Konusunu Oylayın.: Saat’in yaklaşması ve ay’ın yarılması ne demektir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Saat’in yaklaşması ve ay’ın yarılması ne demektir?
  1. 02.Mart.2013, 02:36
    1
    Misafir

    Saat’in yaklaşması ve ay’ın yarılması ne demektir?

  2. 05.Mart.2013, 13:10
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Saat’in yaklaşması ve ay’ın yarılması ne demektir?




    Saat’in yaklaşması ve ayın yarılması açıklaması

    Müfessirlerin ekserisi tarafından, Hz. Peygamber (a.s.) ın zamanında ay ın yarılması olarak tefsir edilen Kamer, 1 ayetine şöyle meal verip şu açıklamayı yapar: Son saat yaklaşacak ve ay yarılacak! Birçok müfessire göre, bu ayet, Hz. Peygamber in çağdaşlarının çoğu tarafndan gözlendiği rivayet edilen bir olguyu kasdetmektedir. Bazı sahabilere kadar uzanan birçok rivayette anlatıldığı üzere, bir gece ay sanki iki parçaya ayrılmış gibi göründü. Bu rivayetlerin sübjektif gerçekliğinden kuşkulanmak için bir sebep yoksa da, gerçekte meydana gelen şeyin, alışılmamış optik bir yanılsamaya yol açan, yine aynı ölçüde alışılmamış bir tür kısmi ay tutulması olması muhtemeldir. Fakat o olayın mahiyeti ne olursa olsun, yukarıdaki ayetin ona değil de, gelecekteki bir olaya, yani Son Saat yaklaşırken meydana geleceklere ilişkin olduğu kesin gibidir. (Kur an, çoğunlukla geçmiş zaman kipini geleceği göstermek için kullanır; Son Saat in ve Kıyamet Günü nün geleceğinden bahseden pasajlarda da böyledir; geçmiş zaman kipinin bu şekilde kullanılması, fiilin ilişkin olduğu olayın kesinliğini vurgulamak içindir. Böylece Rağıb, inşekka l-kamer ( ay yarıldı ) ifadesinin, Kıyamet Günü nden önce vuku bulacak olan kozmik felaketi †dünyanın sonu olarak bildiğimiz vakıayı- gösterdiği şeklinde yorumlanmasını haklı bulmuştur (bkz. Müfredat ta şekka maddesi). Zemahşeri tarafından zikredildiği gibi, bu yorum bazı ilk dönem müfessirler tarafından desteklenmiştir ve bana, yukarıdaki ayette ayın yarılması ile Son Saat in yaklaşması arasında ilgi kurulmuş olması açısından ikna edici görünmektedir. (Bu bağlamda, Son Saat in ve Kıyamet Günü nün yakınlığı na yapılan hiçbir Kur ani atıfın beşeri zaman kavramına dayalı olmadığını aklımızdan çıkarmamalıyız.) . Başka bazı ayetlerde, gelecekte vuku bulacak hadiseler hakkında Kur anda geçmiş zaman kipinin kullanıldığına dair M. Esed in söylediği geçerli olmakla beraber, burada bir mucizeden bahsedildiği ve kafirlerin ise bu mucizeleri görmezden geldikleri ve büyüye yordukları meydandadır. Hemen 2. ayet bunu bildirmektedir: Ama o (müşrikler) her ne zaman bir mucize görseler sırtlarını döner, Bu, kuvvetli ve devamlı bir büyüdür derler . Kıyametin kopacağı sırada böylesi hadiseler artık normal sayılır ve o zaman kafirlerin inkar ve tevilleri sözkonusu olmaz. Ustelik, bn Kesir gibi bazı muhaddislerin mütevatir derecesine çıktığını söyledikleri, kesin nakiller de Asr-ı saadette böyle bir hadisenin vuku bulduğunu göstermektedir. Hatta M.Hamdi Yazır şöyle der: Mütevatir olan Kur an, ayın yarıldığı hakkında en kuvvetli delil iken başka mütevatir haber aramaya da ihtiyaç yoktur .

