan "Büyük Tasarımcı" (The Great Designer) olduğunu söyler. (Büyük Tasarımcı, Cenab-ı Hakk'ın güzel isimlerinden (Esma-i Hüsna) olmadığı için kullanmakta çekimser davrandığımı belirtmeliyim). Tasarımlanan makinelerin karmaşıklığına nazaran evrende fiziki, biyolojik ve kimyasal kanunların işlediğini görmekteyiz. Belki bazı insanlar bu biyolojik tasarımın uğraşı ve yanılma yoluyla geliştiğini düşünebilirler; ancak fiziki sabitelerin tamamen evrenin işleyişine uygun olması nasıl açıklanabilir?* Gerçek şu ki hayatı kucaklayan ve taşıyan tek bir gezegen var. Stephen Hawking'in de dediği gibi elektron yükünün sayı değerleri ve proton kütlesinin elektron kütlesine oranı, hayatın mümkün olabilmesi için çok ince bir şekilde ayarlanmıştır. Eğer elektronun, elektrik yükü çok basit bir şekilde şimdiki halinden farklı olsaydı yıldızların hidrojen ve helyumu yakmaları mümkün olmazdı veya buna ek olarak patlamayacaklardı.
    فلو أن الشحنة الكهربائية للإلكترون كانت تختلف فقط اختلافا هينا؛ لما أمكن للنجوم أن تحرق الهيدروجين والهيليوم. أو أنها ما كانت بالتالي ستنفجر".

    Güçlü insani prensibe gelince Hawking, bu evrenin dışında başka evrenlerin veya tek bir evrende farklı bölgelerin var olması durumunda, onlardan her birinin kendilerine özgü bilimsel kanunlarla ayrılmış olabileceğini, ancak akıllı bir hayatın sadece bizim evrenimiz gibi birkaç evrende ortaya çıkacağını düşünmektedir. Daha basit bir ifadeyle başka evrenlerde veya bu evrenin başka bölgelerinde de akıllı hayat (akıllı yaratık) olabilir .

    Şimdi kalp ve kafa taşıyan herkes bilsin ki bugün "insani prensip" savunucularının tekrarlayıp durdukları bu mevzuları Kuran asırlar önce ilan etmiştir. Kuran, yerde ve gökte ne varsa her şeyin insanın emrine verildiğini (teshir) beyan etmektedir. Daha geniş bir manayla ifade edecek olursak, yer ve göğüyle beraber bütün bir kâinat yeryüzü halifesinin; insanın hizmetine amade kılınmıştır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    O’dur ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı. Sonra iradesi yukarıya yönelip orayı da yedi gök halinde sağlamca nizama koydu. O her şeyi hakkıyla bilir (Bakara: 29). **
    Yüce Allah'ın bütün bir kâinatı insanoğlunun emrine vermesi hakkındaki ayetler çeşitlilik arz etmektedir:
    Onlar, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizlerin hizmetine sunduğunu, açık ve gizli nimetlerini üzerinize boşalttığını görüp düşünmezler mi? Bir takım insanlar bilmeden (ilimsiz), bir rehbere ve aydınlık ve aydınlatıcı bir kitaba başvurmadan Allah hakkında mücadele ederler (Lokman: 20).
    Görmüyor musunuz ki Allah göklerde ve yerde olan şeyleri sizin hizmetinize vermiş. Görünen görünmeyen bunca nimete sizi gark etmiş? Yine de, öyle insanlar var ki hiçbir bilgiye, yol gösterici bir rehbere veya aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp durur (Lokman: 20).
    Hem göklerde ve yerde ne varsa, hepsini Kendi tarafından bir lütuf olarak sizin hizmetinize veren de O’dur. Elbette bunda düşünecek kimseler için ibretler vardır (Casiye: 13).

    DOKUZUNCU HAKİKAT: YERYÜZÜNÜN DIŞINDA HAYAT

    İnsanoğlu, bugün ve yarın göklerde hayat arama hususunda uzayı keşfe koştuğunda Kuran hakikatlerinin onun önünden yürüdüğünü ve ona yol gösterdiğini görecektir. Evet, göklerde hayat vardır. Göklerde de yerde de hareket edip duran varlıklar vardır. Yeryüzünün dışında, mesela Merih’te hayat arayan bilim adamlarının, 1400 yıldan daha fazla bir zaman önce Kuran’da yazılan şu satırlar üzerine enine boyuna düşünmeleri gerekir. Zira ebedi metin Kuran’da şu ayetle karşılaşıyoruz: *
    Göklerin ve yerin yaratılması ve oralarda bütün canlıları yaratıp üretmesi, O’nun kudretinin ve hikmetinin delillerindendir. O elbette dilediği zaman onları mahşerde toplamaya da kadirdir (Şura: 29).
    İbn-i Kesir bu ayetin yorumu hakkında şunları ifade etmektedir :
    “Cenabı Hakk şöyle buyuruyor: O’nun azamet, kudret ve hâkimiyetini gösteren ayet ve işaretlerden biri de yer ve gökleri yaratması, onlarda, melek, insan, cin ve farklı şekil, renk, dil, tabiat, cins ve çeşitteki hayvanları da kapsayacak şekilde bütün canlıları serpiştirmesi ve yer ve göklerin sınırları içindeki her yöreye dağıtmasıdır. Bununla beraber, O istediğinde, yani kıyamet gününde, öncekileri, sonrakileri ve diğer bütün mahlûkatı bir yerde toplamaya, haklarındaki hak ve adalete dayanan hükmünü vermeye de kadirdir”. ***
    Celaleyn tefsirinde ise şu ibareler yer almaktadır :
    “Ayette "وَمَا بَثَّ" ifadesi dağıtıp yaydı anlamındadır . "فِيهِمَا مِنْ دَابَّة" *cümlesinde ise insan ve diğer varlıklardan yeryüzünde hareket eden bütün canlılar kast edilmiştir. Ve O istediği vakit haşir için onları bir araya getirip toplamaya kadirdir. “Onlar” zamirinde asıl olan akıllı varlıklar olmakla beraber diğer akılsız ve şuursuz varlıkları da kapsamaktadır.
    İmam Taberî de şunları kaydetmektedir: yer ve göklerde yadığı bütün hareket eden canlılar demektir. Mücahit’ten şu sözü nakledilmiştir "وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِنْ دَابَّة" (oralarda bütün canlıları yaratıp üretmesi) ayetindeki canlılardan maksat insanlar ve meleklerdir .
    İmam Kurtubî ise söz konusu ayetin yorumu hakkında şunları nakletmiştir :
    “Mücahit şöyle demiştir: bu ayetin kapsamı içinde melekler ve insanlar vardır. Ayrıca Cenab-ı Hakk şöyle ferman buyurmuştur: “Hem sizin bilemeyeceğiniz daha neler neler yaratacak!” (Nahl: 8). Ferr⠓gökte değil yerde dağılmış hareketli canlılar murattır” demiştir .
    Bu ayet hakkında şu mülahazaları sıralayabiliriz :
    1 -********** Allah, göklere ve yere canlılar dağıtmıştır .
    2 -********** Kuran’da melekler “devab” (yani hareket eden canlılar) olarak nitelenmemiştir .
    3 -********** Hareketli canlıların yaratılış maddesi, meleklerin yaratılış maddesinden farklıdır .
    4 -********** Ayetteki “vav” harfi muğayere içindir .
    5 -********** Cenab-ı Hakk’ın, istediği zaman yer ve göklerdeki canlıları bir araya getirmesi sadece kıyamet gününe özgü olamaz.
    6 -********** Ayette canlıların gökte değil sadece yerde yayıldığına delalet eden hiçbir karine ve ipucu yoktur. Ayrıca gökte hayatın olmasının uzak bir ihtimal olmadığına işaret eden başka ayetler de vardır .
    Ben bir Müslüman olarak hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde inanıyorum ki Allah kitapta hiçbir şeyi fevt etmemiş, her şeyi kayıt altına almıştır. Allah’ın kudretinin yerde ve gökteki canlıları istediği zaman ve yerde birleştirmeye yeteceğine inanıyorum. İşte bizler bugün büyük bir merakla Mars keşif yolculuklarını takip ediyoruz, bir zamanlar insanın ayı keşfedip üzerine inmesini takip ettiğimiz gibi. İslam, hem ilim hem hidayet dini olduğu için insanları tabaka tabaka, katman katman uzayın derinliklerini bulup keşfetmeye ve göklerin ve yerin sınırlarını aşmaya, geçmeye davet etmektedir .
    Bununla, yerküre dışında hayat arama düşüncesinin Kuran’da aranmasına mani teşkil edecek bir şey olmadığı sonucuna varmak istiyorum. Aksine Kuran ayetleri, yerküredeki bir kısım ayetlerinin ayan-beyan ortaya çıktığı gibi, gökteki ayetlerinin de zuhur etmesi için insanı sürekli düşünme ve tefekküre teşvik etmektedir. Aslına bakılırsa, insanoğlunun uzayı keşfetme uğraşılarına, Yüce Allah’ın evrene tevdi ettiği bazı sırları keşfetme çabası olarak bakmamız gerekmektedir. Sonra eğer insan Merih’i keşfedip onu imar etse, hatta Samanyolu’nu tamamen keşfetse ne çıkar?! Göreceksin ki onun evrende imar ettiği şey mamur bir şehirde bir ayak miktarı kadardır. Zira Yüce Allah’ın mülkü insanoğlunun hayalinin çok çok ötesindedir. Cenab-ı Hakk, azamet ve kudretiyle göğü bina etmiş ve onu sürekli genişletmektedir. Önceden ayı keşfeden insanoğlu, bugün Merih’i ve önümüzdeki milyonlarca yıl boyunca bütün bir gezegeni de keşfetse yine de âlemlerin Rabbi Allah’ı aciz bırakacağını sanmasın! *
    Siz, yerin derinliklerine de girseniz, semanın enginliklerine de çıksanız, Allah’ın hâkimiyetinden ve hakkınızdaki hükmünden kurtulup O’nu aciz bırakamazsınız. Sonra, Allah’tan başka ne size sahip çıkacak bir koruyucunuz, ne de bir yardımcınız vardır (Ankebût: 22).
    Bütün noksan sıfatlardan münezzeh ve kemal sıfatlarla muttasıf olan Cenab-ı Hakk, yerde-gökte nerde olursa olsun insana gücü ve kudreti yeter.
    Öyle zannediyorum ki Kuran-ı Kerimde zikredilen üç kozmik işareti böylece tespit etmiş olduk: Birincisi: gökte canlıların varlığı. İkincisi: uzayın araştırılması ve keşfi. Üçüncüsü: uzayın imar edilmesi. Bu bile gerçekleşse yine insanlık Allah’ı aciz bırakacak değildir. *
    Açık Ayetler :
    Yeryüzü gezegeninin dışında hayat arayan araştırmacılara tedebbür ve tefekkür etmeleri için Yüce Allah’ın kitabından aşağıdaki ayet-i kerimeleri naklediyoruz :
    Göklerin ve yerin yaratılması ve oralarda bütün canlıları yaratıp üretmesi, O’nun kudretinin ve hikmetinin delillerindendir. O elbette dilediği zaman onları mahşerde toplamaya da kadirdir (Şura: 29).
    Göklerde ve yerde bulunan kim varsa, gerek isteyerek, gerek istemeyerek Allah’a itaat ederken, hepsi döndürülüp O’na götürülürken, onlar kalkıp Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? (Âl-i İmran: 83).
    Görüp anlamadın mı ki Allah gökleri ve yeri, hikmetle ve ciddî bir maksat için yaratmıştır. Eğer dilerse sizi ortadan kaldırıp yepyeni bir halk getirir. Allah’a göre bu, sözü edilecek bir şey değildir (İbarahim: 19-20).
    Hem göklerde ve yerde ne varsa hepsi, herhangi bir canlı olsun, melaike olsun hepsi Allah’a secde eder, asla kibirlenmezler (Nahl: 49).
    Hem senin Rabbin, göklerde ve yerde olan kim varsa hepsini pek iyi bilir. Biz nebîlerden bazısını bazısına üstün kıldık, nitekim Davud’a da Zebûr’u verdik (İsra: 55 ).
    Halbuki göklerde ve yerde gizli olan her şeyi açığa çıkaran, sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bilen Allah’a secde ve ibadet etmeleri gerekmez mi? (Neml: 25).
    Göklerde ve yerde kim varsa O’nundur. Onların hepsi, isteyerek veya istemeyerek O’na itaat ederler (Rum: 26).
    Dünyada hiç dolaşıp da, kendilerinden önce yaşamış ümmetlerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Ne göklerde ve ne de yerde Allah’ı engelleyecek bir şey yoktur. Çünkü O alîmdir, kadirdir (Fatır: 44).
    Göklerde olan, yerde olan herkes, ihtiyaçları için O’na yalvarır (bütün bunları gerçekleştirmek için) O, her an yeni tecellilerle iş başındadır (Rahman: 29).



