Konusunu Oylayın.: Vatan sevgisi kuran'da nasıl zikredilmiştir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Vatan sevgisi kuran'da nasıl zikredilmiştir?
  1. 28.Şubat.2013, 13:16
    1
    Misafir

    Vatan sevgisi kuran'da nasıl zikredilmiştir?






    Vatan sevgisi kuran'da nasıl zikredilmiştir? Mumsema vatan sevgisi kuran'da nasıl zikredilmiştir?


  2. 28.Şubat.2013, 13:16
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 28.Şubat.2013, 17:26
    2
    Altundal
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Nisan.2011
    Üye No: 86504
    Mesaj Sayısı: 580
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6

    Cevap: vatan sevgisi kuran'da nasıl zikredilmiştir?




    Vatan sevgisi, yüreğimizi sımsıcak saran en nezih sevgilerdendir. Dinimizde elbette yeri ve önemi vardır. Sevgili Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, hicret esnasında Mekke’den ayrılırken Hezreve denilen yerde devesini durdurdu. Doğduğu ve çocukluk yıllarından beri yaşadığı yer olan mukaddes belde Mekke’ye son kez hüzünle baktı, baktı. Ve şöyle buyurdu: “Vallahi sen bana Allah’ın yarattığı yerlerin en hayırlısı, Allah’ın katında en sevgili olanısın. Bana senden daha sevgili, daha güzel yurt yoktur. Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım, senden aslâ ayrılmaz, senden başka yerde yurt ve yuva tutmazdım.”(Suruç s.Peygamberimizin hayatı 1/288)
    Uğrunda binlerce şehit verilmiş, içinde binlerce masum yaşayan vatanımız şüphesiz göz nûrumuz, baş tâcımızdır. Ve herkesin vatanı kendisi için aynı önemi hâizdir. Vatan edinilmiş bir toprağa düşman gözünün eğri bakması bile o vatanda yaşayan herkese savunma hakkı verir. Vatan için ölmek bir borç olur bazen. Merhum Mehmet Akif Ersoy’un ifâdesiyle:
    “Sahipsiz olan vatanın batması haktır.
    Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.”
    Her milletin, uğrunda şehid vererek vatan edindiği toprakları koruması ve tehlîke anında savunması en tabiî hakkıdır. Toprağı vatan yapan sır da, toprağı savunma hakkı veren temel de budur. Şâirin dediği gibi, “Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”
    İçinde çoluk, çocuk, genç, yaşlı, ihtiyar, kadın, erkek, hasta, vs. binlerce masumun ve günahsızın barındığı vatan topraklarını düşman istilâsından kurtarmak için çalışmak, bunun için askerlik eğitimi almak, bunun için nöbet beklemek, iç ve dış barışı korumak için çalışmakla beraber, gerekirse vatanını savunmak ve bunun için ölmek dînî bir terbiyenin getirdiği üstün ahlâkî fazîletlerdendir. Dinimiz bundandır ki, bir Müslümanın vatanı için ölmesiyle, din için ve Allah için ölmesini bir saymıştır ve vatan için ölene şehitlik rütbesi vermiştir.
    Cenâb-ı Hak buyurur ki: “Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever. Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.”(MÜMTEHİNE SÜRESİ 8-9)
    Bir diğer âyette Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar—Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah’ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere—kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Allah yolunda sarf ettiğiniz herşey size haksızlık yapılmadan, tamâmen ödenecektir.’(ENFAL SÜRESİ-60.AYET)
    Burada Kur’ân, din ve vatan savunması için Asr-ı Saadetin diliyle “besili at” ve “kuvvet” hazırlanması gerektiğinden bahsetmekle, konuyla ilgili ileri teknolojiyi teşvik ederek, savunma amaçlı “tank,” “füze”, “top” ve “bomba” hazırlamada ihmalkâr olmamamız gerektiğini vurgulamaktadır.
    Âyette geçen “besili at” ifâdesi, savaş malzemesi olabilecek her yeniliği kapsar mâhiyettedir. Zâten, buradaki “besili at” deyimini yine aynı yerde geçen “kuvvet” tâbiri tefsîr etmektedir. Yani bu âyete göre, din ve vatan savunması için savaş malzemesi olabilecek çapta bütün imkânlar seferber edilecek, bütün yenilikler tâkip edilecek ve çağa göre en gelişmiş imkânlarla gerekli savunma donanımı eksiksiz ikmal edilecektir.
    Süleyman Kösmene (Yeni Asya)



