Konusunu Oylayın.: Susmak ile ilgili yazılar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Susmak ile ilgili yazılar
  1. 28.Şubat.2013, 16:40
    1
    Misafir

    Susmak ile ilgili yazılar






    Susmak ile ilgili yazılar Mumsema susmak ile ilgili yazılar


  2. 28.Şubat.2013, 16:40
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 02.Mart.2013, 21:48
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: susmak ile ilgili yazılar





    KONUŞACAK YERDE SUSMAK...


    İki şey ruhumuzu karartır demiş Sâdi Şîrâzî... Konuşacak yerde susmak, susacak yerde konuşmak..

    Ne çok garipliklerle doluvermiş hayatımız değil mi; kimi zaman konuşmak anlamını yitiriyor, kimi zaman da susmak..

    Oysa yazmak bambaşka bir duygu.. Harflerin, hecelerin, kelimelerin büyülü bir dünyası var benim yüreğimde.. Çoğu zaman bir kelime asıl anlamından sıyrılıp inanılmaz bir pencere açıyor gölgeler dünyasında.. Gözlerimizin görmediği ne çok şeyi görüyoruz, ellerimizin dokunamadığı ne çok gerçeğe dokunuyoruz bir kelime yahut ufacık bir cümle yardımıyla..

    Etrafımızda karabasanlar gibi, dünyamızı karartan, yüreği sökülmüş yığınları gördükçe bir kez daha hak veriyoruz Sâdi Şîrâzî’ye.. Kararıyor ruhlarımız büsbütün.. Ya lüzumsuz konuşuyor, yahut keskin bıçak gibi susuyoruz..

    Kitaplar ellerimizden bırakıla beri kaybediyoruz düşlerimizi.. Yaşamak kayıp gidiyor avuçlarımızın arasından.. Yetişemiyor, tutamıyor, tutunamıyoruz hayata…

    Ya konuşuyoruz lüzumsuzca susacağımız yerde.. Yahut en önemli yerinde konunun, sessiz bir karanlığa bürünüyoruz…

    Hani hep düşlemişizdir ya.. Bir gün gelse de başarsak.. Çekiversek prizlerden bütün fişleri.. Kitapların dünyasına yürüsek.. Ürkek adımlarla açıversek sayfaları.. Kim bilir ne çok mutlu olacağız okuduklarımızla…

    İşte belki de o zaman iki şey olacak ruhumuzu aydınlatan..

    Konuşmamız gereken yerde konuşmak…

    Susmamız gereken yerde susmak…

    Susmak büyük bir hünermiş…

    Sen giderken,ardından susarak izledim ya her adımda daha da uzaklaşmanı; ben büyük bir ustaymışım meğer ayrılıklar üstüne…çığlık çığlığa bir isyana kucak açmıştı gözbebeklerim.

    Susarız…

    Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz…

    Susarız…

    Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu…

    Susarız…

    Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere…

    Susarız…

    Sessiz bir bekleyiş olur susmak…Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz…Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süre…Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekletiştir susmak…

    Susarız…

    Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz…Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak…Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar…Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen…

    Susarız…

    Hassas ve kırılgan bir tepkidir…Küçücük bir hatırlatmadır belki…fark edilmesi ve onarılması incelik ister…Ya yeniden bir kazanıştır ya da aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için…

    Susarız…

    Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır…Bir duruş, bir soluklanmadır susmak…Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir…Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna…Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak…

    Susarız…

    Ayağımız yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır yüreğimiz…Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır…Öyle bir ruhsal bütünleşmedir ki hiç bir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susarız…Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz…

    Susarız…

    İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı…Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran…Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna…Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar…Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak…

    Susarız…

    Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir…Korku eşlik eder suskunluğumuza…

    Susarız…

    Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin…

    Susarız…

    Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan…Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız…Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir…Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer…Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız…

    Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir...



    esin ardıç
    Ne yağmurlar yarışabilirdi gözlerimden süzülen damlalarla, ne de şimşekler sana gönderdiğim ahlarla…

    Gittin ey sevgili. Acımasız bir terk edişti seninki. Ellerini bile tutamadım son kez. o hırçın bakışlarınla eğildi başım, büküldü belim. Bir anda ihtiyarlarmış insan , inanmazdım.
    Gerçi beni böyle yapayalnız bırakacağına da inanmazdım ya, oluyormuş meğer. Olmasaydı,
    Gitmeseydin, beni bırakmasaydın böyle korkular içinde… ah be yaralı yüreğim.ikimiz kaldık şimdi. Ben senin yaralarını sararım elbet, ya benim en derinimdekiler?