  15. 12.Mart.2013, 13:18
    8
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    ONUNCU HAKİKAT: EVRENİN AKİBETİ YOK OLMAKTIR

    Her şeyin helak olacağı gerçeği :
    Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Allah ile beraber başka hiçbir ilaha yalvarma! Ondan başka ilah yoktur. O’nun vechi (zatı) hariç, her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve hepiniz O’nun huzuruna götürüleceksiniz (Qasas: 88).

    İmam Tirmizî, İbn-i Ömer'de şöyle rivayet etmiştir :
    Kim kıyamet gününü kendi gözleriyle müşahede etmekten hoşlanıyorsa Tekvîr, İnfitar ve İnşikak surelerini okusun.
    İmam Tirmizî, hadisin hasen ve garib olduğunu beyan etmiştir.
    Bilim kurguluyor, tasavvur ediyor, Kuran ise tashih ediyor :
    Kâinatın sonu, kozmoloji bilimi dalında her zaman aktüel bir konu olarak yerini almıştır. Bilim adamları, kâinatın gelişiminin, genişleme ve yerçekim etkeninin arasındaki çekişmeye dayandığı düşüncesindedir. Bilinen şudur ki, mevcut genişleme oranı, Hubble sabiti olarak bilinen şeyle kıyaslanmaktadır/hesaplanmaktadır. Yerçekiminin gücü ise, kâinat maddesinin yoğunluk ve basıncına dayanmaktadır. Kâinatın yayılmasını ve genişlemesini anlamamız için karanlık enerji ve karanlık maddenin varlığı zorunludur. Diğer bir ifadeyle, kâinat içinde iki kuvvet vardır ve kâinatın sonu bu iki kuvvetten birinin diğerine galebe çalmasına göre şekil alacaktır .
    Bilimin bütün yaptığı şey de bu akibet hakkında çeşitli senaryolar üretmek. Tabiî ki bu düşüşnce ve senaryoların doğruluk derecesi ancak Kuran kriterlerinden geçirilerek anlaşılabilir ve ona göre hüküm verilir. Kuran'ın verileri ile ortak bir noktada buluşuyorsa kabul eder alırız; bu verilerle uyuşmayanı da almamız söz konusu değildir.
    Bilim adamlarının düşünce ve senaryolarına göre, kâinatın sonu ya kapalı, ya açık, ya da titreşim/salıntılı olacaktır. Kapalı kâinat, maddenin yerçekiminin kozmik genişlemeyi durduracak derecede büyüdüğü bir kâinat senaryosu ve bunun neticesinde bugün birbirinden uzaklaşan galaksilerin çöküşünü/sıkışmasını ifade eden "Büyük Crunch" kuramıdır .
    Diğer yandan, eğer gelecekte yerçekimi genişlemeyi durdurma konusunda başarısız olursa kâinat sonsuza kadar genişlemeye devam edecek ve o zaman "açık kâinat" olarak nitelenecektir. Titreyen kâinat senaryosunda ise, kâinat "Büyük Crunch" (büyük sıkışma) vaziyetini alır, onu büyük bir patlama takip eder, sonra tekrar büyük bir çöküş meydana gelir ve böylece sürüp gider (Şekil: 13) *
    (Şekil 14: gelecekte kâinatın akibeti hakkındaki düşünceler)
    Kuran-ı Kerim’in delalet ettiği anlamlardan şunları çıkarabiliriz:
    1 .********** Kâinat (gök) üçüncü bentteki hakikate göre sürekli genişlemektedir. Buna göre kâinatın akibetinin genişleyerek son bulacağı düşüncesi yanlıştır; çünkü gök dürülecek ve kabzedilecektir .
    2 .********** Kuran-ı Kerim’in işaretlerinden anladığımıza gore, kâinatın ardı ardına genişleme ve daralma arasında gidip geleceği düşüncesi de yanlıştır. Kâinat (Kuran dilinde yer ve gökler) bitişik halde idi ve yaratılış ilk başladığı şekline geri dönecektir, bu da bitişik olma durumuna dönmeye işaret etmektedir. Mukaddimede değindiğimiz gibi, Kuran bu mevzuu iki ayetiyle ele almaktadır :
    Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kağıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz (Enbiya: 104).
    Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tazimi göstermediler. Halbuki bütün bir dünya kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir (Zümer: 67).
    Kâinatın genişleme ve daralma arasında gidip geleceği tamamen yanlıştır; çünkü Cenab-ı Hak, yer ve göklere bugünkü şeklinden farklı bir şekil verecektir. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Gün gelir, yer başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir. Bütün insanlar kabirlerinden kalkıp tek hâkim olan Allah’ın huzuruna çıkarla (İbrahim: 48).
    Göklerin akıbeti:
    Yüce Allah şöyle buyuruyor :
    Gök yarılıp kızıl sahtiyan gibi kıpkırmızı bir güle dönüştüğünde öyle müthiş işler olacak ki! (Rahman: 37).
    *(وَرْدَةً كَالدِّهَانِ) (kızıl sahtiyan gibi kıpkırmızı bir gül) cümlesi hakkındaki müfessirlerin görüşlerinin özeti:
    Ateşin sıcaklığından dolayı kırmızı deri gibi renkli olur. Göğün rengi o gün kızıl sahtiyan gibi kıpkırmızıdır, yani gök yarılma (inşikak) hareketi ile beraber erir, ta ki kızıl sahtiyan gibi üzerine boya dökülmüşçesine kıpkırmızı hale gelir, zira üzerine onu döktüğün zaman onda renkler görürsün. Maverdi ise şu görüşünde tek başına kalmıştır:* kırmızının aslı gök rengidir. Eğer bu doğru ise, gök, kıyamet gününde benzerlerine yakın ve engeller kalktığı için kırmızı görünür; çünkü gerçek rengi odur. Allah en iyi bilendir. *
    Enteresan hususlardan biri de bilim adamlarının “dev kırmızı” kavramını yıldızların ölüm aşamalarından bir aşamayı ifade etmek için kullanmalarıdır.
    Burada, geçen ayetteki bilimsel mucizeyi gösteren bilimin sayısız verilerinden birinin ve “güneş dürüldüğü zaman” ayeti üzerinde durmak, müfessirlerin görüşlerini aktarmak, sonra da bilim adamlarının sorduğu şu soruyu sormak istiyorum: “Güneş delik olursa ne olur ?”
    Güneş dürülüp ışığı söndüğü zaman (Tekvir: 1) ayetinin tefsiri :
    İbn-i Abbas: güneşin dürülmesi, onun arşa sokulmasıdır .
    Hasen: Işığının gitmesi. Katade, Mücahit de bu görüştedir. Bu görüş aynı zamanda İbn-i Abbas’tan da rivayet edilmiştir .
    Said b. Cübeyr (عُوِّرَتْ ) gizlenmek, saklanmak
    Ebu Ubeyde: sarık gibi sarmak, yani güneş sarılıp yok edilir .
    Rabi b. Haysem: atılmak, düşürülmek.
    “Tekvir”in aslı toplamak demektir. Sarık sarma fiilinden alınmıştır….. ilh …
    Übey b. Ka’b şunları söylemektedir: kıyametten önce altı alamet vardır: insanlar çarşı ve pazarlarındayken güneşin ziyası gittiği zaman, onlar böyleyken yıldızlar dağıldığı zaman, onlar böyleyken dağlar yere düştüğü, yerin hareketlendiği, sarsıldığı ve yanıp tutuştuğu zaman, cinler insanlara, insanlar da cinlere koşuştuğu zaman.
    Bilim adamları diyorlar ki, güneş, ölüm anında dev kırmızı aşamadan geçecek ve o kadar genişleyecek ki Merkür ve Venüs gezegenleri içine alacaktır. Hayat o zaman endişe verici bir hal alacaktır; zira okyanuslar kaynayacak ve atmosfer kaçacaktır. Sonra da güneş beyaz bir cüceye dönüşecektir. Güneş sarıldığı zaman kaybolacaktır; çünkü çapı 6 km ve karanlık olacak, ışığı gidecek ve aile fertlerini yutacaktır .
    Aşağıda ay, yerküre ve hayatın akıbeti hakkında bizlere diğer durumları gösteren ayetler yer alacaktır :
    Güneş ile ay yan yana getirildiği zaman (Kıyamet: 9).
    Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman, Gök yarıldığı zaman (Mürselat: 8-9).
    Yıldızlar yerlerinden düşüp dağıldığı zaman (Tekvir: 2).
    Gök cisimleri yerlerinden kaydırıldığı zaman (Tekvir: 11).
    Gök yarıldığı zaman... Yıldızlar parçalanıp etrafa saçıldığı zaman... (İnfitar: 1-2).
    Gök yarıldığı zaman... (İnşikak: 1).
    Yerkürenin akıbeti :
    Bu fani dünya hayatı bilir misiniz neye benzer? Tıpkı şuna benzer:
    Gökten yağmur indiririz, derken o yağmur sebebiyle, insanların ve hayvanların yiyerek beslendikleri bitkiler bol bol yetişir, ağ gibi etrafı sarar. Yeryüzü renk renk, çeşit çeşit meyve ve mahsullerle süslenir, bahçe sahipleri de tam, bütün o ürünleri devşirmeye giriştikleri sırada, geceleyin veya gündüzün birden emir çıkarırız, bir afet gelir, söküp biçer. Sanki daha dün, o şen manzara, orada hiç olmamış gibi olur... İşte Biz düşünüp ibret alacak kimseler için âyetleri, delilleri böyle ayrıntılı olarak açıklarız (Yunus: 24).
    Yer şiddetle sarsıldığı zaman (Vakıa: 4).
    Dağlar parçalanıp savrulduğu zaman (Mürselat: 10).
    Dağlar yürütüldüğü zaman (Tekvir: 3).
    Denizler ateşlenip kaynatıldığı zaman (Tekvir: 6).
    Denizler birbirine katılıp tek deniz haline geldiği zaman (İnfitar: 3).
    Yer yayılıp dümdüz edildiği zaman (İnşikak: 3).
    Hayır! Bu yaptıklarınız kesinlikle yanlış! Dünya sarsılıp parça parça döküldüğü zaman (Fecr: 21).
    Yer o müthiş depremiyle sarsıldığı zaman… Ve yer bağrındaki ağırlıkları çıkardığı zaman... (Zelzele: 1-2).
    Yerkürede Hayatın Akıbeti :
    Sûra üflenir; Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde kim varsa çarpılıp cansız yere düşer. Sonra ona bir daha üflenir: Bir de bakarsın bütün insanlar, kabirlerinden ayağa kalkmış, etrafa bakınıp duruyorlar! (Zümer: 68).
    Resullere ümmetleri hakkında şahitlik vakitleri belirlendiği zaman; beklenen kıyamet kopmuştur (Mürselat: 11).
    Doğurmak üzere olan develer, kıyılmaz mallar terk edildiği zaman, Vahşi hayvanlar diriltilip toplandığı zaman, Nefisler eşleştirildiği, ruhlar bedenlere girdiği zaman, Diri diri gömülen kız çocuğuna (Tekvir: 4, 5, 7,8).
    Konunun Özeti :
    Kuran-ı Kerimdeki harika bilimsel mucizelerden biri de kâinatın doğumundan sonuna kadar tarihinin Ümmü-l Kitabın 7 muhkem ayetinde yazılı olmasıdır. Ve gerçek bilim, ne bugün, ne de gelecekte bu 7 ayette varit olan hakikatler üzerine katacağı hiçbir şey yoktur. Bu hususta bilimin yapacağı şey, söz konusu hakikatlerden bir kısmını keşfetmekten öteye geçemeyecektir. Bu ayetler içerisinde bir ayet var ki kâinatın doğumundan bahsetmektedir, o da :
    Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâla inanmayacaklar mı? (Enbiya: 30).
    Diğer bir ayet de göğün genişlediğine işaret etmektedir :
    Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hakimiyet sahibiyiz (Zariyat: 47).
    Diğer 3 ayet ise yer ve göklerin "kâinat" gelişim aşamalarını detaylı bir şekilde anlatmaktadır :
    De ki: Siz dünyayı iki günde yaratan Allah’ın tek İlah olduğunu inkâr edip O’na birtakım eşler, ortaklar mı uyduruyorsunuz? Halbuki bütün bunları yapan, Rabbulâlemindir. O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi. Yerde yaratılan bereketlerden maksat, yüz binlerce yıldan beri en küçük canlıdan, yüz binlerce canlı türüne mensup hadde hesaba gelmeyen yaratıkların faydalandığı hava, su, madenler, bitkiler ve hayvanlar gibi kaynaklardır. Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” dediler. Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahyetti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussılet: 9-12).
    Son olarak 2 ayet, yerkürenin kabzedilmek, göklerin de dürülmekle sonuçlanan akıbetlerini nitelemektedir :
    Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tazimi göstermediler. Halbuki bütün bir dünya kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir (Zümer 67).
    Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kağıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz (Enbiya: 104).

