Konusunu Oylayın.: Müzik ve Çalgı Hakkında İslami Tesbitler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Müzik ve Çalgı Hakkında İslami Tesbitler
  1. 26.Şubat.2013, 14:48
    1
    Misafir

    Müzik ve Çalgı Hakkında İslami Tesbitler






    Müzik ve Çalgı Hakkında İslami Tesbitler Mumsema Müzik ve Çalgı Hakkında İslami Tesbitler


  2. 26.Şubat.2013, 14:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 26.Şubat.2013, 15:36
    2
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Müzik ve Çalgı Hakkında İslami Tesbitler




    Müzik ve Çalgı Hakkında İslami Tesbitler

    Müziği dine sokmak

    Hızlı ve sinsi bir şekilde dinin içine müzik sokulmaya çalışılıyor. Çünkü dini bozmanın en kolay yollarından biri budur. Hıristiyanlığı aslından uzaklaştıran önemli unsurlardan biri de Kiliselere müziğin sokulmasıdır. İslamiyet’i de Hıristiyanlığın durumuna düşürmek için müziğe ağırlık verilmektedir. Bir gazete haberi şöyledir:
    “Yedikule Zindanları, iftardan sonra zindan duvarlarını sarsacak kadar tempolu bir konsere tanıklık etti. Mustafa Özcan’ın Kur’an tilavetinden sonra Avusturya’dan gelen ve daha çok Türk Tasavvuf Musikisi icrasıyla tanınan Abdurrahman Toprak, soğuktan titreyen kalabalığı kendine eşlik ettirmeye çalışarak ilahi söyledi. Ardından bir zamanların ‘Yeşil Pop’çuları sahneye çıktı. Daha sonra heyecanla Yusuf İslam’ın geldiği müjdelendi. Hip Hop şarkılarıyla İslam çağrısı yapan, ramazan münasebetiyle özel olarak getirtilen Amerikalı müzik grubu Native Deen (Yerli Din) de sahnede yerini aldı. Her biri en fazla 20 yaşında üç tane çikolata renkli Afro-Amerikan, başlarındaki beyaz takkeler ile koşarak sahneye fırladı. Grubun üyeleri Joshua Salem, Naim Muhammed ve Abdülmelik Ahmed sahnede izleyici ile kurdukları diyalog açısından Yedikule Zindanlarındaki kalabalığı adeta kendinden geçirdi. En fazla ortaokul öğrencisi oldukları her hallerinden belli çocuklar, başlarına beyaz namaz takkelerini geçirmiş sahnenin hemen önünde ‘hip hop’ figürleriyle dans ettiler. Gece, Native Deen’in genç üyeleri ile öncüleri olan Yusuf İslam’ın birlikte söylediği sazlı sözlü ‘Taleal Bedru’ ile noktalandı...”

    Ramazan aylarında yoğunlaştırılan bu faaliyetler projenin birinci aşamasıdır: Bu aşamada maksat, dinimizce haram olan müziği meşru hâle getirmek. Daha sonra da, müziği Hıristiyanlıkta olduğu gibi ibadetin bir parçası haline sokmak. Birinci aşamada hayli yol alındı.

    Ramazanda pek çok otelin kapısında, “Canlı müzik eşliğinde iftar” afişlerini gördük. İşte İstanbul’da beş yıldızlı bir otelin ilanı: “Zengin bir mönünün sonunda Çeşmi bülbül Fasıl Grubu eşliğinde her akşam iftar...” Dört kız, ellerinde tambur, kanun ve ud eşliğinde, “Ben yanarım yane yane”, ”Sordum sarı çiçeğe...” ilahilerini seslendiriyorlar iftarda. Ardından saz eserleri... Akşama kadar Allah için oruç tutan, akşam genç kızların seslendirdiği Klasik Türk Müziği eşliğinde iftar ediyor.

    Şapla şeker karıştı. Eskiden saflar ayrı ve netti. Kim ne yaptığını biliyordu. İçki içen meyhaneye, eğlenecek olan eğlence yerine, ibadet edecek olan da, camiye giderdi. Haram işleyen de günahını bildiği için üzülürdü. Yaptığını meşru görmediği için de küfre düşmezdi. Şimdi her şey birbirine karışmış durumda. İbadet mi yapıyor, eğleniyor mu belli değil. Bütün bunlar müziği ve haramları meşrulaştırmanın, haramı helali birbirine karıştırmanın yani “Dini sulandırma” projesinin bir parçasıdır.

    Görünüşe bakıldığında bu davranışlar halkın cahilliğine veriliyorsa da, bu o kadar basit bir olay değildir. Müslümanlar bu hâle planlı bir şekilde, belli bir proje doğrultusunda getiriliyor. Bu projenin içeride ve dışarıda bayraktarlığını yapan pek çok kimse var. Rock Müziğin başını çeken Cat Stevens diğer ismi ile Yusuf İslam’ın takip ettiği çizgi hayli enteresan. Önce İslam âlimlerinin kitaplarından ve çevresindeki Müslüman kimselerden müziğin haram olduğunu öğrenip Müslüman olmasıyla beraber müziği de bırakıyor. Daha sonra birden fikir değiştiriyor. Bu değişikliği de kendince şöyle yorumluyor:
    “Başlangıçta müzik konusunda şüphelerim oluşmuştu. Daha sonra Kur’ana ve hadislere baktım, müzik ile ilgili bir şey göremedim. İyi, faydalı şeyleri İslamiyet emrediyor. Müzik iyi ve faydalı olduğuna göre, haram olamaz diye yorumladım. Yeniden çalışmaya başladım...”

    Binlerce İslam âlimi, Kur’an-ı kerime ve hadis-i şeriflere dayanarak müziğin haram olduğunu söylüyorlar; bu ise, göremedim, diyor. Demek ki bir yönlendirenler var. Kendisine, “Yedikule’de hip-hop grubu Native Deen ile birlikte sahneye çıktınız. Bu hip-hop tarzını nasıl buluyorsunuz?” diye soruyorlar, o da, “Native Deen, gençleri İslam’a ve Allah’a çağırıyor. Albümleri insanlık adına son derece olumlu mesajlar içeriyor. Bence gayet de başarılı bir hip-hop örneği ortaya çıkarıyorlar” diyor.

    Yani dinimizin haram kıldığı müzik vasıtasıyla gençler İslam’a çağrılıyor. Böyle çağrılarla gelenlerin İslami anlayışının, yaşayışının ne olduğunu bilmek zor değildir. (Mehmet Oruç)

    Düğünlerde Tef, Darbuka ve Benzeri Aletleri Çalmak:


    Düğün ve derneklerde bu kabil âletleri çalmaya cevaz verilmiştir. Nitekim. Peygamber (A.S.) Efendimiz zamanında bayram günleri kadınların biraraya gelip bu tür çalgı çalıp eğlendikleri sahih rivayetlerle sabit olmuştur. Hattâ bir bayram günü Hz. Âişe Validemizin evinde kadınlar toplanıp tef çalıp eğlenirlerken Resûlüllah (A.S.) Efendimiz içeri girmiş, onlara bir şey demeden çekilip bir köşede uzanarak uyumak istemişti. Tam bu sırada Ebûbekir Sıddık içeri giriyor ve çalgı seslerini işitince üzülüyor, onları azarlayarak «Peygamber Efendimizin huzurunda caz ve sazın yeri mi olur?» diye uyarıda bulunuyor. Bunun üzerine Efendimiz yüzünün üstündeki örtüyü kaldırarak, «Ya Ebabekir! Herkesin bir bayramı var, onda eğlenirler, vazgeç bunlar da kendi bayramlarında eğlensinler.» buyurarak bunun bir aşırılık olmadığını belirtiyor.


    Efendimiz Mekke'den Medine'ye hicret edip Medine'ye girerken coşkun bir tezahüratla karşılandı, bunların arasında neşide söyleyen kızlar ve kadınlar da. bulunuyordu. Efendimiz onların bu davranışını o gün için yadırgamadı. Sonraları, kadınların erkekler arasında neşide, (şarkı ve türkü) söylemelerini yasakladı.


    Aşırı şekilde çalıp oynamak ise mekruh kabul edilmiştir. İmam Ebû Yusuf bu görüştedir. (2)


    Hızanetü'l-Müftîn adlı eserde bu konuya temas edilerek deniliyor ki: «Bayram ve benzeri günlerde tef ve benzeri şeyleri çalmakta dinen bir sakınca yoktur.»


    (1) El-Muhit - Radiyüddin Serahsî
    (2) El-Muhit - Radiyüddin Serahsi
    Kaynak: Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı

    İslam dinine göre düğün ve sünnet gibi sevinçli hallerde ihtila –erkek kadın beraberliği- olmamak şartıyla oynamak, kaval ve kudum gibi aletler kullanılarak sevinç izhar etmekte bir mahzur yoktur.Sevinmek fıtri bir şeydir. İnsanoğlu sevincini gösterip, sıkıntılarını geriye ittiği bu tür zamanlara ihtiyaç gösterir.
    Resulüllah (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadırlar: "Helal ile haramı birbirinden ayıranşey kudum çalmaktadır" (Tirmizi).
    İmam Rafii "El-Azız" adındaki kitabında şöyle diyor: Kaval çalınıp çalınmayacağıyla ilgili iki görüş vardır. Bunlardan birisi Bağaviye aittir ve kavalın haram olduğunu söyler, diğer de İmam Gazali'ye aittir ki o da kaval çalınmanın helal olduğunu belirtir. Bu iki görüşten Gazalinin ki daha doğrudur" (Kef el-Rüaa).
    İbn Hacer ve Kurtubi gibi alimler ise, tambur ve kemençe gibi fasık, ayyaş ve sefihlerin kullandığı çalgı aletlerini kullanmanın ve dinlemenin icma ile haram olduğu görüşünü ileri sürüyorlar (Kef el-Rüaa).
    Ebu İshak El-Şirazı de bu hususda şunları söylüyor: "Du ve tambur gibi çalgıları çalmak haramdır." Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: "Allah Teala ümmetime içkiyi, kumarı ve darıdan yapılan içki ile davul ve tamburu yasaklamıştır."
    Resulüllah (sav) bir başka hadislerinde de şöyle buyurmaktadırlar: "İçki içip davul ve çalgı aletlerini kullanmak yüzünden ümmetimin bir kısmı mesholunacaktır."
    Demek oluyor ki, insanın, şehvet ve arzularını tahrik etmeyen aksine hüzün ve benzeri duygulara yol açan aletleri çalması ve dinlemesi caizdir. Ancak yukarda da ifade ettiğimiz gibi insanın şehvet arzularını tahrik eden ve müslümanı sefih ve ayyaşlara yaklaştıran ve daha çok bu tip insanlar tarafından kullanılan alet ve çalgıları kullanmak haramdır. Bu konudaki delil ise Resulüllah'ın bazı hadisleri ve icmaı ümmettir. Bu konuda alimler ittifak halindedirler. İbn Hazm ve İbn Tahir'den başka bu görüşe muhalefet eden olmamıştır. Bunların da sözlerine güvenilmez. İbn Hazm Zahiri ve ölçüsüzdür. İbn Tahir ise yalancıdır.
    Buna rağmen bugün bu tür yasaklara riayet edilmediği ve herkesin evine girdiği görülmektedir.

    Şeytan (ondan Allah’a sığınırız.) ve askerlerinin, kullarını saptırmak ve beldeleri fesada uğratmak için en büyük araçlardan biri şarkı ve müziktir. Bu Şeytan onlarla, ALLAH IN kullarını saptırdığı ve doğru yolundan çıkardığı vasıtaların en büyüğüdür.
    1- MÜBAH OLAN ŞARKI
    Bu sadece sesi yükselterek ve eğlence ve müzik aletleri olmaksızın şarkı söylemektir. Ancak şu şartların yerine getirilmesi gerekir. İçerisinde ALLAH a ortak koşma (şirk), ahlaksızlık Müslümanları yerme, yabancı kadınlara övgü, ve kur yapma, içkilerden bahsetme olmamalıdır.
    2- HARAM OLAN ŞARKI
    Bu yukarıdaki şartlar kendisine uymayan her şeydir.
    YÜCE ALLAH’IN KİTABINDAN ŞARKI VE MÜZİĞİN HARAM OLDUĞUNU BİLDİREN DELİLLER
    “İnsanlardan kimi var ki, bilgisizce (insanları) Allah’ın yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için laf eğlencesi satın alır. İşte onlara küçük düşürücü bir azap vardır.” (Lokman-6)
    Fakih sahabi Abdullah b.Mesud’a (R.A) ayetteki “ lehve’l-hadisin (laf eğlencesinin)”ne olduğu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir.
    “Kendisinden başka ilah olmayana yemin ederim ki bu şarkıdır.” Bu sözünü 3 defa söylemiştir. (Tefsiru’t –Taberi XI/61
    Kur’an’ın tercümanı olan Abdullah b.Abbas radıyallahu anh ise:
    “Ayet şarkı ve benzerleri hakkında indi “demiştir. (Buhari, el-Edebu’l-Mufred No:1265)
    “Onlardan gücünün yettiğini sesinle oynat; atlılarınla ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas;mallarda ve evlatlarda onlara ortak ol (bunları haram yoldan kazanmaya sevket); Onlara çeşitli vaadler yap, gerçi şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez.” (İsra-64)
    İmam İbnu’l-Kayyim ALLAH ona rahmet etsin bu ayet hakkında şunları söylemiştir.
    “ Şeytanın sesi Ademoğullarını rahatsız eder. O Allah’a itaat dışındaki her türlü sestir. Onu emrettiği ve onu beğendiği için, şeytana nisbet edilmiştir.yok sa bizzat şeytanın sesi değildir. Şarkı Sesi, Ölü için feryat etme, üflemeli, telli ve başka bütün çalgıların sesleri,Ademoğullarının canını sıkan, onları basitleştiren ve rahatsız eden şeytanın seslerindendir.
    ŞARKI VE MÜZİĞİN HARAM OLDUĞUNU BİLDİREN SÜNNETTEKİ DELİLLER
    Hadis 1
    Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyudu;
    “Ümmetim arasında, zina yapmayı, ipekli elbiseler giymeyi, şarap içmeyi, çalgı aletlerini çalmayı helal sayan kimseler olacak” (Buhari, Kitabu’l-Eşribe, babu ma cae fimen yestehıllu’l-hamr.)
    Bu Hadis, şarkı ve müziğin haram kılındığı konusunda delaleti kesin açık bir nastır.
    Hadis 2
    Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyudu;
    “Yüce rabbim bana, içki, kumar, davul ve gitarı haram kıldı.”
    (İbn Hacer El-Askalani, Fethu’l-Bari, X/55) Hadis Sahihtir. İmam Ahmed, Müsned , I/127. el-Elbani, “Tahrimu alati’t Tarab’ta Sahih olduğunu Söylemiştir)
    Hadis 3
    Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyudu;
    “Bu ümmet içinde, yere batırılma, hayvana çevrilme ve gökten taş yağmasıolacak”
    Müslümanlardan birisi Allah ‘ın Rasulü Bu ne zaman olacak diye sordu Rasulullah Sallallahu aleyhi ve selem şu cevabı verdi;
    “Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri yaygınlaşıp içkiler içildiğinde”
    (“En-Nihaye”,I/122. Bakınız: “Tahrimu alati’t-tarab” s.78
    ŞARKININ VE ŞARKI İLE UĞRAŞANLARIN YERİLDİĞİNE DAİR SAHABE, TABİİN VE DÖRT İMAMDAN NAKLEDİLENLER
    1- Osman B.Affan (R.A.) Yüce Allah’ın kendisine olan lütfunu zikretmek üzere şöyle
    demişti;
    “Ben ne şarkı söyledim. Nede böyle bişeyi yapmak istedim)
    2- Abdullah B.Mesud (R.A.) ; Şarkı Suyun bitkiyi büyütüp yaşerttiği gibi, kalpte münafıklığı yeşertir.
    3- Abdullah B. Ömer (R.A.); Şarkı söyleyen küçük bir cariyeye rastladı ve şöyle dedi;
    “ Şeytan birisini bırakacak olsaydı bunu bırakırdı”
    Veki b. El Cerrah Allah ona rahmet etsin şöyle dedi;
    Tamburu Al sahibinin kafasında kır. Nitekim İbn Ömer – Allah ondan razı olsun böyle yapmıştır.
    İmam Ebu Hanife Allah ona rahmet etsin Şarkının haram olduğunu sert bir ifadeyle söylemiş ve onu dinlemeyi günah saymıştır.
    İmam Şafi Allah ona rahmet etsin şöyle dedi;
    “Şarkı batıl ve muhale (imkansıza) benzeyen, mekruh eğlencedir. Onunla Çok meşgul olan şahitliği kabul edilmeyen sefih (kişiliği zayıf veya aklı noksandır.)
    İmam Malik’e Allah ona rahmet etsin – Şarkı Hakkında soruldu O da şu cevabı verdi;
    “ Bize göre bunu ancak fasıklar yapar”
    İmam Ahmed b. Hanbel Allah ona rahmet etsin Şöyle Dedi;
    “ Şarkı münafıklık doğrur. O benim hoşuma gitmiyor”
    İmam Ahmed b. Hanbel Allah ona rahmet etsin Şöyle Dedi;
    “ Flüt, Ney, zurna, tambur, ut, rebap (kemençe) ve benzerleri haramdır.
    DİNİ VE MİLLİ ŞARKILARLA ÇOCUK VE DOĞUM GÜNÜ ŞARKILARININ HÜKMÜ
    “el-Lecnetu’d Daime Li’l Buhusi’l ilmiye ve’l-ifta” ilim heyeti aşağıdaki soruyu şöyle cevaplandırdı:
    Soru: Daha önce şarkı dinlemenin hükmünü sorduk. Biz müstehcen şarkıları dinlemenin haram olduğu cevabını verdiniz. Öyle olunca bildiğiniz gibi radyo veya televizyonda devamlı çalgı eşliğinde söylenen dini, milli şarkılarla çocuk ve doğum günü şarkılarının hükmü nedir?
    Cevap: “Çalgı kesinlikle haramdır. Dini ve milli şarkıları çalgı eşliğinde olduğundan haramdır. Doğum günleri ise bid’attir. Onlarda bulunmak ve onlara katılmak haramdır.
    ŞARKI VE MÜZİK HAKKINDA SÖZÜN ÖZÜ
    1- Şarkı Dinde 2 Çeşittir. Mübah olan şarkı ve haram olan şarkı .
    2- Mübah olan şarkı : Def dışındsa müzik aleti olmaksızın sadece sesi yükseltmek ve uzatmaktır. Def de ancak kadınlar için caizdir. Bu şarkı bayram günlerinde düğünde, bir yolculuktan döndüğünde vb. olur ancak İslam’ın kurallarındanm çıkmaması gerekir.
    3- Haram Olan şarkı: Çalgı türlerinden herhangi birini, dine aykırı bir sözü, dinin belirlediği yer ve zamanın dışında olanı içine alan her türlü şarkıdır.
    4- Müzik aletiyle birlikte şarkı dinlemek icma ile haramdır.
    5- Müzik aletlerine sahip olmak her yerde ve her zaman haramdır.
    6- Müzik aletini dinlemek icmai ile haramdır.
    7- Dini ve milli şarkılar çocuk şarkıları ve doğum günü şarkıları çalgı eşliğinde söylendiğinde ve söz dine aykırı olduğunda haramdır.
    8- Dini ilahiler, davullar ve dine aykırı sözler eşliğinde söylendiğinde haramdır.
    9- Müzik aletlerinin ticaretini yapmak bütün çeşitleriyle haramdır.
    10- Müzikle uğraşmak ve onu kazanç meselesi yapmak haramdır.
    11- Şarkı aletleri ve kasetlerinin satılması için dükkanları kiraya vermek haramdır.
    12- Erkek ve kadın şarkıcıları kiralamak ve onlara para vermek haramdır