    Herkes , bırak diyor şu keskin cümlelerini. Ne yapsam olmuyor, zaman daha keskin sözcüklerimden. Geçmiyor. Sanki bir sonsuzluğun içinde her saniye kılıç kuşanmış gibi başucumda. Ve her saniye biraz daha yaralıyor beni. Üzüldüğümü söylemedim kimseye. Güçsüzlük bana göre değil. En azından öyle bilirdim şuana kadar. Acılarımın taştığı bir anda, kendimi buldum ya o köprünün başında, nasıl geri döndüm hatırlamıyorum inan. Geçecektim her şeyden. Hayat beni bırakmıyordu,ben bırakmalıydım. İşte en keskin cümlem buydu aslında. Olmadı yapamadım.

    Geri dönüşlere umutlar bağlayan biri değilim artık. Gelme de zaten geri. Bulmak göreceli ey sevgili. Seni karşılayan ardından susan ben olmayacağım, bu belli. Ama sen ne görürsün, ne bulursun kapıyı açan bedende inan ben bile bilmiyorum. Acımasız bir adam oldun diyor herkes. Olur mu hiç? Her an acılarla yaşıyorum ben. Hiç bu kadar bütünleşmemiştim acı denen gerçekle. Nasıl acımasız olur muşum? Tanımıyor bu insanlar beni. Bir erkeğin nasıl sevebileceğini bilmiyorlar. Ve nasıl yok edebileceğini kendini bu hayatta.

    Dedim ya,susmak en büyük hünermiş. İlk defa konuştum sana bu sayfalarda. Galiba kaybettim ustalığımı…



  4. 02.Mart.2013, 21:48
    2
    Moderatör




    KONUŞACAK YERDE SUSMAK...


    İki şey ruhumuzu karartır demiş Sâdi Şîrâzî... Konuşacak yerde susmak, susacak yerde konuşmak..

    Ne çok garipliklerle doluvermiş hayatımız değil mi; kimi zaman konuşmak anlamını yitiriyor, kimi zaman da susmak..

    Oysa yazmak bambaşka bir duygu.. Harflerin, hecelerin, kelimelerin büyülü bir dünyası var benim yüreğimde.. Çoğu zaman bir kelime asıl anlamından sıyrılıp inanılmaz bir pencere açıyor gölgeler dünyasında.. Gözlerimizin görmediği ne çok şeyi görüyoruz, ellerimizin dokunamadığı ne çok gerçeğe dokunuyoruz bir kelime yahut ufacık bir cümle yardımıyla..

    Etrafımızda karabasanlar gibi, dünyamızı karartan, yüreği sökülmüş yığınları gördükçe bir kez daha hak veriyoruz Sâdi Şîrâzî’ye.. Kararıyor ruhlarımız büsbütün.. Ya lüzumsuz konuşuyor, yahut keskin bıçak gibi susuyoruz..

    Kitaplar ellerimizden bırakıla beri kaybediyoruz düşlerimizi.. Yaşamak kayıp gidiyor avuçlarımızın arasından.. Yetişemiyor, tutamıyor, tutunamıyoruz hayata…

    Ya konuşuyoruz lüzumsuzca susacağımız yerde.. Yahut en önemli yerinde konunun, sessiz bir karanlığa bürünüyoruz…

    Hani hep düşlemişizdir ya.. Bir gün gelse de başarsak.. Çekiversek prizlerden bütün fişleri.. Kitapların dünyasına yürüsek.. Ürkek adımlarla açıversek sayfaları.. Kim bilir ne çok mutlu olacağız okuduklarımızla…

    İşte belki de o zaman iki şey olacak ruhumuzu aydınlatan..