    Bu 7 ayet astronomi ve kozmoloji bilimlerinin kendisiyle süslenmeleri gereken inciler mesabesindedir. Daha sonra da göreceğimiz gibi, bu hususta bilim adamlarının yaptığı şey, bu sırları keşfetmekten ibarettir.
    Bundan dolayı, yukardaki mukaddes ayetler, kâinat ve tarihinden bahsedildiği her yer ve konuda baş tacı edilmesi gerekmektedir. Eğer kozmologlar, bu ayetlerin anlam derinliklerine vakıf olabilselerdi muhakkak ki onları araştırmalarında kendilerine rehber edinirlerdi.
    Bu konunun detaylarına geçmeden önce, Kuran-ı Kerim’in ilk referansım ve müracaat kaynağım olduğunu ifade etmek isterim; çünkü bütün dallarıyla beraber kozmoloji ve astronomi bilimleri ne kadar gelişirlerse gelişsinler yer ve göklerin yaratılışı hakkındaki mutlak ve kesin bilgilere ulaşamayacaklardır. Ayrıca, çalışmamızın satır aralarında üzerinde durduğumuz gibi, ulaştığım önemli neticelerden biri de Kuran’ın söz konusu meseleleri ele alırken kullandığı sözcük ve kelimelerin, kozmoloji bilimlerinin kullandıkları kavram ve terimlerle aynı, hatta onlardan daha dakik olması. Mesela: evrenin genişlemesi (Expansion of the universe) değil semanın genişlemesi; büyük patlama (Big Bang) değil bir bütünün belli bir düzen içinde yarılıp parçalara ayrılması, büyük şişme (Big Inflation) değil yarılma; büyük daralma (Big Crunch) değil göğün dürülmesi, semanın yapım ve tasarımı ve geri dönüşü (dönüşümlü sema) gibi sözcükler Kuran’da zikredilen konuyla ilgili ifadelerden bir kısmıdır.
    Evren fenomenlerini nitelemede kullanılan Kuran sözcük ve kelimelerini burada sadece Kuran’ı yüceltmek ve bilimlerin İslamîleştirilmesine katkıda bulunmak için zikretmedik, bu iki büyük gayeyle beraber şuna da dikkat çekmek istedik: bir yandan, söz konusu bilimsel sözcük ve kelimelerin, insanların yaratılışını müşahede etmediği ve sonunu da göremeyeceği eşyanın mutlak ve kesin gerçeklerini ifade eden Kuran kavramlarıyla kıyaslandığında yeteri kadar dakik ve net olmadığını izah etmek; diğer yandan da Kuran sözcük ve kavramlarının, modern çağımızın bilim adamlarının ihtilafa düştüğü teorilerde onları tashih ettiğini, geleceğin kozmoloji ve astronomi bilimlerine yeni yeni ufuklar açtığını göstermek istedik.
    Beni hayret ve dehşete düşüren konularından biri de; söz konusu meseleler hakkındaki soyut Kuranî sözcük ve kavramlarının bir kenara yazılıp, sonra da uluslar arası bilimsel dergi ve bilgi ağlarında dolaşıldığında bu konularda uzman olanların kullandığı sözcüklerin Kuran’da yer alan sözcük ve kavramlarla tam tamına aynı olduğunu görmek... bunun beni şaşırtan en bariz örneklerinden biri, bizim kâinatımızdan başka kâinatların olduğunu tahmin etme bağlamında kullanılan ve Kuranda geçen “melekût”un harfî tercümesi olan “malkut” kelimesi .
    Konumuzu ve Kuran’da varit olan mevzu ile alakalı Kuranî hakikatleri şu şekilde özetleyebiliriz :
    1 .********** Hakikat: gökler ve yerin yaratılışındaki gerçek :
    Kuran, Cenab-ı Hakk’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını ve onlar ve arasındaki canlı veya nesnelerin oyun ve eğlence olsun diye yaratılmadığını vurgulamaktadır. Yüce Rabbimiz birçok ayette şöyle buyuruyor :
    Gökleri ve yeri hak ve hikmet’le yaratan O’dur. O “ol!” dediği zaman her şey oluverir. Sözü haktır. Sûra üfleneceği gün de hakimiyet O’nundur (Enam: 73).
    Onlar azıcık olsun kendi başlarına kalıp düşünmediler mi ki: Allah gökleri, yeri ve ikisinin arasında olan bütün varlıkları gerçek bir gaye ile, belirli bir vâdeye kadar yaratmıştır (Rum: 8).
    Onlar ki Allah’ı gâh ayakta divan durarak, gâh oturarak, gâh yanları üzere zikreder, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve derler ki: “Ey büyük Rabbimiz! Sen bunları gayesiz, boşuna yaratmadın. Seni bu gibi noksanlardan tenzih ederiz (Al-i İmran).
    Öyle ya, Biz gökleri, yeri ve bu ikisinin aralarında bulunan varlıkları elbette boşuna değil, gerçek bir gaye ve hikmetle yarattık (Hicr: 85). *****
    “Gök, yer ve aralarındaki nesne ve canlıları ouyn-evlence olması için yaratmadım”. Bilerek ve isteyerek kâinatın madde atom ve elementlerinin bir ürünü olduğunu iddia edenlerin ellerinde istinat ettikleri hiçbir delil yoktur; dolayısıyla bu konudaki söylentileri hakikatsiz bir söz olmaktan öteye geçmeyecektir. Kâinatın bu kadar kompleks ve son derece hassas yapısına rağmen bir tesadüf sonucu meydana geldiğini iddia edenler ise yalancıların ta kendileridir. Bildiğimiz gibi ilmin kanunları birçok sayılar ihtiva etmektedir. Stephen Hawkin’in de dediği gibi açık gerçek şudur: “bu sayıların değerleri, kâinatın meydana gelebilmesi için son derece hassas ve dakik hesaplar yapılmıştır. Bu sayıların hassasiyet ve hikmetine bir örnek verecek olursak, eğer elektronun elektrik yükü azıcık farklı olsaydı yıldızlar hidrojen ve helyumu yakamayacak ve dolayısıyla patlayacaktı”.
    Her şey bir ölçüye yaratılmıştır, Martin lees’in şu sözü de buna tanıklık etmektedir: “Eğer evrenimiz, 3 uzay boyutundan daha fazla olsaydı gezegenler yıldızların etrafındaki yörüngelerinde kalamazlardı. Yerçekimi şimdikinden daha fazla olsaydı canlı varlıklar bir insan hacmine kadar büzüşüp küçülür, yıldızlar daha küçük hacimli ve daha az ömürlü olurlardı. Yine eğer nükleer güçler, az bir oranla daha zayıf olsaydı hidrojen kalıcı tek element olur, elementlerin periyodik tablosu ile kimya olmaz ve bütünüyle hayat kaybolup giderdi. Diğer taraftan, eğer nükleer kuvvetler biraz daha az olsaydı kâinatta hidrojenin de bir varlığı olmazdı”. Hak ve hakikat membaı Kuran-ı Kerim şöyle ferman buyuruyor:
    “Ey büyük Rabbimiz! “…Sen bunları gayesiz, boşuna yaratmadın. Seni bu gibi noksanlardan tenzih ederiz (Al-i İmran: 191) .
    2 .********** Hakikat: Gökler ve yerin yaratılışındaki temel ratq-fatq (bitişik tek parça halindeki kütlenin bölünmesi) :
    Şüphesiz ki bugün ve yarın kâinatın aslı ve menşei hakkında ortaya atılacak her teori, Kuran-ı Kerim’in şu ayetinde geçen hakikate yakınlık veya uzaklık, onunla insicam içinde olması veya olmaması durumuna göre hüküm alacaktır:
    Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâla inanmayacaklar mı? (Enbiya: 30).
    Bu, şu demektir; kâinatın doğumu hakkındaki bütün düşünce ve görüşlerin kıyaslanacağı gerçek kıstas bu ratq-fatq hakikatidir. *



