Konusunu Oylayın.: Şeytanın Yalanına Karşı Nebevî Gerçek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Şeytanın Yalanına Karşı Nebevî Gerçek
  1. 24.Şubat.2013, 16:48
    1
    Misafir

    Şeytanın Yalanına Karşı Nebevî Gerçek

  2. 24.Şubat.2013, 17:03
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,681
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Şeytanın Yalanına Karşı Nebevî Gerçek




    Şeytanın Yalanına Karşı Nebevî Gerçek



    Şeytan, insanı bitmeyen bir fakirlik ve muhtaçlık korkusu altında tutmak ister. Bunun için de sabah-akşam yalanlarla dolu bir propagandayı evde, camide her yerde enjekte etmeye çalışır. Biriktirmeye, kısmaya teşvik eder. İştah kabartır. Tavize sürükler. Zillete bile razı ettirir. İster ki mü’min hiç dünyanın peşinden ayrılmasın. Şeytanın verdiği telkinle mü’min, bir an dünyayı ihmal etse hepten elinden gidecek zanneder.

    Tek hakikati dillendirmek için gönderilmiş bulunan Peygamber aleyhisselam Efendimiz yegâne hakikati kulaklarımıza döküyor. İnsan, esefle geçmişine yanacağı gün gelmeden onu dinlemeli, şeytanı itmelidir:

    “Vallahi sizin için fakirlikten korkmuyorum. Ama dünyanın size açılmasından endişeliyim. Sizden öncekilere açıldığı gibi; onların dünya üzerinden yarıştığı gibi sizin de yarışmanız ve onları dünyanın helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden çekiniyorum.”[1]

    İmam Müslim Sahih’inde, Peygamber aleyhisselam’ın bizim adımıza çekindiği hususu da beyan eden bir hadis rivayet etmektedir:

    “Dünya tatlıdır, yeşildir. Allah size onu verecek ve ne yapacağınıza bakacaktır. Dünyaya ve kadınlara dikkat edin.”[2]

    Şüphesiz Peygamber aleyhisselam Efendimiz, kadınlara dikkat etmeyi tembihlerken onları göz hapsinde tutmamızı emretmemektedir. Kadınlarla ilgili ortama dikkat etmemizi ve bu dikkatin bir hayat anlayışı, yaşam tarzı olarak dikkatimizden kaçmamasını öğütlemektedir.

    Uygulama:

    Tarihi menkıbelerde bize aktarılan sahnelerde olduğu gibi, dağ başına çekilme ya da insanlardan kopup içine kapanma tarzında bir hayatın bizden beklenmediğini iyi bilmeliyiz. Dünyanın fırtınasına kapılmamak; dünyadan kaçmakla değil ona esarete karşı uyanık bulunmak ve Allah’ın dinini yaşamakla mümkündür. Bize fakirliği teşvik eden bir dinimiz yoktur. Meydanları Allah’ın düşmanlarına terk etmekle emredilmiş değiliz. Acziyetimizi itiraf edip bir kenara çekilerek imtihan kazanamayız. Eğer gaye Allah’ın rızasını kazanmak ise -ki, mü’min için başka bir seçenek yoktur- yapacağımız bellidir:

    1- İmanımızı güçlü tutmak için gerekenlere önem vermeliyiz.

    2- Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak için her şeyden önce haramlardan mümkün olduğunca arınmış bir hayat yaşamaya mecburuz. Haramlardan ve harama götüren çevreden, nedenlerden arınmak zorundayız. Ve bu arınmanın da ancak güçlü bir direnme ile mümkün olacağını bileceğiz.

    3- Haramlardan arındıktan ya da iyi bir arınma mücadelesi içinde olduktan sonra Allah’ın farzlarını yerine getirmek için yoğun bir himmet göstereceğiz. Tek bir farz bile ihmal edilmemelidir.

    4- İmkânlarımız ve kabiliyetlerimiz doğrultusunda bir nafile birikimi oluşturmalıyız.

    5- Mü’min kardeşlerimizle bağımızı güçlü tutmalı, sürekli yeni bir kardeş kazanma hamlesi içinde olmalıyız.