    1. Hadis - Ebu Amir –ya da Ebu Malik- el-Eş’ari’den dedi ki:
    “Ümmetim arasında fercleri, ipeği, şarabı ve çalgı aletlerini (meazif) helal kabul edecek bir topluluk olacaktır.
    Ve birtakım kimseler bir alemin yakınına konaklayacaklar. Kendilerine ait davarlarla yanına gidecek, bir ihtiyacı sebebiyle onlara varacak. Onlar (ona): Bize yarın tekrar gel diyecekler. Yüce Allah geceleyin onlara hükmünü geçirecek ve alemi koyacak, diğerlerini ise tanınmaz hale çevirerek kıyamet gününe kadar maymunlara ve domuzlara dönüştürecektir.”

    Bu hadisi Buhari Sahih’inde cezm (kesinlik bildiren) siga ile talik yoluyla kaydetmiş ve “Kitabu’l-Eşribe (X, 51, 5590, Fethu’l-Bari)’de şu sözleriyle onu delil olarak göstermiştir: “Hişam b. Ammar da dedi ki: Bize Sadaka b. Halid anlattı (haddesena), bize Abdu’r-Rahman b. Yezid b. Cabir anlattı, bize Atiyya b. Kays el-Kilabi anlattı, bize Abdu’r-Rahman b. Gann el-Eş’ari anlattı dedi ki: Bana Ebu Amir ya da Ebu Malik el-Eş’ari anlattı (haddeseni) –Allah’a yemin ederim ki bana yalan söylememiştir- o Peygamber (s.a)’ı şöyle buyururken dinlemiştir... diyerek hadisi zikretmektedir.

    Şeyhu’l-İslam İbn Teymiye, el-İstikame (I,294)’de şunları söylemektedir:
    “Oyalayıcı aletler hakkında Buhari’nin Sahih’inde kesin ifade ile talik yoluyla rivayet ettiği ve şartına uygun olarak zikrettiği rivayeti sahih olarak gelmiştir.”

    Hafız Irakî bu hadisi el-Muğni an Hamli’l-Esfar (II, 271)’de tahric ederken İbni Teymiyye gibi demiştir.

    İmam İbni Hazm bu hadiste munkatı (senedde kopukluk) olduğu nedeniyle bu hadisi cerhetmiş, zayıf görmüştür.

    Bu hadisin munkatı olduğu varsayılacak olsa bile bu üzerinde durulması caiz olmayan nisbi bir illettir. Çünkü bu hadis Hişam b. Ammar’dan o hadisi dinleyen sika hafızlar topluluğundan çeşitli rivayet yollarıyla mevsul olarak (kesintisiz senetle) gelmiş bulunmaktadır. Durum böyle iken hadisin munkatı olduğuna sarılmaya kalkışanlar açıkça hakka karşı direnmektedirler.

    Munkatı olduğunu iddia ettiği rivayetteki ravilere ve onların hal tercümelerine bakalım inşaAllah:

    1- İbn Hibban Sahih’inde (VIII, 265, 6719) -el-İhsan-‘de şunları söylemektedir:
    Bize el-Huseyn b. Abdullah el-Kattan haber verdi dedi ki: Bize Hişam b. Ammar anlattı deyip, hadisi “...çalgı aletlerini helal göreceklerdir” bölümüne kadar zikretmektedir.
    Burada sözü edilen el-Kattan güvenilir (sika) bir hafız olup ona dair tercüme Siyer-u A’lami’n-Nubela (XIV, 287)’de bulunmaktadır.

    2- Taberani, el-Mucemu’l-Kebir, III, 319, 3417’de “Dalet Musnedu’l-Mukillin –Zehebi’nin rivayetiyle- el-Munteka” (vr. 1-2/a)’de şunu söylemektedirler:
    Bize Musa b. Sehn el-Cevni el-Basri anlattı. Bize Hişam b. Ammar anlattı deyip, Buhari’nin rivayetine benzer olarak hadisi kaydederler. Taberani’nin aynı rivayet yoluyla ed-Dıya el-Makdisi, Muvafakatu Hişam b. Ammar (vr. 37/a-b)’de rivayet etmiş bulunmaktadır.
    Burda sözü geçen Musa aynı şekilde sika bir hadis hafızı olup siyer... (XIV, 261)’de tercümesi verilmiştir. Onunla birlikte Da’lec (Muhammed b. İsmail b. Mehran el-İsmaili)’i de sözkonusu etmiştir. Da’lec de sika ve sağlam bir hafızdır. Bu ise el-Mustahrec’in müellifi (Da’lec) el-İsmaili’den başka birisidir.

    3- Taberani, Müsnedu’ş-Şamiyyin (I, 334,588)’de şunları söylemektedir:
    Bize Muhammed b. Yezid b. (aslı an: den, dandır). Abdu’s-Samed ed-Dımeşki anlattı, bize Hişam b. Ammar anlattı deyip hadisi zikretmektedir.

    Burada adı geçen Muhammed b. Yezid’in tercümesi Hafız İbn Asakir’in Tarih-u Dımaşk (XVI, 124)’de ondan bir topluluğun rivayeti ile tercümesi verilmiş olup, bunun 269 yılında vefat ettiğini sözkonusu etmektedir.

    4- el-İsmaili, el-Mustahracu ale’s-Sahih’de onun rivayet yoluyla Beyhaki, Sünen (X, 221)’de şunları söylemektedir:
    Bize el-Hasen b. Süfyan anlattı, bize Hişam b. Ammar anlattı deyip hadisi kaydetmektedir.

    Hasen b. Süfyan –Horosanlı ve Neysaburludur- sağlam bir hadis hafızı olup, İbn Huzeyme, İbn Hibban ve daha başka hafızların hocalarındandır. Tercümesi siyer (XIV, 157-162) ile Tezkiretu’l-Huffaz’da zikredilmiştir.

    Bunun yanında;
    hadisi Hişam’dan dinlemiş başka dört ravi daha vardır. Bunları hafız Tağliku’t-Talik (V, 17-19)’da, Zehebi onların birilerinden Siyer (XXI, 157 ile XXIII, Cool’de rivayet etmiştir.

    Ümmetimden bir takımları muhakkak ki şarabı içip ona adından başka isim takacaklar baş uçlarında çalgılar çalınıp şarkıcı kadınlar şarkılar söyleyecekler Allah’u Teala onları yere batıracak ve onlardan domuz ve maymun yapaktır...




    Kuran-ı Kerimi bırakıp da cahiline çalgı türkülerle meşgul olanlar Ahiret gününde Resulallah (s.a.s) ve Kuran-ı Kerim tarafından Mevla’ya şikayet edileceklerdir sure-i Furkan’ın 30. ayeti kerimesinde bunu beyan etmektedir ve Peygamber Efendimiz dedi ki: Ya rabbi "şüphe ki benim bu kavmim bu kuranı terk ettiler.





    Büyük günahlardan biride çalgı çalmak ve dinlemektir. Bu hususta Yüce Allah (c.c) şöyle buyurur:


    İnsanlardan bazı kimseler vardır ki: Bilmeyerek Allah yolundan saptırmak için sözden boşunu (şarkıyı türküyü) satın alırlar onu oyuncak edinirler. İşte onlar için hakaret edici azap vardır.


    Kuran-ı Kerimi bırakıp da cahiline türkülerle meşgul olanlar Ahiret gününde Resulallah (s.a.s) ve Kuran-ı Kerim tarafından Mevla’ya şikayet edileceklerdir. Sure-i Furkan’ın 30 ayeti kerimesi bunu beyan etmektedir. Ve Peygamber Efendimiz dedi ki: Ya Rabbi “ şüphe yok ki benim bu kavmim bu Kuran-ı terk ettiler.”




    İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye göre:
    Eğlenmek için çalınan tüm çalgılar haramdır (Mergani Hidaye 4/80)


    Bu bakımdan çalgılı içkili düğünler tertip etmek, böyle yerlere gitmek kesinlikle caiz değildir.” HARAMDIR”.


    1- Malik b. Ebi Meryem olup, o şöyle demiştir: Abdu’r-Rahman b. Ganm’den rivayete göre o Ebu Malik el-Eş’ari’yi Peygamber (s.a)’dan şöyle buyurduğunu dinlediğini bildirmiştir:
    “Andolsun ümmetimden birtakım kimseler ona başka isimler vererek şarap içecekler. Başlarının üzerinde çalgılar çalınacak (kadınlar tarafından) şarkı söylenecektir. Allah onları yerin dibine geçirecek, onlardan maymunlar ve domuzlar yaratacaktır.”
    Hadisi tam olarak rivayet edenler İbn Mace (4020); İbn Hibban (1384 Mevarid); Beyhaki (VIII, 295 ve X, 231); İbn Ebi Şeybe, el-Musannef (VIII, 107, 3810); Ahmed, V, 342); el-Mehamili, el-Emali, 101/615; İbnu’l-Arabi, Mucem (vr. 182/a); Taberani, el-Mucemu’l-Kebir (III, 320-321); İbn Asakir, Tarih-u Dımaşk (XVI, 229-230); Hafız İbn Hacer, Tağliku’t-Talik (V, 20-21) Muaviye b. Salih’ten gelen çeşitli rivayet yollarıyla bu lafızla rivayet etmişlerdir.

    Şeyhul Muhaddis (Elbani) (Tahrimu Alati't Tarabi, 62) şöyle demektedir: "Bu burda adı geçen Malik dışında ravileri sika olan bir seneddir. Malik ancak Hatim’in ondan yaptığı rivayet ile bilinmektedir. Dolayısıyla o meçhul (hadis rivayet etmekle tanınmış olmayan) birisidir. Bundan dolayı hafız (İbn Hacer) onun hakkında: “Makbul (bir ravi)dir” demiştir. Bu da burada olduğu gibi mutabaat halinde böyledir. İbn Hibban’ın onu es-Sikat (V, 386) arasında zikretmesine rağmen durum böyledir. el-Münziri’nin et-Terğib (III, 187)’de onun hakkında susmasının dayanağı da İbn Hibban’ın bu hadisi sahih görmesi olmalıdır. Bundan dolayı hadisin başında “an: den, dan” lafzını kullanmıştır. İbnu’l-Kayyim’in el-İğase (I, 347 ve 361)’de iki yerde:
    “Bu sahih bir isnaddır” demesinin sebebi de bu olmalıdır. İleride geleceği üzere İbn Teymiye de bu hadisi hasen kabul etmiştir."

    2- İbrahim b. Abdu’l-Hamid b. Zi Himaye'dir. Kendisine Ebu Malik el-Eş’ari’den yahut Ebu Amir’den diye rivayeti haber verenden yaptığı şu nakildir: "Ben Peygamber (s.a)’ı şarap ve çalgı aletleri hakkında söz söylerken dinledim:"

    Hadisi Buhari burda anılan İbrahim’in tercümesini et-Tarihu’l-Kebir’de verirken böylece rivayet etmekte ve şöyle demektedir. (I, 1,304-305) Bunu bana Süleyman b. Abdu’r-Rahman dedi: Bize el-Cerrah b. Melih el-Hamsi anlattı dedi ki: Bize İbrahim anlattı.

    Şeyhul Muhaddis Elbani (Tahrimu Alati't Tarabi, 66): 'Malik b. Ebi Meryem ile Atiyye b. Kays'ın güçlü bir mutaabatıdır bu rivayet' der.

    İster bu, ister öteki olsun bu şahit olarak ve mutabaata güçlü bir isnaddır

    Senetteki bütün raviler sikadırlar ve et-Tehzib’de tercümeleri vardır. Bundan tek istisna anılan İbrahim b. Abdu’l-Hamid’dir. O da İbn Asakir, Tarih (I, 454-455) ve başka yerlerdeki bir grup sikanın (kendisinden) yaptığı rivayet ile bilinen ve bir grup hafızın sika olduğunu belirttiği sika bir ravidir.

    Ebu Cüra er-Razi şöyle demektedir: “Onda bir sakınca yoktur.”

    Taberani el-Mucemu’s-Sağir’de: “O müslümanların sikalarından birisi idi” demektedir.

    İbn Hibban onu iyi bir şekilde tanıtmış, onu es-Sikat adlı eserinde zikredip ona “Ebu İshak” künyesi ile anarak (VI, 13) şunları söylemektedir:
    “Şamlıların fakihlerinden idi. Hıms’da kadı idi. İbnu’l-Münkedir ve Humeyd et-Tavil’den rivayetler yapar. Ondan da el-Cerrah b. Melih ile şehrinin ahalisi rivayette bulunur. Ömrünün sonlarında Antarsus (Tarsus)’a gitmiş ve orada ribat yaparken vefat etmiştir.”

    Bu ilk hadis ile ilgili olarak söylenenlerin özü şudur: Hadis Abdu’r-Rahman b. Gann etrafında dönüp dolaşmaktadır. Bu da ittifakla sika bir ravidir. Hadisi ondan yine sika bir ravi olan Kays b. Atiyye rivayet etmiştir. Az önce geçtiği üzere ona kadar varan isnadı da sahihtir. Diğer taraftan hadis Malik b. Ebi Meryem ile İbrahim b. Abdu’l-Hamid etrafında döner. O da sika bir ravidir. Her üçü de kesin olarak haram kılınan şeyler arasında “çalgı aletlerinden” sözetmektedirler. Artık bundan sonra hadisin zayıf olduğunu ısrarla belirten kimse inatçı bir mütekebbirdir.

    Büyük alim Yusuf bin İsmail-i Nebhani (rahmetullahi teâlâ aleyh) başka
    alimlerden naklen diyor ki: �İmam-ı Gazali Şafii mezhebinde, mezhebde
    müctehiddir. Ve sonuncularıdır. Şafii mezhebini nakletti ve hıfzetti.�
    (Huccet-ullahi alel alemin, 2. cild, �Bir Büyük Mucize� başlığı
    altındaki yazıdan). Bu yazımda büyük İslam alimi İmam-ı Gazali
    hazretlerinin musiki hakkında bildirdiği hükümleri özetlemeye
    çalıştım.