  16. 12.Mart.2013, 13:18
    8
    Moderatör
    ONUNCU HAKİKAT: EVRENİN AKİBETİ YOK OLMAKTIR

    Her şeyin helak olacağı gerçeği :
    Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Allah ile beraber başka hiçbir ilaha yalvarma! Ondan başka ilah yoktur. O’nun vechi (zatı) hariç, her şey yok olacaktır. Hüküm O’nundur ve hepiniz O’nun huzuruna götürüleceksiniz (Qasas: 88).

    İmam Tirmizî, İbn-i Ömer'de şöyle rivayet etmiştir :
    Kim kıyamet gününü kendi gözleriyle müşahede etmekten hoşlanıyorsa Tekvîr, İnfitar ve İnşikak surelerini okusun.
    İmam Tirmizî, hadisin hasen ve garib olduğunu beyan etmiştir.
    Bilim kurguluyor, tasavvur ediyor, Kuran ise tashih ediyor :
    Kâinatın sonu, kozmoloji bilimi dalında her zaman aktüel bir konu olarak yerini almıştır. Bilim adamları, kâinatın gelişiminin, genişleme ve yerçekim etkeninin arasındaki çekişmeye dayandığı düşüncesindedir. Bilinen şudur ki, mevcut genişleme oranı, Hubble sabiti olarak bilinen şeyle kıyaslanmaktadır/hesaplanmaktadır. Yerçekiminin gücü ise, kâinat maddesinin yoğunluk ve basıncına dayanmaktadır. Kâinatın yayılmasını ve genişlemesini anlamamız için karanlık enerji ve karanlık maddenin varlığı zorunludur. Diğer bir ifadeyle, kâinat içinde iki kuvvet vardır ve kâinatın sonu bu iki kuvvetten birinin diğerine galebe çalmasına göre şekil alacaktır .
    Bilimin bütün yaptığı şey de bu akibet hakkında çeşitli senaryolar üretmek. Tabiî ki bu düşüşnce ve senaryoların doğruluk derecesi ancak Kuran kriterlerinden geçirilerek anlaşılabilir ve ona göre hüküm verilir. Kuran'ın verileri ile ortak bir noktada buluşuyorsa kabul eder alırız; bu verilerle uyuşmayanı da almamız söz konusu değildir.
    Bilim adamlarının düşünce ve senaryolarına göre, kâinatın sonu ya kapalı, ya açık, ya da titreşim/salıntılı olacaktır. Kapalı kâinat, maddenin yerçekiminin kozmik genişlemeyi durduracak derecede büyüdüğü bir kâinat senaryosu ve bunun neticesinde bugün birbirinden uzaklaşan galaksilerin çöküşünü/sıkışmasını ifade eden "Büyük Crunch" kuramıdır .
    Diğer yandan, eğer gelecekte yerçekimi genişlemeyi durdurma konusunda başarısız olursa kâinat sonsuza kadar genişlemeye devam edecek ve o zaman "açık kâinat" olarak nitelenecektir. Titreyen kâinat senaryosunda ise, kâinat "Büyük Crunch" (büyük sıkışma) vaziyetini alır, onu büyük bir patlama takip eder, sonra tekrar büyük bir çöküş meydana gelir ve böylece sürüp gider (Şekil: 13) *
    (Şekil 14: gelecekte kâinatın akibeti hakkındaki düşünceler)
    Kuran-ı Kerim’in delalet ettiği anlamlardan şunları çıkarabiliriz:
    1 .********** Kâinat (gök) üçüncü bentteki hakikate göre sürekli genişlemektedir. Buna göre kâinatın akibetinin genişleyerek son bulacağı düşüncesi yanlıştır; çünkü gök dürülecek ve kabzedilecektir .
    2 .********** Kuran-ı Kerim’in işaretlerinden anladığımıza gore, kâinatın ardı ardına genişleme ve daralma arasında gidip geleceği düşüncesi de yanlıştır. Kâinat (Kuran dilinde yer ve gökler) bitişik halde idi ve yaratılış ilk başladığı şekline geri dönecektir, bu da bitişik olma durumuna dönmeye işaret etmektedir. Mukaddimede değindiğimiz gibi, Kuran bu mevzuu iki ayetiyle ele almaktadır :
    Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kağıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz (Enbiya: 104).
    Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tazimi göstermediler. Halbuki bütün bir dünya kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir (Zümer: 67).
    Kâinatın genişleme ve daralma arasında gidip geleceği tamamen yanlıştır; çünkü Cenab-ı Hak, yer ve göklere bugünkü şeklinden farklı bir şekil verecektir. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Gün gelir, yer başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir. Bütün insanlar kabirlerinden kalkıp tek hâkim olan Allah’ın huzuruna çıkarla (İbrahim: 48).
    Göklerin akıbeti:
    Yüce Allah şöyle buyuruyor :
    Gök yarılıp kızıl sahtiyan gibi kıpkırmızı bir güle dönüştüğünde öyle müthiş işler olacak ki! (Rahman: 37).
    *(وَرْدَةً كَالدِّهَانِ) (kızıl sahtiyan gibi kıpkırmızı bir gül) cümlesi hakkındaki müfessirlerin görüşlerinin özeti:
    Ateşin sıcaklığından dolayı kırmızı deri gibi renkli olur. Göğün rengi o gün kızıl sahtiyan gibi kıpkırmızıdır, yani gök yarılma (inşikak) hareketi ile beraber erir, ta ki kızıl sahtiyan gibi üzerine boya dökülmüşçesine kıpkırmızı hale gelir, zira üzerine onu döktüğün zaman onda renkler görürsün. Maverdi ise şu görüşünde tek başına kalmıştır:* kırmızının aslı gök rengidir. Eğer bu doğru ise, gök, kıyamet gününde benzerlerine yakın ve engeller kalktığı için kırmızı görünür; çünkü gerçek rengi odur. Allah en iyi bilendir. *
    Enteresan hususlardan biri de bilim adamlarının “dev kırmızı” kavramını yıldızların ölüm aşamalarından bir aşamayı ifade etmek için kullanmalarıdır.
    Burada, geçen ayetteki bilimsel mucizeyi gösteren bilimin sayısız verilerinden birinin ve “güneş dürüldüğü zaman” ayeti üzerinde durmak, müfessirlerin görüşlerini aktarmak, sonra da bilim adamlarının sorduğu şu soruyu sormak istiyorum: “Güneş delik olursa ne olur ?”
    Güneş dürülüp ışığı söndüğü zaman (Tekvir: 1) ayetinin tefsiri :
    İbn-i Abbas: güneşin dürülmesi, onun arşa sokulmasıdır .
    Hasen: Işığının gitmesi. Katade, Mücahit de bu görüştedir. Bu görüş aynı zamanda İbn-i Abbas’tan da rivayet edilmiştir .
    Said b. Cübeyr (عُوِّرَتْ ) gizlenmek, saklanmak
    Ebu Ubeyde: sarık gibi sarmak, yani güneş sarılıp yok edilir .
    Rabi b. Haysem: atılmak, düşürülmek.
    “Tekvir”in aslı toplamak demektir. Sarık sarma fiilinden alınmıştır….. ilh …
    Übey b. Ka’b şunları söylemektedir: kıyametten önce altı alamet vardır: insanlar çarşı ve pazarlarındayken güneşin ziyası gittiği zaman, onlar böyleyken yıldızlar dağıldığı zaman, onlar böyleyken dağlar yere düştüğü, yerin hareketlendiği, sarsıldığı ve yanıp tutuştuğu zaman, cinler insanlara, insanlar da cinlere koşuştuğu zaman.
    Bilim adamları diyorlar ki, güneş, ölüm anında dev kırmızı aşamadan geçecek ve o kadar genişleyecek ki Merkür ve Venüs gezegenleri içine alacaktır. Hayat o zaman endişe verici bir hal alacaktır; zira okyanuslar kaynayacak ve atmosfer kaçacaktır. Sonra da güneş beyaz bir cüceye dönüşecektir. Güneş sarıldığı zaman kaybolacaktır; çünkü çapı 6 km ve karanlık olacak, ışığı gidecek ve aile fertlerini yutacaktır .
    Aşağıda ay, yerküre ve hayatın akıbeti hakkında bizlere diğer durumları gösteren ayetler yer alacaktır :
    Güneş ile ay yan yana getirildiği zaman (Kıyamet: 9).
    Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman, Gök yarıldığı zaman (Mürselat: 8-9).
    Yıldızlar yerlerinden düşüp dağıldığı zaman (Tekvir: 2).
    Gök cisimleri yerlerinden kaydırıldığı zaman (Tekvir: 11).
    Gök yarıldığı zaman... Yıldızlar parçalanıp etrafa saçıldığı zaman... (İnfitar: 1-2).
    Gök yarıldığı zaman... (İnşikak: 1).
    Yerkürenin akıbeti :
    Bu fani dünya hayatı bilir misiniz neye benzer? Tıpkı şuna benzer:
    Gökten yağmur indiririz, derken o yağmur sebebiyle, insanların ve hayvanların yiyerek beslendikleri bitkiler bol bol yetişir, ağ gibi etrafı sarar. Yeryüzü renk renk, çeşit çeşit meyve ve mahsullerle süslenir, bahçe sahipleri de tam, bütün o ürünleri devşirmeye giriştikleri sırada, geceleyin veya gündüzün birden emir çıkarırız, bir afet gelir, söküp biçer. Sanki daha dün, o şen manzara, orada hiç olmamış gibi olur... İşte Biz düşünüp ibret alacak kimseler için âyetleri, delilleri böyle ayrıntılı olarak açıklarız (Yunus: 24).
    Yer şiddetle sarsıldığı zaman (Vakıa: 4).
    Dağlar parçalanıp savrulduğu zaman (Mürselat: 10).
    Dağlar yürütüldüğü zaman (Tekvir: 3).
    Denizler ateşlenip kaynatıldığı zaman (Tekvir: 6).
    Denizler birbirine katılıp tek deniz haline geldiği zaman (İnfitar: 3).
    Yer yayılıp dümdüz edildiği zaman (İnşikak: 3).
    Hayır! Bu yaptıklarınız kesinlikle yanlış! Dünya sarsılıp parça parça döküldüğü zaman (Fecr: 21).
    Yer o müthiş depremiyle sarsıldığı zaman… Ve yer bağrındaki ağırlıkları çıkardığı zaman... (Zelzele: 1-2).
    Yerkürede Hayatın Akıbeti :
    Sûra üflenir; Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde kim varsa çarpılıp cansız yere düşer. Sonra ona bir daha üflenir: Bir de bakarsın bütün insanlar, kabirlerinden ayağa kalkmış, etrafa bakınıp duruyorlar! (Zümer: 68).
    Resullere ümmetleri hakkında şahitlik vakitleri belirlendiği zaman; beklenen kıyamet kopmuştur (Mürselat: 11).
    Doğurmak üzere olan develer, kıyılmaz mallar terk edildiği zaman, Vahşi hayvanlar diriltilip toplandığı zaman, Nefisler eşleştirildiği, ruhlar bedenlere girdiği zaman, Diri diri gömülen kız çocuğuna (Tekvir: 4, 5, 7,8).
    Konunun Özeti :
    Kuran-ı Kerimdeki harika bilimsel mucizelerden biri de kâinatın doğumundan sonuna kadar tarihinin Ümmü-l Kitabın 7 muhkem ayetinde yazılı olmasıdır. Ve gerçek bilim, ne bugün, ne de gelecekte bu 7 ayette varit olan hakikatler üzerine katacağı hiçbir şey yoktur. Bu hususta bilimin yapacağı şey, söz konusu hakikatlerden bir kısmını keşfetmekten öteye geçemeyecektir. Bu ayetler içerisinde bir ayet var ki kâinatın doğumundan bahsetmektedir, o da :
    Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâla inanmayacaklar mı? (Enbiya: 30).
    Diğer bir ayet de göğün genişlediğine işaret etmektedir :
    Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hakimiyet sahibiyiz (Zariyat: 47).
    Diğer 3 ayet ise yer ve göklerin "kâinat" gelişim aşamalarını detaylı bir şekilde anlatmaktadır :
    De ki: Siz dünyayı iki günde yaratan Allah’ın tek İlah olduğunu inkâr edip O’na birtakım eşler, ortaklar mı uyduruyorsunuz? Halbuki bütün bunları yapan, Rabbulâlemindir. O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi. Yerde yaratılan bereketlerden maksat, yüz binlerce yıldan beri en küçük canlıdan, yüz binlerce canlı türüne mensup hadde hesaba gelmeyen yaratıkların faydalandığı hava, su, madenler, bitkiler ve hayvanlar gibi kaynaklardır. Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” dediler. Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahyetti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir (Fussılet: 9-12).
    Son olarak 2 ayet, yerkürenin kabzedilmek, göklerin de dürülmekle sonuçlanan akıbetlerini nitelemektedir :
    Ama onlar, Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla takdir edemediler, O’na lâyık tazimi göstermediler. Halbuki bütün bir dünya kıyamet günü O’nun avucunda, gökler âlemi de bükülmüş olarak elinin içindedir. Böyle bir azamet ve hâkimiyet sahibi olan Allah, onların uydurdukları ortaklardan yücedir, münezzehtir (Zümer 67).
    Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı kâtibin yazdığı kağıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biziz (Enbiya: 104).