    Şimdi, Hz. İsa (a.s.) ın doğumu ile ilgili şu ayetlere verdiği meale bakalım: Ve bir süre sonra çocuğuyla beraber, kavmine döndü. Ey Meryem! dediler, Sen gerçekten tuhaf bir iş yaptın! Ey Harun un kızkardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi; ne de annen iffetsiz bir kadındı Bunun üzerine Meryem çocuğa işaret etti. Daha beşikteki bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz ki! diye çıkıştılar. (Fakat çocuk: Bakın dedi, Allah ın kuluyum ben. O bana ilahi mesaj bahşetti ve beni peygamber yaptı, ve nerede bulunursam bulunayım beni kutlu ve erdemli kıldı; yaşadığım sürece bana salatı, arınmak için vermeyi emretti ve anamı saygıyla gözetmemi; ve beni merhametten yoksun bir zorba kılmadı. Bunun içindir ki, doğduğum gün selam benim üzerimdeydi; öleceğim gün ve hayata (yeniden) döndürüleceğim gün (yine benim üzerimde olacaktır) . Bu hadiseye dair yaptığı açıklama ise şöyledir: Kur an her ne kadar 3,46 da, Hz. İsa nın daha beşikte iken insanlarla konuştuğunu, yani, daha erken çocukluk çağlarında hikmetle donatıldığını ifade ediyor ise de, 30-32. ayetler, gelecekte gerçekleşecek bir şeyi ifade için, tekid amacıyla, geçmiş zaman kipini kullanarak olacak şeylerin tasavvurunu sağlayan bir mecaz özelliği gösterir gibidir. Bir insana, o insan zihinsel planda ve hayat tecrübesi olarak tam bir olgunluğa erişmeden önce ilahi vahiy tevdi edilerek peygamberlik görevi verilmesi düşünülemeyeceği için, Taberi nin naklettiğine göre, Ikrime ve Dehhak bu pasajı Allah bana kitap bahşetmeyi hükme bağlamıştır (kada) ... ilh. şeklinde tefsir etimşler ve dolayısıyla bu ayeti gelecekle ilgili bir atıf , bir ima olarak değerlendirmişlerdir. Taberi nin kendisi de aynı tefsiri sonraki ayete uygulayarak ona şu anlamı vermiştir: O bana salatı ve arınmak için vermeyi (zekatı) emretmeyi hükme bağlamıştır . Bununla birlikte, bütün bu pasajın (30-33. ayetler), Hz. İsa tarafından çok daha sonraki bir çağda, yani yetişkinliğe ulaştığı ve kendisine fiilen peygamberlik görevi tevdi edildikten sonra dile getirildiği de söylenebilir. Bir başka deyişle, bu ayetlerin, yetişkinlik döneminde Hz. İsa nın hayatına hakim olacak olan manevi ve ahlaki ilkelerin ve özellikle de Hz. İsa nın yalnızca Allah a kul olma konusundaki derin bilinç ve duyarlığının gelecekteki tezahürleriyle önceden ifadesi olarak anlaşılması mümkündür
    Hz. İsa (a.s.) ın bazı mucizelerine dair Al-i İmran 49 ayeti hakkında garip teviller yapar Bu ayeti hemen bütün tefsirler şöyle anlarlar: Ben size çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapar, içine üflerim, o da Allah ın izniyle hemen kuş oluverir. Keza ben anadan doğma körü ve cüzamlıyı iyileştirir, hatta Allah ın izniyle ölüleri diriltirim (…) . M. Esed ayette kuş manasında olan tayr ‘a kader anlamı vererek şöyle çevirir: Sizin için çamurdan, adeta kaderinizin suretini yapacağım ve sonra ona üfleyeceğim ki Allah ın izniyle (sizin) kaderiniz olsun . Ayetin diğer kısmını açıklarken şöyle der: Hz. İsa nın ölüleri yeniden hayata döndürmesi , muhtemelen, ruhen ölmüş olan topluma yeniden hayat verişinin mecazi ifadesidir (…) Eğer bu yorum doğruysa, o zaman körleri ve cüzamlıları iyileştirme de benzeri bir anlam kazanır: yani ruhen hasta ve hakikate karşı kör olan insanların deruni olarak yeniden yaratılmaları anlamına gelir
    Hz. Yusuf (a.s.) ın , gömleğini kardeşleri ile babasına gönderip yüzüne sürmesi halinde gözlerinin açılacağını söylediğini ifade eden şu ayeti yorumlamasına bakalım: (Şimdi artık) gidin ve bu benim gömleğimi de yanınıza alın; onu babamın yüzüne sürün; (o zaman) yeniden ışığa kavuşacaktır. Ve sonra hepiniz ailenizle birlikte bana gelin . Lafzen, (tekrar) görmeye başlayacaktır yani, benim için gözyaşı dökmeyi bırakacak; yaşadığımı öğrenince üzüntünün, sürekli gözyaşının görme duyusunda yol açtığı zayıflık, bulanıklık kaybolacaktır . Yukarıdaki cümle için Razi nin yaptığı açıklama böylece özetlenebilir. Adı geçen müfessire göre, Hz. Yakub un üzüntüden tamamen kör olduğunu söylemek için ortada pek öyle zorlayıcı bir sebep yoktur. Ayrıca Gömleğimi babamın yüzüne sürün ifadesi, Gömleğimi babamın önüne koyun şeklinde de aktarılabilir; çünkü vech (lafzen, yüz ) terimi, klasik Arapça da çoğu zaman mecaz olarak kişinin şahsiyeti ya da zatı anlamında kullanılır