    ÇALGI ÇALMANIN VE DİNLEMENİN GENEL OLARAK GÜNAH OLDUĞU

    �Mesela bir kimsenin devamlı gıybet etmesi, yahut devamlı ipek
    giymesi, yahut devamlı çalgı aletleri dinlemesi gibi. Çünkü devam eden
    bir amel kalbi iyice nurlandırdığı gibi, böyle günahlara devam da
    kalbin kararmasına büyük tesir eder.� (Küçük Günah Ne İle Büyük Olur
    başlıklı kısımdan; Kimya-yı Seadet, s.580)

    �Bu günahlar şayet başkasını ilgilendirmeyip kendisi ile Rabbi
    arasındaki kusurlarsa, cünüp olarak mescidde oturmak, abdestsiz
    mushafı tutmak, bidat şeylere inanmak, içki içmek ve çalgı dinlemek
    gibi, kul hakkı ile ilgili olmayan günahların hepsinden hasret ve
    nedametle tevbe eder.� (İhya, c.4, s.65)

    �İnsanlar dünyâdaki işlerine göre haşr olunur. Bir kavim ki ud
    çalmakla iştigal etmiştir. Hayâtlarında çalgı çalmağa ve dinlemeğe
    devâm etmişlerdir. Kabrinden kalkdığı vakit, sağ eliyle onu alır ve
    atar. O çalgıya der ki, (La�net olsun sana! Beni Allahü teâlânın
    zikrinden meşgûl etdin!). O çalgı ona geri gelir. Der ki, (Allahü
    teâlâ, aramızda hükm edinceye kadar, ben senin arkadaşınım. O vakte
    kadar ayrılamam). Kezalik dünyâda alkollü içki içenler, serhoş olarak
    haşr olunur. Başları, kolları, bacakları açık olarak sokağa çıkan
    kadınlar, kızlar, buralarından kanlar, irinler akarak haşr olunur.
    Zurnacı zurna çalarak haşr olunur. Her kimse, böyle Allahü teâlânın
    yolundan hangi tarik üzere ayrılırsa, o hâl üzre haşr olunur.� (Dürre-
    tül Fâhire fî-keşf-i ulûm-il-âhıre �Kıyamet ve Ahiret, s.36)

    ŞARKICININ VE ÇALGI DİNLEYENİN ŞAHİD OLAMAYACAĞI HAKKINDA

    �Çalgı dinleyen, ipek giyen, altın yüzük kullanan ve gümüş kaplarda su
    içen kimsenin şehadeti kabul edilmez.� (İhya, c.4, s.41)

    �[Taberi�den naklen:] Şafii Adabü�l-Kaza adlı kitabında şöyle der:
    (Teganni batıla benzeyen mekruh bir oyundur. Buna fazla devam eden
    ahmaktır ve şehadeti merduttur.)� (İhya, c.2, s.677)

    �Şayet teganniyi [nağme ile okumayı] sanat edinmez ve onun için
    uğraşmazsa, ancak bazı zamanlarda teganni etmekle mürüvvetini
    kaybetmez ve şehadeti batıl olmaz.� (İhya, c.2, s.704)

    MESCİDLERDE YASAK OLANLAR

    �Kendisini süsleyip, şehvetine mağlup olanların, nağmeli ve şarkılı
    sözler söyleyenlerin, genç kadın ve kızların mescidde bulunmaları en
    büyük günahlardandır. Bunlar mescidde değil, mescidin dışında bile
    bulunmazlar. � (Kimya-yı Seadet, s.351; Mesciddeki Münkerler)

    ŞARKICININ SERVETİNİN HARAM OLDUĞU HAKKINDA

    �İnce bir noktaya daha işaret etmek isterim. O da, bütün bu [bir
    kişinin malının helalden mi haramdan mı olduğuna dair şüphe etmeye
    sebep olan] delillerin, adamın servetinin çoğunun haram olmasına
    delalet etmeleri lazım olması keyfiyetidir. Mesela asker, sultanın
    amili, şarkıcı veya ağıtçı olmak gibi. Yoksa deliller ancak malında
    bir miktar haram bulunduğuna delalet ediyorsa, soruşturmak vacib değil
    belki vera�dandır...Ancak, tecrübe ile adamın cündi yani asker,
    şarkıcı veya ribacı olduğunu bilir ve heyet, şekil ve elbise ile buna
    delil aramaya da ihtiyacı kalmazsa, o zaman, malından sormak vacib
    olur.� (İhya, c.2, s.304)

    ŞARKI VE ÇALGI BULUNAN DAVETE İCABET EDİLMEYECEĞİ HAKKINDA

    �Çağrıldığı yerde günah bir şey varsa, ipek halı, gümüş buhurdan,
    duvarda veya tavanda canlı resimleri varsa, yahud şarkı söyleniyor,
    çalgı çalınıyorsa, yahud birisi hokkabazlık yapıyorsa veya çirkin
    sözler söylüyorsa, kadınlar erkekleri görmeye geliyorsa, bütün bunlar
    kötü şeylerdir ve böyle bir davete gitmek icabetmez.� (Kimya-yı
    Seadet, s.207; Muamelat Kısmı, Daveti Kabul Etmenin Edebleri, İkinci
    Edeb). (Ayrıca bkz. İhya, c.2, s.38, s.41.)

    ÇALGI ALETLERİNİN ALIM-SATIMI VE İMALATI HAKKINDA

    �Ud, harp ve sazın satışı batıldır. Çünkü bunların faydası haramdır.�
    (Kimya -yı Seadet, s.231; Kesb ve Ticaretin Edebleri)

    �Satışta yalan söylerler, malın kusurunu, kötü tarafını göstermezler,
    teraziyi, taşı ve ölçüyü doğru tutmazlar, mala başka şey katarlar,
    çalgı aletleri satarlar, bayramlarda canlı resimleri satarlar, yeni
    yıl için tahtadan kılıç ve kalkan satarlar, erkekler için ipek başlık
    ve elbise satarlar, yıkanmış temizlenmiş elbiseleri, yeni diye
    satarlar. Hiçbiri şeriate uygun değildir.� (Kimya-yı Seadet, s.351;
    Çarşılardaki Münkerler)

    �Ud, zenc, düdük ve diğer oyun ve çalgı aletlerinin alım satımı caiz
    değildir. Çünkü şer�i bakımdan bunların bir faydası yoktur.� (İhya, c.
    2, s.174)

    �Çalgı ve benzeri yasak olan aletleri imal etmekten kaçınmak, zulümden
    kaçınmak demektir.� (İhya, c.2, s.218)

    ÇALGI ALETLERİNİN KIRILMASI VE ÇALGI ÇALANA MANİ OLUNMASI HAKKINDA

    İmam-ı Gazali �Emir ve Nehyin Şartları� başlığı altında, çalgıların
    kırılmasının veya çalgı çalanlara mani olunmasının caiz veya lazım
    olduğu durumlara ait birçok misal vermekle beraber, şu iki örnek
    yeterlidir:

    �Bilmiş ol ki: Kapılarını kilitleyip evinin duvarları arasında gizlice
    isyan eden bir kimsenin günahını araştırmak ve yakalamak için
    kendisinden müsaade almadan evine girmek yasaktır. Ancak dışarıdan
    duyulacak şekilde içeriden çalgı ve oyun sesleri yükselirse, bunu
    duyanların içeri girip çalgıları kırması caizdir.� (İhya, c.2, s.802)

    �Şayet silah çekme zarureti hasıl olur ve bu sayede ancak kötülüğü
    önlemeye muktedir olacaksa, fitneyi mucib olmayacak derecede silah da
    kullanabilir. Mesela, kötü bir insan bir kadına çullanmış veya orada
    çalgısını çalmaya devam ediyor ve arada ırmak veya duvar gibi bir mani
    varsa, okunu eline alır ve adama: (Bu işten vazgeç, yoksa seni
    öldürürüm) der. Şayet vazgeçmezse öldürmemek şartıyle ayaklarına nişan
    almak suretiyle nişanını alır ve bu hususta da tedrice riayet
    eder...İmkan nisbetinde kötülüğü önlemek vacibtir.� (İhya, c.2, s.815)

    GÜZEL SES (sema, yani çalgısız ilahi, kaside vs.) KİME YASAKTIR?

    �Bir kalbin Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerden birine bağlılığı
    varsa, onu [güzel, düzgün, ahenkli sesleri] dinlemesi, o kimse için
    öldürücü zehir olur ve haram olur.� (Kimya-yı Seadet, s.321)

    �İnsana zevk veren ahenkli nağmeler, gönüllerde saklı olan güzellik ve
    çirkinlikleri açığa çıkarır. Her bardak içinde olanı gösterdiği gibi,
    sema halinde de kişinin içinde ne varsa dışına o çıkar...Sema kalbe
    ulaşınca, kalbde galib olan ne ise, onu harekete geçirir.� (İhya, c.2,
    s.675)

    �Kalbinde haller hasıl olmayan, hasıl olsa da nefsi şehvetten
    kesilmemiş tasavvuf yolcularına güzel ses, nağme faydadan ziyade zarar
    verirAli Hallac, Şeyh Ebu�l Kasım-ı Gürgani�nin (kuddise sirruh)
    müridlerinden idi. Sema için izin istedi. (Hiç bir şey yeme, sonra
    lezzetli yemekler yap. O aç halinle sema�ı yemekden çok istiyorsan,
    sema yapmanda bir mahzur yoktur. Davanda haklısın.) buyurdu. Kalp
    hallerine kavuşmayan, hak yolu, halleri ile anlayamayan, yahut bazı
    hallere kavuşup henüz şehvetten kesilmemiş olan müridlere üstadları
    sema�ı yasaklamalıdır. Çünkü ziyanı faydasından çoktur.� (Kimya-yı
    Seadet, s.325)

    �Sema�ı eğlence ve oyun şeklinde adet etmek haramdır. Ancak bunu
    meslek edinmemek ve devamlı yapmamak şeklinde olursa haram değildir.
    Nitekim bazı küçük günahlar vardır ki, devam edilirse büyük günah
    olur. Bazı şeyler ara sıra ve az olursa mübah olur. Çok olunca haram
    olur.� (Kimya-yı Seadet, s.329)

    SEMA YAPARKEN ÇALGININ HARAM OLDUĞU HAKKINDA

    "Ses dinlerken, ud, keman, ney, saz, kaval gibi hiç bir çalgı
    çalmamalıdır. Her çalgıyı çalmak ve dinlemek haramdır. Hoş olduğu,
    hoşa gittiği için haram değildir. Bir kimse hoşa gitmeyecek şekilde
    (çalsa da) ve ustalıkla çalmasa da yine haramdır." (Kimya-yı Seadet, s.
    326)



  4. 26.Şubat.2013, 15:36
    2
    Moderatör



    Müzik ve Çalgı Hakkında İslami Tesbitler

    Müziği dine sokmak

    Hızlı ve sinsi bir şekilde dinin içine müzik sokulmaya çalışılıyor. Çünkü dini bozmanın en kolay yollarından biri budur. Hıristiyanlığı aslından uzaklaştıran önemli unsurlardan biri de Kiliselere müziğin sokulmasıdır. İslamiyet’i de Hıristiyanlığın durumuna düşürmek için müziğe ağırlık verilmektedir. Bir gazete haberi şöyledir:
    “Yedikule Zindanları, iftardan sonra zindan duvarlarını sarsacak kadar tempolu bir konsere tanıklık etti. Mustafa Özcan’ın Kur’an tilavetinden sonra Avusturya’dan gelen ve daha çok Türk Tasavvuf Musikisi icrasıyla tanınan Abdurrahman Toprak, soğuktan titreyen kalabalığı kendine eşlik ettirmeye çalışarak ilahi söyledi. Ardından bir zamanların ‘Yeşil Pop’çuları sahneye çıktı. Daha sonra heyecanla Yusuf İslam’ın geldiği müjdelendi. Hip Hop şarkılarıyla İslam çağrısı yapan, ramazan münasebetiyle özel olarak getirtilen Amerikalı müzik grubu Native Deen (Yerli Din) de sahnede yerini aldı. Her biri en fazla 20 yaşında üç tane çikolata renkli Afro-Amerikan, başlarındaki beyaz takkeler ile koşarak sahneye fırladı. Grubun üyeleri Joshua Salem, Naim Muhammed ve Abdülmelik Ahmed sahnede izleyici ile kurdukları diyalog açısından Yedikule Zindanlarındaki kalabalığı adeta kendinden geçirdi. En fazla ortaokul öğrencisi oldukları her hallerinden belli çocuklar, başlarına beyaz namaz takkelerini geçirmiş sahnenin hemen önünde ‘hip hop’ figürleriyle dans ettiler. Gece, Native Deen’in genç üyeleri ile öncüleri olan Yusuf İslam’ın birlikte söylediği sazlı sözlü ‘Taleal Bedru’ ile noktalandı...”

    Ramazan aylarında yoğunlaştırılan bu faaliyetler projenin birinci aşamasıdır: Bu aşamada maksat, dinimizce haram olan müziği meşru hâle getirmek. Daha sonra da, müziği Hıristiyanlıkta olduğu gibi ibadetin bir parçası haline sokmak. Birinci aşamada hayli yol alındı.

    Ramazanda pek çok otelin kapısında, “Canlı müzik eşliğinde iftar” afişlerini gördük. İşte İstanbul’da beş yıldızlı bir otelin ilanı: “Zengin bir mönünün sonunda Çeşmi bülbül Fasıl Grubu eşliğinde her akşam iftar...” Dört kız, ellerinde tambur, kanun ve ud eşliğinde, “Ben yanarım yane yane”, ”Sordum sarı çiçeğe...” ilahilerini seslendiriyorlar iftarda. Ardından saz eserleri... Akşama kadar Allah için oruç tutan, akşam genç kızların seslendirdiği Klasik Türk Müziği eşliğinde iftar ediyor.

    Şapla şeker karıştı. Eskiden saflar ayrı ve netti. Kim ne yaptığını biliyordu. İçki içen meyhaneye, eğlenecek olan eğlence yerine, ibadet edecek olan da, camiye giderdi. Haram işleyen de günahını bildiği için üzülürdü. Yaptığını meşru görmediği için de küfre düşmezdi. Şimdi her şey birbirine karışmış durumda. İbadet mi yapıyor, eğleniyor mu belli değil. Bütün bunlar müziği ve haramları meşrulaştırmanın, haramı helali birbirine karıştırmanın yani “Dini sulandırma” projesinin bir parçasıdır.

    Görünüşe bakıldığında bu davranışlar halkın cahilliğine veriliyorsa da, bu o kadar basit bir olay değildir. Müslümanlar bu hâle planlı bir şekilde, belli bir proje doğrultusunda getiriliyor. Bu projenin içeride ve dışarıda bayraktarlığını yapan pek çok kimse var. Rock Müziğin başını çeken Cat Stevens diğer ismi ile Yusuf İslam’ın takip ettiği çizgi hayli enteresan. Önce İslam âlimlerinin kitaplarından ve çevresindeki Müslüman kimselerden müziğin haram olduğunu öğrenip Müslüman olmasıyla beraber müziği de bırakıyor. Daha sonra birden fikir değiştiriyor. Bu değişikliği de kendince şöyle yorumluyor:
    “Başlangıçta müzik konusunda şüphelerim oluşmuştu. Daha sonra Kur’ana ve hadislere baktım, müzik ile ilgili bir şey göremedim. İyi, faydalı şeyleri İslamiyet emrediyor. Müzik iyi ve faydalı olduğuna göre, haram olamaz diye yorumladım. Yeniden çalışmaya başladım...”

    Binlerce İslam âlimi, Kur’an-ı kerime ve hadis-i şeriflere dayanarak müziğin haram olduğunu söylüyorlar; bu ise, göremedim, diyor. Demek ki bir yönlendirenler var. Kendisine, “Yedikule’de hip-hop grubu Native Deen ile birlikte sahneye çıktınız. Bu hip-hop tarzını nasıl buluyorsunuz?” diye soruyorlar, o da, “Native Deen, gençleri İslam’a ve Allah’a çağırıyor. Albümleri insanlık adına son derece olumlu mesajlar içeriyor. Bence gayet de başarılı bir hip-hop örneği ortaya çıkarıyorlar” diyor.

    Yani dinimizin haram kıldığı müzik vasıtasıyla gençler İslam’a çağrılıyor. Böyle çağrılarla gelenlerin İslami anlayışının, yaşayışının ne olduğunu bilmek zor değildir. (Mehmet Oruç)

    Düğünlerde Tef, Darbuka ve Benzeri Aletleri Çalmak:


    Düğün ve derneklerde bu kabil âletleri çalmaya cevaz verilmiştir. Nitekim. Peygamber (A.S.) Efendimiz zamanında bayram günleri kadınların biraraya gelip bu tür çalgı çalıp eğlendikleri sahih rivayetlerle sabit olmuştur. Hattâ bir bayram günü Hz. Âişe Validemizin evinde kadınlar toplanıp tef çalıp eğlenirlerken Resûlüllah (A.S.) Efendimiz içeri girmiş, onlara bir şey demeden çekilip bir köşede uzanarak uyumak istemişti. Tam bu sırada Ebûbekir Sıddık içeri giriyor ve çalgı seslerini işitince üzülüyor, onları azarlayarak «Peygamber Efendimizin huzurunda caz ve sazın yeri mi olur?» diye uyarıda bulunuyor. Bunun üzerine Efendimiz yüzünün üstündeki örtüyü kaldırarak, «Ya Ebabekir! Herkesin bir bayramı var, onda eğlenirler, vazgeç bunlar da kendi bayramlarında eğlensinler.» buyurarak bunun bir aşırılık olmadığını belirtiyor.


    Efendimiz Mekke'den Medine'ye hicret edip Medine'ye girerken coşkun bir tezahüratla karşılandı, bunların arasında neşide söyleyen kızlar ve kadınlar da. bulunuyordu. Efendimiz onların bu davranışını o gün için yadırgamadı. Sonraları, kadınların erkekler arasında neşide, (şarkı ve türkü) söylemelerini yasakladı.


    Aşırı şekilde çalıp oynamak ise mekruh kabul edilmiştir. İmam Ebû Yusuf bu görüştedir. (2)


    Hızanetü'l-Müftîn adlı eserde bu konuya temas edilerek deniliyor ki: «Bayram ve benzeri günlerde tef ve benzeri şeyleri çalmakta dinen bir sakınca yoktur.»