    Bu 7 ayet astronomi ve kozmoloji bilimlerinin kendisiyle süslenmeleri gereken inciler mesabesindedir. Daha sonra da göreceğimiz gibi, bu hususta bilim adamlarının yaptığı şey, bu sırları keşfetmekten ibarettir.
    Bundan dolayı, yukardaki mukaddes ayetler, kâinat ve tarihinden bahsedildiği her yer ve konuda baş tacı edilmesi gerekmektedir. Eğer kozmologlar, bu ayetlerin anlam derinliklerine vakıf olabilselerdi muhakkak ki onları araştırmalarında kendilerine rehber edinirlerdi.
    Bu konunun detaylarına geçmeden önce, Kuran-ı Kerim’in ilk referansım ve müracaat kaynağım olduğunu ifade etmek isterim; çünkü bütün dallarıyla beraber kozmoloji ve astronomi bilimleri ne kadar gelişirlerse gelişsinler yer ve göklerin yaratılışı hakkındaki mutlak ve kesin bilgilere ulaşamayacaklardır. Ayrıca, çalışmamızın satır aralarında üzerinde durduğumuz gibi, ulaştığım önemli neticelerden biri de Kuran’ın söz konusu meseleleri ele alırken kullandığı sözcük ve kelimelerin, kozmoloji bilimlerinin kullandıkları kavram ve terimlerle aynı, hatta onlardan daha dakik olması. Mesela: evrenin genişlemesi (Expansion of the universe) değil semanın genişlemesi; büyük patlama (Big Bang) değil bir bütünün belli bir düzen içinde yarılıp parçalara ayrılması, büyük şişme (Big Inflation) değil yarılma; büyük daralma (Big Crunch) değil göğün dürülmesi, semanın yapım ve tasarımı ve geri dönüşü (dönüşümlü sema) gibi sözcükler Kuran’da zikredilen konuyla ilgili ifadelerden bir kısmıdır.
    Evren fenomenlerini nitelemede kullanılan Kuran sözcük ve kelimelerini burada sadece Kuran’ı yüceltmek ve bilimlerin İslamîleştirilmesine katkıda bulunmak için zikretmedik, bu iki büyük gayeyle beraber şuna da dikkat çekmek istedik: bir yandan, söz konusu bilimsel sözcük ve kelimelerin, insanların yaratılışını müşahede etmediği ve sonunu da göremeyeceği eşyanın mutlak ve kesin gerçeklerini ifade eden Kuran kavramlarıyla kıyaslandığında yeteri kadar dakik ve net olmadığını izah etmek; diğer yandan da Kuran sözcük ve kavramlarının, modern çağımızın bilim adamlarının ihtilafa düştüğü teorilerde onları tashih ettiğini, geleceğin kozmoloji ve astronomi bilimlerine yeni yeni ufuklar açtığını göstermek istedik.
    Beni hayret ve dehşete düşüren konularından biri de; söz konusu meseleler hakkındaki soyut Kuranî sözcük ve kavramlarının bir kenara yazılıp, sonra da uluslar arası bilimsel dergi ve bilgi ağlarında dolaşıldığında bu konularda uzman olanların kullandığı sözcüklerin Kuran’da yer alan sözcük ve kavramlarla tam tamına aynı olduğunu görmek... bunun beni şaşırtan en bariz örneklerinden biri, bizim kâinatımızdan başka kâinatların olduğunu tahmin etme bağlamında kullanılan ve Kuranda geçen “melekût”un harfî tercümesi olan “malkut” kelimesi .
    Konumuzu ve Kuran’da varit olan mevzu ile alakalı Kuranî hakikatleri şu şekilde özetleyebiliriz :
    1 .********** Hakikat: gökler ve yerin yaratılışındaki gerçek :
    Kuran, Cenab-ı Hakk’ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını ve onlar ve arasındaki canlı veya nesnelerin oyun ve eğlence olsun diye yaratılmadığını vurgulamaktadır. Yüce Rabbimiz birçok ayette şöyle buyuruyor :
    Gökleri ve yeri hak ve hikmet’le yaratan O’dur. O “ol!” dediği zaman her şey oluverir. Sözü haktır. Sûra üfleneceği gün de hakimiyet O’nundur (Enam: 73).
    Onlar azıcık olsun kendi başlarına kalıp düşünmediler mi ki: Allah gökleri, yeri ve ikisinin arasında olan bütün varlıkları gerçek bir gaye ile, belirli bir vâdeye kadar yaratmıştır (Rum: 8).
    Onlar ki Allah’ı gâh ayakta divan durarak, gâh oturarak, gâh yanları üzere zikreder, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve derler ki: “Ey büyük Rabbimiz! Sen bunları gayesiz, boşuna yaratmadın. Seni bu gibi noksanlardan tenzih ederiz (Al-i İmran).
    Öyle ya, Biz gökleri, yeri ve bu ikisinin aralarında bulunan varlıkları elbette boşuna değil, gerçek bir gaye ve hikmetle yarattık (Hicr: 85). *****
    “Gök, yer ve aralarındaki nesne ve canlıları ouyn-evlence olması için yaratmadım”. Bilerek ve isteyerek kâinatın madde atom ve elementlerinin bir ürünü olduğunu iddia edenlerin ellerinde istinat ettikleri hiçbir delil yoktur; dolayısıyla bu konudaki söylentileri hakikatsiz bir söz olmaktan öteye geçmeyecektir. Kâinatın bu kadar kompleks ve son derece hassas yapısına rağmen bir tesadüf sonucu meydana geldiğini iddia edenler ise yalancıların ta kendileridir. Bildiğimiz gibi ilmin kanunları birçok sayılar ihtiva etmektedir. Stephen Hawkin’in de dediği gibi açık gerçek şudur: “bu sayıların değerleri, kâinatın meydana gelebilmesi için son derece hassas ve dakik hesaplar yapılmıştır. Bu sayıların hassasiyet ve hikmetine bir örnek verecek olursak, eğer elektronun elektrik yükü azıcık farklı olsaydı yıldızlar hidrojen ve helyumu yakamayacak ve dolayısıyla patlayacaktı”.
    Her şey bir ölçüye yaratılmıştır, Martin lees’in şu sözü de buna tanıklık etmektedir: “Eğer evrenimiz, 3 uzay boyutundan daha fazla olsaydı gezegenler yıldızların etrafındaki yörüngelerinde kalamazlardı. Yerçekimi şimdikinden daha fazla olsaydı canlı varlıklar bir insan hacmine kadar büzüşüp küçülür, yıldızlar daha küçük hacimli ve daha az ömürlü olurlardı. Yine eğer nükleer güçler, az bir oranla daha zayıf olsaydı hidrojen kalıcı tek element olur, elementlerin periyodik tablosu ile kimya olmaz ve bütünüyle hayat kaybolup giderdi. Diğer taraftan, eğer nükleer kuvvetler biraz daha az olsaydı kâinatta hidrojenin de bir varlığı olmazdı”. Hak ve hakikat membaı Kuran-ı Kerim şöyle ferman buyuruyor:
    “Ey büyük Rabbimiz! “…Sen bunları gayesiz, boşuna yaratmadın. Seni bu gibi noksanlardan tenzih ederiz (Al-i İmran: 191) .
    2 .********** Hakikat: Gökler ve yerin yaratılışındaki temel ratq-fatq (bitişik tek parça halindeki kütlenin bölünmesi) :
    Şüphesiz ki bugün ve yarın kâinatın aslı ve menşei hakkında ortaya atılacak her teori, Kuran-ı Kerim’in şu ayetinde geçen hakikate yakınlık veya uzaklık, onunla insicam içinde olması veya olmaması durumuna göre hüküm alacaktır:
    Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâla inanmayacaklar mı? (Enbiya: 30).
    Bu, şu demektir; kâinatın doğumu hakkındaki bütün düşünce ve görüşlerin kıyaslanacağı gerçek kıstas bu ratq-fatq hakikatidir. *



