Konusunu Oylayın.: Cennetin bitki örtüsü, pınarları, meyveleri, kadınları, yastıkları, döşekleri nasıldır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Cennetin bitki örtüsü, pınarları, meyveleri, kadınları, yastıkları, döşekleri nasıldır?
  1. 02.Mart.2013, 03:09
    1
    Misafir

    Cennetin bitki örtüsü, pınarları, meyveleri, kadınları, yastıkları, döşekleri nasıldır?






    Cennetin bitki örtüsü, pınarları, meyveleri, kadınları, yastıkları, döşekleri nasıldır? Mumsema cennetin bitki örtüsü, pınarları, meyveleri, kadınları, yastıkları, döşekleri nasıldır?


  2. 02.Mart.2013, 03:09
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 10.Mart.2013, 12:03
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: cennetin bitki örtüsü, pınarları, meyveleri, kadınları, yastıkları, döşekleri nasıldır?




    Cennet nimetlerinin çeşitleri ve Cennetlerde bulunan huri ve güzellikleri

    Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere beyan etmişlerdir ki: Cennetlikler için olan nimetler, her durumda hazır olup, arzu ettiklerinde önlerine gelir. Yüksek ağaçların sarkan meyveleri, işaretleriyle ellerine gelir ve her anca çeşitli meyvelerle lezzetlenirler. Her ne yiyecek ve içecek isterlerse hazır bulurlar. Kazanmaya ve pişirmeye hacet yoktur. Zira cennette zahmet ve ateş olmaz.
    Cennet ağaçlarının en büyüğü tuba ağacıdır ki, kökü sidrede, dalları ve meyveleri cennet saraylarının içindedir. Tıpkı dünyada güneşin yukarıda bulunup, ışığı bütün evlere girdiği gibi. Tubanın aslı, cennetin yukarısında olan sidrede bulunup, sayısız dalları cennet saraylarına inmiştir. Cennetlikler, onun çeşitli meyvelerinden meyvelenip, her demde nice lezzet bulmuşlardır.
    Müminler için renkli döşeklerle süslü saraylarda ve şatolarda, yastıklar üzerinde aner saçlı, hilal kaşlı, kara gölü, güneş yüzlü, şirin sözlü, işveli ve nazlı, inci dişli, mercan dudaklı, gül yanaklı, selvi boylu, güzel huylu, gülden taze ve taravetli huri kızları vardır. Bunlar cennetliklerin temiz eşleridir. Her birisi yetmiş kat elbise giymiştir. Renkleri çeşitli, ölçüleri hafiftir. Her hurinin taravetli teni cam gibi şeffaftır. Başlarına nur renkleriyle ışıldayan taçlar koymuşlardır. Çeşitli cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde oturup, müminlere bakarlar. Karşılarında hizmet için nice bin çocuk ve gılman saf saf dizilmişlerdir.
    Cennetlere giren müminler ebedî orada kalırlar asla çıkmazlar. Selamla şirin sohbetler edip, boş sözle asla hatır yıkmazlar. Cennetlikler için asla ihtiyarlama yoktur. Elbiseleri eskimez. Gönülleri zengin, gözleri toktur. Yerler, içerler fakat ayak yoluna gitmezler. Yiyip içtikleri latif bir buhar gibi olup, gül suyu gibi bedenlerinden sızar, asla küçük su dökmezler. Oradaki huriler ve kadınlar, hayızdan, nifasdan ve buna benzer şeylerden uzak ve pak olmuşlardır. Cennetlikler her an ve her zaman emniyet içindedirler. Üzüntüden, gamdan, bir şeyler tedarik etmekten kurtulmuşlardır. Hastalıklardan ve sakatlıklardan selamet bulmuşlardır. Sıhhat ve âfiyette ebedî sevinçlidirler. Saadetleri sonsuzdur. Müminler için Rahman’ın melekleri, her hafta bir kere mücevherle donatılmış buraklar getirip, Hak Taalanın selam ve davetini tebliğ ederler, müjdelerler. Onlar da, buraklara binip, adn cennetine yükselip giderler. Hak Taalanın misafirhanesine varıp, ikram ve izzetlerini görüp, çeşitli nimetlerini yiyip, selam ve kelamını işitip, Hak’kın cemalini gözleriyle müşahede ederler. Görüntüsünün lezzetinden mest olup, cennet nimetlerini unutup giderler. Oradan Hak’kın izniyle yine kendi makamlarına dönerler.
    Bütün cennetleri bekçisi ve hâkimi, sevimli ve büyük bir melektir. Şekli insan, ismi Rıdvan’dır. Cennetler içinde gece ve gündüz olmaz. Bütün cennetler bir an ışıksız kalmazlar. Çünkü cennetlerin gökyüzü Rahman’ın arşıdır. Her an arşın nurları onları ışıklandırır.