    (1) El-Muhit - Radiyüddin Serahsî
    (2) El-Muhit - Radiyüddin Serahsi
    Kaynak: Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı

    İslam dinine göre düğün ve sünnet gibi sevinçli hallerde ihtila –erkek kadın beraberliği- olmamak şartıyla oynamak, kaval ve kudum gibi aletler kullanılarak sevinç izhar etmekte bir mahzur yoktur.Sevinmek fıtri bir şeydir. İnsanoğlu sevincini gösterip, sıkıntılarını geriye ittiği bu tür zamanlara ihtiyaç gösterir.
    Resulüllah (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadırlar: "Helal ile haramı birbirinden ayıranşey kudum çalmaktadır" (Tirmizi).
    İmam Rafii "El-Azız" adındaki kitabında şöyle diyor: Kaval çalınıp çalınmayacağıyla ilgili iki görüş vardır. Bunlardan birisi Bağaviye aittir ve kavalın haram olduğunu söyler, diğer de İmam Gazali'ye aittir ki o da kaval çalınmanın helal olduğunu belirtir. Bu iki görüşten Gazalinin ki daha doğrudur" (Kef el-Rüaa).
    İbn Hacer ve Kurtubi gibi alimler ise, tambur ve kemençe gibi fasık, ayyaş ve sefihlerin kullandığı çalgı aletlerini kullanmanın ve dinlemenin icma ile haram olduğu görüşünü ileri sürüyorlar (Kef el-Rüaa).
    Ebu İshak El-Şirazı de bu hususda şunları söylüyor: "Du ve tambur gibi çalgıları çalmak haramdır." Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: "Allah Teala ümmetime içkiyi, kumarı ve darıdan yapılan içki ile davul ve tamburu yasaklamıştır."
    Resulüllah (sav) bir başka hadislerinde de şöyle buyurmaktadırlar: "İçki içip davul ve çalgı aletlerini kullanmak yüzünden ümmetimin bir kısmı mesholunacaktır."
    Demek oluyor ki, insanın, şehvet ve arzularını tahrik etmeyen aksine hüzün ve benzeri duygulara yol açan aletleri çalması ve dinlemesi caizdir. Ancak yukarda da ifade ettiğimiz gibi insanın şehvet arzularını tahrik eden ve müslümanı sefih ve ayyaşlara yaklaştıran ve daha çok bu tip insanlar tarafından kullanılan alet ve çalgıları kullanmak haramdır. Bu konudaki delil ise Resulüllah'ın bazı hadisleri ve icmaı ümmettir. Bu konuda alimler ittifak halindedirler. İbn Hazm ve İbn Tahir'den başka bu görüşe muhalefet eden olmamıştır. Bunların da sözlerine güvenilmez. İbn Hazm Zahiri ve ölçüsüzdür. İbn Tahir ise yalancıdır.
    Buna rağmen bugün bu tür yasaklara riayet edilmediği ve herkesin evine girdiği görülmektedir.

    Şeytan (ondan Allah’a sığınırız.) ve askerlerinin, kullarını saptırmak ve beldeleri fesada uğratmak için en büyük araçlardan biri şarkı ve müziktir. Bu Şeytan onlarla, ALLAH IN kullarını saptırdığı ve doğru yolundan çıkardığı vasıtaların en büyüğüdür.
    1- MÜBAH OLAN ŞARKI
    Bu sadece sesi yükselterek ve eğlence ve müzik aletleri olmaksızın şarkı söylemektir. Ancak şu şartların yerine getirilmesi gerekir. İçerisinde ALLAH a ortak koşma (şirk), ahlaksızlık Müslümanları yerme, yabancı kadınlara övgü, ve kur yapma, içkilerden bahsetme olmamalıdır.
    2- HARAM OLAN ŞARKI
    Bu yukarıdaki şartlar kendisine uymayan her şeydir.
    YÜCE ALLAH’IN KİTABINDAN ŞARKI VE MÜZİĞİN HARAM OLDUĞUNU BİLDİREN DELİLLER
    “İnsanlardan kimi var ki, bilgisizce (insanları) Allah’ın yolundan saptırmak ve onunla alay etmek için laf eğlencesi satın alır. İşte onlara küçük düşürücü bir azap vardır.” (Lokman-6)
    Fakih sahabi Abdullah b.Mesud’a (R.A) ayetteki “ lehve’l-hadisin (laf eğlencesinin)”ne olduğu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir.
    “Kendisinden başka ilah olmayana yemin ederim ki bu şarkıdır.” Bu sözünü 3 defa söylemiştir. (Tefsiru’t –Taberi XI/61
    Kur’an’ın tercümanı olan Abdullah b.Abbas radıyallahu anh ise:
    “Ayet şarkı ve benzerleri hakkında indi “demiştir. (Buhari, el-Edebu’l-Mufred No:1265)
    “Onlardan gücünün yettiğini sesinle oynat; atlılarınla ve yayalarınla onların üzerine yaygarayı bas;mallarda ve evlatlarda onlara ortak ol (bunları haram yoldan kazanmaya sevket); Onlara çeşitli vaadler yap, gerçi şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez.” (İsra-64)
    İmam İbnu’l-Kayyim ALLAH ona rahmet etsin bu ayet hakkında şunları söylemiştir.
    “ Şeytanın sesi Ademoğullarını rahatsız eder. O Allah’a itaat dışındaki her türlü sestir. Onu emrettiği ve onu beğendiği için, şeytana nisbet edilmiştir.yok sa bizzat şeytanın sesi değildir. Şarkı Sesi, Ölü için feryat etme, üflemeli, telli ve başka bütün çalgıların sesleri,Ademoğullarının canını sıkan, onları basitleştiren ve rahatsız eden şeytanın seslerindendir.
    ŞARKI VE MÜZİĞİN HARAM OLDUĞUNU BİLDİREN SÜNNETTEKİ DELİLLER
    Hadis 1
    Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyudu;
    “Ümmetim arasında, zina yapmayı, ipekli elbiseler giymeyi, şarap içmeyi, çalgı aletlerini çalmayı helal sayan kimseler olacak” (Buhari, Kitabu’l-Eşribe, babu ma cae fimen yestehıllu’l-hamr.)
    Bu Hadis, şarkı ve müziğin haram kılındığı konusunda delaleti kesin açık bir nastır.
    Hadis 2
    Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyudu;
    “Yüce rabbim bana, içki, kumar, davul ve gitarı haram kıldı.”
    (İbn Hacer El-Askalani, Fethu’l-Bari, X/55) Hadis Sahihtir. İmam Ahmed, Müsned , I/127. el-Elbani, “Tahrimu alati’t Tarab’ta Sahih olduğunu Söylemiştir)
    Hadis 3
    Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyudu;
    “Bu ümmet içinde, yere batırılma, hayvana çevrilme ve gökten taş yağmasıolacak”
    Müslümanlardan birisi Allah ‘ın Rasulü Bu ne zaman olacak diye sordu Rasulullah Sallallahu aleyhi ve selem şu cevabı verdi;
    “Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri yaygınlaşıp içkiler içildiğinde”
    (“En-Nihaye”,I/122. Bakınız: “Tahrimu alati’t-tarab” s.78
    ŞARKININ VE ŞARKI İLE UĞRAŞANLARIN YERİLDİĞİNE DAİR SAHABE, TABİİN VE DÖRT İMAMDAN NAKLEDİLENLER
    1- Osman B.Affan (R.A.) Yüce Allah’ın kendisine olan lütfunu zikretmek üzere şöyle
    demişti;
    “Ben ne şarkı söyledim. Nede böyle bişeyi yapmak istedim)
    2- Abdullah B.Mesud (R.A.) ; Şarkı Suyun bitkiyi büyütüp yaşerttiği gibi, kalpte münafıklığı yeşertir.
    3- Abdullah B. Ömer (R.A.); Şarkı söyleyen küçük bir cariyeye rastladı ve şöyle dedi;
    “ Şeytan birisini bırakacak olsaydı bunu bırakırdı”
    Veki b. El Cerrah Allah ona rahmet etsin şöyle dedi;
    Tamburu Al sahibinin kafasında kır. Nitekim İbn Ömer – Allah ondan razı olsun böyle yapmıştır.
    İmam Ebu Hanife Allah ona rahmet etsin Şarkının haram olduğunu sert bir ifadeyle söylemiş ve onu dinlemeyi günah saymıştır.
    İmam Şafi Allah ona rahmet etsin şöyle dedi;
    “Şarkı batıl ve muhale (imkansıza) benzeyen, mekruh eğlencedir. Onunla Çok meşgul olan şahitliği kabul edilmeyen sefih (kişiliği zayıf veya aklı noksandır.)
    İmam Malik’e Allah ona rahmet etsin – Şarkı Hakkında soruldu O da şu cevabı verdi;
    “ Bize göre bunu ancak fasıklar yapar”
    İmam Ahmed b. Hanbel Allah ona rahmet etsin Şöyle Dedi;
    “ Şarkı münafıklık doğrur. O benim hoşuma gitmiyor”
    İmam Ahmed b. Hanbel Allah ona rahmet etsin Şöyle Dedi;
    “ Flüt, Ney, zurna, tambur, ut, rebap (kemençe) ve benzerleri haramdır.
    DİNİ VE MİLLİ ŞARKILARLA ÇOCUK VE DOĞUM GÜNÜ ŞARKILARININ HÜKMÜ
    “el-Lecnetu’d Daime Li’l Buhusi’l ilmiye ve’l-ifta” ilim heyeti aşağıdaki soruyu şöyle cevaplandırdı:
    Soru: Daha önce şarkı dinlemenin hükmünü sorduk. Biz müstehcen şarkıları dinlemenin haram olduğu cevabını verdiniz. Öyle olunca bildiğiniz gibi radyo veya televizyonda devamlı çalgı eşliğinde söylenen dini, milli şarkılarla çocuk ve doğum günü şarkılarının hükmü nedir?
    Cevap: “Çalgı kesinlikle haramdır. Dini ve milli şarkıları çalgı eşliğinde olduğundan haramdır. Doğum günleri ise bid’attir. Onlarda bulunmak ve onlara katılmak haramdır.
    ŞARKI VE MÜZİK HAKKINDA SÖZÜN ÖZÜ
    1- Şarkı Dinde 2 Çeşittir. Mübah olan şarkı ve haram olan şarkı .
    2- Mübah olan şarkı : Def dışındsa müzik aleti olmaksızın sadece sesi yükseltmek ve uzatmaktır. Def de ancak kadınlar için caizdir. Bu şarkı bayram günlerinde düğünde, bir yolculuktan döndüğünde vb. olur ancak İslam’ın kurallarındanm çıkmaması gerekir.
    3- Haram Olan şarkı: Çalgı türlerinden herhangi birini, dine aykırı bir sözü, dinin belirlediği yer ve zamanın dışında olanı içine alan her türlü şarkıdır.
    4- Müzik aletiyle birlikte şarkı dinlemek icma ile haramdır.
    5- Müzik aletlerine sahip olmak her yerde ve her zaman haramdır.
    6- Müzik aletini dinlemek icmai ile haramdır.
    7- Dini ve milli şarkılar çocuk şarkıları ve doğum günü şarkıları çalgı eşliğinde söylendiğinde ve söz dine aykırı olduğunda haramdır.
    8- Dini ilahiler, davullar ve dine aykırı sözler eşliğinde söylendiğinde haramdır.
    9- Müzik aletlerinin ticaretini yapmak bütün çeşitleriyle haramdır.
    10- Müzikle uğraşmak ve onu kazanç meselesi yapmak haramdır.
    11- Şarkı aletleri ve kasetlerinin satılması için dükkanları kiraya vermek haramdır.
    12- Erkek ve kadın şarkıcıları kiralamak ve onlara para vermek haramdır

    1. Hadis - Ebu Amir –ya da Ebu Malik- el-Eş’ari’den dedi ki:
    “Ümmetim arasında fercleri, ipeği, şarabı ve çalgı aletlerini (meazif) helal kabul edecek bir topluluk olacaktır.
    Ve birtakım kimseler bir alemin yakınına konaklayacaklar. Kendilerine ait davarlarla yanına gidecek, bir ihtiyacı sebebiyle onlara varacak. Onlar (ona): Bize yarın tekrar gel diyecekler. Yüce Allah geceleyin onlara hükmünü geçirecek ve alemi koyacak, diğerlerini ise tanınmaz hale çevirerek kıyamet gününe kadar maymunlara ve domuzlara dönüştürecektir.”

    Bu hadisi Buhari Sahih’inde cezm (kesinlik bildiren) siga ile talik yoluyla kaydetmiş ve “Kitabu’l-Eşribe (X, 51, 5590, Fethu’l-Bari)’de şu sözleriyle onu delil olarak göstermiştir: “Hişam b. Ammar da dedi ki: Bize Sadaka b. Halid anlattı (haddesena), bize Abdu’r-Rahman b. Yezid b. Cabir anlattı, bize Atiyya b. Kays el-Kilabi anlattı, bize Abdu’r-Rahman b. Gann el-Eş’ari anlattı dedi ki: Bana Ebu Amir ya da Ebu Malik el-Eş’ari anlattı (haddeseni) –Allah’a yemin ederim ki bana yalan söylememiştir- o Peygamber (s.a)’ı şöyle buyururken dinlemiştir... diyerek hadisi zikretmektedir.

    Şeyhu’l-İslam İbn Teymiye, el-İstikame (I,294)’de şunları söylemektedir:
    “Oyalayıcı aletler hakkında Buhari’nin Sahih’inde kesin ifade ile talik yoluyla rivayet ettiği ve şartına uygun olarak zikrettiği rivayeti sahih olarak gelmiştir.”

    Hafız Irakî bu hadisi el-Muğni an Hamli’l-Esfar (II, 271)’de tahric ederken İbni Teymiyye gibi demiştir.

    İmam İbni Hazm bu hadiste munkatı (senedde kopukluk) olduğu nedeniyle bu hadisi cerhetmiş, zayıf görmüştür.

    Bu hadisin munkatı olduğu varsayılacak olsa bile bu üzerinde durulması caiz olmayan nisbi bir illettir. Çünkü bu hadis Hişam b. Ammar’dan o hadisi dinleyen sika hafızlar topluluğundan çeşitli rivayet yollarıyla mevsul olarak (kesintisiz senetle) gelmiş bulunmaktadır. Durum böyle iken hadisin munkatı olduğuna sarılmaya kalkışanlar açıkça hakka karşı direnmektedirler.

    Munkatı olduğunu iddia ettiği rivayetteki ravilere ve onların hal tercümelerine bakalım inşaAllah:

    1- İbn Hibban Sahih’inde (VIII, 265, 6719) -el-İhsan-‘de şunları söylemektedir:
    Bize el-Huseyn b. Abdullah el-Kattan haber verdi dedi ki: Bize Hişam b. Ammar anlattı deyip, hadisi “...çalgı aletlerini helal göreceklerdir” bölümüne kadar zikretmektedir.
    Burada sözü edilen el-Kattan güvenilir (sika) bir hafız olup ona dair tercüme Siyer-u A’lami’n-Nubela (XIV, 287)’de bulunmaktadır.

    2- Taberani, el-Mucemu’l-Kebir, III, 319, 3417’de “Dalet Musnedu’l-Mukillin –Zehebi’nin rivayetiyle- el-Munteka” (vr. 1-2/a)’de şunu söylemektedirler:
    Bize Musa b. Sehn el-Cevni el-Basri anlattı. Bize Hişam b. Ammar anlattı deyip, Buhari’nin rivayetine benzer olarak hadisi kaydederler. Taberani’nin aynı rivayet yoluyla ed-Dıya el-Makdisi, Muvafakatu Hişam b. Ammar (vr. 37/a-b)’de rivayet etmiş bulunmaktadır.
    Burda sözü geçen Musa aynı şekilde sika bir hadis hafızı olup siyer... (XIV, 261)’de tercümesi verilmiştir. Onunla birlikte Da’lec (Muhammed b. İsmail b. Mehran el-İsmaili)’i de sözkonusu etmiştir. Da’lec de sika ve sağlam bir hafızdır. Bu ise el-Mustahrec’in müellifi (Da’lec) el-İsmaili’den başka birisidir.

    3- Taberani, Müsnedu’ş-Şamiyyin (I, 334,588)’de şunları söylemektedir:
    Bize Muhammed b. Yezid b. (aslı an: den, dandır). Abdu’s-Samed ed-Dımeşki anlattı, bize Hişam b. Ammar anlattı deyip hadisi zikretmektedir.

    Burada adı geçen Muhammed b. Yezid’in tercümesi Hafız İbn Asakir’in Tarih-u Dımaşk (XVI, 124)’de ondan bir topluluğun rivayeti ile tercümesi verilmiş olup, bunun 269 yılında vefat ettiğini sözkonusu etmektedir.

    4- el-İsmaili, el-Mustahracu ale’s-Sahih’de onun rivayet yoluyla Beyhaki, Sünen (X, 221)’de şunları söylemektedir:
    Bize el-Hasen b. Süfyan anlattı, bize Hişam b. Ammar anlattı deyip hadisi kaydetmektedir.

    Hasen b. Süfyan –Horosanlı ve Neysaburludur- sağlam bir hadis hafızı olup, İbn Huzeyme, İbn Hibban ve daha başka hafızların hocalarındandır. Tercümesi siyer (XIV, 157-162) ile Tezkiretu’l-Huffaz’da zikredilmiştir.

    Bunun yanında;
    hadisi Hişam’dan dinlemiş başka dört ravi daha vardır. Bunları hafız Tağliku’t-Talik (V, 17-19)’da, Zehebi onların birilerinden Siyer (XXI, 157 ile XXIII, Cool’de rivayet etmiştir.