  4. 28.Şubat.2013, 17:26
    2
    Devamlı Üye



    Vatan sevgisi, yüreğimizi sımsıcak saran en nezih sevgilerdendir. Dinimizde elbette yeri ve önemi vardır. Sevgili Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, hicret esnasında Mekke’den ayrılırken Hezreve denilen yerde devesini durdurdu. Doğduğu ve çocukluk yıllarından beri yaşadığı yer olan mukaddes belde Mekke’ye son kez hüzünle baktı, baktı. Ve şöyle buyurdu: “Vallahi sen bana Allah’ın yarattığı yerlerin en hayırlısı, Allah’ın katında en sevgili olanısın. Bana senden daha sevgili, daha güzel yurt yoktur. Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım, senden aslâ ayrılmaz, senden başka yerde yurt ve yuva tutmazdım.”(Suruç s.Peygamberimizin hayatı 1/288)
    Uğrunda binlerce şehit verilmiş, içinde binlerce masum yaşayan vatanımız şüphesiz göz nûrumuz, baş tâcımızdır. Ve herkesin vatanı kendisi için aynı önemi hâizdir. Vatan edinilmiş bir toprağa düşman gözünün eğri bakması bile o vatanda yaşayan herkese savunma hakkı verir. Vatan için ölmek bir borç olur bazen. Merhum Mehmet Akif Ersoy’un ifâdesiyle:
    “Sahipsiz olan vatanın batması haktır.
    Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.”
    Her milletin, uğrunda şehid vererek vatan edindiği toprakları koruması ve tehlîke anında savunması en tabiî hakkıdır. Toprağı vatan yapan sır da, toprağı savunma hakkı veren temel de budur. Şâirin dediği gibi, “Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”
    İçinde çoluk, çocuk, genç, yaşlı, ihtiyar, kadın, erkek, hasta, vs. binlerce masumun ve günahsızın barındığı vatan topraklarını düşman istilâsından kurtarmak için çalışmak, bunun için askerlik eğitimi almak, bunun için nöbet beklemek, iç ve dış barışı korumak için çalışmakla beraber, gerekirse vatanını savunmak ve bunun için ölmek dînî bir terbiyenin getirdiği üstün ahlâkî fazîletlerdendir. Dinimiz bundandır ki, bir Müslümanın vatanı için ölmesiyle, din için ve Allah için ölmesini bir saymıştır ve vatan için ölene şehitlik rütbesi vermiştir.
    Cenâb-ı Hak buyurur ki: “Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever. Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.”(MÜMTEHİNE SÜRESİ 8-9)
    Bir diğer âyette Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar—Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah’ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere—kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Allah yolunda sarf ettiğiniz herşey size haksızlık yapılmadan, tamâmen ödenecektir.’(ENFAL SÜRESİ-60.AYET)
    Burada Kur’ân, din ve vatan savunması için Asr-ı Saadetin diliyle “besili at” ve “kuvvet” hazırlanması gerektiğinden bahsetmekle, konuyla ilgili ileri teknolojiyi teşvik ederek, savunma amaçlı “tank,” “füze”, “top” ve “bomba” hazırlamada ihmalkâr olmamamız gerektiğini vurgulamaktadır.
    Âyette geçen “besili at” ifâdesi, savaş malzemesi olabilecek her yeniliği kapsar mâhiyettedir. Zâten, buradaki “besili at” deyimini yine aynı yerde geçen “kuvvet” tâbiri tefsîr etmektedir. Yani bu âyete göre, din ve vatan savunması için savaş malzemesi olabilecek çapta bütün imkânlar seferber edilecek, bütün yenilikler tâkip edilecek ve çağa göre en gelişmiş imkânlarla gerekli savunma donanımı eksiksiz ikmal edilecektir.
    Süleyman Kösmene (Yeni Asya)






+ Yorum Gönder