Konusunu Oylayın.: Kayınpeder ile gelinin mesafesi nasıl olmalı ?

5 üzerinden 4.50 | Toplam : 4 kişi
Kayınpeder ile gelinin mesafesi nasıl olmalı ?
  1. 02.Mart.2013, 17:22
    1
    Misafir

    Kayınpeder ile gelinin mesafesi nasıl olmalı ?

  2. 08.Mart.2013, 14:01
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: soru: kayinpeder ile gelinin mesafesi nasil olmali ?




    Gelinin kayınpederi yanında fıkhı durumu nedir, nasıl davranmalıdır?

    Kadının kayınpederi babası gibidir. Onun yanında baş açık oturması caizdir. Müslüman bir hanımın eşine iyi davranmasının bir diğer yönü de eşinin anne ve babasına karşı iyi davranması, onlara hürmeti ve takdiri elden bırakmamasıdır. Kadın, kayınvalidesine yardımcı olarak kocasına ikram ve iyilikte bulunur. Dolayısı ile koca da bu durumu göz önünde bulundurarak hanımına ve onun annesine karşı iyi davranır. Kadın bunu yapmakla aslında kendine iyilik yapmış olur. Zira Allah Teâlâ, "İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?” (Rahman, 60)

    Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, "İnsanların hayırlısı, insanlar için hayırlı olandır." buyuruyor.

    Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ümmetine öğrettiği merhamet, sadece yakınlarını değil bütün insanlığı kucaklamaktadır. Bir hadis-i şerifte şöyle ifade edilmiştir:

    "İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.” (Müslim)

    "Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin". (Tirmizî )

    Merhamet bazı kimselerin sandığı gibi, sadece bir acıma duygusu değildir. Sevgiyle gelişen yardım ve fedakârlıkla büyüyen şümullü bir histir. Eğer bir kalpte merhamet duygusu yoksa o kalp hastadır.

    Zamanımızda bazı kişiler ‘kadın, erkeğinin çamaşırını yıkamak zorunda değildir, çocuğunu emzirmek mecburiyeti yoktur’ diyerek aile hayatının yaşanmaz hale gelmesine vesile oluyorlar. Her ne kadar kazaen mecbur değilse de işin bir de dinî yönü, insanî yönü, merhamet boyutu vardır. Memure kadın, alacağı para karşılığında tanıdığı, tanımadığı insanlara günlük en az sekiz saat hizmet ederken kocasına, çocuğuna, kocasının anne, babasına neden itaat etmesin. Bu garip düşünceler ve benzeri yanlışlar nice ailelerin çözülmesine ve huzursuzluğa vesile oluyor. Aileler her şeyden fazla muhabbete muhtaçtırlar.

    Ailelerin dünya ve ahiret saadeti için önce Allah ve Rasulü’ne itaat etmesi birbirlerine meşrû zeminlerde itaatleri gerekir. Günahlarda hiç kimseye itaat gerekmez.

    Saniyen herkesin birbirlerine karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri ailenin mutluluğunu sağlar. Aksi halde aile hayatı yaşanmaz hale gelir. Bir diğer yönü ise hayat sadece bu dünya ile sınırlı değil, bir de asıl hayat olan ahiret hayatı vardır. Biz öyle bir aile ortamı oluşturalım ki haramlardan uzak, Kur’an ve sünnet ikliminde, cennetî bir hayat yaşanan akl-ı selim sahibi insanların hayatı olsun. Zira Allahu Teala güzel davranışta bulunanları sever.