    O, müteşabih ayetleri de akla uygun açıklamaya çalışır. Mesela Bakara 255 ayetindeki Vesi a kursiyyuhu s-semavati hakkında O nun sonsuz kudreti ve egemenliği gökleri ve yeri kaplar der.

    Müfessirimiz, hadislerin İslam dinindeki yerini ve dinin ikinci ana kaynağı olduğunu kabul etmekle beraber, bazan şahsi tercihlerine dayanarak ilgili hadislere yer vermez. Mesela Felak ve Nas surelerinin tefsirinde müfessirlerce yer verilen sihir rivayetine, yani Hz. Peygamber (a.s.m.) ‘ın sihre maruz kalıp bu sureleri okumakla onun tesirinden kurtulduğuna dair hadise, keza Fatiha suresindeki mağdub hakkındaki Onlar Yahudiler dir ve dallin hakkındaki Hıristiyanlar dır hadisine hiç temas etmez.

    Kur an Mesajı yazarının bir özelliği de, terim değeri olan alışılmış kelimeleri kullanma yerine, onları yeniden tanımlamayı tercih etmesidir. Mesela, kafirler hakikati inkar eden herkes , zalimler : zulüm yapmaya şartlanmış olanlar ,
    Fasıklar : yoldan çıkmış olanlar , müttakiler : Allah a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar , zekat : arındırıcı mali yükümlülük şeklinde çevrilir. Bu usulü bilerek ve bir yenilik olması gayesiyle uyguladığı aşikardır. Bunda, kalıplaşmış kelimelerin monotonluğunda anlamların kaybolma tehlikesini azaltma düşüncesi de yer almış olmalıdır. Bu gayeyi anlayışla karşılamak mümkündür. Fakat bu üslubun , anlamayı zorlaştırdığını ve zihni yorulan okuyucuyu usandırabileceğini de söylemek mümkündür. Ayrıca zaman zaman maksadı anlatmaktan uzak düştüğü de söylenebilir. Mesela, kafir : Dini gerçekler olan, Allah ın varlığını, birliğini, vahyi, ahiretin varlığı gibi hakikatleri inkar eden, dinsiz anlamındadır. Bu kelimeyi duyar duymaz bu manayı anlarız. Oysa bunun yerine hakikati inkar eden denilirse, normal kullanılışta, bundan herhangi bir konuda hakikati inkar eden manası da anlaşılabilir. Mesela: (...)Hakikati inkar eden Süleyman değildi, ama o şeytanca niyetler taşıyan kişiler halka sihir öğreterek hakikati inkar ettiler cümlesini, birçok kişi Süleyman kafir değildi, ama o şeytanca niyet taşıyan kimseler kafir olup halka sihir öğretiyorlardı tarzında anlamayabilir.



