Konusunu Oylayın.: Dua ile ilgili hikayeler

5 üzerinden 4.29 | Toplam : 14 kişi
Dua ile ilgili hikayeler
  1. 23.Şubat.2013, 00:28
    1
    Misafir

    Dua ile ilgili hikayeler






    Dua ile ilgili hikayeler Mumsema Dua ile ilgili hikayeler nelerdir Dua hakkında hikaye örneği paylaşabilir misiniz ?


  2. 23.Şubat.2013, 00:28
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Dua ile ilgili hikayeler nelerdir Dua hakkında hikaye örneği paylaşabilir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Zulüm ile ilgili hikayeler

    - Sadaka ile ilgili hikayeler

    - Zikir ile ilgili hikayeler

    - Din ile ilgili hikayeler

    - Hac ile ilgili hikayeler

  3. 23.Şubat.2013, 02:32
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,607
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Dua ile ilgili hikayeler




    Dua hikayeleri

    Başka Dua Bilmez misin


    Bir şahıs, Harem-i Şerîfin kapısında, Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâhım!.. diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona, Sen başka duâ bilmez misin? dediler. O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini:

    Ben Beyt-i Şerîfi tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla îmânım mücâdeleye tutuştular. Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar dedi şeytanım. Îmânım ise, Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et! dedi. Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu:

    Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim!

    Bin haramdan otuz helâl hayırlıdır, diyerek keseyi sahibine teslim ettim. O da bana otuz altın verdi. Bunu alıp bakırcılar çarşısında gezerken, bir Arap kölenin bu paraya satıldığını görünce, hemen satın aldım. Bir müddet sonra bu kölenin yanına bir kısım Araplar gelip gizlice konuşmaya başladılar. Köleden ne konuştuklarını sordum. Saklamayıp aynen anlattı:

    Ben Mağrip sultânının oğluyum. Babam, Habeş melikiyle cenk edip savaşı kaybetti. Beni de esir alıp buralarda sattılar. Babam bunları göndermiş, elli bin altın da vermiş ki, beni satın alıp götürsünler. Sen bana çok iyilik ettin, kendi evlâdın gibi baktın. Bundan dolayı memnun kaldım. Bunlar beni satın alacaklar; sakın az altına râzı olma, elli bin altına sat beni.

    Dediği gibi oldu. Elli bin altına sattım köleyi. Bu kadar büyük sermaye ile bir kısım mallar alıp Bağdata gittim. Orada açtığım dükkânda mallarımı satıyordum. Bir tanıdığım gelip, Meşhur bir tüccar dostum vefât etti, ay gibi güzel kızcağızı yalnız kaldı. Gel bunu sana alalım dedi. Ben de kabul ettim. Kızın, çehiz olarak getirdiği birtakım tabakların üzerinde içi altın dolu keseler vardı. Hepsinin üzerinde de biner altın yazılı iken, birinde dokuz yüz yetmiş altın yazılı idi. Bunun sebebini sorduğumda kızcağız dediki:

    Babam bu keseyi Harem-i Şerifte kaybetmiş. Bulan bir helâlzâde keseyi iâde edince, otuz altını ona müjde olarak vermiş, ondan geriye kalanlardır bu kesedeki altınlar.

    Bunun üzerine ben Allâha hamd ve şükürlerde bulundum; bunlar hep doğruluğun, iyiliğin bereketi, diyerek hâdiseyi kızcağıza anlattım. Sürur ve saâdetimiz daha da perçinlenmiş oldu!..


    (Nevâdir-i Süheylî, Sayfa: 280-81)


    Evet, enteresan bir hâdise. Doğruluk ve dürüstlüğün neticesini göstermesi bakımından verdiği mesaj oldukça mühim. Kaldı ki bu, sadece dünyadaki semeresi. Âhiretteki karşılığı ise, ebedî bir saâdet. Rabbimiz cümlemizi, îmânımızın sesine kulak vererek sadâkat ve istikametten ayırmasın. Âmîn...