  17. 12.Mart.2013, 13:19
    9
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kâinatın Yaratılışı ile İlgili Bilimsel Gerçekler

    Hakikat: göğün duman (gaz) hali:
    Kuran-ı Kerim’de geçen göğün dumanımsı hali bugün ki bilimin olduğu gibi yarın ki bilimin de araştıracağı bir hakikattir .

    Hakikat :
    Tesviye edilmiş, uyumlu, sağlam ve yörüngeleri olan 7 gök vardır: gökler tesviye edilip düzenlenmiştir. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: *
    O’dur ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı. Sonra iradesi yukarıya yönelip orayı da yedi gök halinde sağlamca nizama koydu. O her şeyi hakkıyla bilir (Bakara: 29).
    Göklerin yol ve yörüngeleri vardır :
    Yine şu da bir gerçektir ki Biz sizin üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz yaratmadan da, yarattıklarımızdan da habersiz değiliz (Müminûn: 17).
    Gökler uyumlu veya üst üste, kat kat veya birbirlerine müvâzidir:
    Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur (Mülk: 3).
    7 sağlam gök vardır:
    Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik (Nebe’: 12).
    5 .********** Hakikat: Göklerin direkleri :
    Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Allah O’dur ki gökleri, sizin de görüp durduğunuz gibi, direksiz yükseltti. Sonra da Arşının üstünde kuruldu. Güneşi ve ayı hizmet etmeleri için sizin emrinize verdi. Bunlardan her biri belirli bir vakte kadar dolaşmaktadır. Bütün işleri O yönetir. Âyetleri size açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza iman edesiniz (Ra’d: 2).
    O gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yarattı. Yere de, sizi sarsmaması için, ağır baskılar, yani ulu dağlar koydu ve orada her türlü canlıyı üretip yaydı. Gökten de bir su indirdik orada her güzel çifti yetiştirdik (Lokman: 10).
    Gökler, Cenab-ı Hakka tarafından tutulmaktadır:
    Görmedin mi ki Allah yerde olan her şeyi ve Kendi emriyle denizlerde yüzen gemileri, sizin hizmetinize verdi? Yerin üstüne düşmesin diye, göğü O tutuyor. Gök ancak O’nun izniyle düşebilir. Çünkü Allah raûfdur, rahîmdir (Hac: 65).
    Gerçek şu ki: Gökleri ve yeri yok olmaktan koruyan, Yüce Allah’tır. Şayet onlar yıkılacak olursa onları Allah’tan başka kimse tutamaz. Doğrusu O halîmdir, gafûrdur (Fatır: 41).
    Gök yükseltilmiştir :
    Göğü bu âhenkle O yükseltti ve bu mîzânı koydu ki siz de ders alıp ölçü dışına taşmayasınız (Rahman: 7-8 ).
    Üstat Martin Rees şöyle diyor: Fizikçiler, bir gün tüm fizik olgusuna hükmeden küllî bir teori bulabilirler; ancak onların bu denklemlerine ruh üfleyen ve onu gerçek evrende bir vakıaya dönüştüren şeyi kesinlikle bize anlatacak güç ve kudrete sahip olamayacaklardır .
    6 .********** Hakikat: gök dönüşümlü korunmuş bir tavan/kubbedir :
    Göğü de dengesizliğe düşmekten korunmuş bir tavan durumunda yarattık. Onlarsa hâlâ gökteki delillerden yüz çevirmektedirler (Enbiya: 32).
    Alimler bunu şöyle izah etmekteler: yere düşmekten ve kendisine bir şey yapılmaktan korunmuş gök .
    7 .********** Hakikat: (Suûd ve urûc) göğe çıkmak, göğe yükselmek:
    Kuran-ı Kerim, semadaki hareketi ve ona terettüp eden neticeleri (eserleri) birkaç ayette vasfetmektedir. Kimi ayetler “suûd”, kimi ayetler de “urûc”dan bahsetmektedir .
    Yüce Allah şöyle buyuruyor :
    Hâsılı, Allah kimi doğru yola koymak isterse, onun kalbini İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun göğsünü sanki o kişi gökte yükseliyormuşçasına (suûd) dar ve tıkanık yapar. İşte Allah böylece, imana gelmeyenlere rüsvalık verir (Enam: 125) .
    Yukardaki ayette görüldüğü gibi “suûd” kelimesi yorulmakla ilintilidir. Şu iki ayette de böyledir:
    Kim Rabbini hatırlamaktan yüz çevirirse Allah onu git gide artan çetin bir azaba sokar (Cin: 17).
    Hiç heveslenmesin! Çünkü o Bizim âyetlerimize karşı inatçı kesildi. Ben de onu sarp mı sarp bir yokuşa sardıracağım (Müddesir: 16-17).
    Kuran-ı Kerim, uzun uzay/sema yolculuklarını nitelerken “urûc” filini kullanmaktadır :
    Melekler ve Rûh, O’nun arşına; miktarı ellibin sene olan bir günde yükselirler (Meâric: 4).
    Yine bir ayette ilahî emir yerden göğe yükselir (uruc eder) şeklinde bir ifade geçer :
    Gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra bütün bu işler, sizin hesabınıza göre bin yıl tutan bir günde O’na yükselir (Secde: 5).
    Yerden göğe doğru hareket de “uruc”dur :
    Yere giren ve oradan çıkan, gökten inen ve oraya yükselen ne varsa O, hepsini bilir. O rahîmdir, gafurdur (Sebe’: 2).
    O’dur ki gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra arşına kuruldu. Yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve göğe yükseleni bilir. Hasılı siz nerede olursanız olun O, ilmi ve kudreti ile sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı görür (Hadid: 4).
    8. Hakikat: Tabakalara binmek/halden hale geçmek :
    Demek, gerçek onun sandığı gibi değildir. Şafak hakkı için, Gece ve gecenin barındırdığı, ihtiva ettiği şeyler hakkı için, Dolunay halini alan ay hakkı için: Siz halden hale geçeceksiniz (İnşikak: 16-19).
    Yüce Allah gökler ve yerin sınırlarını geçme konusunda ise şöyle buyuruyor:
    Ey cin ve ins topluluğu! Yapabilirseniz haydi göklerin ve yerin hududundan geçin bakalım! Ama geçemezsiniz, ancak üstün bir güç, kuvvetli bir delil ve ilimle geçebilirsiniz (Rahman: 33).
    9 .********** Hakikat: ara nesneler (yer ve gökler arasındakiler şey ve nesneler):
    Allah-u Teâlâ, gökler, yer ve aralarındaki nesne ve canlıları 6 günde/devrede yaratmıştır. Yer ve göklerin yaratılış konusu Kuran’da 7 defa geçmektedir; dördünde “arasındaki nesne ve canlılar” ifadesi yer almaz, ancak diğer üçünde geçmektedir :
    Gökleri, yeri ve ikisinin arasında olan şeyleri altı günde yaratan, sonra da arşı üzerine hükümran olan O’dur (Furkan: 59).
    Allah o hak mâbuddur ki gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları altı günde yaratmış, sonra da arşına kurulmuş mutlak hükümrandır (Secde: 4).
    Biz gökleri, yeri, ikisinin arasındaki bütün varlıkları altı günde yarattık da Bize en ufak bir yorgunluk dokunmadı (Qâf: 38).
    “Sema” kelimesi Kuran’da iki yerde tekil olarak zikredilmiştir :
    Elbette Biz göğü, yeri ve aralarında olan varlıkları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık (Enbiya: 16).
    Biz göğü, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları gayesiz, boşuna yaratmadık (Sâd: 27).
    Kuran’da geçen bu iki kelime, 21. Yüzyılda astrolag ve astronotların ilgilendiği ana konulardan birisi olacaktır. *
    Kâinatımızın büyük bir kısmı karanlıktır. Önümüzdeki 10 yıl boyunca karanlık madde ve karanlık enerji hakkındaki çalışmalar devam edecektir. Bu da en başta yerkürede yapılacak çok hassas denemelerle olacaktır. Kimse görmediği ve hala bir bilmece, sır olarak kaldığı halde bilim adamları bu karanlık gizli maddenin varlığına inanmaktadırlar .
    Hak ve hakikatleri ferman eden Yüce Allah doğru söylemiştir :
    Yok, yok! Gördüğünüz ve göremediğiniz âlemlere yemin olsun ki! Bu Kur’ân, pek kerim bir elçinin (getirip okuduğu) sözdür (Hâkka: 38-40).

