Konusunu Oylayın.: Mustalahu'l-Hadis nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Mustalahu'l-Hadis nedir?
  1. 24.Şubat.2013, 02:05
    1
    Misafir

    Mustalahu'l-Hadis nedir?

  2. 24.Şubat.2013, 02:06
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,606
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Mustalahu'l-Hadis nedir?




    Mustalahu'l-Hadîs İlmi



    .(kitaptan alıntıdır / konunun devamıdır)
    Buraya kadar zikrettiğimiz altı esas (1-İsnad, 2-Ravilerin Tarih ve Vefatlan, 3-Ravilerin Tenkidi, Cerh ve Ta'dîl açısından Sahip Oldukları Konumun Belirlenmesi, 4-Cerh ve Ta'dîl İlmi, 5-Hadisin Metin ve Mana Açısından İncelenmesi, 6-İlelu'l-Hadîs İlmi) mustalahu'l-hadis ilminin büyük alt dallarını oluşturmaktadır. Dolayısıyla bir bakıma Mustalahu'l-Hadîs, ana gövde, bu altı esas da onun yan dalları konumundadır.

    Bu hususu biraz izah edelim:

    Mustalahu'l-Hadis ilmi Efendimiz Hz. Peygamber (S.A.V.)'in hadislerini uydurma, yalan, hata ve tahriften korumak için ted*vin edilen isnad ve metne ilişkin ya da ravi ve merviye dair kai*de ve konuların toplamından ibarettir. Bu kurallar, hadisin sened ve metin bakımından korunması, ravi ve mervinin duru*munun beyanı, makbulün makbul olmayandan, sahihin zayıf*tan, nasihin mensûhtan ayırdedilmesi ve bundan neşet edip dallanan diğer hadis ilimleriyle ilgilidir. Bütün bunlar Mustalahu'l-Hadis ya da Usûlu'l-Hadis veya kısaca el-Mustalah ilmi olarak ifade edilmektedir.

    Büyük alim Üstâd Süleyman en-Nedvî (rahimehullâh)'nin rivayetin önemi ve rivayet tenkidinin gerekliliğiyle ilgili önemli bir açıklamasını burada aktarmayı uygun gördük. Bu açıkla*mada Usûlu'l-Hadis, başka bir ifadeyle Mustalahu'l-Hadîs'in güzel ve vecîz bir tanımı yapılmıştır. Nedvî, Sünnetin manası ve konumunu beyan sadedinde şöyle der;

    "Rivayet, insanoğlu için zarurî olan bir husustur. Hiçbir ilim ve hiçbir dünyevî iş nakil ve rivayete başvurmaktan kendini alı*koyamaz. Zira her insanın bütün olaylarda bizzat hazır bu*lunması mümkün değildir. Hazır bulunmayanların haberdar olmalan da ancak sözlü veya yazılı rivayet yoluyla mümkündür. Sonsaki kuşakların aynı hadiseden haberdar olmaları da bir ön*ceki nesilden rivayet ve naki! yoluyla gerçekleşebilir. Geçmiş ve mevcut ümmetlere ait tarihî bilgiler, din ve mezhepler, filozof*lara ait teoriler ve milletlerin tecrüb î ve icatları sadece bu yolla yani nakil ve rivayet yoluyla bize ulaşmıştır. Kur'an-ı Kerim de bize rivayet yoluyla intikal etmiştir. Ancak burada Kur'an'la ha*dis arasında bir fark vardır. Şöyle ki: Kur'an-ı Kerim'in tevatürle nakledilmesine karşın, hadisler sayılı raviler tarafından bize ak*tarılmıştır. Fakat bu raviler, meçhul olmayıp meşhur kimselerdir. Keza bunlar durumları, davranıştan bilinen ve isnatları korunan kişilerdir. Kur'an ve hadis arasındaki bu fark, yakîn ve itimad derecesi bakımından bir farklılık gerektirir. Yoksa kabul ve itibar etme noktasında bir farklılık doğurmaz. Bu her müslürnanın ka*bul ettiği bir farktır. Hiç kimse Kur'an ve Sünnetin bütün yön*lerden eşit olduğunu ileri sürmemektedir.