    Alıntı: Fazilet Takvimi, 2001



    Beddua Yerine Dua


    Ma'rûf-ı Kerhi Hazretleri bir gün talebelerini toplar Dicle kenarındaki hurmalıklara çekilir sohbet ederler. Bu esnada nehirden bir kayık geçer. İçinde birkaç bıçkın genç. Hem içki içerler, hem şarkı söylerler. Bir ara hepten şirazeden çıkar, naralar atarlar. Talebeler bu edepsizliğe çok bozulur. Hatta içlerinden bazıları:


    -Ah şu kayık bir devrilse de günlerini görseler, derler

    Ardarda patlayan kahkahalardan ders yapılamaz olunca mübarek o yana döner. Ellerini açar ve;

    - Ya Rabbi, Sen bu kullarını dünyada neşelendirdiğin gibi ahirette de neşelendir. Onlara hidayet ve istikamet nasip eyle, der.

    İşte tam o sıra gençlerden biri sahildeki sohbetin farkına varır, arkadaşlarını uyarır. Mübareği görünce derlenir toparlanırlar. Hatta sazlarını kırar, destileri suya atarlar. Mahçup mahçup gelir, Şeyh Mar'uf'un ellerine kapanırlar. O günden sonra sohbetin müdavimlerinden olurlar.



    Bir Köylünün Duası

    Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini, büyük bir zat yapan bol dua almaktır. Bir gün alış veriş yaparken alış veriş yaptığı kişiden dua almadan köye döndü. Sonra tekrar o kişinin yanına gitti. Eskiden de köy öyle yakın bir yer değildi, ulaşım da ayrıca bir dertti. Köye geldiğinde adamı buldu.

    Adam:
    -Hayrola bir şey mi oldu neden geri döndün, dedi.

    Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri:

    -Benim bir âdetim vardır, her iş yaptığım kişiden dua alırım, eve gidince senden dua almadığımı hatırladım, dua almak için geldimi deyince adam ellerini açarak:

    -Ya Rabbi aç bunun kalb gözünü, diyerek dua etti.

    İşte Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri yapan dua budur.


    Böyle Dua Edilir mi?


    Merhum Nasreddin Hocanın, (Allah’ım bu sıkıntıyı benden alma) diye dua ettiğini duyanlar, Hocaya sorarlar:

    - Niçin böyle dua ediyorsun, sıkıntının kalması için hiç dua edilir mi?

    Hoca cevap verir:

    - Allahü teâlâ her sıkıntıdan sonra ferahlık, her ferahlıktan sonra sıkıntı vaad ediyor. Ben bu sıkıntıya alıştım, yeni gelecek sıkıntının ne olacağını bilmiyorum, ya sabredemeyeceğim bir sıkıntı olursa. Onun için bu sıkıntının kalması için dua ediyorum.



    Dua Aynı Dua Ama



    Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretlerinden:

    Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)'ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder:

    - Çoluk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der.

    Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş...

    - Al, der fakire. İhtiyacını karşıla!

    Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur:

    - Allah aşkına söyle yâ Emîre'l-mü'minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır:

    - Kur'ân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur'an-ı Kerîm'i okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara...

    Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur, okur, okur... Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor, aynen duruyor.tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine:

    - Ben de okudum, ama birşey değişmiyor; kumlar altın olmuyor, der. Emîrü'l- Mü'mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ ile cevap verir:

    - Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ; ama, okuyan ağız aynı değildir! Duâ tamam; lâkin, okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!..

    İşte bütün mesele buradadır. Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde... Aynı duâ; aynı îman, aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki, aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz

    Alıntı: Fazilet Takvimi 1997



    Dua Edersen



    Bir gün Kettânî, namaz kılarken bir hırsız gelip, omuzundaki elbisesini aldı ve satmak için pazara götürdü, ama eli derhal kurudu. Ona;

    "Senin yapacağın iş, bunu geri verip, sâhibinin duâsını almandır. Senin için duâ ederse, Allahü teâlâ senin elini iyileştirir" dediler.