    Kayınpeder ve Kayınvalide'ye Hizmet

    Bu ve buna benzer hadiselere İslam hukukundaki maslahat prensibi açısından bakarak bazı şeyler söylemeye çalışacağım. Nihai anlamda söyleyeceğim şeylerin “mutlaka uyulmalı” veya literatürdeki ifadesiyle “mucebince amel oluna” cinsinden bir fetva olmayacağını baştan ifade edeyim. Çünkü hem bu satırların yazarı kendisini içtihadi ahkam üretme konusunda ehliyetli görmemektedir, hem de -velev ki öyle bile olsa- içtihadi meselelerde nihai ve mutlak doğru yoktur. Metodolojisine uyularak ehil insanlar tarafindan yapılan içtihadlar, yeni hükümler birbirinden siyah-beyaz nisbetinde farklı olsa da doğru oldukları herkesin bildiği bir gerçektir. Daha gerçekci bir ifadeyle bunlar, “Eşbeh bi’l-hak” nazariyesine göre şartlarına riayet edilerek ehilleri tarafından yapılan içtihatlar olduğu için doğruya en yakın olandır. Fıkhi mezhepler arasındaki görüş ayrılıkları, hem de aynı mesele üzerindeki farklı hükümlerin bulunması bunu açık ve net bir biçimde göstermektedir.

    Bu hadise münasebetiyle bahsini ettiğimiz türden bir denemeye girmemizin sebebi ise, soruda bahsi geçen konu ile alakalı olarak Kur’an ve bağlayıcı sünnette aksine ihtimal vermeyecek ölçüde nihai hükmün bulunmamasıdır. Burada hemen akla anne-baba hakkında Kur’an’da “öff” bile demeyin ayeti gelebilir. Ama şu detay oldukça önemlidir ve gözden kaçırılmaması gerekir; bu ayetin her bir kişinin kendi anne ve babasını kasdettiği kesindir fakat kayınvalide ve kayınpederi kapsadığı şüphelidir. Usul-u fıkıh ifadesiyle bu ayetin sübutu kat’idir ama muhtevanın kayınvalide ve kayınpedere delaleti zannidir. Zaten bağlayıcı bir beyan olsaydi Ebu’s-Suud Efendinin fetvalarına benzer tek kelimelik “mecbursun” türü bir beyanla soruyu cevaplamış olurduk.

    Sorudaki meselenin iki boyutunun olduğunu baştan kabullenmek gerek; bir; evli bayanın anne-babasını veya anne-babasının kızını ziyaret etme hakları. İki; karı-kocanın aile saadeti, evliliklerinin huzur ve mutluluk içinde devamı ki benim maslahat prensibi açısından deneme yapacağım alan da burası. Hadisenin birinci boyutu ile alakalı olarak, evli bir bayanın anne-babasını veya anne-babasının kızlarını ziyareti tartışma götürmez bir haktır. Ama bunun zamanlaması tamamı ile örf ve adete ya da eşlerin pozisyonlarına göre karşılıklı anlaşmalarına bırakılmıştır. 100 hanelik bir köyde evli olan bayanın anne-babasını ziyaret sıklığı ile örneğin başka bir şehirde veya yurt dışında hayatını sürdüren bir bayanın anne-babasını ziyaret sıklığı bir olmayacaktır.

    İkinci hususa gelince; önce kayınpeder ve kayınvalidenin veya kayınbirader ve baldızların damad ile olan irtibatını açık ve net bir biçimde ortaya koyalım; akraba. İslam hukunda akrabalar asabe (kan bağı), zevi’l-erham (evlilik) ve vela (köle azadı) vesilesi ile olmak üzere üç ayrı grupta ele alınır. Gerek miras, gerek diyet, erş gibi tazminat ve gerekse ihtiyaç hasıl olduğunda vasi tayini gibi hususlarda bu sıralamaya riayet edilir. Kayınpeder ve kayınvalide başta kayınbirader ve baldızlar bu kategori içinde ikinci sırada yer alır. Bunlara yapılacak maddi destekler de üçüncü şahıslara nisbetle daha çok sevaptır. Bu görüşü şu hadisle temellendirebiliriz. Allah Rasulü(sav) sadaka mahallerini beyan eden hadislerinde akrabaya yapılan yardımlar için buyururlar ki; mealen: “ Onlara verilen sadakadan hem sadaka hem de sıla-yı rahim sevabı alınır.” Kaldı ki bu vesile ile hadis kitaplarında akraba bağlarının gözetilmesi ile alakalı müstakil babların ve yüzlerce hadisin bulunduğunu da hatırlatmak isterim.