  3. 05.Mart.2013, 13:10
    2
    Moderatör



    Saat’in yaklaşması ve ayın yarılması açıklaması

    Müfessirlerin ekserisi tarafından, Hz. Peygamber (a.s.) ın zamanında ay ın yarılması olarak tefsir edilen Kamer, 1 ayetine şöyle meal verip şu açıklamayı yapar: Son saat yaklaşacak ve ay yarılacak! Birçok müfessire göre, bu ayet, Hz. Peygamber in çağdaşlarının çoğu tarafndan gözlendiği rivayet edilen bir olguyu kasdetmektedir. Bazı sahabilere kadar uzanan birçok rivayette anlatıldığı üzere, bir gece ay sanki iki parçaya ayrılmış gibi göründü. Bu rivayetlerin sübjektif gerçekliğinden kuşkulanmak için bir sebep yoksa da, gerçekte meydana gelen şeyin, alışılmamış optik bir yanılsamaya yol açan, yine aynı ölçüde alışılmamış bir tür kısmi ay tutulması olması muhtemeldir. Fakat o olayın mahiyeti ne olursa olsun, yukarıdaki ayetin ona değil de, gelecekteki bir olaya, yani Son Saat yaklaşırken meydana geleceklere ilişkin olduğu kesin gibidir. (Kur an, çoğunlukla geçmiş zaman kipini geleceği göstermek için kullanır; Son Saat in ve Kıyamet Günü nün geleceğinden bahseden pasajlarda da böyledir; geçmiş zaman kipinin bu şekilde kullanılması, fiilin ilişkin olduğu olayın kesinliğini vurgulamak içindir. Böylece Rağıb, inşekka l-kamer ( ay yarıldı ) ifadesinin, Kıyamet Günü nden önce vuku bulacak olan kozmik felaketi †dünyanın sonu olarak bildiğimiz vakıayı- gösterdiği şeklinde yorumlanmasını haklı bulmuştur (bkz. Müfredat ta şekka maddesi). Zemahşeri tarafından zikredildiği gibi, bu yorum bazı ilk dönem müfessirler tarafından desteklenmiştir ve bana, yukarıdaki ayette ayın yarılması ile Son Saat in yaklaşması arasında ilgi kurulmuş olması açısından ikna edici görünmektedir. (Bu bağlamda, Son Saat in ve Kıyamet Günü nün yakınlığı na yapılan hiçbir Kur ani atıfın beşeri zaman kavramına dayalı olmadığını aklımızdan çıkarmamalıyız.) . Başka bazı ayetlerde, gelecekte vuku bulacak hadiseler hakkında Kur anda geçmiş zaman kipinin kullanıldığına dair M. Esed in söylediği geçerli olmakla beraber, burada bir mucizeden bahsedildiği ve kafirlerin ise bu mucizeleri görmezden geldikleri ve büyüye yordukları meydandadır. Hemen 2. ayet bunu bildirmektedir: Ama o (müşrikler) her ne zaman bir mucize görseler sırtlarını döner, Bu, kuvvetli ve devamlı bir büyüdür derler . Kıyametin kopacağı sırada böylesi hadiseler artık normal sayılır ve o zaman kafirlerin inkar ve tevilleri sözkonusu olmaz. Ustelik, bn Kesir gibi bazı muhaddislerin mütevatir derecesine çıktığını söyledikleri, kesin nakiller de Asr-ı saadette böyle bir hadisenin vuku bulduğunu göstermektedir. Hatta M.Hamdi Yazır şöyle der: Mütevatir olan Kur an, ayın yarıldığı hakkında en kuvvetli delil iken başka mütevatir haber aramaya da ihtiyaç yoktur .