    المراجع
    أولا: القرآن وعلومه:
    1- القرآن الكريم
    2- المعجم المفهرس لألفاظ القرآن الكريم بحاشية المصحف الشريف. محمد فؤاد عبدالباقى – دار الحديث – القاهرة ، 950 صفحة.
    3- الجامع لأحكام القرآن الكريم للإمام القرطبى ( 20 جزءا) – دار الكتب العلمية – بيروت – 1989.
    4- مختصر تفسير بن كثير (3 مجلدات) – اختصار وتحقيق محمد على الصابونى ، دار القرآن – بيروت.
    5- فى ظلال القرآن (6 مجلدات) – السيد قطب – دار الشروق – 1987.
    6- المنتخب فى تفسير القرآن الكريم – المجلس الأعلى للشئون الإسلامية – القاهرة – 2002.
    للشئون الاسلامية.
    ثانيا :الكتب العربية
    1- تاريخ موجز الزمان – د. ستيفن هوكنج – ترجمة د. مصطفى إبراهيم فهمى – الهيئة المصرية العامة للكتاب – 2001.
    5- الإسلام يتحدى – وحيد الدين خان – ترجمة ظفر الإسلام خان – مراجعة وتقديم د. عبدالصبور شاهين -* المختار الاسلامى – 260 صفحة.
    6- الإعجاز العلمى فى الإسلام – محمد كامل عبدالصمد – الدار المصرية اللبنانية – 400 صفحة – 1993.
    7- الأرض بين الآيات القرآنية والعلم الحديث – د. حسنى حمدان – المجلس الأعلى للشئون الاسلامية – القاهرة – العددان 83 ، 85 – 2002.
    8- مقدمة التأريخ للأرض ودراسة طبقاتها - د. حسنى حمدان – لجنة التعريب والترجمة – جامعة قطر – 313 صفحة – 2000.
    9- مقدمة فى الجيولوجيا الطبيعية والتاريخية – د. حسنى حمدان – 158 صفحة – جامعة المنصورة – 1979.
    10- السجل الجيولوجى عبر الزمن – د. حسنى حمدان – 275 صفحة – تحت الطبع.
    9- الجينوم والهندسة الوراثية والاستنساخ بين العلم والقرآن* – د. حسنى حمدان – تحت الطبع- المجلس الأعلى
    10- الإسلام فى عصر العلم – د. أحمد محمد الغمراوى – دار الإنسان بالقاهرة – 1991.
    11- الكون والإعجاز العلمى فى القرآن – منصور حسب النبى – دار الفكر العربى – 1996.
    12- الإشارات العلمية فى القرآن الكريم – د. كارم السيد غنيم – دار الفكر العربى – القاهرة – 1996
    13- التفسير العلمى للقرآن فى الميزان – دكتور أحمد عمر أبوحجر – دار قتيبة – 563 صفحة – 1991.
    14- الإعجاز العلمى فى الإسلام – محمد كامل عبدالصمد – الدار المصرية اللبنانية – 400 صفحة – 1993.
    ثالثا: الدوريات والصحف السيارة
    1- مجلة الإعجاز العلمى – الهيئة العالمية للإعجاز العلمى فى القرآن والسنة – جدة – المملكة العربية السعودية – الأعداد من 1-14.
    2- مجلة العلوم – ترجمة مؤسسة الكويت للتقدم العلمى – أعداد 1995-2003 .
    3- جريدة الأهرام المصرية – سلسلة من أسرار القرآن للدكتور زغلول النجار .
    4- جريدة الجمهورية المصرية – مقالات الإعجاز العلمى فى القرآن الكريم للدكتور حسنى حمدان.

    رابعا: المراجع باللغة الانجليزية:
    Adams G. and Michael S. Turner (2004): From slowdown to speedup. American Science,Vol.20,No5/4,pp.74-79.
    Bucher, A. Martin and Sperge N. David (1999): Inflation in a low-density universe.
    Caldwell, R. Robert and Kamionkowski M. (2001):
    Echoes from the Big Bang. American Science, Vol. 17, No10, pp 34-39.
    David B. Kline (2003): The search for dark matter. ): American Science, Vol. 19, No5.9/8, pp50-55&63.
    Glenn D. and Lawrence M. Krauss: (1999). American Science, Vol. 16, No11, pp18-25

    *Georgi Dvali (2004): Out of the darkness. American Science,Vol.20,No5/4,pp.80-87.
    Greenberg, J.Mayo (2001): The secrets of stardust. A merican Science,Vol. 17,No9/8.pp56-61.
    Guillermo Gonzalez, Donald Brownlee and Peter D. Warrd (2003): Refuge for life in a hostile universe. American Science, Vol. 19, No5.9/8, pp56-602.
    Hogan, C.G., Kirshner R.P. and Suntzeff. N.B. (1999): Surveying space-time with supernova. American Science, Vol. 52, No11, pp 52-57.
    Kraous, M. L. (2004): Questions that plague physics (2004): American Science, Vol. 20, No9/8, pp62-65.
    Landy, D. Steven (.Mapping the universe. A merican Science, Vol. 15, No11.pp24-31.
    Lasota Jeanand Pierre (1999): Unmasking black holes. American Science,Vol. 18,No5,pp44-52
    Lawrence Krauss M. (1999): Cosmological Antigravity American Science, Vol. 15, No11, pp 58-65.
    Martin A.Bucher-David N.Spergel. American Science, Vol. 15, No11, pp 66-74
    McDdonald Arthur B., Joshua R. Klein and David L. Ward (2003): American Science, Vol. 19, No5.9/8, pp41-4.
    McDonald, B.A., Klein, R.J. and Wark, L.D. (2003): Solving the solar neutrino problem. A merican Science, Vol. 19, No9/8.pp41-49
    Michael A.Strauss (2004): Reading the blueprint of the creation. American Science,Vol.20,No5/4,pp.66-73...
    Rees Martin (2003): Exploring our universe and others. . American Science, Vol. 19, No1, pp 62-68.
    1-Wayne Hu and Martin White (2004): Four keys to cosmology.American Science, Vol.20, No5/4, pp 54-65.
    مراجع للإطلاع

    Fred Adams and Greg Laughlin, The Five Ages of the Universe
    Eric Chaisson, Cosmic Evolution
    Paul Davies, The Last Three Minutes
    Alan Guth, The Inflationary Universe
    Edward Robert Harrison, Masks of the Universe: Changing Ideas on the Nature of the Cosmos
    David Layzer, Cosmogenesis
    Andrei Linde, Particle Physics and Inflationary Cosmology
    Ilya Prigogine and Isabelle Stengers, Order out of Chaos: Man's New Dialogue with Nature
    Ilya Prigogine, Is Future Given?
    Lee Smolin, The Life of the Cosmos
    Lee Smolin, Three Roads to Quantum Gravity
    Phantom Energy and Cosmic Doomsday by Robert R. Caldwell, Marc Kamionkowski and Nevin N. Weinberg
    A Brief History of the End of Everything, a BBC 4 Radio series
    Cosmological parameters Linnea Hjalmarsdotter December 9, 2005

    Prof. Dr. Hüsnü Hamdan ed-DÛSUKÎ



  18. 12.Mart.2013, 13:19
    9
    Moderatör
    Hakikat: göğün duman (gaz) hali:
    Kuran-ı Kerim’de geçen göğün dumanımsı hali bugün ki bilimin olduğu gibi yarın ki bilimin de araştıracağı bir hakikattir .

    Hakikat :
    Tesviye edilmiş, uyumlu, sağlam ve yörüngeleri olan 7 gök vardır: gökler tesviye edilip düzenlenmiştir. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: *
    O’dur ki yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yarattı. Sonra iradesi yukarıya yönelip orayı da yedi gök halinde sağlamca nizama koydu. O her şeyi hakkıyla bilir (Bakara: 29).
    Göklerin yol ve yörüngeleri vardır :
    Yine şu da bir gerçektir ki Biz sizin üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz yaratmadan da, yarattıklarımızdan da habersiz değiliz (Müminûn: 17).
    Gökler uyumlu veya üst üste, kat kat veya birbirlerine müvâzidir:
    Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur (Mülk: 3).
    7 sağlam gök vardır:
    Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik (Nebe’: 12).
    5 .********** Hakikat: Göklerin direkleri :
    Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
    Allah O’dur ki gökleri, sizin de görüp durduğunuz gibi, direksiz yükseltti. Sonra da Arşının üstünde kuruldu. Güneşi ve ayı hizmet etmeleri için sizin emrinize verdi. Bunlardan her biri belirli bir vakte kadar dolaşmaktadır. Bütün işleri O yönetir. Âyetleri size açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza iman edesiniz (Ra’d: 2).
    O gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yarattı. Yere de, sizi sarsmaması için, ağır baskılar, yani ulu dağlar koydu ve orada her türlü canlıyı üretip yaydı. Gökten de bir su indirdik orada her güzel çifti yetiştirdik (Lokman: 10).
    Gökler, Cenab-ı Hakka tarafından tutulmaktadır:
    Görmedin mi ki Allah yerde olan her şeyi ve Kendi emriyle denizlerde yüzen gemileri, sizin hizmetinize verdi? Yerin üstüne düşmesin diye, göğü O tutuyor. Gök ancak O’nun izniyle düşebilir. Çünkü Allah raûfdur, rahîmdir (Hac: 65).
    Gerçek şu ki: Gökleri ve yeri yok olmaktan koruyan, Yüce Allah’tır. Şayet onlar yıkılacak olursa onları Allah’tan başka kimse tutamaz. Doğrusu O halîmdir, gafûrdur (Fatır: 41).
    Gök yükseltilmiştir :
    Göğü bu âhenkle O yükseltti ve bu mîzânı koydu ki siz de ders alıp ölçü dışına taşmayasınız (Rahman: 7-8 ).
    Üstat Martin Rees şöyle diyor: Fizikçiler, bir gün tüm fizik olgusuna hükmeden küllî bir teori bulabilirler; ancak onların bu denklemlerine ruh üfleyen ve onu gerçek evrende bir vakıaya dönüştüren şeyi kesinlikle bize anlatacak güç ve kudrete sahip olamayacaklardır .
    6 .********** Hakikat: gök dönüşümlü korunmuş bir tavan/kubbedir :
    Göğü de dengesizliğe düşmekten korunmuş bir tavan durumunda yarattık. Onlarsa hâlâ gökteki delillerden yüz çevirmektedirler (Enbiya: 32).
    Alimler bunu şöyle izah etmekteler: yere düşmekten ve kendisine bir şey yapılmaktan korunmuş gök .
    7 .********** Hakikat: (Suûd ve urûc) göğe çıkmak, göğe yükselmek:
    Kuran-ı Kerim, semadaki hareketi ve ona terettüp eden neticeleri (eserleri) birkaç ayette vasfetmektedir. Kimi ayetler “suûd”, kimi ayetler de “urûc”dan bahsetmektedir .
    Yüce Allah şöyle buyuruyor :
    Hâsılı, Allah kimi doğru yola koymak isterse, onun kalbini İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun göğsünü sanki o kişi gökte yükseliyormuşçasına (suûd) dar ve tıkanık yapar. İşte Allah böylece, imana gelmeyenlere rüsvalık verir (Enam: 125) .
    Yukardaki ayette görüldüğü gibi “suûd” kelimesi yorulmakla ilintilidir. Şu iki ayette de böyledir:
    Kim Rabbini hatırlamaktan yüz çevirirse Allah onu git gide artan çetin bir azaba sokar (Cin: 17).
    Hiç heveslenmesin! Çünkü o Bizim âyetlerimize karşı inatçı kesildi. Ben de onu sarp mı sarp bir yokuşa sardıracağım (Müddesir: 16-17).
    Kuran-ı Kerim, uzun uzay/sema yolculuklarını nitelerken “urûc” filini kullanmaktadır :
    Melekler ve Rûh, O’nun arşına; miktarı ellibin sene olan bir günde yükselirler (Meâric: 4).
    Yine bir ayette ilahî emir yerden göğe yükselir (uruc eder) şeklinde bir ifade geçer :
    Gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra bütün bu işler, sizin hesabınıza göre bin yıl tutan bir günde O’na yükselir (Secde: 5).
    Yerden göğe doğru hareket de “uruc”dur :
    Yere giren ve oradan çıkan, gökten inen ve oraya yükselen ne varsa O, hepsini bilir. O rahîmdir, gafurdur (Sebe’: 2).
    O’dur ki gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra arşına kuruldu. Yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve göğe yükseleni bilir. Hasılı siz nerede olursanız olun O, ilmi ve kudreti ile sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı görür (Hadid: 4).
    8. Hakikat: Tabakalara binmek/halden hale geçmek :
    Demek, gerçek onun sandığı gibi değildir. Şafak hakkı için, Gece ve gecenin barındırdığı, ihtiva ettiği şeyler hakkı için, Dolunay halini alan ay hakkı için: Siz halden hale geçeceksiniz (İnşikak: 16-19).
    Yüce Allah gökler ve yerin sınırlarını geçme konusunda ise şöyle buyuruyor:
    Ey cin ve ins topluluğu! Yapabilirseniz haydi göklerin ve yerin hududundan geçin bakalım! Ama geçemezsiniz, ancak üstün bir güç, kuvvetli bir delil ve ilimle geçebilirsiniz (Rahman: 33).
    9 .********** Hakikat: ara nesneler (yer ve gökler arasındakiler şey ve nesneler):
    Allah-u Teâlâ, gökler, yer ve aralarındaki nesne ve canlıları 6 günde/devrede yaratmıştır. Yer ve göklerin yaratılış konusu Kuran’da 7 defa geçmektedir; dördünde “arasındaki nesne ve canlılar” ifadesi yer almaz, ancak diğer üçünde geçmektedir :
    Gökleri, yeri ve ikisinin arasında olan şeyleri altı günde yaratan, sonra da arşı üzerine hükümran olan O’dur (Furkan: 59).
    Allah o hak mâbuddur ki gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları altı günde yaratmış, sonra da arşına kurulmuş mutlak hükümrandır (Secde: 4).
    Biz gökleri, yeri, ikisinin arasındaki bütün varlıkları altı günde yarattık da Bize en ufak bir yorgunluk dokunmadı (Qâf: 38).
    “Sema” kelimesi Kuran’da iki yerde tekil olarak zikredilmiştir :
    Elbette Biz göğü, yeri ve aralarında olan varlıkları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık (Enbiya: 16).
    Biz göğü, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları gayesiz, boşuna yaratmadık (Sâd: 27).
    Kuran’da geçen bu iki kelime, 21. Yüzyılda astrolag ve astronotların ilgilendiği ana konulardan birisi olacaktır. *
    Kâinatımızın büyük bir kısmı karanlıktır. Önümüzdeki 10 yıl boyunca karanlık madde ve karanlık enerji hakkındaki çalışmalar devam edecektir. Bu da en başta yerkürede yapılacak çok hassas denemelerle olacaktır. Kimse görmediği ve hala bir bilmece, sır olarak kaldığı halde bilim adamları bu karanlık gizli maddenin varlığına inanmaktadırlar .
    Hak ve hakikatleri ferman eden Yüce Allah doğru söylemiştir :
    Yok, yok! Gördüğünüz ve göremediğiniz âlemlere yemin olsun ki! Bu Kur’ân, pek kerim bir elçinin (getirip okuduğu) sözdür (Hâkka: 38-40).

