Konusunu Oylayın.: Muhtelif ile ilgili hadisler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Muhtelif ile ilgili hadisler
  1. 27.Şubat.2013, 01:08
    1
    Misafir

    Muhtelif ile ilgili hadisler






    Muhtelif ile ilgili hadisler Mumsema Muhtelif ile ilgili hadisler


  2. 27.Şubat.2013, 01:08
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 27.Şubat.2013, 17:28
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Muhtelif ile ilgili hadisler




    MUHTELİF NEVLER İLE İLGİLİ HADİSLER




    Ebu Sa’idi ‘l-Hudri radiyallahu anh anlatıyor: "Bir gün Resulullah aleyhissalatu vesselam bize ikindi namazi kıldırdı. Sonra bir hutbede bulundu. Bu hutbede, kıyamet vaktine kadar olacak her şeyi bize haber verdi. Bunu belleyen belledi, unutan unuttu. söyledikleri arasında şu da vardı: "dünya caziptir, tatlıdır. Allah sizi buraya halife olarak göndermiştir, nasıl amel edeceğinize bakmaktadır.
    – Aman uyanık olun, dünyadan kaçının, kadından kaçının.
    – Aman uyanık olun! Kimseyi, insanların korkusu, bildiği bir hakikatı söylemekten alıkoymasın!"
    Ravi der ki: "(Bunu söyleyince) Ebu Said merhum ağladı. Sonra sözlerine devam etti: "Vallahi öyle şeyler gördük ki, korktuk. Resulullah ‘ın söyledikleri arasında şu da vardı:
    – Haberiniz olsun! Kıyamet günü, her bir vefasız için vefasızlığı nisbetinde bir bayrak dikilecektir. Baş imamın (devlet reisinin) vefasızlığından daha büyük bir vefasızlık olmayacaktır. Onun bayrağı kıçının yanına dikilir." O günkü bellediklerimiz meyanında şu da vardı
    – Haberiniz olsun! İnsanoğlu çok çeşitli tabakalar halinde yaratılmıştır:
    – Kimisi vardır, mü’min olarak doğar, mü’min olarak yaşar, kafir olarak ölür.
    – Kimisi vardır, kafir olarak doğar, kafir olarak yaşar, mü’min olarak ölür.
    – Kimisi vardır, kafir olarak doğar, kafir olarak yaşar, kafir olarak ölür.
    – Haberiniz olsun kimisi vardır yavaş öfkelenir, (öfkesinden) çabuk döner; kimisi vardır çabuk öfkelenir, çabuk döner; kimisi vardır, yavaş öfkelenir, yavaş döner. İste bunlar birbirlerini dengeler.
    – Haberiniz olsun onlardan bir kısmı vardır; çabuk döner, çabuk kızar. Bilesiniz bunların en hayırlısı ağır öfkelenen, çabuk dönendir; en şerlileri de çabuk öfkelenip yavaş dönendir.
    – İnsanlardan borcunu iyi ödeyen, (başkasındaki alacağını) iyi talep eden vardır. Kimisi de kötü öder, iyi talep eder; kimi de kötü talep eder, iyi öder, bunlar birbirlerini dengeler. Bilesiniz bir kısmı vardır kötü öder, kötü talep eder. Bilesiniz bunların en hayırlısı iyi ödeyen, iyi talep edendir; en kötüleri de kötü ödeyen, kötü talep edendir. Bilesiniz! Öfke ademoğlunun kalbinde bir kordur. Gözlerinin kızarmasını, avurtlarının şişmesini görmüyor musunuz! Kim, öfkeden bir başlangıç hissederse, yere yaslansın, (öfkesi geçinceye kadar öyle kalsın)." Ebu Said dedi ki: "Biz (bu sırada) Gündüzün aydınlığı devam ediyor mu diye güneşe bakmaya başladık. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Haberiniz olsun! dünyanın ömründen geçmiş kısmına nisbeten geri kalan kısmı, şu gününüzden geçen kısma nazaran geri kalan kısmına nisbeti gibidir."


    Tirmizi, Fiten 26, (2192).