    Ümmetimden bir takımları muhakkak ki şarabı içip ona adından başka isim takacaklar baş uçlarında çalgılar çalınıp şarkıcı kadınlar şarkılar söyleyecekler Allah’u Teala onları yere batıracak ve onlardan domuz ve maymun yapaktır...




    Kuran-ı Kerimi bırakıp da cahiline çalgı türkülerle meşgul olanlar Ahiret gününde Resulallah (s.a.s) ve Kuran-ı Kerim tarafından Mevla’ya şikayet edileceklerdir sure-i Furkan’ın 30. ayeti kerimesinde bunu beyan etmektedir ve Peygamber Efendimiz dedi ki: Ya rabbi "şüphe ki benim bu kavmim bu kuranı terk ettiler.





    Büyük günahlardan biride çalgı çalmak ve dinlemektir. Bu hususta Yüce Allah (c.c) şöyle buyurur:


    İnsanlardan bazı kimseler vardır ki: Bilmeyerek Allah yolundan saptırmak için sözden boşunu (şarkıyı türküyü) satın alırlar onu oyuncak edinirler. İşte onlar için hakaret edici azap vardır.


    Kuran-ı Kerimi bırakıp da cahiline türkülerle meşgul olanlar Ahiret gününde Resulallah (s.a.s) ve Kuran-ı Kerim tarafından Mevla’ya şikayet edileceklerdir. Sure-i Furkan’ın 30 ayeti kerimesi bunu beyan etmektedir. Ve Peygamber Efendimiz dedi ki: Ya Rabbi “ şüphe yok ki benim bu kavmim bu Kuran-ı terk ettiler.”




    İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye göre:
    Eğlenmek için çalınan tüm çalgılar haramdır (Mergani Hidaye 4/80)


    Bu bakımdan çalgılı içkili düğünler tertip etmek, böyle yerlere gitmek kesinlikle caiz değildir.” HARAMDIR”.


    1- Malik b. Ebi Meryem olup, o şöyle demiştir: Abdu’r-Rahman b. Ganm’den rivayete göre o Ebu Malik el-Eş’ari’yi Peygamber (s.a)’dan şöyle buyurduğunu dinlediğini bildirmiştir:
    “Andolsun ümmetimden birtakım kimseler ona başka isimler vererek şarap içecekler. Başlarının üzerinde çalgılar çalınacak (kadınlar tarafından) şarkı söylenecektir. Allah onları yerin dibine geçirecek, onlardan maymunlar ve domuzlar yaratacaktır.”
    Hadisi tam olarak rivayet edenler İbn Mace (4020); İbn Hibban (1384 Mevarid); Beyhaki (VIII, 295 ve X, 231); İbn Ebi Şeybe, el-Musannef (VIII, 107, 3810); Ahmed, V, 342); el-Mehamili, el-Emali, 101/615; İbnu’l-Arabi, Mucem (vr. 182/a); Taberani, el-Mucemu’l-Kebir (III, 320-321); İbn Asakir, Tarih-u Dımaşk (XVI, 229-230); Hafız İbn Hacer, Tağliku’t-Talik (V, 20-21) Muaviye b. Salih’ten gelen çeşitli rivayet yollarıyla bu lafızla rivayet etmişlerdir.

    Şeyhul Muhaddis (Elbani) (Tahrimu Alati't Tarabi, 62) şöyle demektedir: "Bu burda adı geçen Malik dışında ravileri sika olan bir seneddir. Malik ancak Hatim’in ondan yaptığı rivayet ile bilinmektedir. Dolayısıyla o meçhul (hadis rivayet etmekle tanınmış olmayan) birisidir. Bundan dolayı hafız (İbn Hacer) onun hakkında: “Makbul (bir ravi)dir” demiştir. Bu da burada olduğu gibi mutabaat halinde böyledir. İbn Hibban’ın onu es-Sikat (V, 386) arasında zikretmesine rağmen durum böyledir. el-Münziri’nin et-Terğib (III, 187)’de onun hakkında susmasının dayanağı da İbn Hibban’ın bu hadisi sahih görmesi olmalıdır. Bundan dolayı hadisin başında “an: den, dan” lafzını kullanmıştır. İbnu’l-Kayyim’in el-İğase (I, 347 ve 361)’de iki yerde:
    “Bu sahih bir isnaddır” demesinin sebebi de bu olmalıdır. İleride geleceği üzere İbn Teymiye de bu hadisi hasen kabul etmiştir."

    2- İbrahim b. Abdu’l-Hamid b. Zi Himaye'dir. Kendisine Ebu Malik el-Eş’ari’den yahut Ebu Amir’den diye rivayeti haber verenden yaptığı şu nakildir: "Ben Peygamber (s.a)’ı şarap ve çalgı aletleri hakkında söz söylerken dinledim:"

    Hadisi Buhari burda anılan İbrahim’in tercümesini et-Tarihu’l-Kebir’de verirken böylece rivayet etmekte ve şöyle demektedir. (I, 1,304-305) Bunu bana Süleyman b. Abdu’r-Rahman dedi: Bize el-Cerrah b. Melih el-Hamsi anlattı dedi ki: Bize İbrahim anlattı.

    Şeyhul Muhaddis Elbani (Tahrimu Alati't Tarabi, 66): 'Malik b. Ebi Meryem ile Atiyye b. Kays'ın güçlü bir mutaabatıdır bu rivayet' der.

    İster bu, ister öteki olsun bu şahit olarak ve mutabaata güçlü bir isnaddır

    Senetteki bütün raviler sikadırlar ve et-Tehzib’de tercümeleri vardır. Bundan tek istisna anılan İbrahim b. Abdu’l-Hamid’dir. O da İbn Asakir, Tarih (I, 454-455) ve başka yerlerdeki bir grup sikanın (kendisinden) yaptığı rivayet ile bilinen ve bir grup hafızın sika olduğunu belirttiği sika bir ravidir.

    Ebu Cüra er-Razi şöyle demektedir: “Onda bir sakınca yoktur.”

    Taberani el-Mucemu’s-Sağir’de: “O müslümanların sikalarından birisi idi” demektedir.

    İbn Hibban onu iyi bir şekilde tanıtmış, onu es-Sikat adlı eserinde zikredip ona “Ebu İshak” künyesi ile anarak (VI, 13) şunları söylemektedir:
    “Şamlıların fakihlerinden idi. Hıms’da kadı idi. İbnu’l-Münkedir ve Humeyd et-Tavil’den rivayetler yapar. Ondan da el-Cerrah b. Melih ile şehrinin ahalisi rivayette bulunur. Ömrünün sonlarında Antarsus (Tarsus)’a gitmiş ve orada ribat yaparken vefat etmiştir.”

    Bu ilk hadis ile ilgili olarak söylenenlerin özü şudur: Hadis Abdu’r-Rahman b. Gann etrafında dönüp dolaşmaktadır. Bu da ittifakla sika bir ravidir. Hadisi ondan yine sika bir ravi olan Kays b. Atiyye rivayet etmiştir. Az önce geçtiği üzere ona kadar varan isnadı da sahihtir. Diğer taraftan hadis Malik b. Ebi Meryem ile İbrahim b. Abdu’l-Hamid etrafında döner. O da sika bir ravidir. Her üçü de kesin olarak haram kılınan şeyler arasında “çalgı aletlerinden” sözetmektedirler. Artık bundan sonra hadisin zayıf olduğunu ısrarla belirten kimse inatçı bir mütekebbirdir.

    Büyük alim Yusuf bin İsmail-i Nebhani (rahmetullahi teâlâ aleyh) başka
    alimlerden naklen diyor ki: �İmam-ı Gazali Şafii mezhebinde, mezhebde
    müctehiddir. Ve sonuncularıdır. Şafii mezhebini nakletti ve hıfzetti.�
    (Huccet-ullahi alel alemin, 2. cild, �Bir Büyük Mucize� başlığı
    altındaki yazıdan). Bu yazımda büyük İslam alimi İmam-ı Gazali
    hazretlerinin musiki hakkında bildirdiği hükümleri özetlemeye
    çalıştım.


    ÇALGI ÇALMANIN VE DİNLEMENİN GENEL OLARAK GÜNAH OLDUĞU

    �Mesela bir kimsenin devamlı gıybet etmesi, yahut devamlı ipek
    giymesi, yahut devamlı çalgı aletleri dinlemesi gibi. Çünkü devam eden
    bir amel kalbi iyice nurlandırdığı gibi, böyle günahlara devam da
    kalbin kararmasına büyük tesir eder.� (Küçük Günah Ne İle Büyük Olur
    başlıklı kısımdan; Kimya-yı Seadet, s.580)

    �Bu günahlar şayet başkasını ilgilendirmeyip kendisi ile Rabbi
    arasındaki kusurlarsa, cünüp olarak mescidde oturmak, abdestsiz
    mushafı tutmak, bidat şeylere inanmak, içki içmek ve çalgı dinlemek
    gibi, kul hakkı ile ilgili olmayan günahların hepsinden hasret ve
    nedametle tevbe eder.� (İhya, c.4, s.65)

    �İnsanlar dünyâdaki işlerine göre haşr olunur. Bir kavim ki ud
    çalmakla iştigal etmiştir. Hayâtlarında çalgı çalmağa ve dinlemeğe
    devâm etmişlerdir. Kabrinden kalkdığı vakit, sağ eliyle onu alır ve
    atar. O çalgıya der ki, (La�net olsun sana! Beni Allahü teâlânın
    zikrinden meşgûl etdin!). O çalgı ona geri gelir. Der ki, (Allahü
    teâlâ, aramızda hükm edinceye kadar, ben senin arkadaşınım. O vakte
    kadar ayrılamam). Kezalik dünyâda alkollü içki içenler, serhoş olarak
    haşr olunur. Başları, kolları, bacakları açık olarak sokağa çıkan
    kadınlar, kızlar, buralarından kanlar, irinler akarak haşr olunur.
    Zurnacı zurna çalarak haşr olunur. Her kimse, böyle Allahü teâlânın
    yolundan hangi tarik üzere ayrılırsa, o hâl üzre haşr olunur.� (Dürre-
    tül Fâhire fî-keşf-i ulûm-il-âhıre �Kıyamet ve Ahiret, s.36)

    ŞARKICININ VE ÇALGI DİNLEYENİN ŞAHİD OLAMAYACAĞI HAKKINDA

    �Çalgı dinleyen, ipek giyen, altın yüzük kullanan ve gümüş kaplarda su
    içen kimsenin şehadeti kabul edilmez.� (İhya, c.4, s.41)

    �[Taberi�den naklen:] Şafii Adabü�l-Kaza adlı kitabında şöyle der:
    (Teganni batıla benzeyen mekruh bir oyundur. Buna fazla devam eden
    ahmaktır ve şehadeti merduttur.)� (İhya, c.2, s.677)

    �Şayet teganniyi [nağme ile okumayı] sanat edinmez ve onun için
    uğraşmazsa, ancak bazı zamanlarda teganni etmekle mürüvvetini
    kaybetmez ve şehadeti batıl olmaz.� (İhya, c.2, s.704)

    MESCİDLERDE YASAK OLANLAR

    �Kendisini süsleyip, şehvetine mağlup olanların, nağmeli ve şarkılı
    sözler söyleyenlerin, genç kadın ve kızların mescidde bulunmaları en
    büyük günahlardandır. Bunlar mescidde değil, mescidin dışında bile
    bulunmazlar. � (Kimya-yı Seadet, s.351; Mesciddeki Münkerler)

    ŞARKICININ SERVETİNİN HARAM OLDUĞU HAKKINDA

    �İnce bir noktaya daha işaret etmek isterim. O da, bütün bu [bir
    kişinin malının helalden mi haramdan mı olduğuna dair şüphe etmeye
    sebep olan] delillerin, adamın servetinin çoğunun haram olmasına
    delalet etmeleri lazım olması keyfiyetidir. Mesela asker, sultanın
    amili, şarkıcı veya ağıtçı olmak gibi. Yoksa deliller ancak malında
    bir miktar haram bulunduğuna delalet ediyorsa, soruşturmak vacib değil
    belki vera�dandır...Ancak, tecrübe ile adamın cündi yani asker,
    şarkıcı veya ribacı olduğunu bilir ve heyet, şekil ve elbise ile buna
    delil aramaya da ihtiyacı kalmazsa, o zaman, malından sormak vacib
    olur.� (İhya, c.2, s.304)

    ŞARKI VE ÇALGI BULUNAN DAVETE İCABET EDİLMEYECEĞİ HAKKINDA

    �Çağrıldığı yerde günah bir şey varsa, ipek halı, gümüş buhurdan,
    duvarda veya tavanda canlı resimleri varsa, yahud şarkı söyleniyor,
    çalgı çalınıyorsa, yahud birisi hokkabazlık yapıyorsa veya çirkin
    sözler söylüyorsa, kadınlar erkekleri görmeye geliyorsa, bütün bunlar
    kötü şeylerdir ve böyle bir davete gitmek icabetmez.� (Kimya-yı
    Seadet, s.207; Muamelat Kısmı, Daveti Kabul Etmenin Edebleri, İkinci
    Edeb). (Ayrıca bkz. İhya, c.2, s.38, s.41.)

    ÇALGI ALETLERİNİN ALIM-SATIMI VE İMALATI HAKKINDA

    �Ud, harp ve sazın satışı batıldır. Çünkü bunların faydası haramdır.�
    (Kimya -yı Seadet, s.231; Kesb ve Ticaretin Edebleri)

    �Satışta yalan söylerler, malın kusurunu, kötü tarafını göstermezler,
    teraziyi, taşı ve ölçüyü doğru tutmazlar, mala başka şey katarlar,
    çalgı aletleri satarlar, bayramlarda canlı resimleri satarlar, yeni
    yıl için tahtadan kılıç ve kalkan satarlar, erkekler için ipek başlık
    ve elbise satarlar, yıkanmış temizlenmiş elbiseleri, yeni diye
    satarlar. Hiçbiri şeriate uygun değildir.� (Kimya-yı Seadet, s.351;
    Çarşılardaki Münkerler)

    �Ud, zenc, düdük ve diğer oyun ve çalgı aletlerinin alım satımı caiz
    değildir. Çünkü şer�i bakımdan bunların bir faydası yoktur.� (İhya, c.
    2, s.174)

    �Çalgı ve benzeri yasak olan aletleri imal etmekten kaçınmak, zulümden
    kaçınmak demektir.� (İhya, c.2, s.218)

    ÇALGI ALETLERİNİN KIRILMASI VE ÇALGI ÇALANA MANİ OLUNMASI HAKKINDA

    İmam-ı Gazali �Emir ve Nehyin Şartları� başlığı altında, çalgıların
    kırılmasının veya çalgı çalanlara mani olunmasının caiz veya lazım
    olduğu durumlara ait birçok misal vermekle beraber, şu iki örnek
    yeterlidir:

    �Bilmiş ol ki: Kapılarını kilitleyip evinin duvarları arasında gizlice
    isyan eden bir kimsenin günahını araştırmak ve yakalamak için
    kendisinden müsaade almadan evine girmek yasaktır. Ancak dışarıdan
    duyulacak şekilde içeriden çalgı ve oyun sesleri yükselirse, bunu
    duyanların içeri girip çalgıları kırması caizdir.� (İhya, c.2, s.802)

    �Şayet silah çekme zarureti hasıl olur ve bu sayede ancak kötülüğü
    önlemeye muktedir olacaksa, fitneyi mucib olmayacak derecede silah da
    kullanabilir. Mesela, kötü bir insan bir kadına çullanmış veya orada
    çalgısını çalmaya devam ediyor ve arada ırmak veya duvar gibi bir mani
    varsa, okunu eline alır ve adama: (Bu işten vazgeç, yoksa seni
    öldürürüm) der. Şayet vazgeçmezse öldürmemek şartıyle ayaklarına nişan
    almak suretiyle nişanını alır ve bu hususta da tedrice riayet
    eder...İmkan nisbetinde kötülüğü önlemek vacibtir.� (İhya, c.2, s.815)

    GÜZEL SES (sema, yani çalgısız ilahi, kaside vs.) KİME YASAKTIR?

