Konusunu Oylayın.: Kaylüle ne demek?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Kaylüle ne demek?
  1. 01.Mart.2013, 20:24
    1
    Misafir

    Kaylüle ne demek?

  2. 03.Mart.2013, 01:43
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Kaylüle ne demek?




    Kaylüle nedir?

    Gündüz istirahatı veya gündüzün evvelinde, kuşluk vaktinde yapılan istirahat.

    Türkçe'de; şekerleme, kestirme denilen ve kişinin, uykusunu almak, biraz uyuyup uykuya olan ihtiyacını gidermek için bir ağaç gölgesinde veya bir sedire uzanarak uyuması anlamına gelen "kaylûle" sözüne, gerek Rasûlüllah (s.a.s), gerekse O'nun ashabının hayatlarında çokça rastlamaktayız.

    Kaylûle Buhâri'de kayıtlı bir hadiste şu ifadelerle anlatılmaktadır:

    Rasûlüllah (s.a.s) bir gün kızı Fâtıma (r.anha)'nın evine geldi. Hz. Ali (r.a)'i evde bulamadı. Fâtıma'ya: "Amcam oğlu Ali nerede? " diye sordu. Fâtıma. "Aramızda bir şey geçti, birbirimize darıldık, o da gündüz uykusu (kaylûle)nu benim yanımda uyumadı" cevabını verdi. Rasûlüllah (s.a.s), adamın birine; "Bak bakalım nerededir?" buyurdu. Adam gidip geldi ve: "Ya Rasûlallah! Mescitte uyuyor" dedi. Rasûlüllah mescide gitti, onun, yan tarafına yatmış ve ridasının bir yanından sıyrılmış olduğunu, vücûdunun da toprağa bulanmış olduğunu gördü. Mübarek eliyle vücudundan toprağı silerken; "Kalk ebâ turâb, kalk ebâ türâb! (toprak babası)" (Buhârî, Salât, 58) diye seslendi.

    Peygamber (s.a.s) ve ashâbı, Arabistan'ın aşırı sıcaklarından korunmak ve gece ibadetlerini yapabilecek gücü kazanmak için, önemli işleri olmadığında "kaylûle"den yararlanırlardı. Rasûlüllah (s.a.s)'ın: "Gündüz orucu için sahur yemeğinden ve gece ibadetine kalkmak için "kaylûle"den yararlanın" (İbn Mâce, Savm, 22) hadisinden bu husus açıkça anlaşılmaktadır.

    Şu rivâyetler de kaylûle sünnetinin nasıl yapıldığını anlatmaktadır:

    Zeyd b. Sabit'in kardeşi Yezîd b. Sabit'ten: Bir gün Rasûlüllah (s.a.s) ile beraber çıktık. Bakî'a varınca yeni bir kabir gördü ve kime ait olduğunu sordu. " Falanca kadınındır. " dediler. Rasûlullah onu tanıdı ve: "Neden onun cenazesinden bana haber vermediniz?" diye sordu. Dediler ki: "Sen oruçlu idin ve gündüzün ortasında "kaylûle" yapıyordun; bu yüzden sana haber vermek istemedik" (İbn Mâce, Cenâiz, 32).

    İbn Ömer, hac sırasında Kâbe'yi tavaf eder, sonra Mekke'de "kaylûle" yapar, daha sonra kurban bayramı günü Minâ'ya gelirdi (Buhârî, Hacc, 129).

    Ebu İshak el-Fezârî'nin Humeyd'den naklettiğine göre, Enes (r.a) şöyle demiştir: "Bizler Cumaya erken davranır, namazdan sonra da "kaylûle" yapardık" (Buhâri, Cuma, 40).

    Buna benzer bir rivayet de Sehl'den nakledilmiştir: "Bizler Peygamber (s.a.s)'le birlikte Cuma namazını kılardık, "kaylûle" ondan sonra olurdu" (Buhârî, Cuma, 40; bk. Şamil İslam Ansiklopedisi, Kaylule md.)



    Tıp Açısından Kaylûle.