    Şimdi, Hz. İsa (a.s.) ın doğumu ile ilgili şu ayetlere verdiği meale bakalım: Ve bir süre sonra çocuğuyla beraber, kavmine döndü. Ey Meryem! dediler, Sen gerçekten tuhaf bir iş yaptın! Ey Harun un kızkardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi; ne de annen iffetsiz bir kadındı Bunun üzerine Meryem çocuğa işaret etti. Daha beşikteki bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz ki! diye çıkıştılar. (Fakat çocuk: Bakın dedi, Allah ın kuluyum ben. O bana ilahi mesaj bahşetti ve beni peygamber yaptı, ve nerede bulunursam bulunayım beni kutlu ve erdemli kıldı; yaşadığım sürece bana salatı, arınmak için vermeyi emretti ve anamı saygıyla gözetmemi; ve beni merhametten yoksun bir zorba kılmadı. Bunun içindir ki, doğduğum gün selam benim üzerimdeydi; öleceğim gün ve hayata (yeniden) döndürüleceğim gün (yine benim üzerimde olacaktır) . Bu hadiseye dair yaptığı açıklama ise şöyledir: Kur an her ne kadar 3,46 da, Hz. İsa nın daha beşikte iken insanlarla konuştuğunu, yani, daha erken çocukluk çağlarında hikmetle donatıldığını ifade ediyor ise de, 30-32. ayetler, gelecekte gerçekleşecek bir şeyi ifade için, tekid amacıyla, geçmiş zaman kipini kullanarak olacak şeylerin tasavvurunu sağlayan bir mecaz özelliği gösterir gibidir. Bir insana, o insan zihinsel planda ve hayat tecrübesi olarak tam bir olgunluğa erişmeden önce ilahi vahiy tevdi edilerek peygamberlik görevi verilmesi düşünülemeyeceği için, Taberi nin naklettiğine göre, Ikrime ve Dehhak bu pasajı Allah bana kitap bahşetmeyi hükme bağlamıştır (kada) ... ilh. şeklinde tefsir etimşler ve dolayısıyla bu ayeti gelecekle ilgili bir atıf , bir ima olarak değerlendirmişlerdir. Taberi nin kendisi de aynı tefsiri sonraki ayete uygulayarak ona şu anlamı vermiştir: O bana salatı ve arınmak için vermeyi (zekatı) emretmeyi hükme bağlamıştır . Bununla birlikte, bütün bu pasajın (30-33. ayetler), Hz. İsa tarafından çok daha sonraki bir çağda, yani yetişkinliğe ulaştığı ve kendisine fiilen peygamberlik görevi tevdi edildikten sonra dile getirildiği de söylenebilir. Bir başka deyişle, bu ayetlerin, yetişkinlik döneminde Hz. İsa nın hayatına hakim olacak olan manevi ve ahlaki ilkelerin ve özellikle de Hz. İsa nın yalnızca Allah a kul olma konusundaki derin bilinç ve duyarlığının gelecekteki tezahürleriyle önceden ifadesi olarak anlaşılması mümkündür
    Hz. İsa (a.s.) ın bazı mucizelerine dair Al-i İmran 49 ayeti hakkında garip teviller yapar Bu ayeti hemen bütün tefsirler şöyle anlarlar: Ben size çamurdan kuş şekline benzer bir şey yapar, içine üflerim, o da Allah ın izniyle hemen kuş oluverir. Keza ben anadan doğma körü ve cüzamlıyı iyileştirir, hatta Allah ın izniyle ölüleri diriltirim (…) . M. Esed ayette kuş manasında olan tayr ‘a kader anlamı vererek şöyle çevirir: Sizin için çamurdan, adeta kaderinizin suretini yapacağım ve sonra ona üfleyeceğim ki Allah ın izniyle (sizin) kaderiniz olsun . Ayetin diğer kısmını açıklarken şöyle der: Hz. İsa nın ölüleri yeniden hayata döndürmesi , muhtemelen, ruhen ölmüş olan topluma yeniden hayat verişinin mecazi ifadesidir (…) Eğer bu yorum doğruysa, o zaman körleri ve cüzamlıları iyileştirme de benzeri bir anlam kazanır: yani ruhen hasta ve hakikate karşı kör olan insanların deruni olarak yeniden yaratılmaları anlamına gelir
    Hz. Yusuf (a.s.) ın , gömleğini kardeşleri ile babasına gönderip yüzüne sürmesi halinde gözlerinin açılacağını söylediğini ifade eden şu ayeti yorumlamasına bakalım: (Şimdi artık) gidin ve bu benim gömleğimi de yanınıza alın; onu babamın yüzüne sürün; (o zaman) yeniden ışığa kavuşacaktır. Ve sonra hepiniz ailenizle birlikte bana gelin . Lafzen, (tekrar) görmeye başlayacaktır yani, benim için gözyaşı dökmeyi bırakacak; yaşadığımı öğrenince üzüntünün, sürekli gözyaşının görme duyusunda yol açtığı zayıflık, bulanıklık kaybolacaktır . Yukarıdaki cümle için Razi nin yaptığı açıklama böylece özetlenebilir. Adı geçen müfessire göre, Hz. Yakub un üzüntüden tamamen kör olduğunu söylemek için ortada pek öyle zorlayıcı bir sebep yoktur. Ayrıca Gömleğimi babamın yüzüne sürün ifadesi, Gömleğimi babamın önüne koyun şeklinde de aktarılabilir; çünkü vech (lafzen, yüz ) terimi, klasik Arapça da çoğu zaman mecaz olarak kişinin şahsiyeti ya da zatı anlamında kullanılır