    6- Yeryüzünde iman ehli olarak bulunmanın tabii bir gereğinin de, küfürle mücadele içinde olmak, sürekli bir şekilde hak adına yaşamak olduğunu bileceğiz. Buna cihad denecekse cihad edeceğiz. Sabır denecekse sabredeceğiz. Direnme denecekse direneceğiz.

    7- Hayatımızı iyi bir denge üzerinde yaşamaya çalışacağız. Dünyayı tamamen ihmal eden anlayış da yanlıştır; dünyayı yüreğine sıkıştırmaya çalışan anlayış da. Mü’min, ahiret için çalışırken dünyadan da nasibini unutmayan insandır. Özellikle ekonomik ve siyasi alanların mü’minlerin ihmalleri nedeniyle mü’min olmayanlara terk edilmesi ayrıca bir vebaldir. İtfaiyeci mantığıyla dünyaya yaklaşabiliriz; yanmadan yangını söndürmek görevimizdir.

    8- İslam’ın emirlerinden bir emir ya da hayatın gereklerinden bir gerek üzerine yoğunlaşmamız, diğerlerini ihmalimize neden olmamalıdır. “İslam, sadece şundan ibarettir, gerisi ikinci sınıf olabilir.” denebilecek bir şey yoktur. Mesela her yıl haccetmeyi böylece bütün enerjiyi hacca harcamayı ya da her iki günde bir Kur’an’ı hatmedecek şekilde Kur’an okuyup çocukları, aileyi ihmal etmeyi benimseyemeyiz. Kulluk, emredilen her şeyi sahiplenmekle gerçekleştirilebilir.

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet edilen nazik bir dengelemeyi ölçü alabiliriz. Buyuruyor ki:

    “Dünyaya tenezzülsüzlük, helali haram saymak veya malı zayi etmek değildir. Asıl dünyaya tenezzülsüzlük, sendekini Allah’ın yanındakinden daha iyi görmemen ve başına gelen bir sıkıntıdan dolayı elde edeceğin sevabın, sana göre o sıkıntıdan dolayı kaybedeceğin maldan üstün olmasıdır.”[3]
    Nureddin YILDIZ
    --------------------------------------------------------------------------------
    [1] Buharî, Cizye, 1/3158; Müslim, 2961; Tirmizî, 2462; İbni Mace, 3998.
    [2] Rikak, 1/6948.
    [3] Tirmizî, Zühd, 29/2340; İbni Mace, 4100.


  3. 24.Şubat.2013, 17:03
    2
    Moderatör



    Şeytanın Yalanına Karşı Nebevî Gerçek



    Şeytan, insanı bitmeyen bir fakirlik ve muhtaçlık korkusu altında tutmak ister. Bunun için de sabah-akşam yalanlarla dolu bir propagandayı evde, camide her yerde enjekte etmeye çalışır. Biriktirmeye, kısmaya teşvik eder. İştah kabartır. Tavize sürükler. Zillete bile razı ettirir. İster ki mü’min hiç dünyanın peşinden ayrılmasın. Şeytanın verdiği telkinle mü’min, bir an dünyayı ihmal etse hepten elinden gidecek zanneder.

    Tek hakikati dillendirmek için gönderilmiş bulunan Peygamber aleyhisselam Efendimiz yegâne hakikati kulaklarımıza döküyor. İnsan, esefle geçmişine yanacağı gün gelmeden onu dinlemeli, şeytanı itmelidir:

    “Vallahi sizin için fakirlikten korkmuyorum. Ama dünyanın size açılmasından endişeliyim. Sizden öncekilere açıldığı gibi; onların dünya üzerinden yarıştığı gibi sizin de yarışmanız ve onları dünyanın helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden çekiniyorum.”[1]

    İmam Müslim Sahih’inde, Peygamber aleyhisselam’ın bizim adımıza çekindiği hususu da beyan eden bir hadis rivayet etmektedir:

    “Dünya tatlıdır, yeşildir. Allah size onu verecek ve ne yapacağınıza bakacaktır. Dünyaya ve kadınlara dikkat edin.”[2]

    Şüphesiz Peygamber aleyhisselam Efendimiz, kadınlara dikkat etmeyi tembihlerken onları göz hapsinde tutmamızı emretmemektedir. Kadınlarla ilgili ortama dikkat etmemizi ve bu dikkatin bir hayat anlayışı, yaşam tarzı olarak dikkatimizden kaçmamasını öğütlemektedir.