    Hadis Usûlü

    Hadisler de genel anlamdaki "haber" kategorisine girdiğin*den bunları tenkid edip, sahihini sahih olmayandan ayırmak İçin bize ulaşan genel haber ve rivayetlerin tenkidinde kullandı*ğımız tenkit usûlünü kullanmamız gerekmektedir. Başka bir ifa*deyle herhangi bir haber bize ulaştığında ne yapıyorsak aynı tavn hadislere de uygulamak durumundayız. Öncelikle haberini işittiğimiz ravinin durumuna ve güvenilir olup olmadığına baka*rız. Sonra onun haberi kendisinden aktardığı şahsın durumuna bakarız. Aradaki ravilerin sonuncusuna varıncaya kadar bu işi devam ettiririz. Sonra raviler zincirinin en üst tarafında bulunan şahsın olaya bizzat tanık olup olmadığına, olayı anlayıp muha*faza edecek durumda olup olmadığına bakarız. Daha sonra ak*tarılan haberi inceler, onun bizzat nisbet edildiği şahsın du*rumuna uygun düşüp düşmediğine, o zaman ve ortamda ger*çekleşip gerçekleşmeyeceğine bakarız.

    İşte bu ve benzeri kuralları muhaddisler hadis tenkidinde kullanmış ve bunları "hadis usûlü" ismiyle adlandırmışlardır. Bu kurallar sayesinde sahih hadisleri, sahih olmayan hadislerden ay ırdetmişlerdir."

    Nedvî (rahimehullâh)'nin açıklamadan burada nihayete eri*yor.[522]

    Burada mütevatir dışındaki hadislerin güvenilir olmadığını ileri sürerek onların hüccet oluşunu inkar edenlere şunu deme*miz gerekiyor: "Mütevatir dışındaki hadisleri reddettiğinize göre haber-i vahid (tevatür derecesine varmayan haber) tarzında sa*bit hiçbir haberi kabul etmemeniz ve ona güvenmemeniz gere*kir. Zira tevatür derecesine varmamış olan bir haber için Peygamber (S.A.V.)'in hadislerinin aktarıldığı yöntemden daha sağ*lam ve daha güvenilir bir yöntem bulmak ne aklen ne de fi'len mümkündür. Bundan dolayı hadisler; ister sıradan, ister tarihî, ister başka bir ilmî alana ilişkin olsun dünyada var olan bütün ahad haberlerden sened bakımından daha sağlam ve yöntem açısından daha güvenilirdir.

    Bu bölümde vardığımız sonuç budur. Peygamberimiz (S.A.V.)'in sahih hadislerini reddettiğinizde onun dışındaki ha*berleri evleviyetle reddetmeniz gerekir. Bu bölümdeki açıkla*malarımızdan da anlaşıldığı gibi Sünnet-i Nebeviye, sened ve metin açısından tarihin tanıdığı en dakîk ve en güvenilir hizmete mazhar olmuştur. Hatta denebilir ki, tarih Peygamberin hadis*leri dışında dünyaya ve tarihî şahsiyetlere ait haberler için böyle bir hizmete veya buna yakın bir hizmete şahit olmamıştır.

    Bu açıklamalardan hareketle bazı oryantalistlerin ve onlann İslam dünyasındaki yerli takipçilerinin ileri sürdüğü hadislerin sadece sened açısından incelendiği ve metinler açısından tahkik edilmediği şeklinde iddialann ve yine diğer bazılannin iddia et*tiği gibi İsnatların bile yeterli oranda tetkik edilmediği şeklindeki iddiaların geçersiz olduğu anlaşılmaktadır. Keza bu açıklamalar*dan geçersizliği kesin olan bu iddialarla müslümanların İslamî esas ve hakikatlar konusunda şüpheye düşürülmek istendiği, İs*lamî esasların yıkımı ve müslümanlann saptırılması ve nebevî hadislerde keyfî tasarrufta bulunmak için bir kapı aralanmak is*tendiği ve bu doğrultuda kişilerin arzusuna uyan hadislerin ka*bul edildiği, uymayanların reddedildiği anlaşılmaktadır. Ancak, "ALLAH mutlaka nurunu tamamlayacaktır.[523] "Onlar ağızlarıyla ALLAH'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Al*lah, kafirler istemese de nurunu tamamlayacaktır. [524]

    "Zikri kesinlikle biz indirdik. Elbette onu yine biz koruyacağız. [525]


    522] el-Muslimûn dergisi, c. 6, s. 565, sayı: 6/49; Nedvî, TahSâku Ma'na's-Sünneti ve Beyânı1'/-Haceti iieyhâ, 49-54

    [523] Tevbe,32

    [524] Saf, 8

    [525] Hicr, 9 Muhammed Salih Ekinci, Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet, Rağbet Yayınları: 225-228.