    Modern psiko*loji kitapları uykuyu "şuurluluğun geçici olarak değiştiği bir durum olarak" tanım*lar. 1950'li yıllarda uyku "pasif teori" ile açıklanarak dimağı uyanık vaziyette tutan dürtülerin şiddeti azaldığında beynin uy*kuya girdiği düşünülüyordu. Buna göre uyanıklık bedenin normal hali, uyku ise uyanıklık haline bir ara verme idi. Fakat 1960'lı yıllarda sinir fizyolojisi hakkındaki bilgilerin artmasıyla uykunun pasif bir olay olmadığı, aksine çeşitli canlı türleri için değişiklikler arzedecek şekilde önce*den programlanmış aktif bir hadise nite*liği taşıdığı ve bu program gereğince pe*riyotlar halinde ortaya çıktığı fikri hâkim olmuştur.

    İnsanın iç alemiyle, yakın temasta bu*lunduğu dış âlem arasında zaman kavra*mı yönünden farklılıklar vardır. Dış çevre*de bir gün yirmi dört saat olacak şekilde ayarlanmıştır; bedendeki iç âlemin uyku ve uyanıklık yönünden günlük süresi ise gece-gündüz farkının bulunmadığı, ses ve ısı değişikliklerinin giderildiği ve sos*yal uyarıların ortadan kaldırıldığı uyku laboratuvarlarında yapılan çalışmalarda yirmi beş saat ve daha fazla olarak tesbit edilmiştir. Bu çalışmaların diğer bir önemli sonucu da bütün deneklerin öğle saatlerinde uyuduklarının gözlenmesidir. Buna dayanarak uyku uzmanları, insanın tabii yapısının öğle ve gece saatlerinde olmak üzere en az iki defa uyumaya göre programlandığını belirtmektedir.

    İnsanlar günlük hayatlarında tabii uy*ku davranışlarını yalnızca bebeklik çağla*rında gösterebilme şansına sahiptir. Ni*tekim bebekler gündüzleri sık sık uykuya dalar ve uyanırlar, okul çağına geldiklerin*de sosyal çevre ve şartlar gündüzün uyu*malarını engellemeye başlar; erişkin ha*yatta ise kişinin ne zaman ve ne kadar uyuyacağını, artık bedenin ihtiyacı değil toplumun hayat tarzı belirler. Buna rağ*men iç âlemdeki uyuma isteği büsbütün yok olmaz. Nitekim öğle saatlerinde kişi*nin gevşeyip dikkatinin dağıldığı bilin*mektedir. Bu durumun öğlen yemeği, iklim ve şahsî farklılıklara bağlı olmadığı tesbit edilmiştir. Trafik kazalarının yakla*şık dörtte birinin bu saatlerde vuku bul*duğu belirlenmiştir.

    Dünya üzerinde ekvatorun her iki ya*nında 45. enlemler arasında öğle uyku*suna izin veren bir anlayış ve yerleşik bir kültür mevcuttur. Buna Araplar "kaylû*le", İspanyol, İtalyan ve Yunanlılar ise "siesta" adını verirler. Türkiye'de belli bir geleneğe bağlı olmasa da "öğlen şeker*lemesi" tabiri bu terimlerin karşılığı ola*rak kullanılabilir.

    Öğle uykusunun bir özelliği, insana bir*kaç dakika içerisinde derin bir uykuyu ya*kalama imkânı vermesidir. Bu uyku es*nasında beyin dalgalarının ölçümü sonu*cunda derin uykunun bir belirtisi olan delta dalgalan tesbit edilmektedir. Delta dalgalı bir uykudan sonra gözünü açan kişi dinlenmiş ve tazelenmiş olarak uya*nır. Bu tesbit kaylûlenin kişide verimliliği arttıran bir faktör olduğunu göstermek*tedir. İnsan böyle bir uykudan sonra on iki saat kadar uyanık kalabilmektedir. Nite*kim İslâmî kaynaklarda kaylûle gece iba*detlerine rahat kalkabilmek için yararla*nılacak bir imkân olarak görülmekte ve zihni açıktuttuğu ifade edilmektedir.

    Öte yandan araştırmalar öğle uykusu uyuyan pilot, doktor ve diğer önemli personelin daha az hata yaptığını göstermektedir.

    Ortamın yeterince sakin ve sessiz olması şartıyla kaylûle zamanında yatakta uyu*makla masa başında, koltukta uyumanın uyku niteliği yönünden bir farkının olma*dığı, bu şekilde otuz kırk dakika kadar uyumanın bile günün geri kalan kısmını gerilimsiz ve enerjik geçirme imkânı sağ*ladığı belirlenmiştir. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Kaylule md.)