    Allah’ın lutfundan bize de o yiyecek ve içeceklerden ihsan etmesini diliyoruz.
    Kur’ân-i Kerîm’de bu hususta şöyle buyurulmuştur: “Onlara şöyle denir: “Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yeyiniz, içiniz.” (Hakka, 69/24)
    “Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar. Sadece selâma karşı*lık selâm sözü işitirler.” (Vakıa, 56/25-26)
    “Orada azıklarını sabah akşam hazır bulurlar.” (Meryem, 19/62)
    “(Cennetlikler) seçecekleri meyveler ve arzulayacakları kuş eti ile dola*şırlar.” (Vakıa, 56/20)
    “Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır. Canlarının istediği ve göz*lerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada temellisiniz.” (Zuhraf, 43/71)
    “Şüphesiz iyiler kâfur katılmış bir tastan içerler. Bu, ancak Allahın kul*larının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır.” (İnsan, 76/5-6)
    “Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kâseler dolaştırılır. Billurları gü*müş gibi parlaktır. Onları ölçüp ölçüp dağıtırlar.” (insan, 76/15-16)
    Çevrelerinde dolaştırılan kaseler, parlaklık ve saflıkta gümüş gibi olup dünyada benzerleri yoktur. O kâselerin hacmi, Allah’ın velisine yetecek mik*tarda içeceği içine alır. Ne fazla ne de eksik. Bu da onlara ne kadar özen gös*terildiği ve ne kadar şerefli olduğunu gösteriyor.
    “Orada, zencefil karışık bir tasla içirilirler. O pınara selsebil (tatlı su) de*nir.” (İnsan, 76/17-18)
    “Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde: “Bu daha önce de n-zıklandırdığımızdır” derler. Bunlar söylediklerinin benzerleri olarak sunul*muştur.” (Bakara, 2/25)
    Hizmetçileri cennetliklere öncekinden değişik bir meyve getirdiğinde onlar, hakikatte değişik olmakla birlikte görünürde benzer oluşundan dolayı bunu, önceki meyvenin aynısı sanırlar. Şekil bakımından birbirlerine benzer*ler, ama hakikat, tad ve koku bakımından birbirlerine benzemezler.
    İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlulah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    “Doğrusu cennetliklerin mertebece en düşük olanının yedi katlı binası ve üç yüz hizmetçisi vardır. Bunlar sabah akşam ona üç yüz tabak (öyle sa*nıyorum ki, altın tabak dedi) içinde her birinde ayrı turdan yemekler sunar*lar. O, evvelkinden lezzet aldığı gibi ondakinden de lezzet alır. Ona, her bi*rinde ayrı türden olmak üzere üç kap içinde de içecek sunarlar. Öncekinden lezzet aldığı gibi sondakinden de lezzet alır ve şöyle der: “Ya Rab! İzin ver*sen de bunlardan cennetliklere de yedirip içirsem. Onların yeyip içmesiyle yanımdaki erzaktan bir şey eksilmez.” O cennetlik adama, dünyadaki zevce*lerinden ayrı olarak iri gözlü yetmiş iki huri verilir. Onlardan birinin oturağı, bir millik yeri kaplar.“
    Bunu İmam Ahmed b. Hanbel, münferid olarak rivayet etmiştir. Bunda gariplik ve inkıta vardır.
    İmam Ahmed b. Hanbel… Stimame b. Ukbe’den rivayet etti ki; Zeyd b. Erkam şöyle demiştir: Yahudilerden biri Peygamber (s.a.v.)’e gelip şöyle de*di: “Ey Ebu’l-Kasım! Sen cennetliklerin (cennette) yeyip içtiklerini İddia ediyorsun, değil mi?” Bu adam, Rasûlullah (s.a.v.)’m yanına gelirken arka*daşlarına: “Muhammed eğer bu soruma evet diye cevap verirse ben onu tar*tışmada yenerim” demişti. Onun bu sorusuna Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Evet. Canım kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki, onlardan bi*rine; yeme, içme ve cinsel iktidar bakımından yüz erkeğin gücü verilir.” Yahudi: “Yeyip içen kimsenin def-i hacette bulunması gerekmez mi?” diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.) ona şu cevabı verdi: “Onların def-i hacetleri ter halinde derilerinin dışına çıkar ve misk gibi bir koku saçar. Bir de bakarsınız ki karınları zayıftır.“
    Bu hadisin Ebû Cafer er~Razî kanalıya A’meş’ten nakledilen bir varyan*tında şöyle denmektedir: Yahudi: “Yeyip içen kimsenin def-i hacette bulun*ması gerekir. Peki cennette def-i hacette bulunmak yok mudur?” diye sorun*ca, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Onların def-i hacetleri derilerinden çıkan ter şeklinde olur. Misk gibi koku saçar ve karınları zayıf kalır.“
    İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    “Cennet ehli kimseler cennette yeyip içerler ama büyük-küçük def-i ha*cette bulunmaz, sümkürmez ve tükürmezler. Yiyecekleri de misk gibi bir ter*leme ve geğirmeyle (sindirilir ve) dışarı çıkar.”