    Bunun üzerine hırsız geri geldiğinde, Kettânî hâlâ namazda idi. Aldığı elbiseyi Kettânî'nin omuzuna koydu ve namazını bitirinceye kadar oradan ayrılmadı. Namazını bitirince ayaklarına kapanarak yalvardı ve hâlini anlattı. O zaman Kettânî;

    "Allah'a yemîn ederim ki elbisemin ne götürülmesinden, ne de getirilmesinden haberim var." dedi ve; "Allah'ım! O, onu götürmüş ve getirmiş, sen de ondan aldığını geri ver." diye duâ edince, hırsızın eli iyileşti.



    Günahkar Ağızdan Çıkan Dua

    Bir kâfilede bulunan insanlar, Ebü'l-Hasan Harkânî hazretlerinin huzûruna gelip;

    -Yollar korkuludur. Bize bir duâ öğretiniz, diye istirhâm edince; buyurdu ki:

    - O zaman, Ebü'l-Hasan'ı hatırınıza getiriniz!
    Bu söz, gelenlerin hoşlarına gitmedi. Yolda eşkıyâ, önlerine çıktı. Hepsinin mal ve metalarını aldı. Yalnız, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretlerini hatırlayan bir kimsenin malına zarar gelmedi. Bu hâle arkadaşları şaşıp, sebebini sorduklarında;

    -Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'yi hatırladım ve kurtuldum, cevâbını aldılar.

    Gelip durumu Ebü'l-Hasan hazretlerine anlattılar. Ve;

    -Biz Allah'tan yardım istedik, eşkıyâlar bizi soydu. Fakat seni hatırlayıp, senden yardım isteyen şu arkadaş kurtuldu. Bunun hikmeti nedir? diye sordular.

    -O arkadaşınızı kurtaran, Allahü teâlâdır. Günahkâr ağızdan çıkan duâyı cenâb-ı Hak kabûl etmez. Bunun için siz Allah'a yalvardığınız zaman duânız kabûl olmadı. Bu arkadaşınız beni hatırlayıp imdât isteyince, ben de Rabbime duâ ettim; "Yâ Rabbî! Şu kulunu içinde bulunduğu belâdan kurtar." dedim. Rabbim benim duâmı kabûl ettiği için, o arkadaşınız kurtuldu. Mesele bundan ibârettir." buyurdu.



    Üzerimize Değil Çevremize Yağdır


    Bir Cuma günü Resûlüllah (sav) ayakta hutbe okurlarken bir adam Mescid'e
    girip:
    - Ey Allah'ın Resulü! kuraklık ve kıtlıktan mallar helak oldu, yollar kesildi sefere çıkılmaz oldu. Allah'a duâ et de bize yağmur versin, der.
    Resûlüllah (sav) elle*rini kaldırdı sonra buyurur:

    (Allâhümme eğisnâ, Allâhümme eğisnâ, Al-lâhümme eğisnâ). "Allah'ım bize yağmur ver, Allah'ım bize yağmur ver, Allah'ım bize yağmur ver."

    Gökte ne bir bulut ve ne de bir bulut parçası vardı. Birden dağın arkasından kalkan şeklinde bir bulut çıkar. Göğü ortaladığı zaman yayılır. Sonra yağmur yağmaya başlar. Bir hafta yağmurdan güneşi görülmez.

    Sonra ertesi cuma, aynı adam gelir.

    Resûlüllah (sav) ayakta hutbe okuyordu.

    Adam :

    -Ey Allah'ın Resulü! yağmur felâketinden mallar helak oldu, yollar kesildi. Allah'a duâ et de yağmuru bizden kessin, der.