  3. 03.Mart.2013, 01:43
    2
    Moderatör



    Kaylüle nedir?

    Gündüz istirahatı veya gündüzün evvelinde, kuşluk vaktinde yapılan istirahat.

    Türkçe'de; şekerleme, kestirme denilen ve kişinin, uykusunu almak, biraz uyuyup uykuya olan ihtiyacını gidermek için bir ağaç gölgesinde veya bir sedire uzanarak uyuması anlamına gelen "kaylûle" sözüne, gerek Rasûlüllah (s.a.s), gerekse O'nun ashabının hayatlarında çokça rastlamaktayız.

    Kaylûle Buhâri'de kayıtlı bir hadiste şu ifadelerle anlatılmaktadır:

    Rasûlüllah (s.a.s) bir gün kızı Fâtıma (r.anha)'nın evine geldi. Hz. Ali (r.a)'i evde bulamadı. Fâtıma'ya: "Amcam oğlu Ali nerede? " diye sordu. Fâtıma. "Aramızda bir şey geçti, birbirimize darıldık, o da gündüz uykusu (kaylûle)nu benim yanımda uyumadı" cevabını verdi. Rasûlüllah (s.a.s), adamın birine; "Bak bakalım nerededir?" buyurdu. Adam gidip geldi ve: "Ya Rasûlallah! Mescitte uyuyor" dedi. Rasûlüllah mescide gitti, onun, yan tarafına yatmış ve ridasının bir yanından sıyrılmış olduğunu, vücûdunun da toprağa bulanmış olduğunu gördü. Mübarek eliyle vücudundan toprağı silerken; "Kalk ebâ turâb, kalk ebâ türâb! (toprak babası)" (Buhârî, Salât, 58) diye seslendi.

    Peygamber (s.a.s) ve ashâbı, Arabistan'ın aşırı sıcaklarından korunmak ve gece ibadetlerini yapabilecek gücü kazanmak için, önemli işleri olmadığında "kaylûle"den yararlanırlardı. Rasûlüllah (s.a.s)'ın: "Gündüz orucu için sahur yemeğinden ve gece ibadetine kalkmak için "kaylûle"den yararlanın" (İbn Mâce, Savm, 22) hadisinden bu husus açıkça anlaşılmaktadır.

    Şu rivâyetler de kaylûle sünnetinin nasıl yapıldığını anlatmaktadır:

    Zeyd b. Sabit'in kardeşi Yezîd b. Sabit'ten: Bir gün Rasûlüllah (s.a.s) ile beraber çıktık. Bakî'a varınca yeni bir kabir gördü ve kime ait olduğunu sordu. " Falanca kadınındır. " dediler. Rasûlullah onu tanıdı ve: "Neden onun cenazesinden bana haber vermediniz?" diye sordu. Dediler ki: "Sen oruçlu idin ve gündüzün ortasında "kaylûle" yapıyordun; bu yüzden sana haber vermek istemedik" (İbn Mâce, Cenâiz, 32).

    İbn Ömer, hac sırasında Kâbe'yi tavaf eder, sonra Mekke'de "kaylûle" yapar, daha sonra kurban bayramı günü Minâ'ya gelirdi (Buhârî, Hacc, 129).

    Ebu İshak el-Fezârî'nin Humeyd'den naklettiğine göre, Enes (r.a) şöyle demiştir: "Bizler Cumaya erken davranır, namazdan sonra da "kaylûle" yapardık" (Buhâri, Cuma, 40).

    Buna benzer bir rivayet de Sehl'den nakledilmiştir: "Bizler Peygamber (s.a.s)'le birlikte Cuma namazını kılardık, "kaylûle" ondan sonra olurdu" (Buhârî, Cuma, 40; bk. Şamil İslam Ansiklopedisi, Kaylule md.)



    Tıp Açısından Kaylûle.