    Müslim de… Câbir’den böyle bir rivayette bulunmuştur. Bu rivayette Câbir’in anlattığına göre sahabiler: Ya yemek nasıl hazmedilecek ve artığı nasıl dışarı atılacak? diye sormuşlar; Rasûlullah (s.a.v.) de onlara şöyle ce*vap vermiş:
    “Geğirme ve misk gibi kokan bir terle dışarı atılır. Teşbih ve hamd ge*tirmeleri, kendilerine ilham edilir.“
    Bu hadisin bir varyantında da şöyle denmektedir:
    “Onların bu yedikleri misk gibi kokan bir geğirmeyle sindirilir. Nefes alıp vermeleri kendilerine ilham edildiği gibi, teşbih ve tekbir getirmeleri de kendilerine ilham edilir.”
    İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir b. Abdullah’tan rivayet etti ki; Peygam*ber (s.a.v.) kendisine “Cennetlikler bir şeyler yerler mi?” diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir:
    “Evet… Yerler ve içerler. Ama büyük-küçük abdest bozmazlar ve süm-kürmezler. Ancak gerek akacak şekilde çok gerek zerrecikler halinde terle*yerek misk gibi koku saçan bir ter ciltlerinden çıkar. Kendilerine nefes alıp vermeleri ilham edildiği gibi, teşbih ve tahmidde bulunmaları ilham edilir.“
    Müsned adlı eserinde Hafız Ebubekir el-Bezzâr… Câbir b. Abdullah’tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    “Cennetlikler yerler, içerler ama dışkı yapmaz ve sümkürmezler. Nefes alıp vermeleri kendilerine ilham edildiği gibi, teşbih ve hamdde bulunmaları da kendilerine ilham edilir.“
    Hasan b. Arefe… Abdullah b. Mes’ud’un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) bana buyurdu ki:
    “(Cennetteyken) sen kuşa bakarsın. İştahın onu çeker. O da pişmiş ola*rak senin Önüne düşer.“
    Kaynak : Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

    Eğer sen: “Nehirler nasıl cennetlerin altından akar?” diye sorarsan, cevaben derim ki: “(Bu durum) Senin akar suların kenarında bittiğini gördüğün ağaçlar gibidir.“
    Mesrûk’tan[1] (rivayet edildiğine göre,) Cennetin nehirleri hendeksiz olarak akar. Hendek, yerin uzunluğuna yarılıp (su kanal ve yataklarının meydana gelmesine) denir. Bahçelerin en temizi ve manzara bakımından en hoş ve güzeli ağaçları gölge veren ve aralarında su nehirlerinin aktığı bahçelerdir. Çünkü akar su en büyük nimetlerdendir. Gerçekten bahçeler, ne kadar güzel olursa olsun, içinde sular akmadıkça neşeyi celbetmez. Eğer bahçelerde su akmazsa insana sevinç vermez ve ürünlerini de kaybeder. Susuz olan bir bahçe, ruhsuz bir heykel ve cansız bir suret gibidir. Allahü Teâlâ Hazretleri cennetleri zikrettiği zaman elbette onlara bağlı olarak, altlarında nehirlerin aktığını zikretti.
    Cennetteki nehirler: Şarap, süt, bal ve su (nehirleridir).
    Su nehrinden içtikleri zaman hayat bulurlar. Bundan sonra onlar asla ölmezler.
    Süt’ten içtikleri zaman ise, bedenlerinde terbiye hasıl olur. (1/82) Bedenlerinde düzelme ve arınma olur. Bundan sonra noksanlık olmaz (eksiklik diye bir şey hissetmezler).
    Bal nehrinden içtikleri zaman şifâ ve sıhhat bulurlar. Bundan sonra onlar hastalanmazlar.
    Şurup nehrinden içtikleri zaman, içlerinde bir neşe, huzur ve sevinç duyarlar. Bir daha üzülmezler.
    Mesnevi de buyuruldu: Sabrın, cennet ırmağı olur. Sevgin oradaki sütten pınarlar gibidir. İbâdet zevki, bal ırmağı, kullukta duyduğun şevk, şarap pınarlarıdır. Bu sebepler, o eserlere benzemez. Bunun nasıl böyle olduğunu kimse bilmez. [2]
    Cennet Nehirlerinin Kaynağı
    Rivayet olunduğuna göre, Arşın direklerine enine yazıldı.
    Su pınarı, mim’inden kaynamaktadır.