    O, müteşabih ayetleri de akla uygun açıklamaya çalışır. Mesela Bakara 255 ayetindeki Vesi a kursiyyuhu s-semavati hakkında O nun sonsuz kudreti ve egemenliği gökleri ve yeri kaplar der.

    Müfessirimiz, hadislerin İslam dinindeki yerini ve dinin ikinci ana kaynağı olduğunu kabul etmekle beraber, bazan şahsi tercihlerine dayanarak ilgili hadislere yer vermez. Mesela Felak ve Nas surelerinin tefsirinde müfessirlerce yer verilen sihir rivayetine, yani Hz. Peygamber (a.s.m.) ‘ın sihre maruz kalıp bu sureleri okumakla onun tesirinden kurtulduğuna dair hadise, keza Fatiha suresindeki mağdub hakkındaki Onlar Yahudiler dir ve dallin hakkındaki Hıristiyanlar dır hadisine hiç temas etmez.

    Kur an Mesajı yazarının bir özelliği de, terim değeri olan alışılmış kelimeleri kullanma yerine, onları yeniden tanımlamayı tercih etmesidir. Mesela, kafirler hakikati inkar eden herkes , zalimler : zulüm yapmaya şartlanmış olanlar ,
    Fasıklar : yoldan çıkmış olanlar , müttakiler : Allah a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar , zekat : arındırıcı mali yükümlülük şeklinde çevrilir. Bu usulü bilerek ve bir yenilik olması gayesiyle uyguladığı aşikardır. Bunda, kalıplaşmış kelimelerin monotonluğunda anlamların kaybolma tehlikesini azaltma düşüncesi de yer almış olmalıdır. Bu gayeyi anlayışla karşılamak mümkündür. Fakat bu üslubun , anlamayı zorlaştırdığını ve zihni yorulan okuyucuyu usandırabileceğini de söylemek mümkündür. Ayrıca zaman zaman maksadı anlatmaktan uzak düştüğü de söylenebilir. Mesela, kafir : Dini gerçekler olan, Allah ın varlığını, birliğini, vahyi, ahiretin varlığı gibi hakikatleri inkar eden, dinsiz anlamındadır. Bu kelimeyi duyar duymaz bu manayı anlarız. Oysa bunun yerine hakikati inkar eden denilirse, normal kullanılışta, bundan herhangi bir konuda hakikati inkar eden manası da anlaşılabilir. Mesela: (...)Hakikati inkar eden Süleyman değildi, ama o şeytanca niyetler taşıyan kişiler halka sihir öğreterek hakikati inkar ettiler cümlesini, birçok kişi Süleyman kafir değildi, ama o şeytanca niyet taşıyan kimseler kafir olup halka sihir öğretiyorlardı tarzında anlamayabilir.






+ Yorum Gönder