    Modern psiko*loji kitapları uykuyu "şuurluluğun geçici olarak değiştiği bir durum olarak" tanım*lar. 1950'li yıllarda uyku "pasif teori" ile açıklanarak dimağı uyanık vaziyette tutan dürtülerin şiddeti azaldığında beynin uy*kuya girdiği düşünülüyordu. Buna göre uyanıklık bedenin normal hali, uyku ise uyanıklık haline bir ara verme idi. Fakat 1960'lı yıllarda sinir fizyolojisi hakkındaki bilgilerin artmasıyla uykunun pasif bir olay olmadığı, aksine çeşitli canlı türleri için değişiklikler arzedecek şekilde önce*den programlanmış aktif bir hadise nite*liği taşıdığı ve bu program gereğince pe*riyotlar halinde ortaya çıktığı fikri hâkim olmuştur.

    İnsanın iç alemiyle, yakın temasta bu*lunduğu dış âlem arasında zaman kavra*mı yönünden farklılıklar vardır. Dış çevre*de bir gün yirmi dört saat olacak şekilde ayarlanmıştır; bedendeki iç âlemin uyku ve uyanıklık yönünden günlük süresi ise gece-gündüz farkının bulunmadığı, ses ve ısı değişikliklerinin giderildiği ve sos*yal uyarıların ortadan kaldırıldığı uyku laboratuvarlarında yapılan çalışmalarda yirmi beş saat ve daha fazla olarak tesbit edilmiştir. Bu çalışmaların diğer bir önemli sonucu da bütün deneklerin öğle saatlerinde uyuduklarının gözlenmesidir. Buna dayanarak uyku uzmanları, insanın tabii yapısının öğle ve gece saatlerinde olmak üzere en az iki defa uyumaya göre programlandığını belirtmektedir.

    İnsanlar günlük hayatlarında tabii uy*ku davranışlarını yalnızca bebeklik çağla*rında gösterebilme şansına sahiptir. Ni*tekim bebekler gündüzleri sık sık uykuya dalar ve uyanırlar, okul çağına geldiklerin*de sosyal çevre ve şartlar gündüzün uyu*malarını engellemeye başlar; erişkin ha*yatta ise kişinin ne zaman ve ne kadar uyuyacağını, artık bedenin ihtiyacı değil toplumun hayat tarzı belirler. Buna rağ*men iç âlemdeki uyuma isteği büsbütün yok olmaz. Nitekim öğle saatlerinde kişi*nin gevşeyip dikkatinin dağıldığı bilin*mektedir. Bu durumun öğlen yemeği, iklim ve şahsî farklılıklara bağlı olmadığı tesbit edilmiştir. Trafik kazalarının yakla*şık dörtte birinin bu saatlerde vuku bul*duğu belirlenmiştir.

    Dünya üzerinde ekvatorun her iki ya*nında 45. enlemler arasında öğle uyku*suna izin veren bir anlayış ve yerleşik bir kültür mevcuttur. Buna Araplar "kaylû*le", İspanyol, İtalyan ve Yunanlılar ise "siesta" adını verirler. Türkiye'de belli bir geleneğe bağlı olmasa da "öğlen şeker*lemesi" tabiri bu terimlerin karşılığı ola*rak kullanılabilir.

    Öğle uykusunun bir özelliği, insana bir*kaç dakika içerisinde derin bir uykuyu ya*kalama imkânı vermesidir. Bu uyku es*nasında beyin dalgalarının ölçümü sonu*cunda derin uykunun bir belirtisi olan delta dalgalan tesbit edilmektedir. Delta dalgalı bir uykudan sonra gözünü açan kişi dinlenmiş ve tazelenmiş olarak uya*nır. Bu tesbit kaylûlenin kişide verimliliği arttıran bir faktör olduğunu göstermek*tedir. İnsan böyle bir uykudan sonra on iki saat kadar uyanık kalabilmektedir. Nite*kim İslâmî kaynaklarda kaylûle gece iba*detlerine rahat kalkabilmek için yararla*nılacak bir imkân olarak görülmekte ve zihni açıktuttuğu ifade edilmektedir.

    Öte yandan araştırmalar öğle uykusu uyuyan pilot, doktor ve diğer önemli personelin daha az hata yaptığını göstermektedir.

    Ortamın yeterince sakin ve sessiz olması şartıyla kaylûle zamanında yatakta uyu*makla masa başında, koltukta uyumanın uyku niteliği yönünden bir farkının olma*dığı, bu şekilde otuz kırk dakika kadar uyumanın bile günün geri kalan kısmını gerilimsiz ve enerjik geçirme imkânı sağ*ladığı belirlenmiştir. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Kaylule md.)





+ Yorum Gönder