    İyaz İbnu Himar radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Rabbim, bugün bana öğrettiği şeylerden bilmediklerinizi size öğretmemi emretti. (Ve buyurdu ki): "Benim bir kula verdiğim her mal helaldir. Ben bütün kullarımı hanif (=Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar onlara gelip (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım şeyleri haram kıldılar. Kendisine bir güç vermediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler." Allah Teala Hazretleri arz ehline baktı ve Ehl-i Kitaptan bir kısmı hariç, onların Arap, Acem hepsine öfkelendi ve dedi ki: "Ben seni, imtihan etmek ve seninle de (başkasını) imtihan etmek üzere gönderdim. Sana, suyun yıkayıp (yok edemeyeceği) bir kitap gönderdim. Ta ki sen onu uyurken de uyanıkken de okuyasın!" Allah Teala hazretleri bana, Kureyş’i ateşe vermemi (onlarla savaşmamı) emretti. Ben: "Ey Rabbim, bu durumda onlar başımı yararlar ve bir ekmek parçasına çevirirler!" dedim. "Öyleyse, seni çıkardıkları gibi sen de onları (Mekke’den) çıkar! Onlara karşı gazada bulun da biz de sana yardım edelim; infakta bulun biz de sana infak edelim. Sen bir ordu gönder, biz de sana onun beş misli (yardımcı melek ordusu) gönderelim. Sana itaat edenlerle birlik ol, asilere karşı savaş!" buyurdu. Cennetlikler üç kısımdır:
    – Kuvvet sahibi, adaletli, sadaka veren ve muvaffak olanlar.
    – Bütün yakınlarına ve müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli olanlar.
    – İffetli, namuslu ve çoluk çocuk sahibi olanlar. Resulullah devamla dedi ki:
    – Cehennem ehli de beş kısımdır:
    – Aklı olmayan zayıflar. Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiçbir ehle ve mala tabi değildirler.
    – Tamahkarlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder.
    – Akşam, sabah her fırsatta malın ve ehlin hususunda seni aldatan adamlar.
    – Cimrilik ve yalanı da zikretti.
    – Bir de kötü huylu kaba sözlü insan. Resulullah devamla buyurdular ki:
    – Allah Teala Hazretleri, bana mütevazi olmanızı emretti. Öyle ki, hiç kimse hiç kimseye karşı böbürlenmesin, hiç kimse hiç kimseye karşı tecavüzde bulunmasın."


    Müslim, Cennet 63, (2865).




    Ebu Umame radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri her hak sahibine hakkını verdi. Öyleyse varis lehine vasiyet yoktur. Çocuk yatağa aittir. Zanı için mahrumiyet vardır. Gerçek hesapları Allah ‘a aittir. Kim kendisini babasından başkasına nisbet eder veya hakiki velisinden başkasını veli gösterirse, kıyamet gününe kadar Allah ‘ın laneti üzerine olsun." Resulullah devamla dedi ki:
    – Kadın, kocasının evinden onun izni olmadan (başkasına) infak edemez!" Kendisine: "Ey Allah’ın Resulu! Yiyecek de mi?" denildi. – Bu, mallarınızın en kıymetlisidir!" buyurdular. Sonra sözlerine şöyle devam ettiler: "ariyet (olarak alınan sahibine) ödenir. Minha (olarak alınan sahibine) geri verilir. Borç ödenir, kefil olan borçlu sayılır."


    Tirmizi, Vesaya 5, (2121); Ebu Davud, Buyu’ 90, (3565).




    Hz. Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Üzümü kerm diye isimlendirmeyin. "Vay şu dehrin mahrumiyet ve hüsranına!" diye kahırlı söz söylemeyin. Zira Allah’ın kendisi dehr’dir."


    Buhari, Edeb 101; Müslim, Elfaz 516, (2246, 2247); Ebu Davud, Edeb 81, (4974); Muvatta, Kelam 3, (2, 984).




    Vail İbnu Hucr radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kerm demeyin, fakat ineb ve habele (asma) deyin."


    Müslim, Elfaz 12, (2248).




    Abdullah İbnu Habeşi radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim bir sidre ağacını keserse, Allah onun başını cehenneme uzatır." Bu hadis hakkında kendisine sorulunca Ebu Davud şu cevabı vermiştir: "Bu hadis muhtasardır. Manası şudur: "Kırda bayırda yolcuların ve hayvanların gölgesinden istifade ettikleri bir sidre ağacını, o ağaçta herhangi bir hak sahibi olmayan bir kimse, haksız olarak keserse Allah onun başını cehenneme uzatır" demektir."


