Konusunu Oylayın.: Yalan ile ilgili hadisler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Yalan ile ilgili hadisler
  1. 27.Şubat.2013, 00:48
    1
    Misafir

    Yalan ile ilgili hadisler

  2. 27.Şubat.2013, 00:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 27.Şubat.2013, 16:22
    2
    maydın
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Mayıs.2007
    Üye No: 761
    Mesaj Sayısı: 1,165
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 13
    Bulunduğu yer: iskenderun

    Cevap: Yalan ile ilgili hadisler




    Yalan hakkında hadisler

    Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Benim hakkımda yalan söylemeyin. Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer."

    Buhari, İlm 38; Müslim, Mukaddime 1, (1); Tirmizi, İlm 8, (2662).

    İbnu’z-Zübeyr radıyallahu anhüma anlatıyor: "Babama dedim ki: "Ben niye senin Resûlullah’tan hadis rivayetini işitmiyorum. Halbuki falan ve falandan çokça işitiyorum?" Bana şu cevabı verdi:

    "Evet ben, müslüman olduğum günden beri Aleyhissalatu vesselam’ı hiç terketmedim. Hep beraber olduk. Ancak O’nun şöyle söylediğini de işittim:

    "Kim bile bile bana yalan nisbet ederse ateşteki yerini hazırlasın."

    Buhari, İlm 38; Ebu Davud, İlm 4, (3651).

    Muğire İbnu Şu’be radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

    "Benim üzerime söylenen yalan, bir başkası üzerine söylenen yalan gibi değildir. Öyleyse kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın!"

    Buhari, Cenaiz 34; Müslim, Mukaddime 4, (4); Tirmizi, İlm 9, (2664).

    Mücahid merhum anlatıyor: "Büşeyr el-Aşevi, Hz. İbnu Abbas

    radıyallahu anhüma’ya gelip:

    "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki…" diyerek birşeyler anlatmaya kalktı. Ancak İbnu Abbas onu konuşmaya bırakmadı ve kendisine iltifat etmedi. Büşeyr:

    "Sözlerimi niye dinlemiyorsunuz? Ben size Resûlullah aleyhissalatu vesselam’dan anlatıyorum, hiç tınmıyorsunuz, niçin?" diye sordu. İbnu Abbas ona şu cevabı verdi:

    "Biz vaktiyle, bir kimsenin "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki" dediğini işitince, gözlerimizi ona çevirip kulaklarımızı da dinlemek üzere uzatıyorduk. Ne zaman ki, insanlar hadis rivayetinde laubalileştiler, biz de onlardan ancak bildiklerimizi almaya başladık."

    Müslim, Mukaddime 7, (7).

    Esma Bintu Yezid radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

    "Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevkeden şey nedir? Halbuki, üç yer hariç yalanın her çeşidi ademoğluna haramdır: Bu üç yere gelince:

    1. Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı,

    2. Harpte söylenecek yalan. Çünkü harp bir hileden ibarettir.

    3. İki müslümanın arasında sulhü sağlamak kasdıyla söylenen yalan."

    Tirmizi, Birr 26, (1940).

    Ümmü Külsüm Bintu Ukbe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ı işittim, diyordu ki:

    "İki kişinin arasını düzelten, hayır söyleyip, hayır tebliğ eden kimse yalancı değildir."

    Buhari, Sulh 2; Müslim, Birr 101, (2605); Ebu Davud, Edeb 58, (4921); Tirmizi, Birr 26, (1939).

    Safvan İbnu Süleym ez-Zühri radıyallahu anh anlatıyor: "Bir adam: "Ey Allah’ın Resûlü! Ben karıma yalan söyleyeyim mi?" demişti. Aleyhissalatu vesselam: "Yalanda hayır yoktur!" buyurdular. Adam:

    "Vaadde bulunmama, lehinde söylememe ne dersiniz?" diye tekrar sordu. Aleyhissalatu vesselam da: "Öyleyse sana bir vebal yok!" buyurdular."

    Muvatta, Kelam 18, (2, 990).

    Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

    "İbrahim aleyhisselam sadece üç yalan söylemiştir: Bunlardan ikisi Allah’ın zatıyla ilgili; biri "İnne sagimü" sözüdür; diğeri de "Bel fegalehu kebiruhum haza" sözüdür. Bir tanesi de zevce-i pakleri Sare Hatun hakkındadır. Hz. İbrahim zalim birinin diyarına (Mısır’a) beraberinde Sare de olduğu halde gelmişti. Sare güzel bir kadındı. Sare’ye: "Bu cebbar herif, bilirse ki sen karımsın, senin için bana galebe çalar. Eğer sana soracak olursa, kızkardeşim olduğunu söyle! Çünkü sen, zaten İslam yönünden kardeşimsin, din kardeşiyiz. Ben yeryüzünde senden ve benden başka bir müslüman bilmiyorum" dedi.

    Bunlar zalim kralın memleketine girince, adamlarından biri bunları gördü. Hemen gidip:

    "Senin memleketine öyle güzel bir kadın girdi ki, sizden başkasının olması münasib değildir" dedi. Kral derhal adamlar gönderip, Sare’yi yanına getirtti. Hz. İbrahim namaza durdu. Sare adamın yanına girince, kraI (onu ayakta karşıladı, fakat) elini ona uzatamadı. Eli şiddetli şekilde tutuldu. Sare’ye:

    "Elimi salması için Allah’a dua et! Sana zarar vermeyeceğim!" dedi. Sare de dediğini yaptı. Ama kral tekrar Sare’ye sataşmak istedi. Eli, öncekinden daha şiddetli tutulup kaldı. Sare’ye aynı şekilde ricada bulundu. O da kabul etti. (Adam normal hale dönünce tekrar) sataşmak istedi. Eli önceki iki seferden daha şiddetli şekilde tutuldu. Sare’ye yine:

    "Allah’a dua et, elimi salsın, sana zarar vermeyeceğim!" diye rica etti. Sare dua etti, adamın elleri açıldı. Kral kadını getiren adamı çağırdı ve ona: "Sen bana insan değil bir şeytan getirmişsin. Bunu diyarımdan çıkar!" dedi. Sare’ye, Hacer’i bağış olarak verdi.

    Sare yürüyerek geldi. İbrahim onu görünce:

    "Nasılsın, ne haber?" dedi. Sare:

    "Hayır var! Allah cebbarın elini tuttu ve (bana) bir hadim verdi!" dedi."

    Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh der ki:

    "Ey sema suyunun oğulları! Bu kadın (Hacer) sizin annenizdir."

    Buhari, Enbiya 9, Büyü’ 100, Hibe 36, Nikah 12, İkrah 6; Müslim, Fezail 154, (2371); Ebu Davud, Talak 16, (2212); Tirmizi, Tefsir, Enbiya, (3165).

    Safvan İbnu Süleym radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah’ın Resûlü! dedik, mü’min korkak olur mu?"

    "Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine:

    "Evet!" buyurdular. Biz yine:

    "Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular."

    Muvatta, Kelam 19, (2, 990).

    İmam Malik’e ulaştığına göre, İbnu Mes’ud radıyallahu anh şöyle demiştir: "Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda Allah nezdinde "yalancılar" arasına kaydedilir."

    Muvatta, Kelam 18, (2, 990).

    Behz İbnu Hakim an ebihi an ceddihi anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

    "Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona!"

    Ebu Davud, Edeb 88, (4990); Tirmizi, Zühd 10, (2316).

    Esma radıyallahu anha anlatıyor: "Bir kadın gelerek: "Ey Allah’ın Resûlü! Benim bir kumam var. Ona karşı (yalan söyleyerek) kocamın vermediği şeyle karnımı doyurmuş göstersem bana bir mahzur getirir mi?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam:

    "Verilmeyenle karnını doyurmuş gösterip övünen, tıpkı, iki yalan elbisesini giyen gibidir" cevabını verdi."

    Buhari, Nikah 106; Müslim, Libas 127, (2130); Ebu Davud, Edeb 91, (4997).

    Abdullah İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: "Bir gün, Resûlullah aleyhissalatu vesselam, evimizde otururken, annem beni çağırdı ve:

    "Hele bir gel sana ne vereceğim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam anneme:

    "Çocuğa ne vermek istemiştin?" diye sordu.

    "Ona bir hurma vermek istemiştim" deyince, Aleyhissalatu vesselam:

    "Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan, üzerine bir yalan yazılacak!" buyurdular."

    Ebu Davud, Edeb 88, (4991).

    Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

    "Ümmetimin sonunda yalancı Deccaller olacak. Onlar, ne sizin ne de atalarınızın hiç işitmediği şeyleri anlatacaklar. Onlardan sakının!"

    Müslim, Mukaddime 6, (6).

    İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: "Şeytan insan suretinde temessül eder ve bir cemaate gelerek onlara yalan şeyler söyler. Bir müddet sonra cemaattekiler dağılırlar. Onlardan biri:

    "Bir adam dinledim, yüzünü de tanırım ama ismini bilmiyorum. Şöyle şöyle söylemişti" diyerek (onun yalanını bilmeden tekrar eder)"

    Müslim, Mukaddime 7. hadisin arkasında).



  4. 27.Şubat.2013, 16:22
    2
    Özel Üye



    Yalan hakkında hadisler

    Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Benim hakkımda yalan söylemeyin. Zira benim üzerime yalan uyduran cehenneme girer."

    Buhari, İlm 38; Müslim, Mukaddime 1, (1); Tirmizi, İlm 8, (2662).

    İbnu’z-Zübeyr radıyallahu anhüma anlatıyor: "Babama dedim ki: "Ben niye senin Resûlullah’tan hadis rivayetini işitmiyorum. Halbuki falan ve falandan çokça işitiyorum?" Bana şu cevabı verdi:

    "Evet ben, müslüman olduğum günden beri Aleyhissalatu vesselam’ı hiç terketmedim. Hep beraber olduk. Ancak O’nun şöyle söylediğini de işittim:

    "Kim bile bile bana yalan nisbet ederse ateşteki yerini hazırlasın."

    Buhari, İlm 38; Ebu Davud, İlm 4, (3651).

    Muğire İbnu Şu’be radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

    "Benim üzerime söylenen yalan, bir başkası üzerine söylenen yalan gibi değildir. Öyleyse kim bile bile bana yalan nisbet ederse cehennemdeki yerini hazırlasın!"

    Buhari, Cenaiz 34; Müslim, Mukaddime 4, (4); Tirmizi, İlm 9, (2664).

    Mücahid merhum anlatıyor: "Büşeyr el-Aşevi, Hz. İbnu Abbas

    radıyallahu anhüma’ya gelip:

    "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki…" diyerek birşeyler anlatmaya kalktı. Ancak İbnu Abbas onu konuşmaya bırakmadı ve kendisine iltifat etmedi. Büşeyr:

    "Sözlerimi niye dinlemiyorsunuz? Ben size Resûlullah aleyhissalatu vesselam’dan anlatıyorum, hiç tınmıyorsunuz, niçin?" diye sordu. İbnu Abbas ona şu cevabı verdi:

    "Biz vaktiyle, bir kimsenin "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki" dediğini işitince, gözlerimizi ona çevirip kulaklarımızı da dinlemek üzere uzatıyorduk. Ne zaman ki, insanlar hadis rivayetinde laubalileştiler, biz de onlardan ancak bildiklerimizi almaya başladık."

    Müslim, Mukaddime 7, (7).

    Esma Bintu Yezid radıyallahu anha anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

    "Ey insanlar! Pervanenin ateşe atılması gibi sizi yalanın peşine düşmeye sevkeden şey nedir? Halbuki, üç yer hariç yalanın her çeşidi ademoğluna haramdır: Bu üç yere gelince:

    1. Erkeğin, rızasını sağlamak için hanımına yalanı,

    2. Harpte söylenecek yalan. Çünkü harp bir hileden ibarettir.

    3. İki müslümanın arasında sulhü sağlamak kasdıyla söylenen yalan."

    Tirmizi, Birr 26, (1940).

    Ümmü Külsüm Bintu Ukbe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ı işittim, diyordu ki:

    "İki kişinin arasını düzelten, hayır söyleyip, hayır tebliğ eden kimse yalancı değildir."

    Buhari, Sulh 2; Müslim, Birr 101, (2605); Ebu Davud, Edeb 58, (4921); Tirmizi, Birr 26, (1939).

    Safvan İbnu Süleym ez-Zühri radıyallahu anh anlatıyor: "Bir adam: "Ey Allah’ın Resûlü! Ben karıma yalan söyleyeyim mi?" demişti. Aleyhissalatu vesselam: "Yalanda hayır yoktur!" buyurdular. Adam:

    "Vaadde bulunmama, lehinde söylememe ne dersiniz?" diye tekrar sordu. Aleyhissalatu vesselam da: "Öyleyse sana bir vebal yok!" buyurdular."

    Muvatta, Kelam 18, (2, 990).

    Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

    "İbrahim aleyhisselam sadece üç yalan söylemiştir: Bunlardan ikisi Allah’ın zatıyla ilgili; biri "İnne sagimü" sözüdür; diğeri de "Bel fegalehu kebiruhum haza" sözüdür. Bir tanesi de zevce-i pakleri Sare Hatun hakkındadır. Hz. İbrahim zalim birinin diyarına (Mısır’a) beraberinde Sare de olduğu halde gelmişti. Sare güzel bir kadındı. Sare’ye: "Bu cebbar herif, bilirse ki sen karımsın, senin için bana galebe çalar. Eğer sana soracak olursa, kızkardeşim olduğunu söyle! Çünkü sen, zaten İslam yönünden kardeşimsin, din kardeşiyiz. Ben yeryüzünde senden ve benden başka bir müslüman bilmiyorum" dedi.

    Bunlar zalim kralın memleketine girince, adamlarından biri bunları gördü. Hemen gidip:

    "Senin memleketine öyle güzel bir kadın girdi ki, sizden başkasının olması münasib değildir" dedi. Kral derhal adamlar gönderip, Sare’yi yanına getirtti. Hz. İbrahim namaza durdu. Sare adamın yanına girince, kraI (onu ayakta karşıladı, fakat) elini ona uzatamadı. Eli şiddetli şekilde tutuldu. Sare’ye:

    "Elimi salması için Allah’a dua et! Sana zarar vermeyeceğim!" dedi. Sare de dediğini yaptı. Ama kral tekrar Sare’ye sataşmak istedi. Eli, öncekinden daha şiddetli tutulup kaldı. Sare’ye aynı şekilde ricada bulundu. O da kabul etti. (Adam normal hale dönünce tekrar) sataşmak istedi. Eli önceki iki seferden daha şiddetli şekilde tutuldu. Sare’ye yine:

    "Allah’a dua et, elimi salsın, sana zarar vermeyeceğim!" diye rica etti. Sare dua etti, adamın elleri açıldı. Kral kadını getiren adamı çağırdı ve ona: "Sen bana insan değil bir şeytan getirmişsin. Bunu diyarımdan çıkar!" dedi. Sare’ye, Hacer’i bağış olarak verdi.

    Sare yürüyerek geldi. İbrahim onu görünce:

    "Nasılsın, ne haber?" dedi. Sare:

    "Hayır var! Allah cebbarın elini tuttu ve (bana) bir hadim verdi!" dedi."

    Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh der ki:

    "Ey sema suyunun oğulları! Bu kadın (Hacer) sizin annenizdir."

    Buhari, Enbiya 9, Büyü’ 100, Hibe 36, Nikah 12, İkrah 6; Müslim, Fezail 154, (2371); Ebu Davud, Talak 16, (2212); Tirmizi, Tefsir, Enbiya, (3165).

    Safvan İbnu Süleym radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah’ın Resûlü! dedik, mü’min korkak olur mu?"

    "Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine:

    "Evet!" buyurdular. Biz yine:

    "Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular."

    Muvatta, Kelam 19, (2, 990).

    İmam Malik’e ulaştığına göre, İbnu Mes’ud radıyallahu anh şöyle demiştir: "Kul yalan söylemeye ve yalan söyleme niyetini taşımaya devam edince bir an gelir ki, kalbinde önce siyah bir nokta belirir. Sonra bu nokta büyür ve kalbinin tamamı simsiyah olur. Sonunda Allah nezdinde "yalancılar" arasına kaydedilir."

    Muvatta, Kelam 18, (2, 990).

    Behz İbnu Hakim an ebihi an ceddihi anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

    "Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler! Yazık ona, yazık ona!"

    Ebu Davud, Edeb 88, (4990); Tirmizi, Zühd 10, (2316).

    Esma radıyallahu anha anlatıyor: "Bir kadın gelerek: "Ey Allah’ın Resûlü! Benim bir kumam var. Ona karşı (yalan söyleyerek) kocamın vermediği şeyle karnımı doyurmuş göstersem bana bir mahzur getirir mi?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam:

    "Verilmeyenle karnını doyurmuş gösterip övünen, tıpkı, iki yalan elbisesini giyen gibidir" cevabını verdi."

    Buhari, Nikah 106; Müslim, Libas 127, (2130); Ebu Davud, Edeb 91, (4997).

    Abdullah İbnu Amir radıyallahu anh anlatıyor: "Bir gün, Resûlullah aleyhissalatu vesselam, evimizde otururken, annem beni çağırdı ve:

    "Hele bir gel sana ne vereceğim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam anneme:

    "Çocuğa ne vermek istemiştin?" diye sordu.

    "Ona bir hurma vermek istemiştim" deyince, Aleyhissalatu vesselam:

    "Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan, üzerine bir yalan yazılacak!" buyurdular."

    Ebu Davud, Edeb 88, (4991).

    Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

    "Ümmetimin sonunda yalancı Deccaller olacak. Onlar, ne sizin ne de atalarınızın hiç işitmediği şeyleri anlatacaklar. Onlardan sakının!"

    Müslim, Mukaddime 6, (6).

    İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: "Şeytan insan suretinde temessül eder ve bir cemaate gelerek onlara yalan şeyler söyler. Bir müddet sonra cemaattekiler dağılırlar. Onlardan biri:

    "Bir adam dinledim, yüzünü de tanırım ama ismini bilmiyorum. Şöyle şöyle söylemişti" diyerek (onun yalanını bilmeden tekrar eder)"

    Müslim, Mukaddime 7. hadisin arkasında).






+ Yorum Gönder