Konusunu Oylayın.: Kalp, nura inkılâp edinceye kadar ateşle yanması lâzımdır, cümlesini nasıl anlamalıyız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kalp, nura inkılâp edinceye kadar ateşle yanması lâzımdır, cümlesini nasıl anlamalıyız?
  1. 07.Mart.2013, 22:15
    1
    Misafir

    Kalp, nura inkılâp edinceye kadar ateşle yanması lâzımdır, cümlesini nasıl anlamalıyız?






    Kalp, nura inkılâp edinceye kadar ateşle yanması lâzımdır, cümlesini nasıl anlamalıyız? Mumsema Kalp, nura inkılâp edinceye kadar ateşle yanması lâzımdır, cümlesini nasıl anlamalıyız?


  2. 11.Mart.2013, 01:44
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Kalp, nura inkılâp edinceye kadar ateşle yanması lâzımdır, cümlesini nasıl anlamalıyız?




    Ateşte nasıl bir keyfiyet var ki cehenneme düşen müminleri cennete layık bir kıymete temizliğe vesile oluyor? "Nura inkılâp edinceye kadar ateşle yanması lâzımdır" soruma bu minvalde cevap verebilir misiniz?

    İlgili yer şöyledir:

    Kalbin öyle bir kabiliyeti vardır ki, bir harita veya bir fihriste gibi bütün âlemi temsil eder. Ve Vahid-i Ehadden başka merkezinde birşeyi kabul etmiyor. Ebedî, sermedî bir bekadan maada bir şeye razı olmuyor.

    İnsanın çekirdeği olan kalb, ubudiyet ve ihlâs altında İslâmiyet ile iska edilmekle imanla intibaha gelirse, nurânî, misâlî âlem-i emirden gelen emirle öyle bir şecere-i nurânî olarak yeşillenir ki, onun cismânî âlemine ruh olur. Eğer o kalb çekirdeği böyle bir terbiye görmezse, kuru bir çekirdek kalarak nura inkılâp edinceye kadar ateş ile yanması lâzımdır. (Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

    - Mümin, Allah için tasarlanmış kalbini başka şeylerle meşgul ederek heba ederse, bunun cezası ateştir. Yani günahları bitinceye kadar cehennemde azap görür demektir. Yoksa imansız olarak ölen bir kimsenin çürümüş ve kokuşmuş kalbi, ebedi ateş içinde yansa da nura inkılap etmez. Burada söz konusu olan kalbi fasık olan müminlerdir.

    Mümin ne kadar günaha da girse, mecazi aşklar ile kalbini yaralasa da, kalbindeki iman daima büyümeye ve yeşermeye müsaittir. Yani mümin, bu dünyada gönüllü olarak çekirdek hükmünde olan kalbini iman ve İslam ile terbiye edip inkişaf ettirmez ise, Allah ahirette azaplı bir şekilde inkişaf ettirecektir, diye anlıyoruz.

    Ateşin temizleme özelliği dünyada da geçerlidir. Fıkıh ilmine göre, temizleme şekillerinden biri de, "Ateşe koyma yoluyla temizleme" dir. Örneğin;

    Çelikleme yaparken necis su verilen bir bıçağın hem içi, hem de dışı pis olur. Bu durumda o bışak yıkamakla temizlenmiş olmaz. Bu nedenle onunla bir şey kesilemez, onu üzerinde bulunduranın namazı olmaz. Böyle bir bıçağın temizlemesi için ateşin içine konur ve üç kez veya bir kez ona temiz su verilir. Böylece hem bıçak tamizlenmiş olur.

    Necis çamurdan yapılan testi ve çanak gibi şeyler, ateşte pişip onlarda pislik eseri kalmayınca temizlenmiş olur.

    Aynı şekilde, Allah'ın Kuddûs ismi nezafet, temizlik ister. Bu nedenle çekirdeklik özelliğini kaybetmediği halde, günahlarla kirlenen bir kalp, ateşle temizlenip nura dönüşür ve cennete girer inşallah.

    Evet ateş, Allah’ı inkar edenlerin inkar kirlerini de yakar. Ancak onların kalpleri tamamen bozulduğundan o kalpler nura dönüşmez.

    - Haritadaki bir nokta, bir şehri temsil eder, bir kitabın fihristinde yer alan bir konu başlığı, kitaptaki o konunun tamamını temsil eder.

    Uluslar arası bir toplantıya ülkesi adına katılan bir kişinin o ülkeyi temsil etmesi gibi, insanın hafızası levh-i mahfuzu temsil eder, ruhu âlem-i ervâhı, hayali âlem-i misâli temsil eder.

    İşte bütün âlemleri temsil eden o kalb, bu âlemlerden hiçbiriyle tatmin olmaz. O ancak bütün âlemlerin sahibi ve Rabbi olan Vâhid-i Ehad'e iman ve teslim ile tatmin olur.

    Onun gayesi bu fâni eşyayla bir süre birlikte olmak değil, ebedi ve sermedi bir bekadır, cennetteki ebedi saâdettir.