    Süt pınarı, “Allah” kelimesinin he harfinden kayna*maktadır.
    Şarap pınarı “Rahman” kelimesinin mim harfinden kaynamaktadır.
    Bal pınarı,”Rahim” kelimesinin mim harfinden kaynamaktadır.
    Hafız Ebubekir b. Ebi Asım… Ebû Hüreyre’nin kendisiyle karşılaşan Saîd b. Müseyyeb’e şöyle dediğini rivayet etmişti: “Allah’tan dilerim ki; se*ninle beni cennet çarşısında bir araya getirsin.” Saîd: “Orada çarşı var mı ki?” diye sorunca, Ebû Hüreyre dedi ki: “Evet vardır. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.) bana şu haberi vermişti:
    “Cennetlikler, amellerinin üstünlüğü sayesinde cennete girdiklerinde, dünyâ günlerinden cuma günü kadar olan bir zaman süresince kendilerine izin verilir. Cennet bahçelerinden birinde Cenab-ı Allah’ı ziyaret ederler. Onlar için nurdan, inciden, zebercedden, yakuttan, altundan, gümüşten, min*berler kurulur. Onların en aşağı mertebelisi – gerçi onların aşağı mertebelisi yoktur- misk ve kâfur tepeleri üzerinde oturur. Kürsülerde oturanların yerle*rinin kendilerinkinden üstün olmadığını görürler.“
    Ebû Hüreyre dedi ki:
    — Ya Rasûlallah (cennette) Rabbimizi görür müyüz?
    — Evet göreceksiniz. Güneşi ve dolunay gecesinde ay’ı görme hususun*dan birbirinizle hiç tartışır mısınız?
    — Hayır.
    — Aynı şekilde Rabbinizi görme hususunda da tartışmazsınız. O mec*liste hazır bulunan herkesle, Rabbi muhakkak konuşur. Dünyadayken onun yapmış olduğu bazı haksızlıkları hatırlatarak der ki:
    — Ey falan oğlu falan! Şöyle ve şöyle yaptığın günü hatırlıyor musun?
    — Evet, ama beni affetmedin mi?
    — Affettiğin için bu mertebeye ulaştın.
    Onlar bu haldeyken üzerlerini bir bulut kaplar, üzerlerine bir koku yağ*dırır. Onun kadar güzel bir kokuyu asla görmemişlerdir. Sonra Aziz ve Celil olan Rabbimiz: “Sizin için hazırladığım ikramların başına gelin ve arzuladık*larınızı alın” der. Bir çarşı görürler ki, orada bulunan eşyaları melekler koru*ma altına alıp çevrelemişlerdir. O eşyaların benzerini daha önce gözler gör*memiş, kulaklar duymamış ve onlar hiç bir beşer kalbinden de geçmemiştir. Arzuladığımız eşyalar bize getirilir. O çarşı da alış veriş olmaz. Orada cen*netlikler birbirleriyle karşılaşırlar. Üzerinde kıymetli elbiseler bulunan biri gelir. Kendisinden aşağı derecede olan -gerçi orada aşağı dereceli kimse yoktur- biri onun karşısına çıkar. Üzerindeki kıymetli elbiseler onu çok etkiler. Karşısındaki adam sözünü daha tamamlamadan, diğerini kendisininkin*den daha güzel bir elbiseye karşısına dikilmiş olarak görür. Çünkü cennette hiç bir kimsenin hüzünlenmemesi gerekir.
    Sonra konaklarımıza döneriz. Zevcelerimiz bizi karşılar, bize: “Hoşgeldiniz, safâlar getirdiniz. Sizi seviyoruz. Gidişinden daha güzel kokulu ve alımlı bir halde yanımıza döndün” derler. Biz de onlara deriz ki: “Her dile*diğini yaptıran, Aziz ve Celil olan rabbimizle oturduk. Elbette ki böyle güzel bir halde yanınıza dönmemiz gerekir. Bu, tabiîdir.”
    İbn Mâce bunu böyle rivayet etmiş ve bunun garib olduğunu söylemiştir.
    Müslim… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) şöyle bu*yurmuştur:
    “Cennette bir çarşı vardır. Cennetlikler her cuma oraya gelirler. Şimal rüzgarı eser, yüzlerine ve elbiselerine savurulur. Daha bir güzelleşip hoş olurlar. Sonra ailelerinin yanına dönerler. Aileleri onlara: “Vallahi bizim ya*nımızdan gittikten sonra daha bir güzelleşip hoş olmuşsunuz” derler. Onlar da kendilerine: “Yanınızdan ayrıldıktan sonra Vallahi siz de daha bir güzel ve hoş olmuşsunuz.” cevabını verirler.”