    �Bir kalbin Allahü teâlânın yasak ettiği şeylerden birine bağlılığı
    varsa, onu [güzel, düzgün, ahenkli sesleri] dinlemesi, o kimse için
    öldürücü zehir olur ve haram olur.� (Kimya-yı Seadet, s.321)

    �İnsana zevk veren ahenkli nağmeler, gönüllerde saklı olan güzellik ve
    çirkinlikleri açığa çıkarır. Her bardak içinde olanı gösterdiği gibi,
    sema halinde de kişinin içinde ne varsa dışına o çıkar...Sema kalbe
    ulaşınca, kalbde galib olan ne ise, onu harekete geçirir.� (İhya, c.2,
    s.675)

    �Kalbinde haller hasıl olmayan, hasıl olsa da nefsi şehvetten
    kesilmemiş tasavvuf yolcularına güzel ses, nağme faydadan ziyade zarar
    verirAli Hallac, Şeyh Ebu�l Kasım-ı Gürgani�nin (kuddise sirruh)
    müridlerinden idi. Sema için izin istedi. (Hiç bir şey yeme, sonra
    lezzetli yemekler yap. O aç halinle sema�ı yemekden çok istiyorsan,
    sema yapmanda bir mahzur yoktur. Davanda haklısın.) buyurdu. Kalp
    hallerine kavuşmayan, hak yolu, halleri ile anlayamayan, yahut bazı
    hallere kavuşup henüz şehvetten kesilmemiş olan müridlere üstadları
    sema�ı yasaklamalıdır. Çünkü ziyanı faydasından çoktur.� (Kimya-yı
    Seadet, s.325)

    �Sema�ı eğlence ve oyun şeklinde adet etmek haramdır. Ancak bunu
    meslek edinmemek ve devamlı yapmamak şeklinde olursa haram değildir.
    Nitekim bazı küçük günahlar vardır ki, devam edilirse büyük günah
    olur. Bazı şeyler ara sıra ve az olursa mübah olur. Çok olunca haram
    olur.� (Kimya-yı Seadet, s.329)

    SEMA YAPARKEN ÇALGININ HARAM OLDUĞU HAKKINDA

    "Ses dinlerken, ud, keman, ney, saz, kaval gibi hiç bir çalgı
    çalmamalıdır. Her çalgıyı çalmak ve dinlemek haramdır. Hoş olduğu,
    hoşa gittiği için haram değildir. Bir kimse hoşa gitmeyecek şekilde
    (çalsa da) ve ustalıkla çalmasa da yine haramdır." (Kimya-yı Seadet, s.
    326)



  5. 26.Şubat.2013, 15:37
    3
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Müzik ve Çalgı Hakkında İslami Tesbitler


    İMAM-I GAZALİ�YE GÖRE MÜBAH OLAN TEGANNİ VE ÇALGILAR

    �Kalbde helal olan şeyin sevgisi varsa, sema onu artırıyorsa o
    kimsenin teganni [çalgısız ilahi, kaside] dinlemesi helal olur.
    Kalbinde, şeriatin yasak ettiği bir şey olanın teganni dinlemesi günah
    olur. Kalbinde, iyi ve yasak olan bir bağlılık yoksa, eğlence
    kabilinden dinliyorsa, bunun güzel sesden lezzet alması mübah olur.�
    (Kimya-yı Seadet, s.322)

    �Bayramda ve arada bir olursa [Bayram günü mescidde Hazret-i Aişe�nin
    seyrettiği zencilerin oyunu gibi] oyunlar, teganniler ve bunları
    seyretmek haram değildir.� (Kimya-yı Seadet, s.322)

    �[Bayramda Hazret-i Aişe�nin seyrettiği ve dinlediği gibi] tef çalmak
    ve teganni etmek mübahtır.� (Kimya-yı Seadet, s.323)

    �Bazı şeyler ara sıra ve az olursa mübah olur. Çok olunca haram olur.
    Zira zenciler bir defa mescidde oynadılar ve Resulullah (sallallahü
    aleyhi ve sellem) men�etmedi. Eğer o mescidi oyun yeri haline
    getirselerdi men�ederdi. Hazret-i Aişeyi (radıyallahü anha) bunlara
    bakmaktan men�etmedi. Bunu adet haline getirseydi men�ederdi. Bir
    kimse daima onlarla dolaşır ve bu işi meslek haline getirirse caiz
    değildir.� (Kimya-yı Seadet, s.329-330)

    �Bayram günü Habeşilerin mesciddeki oyunlarını Resul-i Ekrem kapı
    üzerinden Hz. Aişe�ye seyrettirmiş ve ikisi beraber bakmışlardır.
    Şüphesiz bu Habeşiler mescidi oyuncak haline getirseler elbette
    men�edilirdi. Çok ender olduğu için, Resul-i Ekrem de onlara baktı ve
    hatta Hz. Aişe�nin gönlünü hoş etmek için onlara (Devam edin!) diye
    emretmiştir.� (İhya, c.2, s.827)

    �Kusurları, azabları bildiren [çalgısız] kasideleri, ilahileri
    dinleyerek üzülmek, ağlamak sevabtır. [Ama,] Allahü teâlânın kaza ve
    kaderini beğenmeyip, ona üzülüp, üzüntüsünün artması haramdır. Bunun
    için böyle şiirleri okumak haramdır.� (Kimya-yı Seadet, s.324)

    �Hacca gidenlerin, Kabe, hac, Mekke, Medine şiirleri dinlemesi ve
    böyle şiirleri güzel sesle okuyup para kazanması helaldir.� (Kimya-yı
    Seadet, s.323-324)

    �Hacıların uğurlanışı sırasında çalıp söylenenlerdir. Onlar önce
    kasabalarda davul, şahin çalıp şiirler söyleyerek memlekette
    dolaşırlar ki, bu mübahtır. Zira bunların söyledikleri Kabe, Makam,
    Hatim, Zemzem ve diğer mübarek makamları öven ve arab çölünü anlatan
    şiirlerdir...Kötülerin kullandığı nefesli ve telli çalgılar bu işe
    katılmayınca, bütün bunların hepsi caizdir.� (İhya, c.2, s.690)

    �Allahü teâlânın düşmanları ile harb etmeyi ve O�nun sevgisi uğruna
    canını seve seve feda etmeyi kuvvetlendiren askerlerin harp ve
    kahramanlık şarkılarını dinlemek mübah olur. Buna sevab bile
    verilebilir.� (Kimya-yı Seadet, s.324)

    �Düğün, ziyafet, sünnet, akika çocuk doğması ve sefer dönüşü gibi
    sevinmesi lazım olan yerlerde ses ile [tef ve teganni ile] neşelenmek
    mübahtır. Bunun gibi Bayram günlerinde sevinmek, neşelenmek caizdir.
    Teganni de bu şekilde caiz olur.� (Kimya-yı Seadet, s.324)

    �[Sema esnasında] Kadın, kız veya parlak oğlan sesini yanında dinlemek
    haramdır. Çirkin kızın sesini de yanında dinlemek haramdır. Ne şekilde
    olursa olsun, kadınlara kızlara bakmak haramdır. Perde arkasından
    sesini duyuyorsa ve şehvet korkusu varsa, yine haramdır. Yoksa
    mübahdır.� (Kimya-yı Seadet, s.326) (Not: Hanefi mezhebine göre, hür
    kadınların teganni ile seslerini yabancı erkeklere duyurmaları, hatta
    bir ihtiyaç olmadan yabancı erkeklerle konuşmaları haramdır.)

    �[Mevlid, ilahi, tekbir, dua, salevat, vaaz gibi ciddi sözlere
    karıştırmadan] Davul, zurna ve tef çalmak haram değildir. Hacılar ve
    askerlerin davul veya bando çalması adettir. Ahlakı bozuk gençlerin
    davul çalması da haramdır.� (Kimya-yı Seadet, s.326)

    �Bilesin ki, çalgı âletleri üçe ayrılır: (1) Haram olanlar. Bunlar ud,
    tanbur, düdük ve davul - zurna gibi şarkı okuyucularına eşlik eden
    âletlerdir. (2) Mekruh olanlar. Bunlar tek başına çalınmadığı halde
    şarkıcıyı çoşturan kaval gibi âletlerdir. (3) Mübâh olanlar. Bunlar da
    eğlence âleti değil de boru ve harp davulu gibi haberleşme âletleri
    ile nikâh için çalınan tef gibi toplantıya çağırma ve herhangi bir
    hususu ilân etmek için kullanılan âletlerdir.� (�Bid'at ve Nefsi
    Arzûlara Uymanın Haram Oluşu� başlıklı kısmın sonundaki metin -
    Mükaşefetü´l Kulub - Kalplerin Keşfi)

    �Ud [saz], Sanc [zil], Rebab [bir nevi telli çalgı], Berbed ve benzeri
    Irak çalgılarının hepsi yasak edilmiştir. Fakat bunlardan başka
    sarhoşların kullanması mutad olmayan ve sarhoşlukla alakası
    bulunmayan, vezinli güzel ses çıkaran davul ve benzeri çalgılar
    [düğünlerde, bayramlarda] yasak değildir.� (İhya, c.2, s.685).

    �Semanın haram olmasına sebep olan ikinci arıza musiki aletlerindedir.
    İçki alemlerinde kullanılan çalgılar gibi. Bunlar da Mezamir [nefesli
    çalgılar], Evtar [telli çalgılar] ve Tablü�l-Kıbe [küçük davul ve
    trambet] gibi çalgılardır. Bu üç nevi çalgılar yasak, diğerleri ise
    mübah olarak kalmışlardır. Bunlar da tef, her ne kadar tefde ziller
    bulunsa bile, Davul, Şahin, Kadib [Nay] gibi çalgılardır� (İhya, c.2,
    s.701).

    Hanefi ve Hanbeli mezheblerinde düğünlerde bile çalınan tefin zilsiz/
    pulsuz olması şartı vardır. Mükaşefetü´l Kulubdaki yazısından, burada
    mübah dediği davul, zurna, kaval gibi aletlerin eşliğinde şarkı
    söylenmesinin günah olduğu anlaşılıyor. Yani bunların mübah olmasını
    beraberlerinde şarkı okunmaması, adet veya meslek haline getirilmemesi
    ve ibadete karıştırılmaması şartlarına bağlıyor.

    �Vezinli güzel ses de haram değildir. Şayet kötü sözlerden meydana
    gelmişse, ister lahn [nağme] ile okunsun, ister lahinsiz okunsun, o
    [manalı insan sesi, mesela şiir] haram olur.� (İhya, c.2, s.686).

    ŞAFİİ MEZHEBİNE MENSUB OLMAYANLAR, İMAM-I GAZALİ�NİN MÜBAH DEDİĞİ
    FAKAT KENDİ MEZHEBLERİNDE HARAM VEYA MEKRUH OLAN İŞLERİ YAPABİLİR Mİ?

    Çalgı dinlemenin ve musikinin genel olarak mübah olduğunu söyleyenler
    sıklıkla İmam-ı Gazali�nin yazılarını delil olarak gösteriyorlar.
    Buraya kadar yaptığım iktibaslar, bu davalarında haklı olmadıklarını
    gösteriyor. Üstelik, İmam-ı Gazali şunları yazıyor:

    �Fetva isteyen kimsenin, mezheblerden en genişini, en kolayını ve en
    çok lehinde olanını aramak hakkı değildir.� (İhya, c.2, s.290)

    �Hiçbir müctehid, başka bir müctehidin sözü ile amel edemiyeceği gibi,
    hiçbir mukallid, taklid ettiği, uyduğu mezheb İmamının sözünün dışına
    çıkamaz! Çıkar diyen kimse yoktur. Alimlerin en faziletlisi sayarak
    İmam diye tanıdığı mezheb kurucusuna bağlandıktan sonra, hoşuna
    gidenleri başka taraflardan alamaz. Her yönden ona uyması lazımdır.
    Uyduğu İmama muhalefeti münker bir harekettir ve bu muhalefeti
    sebebiyle günahkardır. � (İhya, 9. Kitab, 2.Bab, Emir ve Nehyin
    Şartları; c.2, s.803)

    �İctihad mevkiine yükselemiyenler, bu asırda olanlar gibi, kendilerine
    sorulan meseleye, ancak bağlı bulundukları mezheb imamından naklederek
    cevap verirler. Eğer imamının ictihadını zayıf bulursa, onu terk
    etmesi caiz değildir. Binaenaleyh başkasının ictihadıyla cevap
    veremeyeceğine, mezhebi de bilinmiş olduğuna göre, daha mücadele
    etmesinde ne kâr var? Eğer bir meselede şüphe ederse uygun olan (Ben
    bunu anlayamadım, belki bağlı bulunduğum mezheb imamının bu babda bir
    cevabı var, fakat ben bilemiyorum; çünkü ben başlı başına bir müctehid
    değilim.) demesi lazımdır.� (İhya, 1. Kitab, 4. bab, Hilaf İlmi ve
    Münazaranın Afetleri; c.1, s.113)

    Yukarıdaki sözler İmam-ı Gazali hazretlerine ait. Değişik
    mezheblerdeki ictihadlardan işine gelenleri ve keyfine uyanları
    toplamak, yani telfik ve mezhebsizlik, müzik dinlemekten daha büyük
    günahtır. Hindistanlı Ehl-i Sünnet alimlerinden Allame Muhammed
    Abdurrahman Silheti diyor ki,

    �Mişkat�ı şerheden Tayyibi (Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız)
    kelamını açıklarken diyor ki: Mezheblerin ruhsatları ile amel etmek
    �ki buna telfik denir- zındıklık yoludur. Celalüddin-i Suyuti
    rahmetullahi aleyh Tevarih-i hulefa�sında, Abbasi halifelerinden
    Mu�tedid-i Billah�ın hal tercümesini bildirirken diyor ki: (Kadı
    İsmail buyurur. Bir gün Mu�tedid-i Billah�ın yanına gittim. Bana bir
    kitap verdi. Açıp okuyunca ne göreyim. Halife için alimlerin yani her
    mezhebin ruhsatlarındaki zellelerden, hatalardan derlenmiş. Bunu
    derleyen zındıkdır, dinsizdir dedim. Uydurma mıdır? dedi. Hayır, lâkin
    bir kısım sarhoş eden şeylere mübah diyen, mü�ta nikahına mübah
    demedi; mü�taya mübah diyen, şarkıya çalgıya mübah demedi. Her alimin
    bir zellesi, yanılması olabilir. Alimlerin zellelerini, yanılmalarını
    alanın dini gider dedim. Bunun üzerine kitabın yakılmasını emretti.
    Yaktılar.)� (Seyf�ül Ebrar, s.24)

    SEMA ESNASINDA İSTEYEREK RAKS ETMEMEK GEREKTİĞİ HAKKINDA

    İmam-ı Gazali�nin yazılarının tümü dikkatle okununca ve Hadis-i
    şeriflerden, Sahabe�den, Tabiin�den ve tasavvuf ehlinden verdiği
    misallere bakılınca, (1) Tasavvuf ehlinin sema sırasında vecd halinde,
    ihtiyari olmayarak yaptıkları raksa benzer hareketlerin günah
    olmadığı, (2) Bayram günlerinde def ile yapılan teganninin veya kılıç-
    kalkan oyunu gibi içinde raks bulunan oyunların günah olmadığı
    anlaşılıyor. Yoksa, İmam-ı Gazali hazretlerinin sözlerinden gece
    kulübüne gidip dans etmenin veya sema yapıyoruz diye çalgı eşliğinde
    hoplayıp zıplamanın veya topaç gibi dönmenin mübah olduğunu çıkarmak
    mümkün değil.

    İmam-ı Gazali sema sırasında ney ve kaval dahil her türlü çalgıyı
    çalmanın günah olduğunu bildiriyor (Kimya-yı Seadet, s.326 ve
    Mükaşefetü´l Kulub) ve ihtiyari olarak, şuurlu olarak raks etmenin de
    yasak olduğunu yazıyor:

    �O halde sema�a ehil olup, sema�a oturan kimseler edebe riayet edip,
    başını önüne eğip durmalı, kimseye bakmamalı, elini başını
    sallamamalı, zorla hiçbir hareket yapmamalı, namazda teşehüdde oturur
    gibi, kalbini tamamen Allahü teâlâya vermeli, sema sebebi ile gaaipten
    nasıl keşif ve açılmalar olacağını gözetmeli, isteyerek kalkmaması ve
    hareket etmemesi için kendini tutmalıdır.� (Kimya-yı Seadet, s.335)

    �Semanın üçüncü edebi: ...İstiğrak halinde oturduğu gibi, başını önüne
    eğerek oturmak, titreşme, oynaşma, sun�i ve riya olan diğer
    hareketlerden sakınmak, lüzumsuz sözlerden vaz geçmektir. Şayed vecd
    hali kendisine galebe çalarak ihtiyarsız hareket ederse, mazurdur,
    yerilmez. İradesine sahip olduğu anda, yine eski sükununa döner. Ne
    çabuk vecdi geçti, bunun kalbi katıdır diyeceklerinden utanarak vecde
    devam etmesi uygun olmaz.� (İhya, c.2, s.745)

    �Sema�da hareket, raks etmek ve elbise yırtmakdır. İstemeden, kendi
    kendine yaptığı işlerden sual yoktur. Amma... başkaları hal sahibi
    sansınlar diye bile bile bunları yaparsa haram işlemiş olur. Bu ise
    nifakın ta kendisidir....Bile bile elbise yırtmak caiz değildir. Çünkü
    bu, malı zayi etmektir.� (Kimya-yı Seadet, s.333-334)


    TASAVVUF EHLİ OLMAYANIN KENDİSİNİ ONLARA BENZETMESİNİN YANLIŞLIĞI
    HAKKINDA

    İmam-ı Gazali hazretleri İhya kitabında �Kitabu Adabi�s-Sema� ve�l-
    Vecd� başlığı altında tasavvuf ehlinin hallerini, sema�nın mübah
    olduğunu ve sema�nın edeblerini uzun anlatıyor. Burada kalbini
    temizlemek, tasavvuf yolunda ilerlemek, Allahü teâlânın rızasını
    kazanmak gibi ulvi maksadlara yönelmiş müslümanların halleri
    anlatılmakta ve bunlar müdafaa edilmektedir. Oyun ve eğlence için
    müzik ve çalgı dinleyen ve icra edenlerin bu yazılardan kendilerine
    ruhsat çıkarmaya çalışmaları pek abestir. İmam-ı Gazali buyuruyor ki:

    �Hakikaten bilmek lazımdır ki, tasavvufçuların işleri büyük, tehlikeli
    ve gayet gizlidir. Bunda olduğu kadar hiçbir şeyde yanılma olmaz. Bu
    kadarına işaret etmekle onların mazlum olduklarını belirtmek istedik.
    Zira o tasavvufçuları insanlar, bu zamanda ortaya çıkanlara
    benzetiyorlar. Bu benzetme ile hakikatte kendilerine zulmediyorlar.
    Onlar hakkında konuşmak veya onları münasebeti olmayan birine
    benzetmek, kendine zulmetmek olur.� (Kimya-yı Seadet, s.329)

    Bu husus hakkında İmam-ı Sühreverdi�nin şu yazıları da aydınlatıcıdır:

    �Ehl-i insaf birisi, zamanımızdaki insanların toplantılarındaki
    durumu, şarkıcının defiyle oturup diğer çalgıcıların aletleriyle
    katılımını bir düşünse; böyle bir toplantı şeklinin, Hazret-i
    Resulullah�ın huzur-ı seadetlerinde vaki olduğunu söyleyebilir mi?
    Allah Resulü ve Eshabının, ortaya bir takım söz sanatçısı çıkararak
    başına toplanıp onu dinledikleri ileri sürülebilir mi? Tabii ki
    hayır.� (Avarifü�l-Mearif, s.241)

    KUR�AN-I KERİMİ TEGANNİ İLE OKUMANIN HARAM OLDUĞU HAKKINDA

    "Kur'an-ı Kerimi ise nağme ile okumak doğru değildir. Kur'an-ı Kerimi
    makaam ile okuyup, istediği şekle sokmak haram olur." (Kimya-yı
    Seadet, s.333)

    �Mescidlerde görülen hatalardan biri de, Kur�anın teganni ile
    okunmasıdır. Bundan da nehyetmek ve doğruyu telkin etmek farzdır.�
    (İhya, c.2, s.823)

    Kur�an-ı kerimi güzel sesle ve tecvide uygun olarak okumak manasında
    olan �Kur�anı teganni ile süslemek� sevaptır. Burada bahsedilen yani
    yasak olan, şarkı okur gibi okumak, tecvid kaidelerine aykırı olarak
    harfleri uzatmak, sesi musiki perdelerine uydurmaktır.