    Bunun üze*rine Resûlüllah (sav) ellerini kaldırdı, sonra şöyle buyurur:

    (Allâhümmehavâleynâ ve lâ aleynâ. Allâhümme ale'lâkâmi ve'zzirâbi ve butûni'l-evdiyeti vemenâbiti'ş-şeceri). "Allah'ım! Üzerimize değil, çevremize yağdır. Allah'ım! Tepelere, dağ*lara, vadilerin yataklarına ve ağaçların diplerine yağdır”

    Hemen yağmur kesilir. Ortalığı güneş kaplar.



    Zalime Dua





    Bağdat'ta duâsı makbul olan bir derviş zuhûr ettiği haberi yayılmıştı. Bunu, o şehrin vâlîsi bulunan Haccâc-ı Zâlim'e de haber verdiler.

    İnsanlara zulmüyle tanınmış, acımasız bir vâlî olan Haccâc, dervişin hâlini merak ederek, huzuruna çağırttı. Derviş, askerlerin ve cellatların arasında Haccâc'ın karşısına getirildi.

    Haccâc:

    "-Senin duânın kabul olunduğunu söylüyorlar. Hadi, bana da bir duâ et!.." dedi.

    Derviş, ellerini kaldırdı ve yüksek sesle:

    "-Ya Rabbî, Haccâc'ın canını al!." diye niyazda bulundu.

    Haccâc, şaşkın ve öfkeli bir sesle:

    "-Derviş!.. Bu nasıl duâ böyle?! Ben senden hayır duâ istemiştim. Sen bedduâ ettin!.." dedi.


    Derviş oldukça sâkin bir şekilde:
    "-Bu, hem senin için, hem de bütün müslümanlar için hayırlı bir duâdır!.." dedi.


    Bu hikâyede anlatılan, zâlimler için ölümün hayırlı olması, hayatlarının devam etmesi hâlinde zulüm ve günah yükünün artması sebebiyledir. Onun emri altındaki insanlar ise, zâlimin ölümüyle rahatlayacak ve zulümden kurtulacaklardır. Bu da idaresi altındaki kimseler için "hayır"dır.


  4. 23.Şubat.2013, 02:32
    2
    Moderatör



    Dua hikayeleri

    Başka Dua Bilmez misin


    Bir şahıs, Harem-i Şerîfin kapısında, Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâhım!.. diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona, Sen başka duâ bilmez misin? dediler. O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini:

    Ben Beyt-i Şerîfi tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla îmânım mücâdeleye tutuştular. Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar dedi şeytanım. Îmânım ise, Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et! dedi. Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu:

    Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim!

    Bin haramdan otuz helâl hayırlıdır, diyerek keseyi sahibine teslim ettim. O da bana otuz altın verdi. Bunu alıp bakırcılar çarşısında gezerken, bir Arap kölenin bu paraya satıldığını görünce, hemen satın aldım. Bir müddet sonra bu kölenin yanına bir kısım Araplar gelip gizlice konuşmaya başladılar. Köleden ne konuştuklarını sordum. Saklamayıp aynen anlattı:

    Ben Mağrip sultânının oğluyum. Babam, Habeş melikiyle cenk edip savaşı kaybetti. Beni de esir alıp buralarda sattılar. Babam bunları göndermiş, elli bin altın da vermiş ki, beni satın alıp götürsünler. Sen bana çok iyilik ettin, kendi evlâdın gibi baktın. Bundan dolayı memnun kaldım. Bunlar beni satın alacaklar; sakın az altına râzı olma, elli bin altına sat beni.

    Dediği gibi oldu. Elli bin altına sattım köleyi. Bu kadar büyük sermaye ile bir kısım mallar alıp Bağdata gittim. Orada açtığım dükkânda mallarımı satıyordum. Bir tanıdığım gelip, Meşhur bir tüccar dostum vefât etti, ay gibi güzel kızcağızı yalnız kaldı. Gel bunu sana alalım dedi. Ben de kabul ettim. Kızın, çehiz olarak getirdiği birtakım tabakların üzerinde içi altın dolu keseler vardı. Hepsinin üzerinde de biner altın yazılı iken, birinde dokuz yüz yetmiş altın yazılı idi. Bunun sebebini sorduğumda kızcağız dediki:

    Babam bu keseyi Harem-i Şerifte kaybetmiş. Bulan bir helâlzâde keseyi iâde edince, otuz altını ona müjde olarak vermiş, ondan geriye kalanlardır bu kesedeki altınlar.