    Bu hadisin İmam Ahmed b. Hanbel tarafından nakledilen varyantında ise şöyle denilmektedir:
    “Doğrusu cennette -içinde misk tepeleri bulunan- bir çarşı vardır. Cen*netlikler o çarşıya vardıklarında rüzgâr eser (ve o kokular üzerlerine savrulur).”
    Kaynak – Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir


  4. 10.Mart.2013, 12:03
    2
    Devamlı Üye



    Cennet nimetlerinin çeşitleri ve Cennetlerde bulunan huri ve güzellikleri

    Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere beyan etmişlerdir ki: Cennetlikler için olan nimetler, her durumda hazır olup, arzu ettiklerinde önlerine gelir. Yüksek ağaçların sarkan meyveleri, işaretleriyle ellerine gelir ve her anca çeşitli meyvelerle lezzetlenirler. Her ne yiyecek ve içecek isterlerse hazır bulurlar. Kazanmaya ve pişirmeye hacet yoktur. Zira cennette zahmet ve ateş olmaz.
    Cennet ağaçlarının en büyüğü tuba ağacıdır ki, kökü sidrede, dalları ve meyveleri cennet saraylarının içindedir. Tıpkı dünyada güneşin yukarıda bulunup, ışığı bütün evlere girdiği gibi. Tubanın aslı, cennetin yukarısında olan sidrede bulunup, sayısız dalları cennet saraylarına inmiştir. Cennetlikler, onun çeşitli meyvelerinden meyvelenip, her demde nice lezzet bulmuşlardır.
    Müminler için renkli döşeklerle süslü saraylarda ve şatolarda, yastıklar üzerinde aner saçlı, hilal kaşlı, kara gölü, güneş yüzlü, şirin sözlü, işveli ve nazlı, inci dişli, mercan dudaklı, gül yanaklı, selvi boylu, güzel huylu, gülden taze ve taravetli huri kızları vardır. Bunlar cennetliklerin temiz eşleridir. Her birisi yetmiş kat elbise giymiştir. Renkleri çeşitli, ölçüleri hafiftir. Her hurinin taravetli teni cam gibi şeffaftır. Başlarına nur renkleriyle ışıldayan taçlar koymuşlardır. Çeşitli cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde oturup, müminlere bakarlar. Karşılarında hizmet için nice bin çocuk ve gılman saf saf dizilmişlerdir.
    Cennetlere giren müminler ebedî orada kalırlar asla çıkmazlar. Selamla şirin sohbetler edip, boş sözle asla hatır yıkmazlar. Cennetlikler için asla ihtiyarlama yoktur. Elbiseleri eskimez. Gönülleri zengin, gözleri toktur. Yerler, içerler fakat ayak yoluna gitmezler. Yiyip içtikleri latif bir buhar gibi olup, gül suyu gibi bedenlerinden sızar, asla küçük su dökmezler. Oradaki huriler ve kadınlar, hayızdan, nifasdan ve buna benzer şeylerden uzak ve pak olmuşlardır. Cennetlikler her an ve her zaman emniyet içindedirler. Üzüntüden, gamdan, bir şeyler tedarik etmekten kurtulmuşlardır. Hastalıklardan ve sakatlıklardan selamet bulmuşlardır. Sıhhat ve âfiyette ebedî sevinçlidirler. Saadetleri sonsuzdur. Müminler için Rahman’ın melekleri, her hafta bir kere mücevherle donatılmış buraklar getirip, Hak Taalanın selam ve davetini tebliğ ederler, müjdelerler. Onlar da, buraklara binip, adn cennetine yükselip giderler. Hak Taalanın misafirhanesine varıp, ikram ve izzetlerini görüp, çeşitli nimetlerini yiyip, selam ve kelamını işitip, Hak’kın cemalini gözleriyle müşahede ederler. Görüntüsünün lezzetinden mest olup, cennet nimetlerini unutup giderler. Oradan Hak’kın izniyle yine kendi makamlarına dönerler.
    Bütün cennetleri bekçisi ve hâkimi, sevimli ve büyük bir melektir. Şekli insan, ismi Rıdvan’dır. Cennetler içinde gece ve gündüz olmaz. Bütün cennetler bir an ışıksız kalmazlar. Çünkü cennetlerin gökyüzü Rahman’ın arşıdır. Her an arşın nurları onları ışıklandırır.
    Allah’ın lutfundan bize de o yiyecek ve içeceklerden ihsan etmesini diliyoruz.