    Uygulama:

    Tarihi menkıbelerde bize aktarılan sahnelerde olduğu gibi, dağ başına çekilme ya da insanlardan kopup içine kapanma tarzında bir hayatın bizden beklenmediğini iyi bilmeliyiz. Dünyanın fırtınasına kapılmamak; dünyadan kaçmakla değil ona esarete karşı uyanık bulunmak ve Allah’ın dinini yaşamakla mümkündür. Bize fakirliği teşvik eden bir dinimiz yoktur. Meydanları Allah’ın düşmanlarına terk etmekle emredilmiş değiliz. Acziyetimizi itiraf edip bir kenara çekilerek imtihan kazanamayız. Eğer gaye Allah’ın rızasını kazanmak ise -ki, mü’min için başka bir seçenek yoktur- yapacağımız bellidir:

    1- İmanımızı güçlü tutmak için gerekenlere önem vermeliyiz.

    2- Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak için her şeyden önce haramlardan mümkün olduğunca arınmış bir hayat yaşamaya mecburuz. Haramlardan ve harama götüren çevreden, nedenlerden arınmak zorundayız. Ve bu arınmanın da ancak güçlü bir direnme ile mümkün olacağını bileceğiz.

    3- Haramlardan arındıktan ya da iyi bir arınma mücadelesi içinde olduktan sonra Allah’ın farzlarını yerine getirmek için yoğun bir himmet göstereceğiz. Tek bir farz bile ihmal edilmemelidir.

    4- İmkânlarımız ve kabiliyetlerimiz doğrultusunda bir nafile birikimi oluşturmalıyız.

    5- Mü’min kardeşlerimizle bağımızı güçlü tutmalı, sürekli yeni bir kardeş kazanma hamlesi içinde olmalıyız.

    6- Yeryüzünde iman ehli olarak bulunmanın tabii bir gereğinin de, küfürle mücadele içinde olmak, sürekli bir şekilde hak adına yaşamak olduğunu bileceğiz. Buna cihad denecekse cihad edeceğiz. Sabır denecekse sabredeceğiz. Direnme denecekse direneceğiz.

    7- Hayatımızı iyi bir denge üzerinde yaşamaya çalışacağız. Dünyayı tamamen ihmal eden anlayış da yanlıştır; dünyayı yüreğine sıkıştırmaya çalışan anlayış da. Mü’min, ahiret için çalışırken dünyadan da nasibini unutmayan insandır. Özellikle ekonomik ve siyasi alanların mü’minlerin ihmalleri nedeniyle mü’min olmayanlara terk edilmesi ayrıca bir vebaldir. İtfaiyeci mantığıyla dünyaya yaklaşabiliriz; yanmadan yangını söndürmek görevimizdir.

    8- İslam’ın emirlerinden bir emir ya da hayatın gereklerinden bir gerek üzerine yoğunlaşmamız, diğerlerini ihmalimize neden olmamalıdır. “İslam, sadece şundan ibarettir, gerisi ikinci sınıf olabilir.” denebilecek bir şey yoktur. Mesela her yıl haccetmeyi böylece bütün enerjiyi hacca harcamayı ya da her iki günde bir Kur’an’ı hatmedecek şekilde Kur’an okuyup çocukları, aileyi ihmal etmeyi benimseyemeyiz. Kulluk, emredilen her şeyi sahiplenmekle gerçekleştirilebilir.

    Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet edilen nazik bir dengelemeyi ölçü alabiliriz. Buyuruyor ki:

    “Dünyaya tenezzülsüzlük, helali haram saymak veya malı zayi etmek değildir. Asıl dünyaya tenezzülsüzlük, sendekini Allah’ın yanındakinden daha iyi görmemen ve başına gelen bir sıkıntıdan dolayı elde edeceğin sevabın, sana göre o sıkıntıdan dolayı kaybedeceğin maldan üstün olmasıdır.”[3]
    Nureddin YILDIZ
    --------------------------------------------------------------------------------
    [1] Buharî, Cizye, 1/3158; Müslim, 2961; Tirmizî, 2462; İbni Mace, 3998.
    [2] Rikak, 1/6948.
    [3] Tirmizî, Zühd, 29/2340; İbni Mace, 4100.





+ Yorum Gönder