    CİDDİ SÖZLERE (İBADETE) ÇALGI KARIŞTIRMANIN YASAK OLDUĞU HAKKINDA

    İmam-ı Gazali nikah ve bayram gibi belli zamanlarda tef çalınmasının
    mübah olduğunu söylemekle beraber, Peygamberimizi övmek (mevlid) gibi
    ibadetlere ve (salevat, tekbir, dua, ilahi, vaaz vs.) ciddi sözlere bu
    çalgının dahi karıştırılmaması gerektiğini bildiriyor:

    "Nağmeye başka sesler katıp, değişik ses tonlarında çıkarmak icabeder
    ki, tesiri fazla olsun. Davul, zurna, tef gibi. ...Kur'an-ı Kerimi ise
    korumalı, böyle şeylerle beraber okumamalıdır. Çünkü Kur'an-ı Kerimi
    okumak ibadettir. ... Peygamberimiz aleyhisselam Rebi' binti Muavvizin
    radıyallahü anha evine geldi. Cariyeler tef çalıyor, şarkı
    söylüyorlardı. Onu görünce kesip, kasidelerle onu medhetmeye
    başladılar. (Susun, söylediğinize devam edin) buyurdu. Çünkü onu övmek
    ibadettir. Oyun aleti olan tef ile söylemeğe gelmez." (Kimya-yı
    Seadet, s.333)

    Bu hadis-i şerifi İmam-ı Buhari bildirmiştir. İmam-ı Gazali İhya
    kitabında da bu hadis-i şerifi yazıyor ve şunları ilave ediyor:

    "Bu suretle onu bu gibi sözlerden [Peygamberimizi övmekten]
    men�ederek, kendi sözlerine çevirdi. Çünkü bu, ciddi bir söz, onun
    yaptığı ise oyun ve eğlence idi. Ciddi sözler eğlence arasına giremez.
    Bu cariyeye gerçeklerden ayrılarak oyuncağa dönmesi ihtar edildiği
    gibi, Kur�an-ı Kerime hürmeten tegannilerde ondan uzak kalmak da
    vacibdir.�(İhya, c.2, s.741)

    İMAM-I GAZALİNİN NAKLETTİĞİ BAZI HADİS-İ ŞERİFLER

    �Hadis-i şerif: (Allahü teâlâ İblis�e �Bütün çalgılar senin
    müezzinindir� buyurdu.)� (İhya, c.3, s.77)

    Mükaşefetü�l Kulub, Sıla-i Rahim başlıklı kısmındaki hadis-i şerif
    tercümesi:

    �İbni Ebü Dünya ile Beyhaki'nin ve kısaltılmış olarak İmamı Ahmed'in
    rivayetinde Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyurdular:
    "Bu ümmetin içinden öyleleri gelecektir ki, bunlar bir gece her insan
    gibi yiyip içip oynayacaklar, fakat maymun ve domuz kılığına girerek
    sabahlayacaklar, sarsıntıya uğrayıp yerin altına geçecekler veya
    üzerlerine taş yağacaktır." Halk �Dün gece filân oğulları yerin dibine
    battı, falan dünyâperestin evi alt üst oldu� diyecektir. Lût kavminin
    bazı kabileleri üzerine yağdığı gibi onların ve evlerinin üzerine de
    taş yağacaktır. Hz. Âd'in bir kısım kavmini kavuran kasırga gibi bir
    kasırgaya tutulacaklardır. Bu âfetlerin sebebi şu günahları
    işlemeleridir:
    1 � Devamlı içki içmeleri,
    2 � Erkeklerin ipekli elbise giymesi,
    3 � Oyuncu ve şarkıcı ve kadınlar edinmeleri.
    4 � Faiz alıp vermeleri,
    5 � Akrabalık haklarını savsaklamaları."

    Mükaşefetü�l Kulub, Faiz başlıklı kısmındaki hadis-i şerif
    tercümeleri:

    �Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
    «Nefsimi kudret elinde tutan Allah (C.C) adına yemin ederek söylüyorum
    ki, ümmetimden bazı kimseler aksam şen - şakrak ve eğlenceden sonra
    yatacak, fakat sabaha maymun ve domuz kılığına girmiş olarak
    çıkacaklardır. Sebebi, haramları helâl saymaları, çalgıcı kadın
    edinmeleri, içki içmeleri, faiz yemeleri ve ipekli giymeleridir.»

    Aynı konuda Ahmed îbni Hanbel ile Beyhakî'nin rivayeti söyledir:
    «Bu ümmetin bir kısmı yiyip içip gülerek eğlenerek yatar. Fakat sabaha
    maymun veya domuz şekline girmiş olarak çıkar. Yine onlardan bir
    kısmının başına yerin dibine batma ve taş yağmuru gibi âfetler gelir.
    Sabahleyin halk, «Falangiller yerin dibine battı, geceleyin
    falangillerin evleri yıkıldı» diye konuşurlar. Yahud da Lût kavminin
    bir kısım kabileleri ile onların evlerine olduğu gibi üzerlerine
    gökten taş yağar. Sebebi, içki içmeleri, çalgıcı kadın edinmeleri,
    faiz yemeleri, akrabalara yakınlık göstermemeleridir.»�


    ÖZET

    İmam-ı Gazali (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine göre:

    1. İçki içenlerin dinlediği nefesli çalgıları ve bütün telli çalgıları
    çalmak ve dinlemek her zaman haramdır. Bunları imal etmek ve alıp-
    satmak caiz değildir.
    2. Şarkıcının (şarkı söyleyerek para kazananın) serveti haramdır.
    Şahidliği kabul edilmez, kendisinden mal veya hediye alınmaz.
    3. Belli zamanlarda (bayramlarda, düğünlerde) ve belli şartlarla
    (mesela, ibadete karıştırmamak kaydıyla) tef, davul, zurna, ney gibi
    çalgılar mübahtır. Bunlara da içki içenlerin adeti olan diğer nefesli
    ve telli çalgıları karıştırmak caiz değildir.
    4. Hacca gidenlerin davul çalması ve hac şarkıları dinlemesi/
    söylemesi, harbe gidenlerin de cesaretlerini arttırıcı şarkılar ve
    marşlar dinlemesi caizdir.
    5. Müslümanların bayramlarda sevinmeleri, sevinçlerini göstermeleri
    caizdir. Bayramlarda tef ile söylenen şarkıyı dinlemek ve içinde raks
    bulunan kılıç-kalkan oyunu gibi oyunları seyretmek mübahtır. Bunları
    âdet haline getirmek, her zaman yapmak caiz değildir.
    6. Bayramlarda, düğünlerde, hac yolunda çalınması mübah olan çalgıları
    bile, her zaman dinlemeyi ve çalmayı adet haline getirmek caiz
    değildir. Çalgıcılığı meslek edinen kıyamette azab görecektir.
    7. Kur�an-ı kerim okumak veya Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve
    sellem) övmek (mevlid) gibi ibadetlere çalgı karıştırmak yasaktır. Tef
    dahil hiçbir çalgıyı ciddi sözlere karıştırmak caiz değildir.
    8. Tasavvuf ehlinin terakki etmek, kalblerini temizlemek için sema
    dinlemesi (ilahi, kaside gibi nağmeli insan sesi ve şiir dinlemesi)
    caizdir. Sema sırasında bunlara çalgı karıştırmak haramdır. Sema,
    henüz kalbi tam temizlenmemiş, kalb hallerine kavuşmamış müridlere
    yasaktır.




  6. 26.Şubat.2013, 15:37
    3
    Moderatör

    İMAM-I GAZALİ�YE GÖRE MÜBAH OLAN TEGANNİ VE ÇALGILAR

    �Kalbde helal olan şeyin sevgisi varsa, sema onu artırıyorsa o
    kimsenin teganni [çalgısız ilahi, kaside] dinlemesi helal olur.
    Kalbinde, şeriatin yasak ettiği bir şey olanın teganni dinlemesi günah
    olur. Kalbinde, iyi ve yasak olan bir bağlılık yoksa, eğlence
    kabilinden dinliyorsa, bunun güzel sesden lezzet alması mübah olur.�
    (Kimya-yı Seadet, s.322)

    �Bayramda ve arada bir olursa [Bayram günü mescidde Hazret-i Aişe�nin
    seyrettiği zencilerin oyunu gibi] oyunlar, teganniler ve bunları
    seyretmek haram değildir.� (Kimya-yı Seadet, s.322)

    �[Bayramda Hazret-i Aişe�nin seyrettiği ve dinlediği gibi] tef çalmak
    ve teganni etmek mübahtır.� (Kimya-yı Seadet, s.323)

    �Bazı şeyler ara sıra ve az olursa mübah olur. Çok olunca haram olur.
    Zira zenciler bir defa mescidde oynadılar ve Resulullah (sallallahü
    aleyhi ve sellem) men�etmedi. Eğer o mescidi oyun yeri haline
    getirselerdi men�ederdi. Hazret-i Aişeyi (radıyallahü anha) bunlara
    bakmaktan men�etmedi. Bunu adet haline getirseydi men�ederdi. Bir
    kimse daima onlarla dolaşır ve bu işi meslek haline getirirse caiz
    değildir.� (Kimya-yı Seadet, s.329-330)

    �Bayram günü Habeşilerin mesciddeki oyunlarını Resul-i Ekrem kapı
    üzerinden Hz. Aişe�ye seyrettirmiş ve ikisi beraber bakmışlardır.
    Şüphesiz bu Habeşiler mescidi oyuncak haline getirseler elbette
    men�edilirdi. Çok ender olduğu için, Resul-i Ekrem de onlara baktı ve
    hatta Hz. Aişe�nin gönlünü hoş etmek için onlara (Devam edin!) diye
    emretmiştir.� (İhya, c.2, s.827)

    �Kusurları, azabları bildiren [çalgısız] kasideleri, ilahileri
    dinleyerek üzülmek, ağlamak sevabtır. [Ama,] Allahü teâlânın kaza ve
    kaderini beğenmeyip, ona üzülüp, üzüntüsünün artması haramdır. Bunun
    için böyle şiirleri okumak haramdır.� (Kimya-yı Seadet, s.324)

    �Hacca gidenlerin, Kabe, hac, Mekke, Medine şiirleri dinlemesi ve
    böyle şiirleri güzel sesle okuyup para kazanması helaldir.� (Kimya-yı
    Seadet, s.323-324)

    �Hacıların uğurlanışı sırasında çalıp söylenenlerdir. Onlar önce
    kasabalarda davul, şahin çalıp şiirler söyleyerek memlekette
    dolaşırlar ki, bu mübahtır. Zira bunların söyledikleri Kabe, Makam,
    Hatim, Zemzem ve diğer mübarek makamları öven ve arab çölünü anlatan
    şiirlerdir...Kötülerin kullandığı nefesli ve telli çalgılar bu işe
    katılmayınca, bütün bunların hepsi caizdir.� (İhya, c.2, s.690)

    �Allahü teâlânın düşmanları ile harb etmeyi ve O�nun sevgisi uğruna
    canını seve seve feda etmeyi kuvvetlendiren askerlerin harp ve
    kahramanlık şarkılarını dinlemek mübah olur. Buna sevab bile
    verilebilir.� (Kimya-yı Seadet, s.324)

    �Düğün, ziyafet, sünnet, akika çocuk doğması ve sefer dönüşü gibi
    sevinmesi lazım olan yerlerde ses ile [tef ve teganni ile] neşelenmek
    mübahtır. Bunun gibi Bayram günlerinde sevinmek, neşelenmek caizdir.
    Teganni de bu şekilde caiz olur.� (Kimya-yı Seadet, s.324)

    �[Sema esnasında] Kadın, kız veya parlak oğlan sesini yanında dinlemek
    haramdır. Çirkin kızın sesini de yanında dinlemek haramdır. Ne şekilde
    olursa olsun, kadınlara kızlara bakmak haramdır. Perde arkasından
    sesini duyuyorsa ve şehvet korkusu varsa, yine haramdır. Yoksa
    mübahdır.� (Kimya-yı Seadet, s.326) (Not: Hanefi mezhebine göre, hür
    kadınların teganni ile seslerini yabancı erkeklere duyurmaları, hatta
    bir ihtiyaç olmadan yabancı erkeklerle konuşmaları haramdır.)

    �[Mevlid, ilahi, tekbir, dua, salevat, vaaz gibi ciddi sözlere
    karıştırmadan] Davul, zurna ve tef çalmak haram değildir. Hacılar ve
    askerlerin davul veya bando çalması adettir. Ahlakı bozuk gençlerin
    davul çalması da haramdır.� (Kimya-yı Seadet, s.326)

    �Bilesin ki, çalgı âletleri üçe ayrılır: (1) Haram olanlar. Bunlar ud,
    tanbur, düdük ve davul - zurna gibi şarkı okuyucularına eşlik eden
    âletlerdir. (2) Mekruh olanlar. Bunlar tek başına çalınmadığı halde
    şarkıcıyı çoşturan kaval gibi âletlerdir. (3) Mübâh olanlar. Bunlar da
    eğlence âleti değil de boru ve harp davulu gibi haberleşme âletleri
    ile nikâh için çalınan tef gibi toplantıya çağırma ve herhangi bir
    hususu ilân etmek için kullanılan âletlerdir.� (�Bid'at ve Nefsi
    Arzûlara Uymanın Haram Oluşu� başlıklı kısmın sonundaki metin -
    Mükaşefetü´l Kulub - Kalplerin Keşfi)

    �Ud [saz], Sanc [zil], Rebab [bir nevi telli çalgı], Berbed ve benzeri
    Irak çalgılarının hepsi yasak edilmiştir. Fakat bunlardan başka
    sarhoşların kullanması mutad olmayan ve sarhoşlukla alakası
    bulunmayan, vezinli güzel ses çıkaran davul ve benzeri çalgılar
    [düğünlerde, bayramlarda] yasak değildir.� (İhya, c.2, s.685).

    �Semanın haram olmasına sebep olan ikinci arıza musiki aletlerindedir.
    İçki alemlerinde kullanılan çalgılar gibi. Bunlar da Mezamir [nefesli
    çalgılar], Evtar [telli çalgılar] ve Tablü�l-Kıbe [küçük davul ve
    trambet] gibi çalgılardır. Bu üç nevi çalgılar yasak, diğerleri ise
    mübah olarak kalmışlardır. Bunlar da tef, her ne kadar tefde ziller
    bulunsa bile, Davul, Şahin, Kadib [Nay] gibi çalgılardır� (İhya, c.2,
    s.701).

    Hanefi ve Hanbeli mezheblerinde düğünlerde bile çalınan tefin zilsiz/
    pulsuz olması şartı vardır. Mükaşefetü´l Kulubdaki yazısından, burada
    mübah dediği davul, zurna, kaval gibi aletlerin eşliğinde şarkı
    söylenmesinin günah olduğu anlaşılıyor. Yani bunların mübah olmasını
    beraberlerinde şarkı okunmaması, adet veya meslek haline getirilmemesi
    ve ibadete karıştırılmaması şartlarına bağlıyor.

    �Vezinli güzel ses de haram değildir. Şayet kötü sözlerden meydana
    gelmişse, ister lahn [nağme] ile okunsun, ister lahinsiz okunsun, o
    [manalı insan sesi, mesela şiir] haram olur.� (İhya, c.2, s.686).

    ŞAFİİ MEZHEBİNE MENSUB OLMAYANLAR, İMAM-I GAZALİ�NİN MÜBAH DEDİĞİ
    FAKAT KENDİ MEZHEBLERİNDE HARAM VEYA MEKRUH OLAN İŞLERİ YAPABİLİR Mİ?