    Kur’ân-i Kerîm’de bu hususta şöyle buyurulmuştur: “Onlara şöyle denir: “Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yeyiniz, içiniz.” (Hakka, 69/24)
    “Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar. Sadece selâma karşı*lık selâm sözü işitirler.” (Vakıa, 56/25-26)
    “Orada azıklarını sabah akşam hazır bulurlar.” (Meryem, 19/62)
    “(Cennetlikler) seçecekleri meyveler ve arzulayacakları kuş eti ile dola*şırlar.” (Vakıa, 56/20)
    “Onlar için altın kadeh ve tepsiler dolaştırılır. Canlarının istediği ve göz*lerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada temellisiniz.” (Zuhraf, 43/71)
    “Şüphesiz iyiler kâfur katılmış bir tastan içerler. Bu, ancak Allahın kul*larının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır.” (İnsan, 76/5-6)
    “Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kâseler dolaştırılır. Billurları gü*müş gibi parlaktır. Onları ölçüp ölçüp dağıtırlar.” (insan, 76/15-16)
    Çevrelerinde dolaştırılan kaseler, parlaklık ve saflıkta gümüş gibi olup dünyada benzerleri yoktur. O kâselerin hacmi, Allah’ın velisine yetecek mik*tarda içeceği içine alır. Ne fazla ne de eksik. Bu da onlara ne kadar özen gös*terildiği ve ne kadar şerefli olduğunu gösteriyor.
    “Orada, zencefil karışık bir tasla içirilirler. O pınara selsebil (tatlı su) de*nir.” (İnsan, 76/17-18)
    “Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde: “Bu daha önce de n-zıklandırdığımızdır” derler. Bunlar söylediklerinin benzerleri olarak sunul*muştur.” (Bakara, 2/25)
    Hizmetçileri cennetliklere öncekinden değişik bir meyve getirdiğinde onlar, hakikatte değişik olmakla birlikte görünürde benzer oluşundan dolayı bunu, önceki meyvenin aynısı sanırlar. Şekil bakımından birbirlerine benzer*ler, ama hakikat, tad ve koku bakımından birbirlerine benzemezler.
    İmam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’den rivayet etti ki; Rasûlulah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    “Doğrusu cennetliklerin mertebece en düşük olanının yedi katlı binası ve üç yüz hizmetçisi vardır. Bunlar sabah akşam ona üç yüz tabak (öyle sa*nıyorum ki, altın tabak dedi) içinde her birinde ayrı turdan yemekler sunar*lar. O, evvelkinden lezzet aldığı gibi ondakinden de lezzet alır. Ona, her bi*rinde ayrı türden olmak üzere üç kap içinde de içecek sunarlar. Öncekinden lezzet aldığı gibi sondakinden de lezzet alır ve şöyle der: “Ya Rab! İzin ver*sen de bunlardan cennetliklere de yedirip içirsem. Onların yeyip içmesiyle yanımdaki erzaktan bir şey eksilmez.” O cennetlik adama, dünyadaki zevce*lerinden ayrı olarak iri gözlü yetmiş iki huri verilir. Onlardan birinin oturağı, bir millik yeri kaplar.“
    Bunu İmam Ahmed b. Hanbel, münferid olarak rivayet etmiştir. Bunda gariplik ve inkıta vardır.
    İmam Ahmed b. Hanbel… Stimame b. Ukbe’den rivayet etti ki; Zeyd b. Erkam şöyle demiştir: Yahudilerden biri Peygamber (s.a.v.)’e gelip şöyle de*di: “Ey Ebu’l-Kasım! Sen cennetliklerin (cennette) yeyip içtiklerini İddia ediyorsun, değil mi?” Bu adam, Rasûlullah (s.a.v.)’m yanına gelirken arka*daşlarına: “Muhammed eğer bu soruma evet diye cevap verirse ben onu tar*tışmada yenerim” demişti. Onun bu sorusuna Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Evet. Canım kudret elinde bulunan zâta yemin ederim ki, onlardan bi*rine; yeme, içme ve cinsel iktidar bakımından yüz erkeğin gücü verilir.” Yahudi: “Yeyip içen kimsenin def-i hacette bulunması gerekmez mi?” diye sorunca Rasûlullah (s.a.v.) ona şu cevabı verdi: “Onların def-i hacetleri ter halinde derilerinin dışına çıkar ve misk gibi bir koku saçar. Bir de bakarsınız ki karınları zayıftır.“
    Bu hadisin Ebû Cafer er~Razî kanalıya A’meş’ten nakledilen bir varyan*tında şöyle denmektedir: Yahudi: “Yeyip içen kimsenin def-i hacette bulun*ması gerekir. Peki cennette def-i hacette bulunmak yok mudur?” diye sorun*ca, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Onların def-i hacetleri derilerinden çıkan ter şeklinde olur. Misk gibi koku saçar ve karınları zayıf kalır.“
    İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    “Cennet ehli kimseler cennette yeyip içerler ama büyük-küçük def-i ha*cette bulunmaz, sümkürmez ve tükürmezler. Yiyecekleri de misk gibi bir ter*leme ve geğirmeyle (sindirilir ve) dışarı çıkar.”