    Konuşmamız gereken yerde konuşmak…

    Susmamız gereken yerde susmak…

    Susmak büyük bir hünermiş…

    Sen giderken,ardından susarak izledim ya her adımda daha da uzaklaşmanı; ben büyük bir ustaymışım meğer ayrılıklar üstüne…çığlık çığlığa bir isyana kucak açmıştı gözbebeklerim.

    Susarız…

    Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz…

    Susarız…

    Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu…

    Susarız…

    Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere…

    Susarız…

    Sessiz bir bekleyiş olur susmak…Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz…Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süre…Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekletiştir susmak…

    Susarız…

    Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz…Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak…Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar…Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen…

    Susarız…

    Hassas ve kırılgan bir tepkidir…Küçücük bir hatırlatmadır belki…fark edilmesi ve onarılması incelik ister…Ya yeniden bir kazanıştır ya da aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için…

    Susarız…

    Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır…Bir duruş, bir soluklanmadır susmak…Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir…Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna…Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak…

    Susarız…

    Ayağımız yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır yüreğimiz…Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır…Öyle bir ruhsal bütünleşmedir ki hiç bir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susarız…Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz…

    Susarız…

    İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı…Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran…Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna…Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar…Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak…

    Susarız…

    Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir…Korku eşlik eder suskunluğumuza…

    Susarız…

    Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin…

    Susarız…

    Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan…Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız…Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir…Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer…Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız…

    Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir...



    esin ardıç
    Ne yağmurlar yarışabilirdi gözlerimden süzülen damlalarla, ne de şimşekler sana gönderdiğim ahlarla…

    Gittin ey sevgili. Acımasız bir terk edişti seninki. Ellerini bile tutamadım son kez. o hırçın bakışlarınla eğildi başım, büküldü belim. Bir anda ihtiyarlarmış insan , inanmazdım.
    Gerçi beni böyle yapayalnız bırakacağına da inanmazdım ya, oluyormuş meğer. Olmasaydı,
    Gitmeseydin, beni bırakmasaydın böyle korkular içinde… ah be yaralı yüreğim.ikimiz kaldık şimdi. Ben senin yaralarını sararım elbet, ya benim en derinimdekiler?

    Herkes , bırak diyor şu keskin cümlelerini. Ne yapsam olmuyor, zaman daha keskin sözcüklerimden. Geçmiyor. Sanki bir sonsuzluğun içinde her saniye kılıç kuşanmış gibi başucumda. Ve her saniye biraz daha yaralıyor beni. Üzüldüğümü söylemedim kimseye. Güçsüzlük bana göre değil. En azından öyle bilirdim şuana kadar. Acılarımın taştığı bir anda, kendimi buldum ya o köprünün başında, nasıl geri döndüm hatırlamıyorum inan. Geçecektim her şeyden. Hayat beni bırakmıyordu,ben bırakmalıydım. İşte en keskin cümlem buydu aslında. Olmadı yapamadım.

    Geri dönüşlere umutlar bağlayan biri değilim artık. Gelme de zaten geri. Bulmak göreceli ey sevgili. Seni karşılayan ardından susan ben olmayacağım, bu belli. Ama sen ne görürsün, ne bulursun kapıyı açan bedende inan ben bile bilmiyorum. Acımasız bir adam oldun diyor herkes. Olur mu hiç? Her an acılarla yaşıyorum ben. Hiç bu kadar bütünleşmemiştim acı denen gerçekle. Nasıl acımasız olur muşum? Tanımıyor bu insanlar beni. Bir erkeğin nasıl sevebileceğini bilmiyorlar. Ve nasıl yok edebileceğini kendini bu hayatta.

    Dedim ya,susmak en büyük hünermiş. İlk defa konuştum sana bu sayfalarda. Galiba kaybettim ustalığımı…






+ Yorum Gönder