    - İkinci paragrafta, kalbin inkişaf yolu şöyle dikkate sunuluyor: Kalb kulluk toprağı altına ihlasla girecek, yâni kulluk görevlerini Rabbinin rızasını gözeterek yerine getirecek, İslâmın emirlerini tutacaktır ki intibaha gelsin, açılsın, büyüsün.

    Ubûdiyet kulluk demektir. İnsan, sonsuz olan aczini, fakrını ve kusurunu ne kadar çok idrak ederse ondaki kulluk şuuru da o nispette inkişaf eder. Aksi halde gafleti artar, gurur ve kibri gelişir.

    Aczinin, fakrının, kusurunun şuurunda olmaya ubûdiyet, bunun gereğini yapmaya da ibâdet deniyor. Ubûdiyet devamlıdır, ibâdet ise süreli. İnsan daima kuldur, ama daima ibâdet etmez. Meselâ, ikindi namazını kılan bir kişinin akşam namazının vakti girinceye kadar ibâdet mükellefiyeti yoktur. Ama ubûdiyeti devam etmektedir. Harama bakamaz, yalan söyleyemez, gıybet edemez, insanları aldatamaz, kul hakkını çiğneyemez. ...

    İnsan, bütün bu ubûdiyet görevlerini ihlas ile yâni, sadece Allah rızası için yerine getirdiğinde kalb çekirdeği inkişaf eder.

    Böylece intibaha gelen bir kalb, “insanın cismanî âlemine ruh olur.” Yâni, nasıl bedendeki organlar ruhun emriyle hareket ediyorlarsa, böyle bir kulun cismanî âlemi de o nurlanmış kalb ile canlanır, hayatlanır. Bütün organları hayırlı işlerde kullanılmakla manen hayatlanırlar, “cennete layık bir kıymet” alırlar.

    Böyle bir kalbin sahibi bedenini rıza dairesinde kullandığı gibi, o bedene hizmet eden bütün bir kâinatı da hayırlı işlerine ortak etmiş olur. Artık kâinat onun ikinci ve daha büyük bir bedeni gibi olur.

    Kalb çekirdeği günahlarla, isyanlarla kararır. Eğer insan samimi bir tövbe ile bu yanlış ve karanlık yoldan dönerse ve salih amellerini artırmaya devam ederse kalbi yeniden nurlanır. Aksi halde bu nurlanma işi ahirete kalır. Cehennem azabını tattıkça isyan lekeleri ve zulmetleri ortadan kalkar ve sonunda nura inkılap etmekle cennete girmeye liyakat kazanmış olur.

    Bu ise, ancak imanla göçen, fakat mîzanda günahları sevaplarından ağır gelen bir mümin için söz konusudur. İşlediği günahlar onun iman nurunu söndürmediği ve kabre imanlı göçtüğü için sonunda yine cennete varır.

    Ancak, bozulmuş çekirdek gibi asliyetini kaybeden ve kabre imansız göçen kalbler için böyle bir akıbet söz konusu değildir.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  3. 11.Mart.2013, 01:44
    2
    Moderatör



    Ateşte nasıl bir keyfiyet var ki cehenneme düşen müminleri cennete layık bir kıymete temizliğe vesile oluyor? "Nura inkılâp edinceye kadar ateşle yanması lâzımdır" soruma bu minvalde cevap verebilir misiniz?

    İlgili yer şöyledir:

    Kalbin öyle bir kabiliyeti vardır ki, bir harita veya bir fihriste gibi bütün âlemi temsil eder. Ve Vahid-i Ehadden başka merkezinde birşeyi kabul etmiyor. Ebedî, sermedî bir bekadan maada bir şeye razı olmuyor.

    İnsanın çekirdeği olan kalb, ubudiyet ve ihlâs altında İslâmiyet ile iska edilmekle imanla intibaha gelirse, nurânî, misâlî âlem-i emirden gelen emirle öyle bir şecere-i nurânî olarak yeşillenir ki, onun cismânî âlemine ruh olur. Eğer o kalb çekirdeği böyle bir terbiye görmezse, kuru bir çekirdek kalarak nura inkılâp edinceye kadar ateş ile yanması lâzımdır. (Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

    - Mümin, Allah için tasarlanmış kalbini başka şeylerle meşgul ederek heba ederse, bunun cezası ateştir. Yani günahları bitinceye kadar cehennemde azap görür demektir. Yoksa imansız olarak ölen bir kimsenin çürümüş ve kokuşmuş kalbi, ebedi ateş içinde yansa da nura inkılap etmez. Burada söz konusu olan kalbi fasık olan müminlerdir.

    Mümin ne kadar günaha da girse, mecazi aşklar ile kalbini yaralasa da, kalbindeki iman daima büyümeye ve yeşermeye müsaittir. Yani mümin, bu dünyada gönüllü olarak çekirdek hükmünde olan kalbini iman ve İslam ile terbiye edip inkişaf ettirmez ise, Allah ahirette azaplı bir şekilde inkişaf ettirecektir, diye anlıyoruz.