    Müslim de… Câbir’den böyle bir rivayette bulunmuştur. Bu rivayette Câbir’in anlattığına göre sahabiler: Ya yemek nasıl hazmedilecek ve artığı nasıl dışarı atılacak? diye sormuşlar; Rasûlullah (s.a.v.) de onlara şöyle ce*vap vermiş:
    “Geğirme ve misk gibi kokan bir terle dışarı atılır. Teşbih ve hamd ge*tirmeleri, kendilerine ilham edilir.“
    Bu hadisin bir varyantında da şöyle denmektedir:
    “Onların bu yedikleri misk gibi kokan bir geğirmeyle sindirilir. Nefes alıp vermeleri kendilerine ilham edildiği gibi, teşbih ve tekbir getirmeleri de kendilerine ilham edilir.”
    İmam Ahmed b. Hanbel… Câbir b. Abdullah’tan rivayet etti ki; Peygam*ber (s.a.v.) kendisine “Cennetlikler bir şeyler yerler mi?” diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir:
    “Evet… Yerler ve içerler. Ama büyük-küçük abdest bozmazlar ve süm-kürmezler. Ancak gerek akacak şekilde çok gerek zerrecikler halinde terle*yerek misk gibi koku saçan bir ter ciltlerinden çıkar. Kendilerine nefes alıp vermeleri ilham edildiği gibi, teşbih ve tahmidde bulunmaları ilham edilir.“
    Müsned adlı eserinde Hafız Ebubekir el-Bezzâr… Câbir b. Abdullah’tan rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    “Cennetlikler yerler, içerler ama dışkı yapmaz ve sümkürmezler. Nefes alıp vermeleri kendilerine ilham edildiği gibi, teşbih ve hamdde bulunmaları da kendilerine ilham edilir.“
    Hasan b. Arefe… Abdullah b. Mes’ud’un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) bana buyurdu ki:
    “(Cennetteyken) sen kuşa bakarsın. İştahın onu çeker. O da pişmiş ola*rak senin Önüne düşer.“
    Kaynak : Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

    Eğer sen: “Nehirler nasıl cennetlerin altından akar?” diye sorarsan, cevaben derim ki: “(Bu durum) Senin akar suların kenarında bittiğini gördüğün ağaçlar gibidir.“
    Mesrûk’tan[1] (rivayet edildiğine göre,) Cennetin nehirleri hendeksiz olarak akar. Hendek, yerin uzunluğuna yarılıp (su kanal ve yataklarının meydana gelmesine) denir. Bahçelerin en temizi ve manzara bakımından en hoş ve güzeli ağaçları gölge veren ve aralarında su nehirlerinin aktığı bahçelerdir. Çünkü akar su en büyük nimetlerdendir. Gerçekten bahçeler, ne kadar güzel olursa olsun, içinde sular akmadıkça neşeyi celbetmez. Eğer bahçelerde su akmazsa insana sevinç vermez ve ürünlerini de kaybeder. Susuz olan bir bahçe, ruhsuz bir heykel ve cansız bir suret gibidir. Allahü Teâlâ Hazretleri cennetleri zikrettiği zaman elbette onlara bağlı olarak, altlarında nehirlerin aktığını zikretti.
    Cennetteki nehirler: Şarap, süt, bal ve su (nehirleridir).
    Su nehrinden içtikleri zaman hayat bulurlar. Bundan sonra onlar asla ölmezler.
    Süt’ten içtikleri zaman ise, bedenlerinde terbiye hasıl olur. (1/82) Bedenlerinde düzelme ve arınma olur. Bundan sonra noksanlık olmaz (eksiklik diye bir şey hissetmezler).
    Bal nehrinden içtikleri zaman şifâ ve sıhhat bulurlar. Bundan sonra onlar hastalanmazlar.
    Şurup nehrinden içtikleri zaman, içlerinde bir neşe, huzur ve sevinç duyarlar. Bir daha üzülmezler.
    Mesnevi de buyuruldu: Sabrın, cennet ırmağı olur. Sevgin oradaki sütten pınarlar gibidir. İbâdet zevki, bal ırmağı, kullukta duyduğun şevk, şarap pınarlarıdır. Bu sebepler, o eserlere benzemez. Bunun nasıl böyle olduğunu kimse bilmez. [2]
    Cennet Nehirlerinin Kaynağı
    Rivayet olunduğuna göre, Arşın direklerine enine yazıldı.
    Su pınarı, mim’inden kaynamaktadır.
    Süt pınarı, “Allah” kelimesinin he harfinden kayna*maktadır.
    Şarap pınarı “Rahman” kelimesinin mim harfinden kaynamaktadır.
    Bal pınarı,”Rahim” kelimesinin mim harfinden kaynamaktadır.