    Ebu Davud, Edeb 171, (5239).




    Hasan İbnu İbrahim anlatıyor: "Hişam İbnu Urve’ye sidre ağacının kesilmesi hakkında (caiz mi, değil mi diye) sordum. Bu sırada Urve’nin kasrına dayalı vaziyette idi, şöyle cevap verdi: "Şu kapıları, kapı kanatlarını hep görmüyor musun? Bunların hepsi Urve’nin sidre ağacındandır. Urve onu tarlasından kesmiş ve: "Bunda bir beis yok!" demişti." Bir başka rivayete göre, Hişam, soru sahibi Hasan İbnu İbrahim’e cevabında şöyle devam etmiştir: "Ey Iraklı! Bu (yasak hikayesi), senin getirdiğin bir bid’adır." Hasan İbnu İbrahim, Hişam’a: "hayır bid’a sizin canibinizden geldi. Ben Mekke’de şöyle söyleyeni işittim: "Allah sidre ağacını kesen kimseye lanet etsin!"


    Ebu Davud, Edeb 171, (5241).




    Hz. Cabir radiyallahu anh anlatıyor: "Yanlarında yüzü dağlanarak en vurulmuş bir merkep olduğu halde Resulullah aleyhissalatu vesselam’a uğrayanlar oldu: "Bunu böyle enleyenlere Allah lanet etsin!" buyurdular ve yüze vurmaktan ve yüzü enlemekten nehyettiler."


    Müslim, Libas 106, (2116); Ebu Davud, Cihad 56, (2564); Tirmizi, Cihad 30, (1710).




    İbnu Abbas radiyallahu anhuma anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam, yüzünden enlenmiş bir merkeb görmüştü, bunu uygun bulmadığını belirtti ve: "Allah’a yemin olsun! (Ben olsaydım) eni bu hayvanın yüzünün en uzak noktasına vururdum!" buyurdu. Sonra emir verdi, kendi merkebinin sağrılarına en vuruldu. Böylece sağrıları ilk dağlayıp (en vuran) Aleyhissalatu vesselam oldu."


    Müslim, Libas 108, (2118).


  4. 27.Şubat.2013, 17:28
    2
    Özel Üye



    MUHTELİF NEVLER İLE İLGİLİ HADİSLER




    Ebu Sa’idi ‘l-Hudri radiyallahu anh anlatıyor: "Bir gün Resulullah aleyhissalatu vesselam bize ikindi namazi kıldırdı. Sonra bir hutbede bulundu. Bu hutbede, kıyamet vaktine kadar olacak her şeyi bize haber verdi. Bunu belleyen belledi, unutan unuttu. söyledikleri arasında şu da vardı: "dünya caziptir, tatlıdır. Allah sizi buraya halife olarak göndermiştir, nasıl amel edeceğinize bakmaktadır.
    – Aman uyanık olun, dünyadan kaçının, kadından kaçının.
    – Aman uyanık olun! Kimseyi, insanların korkusu, bildiği bir hakikatı söylemekten alıkoymasın!"
    Ravi der ki: "(Bunu söyleyince) Ebu Said merhum ağladı. Sonra sözlerine devam etti: "Vallahi öyle şeyler gördük ki, korktuk. Resulullah ‘ın söyledikleri arasında şu da vardı:
    – Haberiniz olsun! Kıyamet günü, her bir vefasız için vefasızlığı nisbetinde bir bayrak dikilecektir. Baş imamın (devlet reisinin) vefasızlığından daha büyük bir vefasızlık olmayacaktır. Onun bayrağı kıçının yanına dikilir." O günkü bellediklerimiz meyanında şu da vardı
    – Haberiniz olsun! İnsanoğlu çok çeşitli tabakalar halinde yaratılmıştır:
    – Kimisi vardır, mü’min olarak doğar, mü’min olarak yaşar, kafir olarak ölür.
    – Kimisi vardır, kafir olarak doğar, kafir olarak yaşar, mü’min olarak ölür.
    – Kimisi vardır, kafir olarak doğar, kafir olarak yaşar, kafir olarak ölür.
    – Haberiniz olsun kimisi vardır yavaş öfkelenir, (öfkesinden) çabuk döner; kimisi vardır çabuk öfkelenir, çabuk döner; kimisi vardır, yavaş öfkelenir, yavaş döner. İste bunlar birbirlerini dengeler.
    – Haberiniz olsun onlardan bir kısmı vardır; çabuk döner, çabuk kızar. Bilesiniz bunların en hayırlısı ağır öfkelenen, çabuk dönendir; en şerlileri de çabuk öfkelenip yavaş dönendir.
    – İnsanlardan borcunu iyi ödeyen, (başkasındaki alacağını) iyi talep eden vardır. Kimisi de kötü öder, iyi talep eder; kimi de kötü talep eder, iyi öder, bunlar birbirlerini dengeler. Bilesiniz bir kısmı vardır kötü öder, kötü talep eder. Bilesiniz bunların en hayırlısı iyi ödeyen, iyi talep edendir; en kötüleri de kötü ödeyen, kötü talep edendir. Bilesiniz! Öfke ademoğlunun kalbinde bir kordur. Gözlerinin kızarmasını, avurtlarının şişmesini görmüyor musunuz! Kim, öfkeden bir başlangıç hissederse, yere yaslansın, (öfkesi geçinceye kadar öyle kalsın)." Ebu Said dedi ki: "Biz (bu sırada) Gündüzün aydınlığı devam ediyor mu diye güneşe bakmaya başladık. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: "Haberiniz olsun! dünyanın ömründen geçmiş kısmına nisbeten geri kalan kısmı, şu gününüzden geçen kısma nazaran geri kalan kısmına nisbeti gibidir."


    Tirmizi, Fiten 26, (2192).




    İyaz İbnu Himar radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Rabbim, bugün bana öğrettiği şeylerden bilmediklerinizi size öğretmemi emretti. (Ve buyurdu ki): "Benim bir kula verdiğim her mal helaldir. Ben bütün kullarımı hanif (=Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar onlara gelip (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım şeyleri haram kıldılar. Kendisine bir güç vermediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler." Allah Teala Hazretleri arz ehline baktı ve Ehl-i Kitaptan bir kısmı hariç, onların Arap, Acem hepsine öfkelendi ve dedi ki: "Ben seni, imtihan etmek ve seninle de (başkasını) imtihan etmek üzere gönderdim. Sana, suyun yıkayıp (yok edemeyeceği) bir kitap gönderdim. Ta ki sen onu uyurken de uyanıkken de okuyasın!" Allah Teala hazretleri bana, Kureyş’i ateşe vermemi (onlarla savaşmamı) emretti. Ben: "Ey Rabbim, bu durumda onlar başımı yararlar ve bir ekmek parçasına çevirirler!" dedim. "Öyleyse, seni çıkardıkları gibi sen de onları (Mekke’den) çıkar! Onlara karşı gazada bulun da biz de sana yardım edelim; infakta bulun biz de sana infak edelim. Sen bir ordu gönder, biz de sana onun beş misli (yardımcı melek ordusu) gönderelim. Sana itaat edenlerle birlik ol, asilere karşı savaş!" buyurdu. Cennetlikler üç kısımdır:
    – Kuvvet sahibi, adaletli, sadaka veren ve muvaffak olanlar.
    – Bütün yakınlarına ve müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli olanlar.
    – İffetli, namuslu ve çoluk çocuk sahibi olanlar. Resulullah devamla dedi ki:
    – Cehennem ehli de beş kısımdır:
    – Aklı olmayan zayıflar. Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiçbir ehle ve mala tabi değildirler.
    – Tamahkarlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder.
    – Akşam, sabah her fırsatta malın ve ehlin hususunda seni aldatan adamlar.
    – Cimrilik ve yalanı da zikretti.
    – Bir de kötü huylu kaba sözlü insan. Resulullah devamla buyurdular ki:
    – Allah Teala Hazretleri, bana mütevazi olmanızı emretti. Öyle ki, hiç kimse hiç kimseye karşı böbürlenmesin, hiç kimse hiç kimseye karşı tecavüzde bulunmasın."


    Müslim, Cennet 63, (2865).




    Ebu Umame radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri her hak sahibine hakkını verdi. Öyleyse varis lehine vasiyet yoktur. Çocuk yatağa aittir. Zanı için mahrumiyet vardır. Gerçek hesapları Allah ‘a aittir. Kim kendisini babasından başkasına nisbet eder veya hakiki velisinden başkasını veli gösterirse, kıyamet gününe kadar Allah ‘ın laneti üzerine olsun." Resulullah devamla dedi ki:
    – Kadın, kocasının evinden onun izni olmadan (başkasına) infak edemez!" Kendisine: "Ey Allah’ın Resulu! Yiyecek de mi?" denildi. – Bu, mallarınızın en kıymetlisidir!" buyurdular. Sonra sözlerine şöyle devam ettiler: "ariyet (olarak alınan sahibine) ödenir. Minha (olarak alınan sahibine) geri verilir. Borç ödenir, kefil olan borçlu sayılır."


    Tirmizi, Vesaya 5, (2121); Ebu Davud, Buyu’ 90, (3565).




    Hz. Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Üzümü kerm diye isimlendirmeyin. "Vay şu dehrin mahrumiyet ve hüsranına!" diye kahırlı söz söylemeyin. Zira Allah’ın kendisi dehr’dir."


    Buhari, Edeb 101; Müslim, Elfaz 516, (2246, 2247); Ebu Davud, Edeb 81, (4974); Muvatta, Kelam 3, (2, 984).




    Vail İbnu Hucr radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kerm demeyin, fakat ineb ve habele (asma) deyin."


    Müslim, Elfaz 12, (2248).




    Abdullah İbnu Habeşi radiyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim bir sidre ağacını keserse, Allah onun başını cehenneme uzatır." Bu hadis hakkında kendisine sorulunca Ebu Davud şu cevabı vermiştir: "Bu hadis muhtasardır. Manası şudur: "Kırda bayırda yolcuların ve hayvanların gölgesinden istifade ettikleri bir sidre ağacını, o ağaçta herhangi bir hak sahibi olmayan bir kimse, haksız olarak keserse Allah onun başını cehenneme uzatır" demektir."


    Ebu Davud, Edeb 171, (5239).




    Hasan İbnu İbrahim anlatıyor: "Hişam İbnu Urve’ye sidre ağacının kesilmesi hakkında (caiz mi, değil mi diye) sordum. Bu sırada Urve’nin kasrına dayalı vaziyette idi, şöyle cevap verdi: "Şu kapıları, kapı kanatlarını hep görmüyor musun? Bunların hepsi Urve’nin sidre ağacındandır. Urve onu tarlasından kesmiş ve: "Bunda bir beis yok!" demişti." Bir başka rivayete göre, Hişam, soru sahibi Hasan İbnu İbrahim’e cevabında şöyle devam etmiştir: "Ey Iraklı! Bu (yasak hikayesi), senin getirdiğin bir bid’adır." Hasan İbnu İbrahim, Hişam’a: "hayır bid’a sizin canibinizden geldi. Ben Mekke’de şöyle söyleyeni işittim: "Allah sidre ağacını kesen kimseye lanet etsin!"


    Ebu Davud, Edeb 171, (5241).




    Hz. Cabir radiyallahu anh anlatıyor: "Yanlarında yüzü dağlanarak en vurulmuş bir merkep olduğu halde Resulullah aleyhissalatu vesselam’a uğrayanlar oldu: "Bunu böyle enleyenlere Allah lanet etsin!" buyurdular ve yüze vurmaktan ve yüzü enlemekten nehyettiler."


    Müslim, Libas 106, (2116); Ebu Davud, Cihad 56, (2564); Tirmizi, Cihad 30, (1710).




    İbnu Abbas radiyallahu anhuma anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam, yüzünden enlenmiş bir merkeb görmüştü, bunu uygun bulmadığını belirtti ve: "Allah’a yemin olsun! (Ben olsaydım) eni bu hayvanın yüzünün en uzak noktasına vururdum!" buyurdu. Sonra emir verdi, kendi merkebinin sağrılarına en vuruldu. Böylece sağrıları ilk dağlayıp (en vuran) Aleyhissalatu vesselam oldu."


    Müslim, Libas 108, (2118).





+ Yorum Gönder