    Çalgı dinlemenin ve musikinin genel olarak mübah olduğunu söyleyenler
    sıklıkla İmam-ı Gazali�nin yazılarını delil olarak gösteriyorlar.
    Buraya kadar yaptığım iktibaslar, bu davalarında haklı olmadıklarını
    gösteriyor. Üstelik, İmam-ı Gazali şunları yazıyor:

    �Fetva isteyen kimsenin, mezheblerden en genişini, en kolayını ve en
    çok lehinde olanını aramak hakkı değildir.� (İhya, c.2, s.290)

    �Hiçbir müctehid, başka bir müctehidin sözü ile amel edemiyeceği gibi,
    hiçbir mukallid, taklid ettiği, uyduğu mezheb İmamının sözünün dışına
    çıkamaz! Çıkar diyen kimse yoktur. Alimlerin en faziletlisi sayarak
    İmam diye tanıdığı mezheb kurucusuna bağlandıktan sonra, hoşuna
    gidenleri başka taraflardan alamaz. Her yönden ona uyması lazımdır.
    Uyduğu İmama muhalefeti münker bir harekettir ve bu muhalefeti
    sebebiyle günahkardır. � (İhya, 9. Kitab, 2.Bab, Emir ve Nehyin
    Şartları; c.2, s.803)

    �İctihad mevkiine yükselemiyenler, bu asırda olanlar gibi, kendilerine
    sorulan meseleye, ancak bağlı bulundukları mezheb imamından naklederek
    cevap verirler. Eğer imamının ictihadını zayıf bulursa, onu terk
    etmesi caiz değildir. Binaenaleyh başkasının ictihadıyla cevap
    veremeyeceğine, mezhebi de bilinmiş olduğuna göre, daha mücadele
    etmesinde ne kâr var? Eğer bir meselede şüphe ederse uygun olan (Ben
    bunu anlayamadım, belki bağlı bulunduğum mezheb imamının bu babda bir
    cevabı var, fakat ben bilemiyorum; çünkü ben başlı başına bir müctehid
    değilim.) demesi lazımdır.� (İhya, 1. Kitab, 4. bab, Hilaf İlmi ve
    Münazaranın Afetleri; c.1, s.113)

    Yukarıdaki sözler İmam-ı Gazali hazretlerine ait. Değişik
    mezheblerdeki ictihadlardan işine gelenleri ve keyfine uyanları
    toplamak, yani telfik ve mezhebsizlik, müzik dinlemekten daha büyük
    günahtır. Hindistanlı Ehl-i Sünnet alimlerinden Allame Muhammed
    Abdurrahman Silheti diyor ki,

    �Mişkat�ı şerheden Tayyibi (Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız)
    kelamını açıklarken diyor ki: Mezheblerin ruhsatları ile amel etmek
    �ki buna telfik denir- zındıklık yoludur. Celalüddin-i Suyuti
    rahmetullahi aleyh Tevarih-i hulefa�sında, Abbasi halifelerinden
    Mu�tedid-i Billah�ın hal tercümesini bildirirken diyor ki: (Kadı
    İsmail buyurur. Bir gün Mu�tedid-i Billah�ın yanına gittim. Bana bir
    kitap verdi. Açıp okuyunca ne göreyim. Halife için alimlerin yani her
    mezhebin ruhsatlarındaki zellelerden, hatalardan derlenmiş. Bunu
    derleyen zındıkdır, dinsizdir dedim. Uydurma mıdır? dedi. Hayır, lâkin
    bir kısım sarhoş eden şeylere mübah diyen, mü�ta nikahına mübah
    demedi; mü�taya mübah diyen, şarkıya çalgıya mübah demedi. Her alimin
    bir zellesi, yanılması olabilir. Alimlerin zellelerini, yanılmalarını
    alanın dini gider dedim. Bunun üzerine kitabın yakılmasını emretti.
    Yaktılar.)� (Seyf�ül Ebrar, s.24)

    SEMA ESNASINDA İSTEYEREK RAKS ETMEMEK GEREKTİĞİ HAKKINDA

    İmam-ı Gazali�nin yazılarının tümü dikkatle okununca ve Hadis-i
    şeriflerden, Sahabe�den, Tabiin�den ve tasavvuf ehlinden verdiği
    misallere bakılınca, (1) Tasavvuf ehlinin sema sırasında vecd halinde,
    ihtiyari olmayarak yaptıkları raksa benzer hareketlerin günah
    olmadığı, (2) Bayram günlerinde def ile yapılan teganninin veya kılıç-
    kalkan oyunu gibi içinde raks bulunan oyunların günah olmadığı
    anlaşılıyor. Yoksa, İmam-ı Gazali hazretlerinin sözlerinden gece
    kulübüne gidip dans etmenin veya sema yapıyoruz diye çalgı eşliğinde
    hoplayıp zıplamanın veya topaç gibi dönmenin mübah olduğunu çıkarmak
    mümkün değil.

    İmam-ı Gazali sema sırasında ney ve kaval dahil her türlü çalgıyı
    çalmanın günah olduğunu bildiriyor (Kimya-yı Seadet, s.326 ve
    Mükaşefetü´l Kulub) ve ihtiyari olarak, şuurlu olarak raks etmenin de
    yasak olduğunu yazıyor:

    �O halde sema�a ehil olup, sema�a oturan kimseler edebe riayet edip,
    başını önüne eğip durmalı, kimseye bakmamalı, elini başını
    sallamamalı, zorla hiçbir hareket yapmamalı, namazda teşehüdde oturur
    gibi, kalbini tamamen Allahü teâlâya vermeli, sema sebebi ile gaaipten
    nasıl keşif ve açılmalar olacağını gözetmeli, isteyerek kalkmaması ve
    hareket etmemesi için kendini tutmalıdır.� (Kimya-yı Seadet, s.335)

    �Semanın üçüncü edebi: ...İstiğrak halinde oturduğu gibi, başını önüne
    eğerek oturmak, titreşme, oynaşma, sun�i ve riya olan diğer
    hareketlerden sakınmak, lüzumsuz sözlerden vaz geçmektir. Şayed vecd
    hali kendisine galebe çalarak ihtiyarsız hareket ederse, mazurdur,
    yerilmez. İradesine sahip olduğu anda, yine eski sükununa döner. Ne
    çabuk vecdi geçti, bunun kalbi katıdır diyeceklerinden utanarak vecde
    devam etmesi uygun olmaz.� (İhya, c.2, s.745)

    �Sema�da hareket, raks etmek ve elbise yırtmakdır. İstemeden, kendi
    kendine yaptığı işlerden sual yoktur. Amma... başkaları hal sahibi
    sansınlar diye bile bile bunları yaparsa haram işlemiş olur. Bu ise
    nifakın ta kendisidir....Bile bile elbise yırtmak caiz değildir. Çünkü
    bu, malı zayi etmektir.� (Kimya-yı Seadet, s.333-334)


    TASAVVUF EHLİ OLMAYANIN KENDİSİNİ ONLARA BENZETMESİNİN YANLIŞLIĞI
    HAKKINDA

    İmam-ı Gazali hazretleri İhya kitabında �Kitabu Adabi�s-Sema� ve�l-
    Vecd� başlığı altında tasavvuf ehlinin hallerini, sema�nın mübah
    olduğunu ve sema�nın edeblerini uzun anlatıyor. Burada kalbini
    temizlemek, tasavvuf yolunda ilerlemek, Allahü teâlânın rızasını
    kazanmak gibi ulvi maksadlara yönelmiş müslümanların halleri
    anlatılmakta ve bunlar müdafaa edilmektedir. Oyun ve eğlence için
    müzik ve çalgı dinleyen ve icra edenlerin bu yazılardan kendilerine
    ruhsat çıkarmaya çalışmaları pek abestir. İmam-ı Gazali buyuruyor ki:

    �Hakikaten bilmek lazımdır ki, tasavvufçuların işleri büyük, tehlikeli
    ve gayet gizlidir. Bunda olduğu kadar hiçbir şeyde yanılma olmaz. Bu
    kadarına işaret etmekle onların mazlum olduklarını belirtmek istedik.
    Zira o tasavvufçuları insanlar, bu zamanda ortaya çıkanlara
    benzetiyorlar. Bu benzetme ile hakikatte kendilerine zulmediyorlar.
    Onlar hakkında konuşmak veya onları münasebeti olmayan birine
    benzetmek, kendine zulmetmek olur.� (Kimya-yı Seadet, s.329)

    Bu husus hakkında İmam-ı Sühreverdi�nin şu yazıları da aydınlatıcıdır:

    �Ehl-i insaf birisi, zamanımızdaki insanların toplantılarındaki
    durumu, şarkıcının defiyle oturup diğer çalgıcıların aletleriyle
    katılımını bir düşünse; böyle bir toplantı şeklinin, Hazret-i
    Resulullah�ın huzur-ı seadetlerinde vaki olduğunu söyleyebilir mi?
    Allah Resulü ve Eshabının, ortaya bir takım söz sanatçısı çıkararak
    başına toplanıp onu dinledikleri ileri sürülebilir mi? Tabii ki
    hayır.� (Avarifü�l-Mearif, s.241)

    KUR�AN-I KERİMİ TEGANNİ İLE OKUMANIN HARAM OLDUĞU HAKKINDA

    "Kur'an-ı Kerimi ise nağme ile okumak doğru değildir. Kur'an-ı Kerimi
    makaam ile okuyup, istediği şekle sokmak haram olur." (Kimya-yı
    Seadet, s.333)

    �Mescidlerde görülen hatalardan biri de, Kur�anın teganni ile
    okunmasıdır. Bundan da nehyetmek ve doğruyu telkin etmek farzdır.�
    (İhya, c.2, s.823)

    Kur�an-ı kerimi güzel sesle ve tecvide uygun olarak okumak manasında
    olan �Kur�anı teganni ile süslemek� sevaptır. Burada bahsedilen yani
    yasak olan, şarkı okur gibi okumak, tecvid kaidelerine aykırı olarak
    harfleri uzatmak, sesi musiki perdelerine uydurmaktır.

    CİDDİ SÖZLERE (İBADETE) ÇALGI KARIŞTIRMANIN YASAK OLDUĞU HAKKINDA

    İmam-ı Gazali nikah ve bayram gibi belli zamanlarda tef çalınmasının
    mübah olduğunu söylemekle beraber, Peygamberimizi övmek (mevlid) gibi
    ibadetlere ve (salevat, tekbir, dua, ilahi, vaaz vs.) ciddi sözlere bu
    çalgının dahi karıştırılmaması gerektiğini bildiriyor:

    "Nağmeye başka sesler katıp, değişik ses tonlarında çıkarmak icabeder
    ki, tesiri fazla olsun. Davul, zurna, tef gibi. ...Kur'an-ı Kerimi ise
    korumalı, böyle şeylerle beraber okumamalıdır. Çünkü Kur'an-ı Kerimi
    okumak ibadettir. ... Peygamberimiz aleyhisselam Rebi' binti Muavvizin
    radıyallahü anha evine geldi. Cariyeler tef çalıyor, şarkı
    söylüyorlardı. Onu görünce kesip, kasidelerle onu medhetmeye
    başladılar. (Susun, söylediğinize devam edin) buyurdu. Çünkü onu övmek
    ibadettir. Oyun aleti olan tef ile söylemeğe gelmez." (Kimya-yı
    Seadet, s.333)

    Bu hadis-i şerifi İmam-ı Buhari bildirmiştir. İmam-ı Gazali İhya
    kitabında da bu hadis-i şerifi yazıyor ve şunları ilave ediyor:

    "Bu suretle onu bu gibi sözlerden [Peygamberimizi övmekten]
    men�ederek, kendi sözlerine çevirdi. Çünkü bu, ciddi bir söz, onun
    yaptığı ise oyun ve eğlence idi. Ciddi sözler eğlence arasına giremez.
    Bu cariyeye gerçeklerden ayrılarak oyuncağa dönmesi ihtar edildiği
    gibi, Kur�an-ı Kerime hürmeten tegannilerde ondan uzak kalmak da
    vacibdir.�(İhya, c.2, s.741)

    İMAM-I GAZALİNİN NAKLETTİĞİ BAZI HADİS-İ ŞERİFLER

    �Hadis-i şerif: (Allahü teâlâ İblis�e �Bütün çalgılar senin
    müezzinindir� buyurdu.)� (İhya, c.3, s.77)

    Mükaşefetü�l Kulub, Sıla-i Rahim başlıklı kısmındaki hadis-i şerif
    tercümesi:

    �İbni Ebü Dünya ile Beyhaki'nin ve kısaltılmış olarak İmamı Ahmed'in
    rivayetinde Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyurdular:
    "Bu ümmetin içinden öyleleri gelecektir ki, bunlar bir gece her insan
    gibi yiyip içip oynayacaklar, fakat maymun ve domuz kılığına girerek
    sabahlayacaklar, sarsıntıya uğrayıp yerin altına geçecekler veya
    üzerlerine taş yağacaktır." Halk �Dün gece filân oğulları yerin dibine
    battı, falan dünyâperestin evi alt üst oldu� diyecektir. Lût kavminin
    bazı kabileleri üzerine yağdığı gibi onların ve evlerinin üzerine de
    taş yağacaktır. Hz. Âd'in bir kısım kavmini kavuran kasırga gibi bir
    kasırgaya tutulacaklardır. Bu âfetlerin sebebi şu günahları
    işlemeleridir:
    1 � Devamlı içki içmeleri,
    2 � Erkeklerin ipekli elbise giymesi,
    3 � Oyuncu ve şarkıcı ve kadınlar edinmeleri.
    4 � Faiz alıp vermeleri,
    5 � Akrabalık haklarını savsaklamaları."

    Mükaşefetü�l Kulub, Faiz başlıklı kısmındaki hadis-i şerif
    tercümeleri:

    �Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
    «Nefsimi kudret elinde tutan Allah (C.C) adına yemin ederek söylüyorum
    ki, ümmetimden bazı kimseler aksam şen - şakrak ve eğlenceden sonra
    yatacak, fakat sabaha maymun ve domuz kılığına girmiş olarak
    çıkacaklardır. Sebebi, haramları helâl saymaları, çalgıcı kadın
    edinmeleri, içki içmeleri, faiz yemeleri ve ipekli giymeleridir.»

    Aynı konuda Ahmed îbni Hanbel ile Beyhakî'nin rivayeti söyledir:
    «Bu ümmetin bir kısmı yiyip içip gülerek eğlenerek yatar. Fakat sabaha
    maymun veya domuz şekline girmiş olarak çıkar. Yine onlardan bir
    kısmının başına yerin dibine batma ve taş yağmuru gibi âfetler gelir.
    Sabahleyin halk, «Falangiller yerin dibine battı, geceleyin
    falangillerin evleri yıkıldı» diye konuşurlar. Yahud da Lût kavminin
    bir kısım kabileleri ile onların evlerine olduğu gibi üzerlerine
    gökten taş yağar. Sebebi, içki içmeleri, çalgıcı kadın edinmeleri,
    faiz yemeleri, akrabalara yakınlık göstermemeleridir.»�


    ÖZET

    İmam-ı Gazali (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine göre:

    1. İçki içenlerin dinlediği nefesli çalgıları ve bütün telli çalgıları
    çalmak ve dinlemek her zaman haramdır. Bunları imal etmek ve alıp-
    satmak caiz değildir.
    2. Şarkıcının (şarkı söyleyerek para kazananın) serveti haramdır.
    Şahidliği kabul edilmez, kendisinden mal veya hediye alınmaz.
    3. Belli zamanlarda (bayramlarda, düğünlerde) ve belli şartlarla
    (mesela, ibadete karıştırmamak kaydıyla) tef, davul, zurna, ney gibi
    çalgılar mübahtır. Bunlara da içki içenlerin adeti olan diğer nefesli
    ve telli çalgıları karıştırmak caiz değildir.
    4. Hacca gidenlerin davul çalması ve hac şarkıları dinlemesi/
    söylemesi, harbe gidenlerin de cesaretlerini arttırıcı şarkılar ve
    marşlar dinlemesi caizdir.
    5. Müslümanların bayramlarda sevinmeleri, sevinçlerini göstermeleri
    caizdir. Bayramlarda tef ile söylenen şarkıyı dinlemek ve içinde raks
    bulunan kılıç-kalkan oyunu gibi oyunları seyretmek mübahtır. Bunları
    âdet haline getirmek, her zaman yapmak caiz değildir.
    6. Bayramlarda, düğünlerde, hac yolunda çalınması mübah olan çalgıları
    bile, her zaman dinlemeyi ve çalmayı adet haline getirmek caiz
    değildir. Çalgıcılığı meslek edinen kıyamette azab görecektir.
    7. Kur�an-ı kerim okumak veya Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve
    sellem) övmek (mevlid) gibi ibadetlere çalgı karıştırmak yasaktır. Tef
    dahil hiçbir çalgıyı ciddi sözlere karıştırmak caiz değildir.
    8. Tasavvuf ehlinin terakki etmek, kalblerini temizlemek için sema
    dinlemesi (ilahi, kaside gibi nağmeli insan sesi ve şiir dinlemesi)
    caizdir. Sema sırasında bunlara çalgı karıştırmak haramdır. Sema,
    henüz kalbi tam temizlenmemiş, kalb hallerine kavuşmamış müridlere
    yasaktır.







+ Yorum Gönder