    Bunu öncelikle belirtmemin sebebi, Kur’an ve sünnette kayınpeder ve kayınvalideyi görüp gözetme, koruyup kollama hususunda net bir beyan yoktur itiraz veya düşüncelerinin önünü kesmek içindir. Hayır, Kur’an ve sünnette kayınpeder ve kayınvalideyi direkt veya dolaylı olarak ele alan beyanlar vardır. Yukarıda sunduğumuz akraba kategorileri buna bir örnek olduğu gibi, Kur’an’da (Nisa 4/23) kendisi ile evlenilmesi haram insanlar sınıfında açıkca kayınvalidelerin zikredilmesi de ayrı bir örnektir.

    Bir başka açıdan; diyelim ki Kur’ani ve Peygamberi beyanlarda bu çizgide bir açıklama, emir veya yasak yok. Bu takdirde ne yapılacak; işte maslahat prensibinin işletileceği nokta burasıdır. Maslahat İslam hukukuna güre hükmü bilinmeyen meselelerde kullanılan bir metodolojidir. Genel tarife göre maslahat; hükmün kendisine bağlanması ve üzerine hüküm bina edilmesi insanlara bir fayda sağlayan veya onlardan bir zararı gideren ve bunun geçersiz sayıldığına dair şer'i bir delil olmayan manalara denir. Maslahat Allah'ın muteber sayıp-saymamasına göre üçe ayrılır. Mutlak anlamda dikkate alınması gerektiğine dair şer'i delil olan maslahatlara maslahat-i mutebere (mesalih-i mutebere) denir. Allah tarafindan geçerli veya geçersiz sayıldığına dair delil bulunmayan maslahatlara -ki içtihada bırakılmış meselelerdir bunlar- maslahat-i mürsele (mesalih-i mürsele), şer'i delilin muteber sayılmayacağını gösterdiği maslahatlara ise maslahat-i mülğa ( mesalih-i mülğa) denir.

    Bir başka açıdan maslahata dayalı olarak hüküm verebilmek için maslahat denilen, maslahat olarak görülen mananın Ramazan el-Buti’nin tesbitlerine göre;

    1-Allah’ın hedefledigi gayelere uygunluk içinde olması,

    2-Kur’an ile çelişmemesi,

    3-Sünnet ile celişmemesi,

    4-Kıyasa aykırı olmaması,

    5-Kendinden daha önemli veya eşit bir maslahatı ortadan kaldırmaması gerekmektedir.

    Şimdi bu aşamada şunu söyleyebiliriz; kayınvalide ve kayınpederin ya da eşinin kardeşlerinin damadın yardımına muhtaç olduğu durumlarda, damadın imkanları ölçüsünde maddi yardımda bulunması bir maslahattır. Maslahattır; çünkü dinin temel değerleri ile çatışması bir tarafa örtüşmektedir. Hatta mesalih-i mürsele değil, mutebere sınıfındandır. Ve Ramazan Buti’nin tesbitleri içinde yer alan hiç bir maddeye de aykırı değildir.

    Bu hususa bir başka açıdan yaklaşarak farklı bir açılım kazandırmak istiyorum; usul-u fıkıhçılara göre maslahat zaruri, külli ve kat’i olmalıdır. Zaruri demek, usul-u hamse adı verilen ferdi ya da içtimai olarak el-ele vererek korunması gerekli olan beş temel unsurun bu maslahatla korunmus olması demektir. Onlar da herkesin bildiği gibi, din, nesil, mal, ırz ve hayattır. Külli demek, maslahatın sadece şahsa özgü değil, bütün ümmete şamil olmasıdır. Kat’i ise maslahattan elde edilecek şeyin kesin olması demektir. Şimdi damadın kayınpeder ve kayınvalidesine bahsi geçen çizgide yardımı, sahiplenmesi şahsi kanaatıma göre bu üç unsuru da içinde barındıran bir maslahattır.

    Pekala bu maslahata bağlı olarak elde edilen sonuç bağlayıcı bir değere sahip midir denilecek olursa yine bir usul kaidesi ile bu soruya cevap bulabiliriz; “Yasaklar mefsedete, emirler ise maslahatlar üzerine kuruludur.” Burada maslahat zaruri, külli ve kat'i olduğuna göre elbette farz, vacib mesabesinde olmayan bir yükümlülük söz konusu olabilir. Yalnız bu yükümlülük hukuki değil ahlaki düzeydedir. Hukuki olabilmesi için mahkeme kararı olması gerekmektedir.

    Ayrıca arap örf ve adeti ile bizim bugün içinde yaşadığımız toplumda damad ile kayınpeder-kayınvalide münasebetleri farklı bir seyir izleyebilir. Bu farklılık erken dönem İslami hayata ve hükümlere o toplumda kabullenilen şekliyle yansımasına sebep olmuştur. Bu durum aynı zamanda fıkıh kitaplarında bahsi geçen çizgide net görüşlerin yer almamasının da bir izahıdır.

    Buraya kadar damad-kayınpeder kayınvalide diyerek ele aldığımız her şey gelin, kayınpeder-kayınvalide münasebeti için de geçerlidir. Maddi açıdan, yani gelinin madden eşinin anne babasını desteklemesi, yardımda bulunması –istisnalar hariç- olmasa bile onlara hizmet noktasında çok yoğun tartışmaların yaşandığı bir alandır. Bir başka ifadeyle gelin-kaynana geçimsizliği. Kadının eşinin kayınpeder ve kayınvalidesine bakma yükümlülüğü var mıdır ile başlayan sorular kümesini kasdediyorum daha açıkcası. Bence bu ve benzeri istikametteki sorulara da yukarıda izahını yapmaya çalıştığımız maslahat açısından bakmalı ve cevabı gerek maslahatın mutebere oluşu ve gerekse zaruri, külli ve kat’i oluşu noktalarında aramalıdır.

    Ahmet Kurucan




  3. 08.Mart.2013, 14:01
    2
    Moderatör



    Gelinin kayınpederi yanında fıkhı durumu nedir, nasıl davranmalıdır?

    Kadının kayınpederi babası gibidir. Onun yanında baş açık oturması caizdir. Müslüman bir hanımın eşine iyi davranmasının bir diğer yönü de eşinin anne ve babasına karşı iyi davranması, onlara hürmeti ve takdiri elden bırakmamasıdır. Kadın, kayınvalidesine yardımcı olarak kocasına ikram ve iyilikte bulunur. Dolayısı ile koca da bu durumu göz önünde bulundurarak hanımına ve onun annesine karşı iyi davranır. Kadın bunu yapmakla aslında kendine iyilik yapmış olur. Zira Allah Teâlâ, "İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?” (Rahman, 60)

    Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, "İnsanların hayırlısı, insanlar için hayırlı olandır." buyuruyor.

    Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ümmetine öğrettiği merhamet, sadece yakınlarını değil bütün insanlığı kucaklamaktadır. Bir hadis-i şerifte şöyle ifade edilmiştir:

    "İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.” (Müslim)

    "Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin". (Tirmizî )

    Merhamet bazı kimselerin sandığı gibi, sadece bir acıma duygusu değildir. Sevgiyle gelişen yardım ve fedakârlıkla büyüyen şümullü bir histir. Eğer bir kalpte merhamet duygusu yoksa o kalp hastadır.

    Zamanımızda bazı kişiler ‘kadın, erkeğinin çamaşırını yıkamak zorunda değildir, çocuğunu emzirmek mecburiyeti yoktur’ diyerek aile hayatının yaşanmaz hale gelmesine vesile oluyorlar. Her ne kadar kazaen mecbur değilse de işin bir de dinî yönü, insanî yönü, merhamet boyutu vardır. Memure kadın, alacağı para karşılığında tanıdığı, tanımadığı insanlara günlük en az sekiz saat hizmet ederken kocasına, çocuğuna, kocasının anne, babasına neden itaat etmesin. Bu garip düşünceler ve benzeri yanlışlar nice ailelerin çözülmesine ve huzursuzluğa vesile oluyor. Aileler her şeyden fazla muhabbete muhtaçtırlar.

    Ailelerin dünya ve ahiret saadeti için önce Allah ve Rasulü’ne itaat etmesi birbirlerine meşrû zeminlerde itaatleri gerekir. Günahlarda hiç kimseye itaat gerekmez.

    Saniyen herkesin birbirlerine karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri ailenin mutluluğunu sağlar. Aksi halde aile hayatı yaşanmaz hale gelir. Bir diğer yönü ise hayat sadece bu dünya ile sınırlı değil, bir de asıl hayat olan ahiret hayatı vardır. Biz öyle bir aile ortamı oluşturalım ki haramlardan uzak, Kur’an ve sünnet ikliminde, cennetî bir hayat yaşanan akl-ı selim sahibi insanların hayatı olsun. Zira Allahu Teala güzel davranışta bulunanları sever.

    Kayınpeder ve Kayınvalide'ye Hizmet

    Bu ve buna benzer hadiselere İslam hukukundaki maslahat prensibi açısından bakarak bazı şeyler söylemeye çalışacağım. Nihai anlamda söyleyeceğim şeylerin “mutlaka uyulmalı” veya literatürdeki ifadesiyle “mucebince amel oluna” cinsinden bir fetva olmayacağını baştan ifade edeyim. Çünkü hem bu satırların yazarı kendisini içtihadi ahkam üretme konusunda ehliyetli görmemektedir, hem de -velev ki öyle bile olsa- içtihadi meselelerde nihai ve mutlak doğru yoktur. Metodolojisine uyularak ehil insanlar tarafindan yapılan içtihadlar, yeni hükümler birbirinden siyah-beyaz nisbetinde farklı olsa da doğru oldukları herkesin bildiği bir gerçektir. Daha gerçekci bir ifadeyle bunlar, “Eşbeh bi’l-hak” nazariyesine göre şartlarına riayet edilerek ehilleri tarafından yapılan içtihatlar olduğu için doğruya en yakın olandır. Fıkhi mezhepler arasındaki görüş ayrılıkları, hem de aynı mesele üzerindeki farklı hükümlerin bulunması bunu açık ve net bir biçimde göstermektedir.

    Bu hadise münasebetiyle bahsini ettiğimiz türden bir denemeye girmemizin sebebi ise, soruda bahsi geçen konu ile alakalı olarak Kur’an ve bağlayıcı sünnette aksine ihtimal vermeyecek ölçüde nihai hükmün bulunmamasıdır. Burada hemen akla anne-baba hakkında Kur’an’da “öff” bile demeyin ayeti gelebilir. Ama şu detay oldukça önemlidir ve gözden kaçırılmaması gerekir; bu ayetin her bir kişinin kendi anne ve babasını kasdettiği kesindir fakat kayınvalide ve kayınpederi kapsadığı şüphelidir. Usul-u fıkıh ifadesiyle bu ayetin sübutu kat’idir ama muhtevanın kayınvalide ve kayınpedere delaleti zannidir. Zaten bağlayıcı bir beyan olsaydi Ebu’s-Suud Efendinin fetvalarına benzer tek kelimelik “mecbursun” türü bir beyanla soruyu cevaplamış olurduk.

    Sorudaki meselenin iki boyutunun olduğunu baştan kabullenmek gerek; bir; evli bayanın anne-babasını veya anne-babasının kızını ziyaret etme hakları. İki; karı-kocanın aile saadeti, evliliklerinin huzur ve mutluluk içinde devamı ki benim maslahat prensibi açısından deneme yapacağım alan da burası. Hadisenin birinci boyutu ile alakalı olarak, evli bir bayanın anne-babasını veya anne-babasının kızlarını ziyareti tartışma götürmez bir haktır. Ama bunun zamanlaması tamamı ile örf ve adete ya da eşlerin pozisyonlarına göre karşılıklı anlaşmalarına bırakılmıştır. 100 hanelik bir köyde evli olan bayanın anne-babasını ziyaret sıklığı ile örneğin başka bir şehirde veya yurt dışında hayatını sürdüren bir bayanın anne-babasını ziyaret sıklığı bir olmayacaktır.

    İkinci hususa gelince; önce kayınpeder ve kayınvalidenin veya kayınbirader ve baldızların damad ile olan irtibatını açık ve net bir biçimde ortaya koyalım; akraba. İslam hukunda akrabalar asabe (kan bağı), zevi’l-erham (evlilik) ve vela (köle azadı) vesilesi ile olmak üzere üç ayrı grupta ele alınır. Gerek miras, gerek diyet, erş gibi tazminat ve gerekse ihtiyaç hasıl olduğunda vasi tayini gibi hususlarda bu sıralamaya riayet edilir. Kayınpeder ve kayınvalide başta kayınbirader ve baldızlar bu kategori içinde ikinci sırada yer alır. Bunlara yapılacak maddi destekler de üçüncü şahıslara nisbetle daha çok sevaptır. Bu görüşü şu hadisle temellendirebiliriz. Allah Rasulü(sav) sadaka mahallerini beyan eden hadislerinde akrabaya yapılan yardımlar için buyururlar ki; mealen: “ Onlara verilen sadakadan hem sadaka hem de sıla-yı rahim sevabı alınır.” Kaldı ki bu vesile ile hadis kitaplarında akraba bağlarının gözetilmesi ile alakalı müstakil babların ve yüzlerce hadisin bulunduğunu da hatırlatmak isterim.

    Bunu öncelikle belirtmemin sebebi, Kur’an ve sünnette kayınpeder ve kayınvalideyi görüp gözetme, koruyup kollama hususunda net bir beyan yoktur itiraz veya düşüncelerinin önünü kesmek içindir. Hayır, Kur’an ve sünnette kayınpeder ve kayınvalideyi direkt veya dolaylı olarak ele alan beyanlar vardır. Yukarıda sunduğumuz akraba kategorileri buna bir örnek olduğu gibi, Kur’an’da (Nisa 4/23) kendisi ile evlenilmesi haram insanlar sınıfında açıkca kayınvalidelerin zikredilmesi de ayrı bir örnektir.

    Bir başka açıdan; diyelim ki Kur’ani ve Peygamberi beyanlarda bu çizgide bir açıklama, emir veya yasak yok. Bu takdirde ne yapılacak; işte maslahat prensibinin işletileceği nokta burasıdır. Maslahat İslam hukukuna güre hükmü bilinmeyen meselelerde kullanılan bir metodolojidir. Genel tarife göre maslahat; hükmün kendisine bağlanması ve üzerine hüküm bina edilmesi insanlara bir fayda sağlayan veya onlardan bir zararı gideren ve bunun geçersiz sayıldığına dair şer'i bir delil olmayan manalara denir. Maslahat Allah'ın muteber sayıp-saymamasına göre üçe ayrılır. Mutlak anlamda dikkate alınması gerektiğine dair şer'i delil olan maslahatlara maslahat-i mutebere (mesalih-i mutebere) denir. Allah tarafindan geçerli veya geçersiz sayıldığına dair delil bulunmayan maslahatlara -ki içtihada bırakılmış meselelerdir bunlar- maslahat-i mürsele (mesalih-i mürsele), şer'i delilin muteber sayılmayacağını gösterdiği maslahatlara ise maslahat-i mülğa ( mesalih-i mülğa) denir.

    Bir başka açıdan maslahata dayalı olarak hüküm verebilmek için maslahat denilen, maslahat olarak görülen mananın Ramazan el-Buti’nin tesbitlerine göre;

    1-Allah’ın hedefledigi gayelere uygunluk içinde olması,

    2-Kur’an ile çelişmemesi,

    3-Sünnet ile celişmemesi,

    4-Kıyasa aykırı olmaması,

    5-Kendinden daha önemli veya eşit bir maslahatı ortadan kaldırmaması gerekmektedir.

    Şimdi bu aşamada şunu söyleyebiliriz; kayınvalide ve kayınpederin ya da eşinin kardeşlerinin damadın yardımına muhtaç olduğu durumlarda, damadın imkanları ölçüsünde maddi yardımda bulunması bir maslahattır. Maslahattır; çünkü dinin temel değerleri ile çatışması bir tarafa örtüşmektedir. Hatta mesalih-i mürsele değil, mutebere sınıfındandır. Ve Ramazan Buti’nin tesbitleri içinde yer alan hiç bir maddeye de aykırı değildir.

    Bu hususa bir başka açıdan yaklaşarak farklı bir açılım kazandırmak istiyorum; usul-u fıkıhçılara göre maslahat zaruri, külli ve kat’i olmalıdır. Zaruri demek, usul-u hamse adı verilen ferdi ya da içtimai olarak el-ele vererek korunması gerekli olan beş temel unsurun bu maslahatla korunmus olması demektir. Onlar da herkesin bildiği gibi, din, nesil, mal, ırz ve hayattır. Külli demek, maslahatın sadece şahsa özgü değil, bütün ümmete şamil olmasıdır. Kat’i ise maslahattan elde edilecek şeyin kesin olması demektir. Şimdi damadın kayınpeder ve kayınvalidesine bahsi geçen çizgide yardımı, sahiplenmesi şahsi kanaatıma göre bu üç unsuru da içinde barındıran bir maslahattır.

    Pekala bu maslahata bağlı olarak elde edilen sonuç bağlayıcı bir değere sahip midir denilecek olursa yine bir usul kaidesi ile bu soruya cevap bulabiliriz; “Yasaklar mefsedete, emirler ise maslahatlar üzerine kuruludur.” Burada maslahat zaruri, külli ve kat'i olduğuna göre elbette farz, vacib mesabesinde olmayan bir yükümlülük söz konusu olabilir. Yalnız bu yükümlülük hukuki değil ahlaki düzeydedir. Hukuki olabilmesi için mahkeme kararı olması gerekmektedir.

    Ayrıca arap örf ve adeti ile bizim bugün içinde yaşadığımız toplumda damad ile kayınpeder-kayınvalide münasebetleri farklı bir seyir izleyebilir. Bu farklılık erken dönem İslami hayata ve hükümlere o toplumda kabullenilen şekliyle yansımasına sebep olmuştur. Bu durum aynı zamanda fıkıh kitaplarında bahsi geçen çizgide net görüşlerin yer almamasının da bir izahıdır.

    Buraya kadar damad-kayınpeder kayınvalide diyerek ele aldığımız her şey gelin, kayınpeder-kayınvalide münasebeti için de geçerlidir. Maddi açıdan, yani gelinin madden eşinin anne babasını desteklemesi, yardımda bulunması –istisnalar hariç- olmasa bile onlara hizmet noktasında çok yoğun tartışmaların yaşandığı bir alandır. Bir başka ifadeyle gelin-kaynana geçimsizliği. Kadının eşinin kayınpeder ve kayınvalidesine bakma yükümlülüğü var mıdır ile başlayan sorular kümesini kasdediyorum daha açıkcası. Bence bu ve benzeri istikametteki sorulara da yukarıda izahını yapmaya çalıştığımız maslahat açısından bakmalı ve cevabı gerek maslahatın mutebere oluşu ve gerekse zaruri, külli ve kat’i oluşu noktalarında aramalıdır.

    Ahmet Kurucan







+ Yorum Gönder