    Bunun üzerine ben Allâha hamd ve şükürlerde bulundum; bunlar hep doğruluğun, iyiliğin bereketi, diyerek hâdiseyi kızcağıza anlattım. Sürur ve saâdetimiz daha da perçinlenmiş oldu!..


    (Nevâdir-i Süheylî, Sayfa: 280-81)


    Evet, enteresan bir hâdise. Doğruluk ve dürüstlüğün neticesini göstermesi bakımından verdiği mesaj oldukça mühim. Kaldı ki bu, sadece dünyadaki semeresi. Âhiretteki karşılığı ise, ebedî bir saâdet. Rabbimiz cümlemizi, îmânımızın sesine kulak vererek sadâkat ve istikametten ayırmasın. Âmîn...




    Alıntı: Fazilet Takvimi, 2001



    Beddua Yerine Dua


    Ma'rûf-ı Kerhi Hazretleri bir gün talebelerini toplar Dicle kenarındaki hurmalıklara çekilir sohbet ederler. Bu esnada nehirden bir kayık geçer. İçinde birkaç bıçkın genç. Hem içki içerler, hem şarkı söylerler. Bir ara hepten şirazeden çıkar, naralar atarlar. Talebeler bu edepsizliğe çok bozulur. Hatta içlerinden bazıları:


    -Ah şu kayık bir devrilse de günlerini görseler, derler

    Ardarda patlayan kahkahalardan ders yapılamaz olunca mübarek o yana döner. Ellerini açar ve;

    - Ya Rabbi, Sen bu kullarını dünyada neşelendirdiğin gibi ahirette de neşelendir. Onlara hidayet ve istikamet nasip eyle, der.

    İşte tam o sıra gençlerden biri sahildeki sohbetin farkına varır, arkadaşlarını uyarır. Mübareği görünce derlenir toparlanırlar. Hatta sazlarını kırar, destileri suya atarlar. Mahçup mahçup gelir, Şeyh Mar'uf'un ellerine kapanırlar. O günden sonra sohbetin müdavimlerinden olurlar.



    Bir Köylünün Duası

    Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini, büyük bir zat yapan bol dua almaktır. Bir gün alış veriş yaparken alış veriş yaptığı kişiden dua almadan köye döndü. Sonra tekrar o kişinin yanına gitti. Eskiden de köy öyle yakın bir yer değildi, ulaşım da ayrıca bir dertti. Köye geldiğinde adamı buldu.

    Adam:
    -Hayrola bir şey mi oldu neden geri döndün, dedi.

    Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri:

    -Benim bir âdetim vardır, her iş yaptığım kişiden dua alırım, eve gidince senden dua almadığımı hatırladım, dua almak için geldimi deyince adam ellerini açarak:

    -Ya Rabbi aç bunun kalb gözünü, diyerek dua etti.

    İşte Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerini Ubeydullah-ı Ahrar hazretleri yapan dua budur.


    Böyle Dua Edilir mi?


    Merhum Nasreddin Hocanın, (Allah’ım bu sıkıntıyı benden alma) diye dua ettiğini duyanlar, Hocaya sorarlar:

    - Niçin böyle dua ediyorsun, sıkıntının kalması için hiç dua edilir mi?

    Hoca cevap verir:

    - Allahü teâlâ her sıkıntıdan sonra ferahlık, her ferahlıktan sonra sıkıntı vaad ediyor. Ben bu sıkıntıya alıştım, yeni gelecek sıkıntının ne olacağını bilmiyorum, ya sabredemeyeceğim bir sıkıntı olursa. Onun için bu sıkıntının kalması için dua ediyorum.



    Dua Aynı Dua Ama



    Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretlerinden:

    Fakirin biri, bir ağaç dibinde gölgelenmekte olan Hz. Ali (r.a.)'ye gelir, ihtiyaçlarını arz eder:

    - Çoluk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne olur bana biraz yardımda bulunun, der.

    Hz. Ali (r.a.) hemen yerden bir avuç kum alır, üzerine okumaya başlar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikleri altın külçeleri hâline gelmiş...

    - Al, der fakire. İhtiyacını karşıla!

    Fakirin gözleri yerlerinden fırlayacak gibi olur:

    - Allah aşkına söyle yâ Emîre'l-mü'minîn! Ne okudun da kum tanecikleri altın oluverdi? der. Hz. Ali (r.a.) anlatır:

    - Kur'ân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizlenmiştir. Bende Kur'an-ı Kerîm'i okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumlara...

    Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum alır ve başlar okumaya. Okur, okur, okur... Ama kumlarda bir değişiklik yoktur. Altın filan olmuyor, aynen duruyor.tekrar gelir ve İmam Ali kerremallâhü vechehû hazretlerine:

    - Ben de okudum, ama birşey değişmiyor; kumlar altın olmuyor, der. Emîrü'l- Mü'mînin Hz. Ali (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ ile cevap verir:

    - Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ; ama, okuyan ağız aynı değildir! Duâ tamam; lâkin, okuyanın ihlâsı ve teveccühü tamam değildir!..

    İşte bütün mesele buradadır. Okuyanın ihlâsında ve teveccühünde... Aynı duâ; aynı îman, aynı İhlâs ve aynı teveccühle okunacak ki, aynı netice elde edilebilsin. Yoksa kumu altın yapmak gibi bir iksire sahip olabilmek mümkün olmaz

    Alıntı: Fazilet Takvimi 1997



    Dua Edersen



    Bir gün Kettânî, namaz kılarken bir hırsız gelip, omuzundaki elbisesini aldı ve satmak için pazara götürdü, ama eli derhal kurudu. Ona;

    "Senin yapacağın iş, bunu geri verip, sâhibinin duâsını almandır. Senin için duâ ederse, Allahü teâlâ senin elini iyileştirir" dediler.

    Bunun üzerine hırsız geri geldiğinde, Kettânî hâlâ namazda idi. Aldığı elbiseyi Kettânî'nin omuzuna koydu ve namazını bitirinceye kadar oradan ayrılmadı. Namazını bitirince ayaklarına kapanarak yalvardı ve hâlini anlattı. O zaman Kettânî;

    "Allah'a yemîn ederim ki elbisemin ne götürülmesinden, ne de getirilmesinden haberim var." dedi ve; "Allah'ım! O, onu götürmüş ve getirmiş, sen de ondan aldığını geri ver." diye duâ edince, hırsızın eli iyileşti.



    Günahkar Ağızdan Çıkan Dua

    Bir kâfilede bulunan insanlar, Ebü'l-Hasan Harkânî hazretlerinin huzûruna gelip;

    -Yollar korkuludur. Bize bir duâ öğretiniz, diye istirhâm edince; buyurdu ki:

    - O zaman, Ebü'l-Hasan'ı hatırınıza getiriniz!
    Bu söz, gelenlerin hoşlarına gitmedi. Yolda eşkıyâ, önlerine çıktı. Hepsinin mal ve metalarını aldı. Yalnız, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretlerini hatırlayan bir kimsenin malına zarar gelmedi. Bu hâle arkadaşları şaşıp, sebebini sorduklarında;

    -Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'yi hatırladım ve kurtuldum, cevâbını aldılar.

    Gelip durumu Ebü'l-Hasan hazretlerine anlattılar. Ve;

    -Biz Allah'tan yardım istedik, eşkıyâlar bizi soydu. Fakat seni hatırlayıp, senden yardım isteyen şu arkadaş kurtuldu. Bunun hikmeti nedir? diye sordular.

