Konusunu Oylayın.: Diyet ile ilgili hadisler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Diyet ile ilgili hadisler
  1. 27.Şubat.2013, 00:06
    1
    Misafir

    Diyet ile ilgili hadisler






    Diyet ile ilgili hadisler Mumsema Diyet ile ilgili hadisler


  2. 27.Şubat.2013, 00:06
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 27.Şubat.2013, 16:03
    2
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Diyet ile ilgili hadisler




    DİYETLERLE İLGİLİ HÜKÜMLER İLE İLGİLİ HADİSLER
    hadis
    kaynak
    Ziyad İbnu Sa’d İbni Dumeyre es-Sülemİ an ebihi an ceddihİ (radıyallahu anh) -ki bunlar (Sa’d ve Dumeyre) Resûlullah (Aleyhisslatu vesselam) ile birlikte Huneyn’e katılmışlardı- anlatıyor: “Muhallem İbnu Cessame el-Leysi, Müslüman olduktan sonra Eşca’ kabilesinden birisini öldürmüştü. Bu, Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’in hüküm verdiği ilk diyet vak’ası oldu. Uyeyne öldürülen Eşcai’nin katli hususunda ileri geri konuştu. Çünkü (Uyeyne) kendisi de Gatafanlı idi. Akra İbnu Habis de Muhallem’in taraftarı (olarak müdafaa için) konuştu, çünkü o da Hındef’ten idi. Derken (münakaşa ilerledi) sesler yükselmeye başladı, tartışma ve bağırıp çağırmalar arttı, Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) müdahale ederek, “Ey Uyeyne, diyet kabul etmez misin?” diye sordu.


    “Hayır! Vallahi harb ve ızdırabtan benim kadınlarıma ulaştırılan, onun kadınlarına ulaşmadıkça kabul etmiyorum!” cevabını verdi. Sonra bağırmalar yükseldi, tartışma ve bağırıp çağırmalar arttı. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) tekrar araya girip: “Ey Uyeyne, diyet kabul etmez misin?” dedi. Uyeyne önceki sözlerini aynen tekrar etti. Bu hal, Beni Leys’ten üzerinde silah ve elinde de deriden mamul bir kalkan bulunan Mukeytil adında birinin kalkıp, “Ey Allahın Resülü! Bunun (Muhallem’in) İslam’ın başında yaptığı şu cinayete misal olarak, su içmek üzere havuzun başına koşan koyun sürüsünü gösterebileceğim. Sürünün ilk gelenlerine (öldürülmek veya uzaklaştırılmak üzere taş veya ok) atılır, arkadan gelenler de korkarak kaçarlar. Bugün hüküm koy yarın değiştir!” demesine kadar devam etti.

    Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) bunun üzerine (Muhallem’e dönüp) hemen şu hükmü verdi.

    “Derhal huzurumuzda elli deve vereceksin, elli deve de Medine’ye dönüşümüzde vereceksin!”

    Bu vak’a Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’ın seferlerinin birinde cereyan etmişti. Muhallem uzun boylu, esmer birisi idi, cemaatin kenarında bulunuyordu. O ölümden kurtuluncaya kadar halk oradan ayrılmadı. Resûlullah’ın (bu nihai hükmünden sonra) önüne, iki gözünden de yaşlar akar vaziyette oturdu ve:

    “Ey Allah’ın Resülü! Ben size ulaşan cinayeti işlemiş bulunuyorum. Ben Allah’a tevbe ettim. Sen de benim için ey Allah’ın Resülü, Allah’tan mağrifet dileyiver!” dedi. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) yüksek sesle:

    “Sen onu İslàm’ın başında silahınla mı öldürdün! Allah’ım, Muhallem’i mağrifet etme!” dedi.

    Ebu Seleme şu ilavede bulunur: “Muhallem göz yaşlarını ridasının ucuyla silerek kalktı.”

    İbnu İshak der ki: “Muhallem’in kavmi, Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’ın daha sonra onun için Allah’a istiğfar ediverdiğine inanıyorlardı.” Ebu Davud, Diyat 8, (4503).
    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Diyet aldıktan sonra (katili) öldüren kimseyi asla affetmem.” Ebu Davud, Diyat 5, (4507).
    Amr İbnu Şuayb’ın rivayetine göre: “Beni Müdlic’ten Katade adında bir adam, oğluna bir kılıç fırlattı. O da bacağına isabet etti. Yaradan fasılasız kan kaybı oldu ve oğlan öldü. Süraka İbnu Cu’şum Hz. Ömer (radıyallahu anh)’e gelip durumu haber verdi. Hz. Ömer: “Kudeyd suyuna yüz yirmi deve hazırla, ben oraya geleceğim” dedi. Ömer (radıyallahu anh) oraya gelince bu develerden otuz hıkka (dört yaşına giren dişi deve), otuz cezea (beş yaşına girmiş dişi deve) ve kırk halife (hamile deve) aldı. Ve sordu:


    “Maktülün kardeşi nerede?”

    “İşte benim!” dedi.

    “Al bunları! Zira Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) şöyle buyurmuştu: “Katile (ne diyetten, ne mirastan) hiç bir hisse yoktur.” Muvatta, Ukül 10, (2, 867).
    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Huzeyl kabilesinden iki kadın, biri diğerini öldürmüştü. Bunlardan her ikisinin kocası ve birer oğlu vardı. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) efendimiz maktülenin diyetini ödeme işini, katilenin (öldüren kadının) akilesine yükledi, kocasını ve oğlunu bu külfetten uzak tuttu. Çünkü bu ikisi Huzeyl’den değillerdi. Maktülenin akilesi, “ölenin mirası da bize aittir” dediler. Aleyhissalatu vesselam:


    “Hayır! Mirası, kocasına ve oğluna aittir!” buyurdu.” Ebu Davud, Diyat 21, (4575).
    Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) Ebu Cehm İbnu Huzeyfe’yi zekat tahsildarı olarak gönderdi. Adamın biri sadaka ödeme meselesinde onunla inatlaştı. Ebu Cehm (radıyallahu anh) de adama vurup başından yaraladı. Hemen Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’e gelip:


    “Ey Allah’ın Resülü, kısas istiyoruz” dediler. Resûlullah onlara:

    “Size şu şu miktir diyet vereyim!” dedi ise de razı olmadılar. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) miktarını daha da artırarak:

    “Size şu şu miktar diyet vereyim” dedi. Onlar yine razı olmadı. Hz. Peygamber (daha da artırarak):

    “Size şu şu kadar diyet vereyim” dedi. Bu sefer razı oldular.

    Bunun üzerine aleyhissalatu vesselam Efendimiz:

    “Ben bu akşam halka konuşup, onlara razı olduğunuzu bildireceğim!” dedi. “Pekala” dediler. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) hitabesinde:

    “Bu Leysliler bana kısas talebiyle geldiler. Ben onlara (kısasa bedel) şu şu miktar diyet teklif ettim, onlar da razı oldular, siz de razı mısınız?” diye sordu. Fakat berikiler:

    “Hayır, razı değiliz!” dediler. Mühacirün onlara kızıp üzerlerine yürüdü. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) onlara dokunmamalarını emretti, Muhacirun da ileri gitmekten vazgeçti. Sonra onları çağırıp, onlara verdiğini artırdı ve sordu:

    “Razı oldunuz mu?”

    “Evet” dediler. Resûlullah tekrar:

    “Ben halka hitap edip, razı olduğunuzu bildireceğim” dedi. Onlar: “Pekala?” dediler. Resûlullah halkı çağırarak:

    “Razı mısın?” diye sordu.

    “Evet razıyız!” dediler.” Ebu Davud, Diyat 13, (4534); Nesai, Kasame 24, (8, 35).
    Hilal İbnu Sirac İbni Müccaa an ebihi an ceddihi tarikinden anlattığına göre: “(Ceddi Müccaa) Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’e gelerek Beni Zühl kabilesine mensup Benü Sedüs tarafından öldürülmüş olan kardeşinin diyetini taleb etti. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) ona:


    “Eğer ben bir müşrik için diyete hükmetseydim kardeşin için hükmederdim. Fakat ben sana (diyet değil, bunun yerini tutacak) bir bedel vereyim” dedi ve ona, aleyhissalatu vesselam, Beni Zühl müşriklerinden elde edilecek ilk humustan yüz deve vereceğine dair (senet) yazdı.

    (Müccaa bu yüz deveden) bir miktarını almıştı. (Tamanını almadan) Beni Zühl kabilesi Müslüman oldu. Bilahare Müccaa geri kalan develeri Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh)’den taleb etmek üzere, ona geldi. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’ın borç senedini gösterdi.

    Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) kendisine Yemame’den gelecek zekattan ödenmek üzere on iki bin sa’, yani dört bin sa’ buğday, dört bin sa’ arpa, dört bin sa’ hurma yazdı. Resûlullah’ın verdiği yazıda (borç senedinde) şunlar yazılıydı: “Bismillahirrahmanirrahim. Bu Peygamber Muhammed (aleyhissalatu vesselam)’den Beni Süleymli Müccaa İbnu Mürare’ye (verilmiş bir borç) senedidir. Ben kendisine (öldürülen) kardeşine bedel olarak, Beni Zülh müşriklerinden gelecek ilk humustan yüz deve vereceğim.” Ebu Davud, Harac 20, (2990).
    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) her kabileye bir diyet yazdı. Hiçbir azadlıya kendini azad edenden başka bir Müslümanı kendine mevla ittihaz etmesi, asıl azad edenin izni olmadan helal değildir.” Nesai, Kasame 38, (8, 52).
    İbnu Şihab (radıyallahu anh) anlatıyor: “(Diyete iştirakte) tatbikat (sünnet) şöyledir: Akile amden yapılan öldürmelerin diyetine (huküken) iştirak etmez. Gönül rızasıyla ederse o başka. Keza, akileye az da olsa çok da olsa kölenin bedelinden yüklenmez. Kölenin bedeli, ne miktara baliğ olursa olsun, ona, malı olarak tasarruf edenedir. Çünkü o, şu hadise binaen ticaret mallarından bir ticaret malıdır: Amden öldürenin diyetine sulhen tesbit edilen diyete; itiraf yoluyla sübüt bulan cinayete terettüp eden (diyete); işlenen bir cinayete terettüp eden erş’e (diyete) ve kölenin bedeline akile iştirak etmez, kendi arzusu ile iştirak ederse o başka.”


    (Keza bir başka) tatbikat dahi şöyledir: “Kişi hataen hanımını yaralarsa, diyet öder, fakat kısas yapılmaz. Ancak kadına amden ulaşan (kötülüğü sebebiyle) kısas yapılır.”

    Bana ulaştığına göre, Hz. Ömer (radıyallahu anh) buyurmuştur ki:

    “Kadın, nefsinin üçte birine ulaşan ve aşan yaralamalar amden olduğu takdirde, erkekten kısas isteyebilir.” Rezin ilavesidir.
    Tarık İbnu Şihab (radıyallahu anh) anlatıyor: “Büzaha heyeti Hz. Ebu Bekir es-Sıddik (radıyallahu anh)’agelip sulh istediler. Hz. Ebu Bekir onları yerlerinden yurtlarından edecek harp ile, rezil rüsvay edecek sulh arasında mühayyer bıraktı. Heyet mensupları:


    “Yerden yurttan edeceği (mücliyyeyi) anladık, rezil-rüsvay edecek (muhziye) ne demektir?” diye sordular.

    “Sizden silahları ve binekleri alacağız. Sizin mal ve mülkünüzden elimize geçenleri ganimet yapacağız, bizden ele geçirdiklerinizi bize iade edeceksiniz, bizden öldürdüklerinizin (diyetini) borçlanacaksınız, sizin ölüleriniz cehennemlik olacak (onlar için herhangi. bir ödeme yapmayacağız). Allah Resülü’nün halifesine ve muhacirlerine sizi mazur kılmalarına sebep olacak bir durum (iyi hal) gösterinceye kadar kabileleri, develerin peşini takib etmeye bırakacak (onlara karışmayacak)sınız.”

    Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) bu söylediklerini heyet mensuplarına teklif olarak arzetti. Hz. Ömer (radıyallahu anh) söz alıp şunu söyledi: “Bahsettiğin “yerden -yurttan edecek savaş ve rezil- rüsvay edecek sulh” sözün var ya! Ne güzel de söyledin. Ya şu, “Sizden ele geçirdiklerimizi ganimet yapacağız, bizden ele geçirdiklerinizi iade edeceksiniz!” sözün var ya! Ne güzel söyledin. “Bizden öldürdükleriniz için borçlanacaksınız, sizin ölüleriniz cehennemlik” sözüne gelince, bizim ölülerimiz Allah’ın emri üzerine savaştılar ve öldürüldüler, onların ecirleri Allah’ın üzerinedir, onlar için diyet yoktur.”

    Heyet, Hz. Ömer (radıyallahu anh)’in söylediği şartlar üzere beyat yaptı.

    Derim ki: Bu rivayeti tam olarak Şerefüddin el-Barizi zikretti. Rivayeti tahric edene nisbet etmedi. Bu rivayeti Camiul Kebir müellifi zikretmedi.

    Ancak Buhari, rivayetten sadece Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh)’in şu sözünü kaydetti: “A!lah Resülü’nün halifesine ve Muhacirlere sizi mazur kılmalarına sebep olacak bir durum gösterinceye kadar kabileleri develerin peşini takib etmeye bırakacak, (onlara karışmayacak)sınız.” Bu kısım Kitabu’l Ahkam’ın sonunda senetsiz olarak mevcuttur, gerisi yoktur.


  4. 27.Şubat.2013, 16:03
    2
    Moderatör



    DİYETLERLE İLGİLİ HÜKÜMLER İLE İLGİLİ HADİSLER
    hadis
    kaynak
    Ziyad İbnu Sa’d İbni Dumeyre es-Sülemİ an ebihi an ceddihİ (radıyallahu anh) -ki bunlar (Sa’d ve Dumeyre) Resûlullah (Aleyhisslatu vesselam) ile birlikte Huneyn’e katılmışlardı- anlatıyor: “Muhallem İbnu Cessame el-Leysi, Müslüman olduktan sonra Eşca’ kabilesinden birisini öldürmüştü. Bu, Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’in hüküm verdiği ilk diyet vak’ası oldu. Uyeyne öldürülen Eşcai’nin katli hususunda ileri geri konuştu. Çünkü (Uyeyne) kendisi de Gatafanlı idi. Akra İbnu Habis de Muhallem’in taraftarı (olarak müdafaa için) konuştu, çünkü o da Hındef’ten idi. Derken (münakaşa ilerledi) sesler yükselmeye başladı, tartışma ve bağırıp çağırmalar arttı, Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) müdahale ederek, “Ey Uyeyne, diyet kabul etmez misin?” diye sordu.


    “Hayır! Vallahi harb ve ızdırabtan benim kadınlarıma ulaştırılan, onun kadınlarına ulaşmadıkça kabul etmiyorum!” cevabını verdi. Sonra bağırmalar yükseldi, tartışma ve bağırıp çağırmalar arttı. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) tekrar araya girip: “Ey Uyeyne, diyet kabul etmez misin?” dedi. Uyeyne önceki sözlerini aynen tekrar etti. Bu hal, Beni Leys’ten üzerinde silah ve elinde de deriden mamul bir kalkan bulunan Mukeytil adında birinin kalkıp, “Ey Allahın Resülü! Bunun (Muhallem’in) İslam’ın başında yaptığı şu cinayete misal olarak, su içmek üzere havuzun başına koşan koyun sürüsünü gösterebileceğim. Sürünün ilk gelenlerine (öldürülmek veya uzaklaştırılmak üzere taş veya ok) atılır, arkadan gelenler de korkarak kaçarlar. Bugün hüküm koy yarın değiştir!” demesine kadar devam etti.

    Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) bunun üzerine (Muhallem’e dönüp) hemen şu hükmü verdi.

    “Derhal huzurumuzda elli deve vereceksin, elli deve de Medine’ye dönüşümüzde vereceksin!”

    Bu vak’a Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’ın seferlerinin birinde cereyan etmişti. Muhallem uzun boylu, esmer birisi idi, cemaatin kenarında bulunuyordu. O ölümden kurtuluncaya kadar halk oradan ayrılmadı. Resûlullah’ın (bu nihai hükmünden sonra) önüne, iki gözünden de yaşlar akar vaziyette oturdu ve:

    “Ey Allah’ın Resülü! Ben size ulaşan cinayeti işlemiş bulunuyorum. Ben Allah’a tevbe ettim. Sen de benim için ey Allah’ın Resülü, Allah’tan mağrifet dileyiver!” dedi. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) yüksek sesle:

    “Sen onu İslàm’ın başında silahınla mı öldürdün! Allah’ım, Muhallem’i mağrifet etme!” dedi.

    Ebu Seleme şu ilavede bulunur: “Muhallem göz yaşlarını ridasının ucuyla silerek kalktı.”

    İbnu İshak der ki: “Muhallem’in kavmi, Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’ın daha sonra onun için Allah’a istiğfar ediverdiğine inanıyorlardı.” Ebu Davud, Diyat 8, (4503).
    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Diyet aldıktan sonra (katili) öldüren kimseyi asla affetmem.” Ebu Davud, Diyat 5, (4507).
    Amr İbnu Şuayb’ın rivayetine göre: “Beni Müdlic’ten Katade adında bir adam, oğluna bir kılıç fırlattı. O da bacağına isabet etti. Yaradan fasılasız kan kaybı oldu ve oğlan öldü. Süraka İbnu Cu’şum Hz. Ömer (radıyallahu anh)’e gelip durumu haber verdi. Hz. Ömer: “Kudeyd suyuna yüz yirmi deve hazırla, ben oraya geleceğim” dedi. Ömer (radıyallahu anh) oraya gelince bu develerden otuz hıkka (dört yaşına giren dişi deve), otuz cezea (beş yaşına girmiş dişi deve) ve kırk halife (hamile deve) aldı. Ve sordu:


    “Maktülün kardeşi nerede?”

    “İşte benim!” dedi.

    “Al bunları! Zira Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) şöyle buyurmuştu: “Katile (ne diyetten, ne mirastan) hiç bir hisse yoktur.” Muvatta, Ukül 10, (2, 867).
    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Huzeyl kabilesinden iki kadın, biri diğerini öldürmüştü. Bunlardan her ikisinin kocası ve birer oğlu vardı. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) efendimiz maktülenin diyetini ödeme işini, katilenin (öldüren kadının) akilesine yükledi, kocasını ve oğlunu bu külfetten uzak tuttu. Çünkü bu ikisi Huzeyl’den değillerdi. Maktülenin akilesi, “ölenin mirası da bize aittir” dediler. Aleyhissalatu vesselam:


    “Hayır! Mirası, kocasına ve oğluna aittir!” buyurdu.” Ebu Davud, Diyat 21, (4575).
    Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) Ebu Cehm İbnu Huzeyfe’yi zekat tahsildarı olarak gönderdi. Adamın biri sadaka ödeme meselesinde onunla inatlaştı. Ebu Cehm (radıyallahu anh) de adama vurup başından yaraladı. Hemen Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’e gelip:


    “Ey Allah’ın Resülü, kısas istiyoruz” dediler. Resûlullah onlara:

    “Size şu şu miktir diyet vereyim!” dedi ise de razı olmadılar. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) miktarını daha da artırarak:

    “Size şu şu miktar diyet vereyim” dedi. Onlar yine razı olmadı. Hz. Peygamber (daha da artırarak):

    “Size şu şu kadar diyet vereyim” dedi. Bu sefer razı oldular.

    Bunun üzerine aleyhissalatu vesselam Efendimiz:

    “Ben bu akşam halka konuşup, onlara razı olduğunuzu bildireceğim!” dedi. “Pekala” dediler. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) hitabesinde:

    “Bu Leysliler bana kısas talebiyle geldiler. Ben onlara (kısasa bedel) şu şu miktar diyet teklif ettim, onlar da razı oldular, siz de razı mısınız?” diye sordu. Fakat berikiler:

    “Hayır, razı değiliz!” dediler. Mühacirün onlara kızıp üzerlerine yürüdü. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) onlara dokunmamalarını emretti, Muhacirun da ileri gitmekten vazgeçti. Sonra onları çağırıp, onlara verdiğini artırdı ve sordu:

    “Razı oldunuz mu?”

    “Evet” dediler. Resûlullah tekrar:

    “Ben halka hitap edip, razı olduğunuzu bildireceğim” dedi. Onlar: “Pekala?” dediler. Resûlullah halkı çağırarak:

    “Razı mısın?” diye sordu.

    “Evet razıyız!” dediler.” Ebu Davud, Diyat 13, (4534); Nesai, Kasame 24, (8, 35).
    Hilal İbnu Sirac İbni Müccaa an ebihi an ceddihi tarikinden anlattığına göre: “(Ceddi Müccaa) Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’e gelerek Beni Zühl kabilesine mensup Benü Sedüs tarafından öldürülmüş olan kardeşinin diyetini taleb etti. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) ona:


    “Eğer ben bir müşrik için diyete hükmetseydim kardeşin için hükmederdim. Fakat ben sana (diyet değil, bunun yerini tutacak) bir bedel vereyim” dedi ve ona, aleyhissalatu vesselam, Beni Zühl müşriklerinden elde edilecek ilk humustan yüz deve vereceğine dair (senet) yazdı.

    (Müccaa bu yüz deveden) bir miktarını almıştı. (Tamanını almadan) Beni Zühl kabilesi Müslüman oldu. Bilahare Müccaa geri kalan develeri Hz. Ebu Bekr (radıyallahu anh)’den taleb etmek üzere, ona geldi. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’ın borç senedini gösterdi.

    Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) kendisine Yemame’den gelecek zekattan ödenmek üzere on iki bin sa’, yani dört bin sa’ buğday, dört bin sa’ arpa, dört bin sa’ hurma yazdı. Resûlullah’ın verdiği yazıda (borç senedinde) şunlar yazılıydı: “Bismillahirrahmanirrahim. Bu Peygamber Muhammed (aleyhissalatu vesselam)’den Beni Süleymli Müccaa İbnu Mürare’ye (verilmiş bir borç) senedidir. Ben kendisine (öldürülen) kardeşine bedel olarak, Beni Zülh müşriklerinden gelecek ilk humustan yüz deve vereceğim.” Ebu Davud, Harac 20, (2990).
    Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) her kabileye bir diyet yazdı. Hiçbir azadlıya kendini azad edenden başka bir Müslümanı kendine mevla ittihaz etmesi, asıl azad edenin izni olmadan helal değildir.” Nesai, Kasame 38, (8, 52).
    İbnu Şihab (radıyallahu anh) anlatıyor: “(Diyete iştirakte) tatbikat (sünnet) şöyledir: Akile amden yapılan öldürmelerin diyetine (huküken) iştirak etmez. Gönül rızasıyla ederse o başka. Keza, akileye az da olsa çok da olsa kölenin bedelinden yüklenmez. Kölenin bedeli, ne miktara baliğ olursa olsun, ona, malı olarak tasarruf edenedir. Çünkü o, şu hadise binaen ticaret mallarından bir ticaret malıdır: Amden öldürenin diyetine sulhen tesbit edilen diyete; itiraf yoluyla sübüt bulan cinayete terettüp eden (diyete); işlenen bir cinayete terettüp eden erş’e (diyete) ve kölenin bedeline akile iştirak etmez, kendi arzusu ile iştirak ederse o başka.”


    (Keza bir başka) tatbikat dahi şöyledir: “Kişi hataen hanımını yaralarsa, diyet öder, fakat kısas yapılmaz. Ancak kadına amden ulaşan (kötülüğü sebebiyle) kısas yapılır.”

    Bana ulaştığına göre, Hz. Ömer (radıyallahu anh) buyurmuştur ki:

    “Kadın, nefsinin üçte birine ulaşan ve aşan yaralamalar amden olduğu takdirde, erkekten kısas isteyebilir.” Rezin ilavesidir.
    Tarık İbnu Şihab (radıyallahu anh) anlatıyor: “Büzaha heyeti Hz. Ebu Bekir es-Sıddik (radıyallahu anh)’agelip sulh istediler. Hz. Ebu Bekir onları yerlerinden yurtlarından edecek harp ile, rezil rüsvay edecek sulh arasında mühayyer bıraktı. Heyet mensupları:


    “Yerden yurttan edeceği (mücliyyeyi) anladık, rezil-rüsvay edecek (muhziye) ne demektir?” diye sordular.

    “Sizden silahları ve binekleri alacağız. Sizin mal ve mülkünüzden elimize geçenleri ganimet yapacağız, bizden ele geçirdiklerinizi bize iade edeceksiniz, bizden öldürdüklerinizin (diyetini) borçlanacaksınız, sizin ölüleriniz cehennemlik olacak (onlar için herhangi. bir ödeme yapmayacağız). Allah Resülü’nün halifesine ve muhacirlerine sizi mazur kılmalarına sebep olacak bir durum (iyi hal) gösterinceye kadar kabileleri, develerin peşini takib etmeye bırakacak (onlara karışmayacak)sınız.”

    Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) bu söylediklerini heyet mensuplarına teklif olarak arzetti. Hz. Ömer (radıyallahu anh) söz alıp şunu söyledi: “Bahsettiğin “yerden -yurttan edecek savaş ve rezil- rüsvay edecek sulh” sözün var ya! Ne güzel de söyledin. Ya şu, “Sizden ele geçirdiklerimizi ganimet yapacağız, bizden ele geçirdiklerinizi iade edeceksiniz!” sözün var ya! Ne güzel söyledin. “Bizden öldürdükleriniz için borçlanacaksınız, sizin ölüleriniz cehennemlik” sözüne gelince, bizim ölülerimiz Allah’ın emri üzerine savaştılar ve öldürüldüler, onların ecirleri Allah’ın üzerinedir, onlar için diyet yoktur.”

    Heyet, Hz. Ömer (radıyallahu anh)’in söylediği şartlar üzere beyat yaptı.

    Derim ki: Bu rivayeti tam olarak Şerefüddin el-Barizi zikretti. Rivayeti tahric edene nisbet etmedi. Bu rivayeti Camiul Kebir müellifi zikretmedi.

    Ancak Buhari, rivayetten sadece Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh)’in şu sözünü kaydetti: “A!lah Resülü’nün halifesine ve Muhacirlere sizi mazur kılmalarına sebep olacak bir durum gösterinceye kadar kabileleri develerin peşini takib etmeye bırakacak, (onlara karışmayacak)sınız.” Bu kısım Kitabu’l Ahkam’ın sonunda senetsiz olarak mevcuttur, gerisi yoktur.


  5. 27.Şubat.2013, 16:03
    3
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Diyet ile ilgili hadisler

    DİYETİN KIYMETİ
    hadis
    kaynak

    Abdullah İbnu Amr İbni’l-As (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) zamanında diyet-i kamilenin kıymeti sekiz bin dirhem idi. Ehli Kitab’ın diyeti de o gün, Müslümanların diyetinin yarısına denkti. Bu durum Hz. Ömer (radıyallahu anh)’ın halife olmasına kadar devam etti. Halife olunca bir hutbesinde "Artık deve pahalandı" dedi ve diyeti altın sahiplerine bin dinar, gümüş sahiplerine on iki bin dirhem, sığır sahiplerine iki yüz sığır, davar sahiplerine iki bin koyun, elbise sahiplerine de iki yüz takım elbise olarak tesbit etti. Ehl-i zimmetin diyetini, (Hz. Peygamber devrinde ne idiyse) olduğu gibi bıraktı, hiçbir yükseltme yapmadı."


  6. 27.Şubat.2013, 16:03
    3
    Moderatör
    DİYETİN KIYMETİ
    hadis
    kaynak

    Abdullah İbnu Amr İbni’l-As (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) zamanında diyet-i kamilenin kıymeti sekiz bin dirhem idi. Ehli Kitab’ın diyeti de o gün, Müslümanların diyetinin yarısına denkti. Bu durum Hz. Ömer (radıyallahu anh)’ın halife olmasına kadar devam etti. Halife olunca bir hutbesinde "Artık deve pahalandı" dedi ve diyeti altın sahiplerine bin dinar, gümüş sahiplerine on iki bin dirhem, sığır sahiplerine iki yüz sığır, davar sahiplerine iki bin koyun, elbise sahiplerine de iki yüz takım elbise olarak tesbit etti. Ehl-i zimmetin diyetini, (Hz. Peygamber devrinde ne idiyse) olduğu gibi bıraktı, hiçbir yükseltme yapmadı."


  7. 27.Şubat.2013, 16:04
    4
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Diyet ile ilgili hadisler

    CENİNİN DİYETİ
    hadis
    kaynak

    Ebu Hüreyre hazretleri (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hüzeyl kabilesinden iki kadın birbirleriyle kavga ettiler. Biri diğerine bir taş atarak kadını da, karnındaki yavruyu da öldürdü. Dava Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’e geldi. Efendimiz, ceninin diyetini bir gurre olarak hükme bağladı. Gurre kadın veya erkek bir köle demektir."

    Ebu Davud’un bir rivayetinde şu ziyade vardır: ".. veya katır veya ata hükmetti. Kadının diyetini akilesi üzerine hükmetti. Kadına çocukları ve onlarla birlikte olanlar varis oldular."
    Buhari, Diyat 25, Tıbb 46, Feraiz 11; Müslim, Kasame 34, (1681); Muvatta, Ukül 5, (2, 855); Tirmizi, Diyat 15, (1410); Ebu Davud, Diyat 21, (4568,4580); Nesai, Kasame 37, (8, 47, 48).


  8. 27.Şubat.2013, 16:04
    4
    Moderatör
    CENİNİN DİYETİ
    hadis
    kaynak

    Ebu Hüreyre hazretleri (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hüzeyl kabilesinden iki kadın birbirleriyle kavga ettiler. Biri diğerine bir taş atarak kadını da, karnındaki yavruyu da öldürdü. Dava Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’e geldi. Efendimiz, ceninin diyetini bir gurre olarak hükme bağladı. Gurre kadın veya erkek bir köle demektir."

    Ebu Davud’un bir rivayetinde şu ziyade vardır: ".. veya katır veya ata hükmetti. Kadının diyetini akilesi üzerine hükmetti. Kadına çocukları ve onlarla birlikte olanlar varis oldular."
    Buhari, Diyat 25, Tıbb 46, Feraiz 11; Müslim, Kasame 34, (1681); Muvatta, Ukül 5, (2, 855); Tirmizi, Diyat 15, (1410); Ebu Davud, Diyat 21, (4568,4580); Nesai, Kasame 37, (8, 47, 48).


  9. 27.Şubat.2013, 16:04
    5
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Diyet ile ilgili hadisler

    NEFİS VE UZUVLAR HAKKINDA MÜŞTEREK HADİSLER
    hadis
    kaynak

    Abdullah İbnu Ebi Bekr İbni Muhammed İbni Amr İbni Hazm, babasından naklen anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’ın İbnu Hazm’a diyetler hakkında yazdığı talimatta şu hususlar da vardı: "Nefis için (diyet olarak) yüz deve, burun tamamiyIe koparılacak olursa diyet-i kamile, me’mûme (denen ve beyin zarına kadar ulaşan yara) için diyetin üçte biri, caife (denen karın veya başın boşluğuna ulaşan yara) için de bunun kadar; göz için elli, ayak için de elli, vücudda bulunan her parmak için on deve, her diş için beş, müzıha (denen ve kemiğe ulaşan yara) için beş deve (lik diyet vardır)."

    Nesai’nin bir rivayetinde şu ibare yer alır: "Nefis için diyet-i kamile; burun tamamen koparılmış ise diyet-i kamile, dil için diyet-i kamile, iki dudak için diyet-i kamile, sulb (bel kemiğinin kırılıp kişinin kamburlaşması) için diyet-i kamile iki yumurta (husye) için diyet-i kamile, zeker (erkek tenasül uzvu) için diyet-i kamile, sulb (bel kemiğinin kırılıp kişinin kamburlaşması) için diyet-i kamile, iki göz için diyet-i kamile, bir ayak için diyet-i kamilenin yarısı, me’müme (beyin zarına ulaşan yara) için diyet-i kamilenin üçte biri, caife (baş veya karın boşluğuna ulaşan yara) için diyet-i kamilenin üçte biri, münekkile (küçük kemik çıkan yara) için on beş deve, el veya ayak parmaklarından her biri için on deve, (her bir) diş için beş deve, müzıha (kemiğe ulaşan yara) için beş deve (diyet olarak verilir). Erkek, kadına karşı öldürülür, altını olanlardan (diyet-i kamile olarak) bin dinar alınır."
    Muvatta, Ukül 1, (2, 849); Nesai, Kasame 44, (8, 57, 60).

    Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) hatanın diyetini, köylerde yaşayanlar için dört yüz dinar olarak veya buna denk kıymette gümüş olarak değerlendirir, bunu da develerin fıyatlarını esas alarak tesbit ederdi. (Söz gelimi) develer pahalanınca (diyetin dinar ve dirhem miktarında) yükseltme yapar, develerin kıymeti düşünce de (diyetin dinar ve dirhem miktarında) indirme yapardı. (Hataen işlenince cinayetlerin diyeti Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) zamanında dört yüz dinarla sekiz yüz dinar arasına ulaştı. Bunun gümüş nev’inden muadili sekiz bin dirhem idi. Sığır besleyenlere (diyet olarak) iki yüz sığır hükmetti. Diyetini davar cinsinden vermek isteyene iki bin davara hükmetmiştir. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Diyet, öldürülenin varisleri arasında yakınlık derecelerine göre, (yani Kur’an’da belirtiIen nisbet üzere, diğer tereke malları gibi) taksim edilir. (Ashabu’I-feraiz’den) artan olursa asabe (denen akraba)ya geçer."

    Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) uzuvlar hakkında, daha önce geçtiği şekilde hükmetti."
    Ebu Davud, Diyat 20, (4564); Nesai, Kasame 30, (8, 42, 43).

    İbnu Abbas hazretleri (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Parmaklar diyette eşit değerdedir. Dişler de aralarında eşittirler. Köpek dişi, azı dişi eşittir. Bunlar öbürlerine diyet meselesinde denktirler."
    Ebu Davud, Diyat 20, (4559, 4560, 4561).

    Amr İbnu Şuàyb an ebihi an ceddihi (radıyallahu anh) anlatıyor. "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) yerinde sabit duran (bakar) kör gözün (cinayet sebebiyle) kapanması halinde, diyetinin, normal diyetinin üçte biri olacağına hükmetti. Keza sakat elin kesilmesi halinde, diyetinin normal diyetinin üçte biri kadar olacağına, siyahlaşmış dişin (cinayet sebebiyle) düşmesi halinde, normal diyetinin üçte biri olacağına hükmetti."
    Ebu Davud -bu rivayetin sadece gözle ilgili kısmını- önceki rivayetin aynı babında), Nesai’de tam olarak tahric etmiştir.


  10. 27.Şubat.2013, 16:04
    5
    Moderatör
    NEFİS VE UZUVLAR HAKKINDA MÜŞTEREK HADİSLER
    hadis
    kaynak

    Abdullah İbnu Ebi Bekr İbni Muhammed İbni Amr İbni Hazm, babasından naklen anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’ın İbnu Hazm’a diyetler hakkında yazdığı talimatta şu hususlar da vardı: "Nefis için (diyet olarak) yüz deve, burun tamamiyIe koparılacak olursa diyet-i kamile, me’mûme (denen ve beyin zarına kadar ulaşan yara) için diyetin üçte biri, caife (denen karın veya başın boşluğuna ulaşan yara) için de bunun kadar; göz için elli, ayak için de elli, vücudda bulunan her parmak için on deve, her diş için beş, müzıha (denen ve kemiğe ulaşan yara) için beş deve (lik diyet vardır)."

    Nesai’nin bir rivayetinde şu ibare yer alır: "Nefis için diyet-i kamile; burun tamamen koparılmış ise diyet-i kamile, dil için diyet-i kamile, iki dudak için diyet-i kamile, sulb (bel kemiğinin kırılıp kişinin kamburlaşması) için diyet-i kamile iki yumurta (husye) için diyet-i kamile, zeker (erkek tenasül uzvu) için diyet-i kamile, sulb (bel kemiğinin kırılıp kişinin kamburlaşması) için diyet-i kamile, iki göz için diyet-i kamile, bir ayak için diyet-i kamilenin yarısı, me’müme (beyin zarına ulaşan yara) için diyet-i kamilenin üçte biri, caife (baş veya karın boşluğuna ulaşan yara) için diyet-i kamilenin üçte biri, münekkile (küçük kemik çıkan yara) için on beş deve, el veya ayak parmaklarından her biri için on deve, (her bir) diş için beş deve, müzıha (kemiğe ulaşan yara) için beş deve (diyet olarak verilir). Erkek, kadına karşı öldürülür, altını olanlardan (diyet-i kamile olarak) bin dinar alınır."
    Muvatta, Ukül 1, (2, 849); Nesai, Kasame 44, (8, 57, 60).

    Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) hatanın diyetini, köylerde yaşayanlar için dört yüz dinar olarak veya buna denk kıymette gümüş olarak değerlendirir, bunu da develerin fıyatlarını esas alarak tesbit ederdi. (Söz gelimi) develer pahalanınca (diyetin dinar ve dirhem miktarında) yükseltme yapar, develerin kıymeti düşünce de (diyetin dinar ve dirhem miktarında) indirme yapardı. (Hataen işlenince cinayetlerin diyeti Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) zamanında dört yüz dinarla sekiz yüz dinar arasına ulaştı. Bunun gümüş nev’inden muadili sekiz bin dirhem idi. Sığır besleyenlere (diyet olarak) iki yüz sığır hükmetti. Diyetini davar cinsinden vermek isteyene iki bin davara hükmetmiştir. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Diyet, öldürülenin varisleri arasında yakınlık derecelerine göre, (yani Kur’an’da belirtiIen nisbet üzere, diğer tereke malları gibi) taksim edilir. (Ashabu’I-feraiz’den) artan olursa asabe (denen akraba)ya geçer."

    Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) uzuvlar hakkında, daha önce geçtiği şekilde hükmetti."
    Ebu Davud, Diyat 20, (4564); Nesai, Kasame 30, (8, 42, 43).

    İbnu Abbas hazretleri (radıyallahu anhüma) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Parmaklar diyette eşit değerdedir. Dişler de aralarında eşittirler. Köpek dişi, azı dişi eşittir. Bunlar öbürlerine diyet meselesinde denktirler."
    Ebu Davud, Diyat 20, (4559, 4560, 4561).

    Amr İbnu Şuàyb an ebihi an ceddihi (radıyallahu anh) anlatıyor. "Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) yerinde sabit duran (bakar) kör gözün (cinayet sebebiyle) kapanması halinde, diyetinin, normal diyetinin üçte biri olacağına hükmetti. Keza sakat elin kesilmesi halinde, diyetinin normal diyetinin üçte biri kadar olacağına, siyahlaşmış dişin (cinayet sebebiyle) düşmesi halinde, normal diyetinin üçte biri olacağına hükmetti."
    Ebu Davud -bu rivayetin sadece gözle ilgili kısmını- önceki rivayetin aynı babında), Nesai’de tam olarak tahric etmiştir.





+ Yorum Gönder