  3. 24.Şubat.2013, 02:06
    2
    Moderatör



    Mustalahu'l-Hadîs İlmi



    .(kitaptan alıntıdır / konunun devamıdır)
    Buraya kadar zikrettiğimiz altı esas (1-İsnad, 2-Ravilerin Tarih ve Vefatlan, 3-Ravilerin Tenkidi, Cerh ve Ta'dîl açısından Sahip Oldukları Konumun Belirlenmesi, 4-Cerh ve Ta'dîl İlmi, 5-Hadisin Metin ve Mana Açısından İncelenmesi, 6-İlelu'l-Hadîs İlmi) mustalahu'l-hadis ilminin büyük alt dallarını oluşturmaktadır. Dolayısıyla bir bakıma Mustalahu'l-Hadîs, ana gövde, bu altı esas da onun yan dalları konumundadır.

    Bu hususu biraz izah edelim:

    Mustalahu'l-Hadis ilmi Efendimiz Hz. Peygamber (S.A.V.)'in hadislerini uydurma, yalan, hata ve tahriften korumak için ted*vin edilen isnad ve metne ilişkin ya da ravi ve merviye dair kai*de ve konuların toplamından ibarettir. Bu kurallar, hadisin sened ve metin bakımından korunması, ravi ve mervinin duru*munun beyanı, makbulün makbul olmayandan, sahihin zayıf*tan, nasihin mensûhtan ayırdedilmesi ve bundan neşet edip dallanan diğer hadis ilimleriyle ilgilidir. Bütün bunlar Mustalahu'l-Hadis ya da Usûlu'l-Hadis veya kısaca el-Mustalah ilmi olarak ifade edilmektedir.

    Büyük alim Üstâd Süleyman en-Nedvî (rahimehullâh)'nin rivayetin önemi ve rivayet tenkidinin gerekliliğiyle ilgili önemli bir açıklamasını burada aktarmayı uygun gördük. Bu açıkla*mada Usûlu'l-Hadis, başka bir ifadeyle Mustalahu'l-Hadîs'in güzel ve vecîz bir tanımı yapılmıştır. Nedvî, Sünnetin manası ve konumunu beyan sadedinde şöyle der;

    "Rivayet, insanoğlu için zarurî olan bir husustur. Hiçbir ilim ve hiçbir dünyevî iş nakil ve rivayete başvurmaktan kendini alı*koyamaz. Zira her insanın bütün olaylarda bizzat hazır bu*lunması mümkün değildir. Hazır bulunmayanların haberdar olmalan da ancak sözlü veya yazılı rivayet yoluyla mümkündür. Sonsaki kuşakların aynı hadiseden haberdar olmaları da bir ön*ceki nesilden rivayet ve naki! yoluyla gerçekleşebilir. Geçmiş ve mevcut ümmetlere ait tarihî bilgiler, din ve mezhepler, filozof*lara ait teoriler ve milletlerin tecrüb î ve icatları sadece bu yolla yani nakil ve rivayet yoluyla bize ulaşmıştır. Kur'an-ı Kerim de bize rivayet yoluyla intikal etmiştir. Ancak burada Kur'an'la ha*dis arasında bir fark vardır. Şöyle ki: Kur'an-ı Kerim'in tevatürle nakledilmesine karşın, hadisler sayılı raviler tarafından bize ak*tarılmıştır. Fakat bu raviler, meçhul olmayıp meşhur kimselerdir. Keza bunlar durumları, davranıştan bilinen ve isnatları korunan kişilerdir. Kur'an ve hadis arasındaki bu fark, yakîn ve itimad derecesi bakımından bir farklılık gerektirir. Yoksa kabul ve itibar etme noktasında bir farklılık doğurmaz. Bu her müslürnanın ka*bul ettiği bir farktır. Hiç kimse Kur'an ve Sünnetin bütün yön*lerden eşit olduğunu ileri sürmemektedir.