    المراجع
    أولا: القرآن وعلومه:
    1- القرآن الكريم
    2- المعجم المفهرس لألفاظ القرآن الكريم بحاشية المصحف الشريف. محمد فؤاد عبدالباقى – دار الحديث – القاهرة ، 950 صفحة.
    3- الجامع لأحكام القرآن الكريم للإمام القرطبى ( 20 جزءا) – دار الكتب العلمية – بيروت – 1989.
    4- مختصر تفسير بن كثير (3 مجلدات) – اختصار وتحقيق محمد على الصابونى ، دار القرآن – بيروت.
    5- فى ظلال القرآن (6 مجلدات) – السيد قطب – دار الشروق – 1987.
    6- المنتخب فى تفسير القرآن الكريم – المجلس الأعلى للشئون الإسلامية – القاهرة – 2002.
    للشئون الاسلامية.
    ثانيا :الكتب العربية
    1- تاريخ موجز الزمان – د. ستيفن هوكنج – ترجمة د. مصطفى إبراهيم فهمى – الهيئة المصرية العامة للكتاب – 2001.
    5- الإسلام يتحدى – وحيد الدين خان – ترجمة ظفر الإسلام خان – مراجعة وتقديم د. عبدالصبور شاهين -* المختار الاسلامى – 260 صفحة.
    6- الإعجاز العلمى فى الإسلام – محمد كامل عبدالصمد – الدار المصرية اللبنانية – 400 صفحة – 1993.
    7- الأرض بين الآيات القرآنية والعلم الحديث – د. حسنى حمدان – المجلس الأعلى للشئون الاسلامية – القاهرة – العددان 83 ، 85 – 2002.
    8- مقدمة التأريخ للأرض ودراسة طبقاتها - د. حسنى حمدان – لجنة التعريب والترجمة – جامعة قطر – 313 صفحة – 2000.
    9- مقدمة فى الجيولوجيا الطبيعية والتاريخية – د. حسنى حمدان – 158 صفحة – جامعة المنصورة – 1979.
    10- السجل الجيولوجى عبر الزمن – د. حسنى حمدان – 275 صفحة – تحت الطبع.
    9- الجينوم والهندسة الوراثية والاستنساخ بين العلم والقرآن* – د. حسنى حمدان – تحت الطبع- المجلس الأعلى
    10- الإسلام فى عصر العلم – د. أحمد محمد الغمراوى – دار الإنسان بالقاهرة – 1991.
    11- الكون والإعجاز العلمى فى القرآن – منصور حسب النبى – دار الفكر العربى – 1996.
    12- الإشارات العلمية فى القرآن الكريم – د. كارم السيد غنيم – دار الفكر العربى – القاهرة – 1996
    13- التفسير العلمى للقرآن فى الميزان – دكتور أحمد عمر أبوحجر – دار قتيبة – 563 صفحة – 1991.
    14- الإعجاز العلمى فى الإسلام – محمد كامل عبدالصمد – الدار المصرية اللبنانية – 400 صفحة – 1993.
    ثالثا: الدوريات والصحف السيارة
    1- مجلة الإعجاز العلمى – الهيئة العالمية للإعجاز العلمى فى القرآن والسنة – جدة – المملكة العربية السعودية – الأعداد من 1-14.
    2- مجلة العلوم – ترجمة مؤسسة الكويت للتقدم العلمى – أعداد 1995-2003 .
    3- جريدة الأهرام المصرية – سلسلة من أسرار القرآن للدكتور زغلول النجار .
    4- جريدة الجمهورية المصرية – مقالات الإعجاز العلمى فى القرآن الكريم للدكتور حسنى حمدان.

    رابعا: المراجع باللغة الانجليزية:
    Adams G. and Michael S. Turner (2004): From slowdown to speedup. American Science,Vol.20,No5/4,pp.74-79.
    Bucher, A. Martin and Sperge N. David (1999): Inflation in a low-density universe.
    Caldwell, R. Robert and Kamionkowski M. (2001):
    Echoes from the Big Bang. American Science, Vol. 17, No10, pp 34-39.
    David B. Kline (2003): The search for dark matter. ): American Science, Vol. 19, No5.9/8, pp50-55&63.
    Glenn D. and Lawrence M. Krauss: (1999). American Science, Vol. 16, No11, pp18-25

    *Georgi Dvali (2004): Out of the darkness. American Science,Vol.20,No5/4,pp.80-87.
    Greenberg, J.Mayo (2001): The secrets of stardust. A merican Science,Vol. 17,No9/8.pp56-61.
    Guillermo Gonzalez, Donald Brownlee and Peter D. Warrd (2003): Refuge for life in a hostile universe. American Science, Vol. 19, No5.9/8, pp56-602.
    Hogan, C.G., Kirshner R.P. and Suntzeff. N.B. (1999): Surveying space-time with supernova. American Science, Vol. 52, No11, pp 52-57.
    Kraous, M. L. (2004): Questions that plague physics (2004): American Science, Vol. 20, No9/8, pp62-65.
    Landy, D. Steven (.Mapping the universe. A merican Science, Vol. 15, No11.pp24-31.
    Lasota Jeanand Pierre (1999): Unmasking black holes. American Science,Vol. 18,No5,pp44-52
    Lawrence Krauss M. (1999): Cosmological Antigravity American Science, Vol. 15, No11, pp 58-65.
    Martin A.Bucher-David N.Spergel. American Science, Vol. 15, No11, pp 66-74
    McDdonald Arthur B., Joshua R. Klein and David L. Ward (2003): American Science, Vol. 19, No5.9/8, pp41-4.
    McDonald, B.A., Klein, R.J. and Wark, L.D. (2003): Solving the solar neutrino problem. A merican Science, Vol. 19, No9/8.pp41-49
    Michael A.Strauss (2004): Reading the blueprint of the creation. American Science,Vol.20,No5/4,pp.66-73...
    Rees Martin (2003): Exploring our universe and others. . American Science, Vol. 19, No1, pp 62-68.
    1-Wayne Hu and Martin White (2004): Four keys to cosmology.American Science, Vol.20, No5/4, pp 54-65.
    مراجع للإطلاع

    Fred Adams and Greg Laughlin, The Five Ages of the Universe
    Eric Chaisson, Cosmic Evolution
    Paul Davies, The Last Three Minutes
    Alan Guth, The Inflationary Universe
    Edward Robert Harrison, Masks of the Universe: Changing Ideas on the Nature of the Cosmos
    David Layzer, Cosmogenesis
    Andrei Linde, Particle Physics and Inflationary Cosmology
    Ilya Prigogine and Isabelle Stengers, Order out of Chaos: Man's New Dialogue with Nature
    Ilya Prigogine, Is Future Given?
    Lee Smolin, The Life of the Cosmos
    Lee Smolin, Three Roads to Quantum Gravity
    Phantom Energy and Cosmic Doomsday by Robert R. Caldwell, Marc Kamionkowski and Nevin N. Weinberg
    A Brief History of the End of Everything, a BBC 4 Radio series
    Cosmological parameters Linnea Hjalmarsdotter December 9, 2005

    Prof. Dr. Hüsnü Hamdan ed-DÛSUKÎ






+ Yorum Gönder