    -O arkadaşınızı kurtaran, Allahü teâlâdır. Günahkâr ağızdan çıkan duâyı cenâb-ı Hak kabûl etmez. Bunun için siz Allah'a yalvardığınız zaman duânız kabûl olmadı. Bu arkadaşınız beni hatırlayıp imdât isteyince, ben de Rabbime duâ ettim; "Yâ Rabbî! Şu kulunu içinde bulunduğu belâdan kurtar." dedim. Rabbim benim duâmı kabûl ettiği için, o arkadaşınız kurtuldu. Mesele bundan ibârettir." buyurdu.



    Üzerimize Değil Çevremize Yağdır


    Bir Cuma günü Resûlüllah (sav) ayakta hutbe okurlarken bir adam Mescid'e
    girip:
    - Ey Allah'ın Resulü! kuraklık ve kıtlıktan mallar helak oldu, yollar kesildi sefere çıkılmaz oldu. Allah'a duâ et de bize yağmur versin, der.
    Resûlüllah (sav) elle*rini kaldırdı sonra buyurur:

    (Allâhümme eğisnâ, Allâhümme eğisnâ, Al-lâhümme eğisnâ). "Allah'ım bize yağmur ver, Allah'ım bize yağmur ver, Allah'ım bize yağmur ver."

    Gökte ne bir bulut ve ne de bir bulut parçası vardı. Birden dağın arkasından kalkan şeklinde bir bulut çıkar. Göğü ortaladığı zaman yayılır. Sonra yağmur yağmaya başlar. Bir hafta yağmurdan güneşi görülmez.

    Sonra ertesi cuma, aynı adam gelir.

    Resûlüllah (sav) ayakta hutbe okuyordu.

    Adam :

    -Ey Allah'ın Resulü! yağmur felâketinden mallar helak oldu, yollar kesildi. Allah'a duâ et de yağmuru bizden kessin, der.

    Bunun üze*rine Resûlüllah (sav) ellerini kaldırdı, sonra şöyle buyurur:

    (Allâhümmehavâleynâ ve lâ aleynâ. Allâhümme ale'lâkâmi ve'zzirâbi ve butûni'l-evdiyeti vemenâbiti'ş-şeceri). "Allah'ım! Üzerimize değil, çevremize yağdır. Allah'ım! Tepelere, dağ*lara, vadilerin yataklarına ve ağaçların diplerine yağdır”

    Hemen yağmur kesilir. Ortalığı güneş kaplar.



    Zalime Dua





    Bağdat'ta duâsı makbul olan bir derviş zuhûr ettiği haberi yayılmıştı. Bunu, o şehrin vâlîsi bulunan Haccâc-ı Zâlim'e de haber verdiler.

    İnsanlara zulmüyle tanınmış, acımasız bir vâlî olan Haccâc, dervişin hâlini merak ederek, huzuruna çağırttı. Derviş, askerlerin ve cellatların arasında Haccâc'ın karşısına getirildi.

    Haccâc:

    "-Senin duânın kabul olunduğunu söylüyorlar. Hadi, bana da bir duâ et!.." dedi.

    Derviş, ellerini kaldırdı ve yüksek sesle:

    "-Ya Rabbî, Haccâc'ın canını al!." diye niyazda bulundu.

    Haccâc, şaşkın ve öfkeli bir sesle:

    "-Derviş!.. Bu nasıl duâ böyle?! Ben senden hayır duâ istemiştim. Sen bedduâ ettin!.." dedi.


    Derviş oldukça sâkin bir şekilde:
    "-Bu, hem senin için, hem de bütün müslümanlar için hayırlı bir duâdır!.." dedi.


    Bu hikâyede anlatılan, zâlimler için ölümün hayırlı olması, hayatlarının devam etmesi hâlinde zulüm ve günah yükünün artması sebebiyledir. Onun emri altındaki insanlar ise, zâlimin ölümüyle rahatlayacak ve zulümden kurtulacaklardır. Bu da idaresi altındaki kimseler için "hayır"dır.





+ Yorum Gönder