    Hadis Usûlü

    Hadisler de genel anlamdaki "haber" kategorisine girdiğin*den bunları tenkid edip, sahihini sahih olmayandan ayırmak İçin bize ulaşan genel haber ve rivayetlerin tenkidinde kullandı*ğımız tenkit usûlünü kullanmamız gerekmektedir. Başka bir ifa*deyle herhangi bir haber bize ulaştığında ne yapıyorsak aynı tavn hadislere de uygulamak durumundayız. Öncelikle haberini işittiğimiz ravinin durumuna ve güvenilir olup olmadığına baka*rız. Sonra onun haberi kendisinden aktardığı şahsın durumuna bakarız. Aradaki ravilerin sonuncusuna varıncaya kadar bu işi devam ettiririz. Sonra raviler zincirinin en üst tarafında bulunan şahsın olaya bizzat tanık olup olmadığına, olayı anlayıp muha*faza edecek durumda olup olmadığına bakarız. Daha sonra ak*tarılan haberi inceler, onun bizzat nisbet edildiği şahsın du*rumuna uygun düşüp düşmediğine, o zaman ve ortamda ger*çekleşip gerçekleşmeyeceğine bakarız.

    İşte bu ve benzeri kuralları muhaddisler hadis tenkidinde kullanmış ve bunları "hadis usûlü" ismiyle adlandırmışlardır. Bu kurallar sayesinde sahih hadisleri, sahih olmayan hadislerden ay ırdetmişlerdir."

    Nedvî (rahimehullâh)'nin açıklamadan burada nihayete eri*yor.[522]

    Burada mütevatir dışındaki hadislerin güvenilir olmadığını ileri sürerek onların hüccet oluşunu inkar edenlere şunu deme*miz gerekiyor: "Mütevatir dışındaki hadisleri reddettiğinize göre haber-i vahid (tevatür derecesine varmayan haber) tarzında sa*bit hiçbir haberi kabul etmemeniz ve ona güvenmemeniz gere*kir. Zira tevatür derecesine varmamış olan bir haber için Peygamber (S.A.V.)'in hadislerinin aktarıldığı yöntemden daha sağ*lam ve daha güvenilir bir yöntem bulmak ne aklen ne de fi'len mümkündür. Bundan dolayı hadisler; ister sıradan, ister tarihî, ister başka bir ilmî alana ilişkin olsun dünyada var olan bütün ahad haberlerden sened bakımından daha sağlam ve yöntem açısından daha güvenilirdir.

    Bu bölümde vardığımız sonuç budur. Peygamberimiz (S.A.V.)'in sahih hadislerini reddettiğinizde onun dışındaki ha*berleri evleviyetle reddetmeniz gerekir. Bu bölümdeki açıkla*malarımızdan da anlaşıldığı gibi Sünnet-i Nebeviye, sened ve metin açısından tarihin tanıdığı en dakîk ve en güvenilir hizmete mazhar olmuştur. Hatta denebilir ki, tarih Peygamberin hadis*leri dışında dünyaya ve tarihî şahsiyetlere ait haberler için böyle bir hizmete veya buna yakın bir hizmete şahit olmamıştır.

    Bu açıklamalardan hareketle bazı oryantalistlerin ve onlann İslam dünyasındaki yerli takipçilerinin ileri sürdüğü hadislerin sadece sened açısından incelendiği ve metinler açısından tahkik edilmediği şeklinde iddialann ve yine diğer bazılannin iddia et*tiği gibi İsnatların bile yeterli oranda tetkik edilmediği şeklindeki iddiaların geçersiz olduğu anlaşılmaktadır. Keza bu açıklamalar*dan geçersizliği kesin olan bu iddialarla müslümanların İslamî esas ve hakikatlar konusunda şüpheye düşürülmek istendiği, İs*lamî esasların yıkımı ve müslümanlann saptırılması ve nebevî hadislerde keyfî tasarrufta bulunmak için bir kapı aralanmak is*tendiği ve bu doğrultuda kişilerin arzusuna uyan hadislerin ka*bul edildiği, uymayanların reddedildiği anlaşılmaktadır. Ancak, "ALLAH mutlaka nurunu tamamlayacaktır.[523] "Onlar ağızlarıyla ALLAH'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Al*lah, kafirler istemese de nurunu tamamlayacaktır. [524]

    "Zikri kesinlikle biz indirdik. Elbette onu yine biz koruyacağız. [525]


    522] el-Muslimûn dergisi, c. 6, s. 565, sayı: 6/49; Nedvî, TahSâku Ma'na's-Sünneti ve Beyânı1'/-Haceti iieyhâ, 49-54

    [523] Tevbe,32

    [524] Saf, 8

    [525] Hicr, 9 Muhammed Salih Ekinci, Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet, Rağbet Yayınları: 225-228.





+ Yorum Gönder