    Hafız Ebubekir b. Ebi Asım… Ebû Hüreyre’nin kendisiyle karşılaşan Saîd b. Müseyyeb’e şöyle dediğini rivayet etmişti: “Allah’tan dilerim ki; se*ninle beni cennet çarşısında bir araya getirsin.” Saîd: “Orada çarşı var mı ki?” diye sorunca, Ebû Hüreyre dedi ki: “Evet vardır. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.) bana şu haberi vermişti:
    “Cennetlikler, amellerinin üstünlüğü sayesinde cennete girdiklerinde, dünyâ günlerinden cuma günü kadar olan bir zaman süresince kendilerine izin verilir. Cennet bahçelerinden birinde Cenab-ı Allah’ı ziyaret ederler. Onlar için nurdan, inciden, zebercedden, yakuttan, altundan, gümüşten, min*berler kurulur. Onların en aşağı mertebelisi – gerçi onların aşağı mertebelisi yoktur- misk ve kâfur tepeleri üzerinde oturur. Kürsülerde oturanların yerle*rinin kendilerinkinden üstün olmadığını görürler.“
    Ebû Hüreyre dedi ki:
    — Ya Rasûlallah (cennette) Rabbimizi görür müyüz?
    — Evet göreceksiniz. Güneşi ve dolunay gecesinde ay’ı görme hususun*dan birbirinizle hiç tartışır mısınız?
    — Hayır.
    — Aynı şekilde Rabbinizi görme hususunda da tartışmazsınız. O mec*liste hazır bulunan herkesle, Rabbi muhakkak konuşur. Dünyadayken onun yapmış olduğu bazı haksızlıkları hatırlatarak der ki:
    — Ey falan oğlu falan! Şöyle ve şöyle yaptığın günü hatırlıyor musun?
    — Evet, ama beni affetmedin mi?
    — Affettiğin için bu mertebeye ulaştın.
    Onlar bu haldeyken üzerlerini bir bulut kaplar, üzerlerine bir koku yağ*dırır. Onun kadar güzel bir kokuyu asla görmemişlerdir. Sonra Aziz ve Celil olan Rabbimiz: “Sizin için hazırladığım ikramların başına gelin ve arzuladık*larınızı alın” der. Bir çarşı görürler ki, orada bulunan eşyaları melekler koru*ma altına alıp çevrelemişlerdir. O eşyaların benzerini daha önce gözler gör*memiş, kulaklar duymamış ve onlar hiç bir beşer kalbinden de geçmemiştir. Arzuladığımız eşyalar bize getirilir. O çarşı da alış veriş olmaz. Orada cen*netlikler birbirleriyle karşılaşırlar. Üzerinde kıymetli elbiseler bulunan biri gelir. Kendisinden aşağı derecede olan -gerçi orada aşağı dereceli kimse yoktur- biri onun karşısına çıkar. Üzerindeki kıymetli elbiseler onu çok etkiler. Karşısındaki adam sözünü daha tamamlamadan, diğerini kendisininkin*den daha güzel bir elbiseye karşısına dikilmiş olarak görür. Çünkü cennette hiç bir kimsenin hüzünlenmemesi gerekir.
    Sonra konaklarımıza döneriz. Zevcelerimiz bizi karşılar, bize: “Hoşgeldiniz, safâlar getirdiniz. Sizi seviyoruz. Gidişinden daha güzel kokulu ve alımlı bir halde yanımıza döndün” derler. Biz de onlara deriz ki: “Her dile*diğini yaptıran, Aziz ve Celil olan rabbimizle oturduk. Elbette ki böyle güzel bir halde yanınıza dönmemiz gerekir. Bu, tabiîdir.”
    İbn Mâce bunu böyle rivayet etmiş ve bunun garib olduğunu söylemiştir.
    Müslim… Enes b. Mâlik’ten rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) şöyle bu*yurmuştur:
    “Cennette bir çarşı vardır. Cennetlikler her cuma oraya gelirler. Şimal rüzgarı eser, yüzlerine ve elbiselerine savurulur. Daha bir güzelleşip hoş olurlar. Sonra ailelerinin yanına dönerler. Aileleri onlara: “Vallahi bizim ya*nımızdan gittikten sonra daha bir güzelleşip hoş olmuşsunuz” derler. Onlar da kendilerine: “Yanınızdan ayrıldıktan sonra Vallahi siz de daha bir güzel ve hoş olmuşsunuz.” cevabını verirler.”
    Bu hadisin İmam Ahmed b. Hanbel tarafından nakledilen varyantında ise şöyle denilmektedir:
    “Doğrusu cennette -içinde misk tepeleri bulunan- bir çarşı vardır. Cen*netlikler o çarşıya vardıklarında rüzgâr eser (ve o kokular üzerlerine savrulur).”
    Kaynak – Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir





+ Yorum Gönder