    Ateşin temizleme özelliği dünyada da geçerlidir. Fıkıh ilmine göre, temizleme şekillerinden biri de, "Ateşe koyma yoluyla temizleme" dir. Örneğin;

    Çelikleme yaparken necis su verilen bir bıçağın hem içi, hem de dışı pis olur. Bu durumda o bışak yıkamakla temizlenmiş olmaz. Bu nedenle onunla bir şey kesilemez, onu üzerinde bulunduranın namazı olmaz. Böyle bir bıçağın temizlemesi için ateşin içine konur ve üç kez veya bir kez ona temiz su verilir. Böylece hem bıçak tamizlenmiş olur.

    Necis çamurdan yapılan testi ve çanak gibi şeyler, ateşte pişip onlarda pislik eseri kalmayınca temizlenmiş olur.

    Aynı şekilde, Allah'ın Kuddûs ismi nezafet, temizlik ister. Bu nedenle çekirdeklik özelliğini kaybetmediği halde, günahlarla kirlenen bir kalp, ateşle temizlenip nura dönüşür ve cennete girer inşallah.

    Evet ateş, Allah’ı inkar edenlerin inkar kirlerini de yakar. Ancak onların kalpleri tamamen bozulduğundan o kalpler nura dönüşmez.

    - Haritadaki bir nokta, bir şehri temsil eder, bir kitabın fihristinde yer alan bir konu başlığı, kitaptaki o konunun tamamını temsil eder.

    Uluslar arası bir toplantıya ülkesi adına katılan bir kişinin o ülkeyi temsil etmesi gibi, insanın hafızası levh-i mahfuzu temsil eder, ruhu âlem-i ervâhı, hayali âlem-i misâli temsil eder.

    İşte bütün âlemleri temsil eden o kalb, bu âlemlerden hiçbiriyle tatmin olmaz. O ancak bütün âlemlerin sahibi ve Rabbi olan Vâhid-i Ehad'e iman ve teslim ile tatmin olur.

    Onun gayesi bu fâni eşyayla bir süre birlikte olmak değil, ebedi ve sermedi bir bekadır, cennetteki ebedi saâdettir.

    - İkinci paragrafta, kalbin inkişaf yolu şöyle dikkate sunuluyor: Kalb kulluk toprağı altına ihlasla girecek, yâni kulluk görevlerini Rabbinin rızasını gözeterek yerine getirecek, İslâmın emirlerini tutacaktır ki intibaha gelsin, açılsın, büyüsün.

    Ubûdiyet kulluk demektir. İnsan, sonsuz olan aczini, fakrını ve kusurunu ne kadar çok idrak ederse ondaki kulluk şuuru da o nispette inkişaf eder. Aksi halde gafleti artar, gurur ve kibri gelişir.

    Aczinin, fakrının, kusurunun şuurunda olmaya ubûdiyet, bunun gereğini yapmaya da ibâdet deniyor. Ubûdiyet devamlıdır, ibâdet ise süreli. İnsan daima kuldur, ama daima ibâdet etmez. Meselâ, ikindi namazını kılan bir kişinin akşam namazının vakti girinceye kadar ibâdet mükellefiyeti yoktur. Ama ubûdiyeti devam etmektedir. Harama bakamaz, yalan söyleyemez, gıybet edemez, insanları aldatamaz, kul hakkını çiğneyemez. ...

    İnsan, bütün bu ubûdiyet görevlerini ihlas ile yâni, sadece Allah rızası için yerine getirdiğinde kalb çekirdeği inkişaf eder.

    Böylece intibaha gelen bir kalb, “insanın cismanî âlemine ruh olur.” Yâni, nasıl bedendeki organlar ruhun emriyle hareket ediyorlarsa, böyle bir kulun cismanî âlemi de o nurlanmış kalb ile canlanır, hayatlanır. Bütün organları hayırlı işlerde kullanılmakla manen hayatlanırlar, “cennete layık bir kıymet” alırlar.

    Böyle bir kalbin sahibi bedenini rıza dairesinde kullandığı gibi, o bedene hizmet eden bütün bir kâinatı da hayırlı işlerine ortak etmiş olur. Artık kâinat onun ikinci ve daha büyük bir bedeni gibi olur.

    Kalb çekirdeği günahlarla, isyanlarla kararır. Eğer insan samimi bir tövbe ile bu yanlış ve karanlık yoldan dönerse ve salih amellerini artırmaya devam ederse kalbi yeniden nurlanır. Aksi halde bu nurlanma işi ahirete kalır. Cehennem azabını tattıkça isyan lekeleri ve zulmetleri ortadan kalkar ve sonunda nura inkılap etmekle cennete girmeye liyakat kazanmış olur.

    Bu ise, ancak imanla göçen, fakat mîzanda günahları sevaplarından ağır gelen bir mümin için söz konusudur. İşlediği günahlar onun iman nurunu söndürmediği ve kabre imanlı göçtüğü için sonunda yine cennete varır.

    Ancak, bozulmuş çekirdek gibi asliyetini kaybeden ve kabre imansız göçen kalbler için böyle bir akıbet söz konusu değildir.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder